R Ü S T E M   E F E

            Günümüzden yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış Rüstem Efe'nin hayatı babadan oğula anlatılarak günümüze kadar ulaştı. Rüstem Efe Yugoslavya'nın Makedonya Bölgesinin Başkenti Üsküp'e bağlı Ya-lovyane köyünde yaşamışdı. Bu köyün çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmakta, geçimlerini hayvancılık yaparak sağlamaktadırlar.

            Rüstem Efe, orta boylu, iri yarı yapısı, sinirli bakışlı ve korkusuz bir insandı. Yanlız köy halkı onu çok sever ve sayardı. Köy halkının bir sorunu veya problemi olursa onun yanına giderek yardım isterlerdi.

            Yugoslavya ile Yunanistan arasında açık arttırma usulü ile Yunanistan'ın sınır yaylaları Yugoslavya'ya beş yıllığına kiraya verilir. Kışın köylüler Yunanistan'a hayvanlarını otlatmaya giderlerdi. Rüstem Efe'nin çobanlarıda o sene Yunanistan yaylalarına hayvanları otlatmaya götürürler. Yalnız sınırda bulunan çiftlik sahibi müslümanların oradaki yoldan geçmelerine izin vermiyordu. Müslümanlara değişik şekillerde eziyet ettiriyordu. Orada oturan halkta ondan korkuyorlar ve zalim çiftlik sahibine bir şey yapamıyorlardı. 

            Rüstem Efe'nin çobanları hayvanları otlatmadan memleketlerine geri gelirler. Bunu gören Rüstem Efe çok sinrlenir. Rüstem Efe hemen Yunanistan'a doğru atıyla ve yanından ayırmadığı Türk yapımı mavzer silahını alarak yola çıkar. Atla Bulgar hududunu geçtikten bir kaç saat sonra çiflik sahibinin yanına gelerek ve hiç atdan inmeden bağırır.

            _Ey!... Şobkin der. Sen nasıl olurda müslümanları buradan geçirmezsin, ölümüne mi susadın haydut? der.

            Ve elindeki mavzerle nişan alıp çiftlik sahibini iki kaşının arasından vurur. Bunu duyan oranın köylüleri bu olaya çok sevinirler. Köylüler bu çiflk sahibini öldüren adamı merak ederler ve onu görmek için ellerindeki hediyelerle Rüstem Efe'nin yanına giderler. Yalnız Rüstem Efe bu hediyeleri kabul etmez. Oradan müsade isteyip ayrılır.

            Yugoslavya'ya doğru adını dört nala sürer. Dere kenarından geçerken çocukların yüzdüğünü görür tam o sırada çocuklardan birinin boğulmak üzere olduğunu görür. Diğer çocuklar ise çığlıkla etraftan yardım istiyorlardı. Bu çocukların yardım isteyişlerini duyan Rüstem Efe hemen atıyla dereye girip çocuğu kurtarmaya karar verir. Çocuğu kemerinden kavrayıp atın arkasına baygın haldeyken uzatır. Kurtardıktan sonra ise koma halindeki çocuğu ayağından bağlayıp ağaca asar. Aşağı yukarı yedi saat ağaçta baygın kalan çocuğun miğdesindeki sular boşalınca kendine gelmeye başlar. Çocuğu arkadaşlarına teslim edip oradan uzaklaşır.

            Köyüne gelen Rüstem Efe bir de bakmışki ne görsün... Muhtar ve köüyn ileri gelenleri altı delikanlıyı yakalamışlar ve işledikleri suçun cezasını vermek için meydanda toplanmışlar. Bunun üzerine Rüstem Efe olayı gençlerden dinlemeye karar verir. Gençler yaptıklarını ve neden yaptıklarını anlatmaya başlarlar.

            Köyün üzerinde bulunan Devletin yaylasında on iki bin koyun otlatılıyordu. Cezayir isminde bir kahya vardı. Bu kahyanın koyunları köyden geçerken tarlalara çok zarar veriyordu. Altı delikanlı koyunların geçtiği bu yola gizli bir kuyu kazarlar, bu kuyunun üzerini çalı çırpıyla kapatırlar. Bu kuyu beş ufak baş koyunu içine alacak kadar derinlikteydi. Daha sonra hayvanlar oradan geçerken  kuyunun içine bir kaç tanesi düşer. Fakat çobanlar hayvanların kuyuya düştüklerini farketmezler. Çobanlar oradan ayrılınca gençler bu koyunları kuyudan çıkarıp keserler ve bir güzel afiyetle yerler. Artık karınları doymuştur.

