Denkleştirme işlemi yapabilmek için belirlenmek gereken hesap unsurları şöyle.
a-Beden Bütünlüğünün Bozulması Miktarı. (Maluliyet Derecesi)
Ülkemizde bu konuda iki tane pozitif hukuk normu bilirim. İş kazası hallerinde Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü ve Emekli Sandığı ile ilgili Emekli Sandığı Maluliyet Baremleri Yönetmeliği. Asker Kişilerle ilgili olarak da bir yönerge var.
"İş kazası" olmayan hallerde, mahkemelerce kazalı tam teşekküllü bir hastahaneye gönderilerek maluliyet derecesi tespit ettirilir. Bu belirlemelerde çoğu kez pozitif bir norma dayanılmaz ve "bildirilen" oran ne ise ona göre hesaplama yapılır.
Bedeni bütünlüğün bozulması nedenli tazminat davalarının iş kazası olduğu hallerde bu oran S.S.K.Sağlık Dairesi tarafından belirlenerek, iş kazası nedeni ile gelir "sürekli işgöremezlik geliri" bu orana göre bağlanır.
SSK. Sağlık Dairesi'nin "maluliyet derecesi" tayini, "Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü" hükümleri ve eki cetvellere göre yapıldığı için pozitif bir norma dayalı,objektif ve hukuki denetimi yapılabilir niteliktedir.
Bu kavramı karşılamada çoğu kez "maluliyet derecesi","işgücü yoksunluğu derecesi","işgöremezlik oranı" gibi değişik adlandırmaların yapıldığı görülür. Eski yayınlarda farklı tanımlara da raslanır. Tüzüğün 1.maddesine bakılırsa tüzük ile belirlenen şey "sürekli işgöremezlik hallerinin meslekte kazanma gücünü ne oranda azaltacağı....... hakkındaki esaslardır."
İşte "eşit gruplar" bakımından beden bütünlüğü bozulması derecelerini belirlemede kullandığımız anılı tüzük de,kesinlikle zararlandırıcı olay ile yiten yada arızalanan organ nedeniyle işgücü yoksunluğu derecesi yada maluliyet derecesini;"daha fazla efor gerektireceği için öngörmüyor. Yada,en azından bu maluliyet dereceleri aynı işi yapabilmek için belirlenecek oranda "işgücünden yoksun kalmayı gerektiren" ölçütler değil.
Uygulamada karşılaştığımız anlatımları ile yüzde esaslı büyük maluliyet'ler gerektiren birçok hal ise fazla efor'u hiç (en azından belirlenen ölçülerde) gerektirmez. Örnekler mi ?
Malüliyet açıklaması
Arıza
Meslek Maluliyet
Sıra No Ağırlık Ölçüsü Grubu
Simgesi Yüzdesi
1-BURUNUN TAM KAYBI
5
40 4
A 44
2- BİR BÖBREĞİN KAYBI
4
25 1
A 29
3-KULAK MEMESİ (SAYVANI)
KAYBI
A) Teki
3
5 1
A
9
B) Çifti
4
10 1
A 14
4- SAÇLI DERİNİN %
50’DEN FAZLA
İYİLEŞMEYEN YANIĞI 1
7 1
D 17
5- TESTİS VE PENİS
YOKLUĞU 12
64 1
A 98
12 64
1 K
98
12 64
(24,25,26,61) N
88
6- TESTİS YOKLUĞU
A) İkisi
11 41
1 A
45
B) Biri
11
1 1
A
5
7- OVERLERİN YOKLUĞU
A) İkisi
11 41
1 A
45
B) Biri
11
1 1
A 3
Not : (Bu tablo, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü'ndeki Maluliyet belirleme ilkelerine ve eki tablolardan yararlanılarak tarafımdan hazırlandı. Ancak SSK. Sağlık Dairesi Başkanlığı'ndaki uzmanlara inceletilerek "uygun olduğu" görüşleri alınan bir tablo.)
Örnekler çarpıcı değil mi? Köylü çocuğuyum ben; öksüzümüzü daha verimli çalıştırmak için "testislerini kırdırdık". Bilebildiğim kadar ile "testislerin olmaması", en azından "hayvani-fiziki" çalışma gücünü azaltmaz. Enerjisini cinsellikte kullanmayan kişi daha az efor harcayarak iş yapar.
Oysa o organların bir "insan" için önemli olmaları ölçüsünde maluliyet derecelerinin saptandığını görürüz. Penis ve testisleri erkek; overlerin kadın için insan olarak önemlerinin büyüklüğünü saymaya kalkışmak yanlış olmaz mı?
