a- Yardımcı kişi (veya bakım) tazminatı.
"Yardımcı kişi tazminatı", "bakıcı ücreti", "sürekli bakıma muhtaçlık tazminatı" adı verilen bu hesap kalemi, aslında bir "zarar" kalemidir. Bu zararın nitelik ve içeriğinin incelenip normatif dayaklarının tartışıldığı bir yargı kararına rastlamadım. Doktrin yazılarında da bu hususa detaylı değinmeler görmedim.
Bu Kavramın hukukumuza geçişi,506 sayılı yasanın 20/4 maddesinde, 23/10/1969 gün ve 1186 sayılı yasa ile oldu. Maddeye göre;
2- "... sürekli yada zaman zaman hastahanede kalmayı gerektiren tedavisi olanaksız akıl hastalıkları"
3- " iki gözde 100/100 görme kaybı";
4- " iki elin kaybı"
5- " bir kolun omuzdan, bir bacağın kalçadan kaybı"
6- " iki bacağın kaybı (diz altı veya üstünden);"
7- " Tedavisi olanaksız bir hastalıktan ileri gelen beslenme bozuklukları ve kaşeksiler." "sigortalının başka birinin yardımına muhtaç durumda sayılacağı haller" olarak sayılmış.
Bu haller irdelendiğinde, kazalı sigortalının yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için bakım gerekme halinin ölçüt alındığı görülmektedir. Yani kazalı,kazadan önceki gelirini elde etme olanağına kavuşmuş olsa bile, enaz ölçekteki hayati gereksinimlerini bir başkasının yardım ve bakımı olmadan karşılayamaz haldedir.
İşte 506 sayılı yasanın 20/4. maddesi, sigortalıya yaşamına bunca desteği (bakım ve korunma desteğini) sağlamak amacı ile ona bağlanan gelirin % 50 olarak arttırılarak bağlanmasını hükme bağlamamıştır.
Ama bu ölçekte artmış bir gelirin, eski anlatım ile sigortalının "hayatını idame ettirebilmesi" için gerekli bakım ve gözetim desteğini sağlayabilecek miktarda olup olmadığını tartışmak ve eleştirmek gerekir. Toplumsal gerçekleşmede, çalıştırılanın "asgari" bir miktardan az ücretle çalıştırılması yasaklanmış. Keza SSK. geliri bağlandığında,sigortalının gelirlerine göre bulunan göstergenin katsayı ile çarpının sağlayacağı gelir "taban sigorta geliri" sağlayacak ölçekte olmadığında, SSK. ona, "taban aylık" kadar bir gelir bağlama zorunluluğunda (Md. 96-97) bırakılmış. Sigortalının "hayatını idame" ettirmek üzere "taban aylık"ın % 50'si kadar bir ödeme yaparak (ki bu her zaman asgari ücretten az olur.) kendisine yardım edecek bir "kimse" bulabilmesi olanaksızlığını; örneğin iki eli olmayan birini düşünün.
Öyle ise kazalı,bedeni bütünlüğünü yitirmekle birlikte ayrıca yaşamını sürdürebilmek bakımından bir yardımcı kişiye gereksinim duyuyor veya duyacak ise,bu nedenle de bir zararı var demektir. Bu "bakımı" eşinin,oğlunun veya kızının yapması ile bunun 3. kişiye yaptırılması arasında temelde bir fark yoktur. Nasıl ki sadece ev işi yapan ve başkaca bir gelir getirmeyen bir ev kadının ölümünde, onun beşikteki bebeği ile 18 yaşındaki oğlu ile 45 yaşındaki kocasının da destek kaybı -destek zararı- olduğunu,bu zararı "bakım ve gözetimden yoksun kalma" zararı olarak niteleyerek hesaplara dahil ediyorsak iş kazası sonucu "yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli bakım "ihtiyacı kazalının ailesi tarafından karşılansa dahi bu zararıdır. Çünkü bu "bakım",onların "sağ-sağlam" olduğu zaman ona sağladıkları bakım ve gözetim desteğinden "tamamen fazla" olan bir bakım ve gözetimdir.
Destek tazminatı isteği hallerindeki "bakım ve gözetim ihtiyacı" kavramı ile karıştırılmaması bakımından bu "yardımcı kişi tazminatı" yada "3. kişi desteği zararı" olarak isimlendirilerek kullanılması yararlı olacaktır.
Böylesine zararın hesabı için gerekli unsur ise yardımcı kişiye ödeneceği varsayılan ücret yada 3. kişi tarafından sağlanan desteğin kuruşlandırılmasıdır.
Bu,kalem nedeni ile zarar hesabı uygulamada her bilirkişi tarafından ayrı ayrı yapılmaktadır. Gördüğüm örnekler şöyle;
a) kazalının hesaplanan zararının 1/3 ü,
b) kazalının hesaplanan zararının 1/2'si, (% 50'si)
c) asgari ücretin net miktarı,
c) asgari ücretin brüt miktarı,
kadar bir miktarının hesaplanan zarar hesapları toplamına alınma.
Gerçekleşen Yargıtay "bozma" kararlarından saptadığım örnekler ise şunlar.(Bunları Meslektaşım Av.Ahmet Çelik sağladılar. destekleri için şükranlarımı sunarım.)
A-
"Davacıya,bakıma muhtaç olması nedeniyle % 50 arttırımlı gelir bağlandığına
göre, maddi zarar hesabının da % 50 arttırımlı yapılması gerekirken ...."
(Yar. 9.Hukuk Dairesi 26/9/1982 gün 5405-6282
E/K.)
B-
"Bakıma muhtaç iş görmezin geliri % 50 arttırılmalıdır. Bu durumda sigorta
gelirinin %50 arttırımlı miktarının maddi tazminattan düşülmesi gerekecektir.
Ancak maddi zararın da % 50 zamlı hesaplanması doğru olacaktır."
(Yar. 9.Hukuk Dairesi 16/3/1984 gün 2147-2442
E/K.)
C-
" % 50 oranındaki bakım ücretinin davacının kendi ücreti üzerinden değil,
asgari ücret üzerinden hesaplanması gerekir."
(Yar. 9.Hukuk Dairesi 27/12/1988 gün 12132-12586
E/K.)
D-
"Davacı.......başkasının yardımına muhtaç durumda olduğuna göre ayrıca
asgari ücret üzerinden hesabedilecek bakıcı ücretine ilişkin giderin de
maddi tazminat hesabında göz önünde tutulması gerekir."
(Yar. 9.Hukuk Dairesi 21/1/1993 gün 5968-787
E/K.)
