1- Kimler Destek Tazminatı İsteyebilir
"Destek tazminatı",ölen bir kazalı ile "fiili bir ilişkisi" olan kişilerin,haksız eylemden doğan "zararları" ağırlıklı tatminleridir. Onların ölen kazalı ile kazadan önceden var olan bir ilişkileri vardır; ölümünden önce ondan maddi destek almakta,bakımını görmektedirler. Yada gelecekte maddi destek alacakları ve bakımını görecekleri kabul edilir. Bu,çoğu kez "kan bağı"ndan kaynaklanan bir fiili durumdur. Ölüm ile onlar analarını, babalarını yada evlatlarını yitirmişlerdir. Bu yitme ile ondan sağlanan ve sağlanacak bakım veya maddi desteğin ortadan kalkacağı mutlaktır.
Toplumsal yaşam içinde,biçimlenen ve gerçekleşen biçimi ile kazalının sağlığında "mali-ekonomik destek" verdiği kişilerin tamamı destek tazminatı isteminde bulunabilir. Destek isteyeceklerle kazalı arasında bir aile bağının bulunması şart değildir. Ancak kan bağı,belirli derecelerdeki yakınlık hallerinde desteğin varlığı "varsayılır".Bu bir karine olup desteğin olmadığı veya olmayacağının ileri sürülmesi ve kanıtlanması düşünülmemeli. Örneğin evlatlıktan çıkarılan (reddedilen) çocuklarının ölümü halinde anne ve babasına destek olacağı pek düşünülmeyebilir. Ama "red" olayı kendi iradeleri ile gerçekleştirdikleri,"güç" bir olay olmasına rağmen çoğu kez evladın "kusurlu" olduğu hallerde olası olur. Reddetmelerine rağmen çocuğun anne ve babasına destek veremeyeceğini,hele hele gelecek dönem bakımından pek doğru olmamalı.
"Varsayılan" (karine olarak varlığı kabul edilen),anne ve babanın bakım ve yetişme süreleri içinde çocuklarına bakıp gözettikleri,gelir elde etmeye başlamalarından sonra da evlatların anne ve babaya bakıp yardım edeceğidir. Bu ilişki "kan bağına" dayalı bir ilişkidir.
Evlilik bağı ile birbirine bağlı bulunan eşlerin birbirlerine destek olacakları da tartışılmayan bir diğer ilişkidir. Öylesi ne ki "mal ayrılığı" rejimi olan hallerde, mal varlığı hiç olmayan eşin dahi, büyük ölçüde malvarlığı olan eşe,ona baktığı,geniş anlamda "maddi" desteğinin olacağını tartışmamak gerekir.
Bu arada da evlilik bağı sona ermiş bulunsa dahi "nafaka" alan eşin de en azında bu denli bir zararının varlığı tartışılmamalı.
Medeni Kanun tanımamasına rağmen çok eşlilik de toplumsal yaşamımızın bir gerçeği. Birden fazla "karısı" olan bir erkeğin ölümü halinde,yasal nikahı olmayan,"dini nikahlı" eşinin de destek kaybına uğradığını kabul etmek gerekir. Hatta kişi,yasal eşinden ayrı ve diğer eş ile yaşıyorsa nikahsız eşe verilen destek daha fazla olarak belirlemeli. Zaten BK.45/2. maddesi "yardımından mahrum kalanları" bunu istemekte hak sahibi görmüş.
Bunlardan da öte,örneğin "ölünceye kadar bakma akdi" ile bakılacak kişi de,"bakacak" olanın ölümü halinde bu zararını "destek zararı" ölçeğinde isteyebilmesi gerektiğini düşünürüm. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 1980'li yıllarda böylesine bir kararını da anımsarım.
Keza "nişanlının" ölümü halinde de, ilişkinin özel olarak değerlendirilmesi suretiyle "evlenme olasılığı" yüksek görüldüğünde sağ nişanlının da destek zararı (evlenme şansı nedeni ile indirim yüksek tutulmalı) isteyebileceğini kabul etmek gerekir.
Bazı Kararlardan Alıntılarla Destek... :
A-
"BE. 45.Maddesi anlamında destek kavramı,kanun yada sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkiyi değil fiili durumu amaçlar.....fiilen ve düzenli bir biçimde yardım eden ve olayların normal akışına göre eğer ölüm vukubolmazsa idi az çok yakın gelecekte bu yardımı sağlayacak kimse destek sayılır." AYİM.
Kan bağına bağlı "destek zararı" istenebilmesi olgusuna güzel bir örnek de AYIM 2.Dairesinin bir kararında gördüm. Kararın buna ilişkin bölümü şöyle :
B-
"Babası ölmüş bulunan,bu nedenle de annesi ve küçük kardeş lerinin bakımını
üstlenen en büyük evladın ölümünden dolayı henüz reşit olmamış kardeşlere
destekten yoksun kalma tazminatının ödenmesi gerekir."
(AYIM 2.. 18.9.1985 85/42-149 E/K)
C-
"... davacıların maddi durumlarının ve gelirlerinin pek fazla olması ve
yeterli derecede bulunması ve ölenin gelir ve yardımına muhtaç olmamaları
anılan davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talep etmelerine mani
değildir. Nitekim destekten yoksun kalma yalnız parasal yardım olarak düşünülemez.
