|
4 - BİLİŞSEL GELİŞİMİ ETKİLEME
Anababalar, eğitimciler ve çocuğun çevresindeki diğer kişiler, olaylar
çocuğun bilişsel gelişimi üzerinde son derece etkilidirler. Biraz dikkat
ve ilgi ile çocuğun olaylara bakış açısı ve yorumu değiştirilebilir, zihinsel
faaliyetlerini ilerdeki yaşamını etkileyecek kadar geliştirilebilir. Zihin
gelişimini hızlandırmak için aşağıda önerdiğim yolları çocuğunuza uygun
biçime getirerek deneyebilirsiniz.
4.1 - OYUNCAKLAR
Öncelikle çocuğunuza oyuncak seçerken çok dikkatli olmalısınız, çünkü okulöncesi
çocuk dünyayı oyuncak aracılığıyla tanımaya,anlamlandırmaya yatkındır.
Çocuğunuza birçok çözüm sunan, değişik görüş açılarını yansıtabileceği,
başarısızlık duygusu yaşatmayacak ve tüm bunların yanısıra çocuğun duygularını,
özlemlerini, hayallerini ve en önemlisi yaratıcılığını dışa vurabileceği
oyuncaklar seçmelisiniz . Kuşkusuz tüm bu özelliklerin tek bir oyuncak
tipinde toplanması imkansızdır. Ancak bu özelliklere yakın özellikte ve
hemen hemen aynı verimi almanızı sağlayacak oyuncaklar legolar, kağıtlar,
yap-boz oyunları, teller, puzzle, değişik şekillerde kesilmiş renkli sünger
parçaları vb. olabilir. Burada anlatmak istediğim çocuk için seçtiğiniz
oyuncak, bilmece veya her ne ise bir süre ilerledikten sonra doğru yanıta
ulaşıp orada kalmamalıdır. Bu tipte oyuncaklar da çocuğun başarı duygusunu
tatması açısından gereklidir, ancak ağırlık bu tip oyuncaklarda olursa
ilerleme de doğru cevabın bulunduğu yerde takılır, yani gerçekleşmez.
4.2 - GERİBİLDİRİM VE SEÇİM YAPMA
Bizim çocukları uyarmamız, neyi, nasıl yapması gerektiğini belirtmemiz
kuşkusuz çocuğun bilmediği bazı şeyleri öğrenmesini sağlar (Dışsal geribildirim).
Bunların yanında bir de çocukların kendi kendilerine edindikleri bilgiler,
zorunlu kalıp da değiştirdikleri davranış ve düşünceleri vardır (İçsel
geribildirim). Acaba bunlardan hangisi çocuk açısından daha yararlıdır,
hangisi çocuğun daha hızlı öğrenmesini sağlar? Her ikisi de... İçsel geribildirimde,
öğrenme deneme-yanılma yoluyla olduğu için ve çocuğun kendi başına anlamdırma
ve düzeltmelerine bağlı olduğu için öğrenmeyi yavaşlatabilir, ancak bu
yolla öğrenilenlerin kalıcı olması beklenebilir. Çünkü olayı yaşayan, değerlendirmeleri
yapan, sonuca ulaşan bizzat çocuğun kendisidir. Olayla, konunun özüyle
ilişki raslantısal olmakla birlikte, çocuklar diğer çözüm yollarını, bağlantıları
keşfedebilirler. Çocukların kendi başlarına nasıl öğreneceklerini anlamalarına
yardım etmek açısından değerlidir. Dışsal geribildirim ise; çocuklara kendi
çabalarını tanıma olanağı verir ve devam etmeye özendirir. Öğrenmeye hız
katar, kavram bilgisinin artmasını, uygun adlandırmayı sağlar. Çocuğun
kendi düşünce ve hareketlerini gözden geçirmesi, anlamlandırması ile oluşan
içsel geribildirim de; dıştan gelen etkilerle olayın farklı yönlerini görmesini
sağlamaya, uygun olmayan çözüm yolları veya davranışları değiştirmesine
yönelik dışsal geribildirim de çocuğun öğrenmesi ve dolayısıyla zihinsel
gelişimi üzerinde etkilidir.
Çocukların zihinsel gelişimini hızlandırmanın bir yolu da; onlara seçim
yapma olanağı tanımaktır. Bu; sadece bilişsel gelişim değil, duygusal gelişim
açısından da çok büyük önem taşır. Seçim yapmayı eğitici, öğretici hale
getirebilirsiniz. Çocuk; yiyeceği meyveye karar vermeden önce onunla şu
oyunu oynayabilirsiniz. Gözleri kapalı iken, beş duyu ve size soracağı
sorular yoluyla yemek istediği meyveyi bulmaya çalışır.
Taklit ve model alma da düşünceyi uyarır ve becerilerin gelişmesini sağlar.
Sizin çocuğunuzu taklit etmeniz ve bu taklit oyunu sırasında çeşitli bilgiler
vermeniz; çocuğunuza nesnelerle ilişki kurma, olayları değerlendirmede
çokyönlülük, sorunlarla başaçıkmada kolaylık sağlayabilir. Model alma da
çocuğun dikkatini daha önce farkedemediği şeyler üzerine çekebilir. Bir
şeyi önce siz yapıp daha sonra aynısını, bir süre sonra da benze- rini
çocuktan bekleyebilirsiniz.