E-
" Davacı geçirdiği iş kazası sonucu % 100 malül kalmış ve yardıma muhtaç
durumda bulunduğu belirlenmiştir. Mahkemece bu yön dikkate alınarak asgari
ücret esas alınmak suretiyle hesaplattırılarak bakıcı ücretinin de davalıdan
tahsiline karar vermek gerekirken"
(Yar. 9.Hukuk Dairesi E. 1993/10977 K. 1994/4102
T. 22.03.1994)
F-
"Davacının kusur tenzilinden önceki faal ve yaşlılık devresi toplam zararın 898,832,556 TL. hesaplandığı halde, bakıcı ücretinin bunu aşar şekilde 1,225,563,170 Tl. olarak hesaplanmış ve mahkemece bu hesaplamaya itibar edilerek hüküm kurulması,bakıcı ücretinin hesaplanmasında
% 10 artırıma gidilmesi iskontoya tabi tutulmasının doğru olmadığı, aşağıdaki
4 no'lu bentte açıklanacak davacının zarar hesabı sonucu bulunacak maddi
zarar miktarının % 50'sini aşar şekilde bakıcı ücreti kabul edilmesinin
adil ve yasal bulunmadığı, "
(Yargıtay 9.Hukuk Dairesi E. 1993/4326 K. 1993/15568
T. 04.11.1993)
G-
"...yatalak duruma düşen kişinin bakıcı ücretinin asgari ücret göz önüne
alınarak saptanmasında bir isabetsizlik yoktur."
(Yar. 19.Hukuk Dairesi 21/2/1994 gün 3036-1501
E/K.)
H-
"Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre yardımcı kişi tazminatının hesabında
bir tam günün 1/3'üne tekabül eden mesainin karşılığı olan ücretin esas
alınması ve günün bu kadarlık süresinde bakım ve davacının ihtiyaçlarının
karşılanabileceği nazara alınarak tazminat hesabının yapılması gerekirken
yardımcı kişinin tam gün çalışması esasına dayalı hesap yapılması doğru
görülmemiş ....hükmün bozulması gerekmiştir."
(Yar.11.Hukuk Dairesi 28/2/1994 gün 7361-1515
E/K.)
I-
"Mağdura yardımcı kişi için asgari ücret üzerinden üçte biri oranında bir
tazminata karar vermek gerekirken gün boyu yardımcı kişi gideri taktiri
doğru değildir."
(Yar.11.Hukuk Dairesi 22/7/1993 gün 2495-5195
E/K.)
J-
( "Bir tam gün 24 saattir. Bunun 1/3'ü (8) saat eder. Günlük çalışma (7.5) saattir. Asgari ücretin bir günlük tutarı (7.5) saatlik çalışmanın karşılığıdır.O halde Yargıtay kararının açık anlatımına göre bir günlük ücretin 1/3'ü değil tamamı üzerinde değerlendirme yapılacaktır.")
Bu da 11.Hukuk Dairesi'nin anlayışına bir eleştiri.
(Avukat Çelik Ahmet Çelik Başkasına Muhtaç Olanların Tazminatı Nasıl Hesaplanacak.)
Kanımca kazalının yaşamını sürdürmesi hangi niteliklere sahip bir kişinin yardımına bağlı görülüyor ise zarar bazı buna göre saptanmalıdır. Örneğin yaşamını sürdürebilmesi bir hemşirenin gözetiminde mümkün olabilecek kazalı için bir hemşireye ödenmek gerekecek para zarar miktarı olarak hesaplanmalıdır.
Hatta tamamen yatalak olan bir kişinin veya "deli" birinin bakım ve gözetiminin sürekli olması gerektiğinde ise bu zarar kalemi bir değil,iki veya üç vardiyalı çalışma, veya hastahanede yatma masrafı olarak hesaplanmalı.
Ancak,yaşamın sürdürülmesi aile bireylerinin "özel" nitelikteki destekleri yada vasıfsız bir kişinin yardımı ile sürdürebilinecek ise (ki bu en az yardımdır) bu zarar, asgari ücretin brüt miktarı üzerinden hesaplanmalıdır. Çünkü kazalıya yaşamını sürdürmede yardımcı olacak kişiye,sigorta yapacağı ve ödeyeceği ücretler nedeni ile gelir vergisi kesintisi yaparak ilgili kuruma yatıracağını kabul etmek "hukuki" olmanın zorunlu sonucudur.
SSK. Bağ-Kur gibi sosyal güvenlik kurumları tarafından tamamen ve kısmen karşılanmamış yada karşılanmayacak başkaca bakım ve tedavi giderleri var ise olaya göre bunlar da hesaplanarak tazminata eklenmelidir.
b- Emekli İkramiyesi-Kıdem tazminatı.
Uygulamada fazlaca hesabı yapılmadığını gördüğümüz bir zarar kalemi var;kıdem tazminatı yada emekli ikramiyesi. Oysa 60 yaşına dek çalışacak kazalı işçi ise kıdem tazminatı,memur ise emekli ikramiyesi alarak emekli olacaktır.
Bedeni bütünlüğün bozulduğu hallerde,kişinin diğer gelirleri nedeni ile zarar hesabı yaparız. Bunun bedeni bütünlüğün bozulma sı ölçüsündeki (maluliyet derecesindeki) kısmının kazalıya tazminat
olarak verilmesi gerektiği hukukumuzda tartışmasız. Buna,kimi yargı kararlarımızda ve hukuk literatürü-müzde gösterilen gerekçe şu; denir ki
"kazalı,kaza geçirmeden önceki gelirlerini,bedeni bütünlüğünün bozulması (maluliyeti) ölçüsünde daha fazla efor harcamak suretiyle elde edebilecektir." Nitekim buna bazen efor tazminatı da denir. Bunun
bir "can zararının giderimi" olduğu eleştirim ile bu değerlendirmeye katılmamakla birlikte, ister "can zararının" tazmini olsun ister ise "efor tazminatı" olsun, her iki halde de kıdem tazminatı yada emekli
ikramiyesinin elde edildiği zamanda, elde edilebilmesinde de bu can eksikliği ve fazla efor harcama gereği vardır. Kazalı kişi bu gelirini maluliyeti oranında daha fazla efor harcamak suretiyle elde edebiliyor ise;belli bir süre çalışması sonucu olarak hak kazanacağı kıdem tazminatı veya emeklilik ikramiyesini de elde edebilmek için de aynı fazla eforu harcamış olacaktır. Yine malulen emekli olma yada ölüm halinde de,ya hiç alamama yada eksik alabilme söz konusu olacağından, bu nedenle de,zarar hesabı yapılmalıdır. Bunların da aynı ölçütlerle % 10 arttırım ile hesaplanıp peşin değere dönüştürülerek kapitalize edilmesi yoluna gidilmeli,bu sebeple elde edilen miktarlar var ise indirilmelidir. Kararlardan alıntılar
A-
"Sigortalının işyerindeki çalışma süresi itibarıyla 1475 Sayılı Kanun'un
14. maddesi hükmüne göre hak sahiplerine kıdem tazminatı ödenmesi halinde
bu miktarın, maddi zarara dahil edilen mahrum kalınan kıdem tazminatı miktarından
indirilmesi gerekir."
(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.1991/1516 K.1992/1006
T.4/2/1992)
Ülkemiz tazminat hukukunda,giderimi gereken zarar miktarının belirlenmesinde "Fark Teorisi" benimsenmiştir. Fark teorisi "zarar görenin malvarlığı,zarar verici olay meydana gelmemiş olsa idi, ne durumda olacak idiyse o hale getiren zararı ödettirmek" olarak özetlenebilen bir teori.