Evladın bayram günlerinde anne ve babaya ziyareti ve evde ailesine yardımcı
olması, her türlü hastalık ve sair sıkıntılarında yardıma koşma görevi
maddi desteğin kapsamında kabul edilmelidir. Bu anlayış gerek doktrin,
gerekse Yargıtay uygulamasında yerleşmiş bir görüştür. Bu durumda anılan
davacıların destekten yoksun kalmadıkları gerekçesiyle talebin reddi isabetsizdir.
(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi E. 1992/2629 K. 1992/4737
T. 06.10.1992)
D-
"Ölenin anne ve babası maddi tazminat istemişlerdir. Anne ve babanın maddi
tazminat isteyebilmeleri için ölenin maddi desteğinden yoksun kaldıklarını
ispat etmeleri gerekir. Gösterdikleri şahitler babanın öğretmen emeklisi
olduğunu ve bir evinin bulunduğunu söylemişlerdir. Sosyal durumları itibariyle
bir evi bulunan ve emekli maaşı olan bir kimsenin işçi olan evli ve çocuklu
evladının desteğine ihtiyacı bulunup, bulunmadığı, aldığı emekli maaşının
neden ibaret olduğu da araştırılıp tespit
edilmek suretiyle bir değerlendirilmeye gidilmesi gerekir. Bir erkek çocuğunun
bulunduğunun da değerlendirilmede nazara alınması icabeder. Sırf şahit
beyanlarına göre kendilerinin ölenin maddi desteğine muhtaç oldukları sonucuna
varılarak hüküm kurulması doğru değildir."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1992/829 K. 1992/6469
T. 22.06.1992)
E-
"...Davacı anne ve babanın ölenin maddi desteğine muhtaç oldukları ve ölenin
sağlığında kendilerine yardımda bulunup bulunmadığı, yardım yapıyorsa bunun
mahiyeti ve miktarı araştırılıp, tespit edilmek gerekirken, bu yolda hiçbir
araştırma ve inceleme yapılmadan maddi tazminata karar verilmiş olması
doğru değildir."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1991/14853 K. 1992/3122
T. 17.03.1992)
F-
".....Davacılar iş kazasında ölen çocukları işçinin desteğinden yoksun
kaldıklarını ileri sürerek maddi tazminat isteğinde bulunmuşlardır. Davacıların
çocuğu olan işçinin sağlığında kendilerine bakıp yardımda bulunduğu konusunda
mahkemece hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadan
istekleri hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, iş kazası sigortasından davacılara
gelir bağlanmadığı da açık seçik ortadır. Bu durumda davacıların çocuklarının
desteğinden yoksun kaldıkları ve bakım ihtiyacı içinde oldukları konusunda
gerekli inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre,karar verilmesi gerekir."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1992/8811 K. 1993/3347
T. 01.03.1993)
G-
"...bu tür davalarda öncelikle destek durumun yönetimce araştırılıp saptanması
zorunludur. Dosyada yeterli bilgi ve belge bulunmamaktadır. Aksine Sosyal
Sigorta kolundan aylık bağlanmamıştır. Bu arada babanın yeterli düzeyde
geliri bulunduğu iddia edilmiştir. Şu durumda destek
olgusunun sağlanmadan eksik incelemeyle sonunca gidilmesi usul ve yasaya
aykırı olup bozmayı gerektirmiştir."
(Yargıtay 21.Hukuk Dairesi E.1997/828 K.1997/916
T.19.02.l997)
I
"506 sayılı yasanın 24.maddesine göre Sosyal Sigortalar Kurumunun sigortalının anne ve babasına sürekli ve düzenli bakması nedeniyle gelir bağladığı dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Öte yandan ölen işçinin anne-babasına sürekli ve düzenli bakmadığına ilişkin inandırıcı güç ve nitelikteki deliller toplanmış değildir. Zabıta araştırması bu konuda inandırıcı delil niteliğinde sayılamaz.
Yapılacak iş,ölen işçinin anne babasına sürekli ve düzenli olarak kazancından
pay ayırmak sureti ile bakıp bakmadığı giderek anne ve babasının muhtaç
olup olmadığı ve yeteri kadar gayrimenkullerinin olup,olmadığı tapudan
ve bu konuda bilgisi olan köy ve ihtiyar heyeti gibi kişilerin bilgisine
başvurularak saptanmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir."
(Yargıtay 21.Hukuk Dairesi T. 11/06/1996 E.1996/3370
K.1996/3445)
K-
"...hak sahibi eşin destek süresinin işçinin bakiye ömrü ile sınırlı olacağı,kız
çocukları yönünden köyde oturmaları halinde 18 yaşına, kentte oturmaları
durumunda 22 yaşına kadar destek görecekleri..."
(Yargıtay 21.Hukuk Dairesi T. 27/06/1996 E.1996/3760
K.1996/3839)
L-
".... maddi tazminat isteminde bulunan kişilerin desteklerinin kaybından
dolayı istemde bulunabilmeleri için destek olgusunun saptanması zorunludur.(...)
desteğin anne ve babasına sürekli bakıp yardım ettiği belli değildir. SSK.bu
durumu saptamış ve ana babaya gelir bağlamamıştır Bu olgunun ürütülebilmesi
için aksinin kabulü yolunda güçlü delillerin varlığı gerekir."