4.3 - ÇOCUKLARIN YANITLARI VE OYUNLAR
Çocukların sorulara verdikleri yanıtlar onların gelişim durumları hakkında
geçerli bilgiler sağlar. Okulöncesi dönemde çocuklara ''başarabilirim''hissini
verebilmek son derece önemlidir. Buna bağlı olarak, çocukların yanlışları
belirtilmeli ama aşırı vurgulanmamalı ve eleştirilmemelidir. Çocuğun yanlış
yanıtları ya da değerlendirmeleri onun düşüncesinin ipuçlarını belli eder
ve yararlı öğrenme yaşantıları yaratmakta kullanılabilir.
Çatışma ya da işbirliği gerektiren oyunlar da zihinsel ve sosyal gelişimi
destekleyici özellikler taşırlar. Bu oyunlar genellikle grup oyunlarıdır
ya da bilgisayar, atari vb. aracılığıyla gerçekleştirilen oyunlardır. Örneğin;
yalnızca bütün oyuncuların işbirliğinde kazanılabilen, rekabete girildiğinde
herkesin kaybettiği bir oyunda olduğu gibi uygun ortamlar sağlanırsa çocuklar
kendi kavramlarında ve davranışlarındaki yanlışları farkedebilirler. Çocuklar
işbirliği gerektiren bir oyuna girdiklerinde pek çok çatışmayla karşılaşır
ve yeni düşünme yolları geliştirmek zorunda kalırlar. Oyundan sonra duygularını
tartışırlarsa yararlı olur. Yeni becerileri uyum sağlama özelliklerini
arttırır, çünkü durum gerektirdikçe yarışabilir ya da işbirliği yapabilirler.
Çocuklar gördüklerini anlamlandırabilmeye, adlandırabilmeye, benzerlik
ve farklılıklarını görebilmeye gereksinim duyarlar. Doğada gördüklerini,
elektronik aletleri vb. sınıflamaları, ayrıntılarıyla gözlemlemeleri ve
betimlemeleri istendiğinde, daha gözlemci tutumlar ve daha keskin gözlem
becerileri geliştirme fırsatını elde etmiş olurlar.
Nesnelere ilişkin gerçekçi kavramların gelişmesi için çocuklar nesnelerin
nasıl dönüştüğünü ve diğer nesnelerle nasıl ilişkilendiklerini anlamak
zorunda olabilirler. Bunları biz büyüklerin anlatması, açıklaması çocukların
bunları somut olarak yaşayıp, anlamaları kadar yararlı olmamaktadır. Bir
tırtılın kelebek oluşunu, renk kombinasyonlarını ve bunun benzeri olayları
gözlemlemek veya gerçekleştirmek çocuklar açısından daha faydalıdır.
Planlama ve örgütleme yetisi çocukların ilerideki yaşamları için de son
derece önemlidir. Tüm planlama ve örgütlemeleri biz yetişkinler yaparsak
çocuklar bu yeteneklerini geliştirmek için uyarılmazlar, bu nedenle çocuklardan
bir olayı planlama, bir hikaye oluşturmasını istemek vb.türündeki etkinlikler
çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak yaşama geçi-rilebilir. Burada önemli
olan nokta; çok ciddi olmamak koşuluyla çocuklara yaptıkları hataların
sonuçlarını yaşama olanağı verilmesidir. Daha sonra tartışılarak çocuğun
doğruyu bulması sağlanmalıdır.
4.4 - EĞİTİM MATERYALLERİ VE SOSYAL FAALİYETLER
Şu ana kadar okulöncesi çocuğun gelişim düzeyleri ve gelişiminin desteklenmesi
konusunu açıklamaya çalıştım.Yine bu kapsamda yer alabilecek bir diğer
konu da çocuğa uygun olan sosyal faaliyetler ve bunların seçimidir. Anaokulları
ve kreşlerde yoğunlukla verilen bu faaliyetler çocuğun sosyalizas-yonunun
artmasına, yaşama bakış açısının genişlemesine, yaşına uygun faaliyetlerse
çocuğun ilgi ve dikkat yoğunlaştırma süresinin artmasına neden olmakta
ve hatta zaman zaman çocuğa oyundan daha fazla zevk vermektedir. Bu aralar
anaokullarında, yaz okulu dediğimiz destekleyici programlarda yer alan
her faaliyet çocuk için uygundur, demek doğru değildir. Programların uzmanlar
tarafından hazırlandığı söylense de, çocuk üzerindeki etkileri her zaman
yapıcı değildir. Her çocuğun yetenekleri, ilgi alanı, öğrenme hızı, değişik
ortamlara uyum süreci farklıdır. Bu programların yapıcı etkileri olabilmesi
için anababadan, okuldan çok çocuk, hangi etkinliğe katılacağına karar
vermelidir. Şimdi bahsettiğimiz bu faaliyetlerin neler olduklarına ve çocuğa
neler kazandırabileceklerine, sizlerin de evde çocuğunuzla birlikte bunları
nasıl uygulamaya koyabileceğinize ve olumlu-olumsuz yönlerine bakalım.
