1. SUNUŞ
TÜRKİYE İÇİN
NASIL BİR SEÇİM SİSTEMİ
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
I. GİRİŞ
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli basın mensupları, değerli
konuklar;
A _ Demokrasi ve Seçim
Siyasal partiler ve özgür seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.
Demokratik rejimlerde siyasal partiler, savundukları düşünce ve idealleri
gerçekleştirmek için birbirleriyle yarışırlar. Siyasal partiler, bunun
için gerekli yetkiyi seçimler yoluyla halktan alırlar. Demokratik rejimlerde
yönetim yetkisinin, meşruiyetin temeli seçimlerdir. Çok partili demokrasilerde
genel seçimlerin amacı, belirli bir süre için, bir seçim dönemi, bir yasama
dönemi için hükümeti hangi partinin kuracağını, yani hangi
partinin iktidar olacağını, hangi partinin muhalefet olarak denetim görevini
yapacağını belirlemektir. Ancak iktidar veya muhalefet partisi olmak, sürekli
sıfatlar değildir. Çünkü iktidar ve muhalefet partileri, bir sonraki seçimde
yer değiştirebilirler. Değişiklik, barış içinde, seçim mekanizması yoluyla
gerçekleşir. İşte çok partili demokrasinin özü ve erdemi budur.
Öyleyse seçim sistemi, demokratik rejimin sağlıklı işleyişi bakımından
yaşamsal bir önem taşır. (Bu bildiride başlıca seçim sistemleri, özellikle
Türkiye için önerilen bazı sistemler hakkında bilgi sunulacaktır. Ancak
dünyada uygulanan veya önerilen ve sayıları pek kabarık olan bütün seçim
sistemlerine değinmek, hepsini ele almak gibi bir iddiamız yoktur.)
B _ Seçim Sistemlerinin Temel İlkeleri
Bir seçim sisteminden beklenen, her şeyden önce, _biraz önce de değindiğim
gibi_ belirli bir süre için ülkeyi hangi partinin yöneteceğini, hükümeti
hangi partinin kuracağını, hangi partinin iktidar olacağını belirlemekir.
Bu, bir seçim sistemini bir kamuoyu yoklamasından ayıran önemli bir farktır.
Seçim sisteminin bu işlevine "fayda ilkesi" denir. Konuya bir hükümetin
ülkeyi istikrar içinde yönetme olanağına sahip olması açısından bakıldığında
"istikrar ilkesi" veya "yönetilebilirlik ilkesi" de denilebilir. Ancak
bu, ülkede taraftar bulan başka siyasal akımların parlamentoya yansıması
demek değildir henüz. Oysa buna da olanak vermek, olabildiğince bunu da
gerçekleştirmek zorunluğu vardır. İşte burada seçim isteminin ikinci bir
işlevi ortaya çıkar: Bu, temsilde adaleti sağlamaktır. Seçim sisteminin
bu işlevine "adalet ilkesi" denir.
Böylece iyi bir seçim sisteminin fayda ya da istikrar ve adalet ilkelerini
her ülkenin kendi koşullarına uygun bir denge içinde bir araya getirmesi
beklenir. Aslında zıt yönlerde işleyen bu iki ilke, değişik seçim sistemlerinde
değişik ölçülerde bir araya getirilmiştir. Eğer bu iki ilkeden birini ön
plana çıkaracak olursanız, diğeri arka plana itilmiş olur. Örneğin istikrar
ilkesini ön planda tutarsanız, adalet ilkesi arka planda kalır. Eğer adalet
ilkesine önem verirseniz, yani bütün partilerin, bütün siyasal görüşlerin
parlamentoda veya ilgili meclislerde temsiline önem verirseniz, o zaman
istikrar arka planda kalabilir.
II. SEÇİM SİSTEMLERİ
Çeşitli seçim sistemlerini iki büyük grupta toplayabiliriz. Seçim sistemleri,
çoğunluk ilkesine dayalı seçim sistemleri ve nispî ya da orantılı temsil
sistemleri olmak üzere iki büyük gruba ayrılır. Bu grupların her birinin
kendi içinde de birtakım alt ayırımlar vardır.
A _ Çoğunluk Sistemleri
1. Çoğunluk Sistemlerinin
İşleyişi ve Türleri
Önce çoğunluk sistemlerini ele alalım. (Bundan sonraki açıklamalarımızda
basitlik sağlamak ve zamandan kazanmak için parlamento seçimleri göz önünde
bulundurulmakla birlikte; bu açıklamalar, belediye meclisi, il genel meclisi
gibi diğer kurul-organların seçimleri için de geçerlidir.)
