Türkiye İçin Nasıl Bir Seçim Sistemi  
SİYASİ PARTİ TEMSİLCİLERİNİN
ÖNERİLERİ ÜZERİNDE
SORULAR - YANITLAR




            Mahmut KARATEKİN
            Benim merak ettiğim bir konu var; sorum Demokratik Sol Parti temsilcisine; önümüzde 4 Aralık ara seçimleri var. Demokratik Sol Parti de bu seçime katılmama kararı aldı. Bu konunun açıklanmasını diliyorum.

            Ferruh BOZBEYLİ
            Evet, soru değil de bir ihtiyacı belirtmiş oldunuz.
            Evet, cevap vermek üzere buyurun Sayın Sırakaya.

            Faruk SIRAKAYA
            4 Aralık ara seçimlerine neden katılmadığımızın gerekçesini biz kurultay ertesinde açıklamıştık. Zaten biz ara seçime nispî temsil sisteminin mantığına ters olduğu için karşı olduğumuzu vurgulamıştık. Dönemin olağanüstü koşulları nedeniyle ülkenin bir yöresinde seçim yapmaya koşullar elverişli olmadığı için buna katılmamıştık.

            Ferruh BOZBEYLİ
            Buyurun Sayın Gönen.

            Sami GÖNEN
            Sorum, belki tek bir muhatabı olan bir soru olmaktan uzak. Bağışlarsanız muhatabını kendi bulacaktır sorunun içerisinde, cevaplandırmak isteyecektir arkadaşlar da.

            Şimdi, 1983'ten itibaren bütün seçimler öncesinde iktidarda bulunan partinin ortaya koymuş olduğu, seçim kanunları üzerindeki yapmış olduğu değişiklikler, ağırlıkla ana muhalefettekiler tarafından ve sonra da diğer muhalefette bulunan partiler tarafından hep  tenkit edilmiş ve işbaşına geldikleri zaman da, mutlaka bu kanunu düzeltecekleri ve adil bir seçim kanunu ile devleti yönetmeye talip olacaklarını iddia etmişlerdir. Ama görüyoruz ki, her gelen, önce şikayetçi olduğu şeyi unutarak, yönetime devam etmektedir. Şu anda herhalde sorunun muhatapları da belli olmuştur. 1983'ten bugüne kadar gelen dönem içerisinde, iktidar ve ana muhalefet durumunda bulunmuş olan partiler neden bu tarz tercihlerini veya vatandaşa yapmış oldukları bu taahhüdü iktidar oldukları zaman yerine getirmiyorlar? Acaba bu sonuç itibariyle kendilerine daha sonra menfaat getiren bir şey mi oluyor ki muhalefette iken sıkıntısı çekilen şeyin, iktidarda iken menfaat unsuru olup olmadığını merak ediyor; arkadaşlara bunu sormak ve kısaca cevabını almak istiyorum.

            Teşekkür ederim.

            Ferruh BOZBEYLİ
            Efendim, tabiî sorunuzun muhatabı yok gibi. Yalnız bu dediğiniz husus önemli bir husustur. Muhalefette iken partizanlıktan şikayet eden partiler vardır, iktidar olunca partizanlıktan şikayet etmezler. Muhalefette iken beğenmedikleri seçim kanununu iktidara geldikleri zaman beğendiklerinin de ölçüsü vardır. Muhalefette iken şikayet ettikleri yolsuzlukları iktidar oldukları zaman unutanların da örnekleri vardır. Bu, Türkiye'nin sorunudur. Onun için, konu dışına çıkar kaygısıyla buna meydan vermek istemiyorum.

            Buyurun Sayın Coşar.

        İsmail COŞAR(*) 
            4 Aralık'ta Keçiören Bölgesi'nde oy kullanacağım. Ben, adayımı kendim belirlemek istiyorum; sorumu ana muhalefet parti temsilcisine yönelteceğim. Ben adayımı kendim tespit etmek istiyorum. Bu sistemin değişmesini istiyorum. Delege sultasının ortadan kalkmasını istiyorum. Tüm vatandaş bunu istiyor. Memur atamıyorsunuz. Cemaatlerin adamları listeye konuyor, cebinde parası olan adamlar listeye konuyor. Ben noter değilim. Ben hakkımı istiyorum. Bu atama sistemiyle aday tespitini ne zaman değiştireceksiniz? Cesaretiniz var mı? Kanunu ne zaman değiştireceksiniz? Ben ne zaman noter olmaktan kurtulacağım?

