|
7 - SORULAR VE CEVAPLAR
Bu bölümde; bugüne dek bana iletilen en genel sorunları ve bu sorunlar için neler yapılabileceğini açıklamaya çalışacağım. Benzer sorunlar yaşayanlara yardımcı olmasını diliyorum. Bunların dışındaki sorunlarınız için de; kitabın başında belirtilen adres veya telefon aracılığıyla bana ulaşabilirsiniz. SORU: Evde bakıcı tarafından bakılan iki yaşında bir oğlum var, tüm faaliyetleri normal olmasına rağmen henüz konuşamıyor. Konuşması neden gecikmiş olabilir? CEVAP:Konuşmanın gecikmiş olup olmadığına karar verebilmek için, öncelikle çocuğun konuşma davranışını gerçekleştirmek için yeterli derecede uyarıcı aldığına emin olmamız gerekir. Bu noktada çocukla kurulan iletişim ve bu iletişimin türü de önem kazanır. Çevrede bulunan insanlar, çocukla hala 'agu bugu'vb. türde iletişim kuruyor veya çocuğun işaret diliyle anlattıklarını anladığını belli ederek; çocuğu konuşarak iletişime zorlamıyorlarsa çocuğun normal dil gelişim seviyesinin altında olması beklenebilir. Televizyon vb. araçlar dil gelişimini her ne kadar destekliyorlarsa da insan insana-bire bir iletişim çok daha büyük önem taşır. Çocukta herhangi fiziksel bir sorun yoksa (dilin büyüklüğü, beyinde konuşmayı koordine eden merkezde herhangi bir aksaklık...) çocuğun daha fazla uyarıcıya maruz kalması, konuşmak için zorlayıcı bir çevre içinde bulunması gereklidir. İki yaş; dil gelişimi açısından herhangi bir teşhiste bulunmak için erken bir yaştır, iki yaşındaki çocuk hızlı dil gelişim dönemine geleli çok az bir zaman olmuştur. Daha ileri dönemlerde; çocuğun net olarak söyleyebildiği kelime sayısı ve bu kelimelerin niteliği de önemlidir. Sizin çocuğunuz 7 kelimeyi net olarak söyleyebili-yorsa; çocuğunuzun dil gelişimini destekleyerek bir süre daha beklemenizi öneriyorum. Aksi durum sözkonusu ise veya desteklediğiniz halde üç ay içinde herhangi bir sonuç alamazsanız; bir uzmana başvurmanızda fayda vardır. SORU:Üç yaşındaki kızım bana bir şey aldırmak veya yaptırmak istediğinde kendini yerden yere atarak saatler boyu ağlı- yor. Ne yapabilirim? CEVAP:Öncelikle belirtmemiz gereken üç yaş çocuğunun en belirgin özelliğinin inatçılık olduğudur. Bu yaşta çocuk yaşadıklarını, geçirdiği deneme-yanılma yaşantılarını, çevreden öğrendiği herşeyi uygulamak ister. Bunları yapabilmesi ise; ancak belirli bir özgürlüğe sahip olması ile mümkündür. Biz yetişkin insanlar da; ''aman düşüp bir yerini incitmesin, sakın bir yerini çarpmasın''vb. diyerek sürekli çocuğu kısıtlarız, çocuğumuz da bu kısıtlamalara rağmen istediklerini yaptırabilmek için ağlamayı bir çare olarak görür. Bu durumda ilk olarak yapılması gereken; davraşının uygun olmadığını çocuğa açıklamaktır. Sonuçsuz kalırsa; önceki bölümlerde belirttiğimiz 'etkin aldırmazlık', 'mola'gibi yöntemleri kullanabilirsiniz. SORU:Hangi yöntemi denediysek ikibuçuk yaşındaki oğluma/beş yaşındaki kızıma tuvalet terbiyesi veremedik. CEVAP:Tuvalet terbiyesine başlanırken esas olan, çocuğun bu alışkanlığı kazanabilmek için hazır olmasıdır. Çocuk iki yaş civarında bu alışkanlığı edinebilmek için fiziksel olarak yeterli olgunluğa ulaşmıştır. 