|
3- GELİŞİM
Gelişim çok yönlü ve karmaşık bir süreçtir. Biyolojik özellikler,kalıtım,içinde
bulunulan çevre,beslenme vb. birçok durum gelişim üzerinde etkilidir.
Davranışların temelinde belirli biyolojik aşamalar etkilidir. Çocuk belirli
aylarda yürür,diş çıkarır, ilk kelimesini söyler. Bu davranışların gerçekleşebilmesi,
çocuğun o davranışı yerine getirebilecek düzeyde olgunlaşmasına bağlıdır
ve davranışlar bu olgunlaşmaya bağlı olarak belirli bir sıra izler. Örneğin;
çocuğun yürümeden koşması, kelimeleri söylemeden şarkı söylemesi mümkün
değildir. Buradan hareketle; çocuktan bekleyeceğimiz davranışların tümünün
onun olgunlaşma düzeyine bağlı olduğunu söyleyebiliriz, çocuk bir davranışı
ye-rine getiremiyorsa ve gelişiminde herhangi bir aksaklık yoksa (kalça
çıkığı, düztabanlık, dilin normalden büyük olması... türünde normaldışı
fiziksel özellikler) çocuğun o davranışı yeri- ne getirebilmesi için daha
fazla zamana ihtiyacı vardır, başka bir deyişle o davranış için henüz yeterince
olgunlaşmamıştır.
Doğumdan itibaren çevre bireyi öğrenme yoluyla etkiler. Henüz küçücük bir
bebekken çocuk kendini rahatsız hissettiğinde, acıktığında, altı kirlendiğinde
ağlar. Anababa bebeğin altını temizler, karnını doyurur ve onun kendini
rahat hissetmesini sağlar. Çocuk bu rahatlık duygusuyla anababanın varlığını
özdeşleştirir ve zamanla sadece anababanın varlığı bile çocuğun kendini
rahat hissetmesini sağlar.
Bireyin küçüklüğünde geçirdiği hoş olan ve olmayan deneyimler onun gelecekteki
yaşamında etkili olur. Ortamda sürekli bağıran birinin varlığı çocukta
korku tepkisi doğurur ve ileride o ortamda bağırılmasa da bu tepki yerleşir.
Buna benzer olarak, çocukken köpek tarafından ısırılan çocuk, köpek korkusunu
yetişkin bir birey olduğunda da taşıyabilir. Tüm bunların yanında çocuğun
kendi davranışları karşısında çevreden, anababadan, bakıcısından ve öğretmeninden
aldığı tepkiler de onun gelecekteki davranış biçimi üzerinde etkili olur
. Örneğin; çocuk annesine sarıldığında annesi de ona sarılıp öpüyorsa çocuğun
annesine yaklaşma davranışı daha sıklaşır. Aynı şekilde çocuk ağladığında
ebeveyni isteklerini hemen yerine getiriyorsa ağlama davranışında artma
olur.
Çocuk, tüm gelişme süreci boyunca hep çevreyi gözler, çevresinde gördüklerini
anlamaya ve uygulamaya çalışır. Bu anlamda; çevresindeki insanlar (anababa,
öğretmen, akrabalar vb.) çocuk için birer modeldirler. Sürekli kavga eden
ve annesine vuran bir babayı gören çocuk, büyük bir olasılıkla ilerde kavgacı
ve eşine el kaldıran bir adam olur.
