|
2- SİSTEM OLARAK AİLE
2.1 - YAŞAMLARIMIZIN BİÇİMLENMESİ
İnsanın yaşamının biçimlenmesinde ailenin en önemli rolleri üstlendiği
artık kesin olarak bilinmektedir. Bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren
tüm aile üyeleri bu rol ve sorumluluğun altına girmiş olur. Bundan daha
ilerisi; veriler altıncı aydan itibaren anne karnındaki bebeğin aktif bir
duygusal yaşam sürdüğünü göstermektedir. Hatta ceninin rahim içinde duyabildiği,
tat alabildiği, annesinden aldığı mesajlar sonucu kendisiyle ilgili tavır
ve beklentileri biçimlendirmeye başladığı bugün artık bilinmektedir. En
önemlisi de annenin tavrıdır. Bebeğe hissedilenlerin tekrar tekrar gözden
geçirilmesi, annelik konusunda hissedilen belirsizlik, tedirginlik doğmamış
çocuğun üzerinde iz bırakabilir. Neşe, mutluluk, bebeği özlemle beklemek
ise bebeğin duygusal gelişimine katkıda bulunur. Babanın, diğer kardeşlerin
duyguları, anneye ve bebeğe gösterecekleri hassasiyet veya vurdumduymazlık
da gebeliğin başarısı üzerinde etkili olur.
Böylelikle yaşamlarımız en başından beri anababamız, ailemiz tarafından
biçimlendirilir. Doğum sonrası hakkımızdaki duygular, beklentiler, kısacası
olumlu olumsuz herşey onlar tarafından bize yansıtılır. Böylece ben olmadan
biz oluruz. Benliğimiz bizliğimizden kaynaklanır ve yeni aile düşüncesinin
temelinde yatan da budur.
2.2 - SİSTEMİN OLUŞUMU ve ÖZELLİKLERİ
Aile sisteminin bakış açısını görebilmek için küçük bir örnek verelim ve
daha sonra sistem olarak aileyi açıklayalım. Zeynep ve Hasan yaklaşık dört
yıl aynı evi paylaşmışlar ve şu anda evliliklerinin ikinci yılındalar.
Dört yıllık nikahsız olarak birlikte oturdukları dönemde çevreden, komşulardan,
yakın-uzak aile çevresinden ve hatta zaman zaman arkadaşlarından bile birçok
olumsuz tepki aldıklarını belirtiyorlar. Zeynep' in ailesi de Hasan' ın
ailesi de durumdan haberdarlar, başta karşı çıkmalarına rağmen daha sonra
bu durumu kabullenmişler. Genel çerçevede bakıldığında çift olarak birbirleriyle
pek uyuşmuyormuş gibi görünüyorlar. Zeynep kalabalıktan hoşlanıyor, Hasan
yalnızlıktan! Zeynep dışarı hayatına çok düşkün, Hasan ev hayatına, gibi
birlikte bir yaşamı paylaşmak için oldukça zıt özelliklere sahip bir çift.
Ama yaklaşık altı yıldır bu birlikteliği yürütüyorlar ve her ikisi de mutlu.
Mutlaka uyumlu yönleri de var ama yeterli mi ? Bu soruya ikisi de cevap
veremiyor. Sizin veya benim veya bir başkasının katlanamam dediklerine
katlanıyor, yapamam dediklerini yapabiliyorlar belki de. Belki de birbirlerini
çok iyi anlamışlar, ona göre davranıyorlar ve ona göre düzen kurmuşlar.
İşte bu ilişkinin sırrı da bu! Kendi sistemleri var, hoşlansalar da hoşlanmasalar
da bu sisteme uyuyorlar, aileleri kabullendiğine göre bu sisteme tam olmasa
da onları da sokabilmişler demek ki. Dile getirdiklerine, onları etkilediğine
göre çevrenin olumsuz görüşleri de bu sisteme etki etmiş ve yeni bir boyut
getirmiş, evlenmişler. Belki ileride sistemlerinde, düzenlerinde başka
bir değişiklik daha yapar ve bir çocuk sahibi olurlar. Başka bir açıdan
daha bakalım; Zeynep' in ailesi açısından. Anne ve baba 30 yıllık bir evliliği
paylaşmışlar. Zeynep onların sahip olduğu 5 çocuktan biri. Aile değerlerine,
topluma oldukça ters davranışlarda bulunuyor. Ailesi onun yaptıklarını
eşe dosta açıklamakta zorlanıyor ve belki de Zeynep' ten utanıyorlar. Ama
neden aile sisteminden çıkartmıyorlar ? Sevgi çok önemli bir etken kuşkusuz,
çocuklarına vermiş oldukları emek, onunla paylaştıkları şeyler de. Ama
başka etkenler de olabilir. Anababa okumayı, yüksek tahsil yapmayı çok
istemişler, ancak bu ne onlara ne de diğer çocuklara kısmet olmamış, bir
tek Zeynep bunu yapmış; bu anlamda Zeynep ailedeki bir ideali gerçekleştirmiş.
Yürüyemeyen bir ablası var. Evdekilerin onunla ilgilenmeye pek vakitleri
de niyetleri de yok, ancak bunun suçluluğunu yaşıyorlar. Onunla ilgilenen
tek kişi Zeynep. Adeta onun dış dünyayla bağlantısı. Ablası onun geleceği
günleri iple çekiyor. Okumuş bir insan olduğu için alınacak kararlarda
fikirleri büyük önem taşıyor ve hatta kararların uygulanmasını sağlayan
da o! Gördüğünüz gibi Zeynep bu ve bunun gibi birçok nedenden dolayı aileden,
başka bir deyişle sistemden çıkartılmıyor ya da çıkarılamıyor. Onu çıkarmak
yerine sistem kendini yeniden biçimlendiriyor.
Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi; sistem yaklaşımı içinde bireyler
birbirine bağlı, etkileşimde bulunan kişilerdir. Aileyi bir sistem olarak
incelerken bağlılığın nasıl olduğunu, bireyin içinde bulunduğu çevre yani
aile, diğer bireylerin ona etkisi ve onun diğer bireyleri etkileme şekli
önemlidir. Her olumlu veya olumsuz olay çift taraflıdır. Her sistemin yani
her ailenin kendine göre sınırları, dengesi vardır. Bu sınırlar esneyebilir,
dengesizlik ortaya çıkabilir; önemli olan dengenin yeniden kurulmasıdır.