20 ay civarında anababa çocuğu bu sürece hazırlamaya başlamalıdır. Bunu yaparken ebeveyn kendini örnek gösterebilir, tuvalete giden çocuklardan bahsedebilir. Çocuğun bezi yaklaşık iki saat çıkarılarak bezsiz olmanın rahatlığı hissettirilebilir. Çocuk bu şekilde tuvalet terbiyesine psikolojik olarak hazırlandıktan sonra güdümlü olarak tuvalet alışkanlığı kazandırılabilir. Tuvalet alışkanlığının tam olarak oturması, yaklaşık 3 ay kadar sürer. Bu süre sonunda da kazalar(!) olarak tabir ettiğimiz kaçırma olayları olabilir ve bu çok sık olmamak kaydıyla ilkokul çağına kadar sürebilir. Beş yaş; tuvalet terbiyesinin kazanılmış olması gereken bir dönemdir. Hala bu alışkanlık oturmadıysa mutlaka bir aksaklık vardır. Çocuğun idrar yolları vb.ne yönelik incelemeleri yapılmalı; herhangi bir fizyolojik bozukluk yoksa; psikolojik incelemelere başlanmalıdır. Esas olarak tuvalet alışkanlığı kazanılmamışsa tüm bunlar için; beş yaşına kadar beklemek son derece hatalıdır. Ne kadar erken önlem alınır ve tedaviye başlanırsa, çocuk için o kadar iyi olur. SORU:Hiçbir zaman yaşıtlarıyla oynamıyor; hep kendinden büyükleri tercih ediyor. Acaba zekası ileri mi? (Üç yaşında) CEVAP:Çocukların oyun ve diğer ilişkilerinde büyükleri tercih etmesi sıklıkla görülür. Bu endişe edilecek bir durum değildir, hatta çocuğun sosyalleşmesi açısından yararlıdır da. Bir diğer neden yetişkin insanlar çocukların gereksinimlerini daha çabuk anlar ve böylece çocuk istediklerine daha rahat ulaşır. Büyükleri tercih etme çocuğun zekasının ileri olduğunu göstermez, ayrıca zekanın düzeyinin tespit edilebilmesi için üç yaş oldukça er-kendir. Daha önce de söz ettiğimiz gibi; çocuğunuza bir takım özellikler atfederken onun bunları taşıyabilecek durumda olmasına dikkat ediniz. Siz çocuğunuza ileri zekalılık özelliğini atfettiğinizde, çocuk bunun gereklerini yerine getirebilmelidir. Kaldı ki; çoğu ana baba farkında olarak veya olmayarak çocuğuna bu özelliği yakıştırır. Bu durumda çocuk, ya bu özelliği taşıyabilmek için çabalayacak ya da her şeye boş vererek bu özelliğine sığınacaktır ki; bunların ikisi de olumsuzluk hissi vererek çocuğa baskı yaşatır. SORU:Kreşte/bakıcısı ile birlikteyken,çok güzel yemek yiyor. Benimleyken oyun da oynasam, azarlasam da yemiyor. Yese bile çıkarmaya çalışıyor ya da yememek için yemeği döküyor. CEVAP:Tüm diğer temel gereksinimlerde olduğu gibi yemekte de genel düzen ve alışkanlıklar çok önemlidir. Çocuklar yemek ve yemek anında kendisiyle ilgilenen insanlarla ilgili çabucak bir şema oluşturur ve buna göre davranır. Çocuk sizinle ilgili ''oynayarak yemek yedirir''düşüncesine kapılmış ve bu düşünce ye bağlanmışsa, yemek saatinde sizden hep aynı şeyi bekler. Okulda yemek için daha farklı bir düzen vardır. Örneğin; özbakım becerilerinin artması için tüm çocuklar yemeklerini kendileri yemeye çalışır. Bunu