O zaman, örneğin "burnunu" yitiren bir kişi, yada yukarıda örneklediğim gibi olaylarda, neden bunca maluliyet derecesi belirleriz? Neden onlara beden bütünlüklerinin böylesine bozulduğu hallerde, örneğin iki testisini yada burnunu yitirmiş ise "%45 daha fazla efor harcayarak gelir elde edecektir" diye tazminat verdiririz?
Kanımca Anılı tüzüğün getirdiği bu ölçüler,temelde kazalıya sigorta geliri bağlanması için kullanılan "bedeni bütünlüğün bozulması" dereceleri. Derecelerin saptanmasında ölçüt, "insani bedenin
bütünlüğü içinden bozulması." Bu bozulmanın "işgücü azalması" yaratacağı da kuşkusuz. Ama sonuçta gözetilen, "insana verilen önem ile onun fiziki ve psişik bütünlüğünün korunması, korunamama halinde ise onu sigorta geliri ile tatmin"dir.
Yukarıda getirdiğim örneklere dikkat çekerim. Beden bütünlüğünün bozulması miktarının anılı pozitif hukuk normlarına göre belirlenmesinin zorunluluğunu vurgulayan örnek karar olarak derlediklerim de Şöyle ;
A-
"Bu arada Adli Tıp Kurumu raporunda ... Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri
Tüzüğü'nden yararlanmakla birlikte, kayıtsız şartsız bu tüzüğe bağlı kalınmayacağı
görüşüne yer verilmiştir. Ne var ki davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun
hükümlerine göre , iş kazası sonucunda uğranılan bedensel kayıp oranının
saptanmasında... yasanın yollamada bulunduğu Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri
Tüzüğü Hükümlerine göre rapor düzenlenmesi zorunludur. Bu nedenle Sosyal
Sigortalar Yüksek Sağlık Kurulu ile Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu arasında
beliren çelişki Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunda (Üst Kurul) çözüme bağlandıktan
sonra sonuca varmak gerekir..."
( 21. Hukuk D. 25/12/1997 gün 1997/8521 E. 1997/8635
K.)
B-
"Dosyada mevcut....Hastahanesi Sağlık Kurulu'nun verdiği raporda davacının
maluliyet oranı % 60 olarak belirtilmiş, meslekte kazanma gücü kaybı belirlenmemiştir.
Davalı vekili bu rapora itiraz ettiğine göre davacının meslekte kazanma
gücünün (kayıp derecesinin) Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre Adli Tıp Kurumundan
alınacak rapor ile saptanması gerekir....."
( 11. Hukuk D. 15/12/1997 gün 1997/7635 E. 1997/9173
K.)
C-
"İşçinin yaşı ve işçide oluşan %43,2 meslekte kazanma güç kayıp oranına göre ileride çalışıp yaşlılık aylığına hak kazanması üstün olasılık içinde bulunmadığı nazara alınmaksızın zarar hesabında pasif dönemde elde edeceği kazançların hesaplanmamış olması isabetsizdir.
Yapılacak iş,davacıda oluşan sürekli iş görmezlik oranı ve yaşı nazara
alındığında ileride çalışıp yaşlılık aylığına hak kazanamayacağı,başka
bir anlatımla,pasif dönemde yaşlılık aylığından elde edeceği gelirden mahrum
kalacağı nazara alınarak 60 yaşından sonra (pasif) dönem içinde zarar hesabı
yapılmasından ibarettir."
(Yargıtay 21.Hukuk Da. 28/05/1998 gün 1998/3903
E. 1998/3927 K)
D-
"Sürekli işgöremezlik ile ilgili Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun,13.10.1995 gün ve 1994/1258 Esas 69/1167 Sayılı,maluliyeti gerekmez kararı ile, Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun 3.Eylül 1997 gün ve 6054 Sayılı %14.3 maluliyeti gerektirir,şeklindeki kararları arasında çelişkinin bulunduğu ortadadır.
Yapılacak iş;Maluliyet oranına davalı itiraz ettiğine göre, Sosyal Sigorta
Yüksek Sağlık Kurulu Kararı ile Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun Kararı
arasındaki çelişkiyi gidermek için Adli Tıp Kurumu (Meclisinden) üst kurulundan
görüş almak,maluliyet oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek
şekilde tespit etmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
(Yargıtay 21.Hukuk Da. 01/06/1998 gün 1998/3641
E. 1998/4035 K)
Ancak iş kazası sonucu uğranılan maddi ve manevi zararların giderilmesi davalarında, maluliyetin bulunmaması durumunda zarara uğrayanın ne kadar sureyle raporlu kaldığının belirlenmesi ve bu süre gözetilerek kazalının maddi zararının belirlenmesi ve bu süre de gözetilerek manevi tazminat taktiri gerekir. Bu konuda örnek göstere bileceğim karar Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 17/2/1998 gün 1998/15 esas 1998/1020 karar sayılı kararıdır.