(Yargıtay 21 Hukuk Dairesi T. 10/01/1997 E.1997/248
K.1997/470)
M-
Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının eşi Zeynep'in sigortalının
nikahsız eşi olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca,
tazminat isteminde bulunan nikahsız eş olması,29 yaşında ve 4 çocuklu bulunması
ve sosyal durumu nazara alındığında, nikahlı eşe nazaran evlenme olasılığının
daha fazla olduğu söz götürmez. Bu bakımdan, nikahsız eş için %35 oranındaki
evlenme şansının az olduğu ortadadır.
(Yargıtay 21.Hukuk Da. 24/03/1998 gün 1998/843
E. 1998/2117 K)
Kazalının destek isteyenlere verebileceği destek tamamen "varsayılır." Bu da hemen hemen her bilirkişiye göre değişmektedir. Ama bir genelleme yapıldığında üç biçimde destek dağıtımı varsayımlar olduğu görülür.
a) Kazalının gelirinin belli bir oranını kendisine ayırarak diğer kısmını da eşi ile çocuklarına ve varsa diğer (ana-baba gibi) değişken oranlarda dağıtım.
b) Kazalının gelirinin % 30'u kendisine ayırarak geriye kalan % 70'ini de eşine iki (2) çocuklarına ise birer (1'er) pay olarak dağıtan anlayış. (Ki İstanbul'daki bilirkişilerce buna göre hesaplama yapıldığını gördüm.)
c) Kazalının gelirinin tamamı esas alınarak bunu kazalı ve eşine ikişer (2'şer) ve çocuklarına ise birer (1'er) pay olarak dağıtan anlayış. Ankara ve İzmir'deki bilirkişi hesaplarındaki dağıtım anlayışı da bu.
Temyiz nedeni yapılıp yapılmadıklarını, yapılmışlar ise bilirkişi raporuna itiraz konusu yapılıp yapılmamış olduğunu bilemem ama bu gibi destek dağıtımlarından dolayı Yargıtay bozma kararına rastlamadım,özellikle araştırmama rağmen.
İlk anlayış (a daki) tamamen taktiri olduğunu için hiç kabul görmemesi gerekir.
Kazalının gelirinin %70'ini dağıtma anlayışı ise Anadolu toplumsal yaşamını tamamen yadsıdığı sonuçlar getirici. Örneğin 5 çocuğu olan bir işçi, 100 lira olan gelirinin 30 lirasını kendisi yiyecek, 20 lirasını eşi yiyecek, çocuklarının her biri ise 10'ar lira. Yada 8 çocuğu olan bir diğer kazalı da 100 lira gelirinin 30 lirasını kendine, 16 lirasını eşine ve 8'er lirasını ise çocuklarına.
Ama bu gelirin tamamı kendi ve eşine ikişer pay,çocuklara birer pay olarak ayrılır ise 5 çocuk olduğunda her bir çocuğa 11.11 lira, eşlerin her birine ise 22.22 lira pay düşer; 8 çocuk olduğunda ise eşlerin her birine 16.66 pay, çocuklara ise 8.33 pay dağıtımı olur.
Görüldüğü gibi son pay en azından aile içi gelir dağıtımında eşitsizlikçi- gayriadil değil.
Zaten SSK. tarafından eş ve çocuklara bağlanan gelirlerde, eşe iki pay,çocuklara birer pay olarak bağlanmakta.
(SSK. tarafından gelir bağlanırken sigortalının,(4)Çocuklu olması halinde gelirin 2/6'sı eşe 1/6'sı her çocuğa (3) Çocuklu olması halinde 2/5'i eşe 1/5'i her çocuğa, (1) ve (2) Çocuklu olması halinde 2/4'ü eşe 1/4'ü her bir çocuğa verilmektedir.)
Kararlardan Alıntılar.
A-
" Ölenin eşi ve bir çocuğunun bulunduğu, bunların da daha önce açtıkları
davada maddi ve manevi tazminata karar verildiği görülmektedir. Ölenin
1958 doğumlu ve öldüğü tarihte 29 yaşında olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay
içtihatlarına göre ana ve babanın maddi tazminatlarında destek payları
ayrılırken genelde ölenin iki çocuğunun olabileceği farz edilmektedir.
Bu hususun da payların ayrılmasında dikkate alınması gerekir. Oysa hesaplar,
ölenin bir çocuklu olduğu ve ilerde çocuk sayısında artma olabileceği göz
önüne alınmadan yapılmıştır. Bu şekilde hesap yapılması da isabetli değildir.
"
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1992/829 K. 1992/6469
T. 22.06.1992)
B-
" Muris iş kazasında bekar olarak ölmüştür. Kazancından yaşam sürecince
ana ve baba için %15'er pay ayrılarak maddi tazminat hesabı yapılmıştır.