Çoğunluk sistemleri, milletvekillerinin ya birer milletvekili çıkaran seçim
çevrelerinde seçilmelerine, ya da birden çok milletvekilinin aynı çevreden
seçilmelerine göre, "tek adlı" veya "çok adlı seçim sistemleri" olmak üzere
ikiye ayrılır. Bizde genellikle yaygın terimlerle bu sistemlere "dar bölgeli"
ya da "geniş bölgeli seçim sistemleri" de denilmektedir. Ayrıca geniş bölgeli
seçim sisteminde seçmene bir liste sunulduğu için; bu sistem, "liste usulü
çoğunluk sistemi" olarak da adlandırılabilir. Bizde 1960 yılına kadar uygulanan
seçim sistemi, iller itibariyle liste usulü çoğunluk sistemi idi.
Tek adlı çoğunluk ya da dar bölge sisteminin beşiği,İngiltere'dir. Bu sistemde,
seçimler her seçim çevresinden bir milletvekili seçilecek biçimde düzenlenir.
Yani parlamento kaç milletvekilinden oluşuyorsa ülke, o kadar seçim çevresine
bölünmüştür. Örneğin Avam Kamarası 635 milletvekilinden oluşuyorsa, İngiltere
635 seçim çevresine ayrılmış demektir. Bu seçim sisteminde oyların çoğunluğunu
kazanan aday, seçilmiş olur. Bunun için nitelikli bir oy çoğunluğu, örneğin
salt çoğunluk ya da üçte iki çoğunluk gibi bir çoğunluk aranmaz. Bir seçim
çevresinde kullanılan oyların dağılımına göre örneğin % 35 veya % 25, hatta
daha az oranda oy alan aday dahi, _ o çevrede yarışan bütün adaylar arasında
en çok oyu almak kaydıyla_ milletvekili seçilebilir. Buna "basit
çoğunluk" veya "nispî çoğunluk" diyoruz. Bu sistemde seçimler, tek turda
tamamlanır. Yani seçmen, bir defa sandık başına gider, oyunu kullanır ve
en çok oyu alan aday, seçilmiş olur. Ancak bu sistem, her zaman tatmin
edici sonuçlar vermez. Gerçi İngiliz demokrasisi böyle işliyor, ama orada
da zaman zaman şikâyet sesleri yükselmektedir.
Bazı ülkeler ise, basit çoğunluğu yeterli görmemiş ve seçilen milletvekilinin
en az belirli bir oranda seçmen desteğine sahip olmasını gerekli saymışlardır.
Örneğin eğer birinci turda hiçbir aday, % 50'nin üstünde bir çoğunluk elde
edememişse; ikinci bir tura gidilmesi ve ikinci turda en çok oy alacak
adayın parlamentoya gelmesi kabul edilmiştir. Böylece karşımıza iki turlu
seçim sistemi çıkmaktadır.
Demek ki çoğunluk sistemi, seçimin kaç turda yapılacağına göre tek turlu
veya iki turlu olarak ikiye ayrılmaktadır. İki turlu seçim sisteminin beşiği,
Fransa'dır.
Bunun yanında aynı amacı başka bir biçimde, fakat tek turda gerçekleştiren
"alternatif oy sistemi" vardır. Çoğunluk sistemlerinin bu türü, Avustralya'da
uygulanmaktadır.
2. Genel Olarak Çoğunluk Sistemlerinin
Etkileri, Yararları ve Sakıncaları
Her seçim sisteminin siyasal yapılanmayı etkileyen birtakım sonuçları vardır.
Bunlar, bazı yönlerden yararlı, bazı yönlerden sakıncalı sonuçlardır. Öyle
ki seçim sistemlerinden hiçbirinin tek başına her yönüyle yararlı ya da
her yönüyle sakıncalı sonuçları yoktur. Hepsinin kendine göre yararlı ve
kendine göre sakıncalı yönleri vardır. Bu sistemler arasında bir seçim
yapmak da, tamamıyla bir siyasal tercih sorunudur. Önemli olan, ülkenin
belli bir dönemdeki durumuna ve koşullarına uygun bir seçim sistemi bulmaktır.