kolaylaştırmak için de genellikle derin, kase türü yiyecek kapları kullanılır. Sizin evde farklı kaplar kullanmak istemeniz problem olabilir. Yemek; kuralları olan ve çocuk için yaşamsal bir gereksinimdir. Siz yanında olun veya olmayın; çocuğunuz acıktığında bu gereksinimini gidermek zorundadır. O andaki ortamda; açlığını giderebilmesi için ne yapması, hangi şekilde davranması gerekiyorsa o şekilde davranır, sürekli tekrarlandığı için zamanla bu davranışlar alışkanlığa dönüşür. Yemek konusunda hemen hemen tüm ebeveynler şikayetçidir. Ancak iki yaşındaki çocuğa iki dolu tabak yedirip üçüncüyü yemeyince 'iştahsız' diyen annelerin var olduğu da bir gerçektir. Yemek konusunda; ileriyi ve diğer insanlarla birarada yemek yeme olasılığınızın varlığını düşünerek belirli kurallar koymalı ve uygulamalısınız. Hastalık, aşırı sıcak vb.olağanüstü durumlar haricinde bu kurallarınızı mutlaka korumalısınız. Çocuk eğitiminde en önemli şeyin tutarlılık olduğunu unutmayınız, konu yemek olsa bile! SORU:Her gün işten gelince 40 dakika kadar ilgileniyorum. Bu arada İngilizce öğretmeye çalışıyorum; öğrenmesini kolaylaştırmak için eşim ve ben onun yanında İngilizce konuşuyo- ruz. Ama asla öğrenmiyor ve kendi uydurarak bir şeyler söylüyor. CEVAP:Çocuğunuza her gün düzenli olarak vakit ayırmanız çok güzel! Bu anların çocuğunuz için ne kadar önemli ve değerli olduğunu tahmin edemezsiniz. Yaş belirtmemiş olduğunuz için İngilizce eğitimine genel gelişim açısından değinemeyeceğim. Çocuğunuzun öğrenmemesinin çeşitli nedenleri olabilir. Eğer çocuk küçükse, henüz anadilinin gelişimini tamamlamadan yeni bir dil öğrenmek ona ağır gelmiş olabilir. Çcuğunuz 5-6 yaş civarında ise ve ısrarla öğrenmiyorsa bu onun hazır olmadığını, dikkat süresinin henüz kısa olduğunu, dikkatini yeterince toplayamadığını gösterir. 40 dakika boyunca İngilizce öğretme ye çalışıyorsanız, çocuğun buna tepki duyması son derece normaldir. Eşinizle aranızda İngilizce konuşmanıza gelince; bu davranış çocuk için son derece anlaşılmazdır. Kendisinin hakkında konuşulduğunu, anne ve babasının onu bırakıp gitme planları yaptığını ya da ondan gizli birşeyler konuşulduğunu zanneder. Yaşadığı bu belirsizlik onu rahatsız eder ve buna tepki olarak o da sizin anlamayacağınız şekilde konuşur. Size önerim; çocuğunuza bu konuda baskı yapmayın, ara ara yeni bir dil öğrenmeye hazır olup olmadığını denetleyin, hazır olduğunda ona tedirginlik yaşatmayacak şekilde başlayın. SORU:Hiç oyuncakla oynamıyor; en güzel oyuncak bile ilgisini çekmiyor. Hep elektronik aletler ve prizlerle ilgileniyor; üstelik karıştırıyor da. Ayrıca bir dakika bile yerinde durmu-yor. Hiperaktif olabilir mi? CEVAP:Artık günümüzde oyuncaklardan başka çocuğun ilgisini çekebilecek o kadar çok şey var ki! Çocuk araştırmacı kişili- ğe sahipse neye yöneleceğini dönem dönem ilgi duyduğu, anlaşılmaz bulduğu şeyler belirler. Kuşkusuz prizler, elektronik aletler vb. yetişkinler için bile çalışma mekanizması bakımından