DRAMA/PSİKODRAMA: Drama genellikle grup halinde uygulanması gereken
bir programdır ve uygulayanın bu konuda deneyimli olması, dramayı diksiyon-mim
çalışmaları ses terbiyesi ile desteklemesi gerekir. Ayrıca drama için seçilen
grubun (özellikle okulöncesi çağda) homojen olması da büyük önem taşır.
Psikodrama ise dramadan oldukça farklıdır. Bu alanda uzman olan kişiler
tarafından (psikologlar, psikiyatristler...) uygulanabilir. Grup halinde
uygulanır, gruptakilerden birinin sorunu ele alınır, çeşitli teknikler
kullanılarak sorun çözümlenmeye, bireyin rahatlamasına, ve çeşitli durumlara
gösterilen tepkilerin açığa kavuşturulmasına çalışılır. Bu aynı zamanda
bi-linçdışı materyalin ortaya çıkmasında da etkilidir. Ancak 3-6 yaş arasındaki
çocuklarla psikodramanın ve grup terapisinin uygulaması oldukça güçtür;
bu nedenle pek tercih edilmez. Bu yaş grubundaki çocuklara psikodrama uygulayabilmek
için çocuğu çok iyi tanımak, genel düzeni ve davranışları hakkında bilgi
sahibi olmak, aile ile iletişimin kopuk olmaması,gruptaki çocukların bir
çok ortak yaşantıları olması gerektiğini düşünüyorum. Biz; okulumuzda gerçekleştirdiğimiz
psikodramalarda konularımızı velilerimizin bize ilettiği sorunlar içinden
seçiyoruz ve hangi çocuğun sorunu olduğunu belirtmeden rol oynama tekniğini
kullanarak sorun ve nedenleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olmaya,
sonuca ulaşmaya, çocuğu rahatlatmaya ve sorunu çözümlemeye çalışıyoruz.
SPOR VE BALE: Artık hepimiz sporun insan sağlığı üzerindeki olumlu
etkisi ve bireye sağladığı zihinsel-psikolojik rahatlık hakkında bilgi
sahibiyiz. Tıpkı diş fırçalama alışkanlığının yerleşmesinde olduğu gibi
spor alışkanlığının yerleşmesinde de ilk çocukluk çağı son derece etkilidir.
Günde 15-20 dakika çocuğunuzla birlikte yapacağınız bedensel hareketler
hem çocuğunuzun bu alışkanlığı edinmesini sağlayacak hem de çocuğunuzla
ilişkinize değişik bir boyut getirecektir. İsterseniz sporunuzu müzik eşliğinde
yaparak (ki benim uygun bulduğum budur) çocuğunuzun bedensel devinimlerine
ritm de katabilirsiniz, ayrıca spor sonunda yapacağınız dans da çocuğunuzla
olan paylaşımlarınızı artırır ve eğlenmenizi sağlar. Bir de bakmışsınız,
çocuğunuz sizinle yapacağı 15 dakikalık sporu iple çeker olmuş. Ne yazık
ki spor için söylediklerimi bale için yineleyemeyeceğim, özellikle 2-3
ve 4 yaşlarındaki bale eğitimini hiç doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum.
Bu yaşlardaki çocukların kendi istek ve iradeleri ile bale eğitimi almaya
başladıklarına da hiç mi hiç inanmıyorum, çünkü bu yaşlardaki çocuk balenin
gerektirdiği disiplini yerine getirebilecek fiziksel ve ruhsal olgunluğa
sahip değildir bence. Bunun benim düşüncem olduğunun altını ısrarla çiziyorum,
zira günümüzde bale eğitimini bu yaş gruplarına uygulayan birçok okul bulunmaktadır.
Çocuğunuzun bale eğitimi almasına tüm bu söylediklerime rağmen ısrarlıysanız,
hiç olmazsa çocuğun da fikrini sorun ve onu ikna etmeye çalışın, eğer çocuğunuz
başladıktan sonra vazgeçmek isterse bunu da anlayışla karşılayın. Çocuğunuzu
hazır olmadığı bu disiplin yaşantısına sokmayın (Tabii burada bahsettiğimiz
gerçek bale eğitimi!) Ancak 5-6 yaşlarında çocuğunuz balenin ne olduğunu
gerçekten bilerek bale eğitimi alması yönündeki isteğinizi olumlu karşılarsa
ve bu eğitimi sürdürebilirse ne mutlu size.
MÜZİK: Artık günümüzde ne çocuklar ne de biz yetişkinler müziksiz
bir yaşam düşünemez olduk sanırım. Gerçekten müzik çocuğun hem ritm duygusunun
gelişmesini sağlar,hem de dil gelişimine katkıda bulunur. 3 yaştan itibaren
çocuğunuza her tür müziği eşit sürelerle dinleterek hangisine daha çok
ilgi duyduğunu tespit edebilirsiniz, bunun yanında tam olmasa da belirli
türdeki müziğe yönlendirebilirsiniz de. Ayrıca bu yaşlarda ona notaları
öğretebilir, org gibi müzik aletlerinde basit şarkılar çalmayı gösterebilirsiniz.