            Daha sonra kahya koyunları saydığında koyunların eksik olduğunu fark eder. Bu koyunların nerede olduğunu çobanlara sorar. Onlarda geldikleri yerlerden tekrar geri giderek koyunları bulabileceklerini söylerler ve yola koyulurlar. Kısa zamanda koyunların kaybolduğu yere gelir ve orada hala tütmekte olan ateşi görürler. Orada bulunan ayak izlerinden birkaç delikanlının daha önce orada bulunduklarını anlarlar. Çobanlar gördüklerini kahyaya aynen anlatırlar ve gençlerin yakalanması için köyün ileri gelenlerinden ve köy muhtarından yardım isterler. Muhtar kısa bir araştırmadan sonra gençleri yakalar ve köy meydanında olanları anlattırır. Bu olanları Rüstem Efe muhtara ve ileri gelenlere bağırarak sözlerine ekler;

            Rüstem Efe__Siz neden yakaladınız bunları?

            Muhtar__Cezayir Kahyanın koyunları kaybolmuş ve koyunlarını istiyordu. Bu gençler koyunları çalıp yemişler. Onun için topladık.

            Rüstem Efe__Cezayir Kahya bu gençlere bir tane daha koyun verecek. Bu gençlerde evlerine gidip yiyecekler. Bilmiyor musunuz onların koyunlarından neler çektiğimizi, tarlalarımızı ne hale getirdiklerini.

            Rüstem Efe kahyaya, mavzerin dipçiği ile suratına vuracakmış gibi kaldırır ve Cezayir'e gürsesle;

            Rüstem Efe __Gideceksin ve bir tane büyük bir koç alıp bu gençlere vereceksin. Yoksa bir daha ne sen buradan geçersin nede sürün geçer.

            Cezayir Kahya__Ben seni mahkemeye vereceğim der.

            Rüstem Efe__Sen kime gidersen git ama sen bu yoldan bir daha geçemezsin, bir daha bu yaylada koyunları otlatamazsın diye bağırır.

            Sonra Rüstem Efe muhtara dönerek bağırır.

            Rüstem Efe__Sen nasıl olurda kendi köylünü elaleme karşı rezil edersin? Yeterki bizim o yayladan yiyip içiyorlar, tarlamıza zarar veriyorlar biz bir şey demiyoruz. Gençler birkaç hayvanı yemişler çok mu?

            Sonra halk Rüstem Efe'ye hak verirler. Muhtar;

            __Rüstem Efe'nin sözünü dinle ve gençlere bir koç ver yoksa seni nerede olursa vurur.

            Diye korkutmuş ve gençlere bir koç daha verir. Gençler bu olaydan Rüstem Efe'nin sayesinde dayak yemeden kurtulurlar.

            Köyün bir terzisi vardı. Bu terzi köyün bütün elbise ihtiyaçlarını giderirdi. Bir gün fakir bir aile bu terziye borçla bir gelinlik diktirmişti. Borçlarını iki ay sonra vereceklerini söylemişlerdi. Yalnız bu köylü kadın borcunu unutmuş ve köy kahvesi önünden geçerken orada bulunan terzi, Rüstem Efe'ye dönerek onu kızdıracak sözler söylemişti.

            Terzi__Rüstem Efe görüyor musun bu kadını. İki ay önce bir gelinlik diktirmişti, hala parasını vermedi. Ama bak nasıl kıvıra kıvıra önümden geçiyor. Ne dersin böyle bir Müslüman kadına?

            Rüstem Efe terzinin konuşmasına çok sinirlenir ama belli etmez. Kahveden terziyle birlikte çıkıp onu tarlaya götürür. Tarlada terziyi silahıyla vurarak öldürür, kimseler bulmasın diyede orada ceseti yakar. Rüstem Efe bu adamın yanışını seyrederken birden delirir ve şu sözleri söyler.

            __Bir Müslüman kadının namusuna dil uzatanın hali bu olur.

            Olaydan birkaç ay sonra vefaat eder. Onun insanlığa ve namusa ne kadar değer verdiğini anlayan köylüler bunun kahramanlıklarının bazılarını anlatmışlar ve bazılarını da unutmuşlardı...