Murisin evleneceği nazara alınmamıştır. Oysa,evleneceği ve normal olarak
2 çocuk sahibi olabileceği düşünülmelidir. Böyle olunca gelirin-den ana
ve baba için % 15'er pay ayrılması mümkün görülemez. Bu miktarlar çok fazladır."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1992/3010 K. 1992/5710
T. 26.05.1992)
Çocuğun destek süresi için kız erkek ayırımı yapılmasını doğru bulmam. Bu biraz da Sosyal Güvenlik kurumlarının ölüm sigortasın dan bağlanan gelirin devam süresinden kaynaklanıyor. Ancak bu süreler toplumsal yaşama alışkanlıklara göre değerlendirilerek yargıç tarafından belirlenmeli.
Öncelikle "genelde reşit olunacak tarihe" kadar yardımın devam edeceği doğru değil. Gelinen bu günde ülkemizde çocukların %29'u lise öğrenimini bitiriyor. Üniversitelileşme oranı % 2.7 dolaylarında. Lise bitiminden sonra üniversiteye girebilme için askere gitme bir yıl ertelendikten sonra,askerlik dönüşü işe girebilme 21-22 yaşlarından önce olası değil.
Desteğin sürebileceği yaş,desteğin sosyal ve ekonomik çevresi etkenlerine de bağlı. 25 yaşına geldiği halde iş bulamayan yada üniversiteyi bitiremeyen gençlerimiz de az değil.
Öyle ise destek süresini de kazalının sosyo - kültürel çevresine göre yargıç tayin ve taktir ederek hesap yaptırmalı.
Eşe verilecek destek süresi de,kazalının bakiye yaşama süresini geçmemek koşulu ile PMF. yaşama tablosuna göre belirlemeli.
Kararlardan Alıntılar.
Kuşkusuz bu kural,gerçeğin,olasılıklara ve varsayımlara üstünlüğü ilkesini
ortadan kaldırmaz. Giderek, her somut olayda, özel durumlar göz önünde
bulundurulmalıdır."
(Yargıtay 10.Hukuk Dairesi E. 7509 K. 786 T.
16.02.1981)
C-
"...Davacının nikahsız olarak birlikte karı koca hayatı yaşadığı işçinin iş kazasında ölümü nedeni ile açtığı kısmi tazminat davasında taleple bağlı olarak maddi tazminata karar verilmiş, bu defa önceki davada saklı tuttuğu kısım için bu davayı açmış ve dava görülmekte iken evlenmiş, fakat yine dava sırasında evlendiği şahıstan boşanmış, mahkemece bu evlilik durumu dikkate alınmadan önceki davada yaşam boyu hesaplanan maddi tazminatın fazlaya ait kısmı hüküm altına alınmıştır.
Davacı nikahsız olarak birlikte karı koca hayatı yaşadığı işçinin ölümünden
sonra başka bir şahısla evlendiğine göre maddi tazminatın evlilik tarihine
kadar hesaplanması ve evlilik tarihine kadar gerçekleşen maddi tazminata
karar verilmesi gerekir. Davacının evlendiği kişiden daha sonra boşanmış
olması bu sonucu değiştirmez."
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1992/4916 K. 1992/12942
T. 30.11.1992)
IV- ZARARIN NETLEŞTİRİLMESİ, DENKLEŞTİRME ve İNDİRİMLER
Ülkemiz tazminat hukukunda,giderimi gereken zarar miktarının belirlenmesinde "Fark teorisi" benimsenmiştir. Fark teorisi "zarar görenin malvarlığı,zarar verici olay meydana gelmemiş olsa idi ne durumda olacak idiyse o hale getiren zararı ödettirmek" olarak özetlenebilen bir teori olduğunu yukarıda belirtmiştik. Burada dikkat edilmek yada gözetilmek gereken olgu da,bu zararlı olayın meydana gelmesinde, zarar görenin katkısı,katılımı (kusuru) var ise bunun sonuçlarını kendi üzerinde bırakmaktır.
İşte doktrin ve uygulamada "indirimler" adı altında ikisi birlikte değerlendirilen ikili indirim var;bunların kimileri oransal olarak yapılan indirimler,kimileri ise "çıkarma" işlemi ile yapılan indirimler. Giderimi gereken zararın miktarının belirlemede hangisinin önce yapılması sonucu etkileyeceğini belirlemek için bu indirimleri iki ana gurup olarak isimlendirerek açıklayacağız.
1- Denkleştirme ve İndirimde Sıra
Tazminat davalarında,kazalının belirlenen zararlarından olay nedeniyle elde ettiği yararlar (menfaatler) var ise bunların indirilerek zararın netleştirilmesi gerektiği,netleştirilen zarara tazminat olarak hükmedilebileceği kabul edilir.
Öyle ise zarardan sonra yapılmak gereken hesap,elde edilen yararlar olmalıdır;ana kural da budur. Kazalının mal varlığında kaza ile meydana gelen zararlardan bazılarını başka kişiler,bazılarınıysa kazayı yapan kişi karşılamış yada gidermiş olabilir. İndirilecek hesap kalemlerinin neler olduğu ve nitelikleri sorununu aşağıda incelemeye çalışacağız. Ancak, özellikle sonuçta giderimi gereken zarar miktarına etkili olduğundan yararların indirilmesi ve oransal indirimlerden (indirimler ve denkleştirmeden) hangisinin önce yapılması sorunu önem göstermektedir.