            Kudsi CANTÜRK
            Beni uzun yıllardır çok üzen bir olay var, müsaade ederseniz onu anlatayım, ondan sonra da sorumu yönelteceğim.

            Ben 1987'den beri oy veriyorum, seçiyorum, benim oyumla bir başkası Meclis'e giriyor. Ben Zonguldak'tan Ecevit'i seçtim, fakat Ecevit'in yerine bir başkası geldi, Meclis'e girdi. Benim oyum nereye gitti? Şimdi soruyu buradan yönelteceğim. 1987'de Sayın Ecevit Zonguldak'ta büyük bir oy almasına rağmen Meclis'e giremedi, onun yerine hiç istemediğim, beğenmediğim, siyasî düşüncesine katılmadığım bir insan geldi Meclis'e girdi. Bunu kendimize demokrat diyorsak, demokrasiyi özümsemişsek, demokrasiyi savunan insanlar isek, bunu içimize sindirmemiz mümkün değil.

            Sorum, şimdi bu ucube seçim sistemini -Sayın SHP temsilcisi, bu ucube seçim sistemi sayesinde, tabiî Ecevit de Meclis'e giremedi- ANAP'a kim destek verdi çıkarttı? O zaman Refah Partisi,  ANAP, MHP tüm siyasal partiler bir konsensüs sağladılar, SHP de bunun içerisinde. Fakat ertesi günü sabah kalktık gazetelerden okuduk ki, SHP o işten vazgeçmiş. Şimdi soruyorum: Biraz önce ucube seçim sistemine benzettiğiniz bu seçim sisteminde ANAP'a destek vermeyi içinize sindirebildiniz mi? Şu anda bir öz eleştiri yapıyorsunuz.

            Teşekkür ederim.

       Halil SAY(*)
            Benim sorum Sayın Vamık Tekin'e.

            Şimdi, hükümet ortağı olması bakımından -sorum bütün partileri kapsıyor ama- benim anladığım, buradaki siyasal partilerimizin bu güzide temsilcileri, sanıyorum ki yetkili olarak da gelmiştir, birçoğu da zaten milletvekilidir, genel başkan yardımcısıdır, mutlaka ki yetkilendirilmişlerdir, hepsinden anladığımız şu ki: Hepsi bu ucube denen seçim sisteminden şikayetçi. Bu ucubeliğini yeni mi keşfettiniz? Yoksa şu toplantı olmasa biz de haberdar olmayacaktık bu ucubeden. Bunu ne zaman değiştireceksiniz? Benim anladığım kadarıyla hepiniz bundan şikayetçisiniz? Siz Hükümet ortağısınız, DYP kanadından dostumuz da katılabilseydi, sorumuz daha da kapsamlı olacaktı; bundan hem ülke zarar görüyor hem demokrasi zarar görüyor, hem de demokrasinin vazgeçilmez unsuru denen siyasî partiler ve sizin temsilcisi olduğunuz siyasî parti zarar görüyor. 

            Ferruh BOZBEYLİ
            Şimdi, galiba en çok soruya muhatap olan Sayın Murat Başeskioğlu'na söz veriyorum.

       Murat BAŞESKİOĞLU(*)
            Şimdi, soru soran veyahut da ifadesini soru şeklinde takdim eden değerli arkadaşıma teşekkür ediyorum. Keçiören örneği verilerek, oradaki arkadaşımız, "değerli eski Bakanımız Gökhan Maraş atanmıştır, biz noter miyiz, tasdik memuru muyuz?" diye bir ifade kullandılar.