Bu kavram, çoğu kez "müterafik kusur" olarak geçmekte literatür ve yargı kararlarında. Hatta 21. Hukuk Dairesi'nin son kararlarında bu sözcük,Türkçe'leştirilerek "karşılık kusur" olarak geçmekte. Ancak gerek "müterafik kusur" kavramı, gerekse Türkçe'si olarak kullanılan sözcük yeterli değil."Karşılık kusur" anlatımı yerine "karışma kusuru" daha uygun ve yapılan işleme denk bir anlatım olur. Çünkü bu nedenle yapılan indirim, kazalının zararlandırıcı olayın meydana gelmesinde "katkısı" ölçeğinde yapılan bir indirimdir.
Uygulamada,kazalının zararlandırıcı olayın meydana gelmesinde "katkısı"nın ne kadar olduğu ya 8 (sekiz) paydasında,yada (çoğu kez) 100 (yüz) paydasında (2/8 veya % 25 gibi) ve iş güvenliği uzmanlarından alınan raporlarla belirlenir.
Yakın zamana kadar kusur oranlarının belirlenmesinin hangi ölçekte (hangi pozitif norma göre) olması gerektiği konusunda Yargıtay Karaları'nda fazlaca (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi emekli üyesi Çetin Aşçıoğlu'un karşı oylarından başka) değinme yoktu. Sayın Aşçıoğlu da bilirkişiden "teknik görüş" aldıktan sonra bu belirlemenin "yargıç tarafından" yapılması gerektiğini biraz da fazlaca "idealize" ölçekte dile getiriyorlardı.
İzleyebildiğim kadarı ile 1995 yılı ortalarından itibaren Yargıtay 10. ve 21. Hukuk daireleri, mahkeme kararlarındaki bu yöne ilişkin incelemeleri, nitelikli ve pozitif normlara göre yaptırmaya yönlendirici bozma kararları vermeye başladılar.
Bu aslında bir indirim hali değil."Hesap" ile ortaya çıkan netleştirilmiş zarar miktarının giderim ölçüsü ve biçiminin belirlenmesi konusunda B.K. 43. maddesi ile yargıca tanınan yetkinin "indirme" için kullanılması halinde yapılan "kanuni kimlik tanıma" hali. Anılan yasa hükmüne göre;
"yargıç, giderimin içerik ve biçimini,duruma ve hatanın ağırlığına göre belirler"
Olayın oluşumunda kazalı,işveren veya 3. kişi kusurlu olmayıp, olay üretim veya işin doğal sonucu, önlenemez bir biçimde oluşan bir olay olabilir.
İşte kazalının kusuru ile gerçekleşmeyen bu oluşumda,işveren veya başka kişiler de etken olmamışlarsa, giderimin tamamının işverene yükletilmesi adil görülmez; bu nedenle de kazalının hesaplanan
zararından bir miktar indirim yapılarak bunun tazmin ettirilmesi zorunlu görülür. Bunun bazen B.K. 44/2 de düzenlenen "hakkaniyet" indirimi ile karıştırıldığı, bazen de her iki nedenle indirimin birlikte yapıldığı da görülür.
Kanımca "kaçınılmazlık" indirimi olarak adlandırılan indirimin iş kazalarında uygulama yeri bulmaması gerekir. Çünkü hizmet akdinde,işverenin satın aldığı şey,işçinin "hizmetidir." İnsan bedeninin emek ile iş üretebilmesinin temel koşulu da onun "bütün ve sağlıklı" olmasıdır. Nitekim İş Kanunu 73. maddesi ve buna bağlı olarak çıkarılan onlarca "işçi sağlığı İş Güvenliği Tüzüğü" ile çok ayrıntılı biçimde düzenlemeler ile güvence altına alınmak istenen şey de işçinin beden bütünlüğü ve sağlığıdır.