Ailenin çocuk üzerindeki etkisini ve dolayısıyla bunun topluma etkisini
manipule etmek ne yazık ki imkansızdır. Milyonlarca aile ve milyonlarca
anababa var ve herkes kendi doğruları ile çocuklarını yetiştirmek istiyor;
kuşkusuz bu tüm anababaların hakkıdır, ancak bu durumda ortak bir zemine
ulaşma görevinin tümü okulların üzerine yıkılıyor. Bir insanın kişi-liğinin
7-8 yaşlarına kadar büyük bir kısmının oluştuğunu ve yerleştiğini düşünürsek,
ortak zemine ulaşmada okulların başarısız lığını anlayabiliriz. Nasıl ilkokulu
okumadan orta ve liseyi okumak mümkün değilse iyi bir temel eğitim almadan
kişiliğin eksiksiz ve sağlıklı oluşabilmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla;
ortak değer, eğitim ve kültüre sahip olmayan çocukların örgün eğitimden
aynı şekilde faydalanması da beklenemez. İlk çocukluk çağı, çocuklar arasındaki
farklılıkların en minimum düzeyde olduğu çağdır ve çocuklar arası farkların
en kolay kapatılabileceği zamandır. Peki çocuğunuzun diğer çocuklardan
farklı olup olmadığını nerden bileceksiniz?
3.1 - ÇOCUĞUN GELİŞİM DÜZEYİNİ TESPİT ETME
Biz büyükler tepkilerimizin duruma göre normal olup olmadığını anlamak
için çok sıklıkla toplumsal karşılaştırmalar yaparız. Herkes bizim yaptığımızı
mı yapıyor, bizim gibi mi giyiniyor, konuşuyor vb.? Ama bizler karşılaştırma
yaparken yine de bağımsızız, "herkes öyle davranabilir, ama ben böyle davranmak
istiyorum" der ve zaman zaman toplumdan farklı davranırız. Çocuklar bizim
gibi toplumun beklentileri konusunda bilgili değillerdir, çünkü yeni yeni
toplumsallaşmaya başlamışlardır. Kendileriyle başkaları arasındaki farkları
ayrımsarlar ama ortadan kaldırmak için ne yapacaklarını bilmezler. Hangi
farklar ortadan kalkmalı, hangileri çocuk için zararlı, hangileri yararlı
bunları bilmek ve ayırt etmek görevi ilk olarak anababanındır. Farkları
ortadan kaldırmak adına çocuğun yetenekleri köreltilmemeli veya ileri düzeydeki
davranışı ge-riletilmemelidir. Bu çocuğun gelişiminin her alanı için geçerlidir.
Anababaların, öğretmenlerin, bakıcıların kısacası insan olan herkesin bir
başka insanı eğitirken, yetiştirirken hata yapmamasını beklemek büyük bir
insafsızlık ve gerçekdışı idealizm olur. Ancak çocukla ilgilenen herkesin
özellikle de anababanın hem çocuk gelişimi konusunda bilgili olması hem
de çocuğunu çok iyi tanıması gereklidir. Anababa kendisine gereken bilgiyi
birçok yoldan temin edebilir: Yaşamın ilk iki yılında; çocuğun huyunu anlama,
çocuğu tanıma konusunda anababaya yardımcı olacak tek kaynak çocuğun kendisidir.
Ebeveyn çocuğuyla sevgiye ve güvene dayalı iletişim kurmalı, oyunlar oynamalı
ve çocuğun günlük genel düzenini belirlemelidir.
Çocuğun fiziksel özellikleri, sağlığı, metabolizmasının çalışma düzeni
ile ilgili en detaylı bilgiyi çocuğunuzu devamlı götürdüğünüz doktordan
alabilirsiniz. Özellikle belirtmek isti-yorum; çocuğunuzun her zaman gitmese
bile belirli bir doktoru olmalıdır, çünkü zamanla bu doktor çocuğunuzun
bünyesini tanıyacak, gereken önlemler veya sorunun nedeni, tedavisi konusunda
çok daha faydalı olacaktır. Burada anlatmak istediğim, çocuk büyüyene kadar
bir tek doktora gitmelidir, düşüncesi değil. Mutlaka çeşitli doktorların
görüşünü almak çok faydalıdır, ancak genel düzende çocuğu tanıyan bir doktor
bulunması son derece yararlıdır.