İş kazası sonucu, işçiye veya destek isteyen hak sahiplerine iki türlü gelir bağlanabilmektedir. Bunlardan biri "iş kazası sonucu maluliyet yada iş kazası sonucu ölüm geliri, diğeri ise yaşlılık veya ölüm nedeni ile gelirdir.
Bu iki tür gelirin niteliği ve iş kazası nedeni ile tazminat alacağından indirilip indirilmeyeceği aşağıdaki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında normatif dayanakları ile açıklandığı için ayrıca konuyu irdelemede yarar görmüyor,kararı alıntılamakla yetiniyorum.
"...Olayda mahkemece yukarıdaki esaslar uyarınca davada hüküm altına alınacak tazminat miktarı belirlenirken, desteklenene Sosyal Sigorta Mevzuatı uyarınca ölüm nedeni ile sağlanan hakların peşin sermaye değeri indirilmemiştir. Dosyadaki yazılardan söz konusu haklarla ölüm olayı arasında uygun neden sonuç bağının gerçekleştiği açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bu yönden de gereken indirimlerin yapılması zorunludur.(...)
Gerçekten 506 sayılı S.S.K.'nun 23 ve 24.maddelerine göre iş kazası sonucu ölen sigortalının eş ve çocuklarıyla ana ve babasına gelir bağlanabilecektir. Bunun için ölümün iş kazası sonucu meydana gelmiş olması yeterli olup,ayrıca sigortalının ölmeden önce 506 sayılı
S.S,K,'nun 2.maddesi uyarınca belirli bir süre sigortalı olması ve belirli gün sayısında pirim ödemiş bulunması gibi koşullar aranmaz. İstekte bulunma koşuluda gerekmez. Kurum resen gelir tahsisinde bulunur. Bununla ilgili iş kazası ve meslek hastalığı sigorta priminin tamamı işveren tarafından ödenir,sigortalının bir katkısı yoktur.
Söz konusu "gelir"in hukuki niteliği ise,destekten yoksun kalanların maddi zararların "kanuni sigorta" kavramı içinde sigorta primleri iş verenden alınmak suretiyle 506 sayılı sosyal sigortalar kanunu hükümleri gereğince sosyal sigortalar kurumunca karşılanmak amacına yönelik bir ödeme olarak ifade edilebilir.
Buna göre "gelir "zarar karşılığı olması" itibariyle bir tazminat niteliğine haizdir ve sorumluluğu gerektiren hallerde işverenin genel hükümlere göre ödemekle yükümlü olduğu tazminatın bütünlüğü içinde yer alır. Bu bazen işverenin ödemesi gereken tazminata eşit olabileceği gibi,bazende onun altında veya üstünde olabilecek veya altında olduğu zaman ikisi arasındaki fark destekten yoksun kalanların işverenden isteyebilecekleri maddi tazminat miktarını oluşturur.
Uyuşmazlığın asıl konusunu teşkil eden ölüm sigortasından bağlanan aylığa gelince:
Konu ile ilgili hüküm 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 66.maddesinde yer almaktadır. Bu madde hükmüne göre,ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesi için sadece ölüm olgusu yeterli olmayıp,bundan başka sigortalının ölmeden önce 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 2.maddesine göre belirli bir süre sigortalı olması ve belli gün sayısın da malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları pirimi ödemiş bulunması da gerekmektedir. Ölümü meydana getiren olay hangi sebepten ileri gelmiş olursa olsun,buradaki koşullar gerçekleşmedikçe ölüm sigortasından aylık bağlanmaz. Ölümü intaç eden olayın iş kazası olması da farklılık yaratmaz. Ölüm aylığı ölümü meydana getiren olayın sebebinden tamamen bağımsız olarak gerçekleşir. Bu nedenle ölüm aylığının gerçekleşmesi ile ölümü meydana getiren olayın sebebi arasında uygun sebep sonuç bağı yoktur.
Bunun sonucu olarak ölüm aylığının ölüme neden olan olayın sebebi ile uygun sebep sonuç bağı içinde gerçekleşen bir yarar olduğundan söz edilmeyecektir.
Bu itibarla,ölüm aylığının destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesinde zararından indirilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki 73.madde de görüldüğü gibi ölüm aylığının maddi kaynağını teşkil
eden malullük,yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin bir bölümü sigortalı
işçi tarafından bir diğer bölümü de işveren tarafından ödenmektedir. İşverenin
ödediği pirimler de aslında sigortalıya ait olmaktadır. Toptan ödeme ile
ilgili 506/71.maddesinin,ölen sigortalının kendisinin ve işverenlerinin
ödedikleri malullük yaşlılık ölüm sigortaları primleri toplamının hak sahibi
kimselere ödeneceğine dair hükmü de bunu göstermektedir. Öyleyse,işçiye
ait olan sigorta primleri karşılığı ödenen ölüm aylığından işverenin yararlandırılması
doğru olmayacaktır. Bu durum T.C. Emekli Sandığınca mensuplarının hak sahiplerine
bağlanan dul ve yetim aylığına benzemektedir.
(....)
... ölüm sigortasından bağlanan yardımlar için 506 sayılı SSK.'nun 26.
maddesine göre kurumun rücu hakkı bulunmadığından işverenin mükerrer ödeme
bulunması gibi bir durum da olmayacaktır."....