Çoğunluk sistemlerinin yararları, genel olarak şöyle özetlenebilir:
Tek turlu çoğunluk sistemleri, uzun vadede genellikle ülke yönetiminin
sürekli olarak iki parti arasında el değiştirdiği bir iki partili siyasal
yapılanmayı getirir. Sistemin beşiği olan İngiltere'de ve aynı sistemin
uygulandığı ABD'de durum böyledir. Nitekim bu hafta içinde, 8 Kasım 1994
günü ABD'de yapılan Kongre seçimleri de bunu göstermiştir. Temsilciler
Meclisi'ndeki Demokrat çoğunluk, yerini Cumhuriyetçi çoğunluğu bırakmıştır.
Tek turlu çoğunluk sistemlerinde bir partinin tek başına parlamento çoğunluğunu
sağlaması daha kolaydır. Bu, hükümetlerin kurulmasını ve devamını sağlamakta
önemli bir rol oynar. Böylece, tek turlu çoğunluk sistemleri, istikrarlı
hükümetlerin çıkmasına elverişlidir. Zaten bu sistemlerde fayda veya
istikrar ilkesi ön plandadır. Tek turlu çoğunluk sistemlerinde genellikle
koalisyonlara gerek kalmayacağı için; seçimi kazanan parti, kendi
programını tam olarak uygulamak olanağını bulabilecektir. Dolayısıyla icraatının
sorumluluğu da tamamıyla kendisine ait olacaktır.
İki turlu çoğunluk sistemi ise, _nispî temsil sistemleri gibi_ çok partili
bir yapılanmaya elverişlidir. Ancak çok partililik, ikinci turun
sonucu olduğu için; siyasal partiler, birbirlerine bağımlı durumdadırlar.
Oysa tek turlu çoğunluk sistemleri ile nispî temsil sistemlerinde siyasal
partiler arasında böyle bir bağımlılık yoktur. Demek ki iki turlu seçim
sisteminin bir sonucu olarak, çok partili bir yapılanma içinde birbirine
bağımlı partiler ortaya çıkmaktadır. Zaten bu sistemde seçimlerden önce
genellikle partiler arasında ittifaklar kurulmakta ve bu ittifaklar içinde
seçimlere gidilmektedir. Bu, seçimlerden sonra bir koalisyon hükümeti
içinde birlikte çalışmayı kolaylaştırabilecek bir özelliktir.
Çoğunluk sistemlerinin sakıncalı yönleri ise, şöyle özetlenebilir:
Çoğunluk sistemleri, seçimlerde son derece adaletsiz
sonuçlar verebilir. Bazı siyasal düşünce ve görüşler, parlamentoda temsil
edilme olanağı bulamazlar. Üstelik seçimde çoğunluk elde edilmesi de, her
zaman garanti edilmiş sayılamaz. Bazen çoğunluk sistemine rağmen, bir çoğunluk
ortaya çıkmayabilir. (Bunun örneklerini daha sonra göreceğiz.) Özellikle
iki turlu seçimden sonra da koalisyon hükümetleri kurulması zorunluğu doğabilir.
Gerçekten iki turlu çoğunluk sistemi, mutlaka istikrar getirmez; mutlaka
bir partinin tek başına hükümet kurmasına elverişli bir çoğunluk sağlamaya
yeterli değildir. Bu, iki turlu çoğunluk sistemiyle nispî temsil sistemlerinin
ortak özelliği olarak belirir.
3. Tek Veya İki Turlu Seçim Sistemleri
a) Yeni Sistem Arayışları
Biliyorsunuz, Türkiye'de özellikle son zamanlarda, mevcut seçim sisteminin
yetersizliği ve hemen hemen hiç kimseyi tatmin etmemesi nedeniyle çeşitli
seçim sistemleri önerilmektedir. Bunlar arasında son zamanlarda en çok
yankı bırakanı, iki turlu seçim sistemidir. İki turlu seçim sistemi, şimdiye
değin _bir istisna dışında_ yalnız çoğunluk sistemleriyle birlikte uygulanmıştır.