Yeteneği ve ilgisi oranında ilerlemesini sağlayabilirsiniz, ancak bale
eğitiminde belirttiğim gibi güdümlü ve disiplinli bir eğitime sokmamanızı
tavsiye ederim.
FOLKLÖR/DANS: Bildiğiniz gibi dans, duygu ve düşüncelerin bedensel
devinimlerle dışa yansıtılmasıdır. Çocukların duygu ve düşüncelerini dışa
yansıtabilmeleri ruhsal sağlıkları açısından çok büyük önem taşır ve bu
yansıtmaların tümünün biz büyükler tarafından anlaşılması mümkün olamaya-
cağı gibi gerekli de değildir. Daha önce de belirttiğim gibi çocukların
da kendine has kişilikleri, huyları, duyguları vardır ve bizden bağımsız-ama
şimdilik bize bağımlı- birer bireydirler. Burada esas olan çocuğun kendi
isteğiyle biraz taklit biraz da sembolizasyonla kendine has bir sentez
ortaya koymasıdır ki buna da genellikle dans aracı olur. Folklör, bu yaşlardaki
çocuk için dansın biraz daha güdümlenmiş halidir, eğer çocuk ilgi duyarsa
hem grup bilincini artırması hem de bedensel faaliyeti sağlaması bakımından
tercih edilebilir .Unutmayın, dans çocuk için özgürlüğün ifade şeklidir.
YABANCI DİL/İNGİLİZCE: Eskiden beri ileri sürülen ''dil küçük yaşta
öğrenilir''görüşü bugün hala dilbilimciler ve konuya yakın uzmanlar tarafından
desteklenmektedir. Ancak kastedilen küçük yaşın hangi yaş olduğu konusunda
belirsizlik vardır. Benim görüşüme göre; anadilini öğrenmekte olan çocuk
aynı anda bir başka dili öğrenme yükü altına giremez., küçük yaşta öğretilmeye
çalışılan dil ancak ilerisi için o dile yatkınlık sağlayabilir. Tabii ki
temel kelimeler, şarkılar, sayılar türündeki dil öğretimi ezbere dayalı
olarak başarıya ulaşabilir. Çocuğun kalıcı ve bütün olarak bir yabancı
dili okul öncesi çağda öğrenmesini sağlamak ancak o dilin konuşulduğu ülkede
yeterli süreyi geçirmekle mümkün olabilir. Çocuğunuzun bir yabancı dile
-genellikle tercih edilen İngilizce'dir-yatkınlığını nasıl sağlayabilirsiniz?
Eğer çocuğunuz bir okul öncesi eğitim kurumuna devam ediyorsa; oradaki
dil eğitim programı hakkında bilgi edinin; hangi materyallerin kullanıldığını
öğrenin ve bu materyaller hakkında detaylı bilgi edinerek evde destekleyici
olarak kullanabilip kullanamayacağınızı saptayın. Eğer çocuğunuz bir eğitim
kurumuna devam etmiyorsa ya da devam ettiği kurumun yabancı dil programı
yoksa bu konuyu tamamen üstlenmeniz gerekecek demektir. Bugün piyasada
okulöncesi çocuklara yönelik İngilizce Eğitim Setleri mevcuttur. Bu setler
genellikle kitaplar, ses kasetleri ve video kasetlerinden oluşur, uygulaması
da oldukça kolaydır. Bu setlerin tek dezavantajı biraz pahalı olmasıdır;
sanırım tanıdığınız çocuğu olan ailelerle işbirliği yaparak bu sorunu çözümleyebilirsiniz.
4.5 - OYUN VE ÇOCUK
Çocuk ; çok az anlayabildiği kontrolünün dışındaki sosyal ve fiziksel dünyaya
uyum sağlamak zorundadır. Uyum sağlama çevre ile ilişkilerin benimsenmesiyle
oluşur ki bunun için zaman gereklidir.
Çocuklar, oyunda duyu-hareket-biliş becerilerini vurgular, denetler ve
toplumsal davranışlarını geliştirirler. Çocuğun duygusal ve zihinsel dengesini
geliştirmek için; dıştan büyük bir kısıtlama getirmeyen etkinlik alanının
sağlanması gereklidir. Çocuğun oyundan aldığı zevk; deneyimlerini isteklere
uyacak şekilde değiştirip yaşamasından kaynaklanır. Örneğin; eğer öğle
yemeğinde çocuğun kabul edemediği bir olay olmuşsa bundan bir-iki saat
sonra aynı sahne oyuncaklar ve arkadaşlarla yeniden canlandırılır ve mutlu
sona ulaştırılır. Çocuk öğle yemeğinde kabul etmediğini oyunda kabul eder.
Örnek 1: Çorbayı bitirmeyi reddettiyse, oyunda oyuncak bebeğine çorbayı
bitirtir .
Örnek 2: Çay içmek istedi ve içmediyse oyunda misafirlerine çay ikram eder
.