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu T. 31/01/1986 E.1985/9-853
K.1986/67)
"Davacı eşin desteği olan işçinin bir iş kazasına bağlı bulunmayan trafik olayı sonucunda öldüğü ve davacıya 506 sayılı SSK.'nun 65 ve sonraki maddeleri hükmüne göre yalnız (ölüm sigortası) dalından dul aylığı bağlandığı çekişmesizdir. Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık;bir haksız eylem sonucunda ölen sigortalı işçinin hak sahipleri tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatının kapsamının belirlenmesi sırasında; Sosyal Sigortalar Kurumu'nca "ölüm sigortası" dalından hak sahiplerine bağlanmış olan dul ve yetim aylıklarının (olayımız davacı eşe bağlanan dul aylığının) zarardan düşülmesinin gerekip gerekmediğinden toplanmaktadır......
Gerçekten iş kazalarıyla ve meslek hastalıkları ve hastalık sigortaları
dallarından sigortalıyla ve hak sahiplerine sağladığı yardımlardan dolayı,haksız
eylem sorumluluklarına Sosyal Sigortalar Kurumu'nun rücu hakkı; 506 sayılı
yasanın 10,15,26,27,28,39 ve 41.maddelerinde tanzim edilmiş olduğu halde,ölüm
sigortasından sağladığı yardımlar için kuruma rücu hakkı tanıyan bir hükme
anılan yasada yer verilmemiştir. Uyuşmazlıklara çözüm yolu, her şeyden
önce anlaşmazlığın ilişkin bulunduğu hukuki müessesenin kuruluş amacında
aranmalıdır. Ölüm sigortası yardımlarının;belirli bir süre sigortalı olan
namına toplanan primlerin karşılığı bulunması ve ölüme neden olan eylemin
doğrudan doğruya "uygun ve normal" bir sonucu olması gerçeği karşısında
özellikle yasa ile tanzim edilmemiş bir hakkı kurum için tanımaya kalkışmak
hukuku zorlamak ve yasa koyucunun esasta hiç istemediğini yargı yolu ile
vermek sonucunu doğurur......"
(Y.Hukuk Genel Kurulu T. 28/11/1979 E.1977/4-1110
K.1979/1395)
İşte zararlandırıcı olayın yarattığı zararların hesaplanıp bunlardan olay nedeni ile elde edilen yararların indirilmesi sonuçta giderimi gereken zararı verecektir.
"İndirimlerde sıra" sorunu yargımızda da tartışılır. Bazen iki Yargıtay Dairesi yada daire ile Hukuk Genel Kurulu arasında görüş farklılıkları keza Askeri İdari Yargı ile İdari Yargı ve Yargıtay'ın görüşleri arasında farklılıklar da "gözükmez" değil. Bazı alıntılar ile bunların neler olduğunu değerlendirmeye çalışacağız.
Bir çarpma işleminde sonuç ancak "çarpanların değişmesi"iyle olası.(Yer değiştirme ile değil,artma veya azalma ile.) Tazminat hesaplamalarında ise çarpımı değiştirebilecek başlıca olgu, bulunan ilk çarpan,yani "kusur,maluliyet,evlenme şansı"..vb gibi nedenlerle yapılacak oransal indirimlere esas olacak miktardır.
Yapılacak işlem sırası şöyle:
(Gelirin Peşin Değeri - Yararın peşin değeri) * ( Maluliyet*Kusur*vs)
Dikkat edilirse işlem iki aşamalı,iki parantez içine alınmak gereken bir
işlem. Öyle ise öncelikle parantez içindeki işlemler yapılmalı. Bu da
bir aritmetik kuralı.
(G.P.D. - Y.P.D.) = Net Zarar *(Maluliyet * Kusur* Evl.Şansı*Destek oranı)
= Zarar * oransal indirimler
= Giderilmesi gereken zarar. (Tazminat)
Kusur,maluliyet,evlenme şansı gibi oransal (genellikle yüzdeleme) oranlı indirimlerde sıralama aramanın sonuç bakımından hiç bir önemi yoktur. İlkokul son sınıflarından itibaren öğrendiğimiz temel bir kural var;
"bir çarpma işleminde çarpanların yerinin değiştirilmesi s o n u c u d e ğ i ş t i r m e z."
Özetle::
7 * 8 * 1 * 2 = 1 * 7 * 2 * 8 = 1 * 8 * 2 * 7 = 112'dir.
YADA A*B*Y*T = T*Y*B*A = Y*B*A*T = T*A*B*Y = ABYT 'dir.
Bağlanan gelirler zarardan değil de tazminattan indirilmek gerektiğinde ise kullanılacak yöntem şöyle:
Gelirin Peşin Değeri * (Maluliyet * Kusur * Evl.Ş.* Dest Or.)
Bulunan indirilmiş zarar - Sigorta Geliri Peşin Değeri = Giderilmesi gereken
zarar.