Kazalının gelirlerine göre belirlenen ve peşin değeri bulunan zararlarından,zararlandırıcı olay nedeniyle kazalının elde ettiği yararların da düşülmesi gerekir. Bu 4. Hukuk Dairesi'nin bir kararında özlüce şöyle ifade edilmekte:
"Zararın varlığı ve tutarın belirlenmesi ile tazminatın hesaplanması
iki ayrı evreyi oluşturur. Yarar ile zarar denkleştirildikten sonra,tazminatın
belirlenmesi gerekir"
( 4 HD. 19/4/1982 E. 1982/3284 K.)
Yararlar ise,kazalının "zarara uğraması" olayı sonucunda elde ettiği ve edeceği gelirlerdir. Bu gelirlerin, tam anlamı ile yararların neler olduğu olaya ve yararın niteliğine göre farklıdır. Ancak biz genel olarak ülkemizde varolan sosyal güvenlik kurumları tarafından bağlanan gelirler sonucu elde edilen "yararlar"ın niteliği ile bunun denkleştirme aşamasındaki önemlerine değineceğiz.
1- İş Kazaları ile Meslek Hastalıkları Sigorta Gelirleri
İş kazası ve meslek hastalığı,506 sayılı yasanın 11. maddesinde tanımlanmışlardır. Maddeye göre;
A- "İş kazası, aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır:
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,
c) Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalının, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri
sırasında,
B- Meslek hastalığı,sigortalının çalıştırıldığı işin niteliği ne göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir.
Bu Kanuna göre tespit edilmiş olan hastalıklar listesi dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması üzerinde çıkabilecek uyuşmazlıklar, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'nca karara bağlanır."
İş kazasına uğrayan yada meslek hastalığı geçiren sigortalıya,bu sigorta kolundan hangi yardımların sağlanacağı yasanın 12. maddesinde belirlenmiştir. Bunlar maddede bentler halinde düzenlenen "geçici işgöremezlik ödeneği", "sağlık yardımı", başka bir yerde muayene ve tedavi halinde "zorunlu tedavi- yol masrafların karşılanması","cenaze giderlerinin karşılanması" ve en önemlisi de "sürekli işgöremezlik hallerinde sürekli işgöremezlik geliri bağlanması" ile "ölümü halinde sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanması" dır.
İş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmasının, diğer sigorta kollarından temel ayırımı, sigortalıya gelir bağlanabilmesi için herhangi bir sigortalılık veya prim ödeme gün sayısı veya yaş şartının aranmamış olmasıdır. Ölüm veya bedeni bütünlüğün bozulması halinin,uğranılan iş kazası sonucunda oluşması,diğer bir anlatımla da olay ile arıza arasında uygun bir illiyet bağının bulunması yeterli.
Bir olayın iş kazası sayılabilmesinin koşulları, yukarıya da alıntılanan 11. maddede detaylı olarak düzenlenmiştir. Ancak bu tanımlamaları tamamlayan 506 sayılı yasanın diğer bazı hükümleri de vardır. Bunları da söyle sıralanabilir.
a) "Çalışanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar." (Madde 6)
b) "...sigortalıların işlerini yaptıkları yerler işyeridir. İşin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunan yerlerle dinlenme, çocuk emzirme,yemek,uyku,yıkanma, muayene ve bakım,beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden ayılır" (Madde 5)
c) "Sigortalı çalıştırılmaya başlandığının süresi içinde kuruma bildirilmemesi halinde (...) meydana gelen iş kazası meslek hastalığı,hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları kurumca sağlanır." ( Madde 10)
d) "geçici işgöremezlik hali sonunda (...) iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 10 azalmış bulunduğu kurumca tespit edilen sigortalı sürekli işgöremezlik gelirine hak kazanır." (Madde 19)
e) "Sürekli ve tam işgöremezlikte sigortalıya yıllık kazancının % 70'ine eşit yıllık bir gelir bağlanır.
... kısmı işgöremezlikte sigortalıya bağlanacak gelir,tam işgöremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun işgöremezlik oranındaki tutarı kendisine verilir." (Madde 20)
f) İş kazalarıyla meslek hastalıkları,hastalık ve analık hallerinde verilecek ödenek ve gelirlerin hesabına esas tutulacak günlük kazanç,iş kazasının ... olduğu ... tarihten önceki üç takvim ayı içinde,...77. madde nin (a) ve (b) fıkralarına göre ... sigorta primi hesabına esas tutulan kazancın 90'da biridir." (Madde 88)
g) "Bu kanuna göre malullük ve yaşlılık sigortasından bağlanacak aylıklar ise ölüm sigortasından hak sahiplerine bağlanacak aylıkların ... alt sınırı, gösterge tablosundaki en düşük göstergenin katsayı ile çarpımının % 70'inden az olamaz. İş göremezlik derecesi %25 ve daha yukarı olanlara ... bağlanacak gelirin aylık tutarı, bu kanunun 78. maddesin uyarınca tespit olunacak günlük kazancın alt sınırının 30 katının %70'inden az olamaz. (madde 96)
h) "Malullük,yaşlılık,ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, bu gelirlerden yüksek olanının tümü eksik olanının da yarısı bağlanır." madde 92)
Yukarıdaki yasa maddelerinin sıralamasından sonra iş kazası sonucunda SSK. tarafından ağlanabile-cek bu nedenli gelirlerin bağlanmasında etken unsurları değerlendirmede yarar var.
2- Sürekli İş göremezlik Geliri Bağlanma İşlemleri
İş Kazası veya meslek hastalığı üzerine sigortalı öncelikle yatırılarak veya ayakta tedavi edilir. Bu dönem "geçici işgöremezlik" halinde olunduğu bir dönemdir. Geçici işgöremezlik sonucunda sigortalıya, Kuruma ait veya Kurumun sevk edeceği sağlık tesisleri sağlık kurulları tarafından verilecek raporlarda belirtilen arızalarına göre,iş kazası veya meslek hastalığı nedeni ile meslekte kazanma ne ölçüde kayıp ettiği SSK. Sağlık Dairesi tarafından tespit edilir. Sigortalının,iş kazası veya meslek hastalığı sonucu uğradığı ruhi ve bedeni araz nedeni ile meslekte kazanma gücünün en az % 10 azalmış bulunduğu sürekli işgöremezlik hallerinde kendisine sürekli işgöremezlik geliri bağlanır.
506 sayılı Kanunun 27 ve 28 inci maddeleri uyarınca, işveren iş kazasını en geç kazadan sonra iki gün içinde kuruma bildirmeye ve örneği Kurumca hazırlanan ve sigortalının günlük kazanç hesabına esas bilgileri gösteren vizite kağıdını Kurum'a vermek durumundadır.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu sürekli işgöremezlik hallerinde sigortalıya gelir bağlanması için aşağıdaki işlemlerin yapılarak gerekli belgelerin toplanması gerekir.
a-İşkazası veya meslek hastalığı soruşturma evrakı.