            Şimdi, bir kere Keçiören seçimlerinde ve diğer seçimlerde hiçbir parti, anladığımız manada ne önseçim yaptı, ne teşkilat yoklaması yaptı. Bütün partilerimiz üçüncü bir aday belirleme usulü olan Merkez Yoklaması ile adayını belirlediler. Anavatan Partisi de Keçiören adayını ve diğer bölgelerdeki adaylarını 50 kişilik merkez karar organında, en yetkili, en yüksek karar organında enine boyuna tartışarak, adaylarını belirlemiştir. Ha, şimdi tabiî merkez yürütme kurulunca atanan veyahut da tespit edilen bu adayları kabul etmeyebilirsiniz. Genel bir seçimde geniş manada milletvekilliği seçimlerinde bu şekilde tespit edilen aday usulüne karşı çıkabilirsiniz. Şimdi ben bu konuda şahsen, milletvekili olarak çok rahatım. Çünkü, 1987 yılında Anayasa Mahkemesi bu Seçim Kanunu'nu iptal etti ve Anavatan  Partisi Kastamonu, Muş ve Hatay illerinde önseçim kararı aldı. Ben başlangıçta milletvekilliğine müracaat etmemiştim; ama, önseçim oldu, müracaat ettim, liste ikincisi olarak önseçimi kazandım ve bilahare de milletvekili oldum.

            1991 yılında tercihli uygulama vardı, liste ikincisi idim, tercihli oylar neticesi birinci sıraya geçtim. Burada tabiî vaktimiz dar olduğu için tercih sistemine - Sayın Tekin'in belirttiği gibi- değinemedik; ama, tercih sistemi, belki Sayın Tekin'in aksine, yüzde 15 sınırı daha düşürülerek, yüzde 10'a düşürülerek, mevcut sistemimiz içerisinde muhafaza edilebilir.

            Diğer bir bilgi, tercih sistemini biz getirmedik. Bu, ilk yasanın orijinalinde vardır ve oradaki baraj da % 25'tir.

            Ben sadece bu soruya matuf olmak üzere görüşlerimi arz ettim, teşekkür ederim Sayın Başkan.

            Ferruh BOZBEYLİ
            Arkadaşlar, herhalde TESAV bu toplantıyı tertip ederken, partilerin ayıplarını ortaya çıkaralım da, öteki parti ne zaman ayıp yaptı, beriki parti ne zaman yanlış yaptı bunları sergileyelim diye bir maksat gütmedi. Maksadı, bundan sonra yapılmış yanlışları geride bırakarak, en doğru olan, üzerinde mutabık kalabileceğimiz bir metin üzerinde emeklerini herkes ortaya koysun; maksat bu olmak lazım gelir. Onun için, lütfen sorularınızı sorarken, falan parti şöyle yaptı, filan parti böyle yaptı demek, yüreğinizi soğutsa bile, burayı ısıtır.

            Buyurun Vamık Bey.

       Vamık TEKİN(*)
            Sayın Başkanım çok teşekkür ediyorum.

            Gerçekten benim de söylemek ihtiyacını duyduğum sözleri, biraz evvel çok güzel ifade ettiniz. TESAV, Türk siyasal hayatında yeni bir seçime gitme döneminde, geçmişte yapılmışsa hatalar, o Meclis hepimizin Meclisi, bunları düzeltip nasıl bir çıkış yolu bulabiliriz, nasıl iyi bir seçim sistemini bulabiliriz diye partileri biraraya getirmek suretiyle bir konsensüs sağlamak istedi. Kudsi Cantürk arkadaşım burada 1987'de oy vererek Meclis'e sokamadığı benim de eski Genel Başkanım Sayın Ecevit yıllardan beri Türk demokratik hayatının sadece ve sadece tek konusu bu imiş gibi, temcit pilavı olarak boyuna toplumun önüne sürdü. Değerli kardeşimiz bilir, Anavatan Partisi, ne Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin, ne Refah Partisi'nin oyuna ihtiyacı olmadan, istediği yasayı Meclis'ten istediği şekilde çıkaracak mutlak çoğunlukta olan bir partiydi. Yok Sayın İnönü Anavatan Partisi'yle ülke barajı konusunda anlaşmış da, bir gecede bilmem ne olmuş ve bu yüzden de Türk demokrasi hayatı felce uğramış. Temcit pilavı gibi devamlı bunu söylüyorlar. Ben ucube olarak şunu söyledim, tercih usulünden bahsederken söyledim, anlaşamayabiliriz, siz daha aşağıya çekilmesini isteyebilirsiniz, % 15'ten % 10'a, ben % 50'lere çıkarılmasını, hatta kaldırılmasını, çünkü bunun nelere sebep olduğunu söylemeye çalıştım.