Bütünlük ve sağlık içinde emek veren işçi, emeği ile ürettiği iş yada hizmetin "maliki" değildir.O ancak sözleşilen ücreti almaya hak kazanır. Yani iş ve hizmetin "semereleri", bütünü ile işverene aittir. İşte bu üretimin yapılmasın sırasında, işin,kullanılan tekniğin veya üretimin niteliğine göre bazı iş kazaları veya meslek hastalıklarının ortaya çıkması da kaçınılmaz görülmektedir. Üretimin nimetinin (semeresinin) ait olduğu kişi,halk deyişi ile bunun "külfetine" de katlanmalıdır.
Kanımca bilim ve tekniğin gelişen verilerinden yeterince yararlanma halinde bu nedenle "iş kazası" oluşması olanaksız olacaktır. Oluşmuş ise bu bir "munzam" (ek) kusursuzluk hali olarak değerlendirilmelidir.
İşte BK.43. maddedeki yetkilendirme içeriği ve biçimi ile tazminatı taktir eden yargıç bunları gözetmeli, kazalı işçideki ziyanı ile onun yerine konulacak paranın "tatmin" derecesini gözeterek "kaçınılmaz" nedenlerle meydana gelen olayın sonuçlarını olabildiğince,hatta işçiye hiç yüklememelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı olarak ansıdığın bir karar ile bu gibi hallerde kusurun % 75'inden fazlasının işverende imişçesine indirim yapılması gerektiğinin vurgulandığını ansırım.
Belirlediğim bazı kararlardan alıntılar şöyle:
A-
" Dosya içeriğine göre kazanın kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Olayın tamamen kaçınılmazlık sonucu meydana gelmesi davacı işçinin maddi
tazminat isteğinin reddini gerektirmez. Mahkemece maddi tazminat hesabı
yaptırılarak tazminat miktarı belirlendikten sonra, bunun yarıdan biraz
fazla bölümünden İş Kanunu'nun 43.maddesi hükmü gözetilerek işverenin sorumlu
tutulması gerekir. Yerleşmiş Yargıtay içtihatları da bu doğrultudadır."
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 1994/18389 K. 1995/10971
T. 03.04.1995
B-
"Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, olayın % 100 kaçınılmazlık sonucu meydana
geldiği anlaşılmaktadır. Mahkemece kaçınılmazlık olgusu dikkate alınmadan
gerçekleşen tazminatın tamamına karar verilmesi hatalıdır. Yargıtay uygulamasına
göre, kaçınılmazlığın ağırlıklı bölümü işveren tarafına yükletilmek üzere
maddi tazminattan indirim yapılması gerekir."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1993/14655 K. 1994/3970
T. 10.03.1994)
C-
"..İş kazasının meydana gelinmesinde kaçınılmazlık oranının % 40 olduğu
saptanmıştır. Bu durumda, % 40 kaçınılmazlığa isabet eden maddi tazminat
miktarının yarıdan biraz fazlasının davalı işverene yükletilmesi gerekirken,
tamamının işverene yükletilmiş olması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1993/5723 K. 1993/15486
T. 01.11.1993)
D
"...tazminat davalarında öncelikle belirlenen tazminattan kanuni ve taktiri
nedenlerden dolayı indirim yapıldıktan sonra en son SSK. tarafından sigortalıya
bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan indirilmesi koşuldur....
açıklanan kuralın dışında belirlenen zarardan önce SSK. peşin sermaye değerinin
indirilerek ondan sonra Borçlar Kanunu'nun 43. maddesi gereğince %5 hakkaniyet
indiriminin yapıl(ması) (....) usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir."
(Yargıtay 21.Hukuk Dairesi T. 19/2/1998 E.1998/726
K.1998/1053)
İş kazalarının oluşumunda kazalıya karışma kusuru yüklenmediği ve "teknik kusur" hallerinde de belirlenen zarardan bir miktar indirim B.K.43.maddeye dayalı olarak yapılmasındaki hukuki isabetsizliğe değinen 21.Hukuk Dairesi kararları ayrıca dikkate değerdir.
d- "Evlenme Şansı" nedeni ile indirim.
"Destek tazminatı" isteği hallerinde "sağ eş" için hesaplanıp "karışma kusuru" nedeni ile indirime uğratılan "destek zararı"ndan ayrıca "evlenme şansı" nedeni ile bir indirim yapıldığı da görülür.
Bu nedenle bir indirimin yapılmasında "pozitif norm" olarak gözetilecek bir kaynak veya yapılmış istastiki bir inceleme yok. Ancak kimi bilirkişi raporlarında "Biyometrik evlenme ihtimali tablosu"ndan söz edilirse de bunun nasıl bir araştırma ürünü olduğu ve "uygun olasılık" hali denetlenmiş değildir.