İş kazasının usulünce işveren tarafından bildirilmesi veya işçi tarafından bir işverenin belirli bir işyerinde iş kazası geçirildiğinin ihbarı üzerine, SSK. kendi müfettişlerine iş kazasını soruşturur. Olaya ilişkin kanıtlar toplanıp,tanıklar dinlenerek zararlandırıcı olayın bir iş kazası olup olmadığı,sigortalının günlük - yıllık kazanç hesabına esas bilgiler hususlar, 506 Sa.K.'nun hükümlerine göre incelenerek bir rapor hazırlanır.
b- Sağlık Kurulu Raporları ve Grafileri:
Kurumun sağlık tesislerince iş kazası veya meslek hastalığı ile ilgili sigortalı için tanzim edilen sağlık kurulu rapor ve ekleri sürekli işgöremezlik derecesinin tespitine esas oluşturmak üzere Sağlık Dairesi Başkanlığı'na gönderilerek sigortalının işgöremezlik (S.S. Sağlık İşlemleri Tüzüğü'ne göre) derecesi tespit ettirilir.
c- Sigortalı veya hak sahiplerinin nüfus kayıt örnekleri,
(kayıtlı oldukları yer Nüfus Müdürlüğünden onanmış) ve istirahat süresinde ödenen geçici işgöremezlik ödeneklerini gösterir basılı örnek ilgili Sigorta Müdürlüğünce düzenlenip,buna ilişkin olarak hazırlanan dosyaya göre sigortalı veya hak sahiplerine gelir bağlanır.
3- SSK. Tarafından -Bağlanacak Gelirlere Esas Kazancın ve Göstergenin Tespiti
İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanacak gelirlere esas tutulacak yıllık kazanç, 506 sayılı Kanunun 88 inci maddesindeki hükümlere göre hesaplanan küsuratlı günlük kazancın 360 katıdır. (506 S.K.Md.88/10)
Formül ile ifade edersek:
Yıllık Kazanç = Günlük Kazanç * 360 tır. Böylece günlük kazanç miktarının tespiti özel bir önem göstermektedir.
ba- İş Kazası Hallerinde günlük kazanç tespiti :
İş kazası,sürekli işgöremezlik ve ölüm hallerinde bağlanacak gelirlere esas günlük kazanç,506 sayılı Kanunun 88 inci göre hesaplanır. Buna göre günlük kazanç,iş kazasının olduğu tarihten önceki üç takvim ayı içinde, sigortalının 506 sayılı Kanunun uygulandığı bir veya bir kaç işte elde ettiği sigorta primi hesabına esas tutulan kazançlar toplamının 90'a veya ücret alınan gün sayısına bölünmesiyle bulunur.
Yani gelir bağlanmasına esas günlük kazanç = son üç ayda elde edilen toplam kazanç / 90 veya bu gelirin elde edildiği gün sayısı olacaktır.
Örneğin, iş kazası Nisan ayı içinde meydana gelmişse, sigortalının Ocak, Şubat ve Mart aylarını kapsayan dönemdeki prime esas kazançları toplamı, bu dönem içinde çalıştığı gün sayısı toplamına bölünerek günlük kazanç tespit edilecektir. Bazı iş günlerinde çalışılmamış ve çalışılmayan günler için ücret alınmamış ise,toplam ücret,ücret alınan gün sayısına bölünerek hesaplanır.
Günlük kazancın hesabına esas tutulan üç aylık dönemde hiç çalışmamış ve ücret almamış olan sigortalının günlük kazancının tespitinde iş kazasının meydana geldiği tarihten önceki 12 takvim ayı içinde çalıştığı gün sayıları esas alınarak, üçer aylık dönemler halinde geriye gidilerek yukarıdaki gibi günlük kazanç hesaplaması yapılır.
12 aylık dönemde çalışmamış ve ücret almamış olan sigortalı işe girdiği takvim ayı içinde iş kazası dolayısıyla iş göremezliğe uğrarsa, günlük kazancı, iş göremezliğin başladığı tarih ile işe girdiği tarih arasında elde ettiği kazanç toplamının ücret aldığı gün sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanır.
İşe girdiği gün,iş kazasına uğrayan sigortalının taraflarca kararlaştırılmış olan günlük ücreti günlük kazanç sayılır.
Günlük kazancın hesabına esas tutulan dönemde aynı zamanda birden çok işte çalışan sigortalının gelire esas tutulacak günlük kazancının tespitinde bu işler dolayısıyla elde edilen ve sigorta primi hesabına esas tutulan kazançlar ayrı ayrı nazara alınır ve günlük kazanç yukarıdaki esaslara göre hesaplanır.
506 sayılı Kanun gereğince alınacak ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı,gösterge tablosunda ki en düşük göstergenin katsayı ile çarpımının otuzda biri, üst sınırı ise, üst gösterge tablosundaki en yüksek göstergenin katsayı ile çarpımının otuzda biridir. (506 S.K.Md.78/1) Bu nedenle, günlük kazancın hesabına esas alınan üç aylık dönemde aylar itibariyle, ayrı ayrı tespit edilecek günlük kazancın,o ayın asgari günlük kazancından az, azami kazancından fazla olamaz.
Meslek hastalığı hallerinde sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelirlerin hesabına esas alınacak günlük kazanç, iş kazası için yukarıda açıklanan kurallar dahilinde tespit edilmektedir.
506 sayılı Kanunun 88 inci maddesine göre, iş kazası hallerinde bağlanacak gelirlere esas alınacak günlük kazanç, aynı Kanunun 77.maddesinde belirtilen prime esas ücretler dikkate alınmak sureti ile hesaplanmaktadır. Bunlar :
a- Ücretler:
İş Kanunu'nun 16.maddesinde ücret; "Bir kimseye bir iş karşılığında işverene veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve nakden ödenen meblağ" olarak tanımlanmıştır.
Asıl ücret olarak anılmakta olan bu ücrete, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri de dahildir.
Ödeme şekli ve zamanına göre ücret;zaman birimine göre ücret, iş birimine göre ücret (akort),götürü ücret,kardan pay alma,komisyon ücreti, yüzde ücreti ve huzur hakkı şeklinde isimlendirilip bu adlar altında yapılan ödemeler sigorta primine tabi tutulduğu için de bu ödemelerin günlük kazanç hesabında gözetilmesi gerekir.
Ayrıca,işverenler tarafından sigortalılara eleman teminindeki güçlük zammı,kıdem zammı ve izin harçlığı adı altında yapılan ödemeler,istirahatli oldukları süreler için ödenen ücretler ve TİS. uyarınca ödenen ücret artışlarının 506 sayılı Kanunun 77. maddesinin (a) bendi kapsamına kabul edilerek günlük kazanç hesabına dahil edilmesi gerekmektedir.
b- Prim ve İkramiyeler:
Yukarıda belirtilen asıl ücretlerin dışında, İşyerlerinde iş verimini yükseltmek ve çalışanları teşvik etmek amacıyla çalışma, satış, devamlılık,istihsal veya idareci primi adı altında ödenen primler ile geçmiş hizmetlerinin ödüllendirilmesi ve gelecekteki hizmetlerin teşvik edilmesi amacıyla bayram, yılbaşı, temettü ve jübile ikramiyesi adı altında yapılman ödemeler ücret niteliği taşıdığından,bu gibi ödemelerin de günlük kazanç hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.