            Özeleştiriyi ise ben bir erdemlilik olarak kabul ediyorum. Özeleştiri ise öyle kabul buyurunuz. Partimin özeleştirisini yapıyorum. Bir seçim yasası çıkarılırken, bir komisyondaki bir oylamadaki meseleyi, Türk politik hayatının kan davası haline getirmenin de yanlış olduğunu, bunu siyasî parti liderlerine yakıştıramadığım gibi, böyle bir bilimsel toplantıda da getirip, bir partinin önüne çıkarıp - Sayın Başkanın ifade ettiği gibi- hesap sorma mahiyetinde sorulmasınıda pek doğru bulmuyorum. Olayın bir yanlışı var. Bu Parlamentodaki bir komisyon çalışmasındaki olaydır. Zannedildiği kadar önemli değildir.

            Halil Bey çok değerli ağabeyimiz bir soru sordular İkinci Cihan Harbi'nde Stalin'e, Papa'nın çok gücü olduğunu söylemişler, o da "Kaç tümeni var?" demiş. Demokrasi, gerçekten rakam oyunudur, sayı oyunudur, parmaktır. Eğer Parlamentoda milletvekili adediniz istediğiniz yasaları çıkarmaya imkan veriyorsa, yani tek başınıza iktidarsanız, kılıcınızın  önüde arkası da kesiyorsa, yaptığınız iyilerden ve kötülerden sorumlusunuz. Bugün, SHP, 1991 seçimlerinin Türk halkının eğilimlerine uygun olarak demokratikleşme, 12 Eylül'ün etkilerini kaldırma ve Türk politika hayatında merkez sağ, merkez sol partilerin birarada hükümet etme şeklinde değil, kavga etmesi şeklinde geçmişte yaptıklarının yanlış olduğunu göstermek ve merkez sağın ve merkez solun pekâla demokrasinin ve ülke sorunlarının asgari müştereklerinde birleşebileceğini göstermek, kavga ortamına son vermek için bir koalisyon kurmuştur. SHP, 49 milletekili ile koalisyonun küçük ortağıdır. Hata koalisyonun büyük ortağındadır demek istemiyorum. Bu imkanlar içerisinde, çırpına çırpına, elden gelenler yapılmakta ve 18 Mayıs tarihinde de 62 yasa tasarısının değiştirilmesi, öncelikle bunun içerisinde 20 yasanın değiştirilmesi konusu Hükümet gündemine alınmış, Koalisyonun büyük ortağıyla...

            Açınız bakınız, SHP'nin iddialı davranışları sonunda Hükümetteki çalışmaları sonunda, ama Meclis'teki çoğunluğu olmadığı için yerine getirmek için çok çırpınıyor, 62 yasa tasarısı içinde öncelikle 20 tanesi çıkarılacaktır, bu 20'nin içerisinde. Biraz evvel tartıştığımız, benim de şikayet ettiğim o dar gelen Anayasa'nın siyasetin önündeki yasaklarını kaldırma maddeleri 4 tasarı halinde o ilk 20'nin içerisindedir. Elbirliğiyle Parlamentodaki demokrasiye inanmış diğer partilerimizin ve Hükümetin diğer kanadının gücüyle inşallah bunlar da bu dönemde çıkarılacak.

            Benim açıklamalarım bunlar, teşekkür ederim.