zor anlaşılır şeylerdir. Bunlara ilgi duyması, karıştırması ve hatta bunu ısrarla yapması çocuğun hiperaktif olduğunu göstermez. Çocuklar dünyayı ilk olarak oyuncaklar aracılığı ile tanıyıp öğrenmeye çalışırlar. Sizin çocuğunuz oyuncaklar yerine diğer şeylere koyarak dünyayı, çevreyi tanımaya çalışıyor. Yerinde durmaması cinsiyet veya yaş döneminin bir özelliği olabilir. Yaşıtlarına göre; dikkat süresini kıyaslayabilirsiniz. Çocuğunuzun dikkat yoğunlaştırma süresi (herhangi bir şeye karşı,bu elektronik aletler de olabilir) yaş grubu için belirlenenin çok altında ise,bir uzmana başvurmanız iyi olur. SORU:Ağabeyleriyle hiç geçinemiyor;vuruyor, ağlıyor, mızmız lanıyor. Güzellikle de kötülükle de olmuyor. Babası bir kaç kez dövdü de! Ama yine aynı davranışlara devam ediyor. CEVAP:Öncelikle belirtmek isterim ki çocuk eğitiminde dayağın yeri yoktur ve hiçbir şekilde de olamaz. Çocuk; iki yaştan itibaren sözünüzü dinlemiyor, istenmeyen davranışları sonucunda uygun yöntemlerle gereken yaptırımlara rağmen aynı şekilde davranmaya devam ediyorsa, hatayı çocuğunuzda değil, kendinizde aramalısınız. Çevresinde saldırganlık gören çocuk saldırganlaşır, şiddete maruz kalan çocuk ya kendine döner ya da o da çevresine şiddet uygular. (Bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için ilgili bölümlere bakınız.) SORU: Dört yaşında ve bugüne kadar istediği herşeyi aldık ve yaptık. Ama yine de mutlu olmuyor; hep kucak istiyor, sürekli öpülmek, sevilmek istiyor. Tüm bunları da yapıyoruz; ama yine hep aynı. CEVAP: 0-6 yaş dönemi çocuğun temel kişiliğinin oluşması açısından son derece önemli bir dönemdir. Bu dönemde çocuğun genel psikolojik durumu, alışkanlıkları, temel davranış şemaları gelecek yaşantı üzerinde etkilidir. Bu dönemde anababa davranışlarının tutarlı ve geleceğe dönük olması gerektiğini daha önce belirtmiştik. Çocuğun tüm istediklerinin alınması, yapılması bakım ve eğitimde biraz kolaya kaçmaktır ve bunlar çocuğun mutlu olması için yeterli olmadığı gibi çocukta doyumsuzluk oluşmasına yol açabilirler. Tüm insanlar gibi çocuklar da elde ettiklerinden, sahip olduklarından fazlasını isterler, siz istediklerini verdikçe daha çok şey istemesi bu anlamda son derece normaldir. Çocukların genel yaşantılarında genellemelerin de rolü büyüktür; bir-iki kez karşılaştıkları olayları hemen genellerler ve tekrar etmesini beklerler. Çocuğunuzun mutluluğu için sadece ihtiyacı olan şeyleri, belki biraz fazlasını almanız yeterlidir, daha fazlası belirttiğim gibi doyumsuzluğa ve arkası kesilmeyen isteklere yol açar. Sevilmek, öpülmek ise her çocuğun en doğal hakkıdır. Çocuğun bu yaşlarda sevginin anlamını, gösterilme biçimini bilmesi ve bunu sizden beklemesi çok doğal ve normaldir. Çocuğunuza verdiğiniz sevgiye hiçbir zaman sınır koymayın, ilerde bu sınırları zaten görecek ve toplum içinde yaşayarak öğrenecektir. Anababa, eğitimci vb.olmanın temelinde de bu koşulsuz sevgi vardır, bunu asla unutmayın! SORU:Çocuğumu çok ünlü