|
Attilâ SAV
CHP Parti Meclisi Üyesi
Bu sempozyuma katılmam önerildiği zaman üzerinde durmayı
düşündüğüm konu, "Siyasal Örgütlenme" ve bunun içerisinde "Siyasi
Partilerin Örgütlenme Modeli" oldu.
Siyasal örgütlenmenin önemi ve değeri açık. Demokrasinin temel niteliklerinden birisi de katılımcılık ve çoğulculuktur. Yani, bir toplum içerisindeki bütün görüşlerin temsil edilebilmesi, açıklanabilmesi, bunların ülke yönetimine etkili olabilmesi, ülke yönetiminde söz sahibi olacak hale getirilmesi ve bunun için örgütlenme olanaklarının önünün açık tutulmasıdır. Bu anlayışla, en geniş anlamda bir örgütlenme hakkından söz edilebilir. Bu örgütlenme hakkı, siyasal ya da tüzel (hukuksal) kanallardan akar. Özellikle siyaset biliminde, "baskı grupları" denilen çeşitli toplulukların siyaseti etkileme olanakları vardır. Bu konuda, düşünce özgürlüğü, görüş açıklama özgürlüğü vardır. Bunun yanı sıra, türlü örgütlenmelerle; dernek, sendika, meslek örgütleri, vakıflar, kooperatifler gibi kuruluşlarda örgütlenerek ülke yönetiminde söz sahibi olmak, ülke yönetiminde düşüncelerini etkili biçime getirmek hakkı ve olanağı vardır halk gruplarının. Siyasi partilerin örgütlenme modellerinden birisi ve doğrudan siyaset konusunda olanak verilen örgütlenme modeli olduğu için ve konumuz da siyasi partilerin örgütlenmesi olduğu için, açıklamalarımı bu noktada yoğunlaştırmak istiyorum. Belki söze Sayın Keçeciler'in bıraktığı noktadan devam etmek gerekecek diye düşünüyorum. Gerçekten bugün Anayasamızda yer alan bazı sınırlamalar ve kısıntılar nedeniyle örgütlenme hakkı tam ve geniş anlamda kullanılamamaktadır. Anayasa koyucusu, bütün örgütlenme modellerini kabul etmiş, fakat bunların herbirini ayrı, birbiriyle ilişkisiz, ilintisiz, hatta ilişkileri yasaklanmış –deyim yerindeyse– adacıklar halinde düşünmüştür. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşmeleri sürmekte olan ve değişme yolunda başarıya ulaşmasını dilediğimiz 21 maddeyle yapılan Anayasa değişikliklerinden 10'u örgütlenme hakkıyla ilgilidir. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulunan siyasi partilerin uzlaşma noktalarından 10 tanesi, geniş anlamda örgütlenme hakkının sınırlanmasının, kısıntılarının kaldırılması doğrultusundadır. Bu, demokrasimiz için umut verici bir gelişmedir. O bakımdan dileğim, bu değişikliklerin gerçekleşmesidir. 33'üncü madde dernek kurma hakkını kabul ediyor; fakat, derneklerin siyasi partilerle işbirliği yapmasını, özellikle siyasal konularda etkinlik yapmalarını yasaklıyor. İşçiler ve işverenler için sendika kurma hakkı kabul ediliyor. Ama bunların, siyasal etkinlikleri yasaklanıyor. Özellikle kırsal kesim örgütlenme modeli diye düşündüğümüz kooperatifler için de aynı yasakları görüyoruz. Burada belirtmeye çalıştığım şey şudur: Siyasi partilerin örgütlenmesinde bugünkü modelde en ciddi sıkıntı ve sınırlama Anayasa'dan gelmektedir. Siyasi Partiler Yasası'ndan önce düzeltilmesi, değiştirilmesi gereken kurallar Anayasa'dadır. Çünkü, Anayasa koyucumuzun kabul ettiği model, tek boyutlu ve dar alanda siyasal etkinlik yapılmasını öngörüyor. Ayrıca, Anayasa'da yer alan 68. ve 69. maddelerle düzenlenen siyasal etkinliklerde bulunma, siyaset yapma hakkı ve siyasal partilerle ilgili hükümler de aynı anlayışın yoğunlaşmış ve özel düzenlenmiş biçimidir. Bu, siyasal parti