            Adnan ACAR(*) 
            Biz yurttaş olarak istediğimiz bir tek şey var. Çünkü biz demorasinin siyasî boyutuna sadece oyvererek katılıyoruz. Oyumuzun Meclis'e -hangi sistemle olursa olsun- eşit oranda temsil edilmesini istiyoruz. Bütün yurttaşlar adına bunu söylüyorum. Çünkü zaten demokrasiye inanan insanlarız, demokrasiyi kesinlikle savunuyoruz. Demokrasinin tanımıda belli; halkın kendi kendini -azınlık haklarına da saygı duyarak- yönettiği çoğunluk rejimidir diyoruz; yani halkın temsil edildiği rejim diyoruz. O yüzden bizim oyumuz mutlaka bir şekilde orada eşit ve doğru oranda temsil edilmesi lazım. Bunu sağlayabilmenin de -gördüğüm kadarıyla, yapılan açıklamalarla- yolu nispî temsil sisteminin değişik biçimleri. Yine açıklamalardan gördük, millî bakiye sistemi de en yakın sonuçları vermiş. Şimdi, bu bizim oyumuzu kesinlikle orada doğru bir şekilde temsil ediyor. Peki sorun ne? İstikrar sağlanacakmış. Şimdi ben burada yine yurttaşlar adına şunu diyorum: Adaleti yasalar sağlar, istikrarı da insanlar sağlar. Adaleti yasalar sağlayacaktır, oradaki insanlar da istikrarı sağlayacaktır. Şimdi, öyle bir şey getiriliyor ki karşımıza; istikrar sağlansın diye bizim oyumuzdan taviz bekleniyor. Her zamanki gibi yine yurttaşın taviz vermesi isteniyor. Tavizi yurttaşlar vermesin lütfen. Çünkü, oraya seçilen insan, istikrarı sağlayacak dönüşümü yapsın, istikrarı sağlasın. Bunu niçin diyoruz? Bulunduğumuz yapıyı bildiğimiz için bu tavizleri yine yurttaştan istiyoruz. Çünkü bir bakıyoruz, orta merkez diye kabul ettiğimiz çizgiden sosyalist görüşe kadar üç tane parti var. Bu üç tane parti, sosyal demokrat çizgi partisidir. Çünkü, merkezden sosyalist çizgiye kadar var olan ideoloji, sosyal demokrat ideolojidir. Aynı şekilde, radikal sağa gidinceye kadar merkez sağdır, burada da birkaç tane parti var. Bu partilerin aralarında hemen hemen hiçbir fark yoktur; tabanında da yoktur, sadece liderlerin anlayışında fark vardır. İşte bu çelişki nedeniyledir ki istikrar sağlamak için taviz yine yurttaştan talep ediliyor.  O kadar çelişki yaşanıyor ki, sosyal demokrat çizgideki partiden birisi, "Ben sosyal demokrat değilim" diyor. O zaman nesin? "Demokratik solum" diyor; "Tanımla?" diyorsunuz, tanımını yapıyor, literatürdeki  karşılığına bakıyorsunuz sosyal demokrat tanım. Yani, böyle bir çelişkinin acısını yine yurttaş çekiyor. Aynı şekilde merkez sağ partiye bakıyorsunuz, merkez sağ partide de, "aranızda ne gibi ideolojik fark var?" diyorsunuz, yok. O kadar yok ki, bugün burada olan yarın orada. Yani, bu çelişkinin acısını yine yurttaşlara çektiriyorsunuz.

            Şimdi, ben sol düşünceli bir yurttaşım. Bu arada bir görevim daha var; Solda bütünleşme ve yeniden sol dinamizmi yaratmak için Türkiye çapında örgütlenen bir yurttaş hareketi var, onun Ankara Oluşumu'nda aktif çalışan bir insanım, onlar adına da konuşabilme yetkisini görüyorum kendimde. Biz şu aşamada kesinlikle şunu istiyoruz: Hangi seçim sistemi olursa olsun, bizi orada doğru temsil etsin. Ondan sonra seçim sistemi değişmesin. Bunu uygulayabilmenin bir tek yolu var; beyinler değişsin artık. Yani,  değişmesi gereken şey, seçim sistemi değil bence, öncelikle beyinler. Beyinler değişirse, bizi orada eşit oranda temsil edecek olan sistem kesinlikle sağlıklı şekilde yürüyecekir. Bunu niye istiyoruz? Şunun için istiyoruz: Hangi seçim sistemi gelirse gelsin, ne kadar demokratik olursa olsun, bir dönem önce CHP'den seçilmiş, CHP adına, sol adına gitmiş bir milletvekili bir dönem sonra ANAP'dan seçiliyorsa -ki bunların çok örneğini yaşadık- ya da tersi oluyarsa, en demokratik olanını getirseniz beni nasıl temsil eder?

       Kasım PARLAR(*)
            Seçim sistemlerine geçmeden, bugünkü sisteme bir göz atmakta fayda var.