Bireyin gelişim evreleri olduğu gibi ailelerin de vardır. Evlenme, çocuk
sahibi olma, ailede ergen bireyin varlığı, çocukların evlenmesi, yaşlılık
evreleri; insanların hayatında pek çok değişiklik yaratır, şaşkınlık, mutluluk,
yalnızlık gibi duygular, zorlanmalar ortaya çıkabilir. Önemli olan, bu
kritik dönemlerden ailenin problemlerini çözümlemiş olarak çıkabilmesidir.
2.3 - ANNE VE BABA TUTUMLARI
Çocuğun yaşamını sağlıklı bir biçimde devam ettirebilmesi ve dış dünyaya
açılabilmesi için bir aileye ihtiyacı vardır. Dış dünyaya açılabilmek için
aile ortamında özellikler geliştirdiği gibi, daha sonra gireceği toplumda
ihtiyacı olan insan ilişkilerini ve problemlerine bulacağı çözümleri de
bu aile ortamında kazanır.
Anababa olmak demek; sadece çocuğu dünyaya getirerek, onun ihtiyaçlarını
karşılamak, doyurmak, giydirmek, iyi öğrenim hayatı hazırlamak demek değildir.
Çocuğun en önemli ihtiyacı olan sevginin verilmesi, sevgi ve güven ortamında
büyütülmesi diğer bütün etmenlerden önde gelmektedir. Özellikle ana-baba
ve çocuk arasında sağlıklı bir iletişim kurulması, ruhsal yönden sağlıklı
bireyler yetiştirmek için en önemli noktalardan biridir.
Anababa ve çocuk ilişkisi; temelde anne ve babanın tutumuna bağlıdır. Anababanın
çocuklarına karşı takındıkları tavırlar da birer öğrenme ürünüdür ve pek
çok faktör anababanın çocuklarına karşı tavırlarını etkiler. Şimdi bunlara
bir göz atalım:
-
Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedikleri
konusunda, doğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur. Dünyaya gelen
çocuk, anne ve babanın beklentilerine uygun olmadığı taktirde oluşan hayal
kırıklığı sonucu, anne ve babada çocuğu reddetme veya yok sayma türünde
davranışlar gelişebilir. Bu tarz tavırlar genellikle özürlü bebeklerin
dünyaya gelmesinde veya çocuğun anne-babaya çirkin, yetersiz vb. görünmesinde
daha sıklıkla görülür.
-
Toplumun kültürel değerleri anne ve babaların tutumlarını
etkiler.
-
Üstlendikleri ebeveyn rolünden haz duyan ve görevlerini
gereğince yaptıklarına inanan anne ve babaların çocuklarına karşı takındıkları
tavırlar genellikle olumludur.
-
Çocukların sayısından, cinsiyetinden ve kişilik
özelliklerinden memnun olan anne ve babalar daha uygun tavırlara sahiptirler.
-
Anne ve babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimleri
şimdiki tutumları üzerinde olumlu veya olumsuz olarak etkili olabilir.
Örneğin; genç kızlık yıllarında aşırı baskı altında büyümüş bir anneyi
düşünelim. Bu anne ya kendi yaşadığı baskıları kızına da yaşatacaktır ya
da onun kendi gibi birçok şeyden mahrum kalmaması için elinden geleni yapacak
hatta belki kendi sınırlarını bile zorlayacaktır.
-
Aile içinde eşler arasındaki ilişki; çocuklara takınılan
tavrı etkileyen önemli bir faktördür. Örneğin; eşiyle anlaşamayan, mutsuz
bir anne tüm sevgisini ve ilgisini çocuğuna verebileceği gibi tam tersine
çocuğuna karşı saldırgan ve hoşgörüsüz bir tutum da sergileyebilir.
-
Anne ve babanın geçmişteki maddi deneyimleri, çocukları
hakkında bazı projeler geliştirmelerinde etkili olabilir. Örneğin; çocukluk
yıllarını zor koşullar altında geçiren bir baba ya da anne, parasal etkinliklere
sahip olur olmaz, çocuğuna en iyi ortamı hazırlamak ister. Bunun için de
çocuğun ilgi ve yeteneklerini dikkate almadan; bale, folklör, yabancı dil
gibi konularda dersler aldırır, koleje girmek üzere onu hazırlar. Bütün
bunları yaparken, anne ve babaların en büyük hataları, çocuklarını tanımadan,
ilgi ve yeteneklerini saptamadan, onları kendi arzu ve tutkuları doğrultusunda
yönlendirmelerinden kaynaklanmaktadır.
Anne ve babanın çocuklarına yönelttikleri tutumların sağlıklı olması, büyük
ölçüde onların kendi içlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine
karşı saygılı olmalarına bağlıdır. Kendi çocukluk yıllarının etkisiyle
hareket eden anne ve baba, kendi uğradığı paniği bu şekilde denetim altında
tutmaya çalışır. Bu arada da çocuğa karşı aşırı gevşek veya aşırı kuralcı
tutumlar içinde bulunabilir. Bu tarz yaklaşımlar; çocuğun ihtiyacı olan
model ve rehberden yoksun büyümesine sebep olur ki; bu çocuklarda saldırgan
ve isyankar davranışlara daha sık rastlanır.
2.4 - Çocuğa Sergilenen Tutumlar ve Aile Özellikleri
Çocuğa sergilenen tutumlar ve aile özellikleri şu başlıklar altında incelenebilir:
1- Aşırı Sert ve Otoriter Aile: Bu tip ailelerde, çocuğun yaptığı herşey
göze batar ve sürekli ceza görür. Evde kararları alan kişi ya da kişiler
bellidir, bu kararlara kayıtsız şartsız uyma mecburiyeti vardır. Çocuk
anababayı kızdırma ve ceza görme korkusuyla kendi düşüncelerini söyleyemez.
Çocukta sık sık hastalık ifadeleri görülür, başağrısı karın ağrısı, mide
bulantısı vb. ile tepkilerini gösterir. Her an ceza görme endişesi ile
yalan söyleme eğilimi vardır. Olumlu da olsa kendi yaptıklarını söylemez,
başkasını suçlama eğilimi de oldukça fazladır. Çocuk yasaklardan boğulmuştur.
Bu çocuklar ileriki yaşamlarında pısırık, otorite karşısında sinen, kendi
duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen bir kişilik geliştirebilirler. Çocuğun
aklında kalan, otorite güçlü kişilerin elindedir ve güçsüzler buna boyun
eğmek zorundadır. Bu nedenle de; kendilerinden güçlü olduğuna inandıkları
kişilerin karşısında itaatkar ve zayıf bir kişilik sergilerken, kendilerinden
güçsüz gördüklerini de aşırı ezme eğilimi gösterirler. İnsanlara karşı
hoşgörülü davranmazlar, hata yapan kişi ceza görmelidir düşüncesiyle davranırlar.