6772 sayılı "Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun" gereğince yılda iki aylık tutarında yapılan ikramiye ödemeleri, söz konusu Kanundaki açık hükmü nedeni ile sigorta primi kesintisinde ayrık tutulduğundan bu gibi ödemeler günlük kazanç hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ancak aynı yasaya göre verilebilecek "iki ek ikramiye" ise sigorta primine tabi olarak ücret tespitinde gözetilecektir.
Toplu iş sözleşmesi hükümleri gereğince, geçmiş aylara ait olmak üzere işçilere verilecek ücret farkları ise ait oldukları aylar itibariyle prime esas tutularak dolayısıyla günlük kazanç hesabında buna göre gözetilmelidir.
4- Sürekli İşgöremezlik Gelirinin Hesabı Gösterge Tabloları :
Sürekli işgöremezlik geliri,sigortalının mesleğinde kazanma gücünün tamamını veya bir kısmını yitirmiş bulunmasına göre hesaplanır.
Sürekli ve tam işgöremezlikte sigortalıya yıllık kazancının % 70'ine eşit yıllık bir gelir bağlanır.
Sürekli kısmi işgöremezlikte sigortalıya bağlanacak gelir, tam işgöremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun işgöremezlik derecesi oranındaki kadarı kendisine gelir olarak bağlanır.
Gerek tam gerek ise kısmi işgöremezlikte bağlanan bu gelir taban sigorta aylığı olan miktardan az ise, 96.Maddedeki düzenleme gibi maluliyet derecesi % 25 veya daha fazla olan sigortalıların geliri, taban sigorta aylığı miktarına yükseltilerek ödenir.
Sürekli kısmi veya sürekli tam iş göremez durumdaki sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise bu gelir % 50 artırılır.
Tam işgöremezlik, sigortalının mesleğinde hiç çalışamaması halini belirtir. Bir başka anlatımla,tam iş göremez durumdaki sigortalının sürekli işgöremezlik derecesi % 100'dür. Sürekli-tam işgöremezlik geliri; 506 sayılı Kanunun Ek 22.inci maddesine göre tespit edilen göstergenin katsayı ile çarpılması suretiyle hesaplanır.
Tam İş Göremezlik Geliri = Gösterge * Katsayı olur.
Sigortalının mesleğinde kazanma gücünün kısmen azalmış olması hali ise,kısmı işgöremezlik olarak adlandırılır. Sigortalının işgöremezlik derecesinin en az % 10, en fazla % 99 demektir. Sürekli kısmi işgöremezlik geliri de,tam işgöremezlik geliri gibi hesaplanıp bunun işgöremezlik derecesi (maluliyet oranı) kadarı sigortalıya gelir olarak verilir. Böylece;
Kısmi İş Göremezlik Geliri = Gösterge * Katsayı * İş göremezlik oranı olur.
Kısmi sürekli işgöremezlik geliri bağlananlara ödenmesi gereken sosyal yardım zammı işgöremezlik derecesi (oranı) dikkate alınarak ödenir.
657 sayılı Kanuna tabi devlet memurları aylıklarının hesabında uygulanan katsayı, sürekli iş göremez-lik geliri hesabında da uygulanır. Katsayının değişmesi halinde değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni katsayı esas alınarak,gelir yeniden hesaplanır.
Gösterge tablosundan hesaplanacak gelirin aylık bağlama oranı % 70, üst gösterge tablosundan hesapla-nacak gelirin aylık bağlama oranı ise % 50'dir.
Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre,işkazası hallerinde İş göremezlik oranları SSK. Sağlık Dairesi Başkanlığı'nca belirlenmektedir. Kontrol muayenesi sonucunda,işgöremezlik derecesinin değiştiği tespit edilirse, rapor tarihini takip eden aybaşından itibaren yeni işgöremezlik derecesi esas alınarak gelir yeniden hesaplanır.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu sürekli işgöremezlik derecesi % 10'un altında tespit edilen sigortalıya gelir bağlanmaz. Ama hazırlanan sürekli işgöremezlik dosyası kurumca muhafaza edilir
Gösterge Tabloları
506 sayılı Kanuna göre gelirlerin hesaplanmasında katsayı esasına dayalı gösterge sistemi uygulanmaktadır. Göstergeler, derece ve kademeler halindeki, gösterge ve üst gösterge tablolarından oluşmaktadır. Gösterge ve üst gösterge tabloları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca tespit edilmektedir.
Gelirlerin hesabına esas alınacak göstergelerin tespitinde kullanılmak üzere 506 sayılı Kanunun Ek 21 inci maddesi gereğince aşağıda açıklanan şekilde Gösterge Tespit Tablosu ve Üst Gösterge Tespit Tablosu düzenlenmektedir.
İş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası için düzenlenecek gösterge tespit tablosunda, sigortalının gelire esas kazancının hesabına giren son takvim ayında, prim hesabına esas asgari günlük kazancın yıllık tutarı,taban rakamını,aynı aydaki gösterge tablosunun en yüksek göstergesi üzerinden hesaplanacak azami günlük kazancın yıllık tutarı da tavan rakamını oluşturur.
Yukarıdaki gibi tespit edilen taban rakamı,gösterge tablosundaki en düşük göstergenin,tavan rakamı ise en yüksek göstergenin karşılığı olarak alınır. Tavan rakamı ile taban rakamı arasındaki fark, en düşük göstergenin karşılığı olan kademe hariç tutularak,geriye kalan kademe sayısı olan 140'a bölünür. Bölüm sonucunun kesir kısmı tama çıkartılarak elde edilen rakam en düşük göstergeyi takip eden göstergeden itibaren, her dilim bir göstergeyi karşılamak üzere, taban rakamına ilave edilerek takip eden göstergelerin karşılığı rakamlar tespit edilir.
İş kazaları ile meslek hastalıkları sigortasından bağlanacak gelirlerin
hesabına esas alınacak gösterge, sigortalının 506 sayılı Kanunun 88 inci
maddesine göre hesaplanan yıllık kazancına, yukarıda açıklandığı gibi düzenlenerek
birleştirilmiş gösterge tespit tablosunda (gösterge ve üst gösterge tespit
tablosu) eşit sayının karşılığı olarak tespit edilir. Tabloda eşit sayı
yoksa, en yakın sayının karşılığı gösterge esas alınır. (506 S.K.Md.22)
5- SSK. Tarafından Bağlanan Gelirlerin Peşin Değerlerinin Hesaplanma Biçimi
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun 26.maddesine göre iş kazaları ve meslek hastalık-ları nedeni ile SSK.'nın bağladığı gelirlerin peşin değerleri,kusurları var ise işveren ve 3. kişilere rücuan ödettirilir. Kazalı işçinin kendisine bağlanan gelirler kadar zararını aynı zamanda ve ayrıca işverenden alarak haksız bir biçimde zenginleşmesinin önlenmesi ve "rücuan tazminat" davası sonucunda ödettirilecek zarar sonucu "iki kez ödetme" sonuçlarının ortadan kaldırılması düşüncesi ile kazalıya sağlanan yararların (bağlanan gelirlerin) peşin sermaye değerleri SSK'.dan sorularak hesaplanan tazminattan düşülür.