Çocuğun psikososyal yönden gelişimi hakkındaki en sağlıklı bilgiyi gözlemleriniz
yoluyla elde edebilirsiniz, ancak vardığınız sonuçların objektif yani tarafsız
olması bu noktada önem kazanır. Çocuğunuzu olduğu gibi kabul etmeli, çocuğa
aslında onda olmayan yetenek veya özellikleri atfetmemelisiniz; aynı şekilde
çocuğun başarı, yetenek ve özelliklerini gözden kaçırmamalı ve küçümsememelisiniz.
Çocuğunuzun psiko sosyal gelişimini takip etmenin bir diğer yolu da; genel
standartlara bakmaktır. Çeşitli kitaplar vb. çocuklarla ilgili yayınlarda
çocuğun gelişim dönemlerine ilişkin bilgi verilir, bu bilgiler çok kesin
olmamakla birlikte yaş grubuna göre çocuğun yapabileceği veya yapması gereken
davranışları belirtir. Çocuğunuz bir davranışı belirtilen zamandan daha
önce veya daha sonra yapabilir, önemli olan aradaki süre farkının çok olmaması
(örneğin; bir yıl) ve yapılan davranışın niteliğidir. Çocuğunuzun psikososyal
gelişimi hakkında; çevredeki diğer çocuklarla karşılaştırmalar yaparak
da az çok takip edebilirsiniz, yalnız seçtiğiniz çocukların aile düzeni,
kültür yapısı, cinsiyet vb. özellikler bakımından benzer olmasına dikkat
ediniz.
3.2 - 3-6 YAŞ ARASI ÇOCUĞUN GELİŞİM AŞAMALARI
3 YAŞ ÇOCUĞU
-Özbakım becerileri gelişmeye başlar, biraz yardımla yemeğini yer, üstünü
giyer-çıkarır, düz ayakkabıları giyip, çıkarabilir.
-Yardım bekler veya becerilerini aşmayan işlerde büyüklere yardımcı olur.
-Kaba motor faaliyetleri gelişmiştir, atlar, koşar, tırmanır vb. Sık sık
dengesini kaybeder, düşer.
-Çok soru sorar, meraklıdır. Cevap alamazsa bizzat deneyerek cevabı bulmaya
çalışır.
-Tek başına oyundan grupla oyuna geçiş yapar, ancak sık sık kavga eder.
Paylaşım duygusu yeni yeni ortaya çıkmaya başlar.
-Dil gelişimi hızlanır, basit cümleler kurar, söylemek istediklerini söyleyebilir
ve söylenenleri anlar.
-Düş arkadaşı uydurabilir, onunla oynar, konuşur.
-Bir tek işe, faaliyete, filme vb. dikkat yoğunlaştırma süresi 10-15 dakika
kadardır.
-Kendini geliştirmeye çalışır; bunun için genellikle taklit yolunu seçer.
Özellikle büyükleri taklit eder.
4 YAŞ ÇOCUĞU
-Özbakım becerileri yerleşmeye başlar; üstünü tek başına giyer-çıkarır,
katlar, pek iyi olmasa da yatağını düzeltebilir. Tuvalet alışkanlığı yerleşmiştir,
zaman zaman gece altını ıslatabilir.
-Sürekli hareket halindedir, her davranışı, işi hızla yapar.
-Yenmek-yenilmek, yapmak-yapamamak, başarmak-başaramamak kavramlarının
farkına varmaya başlar ve hep olumlu tarafta olmak ister.
-Çizdiği resimlerin büyükler tarafından anlaşılması güçtür. Ancak çizilmiş
resmi özenle ve az taşırarak boyayabilir. Kalem ve makas tutar, kağıt katlar.
-Dikkat süresi 20 dakika civarındadır, ancak hoşuna giden şeyle çok daha
uzun zaman ilgilenebilir.
-Çok konuşur, soru sorar, ayrıntılarla ilgilenir. Duyduğunu bir süre sürekli
tekrarlar. Yeni öğrendiği kelimeleri, deyimleri vb. sıklıkla ve çeşitli
ortamlarda kullanır. Yetişkinlerle ve yaşıtlarıyla rahatça iletişim kurmaya
başlar.