2- Aşırı Hoşgörülü Aile : Otoriter tutum sergilemek kadar zararlı olan
bir başka tutum türü de çocuğa karşı aşırı hoşgörülü davranmaktır. Bu tür
ailelerde de çocuğun yaptığı her şey hoşgörülür, serbestlik ve aşırı özgürlük
vardır. Çocuk uygunsuz davranışından dolayı herhangi bir yaptırımla karşılaşmaz.
Anne ve baba çocuklarına hiçbir kısıtlama getirmezler, çocukların isteklerini
denetim altına almazlar, çocuk ne isterse ve ne yaparsa kabul ederler.
Bu tür ortamlarda yetişen çocukların genellikle aile bireyleri ile hiç
bir sorunları olmaz, ancak anne ve babanın olmadığı okul, arkadaş, iş ve
evlilik çevrelerinde de gerektiğinde çocuğun duygu ve isteklerini denetim
altına alması gerekir. Böyle bir denetim becerisi ise aile ortamında kazanılır.
Duygu ve isteklerini kontrol altına alamamış kişiler herhangi bir zorlanma
ile karşılaştıklarında bununla nasıl mücadele edeceklerini bilmedikleri
için; saldırgan, kırıcı davranışlar sergileme eğilimi gösterebilirler.
Bu durum; ayrıca aile içinde de sorunların yaşanmasına neden olabilir çünkü,
çocukların bitmek bilmeyen istekleri ve devamlı patlamaları anne babanın
dayanma sınırlarını zorlamaktadır. Bu kez de çok sert cezalar uygulanır.
Böyle bir durumda da hem aşırı hoşgörü hem de çok sert cezalar karışıklığa
neden olur.
Bu aile ortamında yetişen çocuklar gerçek hayatı tanıyamazlar ve belli
kuralları kazanamazlar. Çocuklar ileriki yaşamlarında ailelerinden gördükleri
hoşgörüyü arkadaşlarından, iş arkadaşlarından, amirlerinden ve hatta eşlerinden
beklerler. Sonuç istedikleri gibi olmadığında hayal kırıklığına uğrayıp
çabuk kırılırlar. Tutarsız davranışlar sergilerler ve eleştiriye açık olmadıkları
için kendilerini geliştiremezler.
Çocuğunuzun başarılarını övün. Ama överken aşırıya kaçmayın. Samimiyetinizden
şüpheye düşebilirler.
3-Aşırı Koruyucu Aile: Bu tür ailelerde yetişen çocuklar tıpkı cam fanus
içindedirler. Anne babalar çocuğun başına kötü şeyler gelir düşüncesiyle
kendi başına birşeyler yapmasına izin ver mezler. Herşey anababa veya diğer
büyükler tarafından yerine getirilir.
Çocuğun belli gelişim dönemlerinde yerine getirmesi ve kazanması gereken
davranışlar ve görevler vardır. Bu tür aile lerde bunların hiçbirinin çocuk
tarafından gerçekleştirilmesine izin verilmez. Bu durum; çocuğun aşırı
bağımlı, ürkek, çekingen ve güvensiz bir kişilik geliştirmesine neden olmaktadır.
Çocuğun adına kararlar aile üyeleri tarafından alındığı için seçenekleri
değerlendirme ve karar alma becerileri geliş- memiştir. Anne ve babanın
aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını, uyumunu etkiler.
Çocuğunuza vereceğiniz eğitimin amacı; onun sorumluluk düzeyini geliştirmek
ve olgunlaşmasını sağlamak olmalıdır.
4- Tutarsız Aile : Bu davranış modelini sergileyen ailede; çocu- ğun yaptığı
bir davranış bazen çok sert tepki alabilirken bazen de çok olumlu karşılanabilmektedir
.Çocuk ne zaman, nerede, ne yapacağını bilemez. Her an korku ve tedirginlik
içindedir. Kendine ve çevresine karşı güven duyamaz ve tutarlı bir kişilik
geliştiremez.
İleriki yaşamlarında çevrelerindeki insanlara güven duymadıkları için kendi
görüş ve davranışlarını aktaramazlar, düşüncelerini uygulamaya koyamazlar.
Kendi duygu ve davranışlarını savunamadıkları için de birilerinin kanatları
altına sığınmayı tercih ederler.
Eğitim; doğruları söylemek değil, doğruları yapmaktır. Çocuğunuza örnek
olmaya gayret edin.
5-Reddedici Aile : Bu tür ailelerde çocuklar ya ailenin isteği dışında
dünyaya gelmiştir ya da sonradan aile çocuğu istememe eğilimi göstermeye
başlamıştır. Sürekli çocuğa istenmediği mesajı verilir. Çocuk işkence ve
cinsel tacize maruz kalabilir. Özellikle küçük yaşlarda ihtiyacı olan sevgiyi
ailesinden göremez.
Sevgiden yoksun ortamlarda yetişen çocuklar sevgiyi bilmedikleri için çevrelerinde
bulunan kişilere de sevgi duymayı bilmezler. Her an kin ve nefret duyguları
ile yaşarlar. Hata yapan kişileri affetmeyi bilmezler, insanlara karşı
hoşgörülü değillerdir. Kendilerine iyi davranan kişilere şüphe ile bakarlar.
Tüm bunların yanında; düzenli olduğu, uslu durduğu, üzerini temiz tuttuğu
veya verilen görevleri yerine getirdiği durumlarda sevileceğini, kabul
edileceğini söylemek de bir tür reddetmedir. Çocuğun istediği herşeyi vermek,
çocuğu susturmak ya da baştan savmak için bir dediğini iki etmemek de reddetmenin
bir türüdür.
Çocuğunuzun sahip olamadığı özelliklere üzülmek yerine onun sahip olduklarına
sevinin.
6-Demokratik Aile : Bu tür ailelerde çocuğa karşı olumlu davranışlar sergilenir.
Çocuk nerede, ne zaman, ne yapacağını, nasıl davranacağını bilir. Hangi
durumlarda cezalandırılacağını, hangi durumlarda ödüllendirileceğini bilir.
Çocukta belli kurallar dahilinde serbestlik vardır, kuralların konulma
nedeni ile mantıklı açıklaması yapılmıştır. Çocuktan körü körüne kurallara
uyması beklenmez.