Bu gelirlerin peşin değerlerinin hesaplanması,506 sayılı yasanın 22. maddesinde düzenlenen yetkilendirme ve görevlendirme sonucu Çalışma Bakanlığı tarafından 1961 yılında düzenlenip yürürlüğe konulan bir tarife vardır. Bu Tarife eki 4 cetvel mevcut olup ayrıca SSK tarafından hazırlanmış bir de 22 yaş cetveli bulunmaktadır. İstenilen peşin değerler hesapları bu cetvellere göre yapılır.
Anılı cetveller bu çalışmamıza ek tablolar halinde verildi.
1) no'lu cetvel ile PMF. 1931 tarihli beklenen ömür süresi varsayımına göre,kişinin içinde bulunduğu yaşta daha kaç yıl yaşayacağı ihtimali gözetilerek,SSK tarafından bağlanan gelirin bu yaşama süresince ödenecek miktarının % 5 faizle iskontolu peşin değerlerini veren katsayıları içermektedir.
Her dört cetvel de peşin değer,rantın peşin değerini bulma yöntemine göre vermektedir. Cetvelin yaş karşısındaki sütunlarda, miktarı (100) lira olan gelir için peşin değer veren bir katsayı verilmiştir. Bu katsayı kazalının yıllık geliri ile çarpılıp yüz (100) sayısına bölünerek istenilen peşin değer; yani gelir bağlananın tüm yaşamı varsayılan süre boyunca alacağı sigorta gelirinin peşin değerini verir.
(2),(3) ve (4) no'lu cetveller de aynı nitelikte. Kaza sonucu ölen işçinin gelir bağlanan çocuklarının, (sırasıyla) (18)-(20) ve (25) yaşlarına kadar gelir almaya devam etmeleri halinde kendileri ne ödenecek sigorta gelirlerinin peşin değerlerini bulmada kullanılırlar.
Cetvellere göre peşin değer bulma işlemi şöyle yapılır.
A- Kazalı veya hak sahiplerine bağlanan gelir,gelir bağlama tarihindeki yaşlarının peşin değer çarpanı ile çarpılıp bir peşin değer (ilk peşin değer) bulunur.
B-Bu tarihten sonra, gelirde bir artış olmuş ise, gelir artış tarihindeki yaşı karşısındaki çarpanın, gelirin artan miktarı ile çarpılması suretiyle elde edilen sonuç daha önce (A'da) bulunan ilk peşin değere eklenir.
C- Hesap tarihine kadar gerçekleşen artışlar için, her artış tarihindeki yaşı karşısındaki çarpan, gelirin sadece artan miktarı ile çarpılarak bulunan miktarın önceki toplamlara eklenmesi ile yetinilir.
Örneğin gelir bağlama tarihindeki yaşı (5) olan bir çocuğa artış tarihleri ve miktarları aşağıdaki gibi olan gelirin peşin değeri, (2) no'lu cetvele göre) şöyle hesaplanır.
Yaş
Gelir
Fark Gelir
Katsayı
Peşin değer
5
435,000
435,000 *
9.5714
= 4,163,559 (ilk peşin değer)
6
515,000
80,000 *
9.0453
= 723,624
7
620,000
105,000 *
8.4872
= 891,156
8
715,000
95,000 *
7.8975
= 750,262
9
815,000
100,000 *
7.2753
= 727,530
9
910,000
95,000 *
7.2753
= 691,153
Gelirin peşin değeri toplamı: 7,947,284 Tl.
SSK.nun Peşin Değer Bildiriminde Sorunlar
1- Uygulamanın Getirdiği Bir Çelişki.
506 sayılı yasanın 22.Maddesinin yetkilendirmesi ile "Çalışma ve Sağlık-Sosyal Yardım Bakanlıkları" tarafından 1.3.1965 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmak üzere hazırlanan SSK gelirle-
rinin peşin değerlerinin bulunmasına ilişkin tarifenin düzenlenmesi ve uygulanmasına ilişkin ilkelere göre,
"gelirin peşin değerinin hesabında,
a) sigortalı veya hak sahibi kimselerin gelire giriş tarihindeki yaşları,
b) gelir tutarında herhangi bir değişiklik ... halinde bu değişikliğin olduğu tarihteki yaşları
-------------------------------------
e s a s a l ı n a r a k bakiye ömür bulunup peşin değer hesaplaması yapılmaktadır.
Bu da gelir bağlanan kişi için PMF. yaşama tablosuna göre farklı yaşama olasılıkları değerlendirme-sini getirmektedir.
Örneğin gelir bağlama tarihinden 5 yıl sonra dava açtığınızda gelir bağlama
tarihindeki gelir ile 1. yıllık gelir artış tarihlerindeki yaşlara göre
peşin değer hesabı yaptığımız yıl sayısı şöyle olmakta :
| YAŞI |
|
|
|
|
|
| BAKİYE ÖMÜR |
|
|
|
|
|
Yargıtay 21.Hukuk (bundan önce de 9. Hukuk) Dairesi'nin uygulamasında ise kazalı işçinin bakiye ömrünün olay tarihi gözetilerek hesaplanması "içtihat" edilmektedir. Özellikle ölüm ile sonuçlanan iş kazalarında bunun böyle değerlendirilmesi bir hukuki zorunluluktur.
SSK. tarafından bağlanan gelirlerin her yıl bütçe kanunları ile (ki bu büyük ölçüde enflasyon kaynaklıdır) önemli artışlar göstermektedir. Her yeni artış için yeniden peşin değer hesabı yapılması ve 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde artış miktarına göre yeniden bu hesabın yinelenebilmesi,yukarıdaki örnek gibi 38 yaşında kaza geçiren bir işçinin ilk bağlanan gelirin peşin değeri ile 10 yıl gelir artışının peşin değer hesabında [(31.091667 - (10+23.363889)= -2.272222 yıllık bir süre kadar] "bakiye ömür" farklılığı doğurucu olacaktır
Böylesine bir sonuç ise adaletsizliğe, diğer bir anlatımla kazalı işçinin "aşırı hak kaybına" yol açmaktadır. Bu nedenle de aşağıdaki önerimiz ile birlikte bu sorunun çözümü, beklenen yaşama süresi'nin (beklenen ömrünün) hesap tarihine göre bulunması ile olacaktır.