-Bağımsızlık duygusu gelişmiştir, özerkliğini korumaya çalışır.
-Masal dinlemek ve anlatmak, kitaba bakmak, sayfalarını çevirmek hoşuna
gider.
5 YAŞ ÇOCUĞU
-Beden kontrolünü tam olarak sağlayabilir, kaba motor faaliyetler ve ince
motor faaliyetler yerleşmiştir.
-Sürekli hareket eder, bir tek yerde durmaz; oyunları da hareket gerektiren
oyunlardır.
-Uyku ihtiyacı önceki yaşlara göre çok azalır; ancak mutlaka dinlenme süresi
olmalıdır.
-Geometrik şekilleri çizebilir, resimleri taşırmadan boyar. Resim, kesme-yapıştırma
vb. faaliyetlerden çok hoşlanır.
-Hep konuşmak; yetişkin sohbetlerine katılmak ister. Sürekli gözlem yapar,
büyükleri taklit eder.
-Hayalle gerçeği ayırabilir, masallardaki olayları sırasını bozmadan anlatabilir.
-Bireysellikten çok grubu tercih eder, oyunlarda rol paylaşımı yapar. Açıkhava
oyunlarını çok sever.
-Toplumun isteklerine uygun davranır, gerçek hayatı oyuna çok güzel aktarır.
Eleştiriye duyarlıdır, kendini düzeltmeye çalışır ve başkalarını da eleştirir.
-Yorulduğunda, istemediği bir şeyi yapması için ısrar edildiğinde saldırganlaşır,
ağlar.
6 YAŞ ÇOCUĞU
-Çocuk artık elişlerinde daha beceriklidir, ince motor kasları iyice gelişmiştir;
detay-incelik-uğraşı gerektiren işleri eskiye oranla daha iyi yapar.
-Erkek ve kız çocuklar arası ayrım yavaş yavaş iyice belirginleşmeye başlar.
Erkek çocuklar top, araba vb. oyuncaklara yönelirken, kız çocukları ip
atlama, evcilik, gerçek bebeklere bakma türünde davranışlar sergilerler.
-Harfleri, kendi adını, yakınlarının adını yazmaya başlar. Bazı harfleri
ters yazar, düşünme süreçlerini hızlı kullanabilir.
-Çeşitli olumsuz huylar edinebilir. Başkalarıyla laf kavgası yapabilir,
erkek çocuklarda bedensel kavga gündeme gelebilir.
-Bir şeye kızdığında hıncını alacak birini arar ki bu kişi genellikle annedir.
Suçlanmak, eleştirilmek istemez; verilen cezalara tepki gösterir.
-Herşeyin hepsini ister, paylaşmaktan kaçınır; ancak zaman zaman toplumsal
onay istediği için bunun tam tersi şekilde davranabilir.
-Dikkat süresi uzar, söylenenleri dikkatle dinler ve uygular. Bazı sorumluluklar
yüklenebilir.
-Hayal ettiği şeyleri puzzle, lego vb. tipte oyuncaklar aracılığıyla gerçekleştirmeye
çalışır. Örneğin; ev yapar, içine anne, baba, çocuk yerleştirir (oyuncaklardan);
eve garaj yapar, içine araba koyar ve bir ailenin bir gününden kesitleri
oyununa aktarır.
3.3 - İLK ÇOCUKLUKTA GELİŞİM GÖREVLERİ
Eğer sağlıklı bir bireyi; şimdiki ve gelecekteki sorunlarla başarılı bir
şekilde uğraşan, bebeklikten ilk yetişkinliğe kadar önemli ve yaşamsal
davranışları sergileyen birey olarak tanımlarsak, bireyin tüm yaşam dönemleri
boyunca göstermesi gereken davranışları gelişim görevi olarak tanımlayabiliriz.