Anababanın tutarsız davranışlarına maruz kalmayan ve bununla ilgili olarak
hayal kırıklığına uğramayan çocuklar herşeyden önce güven duygusu içindedir.
Çocuğun kendisine duyduğu güven, anababaya ve çevresindeki insanlara karşı
duyduğu güvenin ilk basamağıdır. Bu tür aileler çocukların yaptığı davranışları
ve işleri teşvik ederler. Evde özgür ve demokratik bir ortam vardır; bu
ortam aynı zamanda çocuğun ileride yapacağı ve görev alacağı demokratik
ülkenin küçük bir modelidir. Basit şeyler için de olsa bu yaşlarda karar
vermeye ve kendi başına bazı işleri yapmaya alışan çocuk ileride ailesinin
olmadığı durumlarda bocalamaz, yalnızlık duygusuna kapılmaz ve kendisinin
sığınacağı ve kendi adına karar alacak birini aramak durumunda kalmaz.
Demokratik ortamda yetişen çocukların çoğu hoşgörülü ve yaratıcıdır. Hataların
cezalandırmak için değil, daha iyi ve olumlu şeyler yapmada önemli olduğundan
hareket ederek etrafındaki insanlara sevgiyle yaklaşırlar. Demokratik ortamda
büyüyen bu çocuklar yenilikler ve yeni şeyler üretmeye açıktırlar, yaratıcı
yönleri gelişmiştir. Kendilerine güvenirler ve duydukları bu güven çevrelerindeki
insanlara da güvenmelerini sağlar. Saygı, sevgi, kabul ana özelliklerdir.
Mesleklerinde kararlı, güçlüklerle mücadele eden, haklarını savunan kişiler
olurlar.
Yukarıda sıralamaya çalıştığımız ana-baba tutumları arasında en sağlıklı
ve başarılı olanı, Demokratik Aile tutumudur. Ancak bu esnek yaklaşım içinde,
özgürce düşünüp karar verebilen, bu kararların sorumluluğunu yüklenen,
bağımsızca hareket edebilen, özgüveni olan bireyler yetişebilir.
2.5 - CEZA - ÖDÜL - TEHDİT! HANGİSİ DAHA ETKİLİ ?
Yetişkinler olarak zaman zaman birbirimize ulaşmada oldukça başarısız olmaktayız.
Küçük bir fikir ayrılığı dahi uzayan tartışmalar sonucunda ilişkilerimizi
bozulmasına ve hatta dostluklarımızın, arkadaşlıklarımızın bitmesine; aile
ilişkileri-mizin sarsılmasına neden olabilmektedir. Dış dünya ilişkileri-
mizde yaşadığımız yoğun baskılar , yaşamın gereklerini, rolleri mizin gereklerini
yerine getirme zorunluluklarımız bizleri yıpratmakta; bırakın sağlıklı
iletişim kurmayı, zaman zaman söz söylemeye dahi halimiz olmamaktadır.
Aynı durum çocuklarla ilişkilerimizde de sözkonusu olabilmektedir. Yorgun,
stresli vb. durumda bulunmasak da çocuğumuza ulaşamayabiliriz. Aynı şeyi
bir kaç kez tekrarlamak zorunda kalmak, bağırmak, defalarca uyardığımız
halde istemediğimiz davranışın tekrar etmesi vb. durumlar çocuğa ulaşamadığımızın
ya da en azından yeterince ulaşamadığımızın göstergesidir. Biz ulaşmış
olsak dahi; o gönderdiğimiz iletileri almamış gibi davranabilir, bizi yok
sayabilir, istenmeyen davranışını istenmediğini bile bile sürdürebilir.
Böyle durumlarda anne babanın , öğretmenin , çocukla ilgilenen her kimse
o kişinin fazla bir seçeneği kalmamıştır. Ödüller, tehditler, cezalar ve
tabii ceza kapsamına girdiği savunulan dayak eldeki seçeneklerdir. Bunların
hangisinin uygulanacağı kişinin eğitim durumuna, kişiliğine, çocuk yetiştirmede
savunduğu yöntemlere vb. bağlıdır. Biz bunlardan hangilerinin ne zaman
etkili, hangilerinin etkisiz olabileceğini, uygulayan kişi ve çocuk üzerindeki
etkilerini açıklamaya çalışacağız.
TEHDİT
İstenmeyen bir davranışla karşılaşıldığında ebeveynlerin ilk tepkisi çocuğu
sözlü olarak uyarmaktır. Davranışın devam etmesi halinde bu, bağırma tepkisine
dönüşür. Çocuk ısrarlı davranırsa hemen bir tehditle veya / ve arkasından
dayakla karşılaşır. Öncelikle çocuk yapılan tehditi ciddiye almayabilir;
çünkü bunu sürekli kullanan ve tehditlerini yerine getirmeyen ebeveyne
sahipse bunu bilir. Tehdite neden olan davranışın gerçekleşmesi çocuk için
daha önemli olabilir. Sözle söylediklerinizi; bir başka deyişle davranışına
devam ederse yapabileceklerinizi yeterince anlamlandıramamış ya da yaşamadığı
için küçümsüyor olabilir. Tehditin diğer bir etkisi de; ilk kullandığınızda,
söylediğinizde çocuk davranışına ara verebilir; ancak görmeyeceğinize,
karışamayacağınıza kani olduktan sonra mutlaka o davranışı gerçekleştirir.
Tüm bu yönleri tehditin uygulanmaması gereken ve etki siz bir yöntem olduğunu
düşündürüyor. Hemen belirtelim çocuk eğitiminde kullandığımız tüm yöntemlerin
avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan dezavantajları dikkate alarak
etkilerini azaltmak ve uyguladığımız yöntemden çocuğumuz yararına sonuçlar
elde edebilmektir.
Tehdit ebeveynlerin kullanabileceği bir yöntemdir. Ancak bu tehditler çocuğu
derinden etkileyebilecek türden olmamalıdır. Örneğin; "Bir daha yaparsan
seni sevmem"
"Tamam, devam et, ben de seni bırakır giderim"
Bu tür duygulara yönelik tehditler çocuğun tüm gelişimini etkileyebilir
ve zamanı geldiğinde bazı şeylerden kaçınmasına neden olur. "Annem beni
terkeder ,bir daha annemi göremem" düşüncesi yerleşmişse çocuğunuzu işiniz
olduğunda birine bırakmanız, zamanı gelince okula başlatmanız hep problem
olarak önünüze çıkacaktır. Tüm bunların yanında çocuk sürekli bir terkedilme
ve sevgisizlik tehditine ne kadar dayanabilir ya da ruh sağlığını ne kadar
koruyabilir? Siz; sürekli eşinizin sizi terkedebileceği düşüncesiyle yaşayabilir
misiniz?