Sanıldığının aksine tüm çocuklar aynı şekilde oyun oynamaz. Oyunun oynanış
tarzı; hem çocuğun yaşına, hem de kişilik ve deneyimlerine bağlıdır. Aşağıda
okul öncesi çocuklardaki Oyun Davranış Türlerini bulabilirsiniz. ( Parten,
M.B., 1932)
Uğraşsız Davranış :Çocuk gerçekte oynamamakta, ama çevresinde olagelen
ve anlık ilgisini çeken herşeyi seyrederek kendini meşgul etmektedir. Eğer
heyecan verici hiçbir şey olmuyorsa çocuk kendi bedeniyle oynar, sandalyelerin
üzerine çıkar iner, ayakta durur, öğretmeni izler ya da odanın bir yerinde
çevresini gözleyerek oturur.
Seyirci : Çocuk zamanının çoğunu daha büyük çocukları oynarken gözleyerek
geçirir. Gözlemlediği çocuklarla sık sık konuşur, onlara sorular sorar
ya da fikirler verir, fakat kendisi açık bir biçimde oyuna girmez. Bu tür;
çocuğun heyecan verici her şeyi seyretmek yerine, kesinlikle belirli bir
grubu seyretmesi bakımından uğraşsız davranıştan farklıdır. Çocuk gözlediği
gruptan herşeyi görebileceği ve duyabileceği bir konuşma mesafesinde durur
ya da oturur.
Yalnız, Bağımsız Oyun : Çocuk oyuncaklarla yalnız başına ve bağımsız
olarak oynar, oyuncakları konuşma mesafesindeki çocuklarınkinden farklıdır
ve öbür çocuklara yaklaşmak için hiçbir çaba harcamaz. Başkalarının yaptıklarıyla
ilgilenmeksizin kendi etkinliğini sürdürür.
Paralel etkinlik : Çocuk bağımsız olarak oynar, fakat seçtiği etkinlik
onu doğal olarak öbür çocukların arasına getirir. Çevresindeki çocukların
oynadıklarına benzer oyuncaklarla oynar, ama oyuncakla uygun gördüğü biçimde
oynar ve yakınındaki çocukların etkinliklerini etkilemeye ya da değiştirmeye
çalışmaz. Öbür çocuklarla birlikte olmaktan çok onların yanında oynar.
Çocukların gruba geliş gidişlerini denetleme doğrultusunda hiçbir girişim
yoktur.
Birlikte oyun :Çocuk diğer çocuklarla oynar. Konuşmalar ortak etkinlikle
ilgilidir; oyun malzemesi ödünç alınır, verilir; trenlerle ya da vagonlarla
birbirlerini izlerler; hangi çocukların grupta oynayabileceğine ya da oynayamayacağına
ilişkin ufak girişimler yapılır. Bütün üyeler aynı değilse bile benzer
bir etkinlik içindedir; işbölümü yoktur ve bir amaç ya da ürün çevresinde
birçok bireyin etkinliğinin örgütlenmesi sözkonusu değildir. Çocuklar bireysel
ilgilerini grubunkilerden sonraya almazlar, bunun yerine her çocuk dilediği
gibi davranır. Bir çocuğun diğerleriyle konuşmasından, onun ilgisinin öbürünün
etkinliğine değil, özellikle ilişkilerine yöneldiği anlaşılabilir. Arasıra,
iki ya da üç çocuk belirli bir süresi olan bir etkinliğe girmez, ama yalnızca,
içlerinden herhangi birinin ilgisini çeken herhangi birşeyi yapar.
İşbirliği kurucu ya da örgütlü tamamlayıcı oyun : Çocuk, bir maddi ürün
ortaya çıkarma, yarışmaya dayalı bir amaca ulaşma, yetişkin ve grup yaşamının
durumlarını canlandırma ya da resmi oyunlar oynama gibi bir amaç için örgütlenmiş
grup içinde oynar. Belirgin bir gruba ait olma ya da olmama duygusu vardır.
Grup durumunun denetimi başkalarının etkinliğini yönlendiren bir ya da
iki üyenin ellerindedir. Amaç kadar ona ulaşma yöntemi de işbölümünü gerekli
kılar, farklı rollerin değişik grup üyelerince üstlenilmesi ve bir çocuğun
çabalarının diğerlerinin çabalarıyla tamamlanmasını sağlayacak biçimde
etkinliğin örgütlenmesi gibi.
Eski çağlarda çocukların oyun oynamalarına zaman kaybı ve / veya gereksiz
etkinlik gözüyle bakılırdı. Ama şimdi ; çocuk deyince aklımıza oyun geliyor.
Çocuklar kendilerini oyunla geliştiriyor ve oyunla ifade ediyorlar. Arkadaşlık,
sevgi , başkaldırı, yardımlaşma... bunların tümünü oyun aracılığıyla tanıyor
ve yaşama geçiriyorlar. Şimdi oyunun çocuğa sağladığı yararların en önemlilerine
değinmek istiyorum.
Çocuklarda büyük insanlara oranla daha büyük bir enerji birikimi vardır.
Çocuk bu enerjiyi harcamak için çeşitli etkinliklerde bulunur. Bu etkinliklerin
içinde çocuğu hem fiziksel hem de zihinsel açıdan geliştiren en önemli
etkinlik oyundur. Oyunda, çocuğun bedeni ve düşünme süreçleri uyumlu bir
şekil- de çalışır.
İki yaşından okul çağına kadar çocukta görülen en büyük çaba; toplumsallaşma,
topluma diğer insanlara uyum sağlama va diğer insanları anlama çabasıdır.