Gerçekten bu sistem, _Fransa'da 1885 yılında yapılan genel seçimde listeli
iki turlu çoğunluk sisteminin uygulanması dışında_ daima dar bölgeli ya
da tek adlı çoğunluk sistemiyle birlikte uygulanagelmiştir. Fakat bizde
iki turlu seçim sistemi önerenler arasında ilk turda listeli salt çoğunluk,
ikinci turda nispî temsil ya da her iki turda nispî temsil isteyenler de
vardır. O önerilere girmeksizin, uygulamada yerleşmiş biçimiyle dar bölgeli
ya da tek adlı iki turlu seçim sistemini ele almak uygun olacaktır.
b) Tek Adlı Çoğunluk (Dar Bölge) Sistemi
1o Sistemin İşleyişi
Ancak bunun için önce bu kavramın içerdiği ilk unsuru, yani dar bölgeli
seçim sistemini açıklamak gerekir. Öyleyse önce tek adlı çoğunluk ya da
dar bölge sistemini tanıyalım.
Daha önce de söylediğim gibi, bu seçim sistemi, tek turda tamamlanır ve
oyların en çoğunu alan aday, seçimi kazanmış olur. Her seçim çevresinde
tek milletvekili seçilir. Bu sistem son derece basittir. Daha sonra nispî
temsil sistemlerinde göreceğiz: Nispîliği bulabilmek için belirli bir aritmetik
çaba göstermek gerekecektir. Oysa burada en çok oy alan aday, seçilmiş
olur. İngilizlerin bir deyişiyle "First-past-the post", yani "En çok oyu
alan aday, sandalyeyi kazanır".
Bu sistemin uygulandığı başlıca ülkeler, sistemin beşiği olan İngiltere'den
başka İngiliz Milletler Topluluğu'na dahil bazı ülkeler ve ABD'dir.
Ayrıca nispî temsil sistemiyle birlikte karma olarak uygulandığı bazı ülkeler
de vardır: Almanya'da Federal Meclis'in yarısı, İtalya'da geçen yıl yapılan
değişikliklerden sonra her iki meclisin 3/4'ü ya da % 75'i, bu sisteme
göre seçilir. Rusya Federasyonu'nda _Almanya'dan biraz farklı bir biçimde
olmakla birlikte_ Devlet Dumasının yarısı, yine bu sisteme göre seçilir.
Bağımsız Devletler Topluluğu'na dahil bazı ülkelerde de durum böyledir.
2o Sistemin Yararları
Bu sistemin basitliği yanında, başlıca yararları şöyle sıralanabilir: Seçmen
ve seçilen, seçmen ve milletvekili ilişkilerinde yakınlık vardır. Seçmen,
seçtiği adayı tanır. Seçilen, seçim çevresini ve seçmenlerini tanır, onların
sorunlarını bilir. Seçim çevreleri küçük olduğu için seçim kampanyaları,
adaylar için oldukça rahattır.
Öteden beri Türkiye için bu sistemi önerenler vardır. İki turlu seçim sisteminden
önce de bu sistemi önerenler vardı, şimdi de önerenler var. Onların bu
sistemden bekledikleri yarar, _biraz önce söylediğimiz yararları yanında_
parlamentoda hükümet kurmaya elverişli çoğunlukların oluşmasını kolaylaştırmak,
böylece istikrarı sağlamaktır.
3o Sistemin Sakıncaları
Acaba bu beklentiler gerçekleşebilir mi? Konuyu çeşitli açılardan inceleyelim
ve bu sistemin yararlı yönleri yanında sakıncalı yönlerini birlikte görelim.
Önce sistemin sosyo-politik sakıncaları üzerinde durmak istiyorum. Bir
defa, sistemin en büyük yararı, yani seçmen-seçilen yakınlığı, önemli bir
sakıncaya dönüşebilir. Çünkü bu yakınlık nedeniyle iş takipçiliği artar.
Parlamenterler, yerel sorunları, hatta seçmenlerin kişisel sorunlarını
takip etmek zorunda kalırlar. Parlamentoda yerel sorunlar, ülke sorunlarının
önüne geçer. Parlamenterler üzerinde yerel baskı ve etkiler artar. Bölgeci
eğilimler doğabilir. Sistem, yerel nüfuz sahibi adayların seçilmesine veya
seçim sonuçlarını etkilemesine elverişlidir. Özellikle mezhep veya etnik
grup ayrılıklarında destek bulan kişi veya aileler için _literatürde kullanılan
deyimlerle_ "seçim kaleleri", "seçim arpalıkları", "seçim hanedanları"
oluşabilir. Babadan oğula, kocadan karıya geçen parlamenterlikler ortaya
çıkabilir. Seçim kampanyaları, belirli görüş ve programların yarışması
yerine kişilik yıpratma mücadelesine, âdeta düelloya dönüşür. Buna literatürde
"gladyatörler savaşı" derler. Adaylar, oy toplamak için _bazı İngiliz filmlerinde
ya da bizde muhtarlık seçimlerinde gördüğünüz gibi_ kapı kapı dolaşmak
zorunda kalırlar. Seçimi kazananlar, kendi güçlerine dayanarak seçildikleri
inancında oldukları ölçüde parti disiplini zayıflayabilir. Parlamentoda
kaygan çoğunluklar oluşabilir. Bu, istikrar ilkesiyle bağdaşmaz.