Okulöncesi çocukların orta çocukluğa geçişe hazırlanırken birçok bilişsel
görevi başarması beklenir: Gerçekliğe ilişkin basit kavramlar oluşturmayı
öğrenme, doğru ile yanlışı ayırmayı öğrenme, vicdan geliştirme, çeşitli
ahlaki değerlere sahip olma vb. Çocuklar büyüme sürecinde, yeni ve eski
algılarını karşılaştırdıkça kendilerini çevreleyen dünyaya ilişkin daha
fazla bilgi edinmeye başlarlar. Bu bilgiler, özellikle zihinsel gelişim
açısından önem taşır. Piaget'e göre; bütün çocuklar aynı düşünme davranışı
sırasını izlemek zorundadır, ancak her döneme giriş yaşları fiziksel ya
da toplumsal çevrelerden etki lenebilmektedir. Her evrede kazanılan bilişsel
yetenekler bir sonraki evre için temel oluşturur ve daha yüksekteki evre
ile bütünleşir. Piaget'e göre; çocuklar bir dönemden diğerine özümleme
ve uyma süreçleriyle geçerler. Varolan şemalarını ve kavramlarını kullanarak
yeni durumla başa çıkmaya çalışırlar. Şemalarında gereken değişikliği yapar,
yani yeni şeyler öğrenir ve geçtikleri evreye uyum sağlarlar. ( Gander,M.J.,
Gardiner H.W., 1993)
Piaget'e göre; 2-6 yaş arası işlemöncesi düşünce dönemidir ve özellikleri
şunlardır:Çocuk dikkatini bir görevin bir yönü ya da çok sınırlı bir kısmı
üzerinde odaklaştırır, aynı zamanda bir çok yönle uğraşmak çocuğa güç gelir.
Buradan hareketle; çocuğunuza bir görev verdiğinizde ya da bir davranışı
gerçekleştirmesini beklediğinizde, çocuğunuzun gelişim basamağını gözönüne
almalı ve bu basamağa uygun nitelikte, tek yönlü, fazla karmaşık olmayan,
çocuğu zorlayacak ama sonuçta başarısızlık duygusu yaşatmayacak görevler
seçmeniz gerekir.
İşlemöncesi düşüncenin başka bir özelliği ise; çocuğun şimdiki durum üzerinde
odaklaşması ve geçmiş durumu göz önüne almamasıdır, yani çocuğun akılyürütmesi
şimdi ve burada ile sınırlıdır. Şu anki duruma nasıl gelindiği ,değişikliklerden
önce nasıl olduğu aklından çıkmış görünür. Yüzeysel görünümlerden fazlasıyla
etkilenme eğilimi vardır.
Benmerkezlilik işlemöncesi dönemin en tipik özelliğidir. Bu; çocukların
bilinçli ve isteyerek bencil oldukları ya da kendileriyle aşırı derecede
meşgul oldukları anlamına gelmez. Benmerkezlilik, daha çok birşeyi başkasının
bakış açısından görme ya da başkasının duygularını, gereksinimlerini farketme
konusundaki yetersizlik anlamına gelir. Bu dönemdeki çocuklar bazen başka
çocuklarla alay eder ya da hayvanları incitirler, çünkü karşılarındakilerin
duyduğu acıyı farketmezler. Benmerkezlilik küçük çocukların birbirleriyle
ya da daha yaşlı insanlarla iletişimlerinde sık sık görülür. Eve koşup
''Anne,onu aldı,o şimdi yok''diyen çocuğu düşünün.''O''dediğinin kim olduğunu
ve ''O''nun neyi aldığını annesinin bilmediğini anlayamaz, çünkü kendisini
annesinin yerine koyamaz. Ama biz büyükler tüm bunları yapabilme yeteneğine
sahibiz ve sizlere önerim bu yeteneğinizi kullanmanızdır. Çocuğunuzla iletişiminizde,
her davranış ve konuşmanızda kendinizi onun yerine koyun. Böylelikle hem
onu daha iyi anladığınızı, hem de sorunları daha rahat çözümlediğinizi
göreceksiniz.