"Evlenme şansı" nedeni ile yapılacak indirim miktarının belirlenmesinde etken unsurların,yaş,çocuk sayısı,bulunulan sosyal çevre ile kültürel düzeyi,fiziki görünüşü (güzellik derecesi) ve ekonomik düzeyinin dile getirildiği görülür. Ancak gerek okuduğum kitaplarda gerek ise Yargıtay kararlarında sağ eşin erkek yada kadın olmasının,bu oranın belirlenmesindeki etkenlik derecesinin tartışıldığına rastlamadım.
Sağ eş erkek olduğunda varolan çocuğu,onu evlenmeye zorlayacaktır. Çünkü erkek evin gelirini sağlayan,bunun için de dışarıda çalışan aile öğesidir. Çalışma saatleri içinde evde bulunmaması, ev işlerine ve çocuk bakımı-gözetimine alışkın ve yetkin olmaması,dulunun evine bakıcı kadın gelmesinin toplumdaki olumsuz bakış açısı, erkeği en kısa zamanda evlenmeye yöneltecek,adeta zorlayacaktır.
Sağ eş kadın ise, çoğu kez zaten "işçi" değildir. Evinin hanımı,çocuklarını bakıp gözeten,evini kocanın sağladığı gelir ile çekip çeviren aile unsuru niteliğindedir. Koca'nın ölümünün onun için yarattığı en büyük maddi kayıp, parasal kayıptır. Çocuklarına bakıp gözetmede,parasal kaynak bulma dışında fazla zorlanması olmayacaktır. Çocukların bakım ve gözetimini yapmada da alışkın-becerikli bir yapıdadır.
En önemlisi de "anne"dir o. Annelik duygusu,onu dilenerek dahi olsa çocuklarını bakıp gözetmek yerine,kutsal anlamıyla "erecek" olsa dahi ermek üzere onları terkederek evlenmekten alıkoyan en büyük etik değerdir,Anadolu kadının tamamına yakını bu değere sahiptir.
Ayrıca, olayımızdaki gibi ayda 40,000,000 liranın üstünde (ölüm ve iş kazası sigortasından) aylık gelire kavuşan ve eline de en azından 5,000,000,000 Tl gibi bir para geçen bir kadının, bu ekonomik özgürlüğünü bir tarafa atarak,üstelik annelik onurunu da çiğneyerek evlenmesini kabul etmek toplumsal gerçeğe aykırı düşme olur. Bütün bunlar da kadını erkekten daha güçlü ve evlenmesini istemez kılan sosyal ve toplumsal etkenlerdir. Salt basit hayvani istek olarak cinsellik dürtüsünün bunda etkisi ise oldukça az olacaktır.
Kaldı ki bu gözlükle bakıldığında da,bunca ekonomik özgürlüğünü kazanan kadın, kente yerleşerek cinsel anlamda da daha özgür olacak ve o gereksinimi sağlamada da zorlanmayacaktır.
Ayrıca özellikle sağ eşin "kadın" olması halinde "güzel" olmasının evlenme şansını arttırdığının değerlendirildiği görülmekte. Kanımca bu biraz da Arap Kültürü etkili dinsel kaynaklı bir anlayış. Çok çok güzel olan sinema ve tiyatro sanatçılarının,güzellik kraliçelerinin "evlenebilme oranları" sanırım vasat güzellikteki bir Anadolu kadınından fazlaca farklı değil. Yani kadınla evlenme isteğinde bulunanların çokluğu bu sorunun değerlendirilmesinde belirleyici etken değil.
Bu nedenle tazminatta indirim yapılmasını gerekli gören bir pozitif hukuk normu da yok. Borçlar Kanunu'nun 42 ve 43. maddeleri "zararın tespiti ve tazminatın taktiri ve tazmini yetki ve sorumluluğu"nu yargıca yüklediğinden varsayımsal zarar hesabı yapılmasında bu görevin yerine getirilmesinden öte bir işlem değildir. Bu ad altında bir indirim yapılmasında bir zorunluluk yoktur;yeter ki "hakkaniyete uygun" bir giderim miktar ve biçimi hükme bağlana. Bu nedenle mahkeme yargıcı,bilirkişiye hesaplama görevi verdiğinde evlenme şansı tanınarak davacı eşin tazminatından bu nedenle bir indirim yapılacak ise bunun ne oranda olacağını taktir ederek görevlendirme yapmalıdır. Mesnedi olmayan bir ölçüsüzlük içinde olayın özelliğine,yörenin sosyal ve ekonomik özelliğine uygun ve bir araştırma-incelemenin ürünü olmayan bir oranda indirim ya da indirimsizlik hakkaniyetli bir davranış olmayacaktır. Böyle bir indirim yapılacak ise sağ eşin erkek ve kadın olması halinde etkili ve toplumsal yapımızın gerektirdiği bir ayırım mutlaka gözetilmeli,erkek sağ eşe daha fazla evlenme şansı tanınmalıdır. Kararlardan Alıntılar.