Tehdit çocuğa karşı hiçbir zaman büyüklerin birbirle-rine kullandıkları
kelimeleri, beden dilini içermemelidir. Çocuğun sözcük dağarcığına uygun,
gururunu kırmayacak kelimeler ve hareketlerle ifade edilmelidir.
Herhangi bir istenmeyen davranış sonucunda çocuğunuzu tehdit ediyorsanız,
ki bu tehdit kesinlikle fiziksel şiddet unsuru veya duygusal yön içermemelidir,
davranış devam ettiği takdirde mutlaka bu tehditinizi yerine getirmelisiniz.
Geçmişte kalmış olaylar için tehditler savurmayınız, geçmişten örnekler
vermeyiniz. Davranıştan uzun süre sonrasına ne tehditinizi ne de başka
bir yaptırımı ertelemeyiniz. Örneğin; "akşama babana söylerim" gibi....
Tüm bu noktalara dikkat etseniz bile kitabımızın bütünlüğünde göreceğiniz
gibi tehditten daha etkili, çocuk açısından daha az yıpratıcı ve sizin
açınızdan uygulanması daha kolay birçok yöntem vardır.
CEZA
Ceza çocuk eğitimi ve bakımında, çocukla ilgilenenler açısından vazgeçilmez
bir yöntem olarak görülmektedir, çünkü bir çok ebeveyn bu yöntem ağırlıklı
olarak eğitilmiştir. (örneğin; tuvalet terbiyesini bu yöntemle) Çocuk açısından
değerlendirdiğimizde; çocuğa en az faydayı sağlayan ve çocuğu en fazla
örseleyen yöntem budur. Çünkü bugün dayaktan duygusal şiddete kadar uzanan
birçok yaptırım yetişkinler tarafından ceza kapsamında görülmekte ve uygulanmaktadır.
Diğer bir açıdan ele aldığımızda; ceza istenmeyen davranışın ortadan kalkması
, tekrar etmemesi , çocuğun sınırlar olduğunu bilmesi için uygulanmaktadır.
Her ebeveynin bu konuda bir fikri ve uygulaması olduğunu bildiğimden cezanın
tanımı , kötü veya iyiolması vb. yönlerinden çok cezanın çocuk üzerindeki
etkisi, istenmeyen davranışı ortadan kaldırıp kaldırmadığı gibi yönleri
üzerinde durmak istiyorum.
Ceza; çocuk için yaptığı kötü davranışın ardından gelen ve o davranışı
tekrarlamasını önlemeye yönelik, ebeveyn veya başka bir yetişkin tarafından
uygulanan davranıştır. Ebeveynin (veya cezayı uygulayanın) yaptığı; istenmeyen
davranışın ortadan kalkması için çocuğu istemediği, çocuk açısından hoş
olmayan bir yaşantı içine sokmaktır. Buraya kadar tanımladığımız belirgin
bir eğitim yöntemidir. Esas olarak ceza vermeyi istenilmez,onaylanmaz bir
tutum haline getiren bahsettiğimiz hoş olmayan yaşantının niteliğidir.
Dayak, gurur kırıcı sözler, sarsma, itekleme, sevgi göstermeme, yiyecek-içecek
vermeme, aşırı yüksek sesle bağırma, ateşle çocuğun tenine yaklaşma, sert
veya yumuşak cisimleri sinirli ve sert hareketlerle fırlatma, elindeki
çikolatayı istenmeyen davranışı yüzünden elinden alma ... gibi daha çok
uzatabileceğimiz davranışlar çocuğu yıpratmak, kendine yöneltmek ve daha
da hırçınlaştırmaktan başka hiçbir şeye yaramaz ve bu davranışlar çocuk
veya yetişkin kime karşı uygulanırsa uygulansın nefret uyandırır. Ben bu
tarz davranışları ceza olarak görmüyorum, bunlar şiddet davranışlarıdır.
Şiddet davranışlarını dışarda bırakarak ceza ile ilgili açıklamalarıma
devam etmek istiyorum.
Çocuk; merakını gidermek ve sahip olduğu enerjisini boşaltabilmek için
gün boyu çeşitli faaliyet ve davranışlarda bulunur. Bu arada kendisi veya
bir başkası için tehlikeli olabilecek birçok durum ortaya çıkabilir, çevresini
rahatsız edebilir, kirletebilir vs. Çocukla ilgilenen kişinin her durumu
çocuğa açıklayabilme veya her an ben iletileri gönderme gibi bir lüksü
yoktur ,özellikle çocuğun can güvenliğini tehdit eden durumlar karşısında!
Böyle anlarda yetişkin caydırıcı yöntemlere başvurmak durumunda kalır.
(Şiddeti ceza tanımının dışında bıraktığımızı belirtmiştik) Bu caydırıcı
yöntemlerden bazılarının, ki esas ceza dediklerimiz bunlardır, etkileri
anlıktır yani sınırlıdır. Çocuk üzerinde sadece şimdi ve burada bu olmamalıydı
izlenimi bırakır. Bu da demektir ki başka bir ortamda çocuk bu davranışı
tekrar edebilir.
Uyguladığınız cezanın çocuk üzerinde bırakacağı etki; çocuğun o anki psikolojik
durumuna,ortama ve düşünce tarzına bağlıdır. Çocuklar birçok konuda genellemeler
yaparlar, ama iş yapmak istedikleri bir davranışa veya söylemek istedikleri
bir sözü söylemeye gelince pek genellemelere rastlanmaz. Tüm bunların ışığında
ceza için bir toparlama yaparsak; ki bu psikoloji bilimi tarafından da
denenmiş ve açıklanmıştır ;
Ceza; uygulayana da uygulanana da duygusal yük getirir.
Cezalandırılan davranış; cezayı uygulayan, çocuğun yanında olmadığında
tekrar ortaya çıkabilir.
Cezalandırma anında veya sonrasında çocukta olumsuz heyecansal yaşantılar
(nefret , intikam vb.) oluşabilir.
Sürekli cezalanan çocukta cezanın etkisi azalır, halk arasındaki deyimle
çocuk arsızlaşır.