kurma, partilere üye olma ve parti içinde siyasal etkinlikte bulunma hakkını kapsamaktadır. Siyasal partilerin çeşitli yaklaşımlarla (örgütlenme modelleri ve tipolojisi bakımından) çeşitli biçimlerde sınıflandırılması ve türlere ayrılması olanağı var. En çok kullanılanlardan biri, kitle partileri ve kadro partileri ayırımıdır. Bilindiği üzere, siyasi partiler, 17-18'inci yüzyılda belirmiş, 19'uncu yüzyılda gelişmeye başlamıştır. Yönetim yetkilerinin tek elde toplandığı dönemde parlamentonun işlevi olmadığı için, seçmenlerle yöneticiler arasında bir iletişim ve temsil gereği yoktu. Monarşik yönetimlerde yönetim, tek elden, geniş ve serbest biçimde yürütülüyordu. O dönemde henüz siyasal partilerle ilgili oluşumlar yoktu. Partiler, meclislerin yönetim yetkisini paylaşması ile beliriyor. Bu gelişmede kadro partilerine tarih içerisinde, önce İngiltere'de rastlıyoruz. Whig'ler ve Tory'ler diye anılan, sonradan Muhafazakar Parti ve Liberal Parti haline dönüşen bu tür partilerde önemli olan, parlamentodaki kadronun oluşumu ve politik etkinliğidir. Bunların alt yapıları, yani örgütlenme modelleri "komite"ler şeklindedir. Milletvekili yahut parlamento üyesi olacak kişinin seçilmesinde halka ya da parti örgütüne danışma niteliği veren ve sadece bununla sınırlı bir etkinlik yapan kadrolar olarak ortaya çıkmışlar. Zaten, kadro partileri denilmesinin bir nedeni de bu. Kitle partileri daha sonra, 19'uncu yüzyılda, özellikle sosyal düşüncelerin, sosyalizmin, Marksist düşüncenin ve işçi sınıfının örgütlenme gereğinin ortaya çıkmasından sonra beliriyor. Tabii yaygın bir tabana dayanarak siyasi parti örgütlenmesi geliştirildiği için, örgütlenme modeli olarak komiteler yerine, hücreler veya ocaklar ya da çeşitli birimler kuruluyor. Örgütlenme aşağıdan yukarıya doğru sıkı ve yoğun biçimde geliştiriliyor. Bir başka kitle partisi türü olan faşist partiler ise milis yoluyla örgütleniyor. Bu da gösteriyor ki, siyasal partilerin amaçlarına ulaşmakta örgütlenme yöntemi ve modeli önemlidir ve partiler için tek örgütlenme modeli yoktur. Her parti kendi siyasal, toplumsal ve ideolojik amaçlarına uygun bir model geliştirir. Bugün, bu gelişmelerin vardığı nokta şu: Siyasal boyutuyla değil de hukuki açıdan değerlendirdiğimiz zaman, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, özellikle iki savaş arasında insanılğın geçirdiği büyük badire ve İkinci Dünya Savaşı'nı yaratan oluşumlar, siyasi partilerle ilgili bazı düzenlemelerin anayasal hükümler haline getirilmesini düşündürüyor. Savaş sonrası anayasalarında, Fransız Anayasası'nda, Alman Anayasası'nda ve İtalyan Anayasası'nda çeşitli biçimlerde siyasi partilerden söz ediliyor. Bununla birlikte, siyasi partiler için özel yasal düzenlemeler gereği de kendini kabul ettiriyor. Çeşitli ülkelerde, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde, yasalarla bu düzenlemeler yapılıyor. 