psikiyatristlerden birine götürdüm; hiperaktif tanısı koydu. Daha sonra da çeşitli psikolog ve psikiyatristlere götürdüm; onlar da doğruladılar. İlaçla birlikte tedaviye başladık; ancak 6-7 kez gidip gelmemi- ze rağmen hiçbir sonuç elde edemedik. CEVAP:Çocuğunuza konan tanının doğruluğunu başka uzmanlara danışarak araştırmanız doğru bir davranıştır. Ancak rahat-sızlığı gidermek üzere başlamış olduğunuz tedaviyi yarıda kesme niz, ümitsizliğe kapılmanız yanlıştır. Fizyolojik rahatsızlıklarda dahi kimi tedaviler yıllarca sürebiliyor. Bunu gözönüne alırsak, psikolojik temele dayalı bir rahatsızlık için 6-7 kez görüşme son derece yetersizdir. Davranışların değişimi sadece ilaçla mümkün değildir; güdümlü olarak uygulanan terapi gereklidir ki bu da uzun zaman alır, dolayısı ile hemen sonuca ulaşmanız mümkün değildir. Hiperaktivite; 3-12 yaş arası çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir problemdir ve önlenebilmesi, hafifletilebilmesi mümkündür. Ancak bunun için sabır, terapiye devam, ilaçların düzenli kullanılması, terapiste inanç-güven ve umudun kesilmemesi büyük önem taşır. SORU:Genelde derdini gayet iyi anlatıyor, hiçbir problemimiz yok. Fakat tırnaklarını yiyor. CEVAP:Tırnak yeme davranışı mutlaka bir nedene bağlı olarak ortaya çıkar, ancak bu nedenin psikolojik olması şart değildir. Bir çok çocukta gözlemlediğim kadarıyla, taklit de bu alışkanlığın oluşmasında büyük önem taşıyor. Çocuğun derdini anlatabiliyor olması, hiç derdi, sıkıntısı olmadığı anlamına gelmez. Çocuk tüm problemlerini size yansıtmayabilir; çocuklar da bazı sorunları kendi içlerinde yaşar ve biz yetişkinler gibi belli etmeden çözümlemeye çalışırlar. Bu süreç içinde çözüme ulaşamaz ve bunu da dışa vuramazsa tırnak yeme, geceleri altına çiş kaçırma, saldırganlaşma gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Öncelikle yapmanız gereken bu alışkanlığın altında bir sorun olup olmadığını araştırmaktır; bunu yaparken sonuca ulaşmanızda en büyük yardımcınız da oyundur. Eğer bir sorun yoksa, bu alışkanlık taklite dayalı ortaya çıkmışsa geçicidir ve bunun hoş olmadığı, mikrop kapabileceği türünde mesajlar verilerek ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. SORU:Büyükler ve diğer çocuklarla çok iyi anlaşıyor. Ancak korku ve acıma denen bir şey yok. Örneğin; hayvanlara önce onları severmiş gibi yaklaşıyor, sonra eziyet ediyor, öldürebildiklerini öldürüyor. CEVAP: Çocuklar toplumsallaşma dönemine girdiklerinde saldırganlaşma eğilimi gösterebilirler; bunun nedeni içlerindeki dürtülerini çevrenin onayladığı biçimde dışa vurma zorunluluğu hissetmelerindendir ki bu duygular çocuk için çok yeni ve anlaşılmazdır. Tepkileri direk veremediklerinden ve kınama türü durumlarla karşılaşmaktan kaçındıkları için içlerindeki öfke, saldırganlık vb. duyguları nasıl ve kime boşaltacaklarını bilemezler. Bu nedenle; güçlerinin yetebileceğini düşündükleri ve tepkilerini insanlar gibi vermeyen hayvanlara yönelirler. Kimi çocuklarda