Davranıştan hemen sonra verilmeyen ceza etkili olmaz. (Sabah yaptığı bir
şey için çocuğun öğlen cezalandırılması gibi...)
Ceza; davranışın neden kötü olduğu , neden yapılmaması veya tekrarlanmaması
gerektiği hakkında çocuğa bilgi vermez. Çocuğun anlamlandıramadığı bir
şeye uyması beklenemez.
Sevgili ebeveynler! Bir çocuk sahibi olmaya nasıl karar verdiyseniz çocuğunuzun
eğitim yöntemine, disiplin yöntemine de aynı hassasiyetle karar vermek
durumundasınız. Kuşkusuz siz de çocuğunuz için en iyisini istersiniz ,ancak
biliyorum ki insan olmanın getirdiği bazı dezavantajlar yüzünden her zaman
kendine hakim olmak, herşeyi mükemmel yapabilmek mümkün değildir. Böyle
anların dışında; çocuğunuza karşı belirli bir yaklaşımınız olmalıdır. Bu
herşeyi açıklayarak,bilgilendirerek eğitme olabilir, ben iletileri gönderme
şeklinde olabilir,mola yöntemini kullanma olabilir vb. Ben bu kitapta sizleri
bilgilendirmenin yanında çocuğunuza karşı tutarlı yaklaşımlar benimsemeniz
için varolan eğitim ve disiplin yöntemlerine değinmeye çalışıyorum. Bunların
içinden bazılarını benimsemeyebilirsiniz, bazılarını uygulamak zor gelebilir;
ancak önemli olan kendi kişiliğiniz ve çocuğunuzun karekteriyle uyuşacak
bir yöntem ortaya çıkarabilmenizdir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında; çocuğunuza ceza uygulamak durumunda kalırsanız:
davranışın nedenini çocuğunuza açıklayınız ve cezayı davranıştan hemen
sonra veriniz. Vereceğiniz cezalar çok fazla duygusal öge hele hele şiddet
hiç içermesin. Örnekler vererek çocuğunuzun uygun olmayan davranışı birçok
ortama genellemesini sağlamaya çalışınız.
ÖDÜL
Çocuk eğitiminde en önemli ve üzerinde en çok durulması gereken yöntem
ödüldür. Bizlerin yaşantısında ödül; çalışma, çaba ve sonucunda gelen başarılarla
ilgilidir.
Çocukların elde ettikleri ödüller veya ödüllerin elde ediliş biçimleriyse
genel davranışları, kafalarında oluşturacakları düşünceler üzerinde son
derece etkilidir. Bu nedenle; çocuğa verilecek ödülün uygunluğu, gerekliliği,
zamanı, sıklığı, niteliği kısacası hemen hemen tüm özellikleri önemlidir.
Ben çocukta her zaman için olumlu davranışın pekiştirilmesi (ödüllendirilmesi)
istenmeyen davranışın ise bir düzeye kadar görmezden gelinerek azaltılması
taraftarıyım . Burada dikkat edilmesi gereken nokta; hangi olumlu davranışların
, ne sıklıkla ödüllendirileceğidir. Yerleşmesi istenen olumlu davranış
ilk ortaya çıktığında ve birkaç kez tekrar ettiğinde ödüllendirilmelidir.
Yalnız unutulmamalıdır ki davranış her ortaya çıktığında verilen ödül cezbediciliğini
kaybeder ve davranış sürekliliğini sağlayamayabilir. Buradan hareketle;
olumlu-istenen davra- nışlar için çocuğu arada sırada ödülendirmek davranışın
yerleşmesinde son derece etkilidir, diyebiliriz.
Çocuğa vereceğiniz ödülün maddi değerinden çok, ço cuğun ona ihtiyaç derecesini
gözönüne alınız. Hep aynı tarz, aynı ihtiyaca cevap verecek ödüllerden
kaçınınız (Örneğin; sü rekli oyuncak araba almak gibi ). Ödülü çocuğa sunarken
hangi davranışın sonucunda elde ettiğini mutlaka belirtiniz. Ödülleri,
davranış ortaya çıktığında vermeyiniz, belirli aralıklarla da (Örneğin;
haftada bir ödül ) vermeyiniz. Ödüller çocuğun beklemediği anda ihtiyacını
gidermeli ki çocuk için anlamı büyük olsun.
Çocuklar için anlamı büyük ödüller sadece oyuncaklar , kıyafetler vb. maddi
değer taşıyan ödüller değildir. Etkinlik ödülleri de çocuklar için çok
değerlidir. Örneğin; babasıyla maça gitmek, değişik oyunların oynandığı
mekanlarda bulunmak, maket-puzzle yapmak, buz pateni izlemek gibi ... Çocuğun
beklemediği anda; toplum içinde olumlu davranışından övgüyle söz edilmesi
gibi sosyal ödüller de son derece önemlidir.
Ödüllendirmede ağırlıklı etkinlik ödüllerini ve sosyal ödülleri tercih
etmenizi öneririm; çünkü bunlar hem çocukta doyumsuzluk , maddeye düşkünlük
yaratmaz hem de çocuğu geliştirir .
Çocuğunuz için kullanabileceğiniz en etkili ödül ise; ona göstereceğiniz,
vereceğiniz ilgi ve sevgidir .
2.6 - ÇOCUKLA İLETİŞİM KURARKEN . . .
Hepimiz dış dünyayla ve diğer insanlarla ilişkilerimizde hoşumuza giden
ve gitmeyen olaylarla karşılaşırız. Bu olaylara kişiliğimize , bulunduğumuz
ortama, o anki duygusal-psikolojik durumumuza göre tepkiler veririz. Çocuklarımıza
verdiğimiz tepkilere ne kadar dikkat etsek de aynı ögeler davranışlarımızı
etkiler. Bu da zaman zaman çocuğumuzla iletişimimizde sorunlar çıkarır.