Kurum tarafından mahkemelere,sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin değerinin bildirilmesine esas tablolar incelendiğinde;
Üç ayda bir peşin ödenen ve yıllık tutarı 100 lira olan gelirlerin (18-20 ve 25 yaşı dolduruncaya kadar olan) cetvellerden son yıl (18. 20. veya 25.yıl) gelirlerinin peşin değerleri farklı; sırası ile 98,08 , 98,05 ve 98,03 olarak verilmekte.
Düzenlemelerine ilişkin ilkeye bakılırsa yıllık tutarı 100 lira olan gelirin;
a) 25 lirası hemen peşin ödenecek
b) 25 lirası üç ay sonra ödenecek
c) 25 lirası altı ay sonra ödenecek
ç) 25 lirası dokuz ay sonra ödenecektir
Yıllık % 5 oranlı faiz hesabı yapılırsa;
a) ilk 25 lirası peşin olmakla faizi yok.
b) ikinci 25 liranın 3 aylık faizi 0.3125 lira
c) üçüncü 25 liranın 6 aylık faizi 0,6250 lira
d) Dördüncü 25 liranın 9 aylık faizi 0.9375 lira olmak
üzere bir yıllık faiz (erken ödeme olursa) kazancı 1.8750 lira olur. Bu halde de yıl peşin değer katsayısı 100-1.875 = 98.125 olmalı idi.
Ancak 3095 sayılı yasa ile % 5 olan "kanuni faiz" % 30'a yükseldiği gibi Yargıtay uygulamasında da kazalıların gelirleri %10 oranlı faiz ile iskonto edilerek peşin değere çevrilmekte.
S.S.Kurumu tarafından "rücuan" alacaklı olunduğunda açılan tazminat davalarında ise sigortalıya bağlanan gelirlerin peşin değerleri yukarıda belirtilen ilkeye göre yani,kazalıya gelir bağlama tarihi ve gelirlerdeki artış tarihlerindeki yaşlarına göre peşin değer bulunan miktarlar dava ediliyor.
İşçilerin tazminat davalarında kazalının zararı % 10 faizle iskonto sonucu bulunduğundan SSK. gelirinin peşin değerlerinin de % 10 oranlı faiz üzerinden iskonto ile peşin değerinin bulunması gerekli.
Sorun,gerek iş kazaları halinde mahkemelere gelirlerin peşin değerlerinin bildirilmesi,gerek ise kurumca açılacak "rücuan alacak" davaları bakımından özel önem taşıdığı ortada. Bu anlamda da irdelenmeli, tartışılmalı ve ulusal hukuka uygun tablolar düzenlenerek "aşırı hak ile aşırı haksızlık" arasındaki dengesizlik giderilmelidir.
Bağlanan gelir (A) olarak simgeleştirilecekse,
İskonto = Bağlanan gelir * iskonto faktörel değeri
A * [1 / ( 1 + t )³) veya A *1/Kn
formülü ile bulunmak gerekir. Yani 1. Yılın geliri ile başlayacak iskonto işleminde Ücret + (i) işlemi ile yıl sonu itibarı ile faizlenmiş miktar bulunduktan sonra bu miktardan (i) oranındaki faiz indirilerek peşin değer bulunmalıdır.
2- SSK.nun fazla Peşin Değer Bildirimi Sorunu
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, SSK.'nun 506 sayılı Yasa'nın 26.maddesine dayanan rücu istemlerinde, "sosyal güvenlik kurumlarınca sigortalı veya hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gerekli her türlü giderin tutarı ile bağlanan gelirlerin peşin değerlerinin tutarını" isteyebilme ile sınırlamakta ve bunu "İÇ TAVAN" olarak nitelemektedir. Bunu tamamlayan ikinci niteleme de "dış tavan"dır. "İş kazası veya meslek hastalığı nedeni ile zarara uğrayan sigortalının veya ölmesi halinde hak sahiplerinin sorumludan isteyebilecekleri tazminat miktarı dış tavanı oluşturur".
(Teoman Ozanoğlu Ölüm ve Cismani Zararlar Hallerinde Zararın ve Tazminatın Hesap Edilmesi Sempozyumu Aralık 1993)
SSK. Yönetim Kurulu'nun onayının görerek bütün birimlerine yazılan bir Başhukuk Müşavirliği yazısında;
"İş kazaları nedeni ile mahkemece peşin değer sorulduğunda kız çocuklar için (1) no'lu cetvel,erkek çocuklar için (4) no'lu cetvele göre peşin değer hesabı yapılarak mahkemelere bildirilmesi, kendilerince açılacak rücuan alacak davalarının tazminat hesabına esas olmak üzere ise kız çocuklar için (2) no'lu cetvele göre, kız çocuklar için ise (3) no'lu cetvele göre peşin değer hesabı yapılarak Hukuk İşlerine bildirilmesi" nin kurum içinde "tamim" edilmesinin getirdiği garip sonuçlar var.
işverence tazmin edilecek destek isteyenlerin zararından mahsup edilecek peşin değerin çok fazla (1 ve 4 no'lu cetvellere göre) kendi rücu edeceği miktardan çok fazla olarak bildirilmesi,
İşverenden rücu edilecek miktarın ise çok daha az (2 ve 3 no'lu cetvellere göre veya tarifede olmayan cetvele göre) hesaplanıp daha az miktarın tazminine olanak.
Peki bu hesap tek olmamalı mı ?
İşte 10.Daire'nin birçok kararının etkisi ile anılan "iç tavanın yükseltilmesi" kastı SSK. peşin değer bildirimlerini yüksek bildirmeye yönelten olgu olmuştur.
506 sayılı yasanın 22. maddesine göze,iş kazası sonucu ölüm nedeni ile kazalı işçinin çocuklarına,
a) her halde 18 yaşları bitimine kadar,
b) orta öğrenim görüyorlar ise 20. yaş bitimine dek,
c) Yüksek öğrenim görüyorlar ise 25. yaş bitimine dek sigorta geliri ödenmeye devam edilir.
Aynı maddenin (VI) fıkrasına göre de kız çocuklarına bağlanan gelirler,evlendikleri yada emekli sandıklarına bağlı işlerde çalışmaya başladıkları tarihte kesilir.
SSK. bu yeni uygulaması ile ise, sigortalının çocuklarının açtığı tazminat davalarında sorulduğunda (kendi rücuan tazminat davalarından farklı - ve fazla- olarak bildirmekte.
Kazalının erkek çocuklarının gelirlerinin 25 yaşına kadar devam edeceği, yani hepsinin üniversite okuyacağı varsayılarak peşin değer hesabı yapılıp bildirilir oldu.
Ülke düzeyinde üniversitede okuyabilme olanağı % 1,3. Bunların da büyük kesimi, özel dershane-lerde kurs gören, özel okullarda okuyan aile çocukları."işçi" kesiminin çocuklarından ise yüksek öğrenim yapabilenlerin oranı (özel çalışmamız yok ama) her halde % 0.5 (binde beş) 'ten fazla olmasa gerek.