Sayılarla bir hesap yaparsak:
Gelirinin peşin değeri = 100.000 Tl
Sigorta Ödemesi Peş.Değ.= 20.000 Tl
Kusur
% 25
Maluliyet
% 60
(A) hesap biçimine göre (100,000-20,000 ) * (0.75 * 0.60)
= (80,000 * 0.45 ) = 36,000
(B) Hesap biçimine göre 100,000 * (0.75*0.60) = 45,000
( 45,000 - 20,000) = 25,000
Görüldüğü gibi aranmak gereken bir sıra var ise oda "indirim çarpanını değiştiren bağlanan sigorta gelirinin oransal indirimlerden önce-sonra yapılacağı"dır.diğer bir anlatımla da "tazminatın şahsileştiril-mesi için" yapılacak indirimlerin net zarardan mı yoksa tazminattan mı yapılacağıdır.
İndirimlerde sıraya ilişkin yargı kararları şöyle:
A
"İndirme nedenleri, genellikle biri gerçek zararın,diğeri tazminatın belirlenmesine
ilişkin olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kural olarak,önce gerçek zararı
bulmak gerekli olduğu için <zararla ilgili indirim sebepleri önce> <tazminat
ilgili indirim sebepleri ise sonra> uygulanacaktır. Bundan başka kendi
aralarında diğer bütün indirim sebeplerine göre en önce tazminat alacaklarına
ilişkin indirim sebepleri ve tazminat borçlusuna ait indirim sebepleri
en sonda göz önünde bulundurulacaktır".
( 4 HD.300/3/1970 1970/13369 kararından aktaran
Karahasan AGE.Sh 83 )
B
"...Şu halde davacıya bağlanan gelirin %50 arttırımlı olarak sağlanıp sağlanmadığı
Kurumdan sorulmak,şayet %50 arttırım yapılmışsa, maddi zarar hesabı da
%50 arttırımlı olarak tespit edilmek ve böylece bulunacak zarardan SSK.
geliri tüm peşin değeri tenzil edilerek sonucuna göre bir karar verilmek
gerekir"
( 9 HD. 17/3/1989 1989/2148 YKD. Aralık 1989
Sh.1733)
C
"...tazminatlarının belirlenmesinde iş kazası sigortasından bağlanan
gelirlerin peşin sermaye değerlerinin maddi tazminattan düşülmesinin gerekip
gerekmediği sorundur;
Burada belirtilmesi gereken bir diğer hususta iş kazası ve meslek hastalığı sigorta priminin tamamen işveren tarafından ödenmesidir...Söz konusu gelir,işverenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu "tazminat" kavramı içinde yer alır.
Bu itibarla. bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin maddi tazminattan
mahsubu gerekir"
( HGK. 23/1/1990 1990/9-71 YKD. Ekim 1990 Sh.1440)
D
"O halde davacılara ... gelir bağlandığı takdirde maddi tazminatlarından
mahsup edilmelidir."
( 9 HD. 3/2/1992 1991/121836 YKD. Haz. 1992
Sh.884)
E
"Bu nedenle gerçekleşen tazminattan sigorta gelirlerinin peşin sermaye
değerlerinin mahsubu ve ... kalan miktar olur ise ona karar verilmesi ..
gerekir."
( 9 HD. 22/3/1991 1991/6172 YKD. Ocak 1992 Sh.66)
F
"... zararın varlığı ve tutarın belirlenmesi ile tazminat tın hesaplanması
iki ayrı evreyi oluşturur. Yarar ile zarar denkleştirildikten sonra,tazminatın
belirlenmesi gerekir"
( 4 HD. 19/4/1982 1982/3284 )
G
"...Davacıya...gelir bağlandığı takdirde bunun peşin sermaye değerinin
maddi tazminattan düşülmesi gerekir.
( 9 HD. 28/3/1988 1988/1571 YKD. Ocak 1989 Sh.50)
H
"Davacının bu olay nedeni ile uğradığı gerçek maddi zararının.... Tl olduğu,
buna karşılık kendisine T.C. Emekli Sandığınca sağlanan yararların toplamının
ise .... Tl olduğu.... maddi tazminat hakedişinin bulunmadığı..."
(AYİM. 2. D. 14/4/1993 gün 1992/625 E.
1993/187 K.)
I-
"Bu tür tazminat davaları nitelikçe Sosyal Güvenlik Kuruluşunca karşılanmayan
zararların giderilmesine ilişkindir. Bu bakımdan öncelikle hak sahiplerinin
zararları saptandıktan sonra kanuni ve taktiri nedenler (kaçınılmazlık,evlenme
şansı,kusur gibi) zarardan indirildikten sonra en son hak sahiplerine yapılan
yardımlar zarardan indirilmek sureti ile tazminatın belirlenmesi Yargıtay'ın
oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir."
(Yargıtay 21.Hukuk Dairesi T. 17/2/1998 E.1997/8741
K.1998/1014)
J-
"Öncelikle hak sahiplerinin zararları saptandıktan sonra,kanuni ve takdiri
nedenler (kaçınılmazlık,evlenme şansı,kusur gibi) zarardan indirildikten
sonra en son hak sahiplerine yapılan yardımların zarardan indirilmek sureti
ile tazminatın belirlenmesi Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Oysa hak sahiplerinin tazminatı belirlenirken yukarıda sözü edilen sıraya
riayet edilmeksizin önceden peşin sermaye değeri indirilmek sureti ile
fazla tazminata hükmedilmiş olduğu ortadadır."