bu durum ilkokul bitimine kadar sürebilir. Azarlama, kızma gibi tepkiler çocuğun bu davranışlarını ortadan kaldırmadığı gibi saldırganlıklarını daha geniş bir zeminde dışavurmalarına neden olur. Çocuğun saldırganlığını boşaltabileceği diğer yolları araştırmalı ve çocuğu o yöne yöneltmelisiniz. Açıklama yoluyla hayvanların da canlarının acıdığını, canlı varlık olduklarını belirtmelisiniz ve zarar veren davranışlarını gördüğünüzde engellemeye çalışmalısınız. SORU:Kızımın bizimle de okulla da hiçbir problemi olmadı. Çeşitli nedenlerle 3 yıldır devam ettiği anaokulunu değiştirmek zorunda kaldık. Şimdi sürekli ishal oluyor, vücu- dunda yaralar atıyor. Önce okuldan ayrılmasına bağladım ve tüm tahlil tetkikleri yaptırdım; hiçbir şey çıkmadı. Şimdiki okulunda da çok uyumlu. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. CEVAP: Anlattığınız durum içine kapanık, çekingen çocuklarda sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biridir. Ortada fizyolojik hiçbir sorun yoktur; genel bakışta duygusal ve psikolojik olarak da bir sorun gözükmez, ancak çocuk kendi içinde sorunlarla boğuşmakta ve bu sorunları dışarıya farkettirmeden halletmeye çalışmaktadır. Bu durumun nedeni kesinlikle siz değilsiniz, tamamen çocuğun yapısı ile ilgilidir. Ortaya çıkan ishal, yara türündeki sorunlar fizyolojik bir nedene dayanmıyorsa psikolojiktir ve psikosomatik rahatsızlıklar dediğimiz türdeki belirtilerle kendini dışa vurmuştur. Küçük yaşlarda anaokuluna başlayan, okula alışmada zorluk çektikten sonra alıştığı okula uzun süre devam eden çocuklarda bu tür tepkiler sıklıkla görülmektedir. Genel olarak; bu yapıdaki çocukların çok zorunlu haller dışında okul değiştirmeleri en azından ilkokula kadar tavsiye edilmez. İlkokul çağında çocuk daha güçlü ve daha toplumsaldır, böyle bir sorunla başedebilmek için daha donanımlıdır ve bu süreci okulöncesi çağa göre daha hafif etkilerle atlatır. Yumuşakbaşlı, sakin, içedönük çocuklar genellikle hoşnut olmasalar da girdikleri ortama uyum sağlar, daha doğrusu sağlamış gibi gözükürler. Bu noktada size ve yeni okulundaki öğretmenlerine çok iş düşüyor. Eski okuluyla zaman zaman iletişim kurarak oradaki öğretmenlerinden de yardım isteyebilirsiniz. Çocukla empati kurarak ,açıklayarak, zorlama altına sokmadan çok anlayışlı davranarak yeni okulunu benimsemesini sağlamaya çalışmalısınız . SORU:Çocuğumun evdeki oyuncaklarını yıkıyorum, yine de gerekli olan hijyeni sağlayamadığımı düşünüyorum. Başka ne gibi yollar izleyebilirim?
CEVAP: Hijyen konusunda öncelikli olan çocuğun bulunduğu ortamın
temiz ve mikroplardan arınmış olmasıdır. Evde tek çocuk tarafından kullanılan
oyuncaklar bile özellikle oral dönemdeki çocuklar için sağlık açısından
tehlike arzeder. Gün aşırı çocuğunuzun oyuncaklarını dezenfektan (Zefiran,Batticon
gibi...) içeren suda bekletip durulayabilirsiniz. Şimdi yeni yaklaşıma
göre; 9 bardak suya 1 bardak çamaşır suyu koyarak da çocuğunuzun oyuncaklarını
dezenfekte edebilirsiniz.