A-
"Sosyal Sigortalar yardımlarının indirimi .. tazminata ilişkindir. Açıkça
mükerrer ödemeyi önleme amacına yöneliktir. Bu nedenle indirim sırasında
evlenme şansının daha önce geldiği ortadadır.
(Yargıtay 10. Hukuk Da. E.6508 K. 1573 T.5/03/1976)
B
"Evlenme şansı taktir edilirken kadının dul kaldığı tarihteki yaşı değil
hüküm tarihindeki yaşı ve diğer özellikleri göz önünde tutulmak gerekir".
(Yargıtay 9. Hukuk Da. E.24111 K. 135 T. 17/1/1972)
C-
"Davacı eş olay tarihinde 21 yaşında ve bir çocukludur. Sosyal ve ekonomik
koşullar yaşanılan çevre dikkate alındığında daha yüksek olması gereken
evlenme şansının %15 olarak kabulü isabetsidir"
(Yargıtay 21.Hukuk Dairesi E.1996/1669 K.1996/2899
T.29/12/1995)
D-
"... Diğer taraftan gayri resmi eş Gülüzar'ın hayatın olağan akışına ve
yaşam deneyimlerine göre evlenme olasılığı bulunduğu gözetilerek tespit
olunacak evlenme şansı oranında maddi tazminattan indirim yapılmaması da
doğru görülmemiştir."
(Yargıtay 21.Hukuk Da. T. 03/06/1996 E.1996/3217
K.1996/3261)
Hesap unsurları belirlenen zararın "hesaplanması" yukarı da açıklanandan çok basit. Zarardan indirilecek yararlar ise çoğu kez,hele hele iş kazalarında başkalarınca "hesaplanıp" bildirilmekte.
Bir hesaplama için Öncelikle şu hesap unsurlarının belirlenerek aşağıdaki gibi bir dizin ile yazılmalı.
Hesap (rapor) tarihi
a) Kazalının adı,soyadı
--------------------
b) Olay (iş kazası) tarihi.
--------------------
c) "PMF." yaşama tablosundan
"bakiye ömür" süresi.
--------------------
1- "çalışma" dönemi
--------------------
2- "yaşlılık" dönemi
--------------------
d) Olay tarihindeki geliri
--------------------
e) "Gelirinin" hesap tarihine dek
gösterdiği artışlar.
--------------------
--------------------
f) kazalının hesap tarihindeki
(günlük-aylık-haftalık) gelirinin
YILLIK miktarı.
--------------------
g) Yaşlılık dönemi baz gelir
miktarı yada hesap unsurları.
--------------------
h Kullanılacak iskonto yöntemi
--------------------
Bundan sonrası hesaplamadır. Şöyle :
1- Gerçekleşen dönem için,gerçekleşen gelirler gerçekleştikleri gibi toplanır. Örneğin rapor tarihinden 11 ay öncesinde meydana gelen olayda kazalının geliri yıllık net 87,500,108 olsun.
gerçekleşen dönem zararı net 87,500,108 * 11/12 = 80,208,432 Tl olur.
2-İskontolu çalışma dönemi için bilinen en son (gerçekleşmiş yada gerçekleştiği kabul edilmiş) "yıllık gelir" iskontolu dönem baz geliridir. Ama bu gelir, "düzenli değişen artışlar" halinde ise tek evre, düzensiz (artarak veya azalarak) değişen halde ise ayrı evreler halinde hesaplanacaktır.
Tahir Çağa Hoca'mızın değerlendirmesi ile "% 10 artışla % 10 iskontonun birbirini ifna edeceği" yöntem ile iskonto yapacaksak (ki bu bileşik iç iskonto yöntemidir,dış iskontoya göre daha adaletli
dir) aslında fazlaca bir işleme gerek yoktur. Rapor tarihinden 60. yaş sonuna kadar geçecek yıl sayısı kadar sayı ile çarpmak istenilen sonuçtur.
Örneğin 1/8/1996 tarihinde iş kazası geçiren 1/03/1952 doğumlu kişinin,olaydan 11 ay sonrasında zarar hesabı yapılacaktır.