Dar bölge ya da tek adlı çoğunluk sisteminin Türkiye'de uygulanması durumunda
hızlı nüfus artışı ve sağlıksız kentleşmeden doğan çok önemli bir sakıncaya
değinmek isterim. Seçim çevreleri arasında, nüfus veya seçmen sayısı bakımından
denkliği belirli bir ölçüde sağlayabilmek için hemen hemen her seçimden
önce seçim çevreleri sınırlarının yeniden belirlenmesi gerekecektir. Bu,
idarî bakımdan büyük güçlükler yaratır. Parlamento, il genel meclisi veya
belediye meclisleri için ayrı ayrı seçim çevreleri de ihdas edilecek olursa,
idarî kargaşa büsbütün artar. Seçim çevrelerinin sık sık değişmesi, belirli
bir adaya veya belirli bir partiye avantaj sağlamak için seçim çevreleri
sınırlarının yapay bir biçimde belirlendiği iddialarının ortaya atılmasına
elverişli bir zemin doğurur; _literatürde kullanılan terimle_ gerrymandering
tartışmalarını gündeme getirir.
Burada şu noktaya da değinmek gerekir: Bildiğiniz gibi, son yıllarda Türkiye'de
il sayısı, giderek çoğalmaya başlamıştır. İl sayısı, şu anda 76'dır;
yakında 100 olması hedefleniyor. Bu mini il akımının her zaman gerçek idarî
zorunluluklarla açıklanması olanağı yoktur. Ama bu mini illeşme sonucunda
Türkiye'de _ henüz "dar bölge" olmasa bile_ fiilen "daraltılmış bölge"
sistemine doğru bir yönelme vardır. Böylece, iller itibariyle daraltılmış
bölge, daraltılmış seçim çevresi sistemine geçildiği söylenebilir.
Acaba tek adlı çoğunluk ya da dar bölge sistemi, teknik bakımdan istenen
sonuçları verebilir mi? Bu soruyu cevaplandırabilmek için sistemin tekno-politik
yetersizlik ve sakıncalarına değinmek gerekir. Bir çoğunluk sistemi türü
olarak bu sistem, son derece adaletsiz sonuçlar verebilir. İktidar ve muhalefet
partilerinin aldıkları oylarla kazandıkları sandalyeler arasında oluşan
oransızlık, "Küp Yasası" (Cube Law) denilen bir sosyolojik kanunla ifade
edilir. Bu kanuna göre, eğer partilere verilen oyların birbirine oranı,
A:B ise; kazanılan sandalyelerin birbirine oranı, A3:B3 olmak eğilimindedir.
Örneğin bir parti % 60, diğer parti % 40 oy almış ise; bunların birbirine
oranı, 60:40 = 3:2'dir. Bu sayıların küplerini aldığınız zaman 3'ün küpü
27, 2'nin küpü 8 eder; yani kazanılan sandalyelerin birbirine oranı, 27:8
olur. İşte tek adlı çoğunluk sisteminde böyle bir temsil adaletsizliği
ortaya çıkabilir.
Fakat adaletsiz sonuçlarına rağmen, bu sistemin her zaman çoğunluk sağlayabilmesi
de kesin değildir. Bazen bir-iki sandalyelik bir üstünlük, iktidarı belirler.