Değişik insanlarla, yaşıtlarıyla paylaşacakları, oynayacağı oyunlar toplumsallaşmayı
hızlandırır.
Okulöncesi dönemde çocukta benmerkezli düşünce biçimi hakimdir. Bu; biz
yetişkinlerin yorumlayabileceği gibi bencillik kapsamında değildir. Çocuk;
kendisinin bildiğini herkes biliyor, kendisinin düşündüğünü herkes düşünüyor
ve kendisinin yaşadığını herkes yaşıyor, zanneder. Toplumsal etki leşim;
çocukların benmerkezli düşüncelerini değiştirmelerini sağlar. Çocuklar;
başkalarıyla oynamak, konuşmak, paylaşmak, kendini anlatmak zorunda kaldığında
diğer insanların da düşünceleri, görüşleri olduğunun farkına varırlar.
Bu şekilde başka insanların da düşünceleri, istekleri olduğunu öğrenirler;
çünkü çocuklar, karşılarındakini anlamadıklarında, anlamış gibi yapmazlar.
Oyun sırasındaki fiziksel etkinlikler; çocukların ince ve kaba motor faaliyetlerinin
gelişmesini, vücut bölümlerini koordineli kullanmalarını sağlar.
Çocuklar yaşarken büyüklere oranla daha savunma-sızlardır. Tehlikeleri
ve davranışlarının sonuçlarını yeterince tahmin edemezler. Oyun, çocukların
tehlikelerle karşılaşmaksızın çeşitli toplumsal rolleri ve farklı davranışları
denemelerini sağlar.
Oyun aracılığı ile kimseye anlatamadıkları, korktukları, içlerinde kalan
ve rahatsızlık veren herşeyi dışa vurarak rahatlarlar. Oyunun akışını sağlarken;
tıkandıkları , taklit edecek birini bulamadıkları zaman hayal güçlerini
kullanırlar.
Oyunda denenen davranışların, söylenen sözlerin, yapılan hareketlerin hepsi
bir amaca yöneliktir. Bir süre sonra çocuk "A olayı B sonucunu doğurmalıdır"
mantığını yürütmeye başlar. Bu, çocuğun nedensellik ilişkilerini kavrama
gücünü geliştirir.
Unutmayın ! Sizin için arkadaşlık, paylaşmak ne kadar önemliyse, çocuğunuz
için de o kadar önemlidir. Sizin için "iş" ne ise , çocuk için de "oyun"
odur.
DÜŞSEL OYUN ARKADAŞLARI
Çocukların oynadıkları oyunlar, dış dünya ve çocuğun hayal dünyasının birleşimidir.
Çocuk dış dünyaya uyum sağlamaya çalışırken zaman zaman hayal dünyasını
da kullanır.
Bazı çocuklar ikibuçuk - üç yaş civarında dış dünyaya uyum sağlama sürecinde
hayal dünyasını kendilerine bir destek olarak daha fazla kullanırlar. Bu;
olayların hayalini kurmak şeklinde olabileceği gibi kişi, varlık şeklinde
de olabilir ve böylece kimi çocuk düşsel oyun arkadaşı geliştirir. Çocuk;
bu (düşsel oyun) arkadaşının en iyi arkadaşı olduğundan, hep onunla oynadığından,
arkadaşının onu koruduğundan bahseder.
Düşsel oyun arkadaşı; çocuğa ihtiyaç duyduğu destek ve güveni sağlar. Çocuğundaki
bu farklılık; çoğu anne ve babayı endişelendirir ve çocuğu öyle biri olmadığına
- olamayacağına inandırmaya çalışır. Çocuklar genelde bu arkadaşlarının
gerçek hayatta var olmadığını bilirler. Bu durum , 13 - 14 yaşlara kadar
sürebilir ve çok aşırı boyutlarda olmadıkça da normaldir.
4.6 - TELEVİZYON VE ÇOCUK
Hepimizin hayatında önemli bir yeri olan televizyon; çocuğunuz büyüdükçe
onun hayatındaki önemini arttırır. Televizyon çocuk için zaman öldürücü
olabildiği gibi eğitici, çocuğa dünyayı tanıtmada eşsiz bir araçta olabilir.
Kuşkusuz çocuğun izleyeceği programların belirlenmesi, seçimi çok önemlidir.
Ancak en kötü programların bile en azından çocuğun dil gelişimi üzerinde
olumlu etkileri olduğu da gerçektir.
Televizyondaki şiddet içeren programlara geçmeden önce, şu aralar çok yaygın
olan ve benim şiddet ötesi olarak nitelediğim reality showlara ve etkilerine
bir göz atalım :
Biz büyükler kan, adam öldürme, yanan insanlar gibi görüntüleri izleye
izleye zamanla kanıksamaya ve belkide bazılarımız duygusuzlaşmaya başlıyoruz.
Başlangıçta üzüntü, şaşkınlık ve dehşet içinde izlediğimiz olaylara bir
çoğumuz alıştık sayılır. Ama ya çocuklarımız? Kuşkusuz insanların ölmesi
öldürülmesi, çocukların kaçırılması, çocuklara eziyet edilmesi, yaşlı-genç
birçok insanın hırsız kurbanı olması, balkonda çay içerken vurulan insanlarımızın
varlığı gibi haberler ve reality showlarda gördüğümüz olaylar gerçektir.