(Yargıtay 21.Hukuk Da. 19/02/1998 gün 1997/8741
E. 1998/1014 K)
K-
"Bu tür tazminat davalarında öncelikle belirlenen tazminattan kanuni ve
takdiri nedenlerden dolayı indirim yapıldıktan sonra en son SSK tarafından
sigortalıya bağlanan peşin sermaye değerinin tazminattan indirilmesi koşuldur.
Oysa,açıklanan kuralın dışında belirlenen zarardan önce SSK sermaye peşin
değerinin indirildiği ondan sonra Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi gereğince
%5 hakkaniyet indiriminin yapıldığı ortadadır."
(Yargıtay 21.Hukuk Da. 19/02/1998 gün 1998/726
E. 1998/1053 K)
Yukarıda alıntıladığım ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca ilke de benimsenen Yargıtay 4 ve 9.Hukuk Daireleri görüşleri arasında görülen fark, 9.Hukuk Dairesi'nin kararlarında "rücu edilebilmesi"
(506 Sa. Kanunun 10,16,26,27. maddelerinde bu olanak var) gerekçesi ile bunların ("yarar" olarak nitelendirme yapılmasına rağmen) "zarardan" değil, "tazminattan" indirilmelerinin öngörülmesi.
Kanımca "rücu edilebilme" olanağı bunların "tazminattan" düşülmesine gerekçe olamaz. Ancak Hukuk Genel Kurulu'nun alıntılanan kararında vurgulandığı üzere;
"İş Kazası ve meslek hastalığı sigorta kolları primlerinin yalnızca işveren tarafından ödeneceği" 506 sayılı yasanın 73/A maddesi hükmü. Bu da,bu sigortanın İşveren sorumluluk sigorta kolu ve sigortası priminin de bu amaçla alındığını gösteriyor. Bu hal, bunun bir "yarar" olarak değil,sigortalayan tarafından ödenen bu miktarın işverenin sorumlu olduğu "tazminattan" indirilmesi gerektiğini gösteren bir pozitif hukuk normu.
Yalnız bu ilke 506 Sayılı Yasa'nın anılı hükmü nedeni ile SSK. gelirlerinin indirimi bakımından doğru."Halefiyet" ilkesi nedeni ile yapılacak (Bağ-Kur gelirleri gibi) indirimler gibi indirimlerin ise 4. Hukuk Dairesi'nin ilkesel belirlemesi gibi "zararın netleştirilmesi" aşamasında indirilmeli.
Böylece tazminat hesaplaması genel anlamda iki evreden oluşur. Önce zararlandırıcı olay sonucu zararların ve yararların hesaplanarak bir "çıkarma işlemi" ile netleştirililir. Bu netleştirme işleminden sonra oransal indirimler yapılarak hüküm altına alınacak tazminat belirlenir.
Öyle ise indirimlerde sırada gözetilecek temel öncelik zarardan indirim yada tazminattan indirim önceliği olmalıdır. Bir diğer anlatımla zararın netleştirilmesinden önce yada sonra indirimler sorunundan önce,sağlanan yararın, brüt zarardan mı,yoksa netleştirilmiş zarar olan tazminattan mı indirileceği değerlendirmesi olmalı.
Yukarıda anılı her iki Yargıtay dairesinin görüşü de doğru. Ancak 506 sayılı Yasa tarafından öngörülen iş kazası primi işveren tarafından ödendiğinden "sigortalayan" tarafından ödenen bu miktarın
işverenin sorumlu olduğu "tazminattan" düşülmesi gerekmekle indirim denkleştirmeden sonra yapılmakta ve yapılmalı.
Öyle ise iş kazaları nedeni ile tazminat davaları ile diğer davalar arasında "indirim aşaması" farklı. Diğer tazminat davalarında oransal indirimler netleştirilen (yararların çıkarma ile düşürüldüğü) zarardan yapılır. İş kazalarında ise iş kazası nedeni ile SSK. geliri, işveren sigorta prim ödemeleri nedeni sonucu bağlandığından belirlenen zarar,oransal (kusur,malüliyet,evlenme şansı,kaçınılmazlık gibi) indirimlere uğratıldıktan sonra,yararlar (bağlanan gelirin peşin değeri) belirlenen "tazminattan" indirilir. Çünkü bu bir risk sigortalayanı ödemesidir. Aynı biçimde özel sigortalama suretiyle yapılan ödemeler var ise bunlarından "tazminattan" indirilmesi gerekir.
Ancak "evlenme şansı" nedeni ile indirim halinde, tazminatın da aynı oranda az indirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü davacı eş, evlenme şansı tanındığı ölçüde daha az SSK. geliri alacaktır. Bu da bu oransal indirimin,SSK.gelirleri peşin değerlerinin indiriminden sonra yapılması,yada SSK. geliri peşin değerinin de "evlenme şansı oranı kadar az" miktarda indirilmesi ile sağlanabilir.
Ancak sigortalı Bağ-Kur sigortalısı ise veya topluluk sigortaları ile sigortalanmış biri ise bağlanan gelirlerin peşin değerleri tazminattan değil,zarardan indirilir.
Keza SSK. emeklisi iken ölen birinin sigorta gelirlerinin peşin değerleri zarardan indirilir.