            Bugünkü sistem, tek partiyi iktidara getirmek için getirilen bir sistem. Ama olmadı. %20'lik oy alan partilerle, koalisyonları getirdi, hileyi getirdi, hülleyi getirdi, halka dayanmadan mebus olmayı getirdi. Bu sistemde siyasi partiler kendi meşruiyetlerini, varlıklarını korumaya çalışırken, halkın desteğini kaybettiler. TBMM'ni icranın gölgesi haline getirdiler. Sonuç olarak bu sistem tam bir kumar sistemi, içinde hiç bir mantığı olmayan, adaleti olmayan, artık hiç işlemeyen, bütün siyasi partilerin de şikayetçi olduğu bir sistem.

            Öyle ise ne yapalım? Olabildiğince adil ve faydacı bir sistem aramalıyız. Bu adil sistemi ararken, seçim hukukunu da araştırmalıyız. Seçim hukuku en az seçim sistemleri kadar önemlidir. Bunun yanında seçim sistemlerinin getirdiği ekonomik boyutları da araştırmalıyız. Çünkü seçimler çok pahalıya maloluyor. Hem devlete, hem de siyasi partilerimize. Ayrıca ülkemizin kültür farkıllıkları var. Hem bölgeler arası, hem de partiler arası, kültür farklılıkları var. Bütün bunları ayrı ayrı incelemeliyiz.

            Bugün siyasi partilerin üzerinde çalıştıkları sistemlere bir göz atalım. Hatta sistemlere geçmeden ülkemize bir göz atalım. Çünkü; bir dini, bir siyasi ideolojiyi, bir sistemi, bir fikri o ülkeye, o bölgeye, o topluma kabul ettirebilmek için o ülkeyi,  o toplumu çok iyi  tanımak, iyi teşhis koymak lazım. Bugün Türkiye coğrafyası değişti. Ağa, Şeyh, Alevi, Sünni, Türk, Kürt, tarikat, bölgeler arası kültür farklılıkları. Bunlar çok önemlidir. En adil, en faydacı sistemi ararken bunlara da dikkat etmeliyiz, iyi araştırmalıyız.

            Evet bugün siyasi partilerin üzerinde çalıştıkları sistemlere baktığımızda bugünkü sistemin dışında, Dar Bölge Seçim Sistemi, İki Turlu Seçim Sistemi, Nispî Temsil Seçim Sistemi'ni görüyoruz. Bunlardan Dar Bölge Seçim Sistemi'ni incelediğimizde; bir kere bu dar bölgeyi kim, nasıl saptayacak? Bugün 450 millletvekili var. Ülkemiz 450 bölgeye mi ayrılacak? Nasıl ayrılacak? Ne kadar adaletli olacak? Kim ayıracak? Dar bölgede milletvekili seçilince, seçmen sıkı sıkıya milletvekiline veya milletvekili seçmenine bağlanacak. Seçmen sorunu öne çıkacak. Ülke sorunu ikinci planda kalacak. Dolayısıyle Parlamento çalışmaları aksayacak. Ayrıca etnik durumlar, Şeyh, Ağa, Alevi, Sünni, Tarikat, Kürt, Türk, bütün şoven duyguları bu sistemde dile getirilecek, başarılı da olacak. Dolayısıyle üniter devlet sistemini de bozacak. Yine parası olan veya iyi kavga dövüş yapanlar etkili olacak. Bu sistemde ülke düşmanlık kamplarına bölünecek, yer yer kan davaları görülecek, köylerde, kentlerde kahveler, dükkanlar ayrılacak. Bu kavgalar belki ileride demokratik düzeni tehlikeye düşürecek. Yine bu sistem bir çoğunluk sisteminin benzeri, hatta alt yapısıdır. Bir oy fazla alan seçilecek, diğer oylar çöpe atılacak. Binlerce, milyonlarca seçmen iradesi parlamentoya yansımayacak. Ayrıca küçük partileri silecek ve yaşatmayacak. Bu durumda küçük partiler, çaresizlik içinde yukarıda saydığım Şeyh, Ağa, etnik yapı vs.den yararlanmaya kalkarlar. Küçük partilerle büyük partiler oy pazarlığına oturur. İttifaklar kurulur. Tam bir kargaşa yaşanır. Dolayısıyle bu sistem bence ülke yararına değildir. Hakça ve adaletli değildir.