1947 tarihli İtalyan Anayasası'nda, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan ilk anayasalardan olan 1946 Fransız Anayasası'nda böyle hükümler var. İtalyan Anayasası'nın 47'inci maddesi, Alman Anayasası'nın 21'inci maddesi ve daha sonra 1958'de yapılan "5'inci Cumhuriyet Anayasası" dediğimiz Anayasa da, siyasi partilerin siyasal etkinliğini, siyasal yaşam içerisindeki yerini belirliyor. Bizde olduğu gibi, böyle yasaklarla kuşatılmış bir düzenleme şeklinde değil, siyasi partilerin anayasal organlar biçiminde öngörülmesini düzenliyor. İnsanların bir siyasal parti içinde, siyaset yapma isteğinin ve bu nedenle örgütlenme isteminin sonucu olarak ortaya çıkan siyasal partilerde bir "irade birliği" bulunduğu kuşkusuzdur. Bu irade birliği, aynı görüş ve düşünce etrafında birleşen insanların siyasal eylemlerini birleştirmek ve bu yöntemle ülke yönetiminde söz sahibi olmak, iktidara istekli olmak ve iktidar yolunda yarışmaya girmek gereğini ortaya koyuyor. Örgütlenme açısından yapılan bir ayırımla da, partileri gevşek örgütlü ya da örgütü tutarlı, sıkı örgütlü partiler diye ayırıyoruz. Gevşek örgütlü partiler, yine kadro partileri denilen Anglosakson partileri'dir genellikle.. Amerika Birleşik Devletleri'nde partiler, çok sıkı ve bizim anladığımız manada örgütleri süreklilik gösteren ve sürekli siyasal çalışma yaptıran partiler değildir. Daha çok, seçimlerde belli adayları destekleme ve belli adaylar için çalışmak amacıyla bir araya gelinir. Disiplinli kitle partilerinde ise, belli bir sınıfı örgütleme ve o sınıfı iktidara taşıma isteği vardır. Bütün sınıflara kendi görüşlerini açıklayarak, onları bu görüşler doğrultusunda bir araya getirme istekleri vardır. Komünist partiler, faşist partiler, sosyalist ve sosyal demokrat partiler, bu tür disiplinli ve sıkı örgütlü kitle partileridir. Bu genel girişte daha geniş açıklamalar da yapılabilir. Ama, bizim amacımız, daha çok Türkiye'deki parti örgütlenme modeli üzerinde durmaktır. Türkiye'de, Anayasa'nın 68 ve 69'uncu maddelerinde yer alan düzenlemeden sonra, 1983 yılında 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Bu yasa, üç aşamalı ve tek boyutlu, dikey ya da düşey diyebileceğimiz bir örgütlenmeyi öngörüyor: Merkez örgütü, il örgütleri ve ilçe örgütleri. Bu eksik ve yetersiz bir örgütlenme modelidir. Belde örgütleri, yani beldelerde örgüt kurma olanağı, 1987 yılında 3370 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte Siyasi Partiler Yasası'na eklenmiştir. Ayrıca, bunu tam bir örgüt kademesi saymak, ne dereceye kadar doğrudur? Tartışılabilir! Çünkü, il, ilçe ve merkez örgütleri, kendi kongrelerinden seçilmiş yöneticilerden oluştuğu halde, belde örgütleri ilçeye bağlı olarak ve ilçe örgütü tarafından seçilen partililerden oluşur. Mamaifh, yine de beldelerde örgütlenme olanağının tanınmış olması yararlıdır. Çünkü, siyasi partilerin örgütlerinin yaygınlığının ve genişliğinin ne denli yararlı olduğu tartışılmaz. Parti içi demokrasinin işleyişi bakımından, partinin tabandaki örgütlerinden yukarıya doğru seçim mekanizmalarının sürekli işletilerek, parti yöneticilerinin seçilmesinin demokratik bir yöntem olduğu kuşkusuzdur. Anayasamızın getirdiği kısıntı ve yasaklamalar içerisindeki olumlu hükümlerden bir tanesi şudur: "Siyasi parti içi çalışmaları ve kararları, demokrasi esaslarına aykırı olamaz". (Madde 64) Bu kural, siyasi partilerde demokratikliği sağlamak bakımından oldukça önemli bir ölçüttür. Özellikle Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda vermiş olduğu bazı kararlar, bu Anayasal ölçütün değerini ortaya koymaktadır. Biraz önce, Sayın Keçeciler'in sözünü ettiği gibi, örgüt disiplini ve örgüt düzeni içerisinde üst örgütlerin, alt örgütleri görevden alma yetkisi bulunmaktadır. Siyasi Partiler Yasası görevden