Çocuk eğitimimizdeki temel kural tutarlılıktır ama kuşkusuz her insan gibi
anababanın tutarsız davrandığı, sinirli olduğu, hiç kimseye- hiç bir şeye
tahammül edemediği anlar olacaktır; bu anlarda çocuğa gösterilen sabır
ve toleransta da azalmalar olur. Anababa sıkkın, sinirliyken çocuğun kabul
edilmeyen davranışlarında artma; kabul edilebilen davranışlarında azalma
gözlenir. Bunun tersi olarak anababa neşeli, sakin, mutlu iken çocuğun
kabul edilebilir davranışlarında artma gözlenir. (Gordon, 1996).
| |
ANNE-BABA KEYIFLI / MUTLU |
ANNE-BABA SINIRLI / SIKKIN |
| KABUL EDILEBILIR DAVRANISLAR |
Kabul edilebilir davranislar |
Kabul edilebilir davranislar |
| KABUL EDILEMEZ DAVRANISLAR |
Kabul edilemez davranislar |
Kabul edilemez davranislar |
Anababa
kendi durumundan hoşnut olmadığında ;diğer bir deyişle sinirli ,mutsuz
vb.olduğunda çocuğa hitab şeklinde değişiklik olur , bu değişim çocuk tarafından
da hissedilir. Anne baba günlük rutin yaşam içerisinde; çocuğunu eğitmek,
ihtiyaçlarını gidermek, uygun davranmasını sağlamak vb. birçok nedenle
çocuğuna iletiler gönderir ve değişiklik ilk olarak bu iletilerde hissedilir.
"Ben iletileri" , "Sen iletileri"ne dönüşür, ses yükselir, tonu sertleşir.
Böyle durumlarda kimi çocuk korkup pısarak istenmeyen davranışına ara verir
, kimi çocuk ise ilgi çektiğini düşünerek veya inatlaşarak davranışa devam
eder, hatta davranışını arttırır.
Çocukla sağlıklı ve devamlı iletişim kurmanın yolu, öncelikle çocuğu dinlemekten
geçer. Bu dinleme de dinler gibi görünme değil; empatik, etkin dinlemedir.
Düzenli ve doğru olarak uyguladığınızda çocuğunuzla hatta diğer insanlarla
iletişiminizde fazlasıyla ilerlemenizi sağlayacaktır.
ETKİN (EMPATİK - DOĞRU ) DİNLEME
Çocuğu etkin dinleme konusuna geçmeden önce etkin dinleme ve iletişimin
temel taşlarından kabul edilen empatiyi biraz açıklamak ve tanımlamak istiyorum.
Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yeri ne koyarak onun
duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır (Dökmen ,1994 ).
Bu tanım üç ögeden oluşmaktadır :
a) Kişi kendisini empati kuracağı kişinin yerine koymalı ve olaylara onun
bakış açısıyla bakmalıdır. Her insan kendisini ve çevresini kendisine göre
algılar ve anlamlandırır. Tepkileri de bu algılamalara bağlıdır. Empati
kuracak kişi; kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış
açısıyla bakmalıdır. Burada önemli olan nokta; kendimizi yerine koyduğumuz
kişinin rolünde bir süre kalıp onu anladıktan sonra kendi yerimize geçebilmemizdir.
b) Karşımızdaki kişinin yerine geçtiğimizde onun duygu ve düşüncelerini
doğru olarak anlamış olmamız çok önemlidir.
c) Karşımızdaki kişinin duygu ve düşüncelerini tam olarak anlamış olsak
dahi bunu ona ifade etmeliyiz yani iletmeliyiz. Bunu beden dili veya sözlü
olarak gerçekleştirebiliriz.
Etkin dinleyebilmek için öncelikle durum hakkında bilgi sahibi olmamız
gerekir. Durum konusunda hiçbir bilgimiz yoksa yine etkin dinleme aracılığıyla
bilgilere ulaşabiliriz. Bundan sonra öncelikle çocuğun içinde bulunduğu
durumu tanımlamamız gereklidir. Daha sonraki adım; duygulara yöneliktir.
Anladığımız, hissettiğimiz kadarıyla çocuğun duygularını tanımlarız. Doğru
veya yanlış olduğu hakkında edineceğimiz bilgiye göre; ya tekrar gözden
geçirir ya da devam ederiz. Daha sonra anladığımız, karşı karşıya olduğumuz
durum için, kendi durumumuzu ve duygularımızı çocuğa iletiriz. Bu son aşama
gerçekleşmeden etkin dinlemiş sayılmayız. Şimdi kısaca gözden geçirecek
olursak ;
1 ) Çocuğun durumunu tanımla
2 ) Çocuğun duygularını tanımla
3 ) Kendi durumunu ve duygularını ilet
Etkin dinlemenin çocuğa verdiği çeşitli mesajlar vardır. Bu mesajlar hem
sizin ilişkinizin, hem konumunuzun açığa kavuşmasını sağlar, hem de çocuğunuza
durumunu - duygularını tahlil etme imkanı verir. Etkin dinlemenin verdiği
mesajlardan bazıları;
-Sorunlarını üstlenmeyeceğim
-Sorunlarını çözümlemene yardımcı olacağım
- Sorunlarla başedebileceğine güveniyorum
-Sorunun olduğu için daha az seviliyor , değilsin
-Sorunlar kişinin yaşamının bir parçasıdır ve sen de ayrı bir kişiliksin
Çoğu kişi etkin dinlemeye ne zaman başlayacağını ve en önemlisi de nasıl
başlayacağını kestirememekten yakınır. Aslında bunun sınırlarını çizmek
oldukça güçtür. Karşınızdaki ve sizin ihtiyaçlarınıza göre değişen bir
süreçtir, ancak ideal olan (tabii ki çok zor ) etkin dinlemenin süreklilik
arzetmesidir. Etkin dinleme ile olaylar, kişiler ve duyguları hakkında
tahmin ettiğinizden çok daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Ortadaki durum
için; etkin dinlemeye başlarken :"Bu konuda konuşmak ister misin?" "Düşüncelerin
ilgimi çekiyor." "Duygularını merak ediyorum." şeklinde çeşitli yaklaşımlara
girebilirsiniz.
Etkin dinleme aracılığıyla sadece siz değil, çocuğunuz da size çeşitli
mesajlar iletir. Bu mesajlar aracılığıyla çocuğunuzun o anki duyguları,
karşılaştığı durumlara tepkileri hakkında bilgi edinebilirsiniz. Şimdi
baba - oğul arasında geçen bir etkin dinleme örneği ve içerdiği-içerebileceği
mesajlara bakalım.
Ç : Seni sevmiyorum
B : Şu anda beni gerçekten sevmediğine inanıyorum
Ç : Evet ! Neden senin bütün kötü taraflarını almışım ?
B : Bunun seni üzdüğünü biliyorum (Dikkat ederseniz baba -hayır, ben kötü
değilim-türünde
savunmalara girmiyor )
Ç : Seninle konuşmak istemiyorum .
Hiç bir şey çözümlenememiş gibi görünüyor .Ancak şimdi çocuğun verdiği
mesajlara ve bu mesajlar sayesinde babanın edindiği bilgilere bakalım.