            Bu sistemde de dar bölge sisteminin hemen hemen aynısı yaşanacaktır. Birinci turda bütün partileri seçime sokuyor, ikinci turda 2 partiyi seçime sokuyor ama aslında tek partiyi seçime sokuyor. Sağ oyların %70'lerde, sol oyların da % 30'larda olduğu  ülkemizde sol görüşün parlamentoya yansıması çok zor görülmektedir. Bu sistem, sağ bir partinin iktidar olmasına yarar. Ayrıca 2 turlu seçim sistemi ve dar bölge seçim sistemi çoğunluk sisteminin tam bir alt yapısıdır. Bence bu her iki sitemde  de üniter devlet yara alacaktır.

            Bence en uygun sistem, Nispî Temsil Sistemi. Her il bir seçim bölgesi olmalıdır. İl barajına gerek yok. Bu sistemin içinde zaten baraj var. Ülke Barajı %5 civarında olmalıdır.

            Sayın Başkan burada sistemleri tartışıyoruz, araştırıyoruz ama aday yoklamaları, ön seçim nasıl olacak? Bu da çok önemli. Delege sistemi mi, merkez yoklaması mı, partiye kayıtlı üyelerle mi olacak, yoksa her siyasi parti kendi bildiği gibi mi adayını saptayacak? Nasıl olacak? Bu konuda ayrı bir gündem yapılması, iyi bir araştırma yapılması dileği ile saygılar sunarım.

            Ferruh BOZBEYLİ
            Size soru yöneltildiği için buyurun Sayın Başeskioğlu.

            Murat BAŞESKİOĞLU
            Bu soruyu soran değerli milletvekilimize teşekkür ediyorum. Bence bu toplantımızın esas tartışma ekseni, belki de iki turlu seçim sistemi mi yoksa ve şu andaki seçim mevzuatının bazı tedbirlerle restorasyonu mu; arasında bir ikilemle geçmesi gerekirdi ama, konumuz daha başka mevzulara da gitti.

            Dar bölgeleri kim tespit edecek? Seçim bölgelerini kim tespit edecek? diye soruldu. Bilebildiğim kadarıyla şu andaki uygulamada Yüksek Seçim Kurulu'na bir yetki verilmiştir. Yarın, eğer TBMM önümüzdeki dönemlerde iki turlu dar bölge seçim sistemini uygulamaya karar verirse, elbetteki büyük bir ihtimalle seçim bölgelerini tespit etmek, coğrafi yakınlıklarına göre -nüfus yoğunluklarına göre- Yüksek Seçim Kurulları'na verilecek bir yetkidir. Şimdi esas sorunuzun özü; yani, iki turlu seçim sistemi Türkiye'de uygulandığı zaman devletin üniter yapısı gitmez mi? Millî birliğimiz, beraberliğimiz, bütünlüğümüz gitmez mi? diye soruldu. Hemen tek kelimeyle cevap veriyorum; bu görüşün, tamamen aksi kanaatteyim. İki turlu, özellikle dar bölge seçim sistemi, millî birliğimize ve dayanışmamıza katkısı olacak, teşvik edecek bir sistem olacaktır kanaatime göre.

            Şimdi, iki turlu dar bölge sistemi derken, bunun da çeşitli alternatifleri var. Tek kişilik dar bölgeler var., malum. Şu anda milletvekili sayımız 450. Yani, bu görüşe göre 450 seçim bölgelik Türkiye'yi bölgelere ayırıyorsunuz; ama, ikinci alternatifi ve partimizde de ağırlık kazanan görüş, seçim bölgelerinin en az iki, en çok üç milletvekilinden teşekkül etmesidir. Bu da -Esat Beyin tabiriyle- daraltılmış bir bölgedir, bu da dar bölge sistemine girmektedir.