alınan örgütlerin yerine, illerde 45 gün, ilçelerde 30 gün içerisinde kongrenin, yani örgüt kademe kongresinin yeniden yapılmasını ve yeni yönetimin seçilmesini öngörmüştür. Bu sürelere dikkat etmeyen partilere karşı, Cumhuriyet Başsavcılığı, ihtar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmakta ve Anayasa Mahkemesi de bunu kabul etmektedir. Gerekçesi de siyasi partilerin parti içi çalışmalarında, demokratik esaslara uyulması zorunluluğudur. Bunun yanı sıra, yani sadece düşey ya da dikey, aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya olan örgütlenmenin bir istisnası da, kanun ilk çıktığı zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupları idi. Daha sonra, yine 3370 sayılı Yasayla yapılan değişiklikle, il ve ilçelerde Belediye Meclisi Grupları ve İl Genel Meclisi Grupları kurulması olanağı tanındı. Bu da, yatay örgütlenme yolunda bir genişlemedir, bir gelişmedir. Bunun dışında yatay örgütlenme ya da yan kuruluşlar yoluyla örgütlenme modeli kabul edilmemiştir. Anayasa yasağı olduğu için, yasa; kadın, gençlik kolları gibi, ayrıcalık(!) yaratacak örgütlenmeleri ve yan kuruluşları yasaklamış bulunmaktadır. Hiç kuşkusuz, bu, Anayasanın demokratikleşme yolunda koyduğu ciddi engellerden ve yasaklardan birisidir. Bu yasağın kalkması dileğimizdir. Çünkü, siyasi partilerin kendi ideolojileri, ilkeleri, programları ve hedef kitleleri doğrultusunda çalışma yapmak ve örgütlenmek hakları kısıtlanmaktadır. Anayasadan Siyasi Partiler Yasasına yansıyan bu anlayış, Türkiye'de tüm siyasi partilerin, ideoloji farklılıkları ne olursa olsun, tek modele göre örgütlenmeleri zorunluluğunu getirmektedir. Herhalde, askeri anlayışla yapılmış olduğu için bir çeşit siyasi partilere de üniforma giydirme gayretidir diye düşünülebilir. Tabii, bu tek model örgütlenme zorlamasına rağmen, yine de siyasi partilerin kendi kuruluş özellikleri, siyasal doğrultuları ve ideolojik anlayışları bakımından, örgüt dışı ilişkiler devam etmektedir. Bu yolla yapılan siyasal etkileşimler de sürmektedir. Büyük toprak sahipleriyle, aşiret reisleriyle, dinsel liderlerle, sanayi ve ticaret burjuvazisiyle ilişkiler seçimlerde siyasi partileri etkilemektedir. Aday belirlemede söz sahibi olmak için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Çünkü, Anayasa koyucunun engelleri, hep örgütlerin birbirleriyle olan ilişkilerine yasaklar koymak suretiyle yapılmıştır. Yoksa, onun dışında siyasal ilişkilerde engelleme düşünülmemiştir. Zaten bu, siyasetin doğası gereği, olası değildir. Bu itibarla, Siyasi Partiler Yasamızın ve Anayasamızın öngördüğü, siyasi partiler modelinin değerlendirmesinde ortaya çıkan asıl eleştiri, tek örnek siyasi parti örgütlenme modelinin yeterli omayışı, hatalı oluşudur. Kurallara uygun davranan partiler için bu yasal model, geniş anlamda siyasal örgütlenme hakkına, temel hak ve özgürlükler bağlamında anayasal örgütlenme hakkına uygun bulunmamaktadır. Örgütlenme ile ilgili birbaşka özellik de, Siyasi Partiler Yasası'na ve Anayasa'ya göre, siyasi partilerin mezhep, din, dil ayırımı gütmeden, bölge ayırımı gütmeden kurulmasıdır. Türkiye genelinde partilerin mümkün olduğu kadar geniş alanda kurulması zorunludur. Bununla ilgili düzenleme Siyasi Partiler Yasası'ndan çok, Seçimlerin Temel Hükümlerine İlişkin Yasa'da bulunmaktadır. 