Bunları bilmek, varlığını kabul etmek ve bunlara karşı tedbir alma zorunluluğumuz
vardır. Çocuklarımızı da dış dünyadan, dış dünya gerçeklerinden kopuk yetiştiremeyiz;
ama çocuklarımız gerçekleri öğrenecek, dış dünyayla ilişkili olacak diye
bu tür görüntüleri izlemesine canlandırmasına, hayata geçirmeye çalışmasına
müsamaha da edemeyiz. Bu görüntü ve programlar her şeyden önce çocuklarımızın
ruh sağlıgını tehdit etmektedir. Örneğin; kan görüntüsü bizim için duruma
göre pek çok şey ifade eder: Yaralanma, ölüm, kesik, hastaya verilen kan
vb. Ama çocuğa yaşattığı tektir: KORKU! Korku da aşırı olduğu taktirde
çocuğumuzun ruh sağlığında büyük tahriplere neden olur, gelecekteki yaşamını
etkiler.
Çocuk korktuğu olayları rüyalarında görür; her an o olayı yaşayacakmış,
zarar görecekmiş düşüncesine takılır; sürekli gergin, sinirli, tedirgin
ve stresli bir ruh hali içine girer. Hatta bu durum fizyolojik olarak metabolizmayı
etkilediğinden psikosomatik rahatsızlıklara yol açabilir.
Program yapımcıları bu tür programları her ne kadar çocukların yattığı
saatte yayınladıklarını iddia etseler de; bu konuda en büyük görev ana
babaya düşmektedir. Her ne şekilde olursa olsun, çocukların bu tür programları
izlemesine engel olunmalıdır. Bu programların etkileri filmin içindeki
bir sahneye benzemez . Yukarıda belirttiğim gibi çocukta taklit etme olayından
çok korku uyandırır.
Televizyondaki şiddet içeren filmlere gelince; bunların çocuk üzerinde
iki tür etkisi olabilir. Birincisi; çocuğun şiddet ve saldırganlık duyguları
uyarılır ve saldırgan davranışları artabilir. İkincisi; çocuk bu filmlerin
kahramanıyla (genellikle iyi niyetli olanla) özdeşleşir ve saldırganlık
duygularının bir kısmını filmi izlerken boşaltır. Burada önemli olan nokta
bu etkileri günlük hayatta yalın (net)olarak görmemizin zor olmasıdır.
Çocuk; televizyon izlerken hep şiddetle karşılaşmaz. Aşk, sevgi, kardeşlik,
dostluk gibi kavramlar ve bunların işlendiği sahneler ve programlarla da
karşılaşır. Bunun yanında şiddet filmi içinde; adalet, iyilikseverlik gibi
güzel olgular da yer alıyor olabilir. Çocuk; bunların içinden sadece şiddetle
ilgili kısmı benimsemez, diğer kısımları da dikkate alır.
Televizyonda gördüğü filmden etkilenip başkalarına zarar veren, hatta başka
çocukları öldüren çocukları duyuyoruz. Hemen belirtmek gerekir; burada
önemli olan izlenen prog-ramın, filmin niteliği ve yoğunluğudur. Diğer
önemli nokta ise; ortam ve eğitimdir.
Çocuk içindeki şiddet duygularını nasıl boşaltacağını bilemez, öğrenir.Toplum
olarak, eğitmen olarak, ebeveyn olarak görevimiz; çocuğumuza bu şiddet
duygularını fiziksel - duygusal şiddet dışında uç noktalara varmadan nasıl
boşaltabileceğini öğretmektir, önünde örnek ve rehber olmaktır.
Çocuğun şiddet davranışlarını engelleyebilirsiniz ve yapmanız gereken de
budur.Üstelik bu konuda hiç ödün vermeden, hoşgörü göstermeden şiddet hareketlerini
engelleyici kurallar koymalı ve bunları kesinlikle uygulamalısınız.
Çocuğunuzun şiddete yakın, şiddetle içiçe yetişmemesi için şunları yapabilirsiniz
:
1- Kendiniz şiddet göstermeyin, gösterirseniz çocuğunuz sizi taklit edecektir.
2- Şiddet duygusu ile şiddet hareketi arasında ayırım yapın ve şiddet hareketini
engellemeye yönelin.
3- Şiddet hareketini, olayda çocuğunuz haklı olsa bile, kesinlikle hoş
karşılar görünmeyin.
4- Çocuğunuzun şiddet duygusunu boşaltabilmesine olanak hazırlayın. Oyuncak
tabancalar, şiddet duygusunu uygun biçimde söze dökme ...
5- Çocuğunuzun fazla enerjisini boşaltabilmesi için ona rehberlik edin.
Spor yapma, resim yapma, hızlı etkinlikler, günlük yaşama katılma (sizinle
pazara gelme gibi ), müzik aleti çalma...
6- Çocuğunuzu istemediği faaliyetlere zorlamayın. Örneğin : Org çalmak
istemeyen çocuğa org almayın. Dövüş sporlarına ilgi duyuyor olabilir, maddi
durumunuz müsaitse bu kurslara yollayın, okulda ilgi duyduğu alanda faaliyette
bulunmasını destekleyin.