            Şimdi, "oradaki egemen güçler, şeyhler, feodal yapı sahipleri vesaireler bunda etkili olur" dediniz. Sayın milletvekilim, bu her sistem için var. Bugün bunu yaşıyoruz.İşte Şırnak'ta iliklerimize kadar yaşıyoruz bunu. 7 bin korucu var, 50 bin seçmeni var, 3 ile çarpsanız 21 bin kişi eder. Önemli olan, demokrasiyi zihinlerimize ve gönüllerimize yerleştirmek. Yoksa sistemin şu veya bu tercihi önemli değil. Sonra, Şırnak'tan 30 bin oya bir milletvekili çıkıyor, -4 Aralık seçimlerinde çıkacak- İstanbul'dan 90bin oya bir milletvekili çıkacak. İşte nispî temsili uyguluyoruz, bu sistemi uyguluyoruz. Biraz evvel konuşan arkadaşım dedi ki; Sosyaldemokrat Parti'den seçtiğim bir arkadaş Anavatan Partisi'ne geçti veyahut da Doğru Yol Partisi'ne geçti... O bağlamda bir şey söyledi. Şimdi değerli arkadaşlarım, aslında hem Türkiye'de hem dünyada, partiler arasındaki ayırımlar gitgide azalmakta. Belki benim konum değil, haksızlık etmiş olurum ama, bugün Avrupa'da sosyal demokrat partiler artık özelleştirmeyi, devletin küçülmesini ve serbest pazarı benimseyen partiler haline geldi. İşte İngiliz İşçi Partisi'nin yükselişi bu politika değişikliğinin eseridir. Türkiye'de de artık siyasî yelpazenin sağında ve solunda olan partilerimiz arasında fark kalmamıştır. Ve bu gerekçeler Türkiye'de iki turlu seçimin haklılığını ortaya koymaktadır. Şimdi, "Oyumuz boşa gidiyor"deniyor. Ben çok iyi hatırlıyorum, 1987 seçimlerinde Kastamonu ilinde çevre barajı 57.500 idi. DYP 200 oyla barajı geçemedi ve 57bin küsur oyu boşa gitti, biz 4-0 geldik. İki turlu seçimde seçmenin bu tercihleri çöpe atılmayacaktır. Birinci turda gerçek manada tercih ettiğiniz partiye oyunuzu vereceksiniz; ikinci turda, sizin siyasî görüşünüze, siyasî felsefenize yakın ikinci bir siyasî görüşü tercih etme hakkınız var. Siyasî tercihiniz boşa gitmiyor ve artı, sadece milletvekilini seçmiyorsunuz; hem partiyi seçiyorsunuz hem de ülkeyi yönetecek başbakanı seçiyorsunuz. Şu sistem içerisinde, ben soruyorum sizlere; hangi siyasî parti liderinin başbakan olabileceğine dair inancıyla oy veren, bu inancını pekiştiren seçmen var mı? İşte en son 27 Mart Mahallî Seçimleri; bir partimiz almış % 21.4, Anavatan Partisı almış % 21. Refah Partimiz almış % 19. Tek başına siyasî istikrarı sağlamasını bir tarafa bırakın, seçmen sandığa gittiğinde, hangi siyasî parti liderini başbakan olmasına da karar verebilmelidir. Aslında Türkiye'de, Türk siyasetinde bir eksen kayması vardır. Türk siyaseti, 1994 yılı içerisinde, maalesef siyaset normal mecrasında yapılmamaktadır. Türk siyasetini etkileyen iç dinamikler, maalesef geçici bir konjönktürün eseridir. Aslında bu sıkıntıyı belki o nedenle yaşıyoruz. Bunun için, iki turlu seçim sistemi, yani ne ülkenin, devletin üniter yapısını bozacak ne de millî birlik ve dayanışmamızı bozacak şekildeki görüşlere kesinlikle katılmıyorum. Aksine, millî dayanışmayı, birliği sağlayacaktır.

            Şimdiki sistemde, partilerimizin oy dağılımı homojen değildir. Belli bölgeler, belli siyasî partilerin kalesi tabir ettiğimiz yerlerdir. Ama iki turlu sistemde, mecburen siyasî arenaya çıkan siyasî partiler, Türkiye'nin her bölgesinde seçmen tabanı tutturmaya çalışacaklardır. Ona göre ekonomik, sosyal politikamızı üreteceklerdir. İşte bütün bu oluşumlar, ülkedeki millî birliği ve beraberliği ortaya koyacaktır. Ben özellikle üniter devlet yapısını bozma açısı filan bunları kesinlikle kabul etmiyorum. Daha geniş bir ortamda bunu tartışırız. İnşallah yazılı olarak da iki turlu seçim sisteminin Türkiye'nin bulunduğu şu ortam içerisindeki ve gelecek dönemlerdeki ülkemizin siyasal yaşamına olan katkısı çok büyük olacakır.

            Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.