Bu kişinin 60 yaş bitim tarihi 1/03/2012 olur. 1/7/1997 tarihinde 60 yaşını doldurmaya 14 yıl 8 ay kalmıştır.Tahir Çağa Hoca'nın yöntemi ile hareket eder isek iskontolu çalışma dönemi zararı 87,500,100 * 14 = 1,225,001,400 14 yıllık zarar
87,500,100 * 8/12 = 58,333,400 8 aylık zarar
Toplam zararı ise = 1,283,334,800 Tl .olur.
Ancak Yargıtay'da bu "her yıl gelirinin ayrı ayrı % 10 arttırılarak ayrı ayrı iskonto edilmesi gerektiği" nitelemesine uygun olmamaktadır. Bu nedenle her yıl gelirinin ayrı ayrı artışlı miktarları ile iskontolu sonuçlarının,bunları sağlayan çarpanlarla bir arada gösterilmesi gerekir.
Bunu yapabilmek için de "bilinen son yıllık geliri", çalışmanın sonunda tablo olarak verilmiş bulunan cetvelden yararlanmak gerekecektir. ilk sütun [yıl (n) sütünü] artışlı gelir (veya iskontolu gelir) hesabında sıralı yıl sayısıdır.
2. sütun, artışlı yıl gelirini bulmada kullanılacak ve % 10 gelir artış esasına göre bulunun "faktörel değer" çarpanlarının yer aldığı sütundur. Kısaltılmış adı (Kn) sütunudur.
Bilinen geliri 1.yıldan başlayarak herbir yılın karşısındaki artışlı yıl (Kn) faktörel değeri ile çarpıldığında o yılın artışlı gelirini verecektir. İşlemin, "çalışma dönemi" yıl sayısı kadar tekrarı (ki çarpım sonuçları da alt alta,yıl sıra sayısı ile yazılmalı) bize bu dönemin artışlı yıllar gelirini verecektir."Eksik yıl"
için gelirin artışlı miktarı bulunmak gerektiğinde de oranlama yapılarak bilinen gelirin eksik yıla dek gelen kısmının artışlı yıl geliri ile çarpımı gerekecektir.
Bu yöntemde "iskonto işlemi" gelir artış işleminin tersidir. Bunun için de artışlı yıl gelirinin (1/ Kn) ile çarpımı sonucu verir Diğer bir anlatımla da (K^n) simgesindeki (n)in, (-n) olduğu formül (1/ K^n) olarak yazılmıştır.
Öyle ise yapılacak işlem, iskonto edilecek artışlı yıl gelirini, aynı cetvelimizdeki(1/Kn)
sütunun, aynı yıl karşısındaki faktörel değeri (çarpanı) ile çarpmak yeterlidir.
Sonuçta elimize şöyle bir hesap tablosu geçecektir.
Yıllık
Artış
Artışlı
iskonto
Yıllık
Gelir
Çarpanı
Yıllık Gelir Çarpanı
Peşin Değer
87,500,100
* 1.100000
= 96,250,110 * 0.909091
= 87,500,108
87,500,100
* 1.210000
= 105,875,121 * 0.826446
= 87,500,070
87,500,100
* 1.331000
= 116,462,633 * 0.751314
= 87,500,006
87,500,100
* 1.464100
= 128,108,896 * 0.683013
= 87,500,041
87,500,100
* 1.610510
= 140,919,786 * 0.620921
= 87,500,054
87,500,100
* 1.771561
= 155,011,764 * 0.564474
= 87,500,110
87,500,100
* 1.948717
= 170,512,932 * 0.513158
= 87,500,075
87,500,100
* 2.143589
= 187,564,251 * 0.466507
= 87,500,036
87,500,100
* 2.357948
= 206,320,685 * 0.424098
= 87,500,189
87,500,100
* 2.593742
= 226,952,684 * 0.385543
= 87,500,018
87,500,100
* 2.853117
= 249,648,022 * 0.350494
= 87,500,133
87,500,100
* 3.138428
= 274,612,763 * 0.318631
= 87,500,139
87,500,100
* 3.452270
= 302,073,970 * 0.289664
= 87,499,954
87,500,100
* 3.797498
= 332,281,454 * 0.263331
= 87,500,007
58,333,400
* 4.177248
= 243,673,079 * 0.239392
= 58,333,390
1,288,876,473 = TOPLAM =
1,283,334,330
Not: sonuç hesaplarının on milyonda 8 kadar farklı olabileceğini göstermek için iskonto edilecek geliri 87,500,000 liradan 100 lira fazla aldık. Bu da ondalık çarpanın basamak sayısının azlığının getirdiği bir sonuçtur.