-Başkaları senin kötü taraflarını aldığımı düşünüyor
-Kötü tarafların olduğu için seni sevmiyorum
-Kötü tarafların olduğunu bildiğin halde umursamıyorsun
-Kötü olmamalıydın, seninle konuşmayacağım.
SEN İLETİLERİ
Yetişkinler gerek çocuklarıyla gerekse diğer yetişkinlerle ilişkilerinde
sıklıkla sen iletilerini kullanırlar. Sen iletileri genellikle sadece kullananın
isteğini belirttiği için ve genelde yargılama içerdiği için istenilen sonucu
pek vermez.
"Yapma şunu"
"Neden böyle yapıyorsun?"
"Dikkat çekmek istiyorsun"
"Kötüsün"
Bu türdeki iletilerin etkileri genelde olumsuzdur. Sürekli (arada sırada
değil ) böyle iletilerle karşılaşan çocuk;
Davranışını değiştirmez ,canı sıkılır.
"Sana güvenmiyorum" mesajını verir.
Suçluluk duygusuna kapılır.
Benlik saygısı azalır.
Sevilmediğini düşünür.
Ancak devamlı etkin dinleyen ve ben iletileri gönderen anababaların çocukları
sen iletisiyle karşılaştıklarında durumun öncekilere göre çok daha önemli
olduğunu düşünerek istenmeyen davranışa son verebilirler.
Örnek
1: Telefonda konuşuyorsunuz, çocuğunuz gürültü yapıyor.
Verdiğiniz ileti : "Kes şunu" , "Yapma çocuğum" , "Kaç kez söyledim ,telefonda
konuşurken gürültü yapma diye" vb.
Örnek 2 : Oyun oynamak istiyor , yorgunsunuz.
Verdiğiniz ileti : "Daha sonra dedim ya" , "Yorgunum diyorum, anlamıyor
musun?" ,
"Bıktırdın artık,gidip yatsana sen" vb.
Temelde verdiğiniz ileti hep aynıdır ; " nedeni olması gerekmiyor , ben
böyle istiyorum " veya " ben emrediyorum". Bu iletilerin sonuçsuz kalması
durumunda tepkileriniz kızgınlık , saldırganlık , ceza verme vb. olabilir.
Ancak tüm bunlardan önce bizim önerimiz;
BEN İLETİLERİ
Ben iletileri ; verdiğimiz diğer iletilere oranla çok daha etkili iletilerdir.
Etkili olmasının temelinde; davranışların, duyguların ve sonuçtaki etkinin
vurgulanması vardır. Dikkat edilmesi gereken nokta, ben iletilerinin de
tıpkı diğer iletiler gibi ilk anda veya bir defada etkisini göstermeyebilecek
oluşudur. Ben iletileri, etkin dinlemeyi de içerdiğinden olayları, davranışın
temelindeki güdüyü çok daha iyi anlarsınız ve vereceğiniz tepkiyi de olayla
birlikte değerlendirirsiniz. Ben iletilerinde temel duygu önemlidir; konuşulanlar
davranış ve duyguları içerdiğinden çocuk açısından kalp kırıcı, onur kırıcı
yönü yoktur. Çocuk kendini köşeye sıkışmış, çaresiz ve zayıf hissetmez,
yalana başvurmaz; çünkü emir veya ceza tehditleri yoktur.
Şimdi ben iletisindeki 3 temel ögeye değinerek örnekler vermek istiyorum
:
1 ) Kabul edilmeyen davranışın tanımı
2 ) Anababaya yaşattığı duygu
3 ) Anababa üzerindeki somut etkisi
Öncelikle hangi davranışının istenmediği çocuğa açık ve net kelimelerle
tanımlanarak anlatılmalıdır. Bu arada geçmişe değinilmemeli , "aynı geçen
gün şurada yaptığın gibi" türünden tanımlamalarla çocuğun kafası karıştırılmamalıdır.
Önemli olan; istenmeyen davranış ortaya çıktığında sizin ne hissettiğinizdir,
başkalarının ne düşüneceği değil. Varsayımları, başkalarının söyleyebileceklerini,
düşüneceklerini vb. belirtmenize gerek yoktur. Önemli olan; davranışı ve
hissettiklerinizi vurgulayarak; çocuğa bunların somut etkisini göstermenizdir.
Örnek : Kızınız evinize onunla oynamaya gelen
komşunun kızı Pelin'i sürekli hırpalıyor , en sonunda da canını çok acıtacak
biçimde vurdu. Şimdi çocuğunuza ben iletisi göndermenizin gerekli olduğunu
düşünüyorsunuz.
KABUL EDİLMEYEN DAVRANIŞ
DUYGU
SOMUT ETKİ
Sen Pelin'e vurunca
üzüldüm çünkü onun
ağlamasını,canının
acımasını istemiyorum.
Ben iletileri her zaman etkili olmayabilir. Zaman zaman ikinci bir ileti
göndermeniz gerekir. Bu arada çocuğun savunmasını dinlemeli,emir vermemeli
ve ceza yönünde tehditlerde bulunmamalısınız. Şimdi sizin kendi duygularınızı
ve davranış sonucunda olabileceğini düşündüğünüz etkiyi saptama sürecinize
bakalım:
DAVRANIŞ
SOMUT ETKİ
DUYGU
Pelin oturma odasında koşuyor. Abajuru devirip kıracak diye
korkuyorum.
DUYGULARI BELİRTMEDEKİ
YANLIŞ İFADELER:
" Acı veriyor, endişeliyim , perişan oldum , öfkeden deliriyorum" vb. abartılı
ifadelerden kaçınmalısınız. Çocuğunuzun yaşına kelime haznesine göre; bildiği,
kullanıldığında ürkmeyeceği ifadeler kullanmalısınız. Unutmayın ! Amacınız
duygularınızı çocuğunuza anlatmaktır; yeni kelimeler öğrenmesini sağlamak
veya duygu sömürüsü yapmak değil. Duygularınızı ifade ederken temel duygunuz
önemlidir. Örneğin; kızgınlık önceden yaşanmış bir duygunun ardından gelir.
Ben iletilerini sadece çocuğunuzla iletişiminizde değil; tüm insanlarla,
arkadaşlarınızla, amirinizle, anne ve babanızla olan iletişimlerinizde
de kullanabilirsiniz. Başlangıçta uygulamak hele sürekli hale getirmek
size zor gelebilir, ancak alacağınız sonuçlar sizin için iyi bir pekiştireç
olacaktır.
|