DİE. Hanehalkı İşgücü Anketi ve sonuçları Ekim 1992 yayınından bir değerlendirme (14-24 yaş arası nüfusun eğitim ... durumu için) yaptım. Sonuçlar çarpıcı. Ankette değerlendirilen toplam Nüfus (kişi) 40,439,964. Bunların 14,317,981 kişisi 12-24 yaş arası ve toplam nüfusa oranları ise % 35,4.
Bazı kısaltma simgelerimizin anlamı şöyle:
A-okuryazar değil B-Okuryazar-İlkokul mezunu değil
C-İlkokul Mezunu D- Ortaokul
E- Lise ve Dengi okul F-Üniversite-Yüksekokul mezunu.
(!) Toplam nüfusa göre oranı
(!!) yaş gurubu toplamına göre oranı
Cinsiyet (ve toplam) karşısında gösterilen rakamlar kişi sayısını (!) ve (!!) karşısındaki değerler ise yukarıdaki gibi oranlamadır.
(12-24 YAŞ GURUBUNA GÖRE)
**********
A ¦
B ¦
C ¦
D ¦
E ¦
F ¦
Erkek 108,272
275,139 4,048,327
1,541,193 893,727
81,718
(!)
0.00267 0.00680
0.1001070 0.038110
0.02210 0.0020
(!!)
0.00756 0.01921
0.2827443 0.107640
0.06242 0.0057
Kadın 509,413 333,049
4,780,152 994,756
668,268
83,967
(!)
0.00127 0.00083
0.0101097 0.00385
0.00223
0.0002
(!!)
0.03558 0.02326
0.3338565 0.10764
0.06242
0.0058
Toplam 617,685 608,188
8,828,479 2,535,949
1,561,996 165,685
(!)
0.01527 0.01504 0.2183107
0.0627089 0.0386250
0.00409
(!!)
0.04314 0.04247 0.6166005
0.1771164 0.1090931
0.01157
Not : yayının 17-19 sayfalarındaki tablolardan aktarım ve yararlanma ile düzenlendi.
Tablonun incelenmesinden yaş gurubu toplamının % 70,22'cinin öğrenim durumunun ilköğretim ve altı düzeyde. % 28,62'nin ise ancak ortaöğrenim yapabildiğini, yüksek öğrenim görenlerin ise 0,01157 (yüzde bir onda bir yada % 01.15 kadar) olduğu görülmekte.
Hesaplama Devlet istatistik enstitüsünün.
Kazalının kız çocuklarına "yaşam boyu"
gelir bağlama hikayesi.
Hikaye diyorum çünkü SSK tarafından böylesine gelir bağlanması halleri "rivayet".Bağlanan gelirler kesildikten sonra boşanma lacı halinde yeniden gelir bağlama istekleri olmuyor değil. Ama bunu genelleşti-rerek tüm kazalıların kızlarına, yaşam boyu gelir bağlama herhalde "sosyal demokrasi"nin bir özlemi olsa gerekir. Fakat gerçeği gözetmeyen, varsayımda özlemi gerçek olarak kabul eden bir anlayış.
İşin garibi de aynı "sosyal güvenlik" kurumu (SSK), kendi açtığı "rücuan tazminat" davalarında ise erkek çocuklara 18 yaşı bitimine dek,kız çocuklarına ise 22 yaşı bitimine dek gelir bağlanacağı varsayımı üzerinden dava açılır ve buna göre peşin değer bildirilir.
Üstelik tarifeye göre 22 yaş bitimine dek bağlanan gelirlerin peşin değer hesap tablosu yok. Kendilerince yapılmış bir tablo var ama o da gerçeğe uygun değil. Örneğin (1) yaşındaki çocuk için katsayı olarak 1266,470 katsayılı peşin değer hesabı yapılmakta. 4 no'lu cetvelden 23.yıl kadar katsayısını (23.yıl katsayısı olan 190,92'yi çıkardığımızda = 1,364.55-190,92 =) 1,173.63 bulunur. Fazladan hesaplanan peşin değer 92.817 dir.)
Üstelik yüksek öğrenim görebilme düzeyinin % 1,3 olduğu ülkemizde,dar öğrenim olanaklı işçi çocuklarının tamamını yüksek öğrenim yapar kabul etmek (ah keşke yapabilseler ya) bu toplumsal kesimle
adeta alay etmek olmaz mı ? Ülkemizde orta öğretim ortalaması dahi % 29'un altında.
Oysa destek gelirinden yararlandırırken erkek çocukları 18 veya 20 yaşa dek, kız çocukları ise 20 veya 22 yaşa dek destek geliri alacaklarını kabul ederek hesap yaparız.
Yukarıdaki sürelerle sigorta geliri bağlanacağı varsayımı ile,destek gelirinden yaralandırma süreleri-nin aynı olmaması, bunca farklı olması adalet duygusunu incitici olmaz mı ?
Çözüm ne ?
Adaletli sonucu sağlamak yargıcın görevi. Yargıç tazminat hesabını yaptırdığında,çocuklara hangi süre ile destek geliri varsayacak ise,sigortadan da buna dek gelen cetvele göre peşin değer hesabı yapılarak peşin değer bildirilmesi istenerek bu adaletsiz bildirim önlenmeli.
(örneğin "Gelirlerin peşin değerlerinin hesaplanması ilişkin 1965 tarihli tarifenin,eşine bağlanan gelirlerin peşin değerlerinin (1) no'lu cetvele göre, çocuklarına bağlanan gelirlerin peşin değerlerinin ise (2) no'lu cetvele göre hesaplanarak bildirilmesi"nin istemesi gibi.)
6- BAĞ-KUR Sigortalılarının Peşin Değerleri.
1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu'nun 63.maddesi ile Kuruma tanınan ardıllık (halefiyet) nedeni ile Bağ-Kur tarafından bağlanan gelirlerin peşin değerleri de bu maddede tanınan "suç sayılır hareket ile yapılması halinde gereken yardımlar" için "tazminattan" indirim yapılması gerekecektir.
Bu gelirlerin peşin değerleri 1961 tarihli (SSK tarafından da kullanılan) cetvele göre hesaplanır. Ancak Bağ-Kur Tarım Sigortalıları için bu peşin değer tüm gelirlerin peşin değeri olduğu halde 1479 sayılı Bağ-Kur yasasının 63.maddesinde 1983 yılında yapılan değişiklikle sadece "ilk peşin değer"leri için rücu olanağı verildi.
Kazalı yada destek isteyenlerin, yararlandırıcı olaya bağlı olarak elde ettiği diğer yararlar da hesaplanan zarardan indirilmek gerekir. İdari yargı,özellikle Askeri İdari Yargı alanında Emekli Sandığı tarafından sağlanan (olay nedeni ile) gelirlerin de yarar hesabından indirilerek zararın netleştirildiği görülmektedir.
Ancak,genel anlamda Emekli Sandığı tarafından bağlanan gelirler,kazalının kendi ödediği kesenekler karşılığı olarak kabul edilerek (özellikle trafik kazaları ile ortaya çıkan olaylarda) indirilmez. Ağırlık konumuzu iş kazaları nedenli davalar olarak değerlendirdiğimizden bunları açmakta fayda görmedik.