7- Çocuğun şiddete yönelmesini engelleyecek en önemli etmen sevgidir.Bunu
asla unutmayın.
NE KADAR VE NELERİ İZLEMELİ ?
Belirlenmesi, seçimi, uygulanması en zor konulardan biri de budur. Öncelikle
belirtmeliyim ki; siz ve eşiniz fikirbirliği içinde olmalı, "izlenmeyecek"
dediğiniz programlara, yarım saat rahat edebilmek için, çocuğun yönelmesine
müsaade etmemelisiniz.
Çocuğun televizyon başında ne kadar zaman geçirebileceği seçilen programın
türüne bağlıdır. Çocuğun eğitimine, dünyayı tanımasına yardımcı olacak
programları çocuk bitince ye dek izleyebilir. Genelde çocuklara yönelik
programların süresi 25 - 30 dakika civarındadır. Daha uzun süreli çocuk
programları ise; 20 dakikada bir dinlenme arası, reklam arası tarzında
boşluk bırakırlar. Bunun nedeni; okul öncesi çağda çocuğun belirli bir
aktiviteye en fazla 30-35 dakika dikkat yoğunlaştırabiliyor olmasıdır.
Şimdi çocuklarımızın izleyebileceği programlara göz atalım :
1- Eğitici Çocuk Filmleri : Genellikle kuklalardan, hayvan kılığına girmiş
oyunculardan, palyaço kılığında takdimcilerden oluşan kadrosu vardır. Amaç;
çocuğu sıkmadan birşeyler öğretebilmektir. Öğrenilecek şeyler de eğlenceli,
değişik biçimlere sokulurlar. Örneğin; haftanın her bir günü bir trenin
vagonu olur. Sayılar, sırayla ortaya gelip dansederler... Aralarda çocuklara
arkadaşlık, yardımseverlik gibi olguları öğretecek küçük skeçler yer alır
.Çocuklar için en çok tavsiye ettiğim bu tür programlardır .Ancak; hepimizin
bildiği gibi bu tür yayınlarımız yok denecek kadar azdır.
2- Belgeseller : Hem çocuklara hem büyüklere yönelik yayınlardır. Bir bölgedeki
hayvan türlerini, yaşam biçimlerini, bitkileri vb.yansıtırlar. Bilgi ve
görsellik ağırlıklıdır. Çocukların görerek öğrenmelerini sağladıkları için
oldukça faydalıdır; eğlence öğeleri içermediğinden çocuklar uzun süre dikkat
yoğunlaştıramaz ve izleyemezler. Ancak izledikleri kadarı bile dünyayı,
doğayı tanımaları açısından faydalıdır.
3- Çizgi Filmler : Çocuklara hareketlilik, neşe, renk armonisi sunarlar.
Dil gelişiminde olumlu etkileri büyüktür. Genellikle kötü olan, zarar vermek
isteyen yenilir. Temel Reis'te olduğu gibi çocuklara faydalı yiyecekleri
yeme (ıspanak gibi..) türünde mesajlar da verirler. Dezavantajları; uzun
süre izlendiklerinde görme bozukluklarına neden olabilmeleri ve çocukta
sürekli izleme isteği yaratmalarıdır.
4- Müzik Programları: Çocuklar da yaşadıkları duyguları, neşelerini, hüzünlerini
müzikle ifade etmekten hoşlanırlar. Müzik eşliğindeki dans, hem enerjilerini
boşaltmalarını sağlar, hem de ritm duygularını geliştirir. Çocuk, belirli
tür müzikten hoşlanabilir, buna saygı gösterilmeli, çocuğun dilediği müziği
dilediği zaman dinlemesine engel olunmamalıdır.
5- Çocuklu Filmler: Çocuklar kendileri gibi olanların, diğer çocukların
yaptıklarını izlemekten zevk alırlar. Bu arada da "Ben de yapabilir miyim?"
, "Ben de böyle miyim?" diye düşünürler. Fimlerde izledikleri çocukları
taklit ederler, ayıplarlar, onlarla sevinir, onlarla üzülürler. Bu yolla
duygularını tanımayı, tanımlamayı, ifade etmeyi öğrenirler. Yetişkinlerin
dikkat etmesi gereken; çocuğun filmi, gerçek dünyadan ayırt edip edememesidir.
İzlediğinin yalnızca bir film, hikaye olduğu çocuğa anlatılmalı, filmleri
izlemeden önce (her defasında) hatırlatılmalıdır.
Televizyon, özellikle orta gelirli ailelerde eğlendirici tek araç konuma
sahip olduğundan, eğitici, öğretici olabilecek yönleri üzerinde ne yapımcılar
ne de biz izleyiciler fazla durmamaktayız. Ancak yeni bir nesil yetiştiriyor
olduğumuz gerçeğini unutmamalı, eğitici, öğretici yapımlardan çocuğumuzun
faydalanmasını sağlamalıyız. Kimbilir ? Belki de büyüdüklerinde çocuklarımız,
televizyonda eğlence, şiddet... dışında eğitici, dünyaya çeşitli açılardan
bakmayı sağlayabilecek programların ratinglerinin yükselmesini sağlarlar.
|