Örneğin Ekim 1974'te İngiltere'de İşçi Partisi, ancak 1 sandalye farkıyla
319 milletvekili ile seçimi kazanmıştır. (Avam Kamarası'nın salt çoğunluğu
318 idi.) İkinci Dünya Savaşı sonrasında sürekli olarak küçük partilere
prim veren bir nispî temsil sistemi olan Imperiali sistemini uygulayan
İtalya, geçen yıl Seçim Kanunu'nu değiştirmiş ve -biraz önce de söylediğim
gibi_ her iki mecliste üyelerin % 75'inin dar bölge sistemiyle seçilmesini
kabul etmiştir. Bu değişiklikten beklenen, istikrardı. Ancak bildiğiniz
gibi, İtalya'da bu yıl bizim yerel genel seçimlerle aynı günde, yani 27
Mart 1994 günü yapılan parlamento seçimlerinde hiçbir parti çoğunluk kazanamamış
ve Başbakan Berlusconi, iki aya yaklaşan uzun pazarlıklar sonucunda bir
koalisyon hükümeti kurabilmiştir.
Dar bölge sistemi, seçim çevrelerinin eşit seçmen sayılarıyla oluşturulamaması
yüzünden, bazen oy ve sandalye sayılarında ters orantılı sonuçlar da verebilir.
Sistemin iyi işlemesi için seçim çevrelerinin nüfus veya seçmen sayıları
itibariyle olabildiğince eşit büyüklükte olması gerekir. Örneğin
her seçim çevresinin artı veya eksi % 10 farkla aynı büyüklükte olması
gerekir. Ama seçim çevrelerinin sınırlarını çizerken mülkî sınırlar, tarihî
nedenler, coğrafî bağlantılar, ulaşım olanakları gibi çeşitli faktörleri
de dikkate almak zorundasınız. Dolayısıyla seçim çevreleri arasında her
zaman eşit büyüklük, eşit seçmen sayısı sağlamanız olanaksızdır. O nedenle
bazen partilere verilen oylar ile kazanılan milletvekili sayıları
arasında bir ters orantı ortaya çıkmaktadır. Buna örnek olarak İngiltere'de
Ekim 1951'de yapılan genel seçimde İşçi Partisi'nin % 48.8 oranında oy
almasına rağmen, Avam Kamarası'nda ancak 295 sandalye kazanabildiğini;
buna karşılık Muhafazakâr Parti'nin % 48 oy almasına rağmen, 321 sandalye
kazandığını, Liberal Parti ve diğer partilerin % 3.2 oranında oy almalarına
rağmen 19 milletvekili kazandıklarını hatırlatalım. Böylece İşçi Partisi'nden
daha az oranda oy alan Muhafazakâr Parti, 321 sandalye ile Avam Kamarası'nda
çoğunluğu kazanmıştır.
İngiltere'de Şubat 1974'te yapılan genel seçimde ise bunun tersi olmuş;
Muhafazakâr Parti, % 38.5 oy almasına rağmen Avam Kamarası'nda ancak 296
sandalye kazanabilmiş; buna karşılık İşçi Partisi, % 37.5 oranında oy almasına
rağmen, 301 sandalye kazanarak bir azınlık hükümeti kurmuştur. Liberal
Parti ve diğer partiler ise % 24 oyla 38 sandalye kazanmışlardır. Fakat
bu azınlık hükümeti, fazla uzun ömürlü olmamış ve aynı yıl içinde ikinci
bir genel seçim yapma zorunluğu doğmuştur. Ekim 1974'te yapılan erken genel
seçimde İşçi Partisi, 319 milletvekili ile, yani 1 sandalye farkıyla iktidar
olmuştur.
c) İki Turlu Çoğunluk Sistemi
1o Sistemin İşleyişi
Tek turlu dar bölge ya da tek adlı çoğunluk sistemini gördükten sonra artık
onun bazı sakıncalarını gidermek üzere Fransa'da geliştirilen seçim sistemine
geçebiliriz. Bu, iki turlu çoğunluk sistemidir. Bu sistem _sadece bir defa
1885 yılında listeli olarak yapılan genel seçim dışında_ hep dar
bölgeli ya da tek adlı olarak uygulanmıştır. O nedenle sistemi bu çerçeve
içinde anlatmaya çalışacağım.