3.4 - İLİŞKİLER--KAVRAMLAR--KALIPYARGILAR
Okulöncesi çağdaki çocuklar somut ya da soyut pek çok ilişkiyi de anlamaya
başlarlar. Somut türden ilişkiler duyular yoluyla algılanabilir; soyut
olanların düşüncede tasarımlanmaları gerekir. Örneğin; iki kırmızı küp
blok birbiriyle ilişkilidir. İlişki somuttur, çünkü görülebilir, hissedilebilir.
Buna karşılık kişiler arası ilişkiler daha soyut ve kavramsaldır, çocuklar
genellikle önce somut ilişkileri kavrarlar. ''Annenle teyzen arasındaki
ilişki nedir?''gibi sorular çocukların yaşadığı bu güçlüğü ortaya çıkartırlar.
Neden-sonuç ilişkilerini kavramak da okulöncesi çocuklar için güçtür. Örneğin;
eğer küçük çocuklardan ''Işık söndü,çünkü...'' cümlesini tamamlamaları
istenirse, ''çünkü biri düğmeyi çevirdi'' demek yerine, ''çünkü karanlık
oldu'' diye yanıt verebilirler. Düğmeyi çevirmenin ışığı yakıp söndürdüğünü
anlayabilirler, ama nedeni ve sonucu tam olarak anlayamazlar.
Çocukların kavramları gerçekliğe daha yakın olacak biçimde özümleme ve
uyma süreçleri aracılığıyla gelişir. Özümleme ve uyma, insan gelişiminin
ve uyumun son derece temel örgütleyici ilkeleridir. Herhangi bir yeni durumda
çocuklar bu durumu anlamakta varolan kavramlarını kullanırlar (özümleme),
ta ki bu kavramların yeterli olmadığını hissedinceye kadar (dengesizlik).
Sonra, kavramlarında küçük değişiklikler yaparlar (uyma), ta ki herşey
uygun düşünceye kadar (denge).
Konuyla ilgili bir diğer nokta da; çocukların henüz kavramlaştırmadıkları
bilgilerin hemen hiç farkına varamadıklarıdır. Bilmedikleri olaylar hakkında
fikir yürütme yetisine sahip değillerdir. Bilmedikleri olayları da daha
önceden bildikleri çerçevesinde örgütler, onlara uydurarak açıklamaya çalışırlar.Çocuklar
sınırlı deneyimleri nedeniyle kalıpyargılar geliştirirler ve karmaşık bilgileri
dar kavramlarda örgütlemeye ve sıkıştırmaya çalışırlar. Dört yaşındaki
Pelin, anasınıfından kağıttan bir hemşire kepi ile gelmiş ve büyüdüğünde
hemşire olacağını ilan etmişti. Bir doktor ve bir hemşire o gün onun okuluna
gelmiş ve meslekleri hakkında konuşmuşlardı. Doktorun erkek, hemşirenin
kadın olması; Pelin'in yalnızca erkeklerin doktor, kadınların hemşire olabileceği
yönünde gelişmekte olan kavramını pekiştirmişti. Annesi neden doktor değil
de hemşire olmaya karar verdiğini sorduğunda kızgınlıkla, ''kızlar doktor
olamaz'' yanıtını vermişti. Kısa bir süre sonra Pelin hastalandı ve annesi
onu kadın bir doktora götürmeye karar verdi. Doktorun muayenehanesinden
ayrıldıklarında annesi hala kadınların doktor olup olamayacağına inanıp
inanmadığını sordu. Çocuk sabırsızlıkla''Ama anne,o bir hemşireydi''yanıtını
verdi. Bu olay bize gösteriyor ki; çocuklar bir kez bir kavramı biçimlendirdikten
ve ona duygusal olarak bağlandıktan sonra, onunla uyuşan bilgileri özümlemek,
uyuşmayan olayları ise görmezlikten gelmek, akla uydurmak, yoksaymak ya
da değiştirmek eğilimindedirler.
|