Sonuçlar da gösterdiği gibi,Tahir Çağa Hoca'nın hiç te haksız olmayan nitelemesi gibi,yaptığımız aslında "boşuna uğraş"tan öte değildir,artış ile iskonto birbirini "ifna" etmektedir. Biri "kıdem artışı" diğeri "faiz" olmasına göre yöntem,bu iki farklı "cins" % 10'u birbirine "mesettirmekte.
b) Yaşlılık dönemi iskontolu zarar hesabı.
Bu dönem zarar hesabını iki aşamada yapmak gerekir.
Yaşlılık dönemi baz gelirinin bulunması. Önerimiz ve yaygın uygulama, kazalının
bu günkü verilere göre alabileceği yaşlılık gelirinin [(gösterge*katsayı*gelir
bağlama oranı)+ S.Y.Zammı] ölçütünde bulunmasıdır. Bu gelir, kazalının
yaşlılık geliri almaya başlayacağı 60.yaş bitimine dek % 10 artacaktır.
Öyle ise ilk yaşlılık geliri =
[(gösterge*katsayı*gelir bağlama oranı)+ S.Y.Zammı]
*. K^n olacaktır. Örneğin 17 yıl sonra emekli olacak kazalının ilk yaşlılık
geliri şöyle olmaktadır:
(((18,310 * 4,475 * 0.60)+4,690,000)*12)* 5.599917 = 3,618,824,283 Tl
İşte bu gelirin yaşlılık dönemi içinde % 10 arttırılarak hesap tarihine kadar % 10 iskonto edilmesi gerekir. Ama uygulamada belirlenen rapor tarihindeki baz gelir,(n = çalışma dönemi + yaşlılık sıra sayılı) tek artış çarpanı ile arttırılıp tek iskonto çarpanı ile iskonto edilmektedir. Artışlı ve iskonto yıl gelirlerini bulmada bu işlem biçimi daha kolay ve aynı sonucu veren işlemlerdir.
Böylece getirdiğimiz örnekteki gibi
((gösterge*katsayı*gelir bağlama oranı)+ S.Y.Zammı)*12
((18,310 * 4,475 * 0.60) + 4,690,000) *12 = 646,228,200 Tl. yıllık yaşlılık
geliri ve 17 yıl çalışma döneminden sonrası yaşlılık dönemimim 5 yıl olması
varsayımlı hesabı şöyle olur.
Gelir .
Kn 1/Kn
iskontolu gelir
646,228,200 * 5.559917 * 0.179859 = 646,228,918
646,228,200 * 6.115909 * 0.163508 = 646,228,231
646,228,200 * 6.727500 * 0.148644 = 646,229,822
646,228,200 * 7.400250 * 0.135131 = 646,230,256
646,228,200 * 8.140275 * 0.122846 = 646,228,343
Toplam
3,231,145,570 Tl.
Sonuçtaki az farklılıklar, ondalık sayıların (virgülden sonraki) son basamak sayısının yuvarlatılmasından kaynaklanmakta. İşlemi doğrudan formüldeki değerler ile yaparsak değişme olmaz. Şöyle:
Gelir
. Kn
1/Kn
646,228,200 * 5.559917 * 1/5.559917 = 646,228,200
646,228,200 * 6.115909 * 1/6.115909 = 646,228,200
646,228,200 * 6.727500 * 1/6.727500 = 646,228,200
646,228,200 * 7.400250 * 1/7.400250 = 646,228,200
646,228,200 * 8.140275 * 1/8.140275 = 646,228,200
Toplam =
3,231,141,000 Tl.
Yukarıdaki açıklamalarımız gibi yapılan "zarar hesapları" şöyle olabilmekte.
a) gerçekleşen dönem gelirleri
962,501,188 Tl.
b) gerçekleşen dönem bakıcı giderleri (varsa) ..........
c) İskontolu dönem gelirleri
1- çalışma devresi
1,283,334,800 Tl.
2- Yaşlılık devresi
3,231,141,000 Tl.
d) iskontolu dönem bakıcı giderleri (varsa) .......... Tl.
c) Kıdem tazminatı-emekli ikramiyesi (yapılırsa)....... Tl.
d) karşılanmamış masraf ve tedavi giderleri.(varsa).... Tl.
Toplam
: ............... Tl.
tazminat hesabındaki ZARAR kalemini oluşturur.