CEVAP: Çocuğunuz şu anda tam çevreyi tanıma, araştırarak anlamlandırma çağında bulunuyor. Oyuncakları kurcalayarak, içlerini açarak çalışma mekanizmalarını anlamaya çalışabilir, fırlattığında neden düştüğünü düşünebilir vb. Tüm bunları yaparken çevreye verdiği veya verebileceği zararı düşünemez, düşünmek istemez. Zarar veren davranışı gerçekten zarar verme, kirletme gibi bir niyetle yapıyorsa önce açıklamalı, yine devam ederse o anda davranışına uygun bir yaptırımla açıklamalarınızı desteklemelisiniz. Tutarlı, aşırıya kaçmayan, davranışa yönelik yaptırımlarla çocuğun merakını önleyemezsiniz ama çevreye verdiği zararı azaltabilirsiniz. SORU:Hiçbir sebep yokken sürekli yalan söylüyor. Ne yapabiliriz? CEVAP: Bu konuda size çok kesin ve net bir cevap vereceğim. Çocuklar hayal güçlerini devreye sokarak bazı şeyleri değiştirebilir, konuşulmuş olaylardan etkilenerek onları yaşamak isteyebilir, hayal ettiklerini gerçekmiş gibi anlatabilirler. Ama yalanın yalan olduğu bilerek yalan söylemezler. Bilerek yalana başvurmaları daha ileri çağlarda, bizler gibi yetişkin olmaya adım attıkları zamanlarda ortaya çıkar. Yaptıklarına bir açıklama bulamadıklarında, başları sıkıştığında bu davranışa başvurabilirler. Söylediklerimi somutlaştırmak için bir örnek vereceğim: Karşı komşunuzla çok samimisiniz ve o çocuğunuzu çok seviyor.Sık sık size geliyor, siz de onu çok seviyor ve görüşmek istiyorsunuz. Bir gün o evine gittikten sonra; 3 yaşındaki oğlunuz onun kendisine vurduğunu söyledi ve öyle bir şey olmadığı halde bunu söyledi diyelim.Çocuğunuz yalan söyledi! Ama neden? İlk soracağınız soru bu olmalı. Şimdi olasılıkları gözden geçirelim. 1-Çocuğunuz komşunuzu sevmiyor,ama siz onu çok sevdiğiniz için bunu söyleyemiyor, belki de sevmeme duygusunu ifade edecek başka bir yol,söz vb. bulamadı. 2- Oğlunuz komşunuzu seviyor ama siz onu çok sevdiğiniz için kıskanıyor. 3- Komşunuz oğlunuzla oynarken ya da severken farkında olmadan canını acıttı ve oğlunuz bunu vurmak olarak yorumladı. Bunların tümü belki de daha fazlası mümkün. Şimdi çocuğunuz için yalan söylüyor diyebilir misiniz? Önce çocuğunuzun ne anlatmak istediğini anlamaya çalışın, daha sonra yine yalan söylediği konusunda fikriniz değişmezse gerekli disiplin yöntemlerine başvurursunuz. SORU: 5 yaşında oğlum ve 1 yaşında kızım var. Küçük kızımda Down Sendromu var. Oğluma açıklamalı mıyız? CEVAP: Çocuklar 3-4 yaşlarından itibaren diğer insanlardaki değişik durumları, davranışları veya olağanüstü pek sık rastlanmayan halleri farkederler. Ancak nedenini, ne yapılması gerektiğini, nasıl davranılacağını ya da o insanın neden farklı olduğunu anlayamazlar. Ona farklı davranabilir, onu suçlayabilir ya da dışlayabilirler. Sizin de oğlunuzun farkındalık düzeyini gözönüne alarak açıklayıp açıklamayacağınıza karar vermeniz gerekiyor. Kızınız küçük, şu anda Down Sendromu'nun belirtilerini tam olarak göstermez. Çocuklarınızın biraz daha büyümelerini bekleyip uygun bir dille, gerekli olduğu kadarını açıklamanızı öneririm. SORU:Kardeşini sürekli hırpalıyor, zarar veriyor.En son gözünü morarttı. CEVAP: Kardeşler arası kıskançlık ve saldırganlık en sık karşılaşılan sorunlardandır. Öncelikle bu davranış ve duygulara neden olacak zemini yaratıp yaratmadığınızı düşünmelisiniz. Küçük bir kardeşin gelişi diğeri üzerinde oldukça büyük bir etki yaratır. İlgi bölünür, anne ve babayı paylaşmak zorunda kalır vb. Duygusal olarak yaşadığı iniş-çıkışları, huy değişikliklerini (inatçılık gibi...) hoşgörmelisiniz. Ancak kardeşiyle ilişkilerine kesin kurallar ve sınırlar koymalı, bunlara mutlaka uymasını sağlamalısınız. Uymadığı ve bahsettiğiniz gibi fiziksel zararlar verdiği durumlarda açıklama, geçiştirme gibi yollardan daha etkili yaptırımlar uygulamalı ve saldırganlığını, hırsını boşaltabileceği farklı alanlara yöneltmelisiniz. |