298 sayılı Yasanın 14'üncü maddesinin, iki bendiyle bu düzenleme yapılmıştır. Siyasi partilerin seçime girebilmeleri için, Türkiye'deki tüm illerin yarısında örgütlenmiş olmaları zorunluluğu vardır. Bir ilde örgütlenmek için de, o ile bağlı ilçelerin üçte birinde örgütlenme zorunluluğu getirilmiştir. 2820 sayılı Kanunun 20'inci maddesinde 3420 sayılı Yasayla yapılan değişiklikle belde örgütleri için denmiştir ki; "bir ilçede örgütlenmenin koşulu, o ilçeye bağlı beldelerin, en az yarısında örgütlenme zorunluluğudur. Belde sayısı 3 veya daha az ise, bir beldede örgütlenmiş olmak, o ilçede örgütlenmeye yeterli sayılır." Bu örgütlenme modelinin bölgesel ya da başka sosyal nedenlere dayalı ayrımcılığı önlemek bakımından yerinde olduğu açıktır. Bütün bu açıklamalardan sonra, şöyle bir özet yapabiliriz; Siyasal partiler, siyasal katılma ve örgütlenme hakkını sağlamak ve bu yolla iktidarı kısmen veya tamamen elde etmek amacı ile kurulurlar. Bu varlık nedeni ve amaç ise o doğrultuda bir kuruluş gerektirir. Partileşmenin ve partisel etkinliklerin, örgütlenme hakkını en geniş biçimde sağlaması zorunludur. Anayasamızın siyasal partilerle ilgili düzenlemesi, demokratik değildir. 68 ve 69 uncu maddelerle birlikte, geniş anlamda örgütlenme hakkına ilişkin 33 ve 34'üncü maddeler, yani derneklerle ilgili hükümler; 52'nci maddesi yani sendikalarla ilgili hüküm, 135'nci maddesi yani meslek örgütleriyle ve 171. maddesi yani kooperatiflerle ilgili maddeleri de demokratik olmayan sınırlama ve kısıntıları içermektedir. Bunun yanı sıra, parti yapılanması ve parti içi örgütlenme bakımından, özel yasa, tek örnek bir parti kuruluşu ve örgüt modeli öngörmüştür. Bu da demokrasi ile bağdaşmayan bir anlayıştır. Bu nedenle, siyasal partilerle ilgili hukuk kurallarının değişmesi zorunludur. 12 Eylül 1980 darbesiyle kabul edilen ve siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin, 16 Ekim 1981 tarihli ve 2533 sayılı Kanun –açış konuşmasında Sayın Vakıf Başkanı Erol Tuncer de buna değindi– kanaatimizce Türk siyasal yaşamına son derece ağır bir darbe vurmuştur. Bu Yasa, partileşme sürecini ve Türk siyasal gelişimini olumsuz biçimde etkilemiştir. 22 Nisan 1983 günü çıkarılan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile siyasi partilere getirilen serbestlik, daha önce de belirttiğim gibi tam ve gerçek bir demokratik özgürlük rejimi değildir. 12 Eylül öncesindeki siyasal örgütlenme modelini Türkiye aramaktadır. Çağdaş Türkiye'nin gereksinimleri o modeli bile aşmayı gerektirdiği halde, şimdilik onun da gerisinde kalmış olmamızın ağır bir sıkıntı olduğunu belirtmek gerekir. Siyasal yaşamımızın 70 yıllık siyasal birikimine ve demokratik cumhuriyetin gelişmelerine çok zarar veren bu sürecin mutlaka ve bütünüyle değişmesi gerekiyor. Konuşmamın başında, Anayasa değişiklikleri ile ilgili dileklerimi ve umutlarımı belirtirken, biraz da bunu anlatmak istemiştim. Çünkü, Türkiye'de çoğulcu ve katılımcı demokrasinini işler hale gelmesi için, Anayasada bulunan bu yasakların ve kuşatmaların kaldırılması, siyasi partilerin kendi siyasal, sosyal gereksinimleri doğrultusunda ve Türkiye'nin siyaset yaşamını, siyaset birikimini yansıtacak biçimde örgütlenmelerini sağlayacak hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örgütlenme modelinin de bu doğrultuda olması yararlıdır diye düşünüyorum. |