Bu sisteme göre, Fransa'da ilk turda kullanılan oyların salt çoğunluğunu
alan aday, _bu miktar, aynı zamanda kayıtlı seçmen sayısının dörtte birinden
az olmamak kaydıyla_ seçilmiş olur. Fransa'da oy kullanma zorunluğu olmadığı
için, ilk turda salt çoğunluktan başka en az dörtte bir oranında kayıtlı
seçmen oyunun alınması koşulu da aranmaktadır. İlk turda bu yetersayıya
ulaşamamakla birlikte, kullanılan oyların en az % 12.5'unu alan adaylar,
bir hafta sonra yapılacak ikinci tura kalırlar; buna "balotaj" denir. Bizde
iki turlu seçim sistemi önerenlerce genellikle en çok oy alan iki adayın
ikinci tura kalmasından söz edilmektedir. Oysa sistemin beşiği olan Fransa'da
% 12.5'u aşan bütün adaylar, bugünkü uygulamada ikinci tura kalırlar. Üçüncü
Cumhuriyet döneminde böyle bir katılma barajı dahi yoktu. En çok oy alan
iki adayın katılması ise, hiçbir adayın % 12.5'u tutturamaması durumunda
söz konusudur. Eğer sadece bir aday yüzde 12.5 oy almış, diğerleri alamamışsa;
onunla birlikte en çok oy alan ikinci aday da, ikinci tura kalır.
Fakat ikinci turda artık salt çoğunluk aranmaz; oyların nispî çoğunluğunu
alan aday, kazanmış olur. Böylece ikinci turda salt çoğunluk değilse bile,
ona yaklaşan bir oran tutturulabilir. Bunu sağlamak için de -Fransa'da
yaygın bir deyişle -"İlk turda seçim, ikinci turda eleme yapılır".
Bu sistemin uygulandığı ülkeler, beşiği olan Fransa'dan başka Cezayir,
Ukrayna gibi Bağımsız Devletler Topluluğu'na dahil bazı ülkeler, bazı eski
Doğu Bloku ülkeleridir. Ayrıca İtalya'da belediye başkanları seçimlerinde
bu sistem uygulanmaktadır.
2o Sistemin Yararları
İki turlu seçim sisteminin yararlarına gelince; her şeyden önce dar bölge
sistemi için söz konusu olan seçmen-seçilen yakınlığı gibi yararları burada
da vardır. Onlara ek olarak, şu yararlarını da belirtmek
gerekir:
Her şeyden önce seçilenlerin % 50'yi aşan veya ona yaklaşan bir oy çoğunluğuna
dayanması, örneğin milletvekillerine bu oranda bir seçmen desteği verilmesi,
onlar için önemli bir güçtür. Fakat ikinci tura en çok oy alan iki aday
katılmadıkça % 50'ye yaklaşmak zorlaşabilir. Başka bir deyişle, ikinci
turda ikiden çok aday yarıştığı takdirde yüzde 50'ye yakın bir oy
alma olasılığı azalır.
Daha çok seçmen bakımından söz konusu olan bir fayda şudur: İlk turda gönlüne
göre, hangi partiye veya adaya sempatisi varsa ona göre oy kullanan seçmen,
ikinci turda kendi düşüncesine yakın bulduğu adaylar arasında akılcı bir
tercih yapar. İşte bu anlamda "İlk turda seçim, ikinci turda eleme yapılır"
denir. Öte yandan bu sistemde birbirine yakın düşünce ve görüşleri savunan,
benzer programlara sahip olan partiler arasında seçimden önce işbirliği
ortamı doğar. Zaten sistem, parilerarası ittifaklarla yürür. Bu, seçimden
sonra da ortak hükümet kurulmasını kolaylaştırabilir.
Türkiye için bu sistemi önerenlerin bekledikleri yararlar şunlardır: Dar
bölge sisteminden beklenenler ve sistemin kendi yararları yanında sağda
ve solda bütünleşmeyi sağlamak, bu arada seçimlerde düzen karşıtı radikal
(köktenci) sağ ve sol partileri elemek.
3o Sistemin Sakıncaları
İki turlu çoğunluk sisteminin sakıncalarına gelince; konuya sistemin sosyo-politik,
hatta ahlakî sakıncalarıyla başlayabiliriz. Dar bölge sisteminin daha önce
değindiğimiz sakıncalarına ek olarak _ki onların hepsi, burada da geçerlidir_
şunları söyleyebiliriz:
Bu sistemde ikinci turu temelde partilerarası anlaşma ve pazarlıklar belirler.
Partiler, zayıf oldukları yerlerde ittifak yaptıkları partileri destekler;
güçlü oldukları yerlerde o partilerden destek alırlar. Partili seçmenler,
ikinci turda kendi partilerinin tavsiyeleri ya da anlaşmaları doğrultusunda
oy kullanırlar. Sadece kararsız seçmenler, "yüzen oylar" dediğimiz seçmenler,
ikinci tur için yeni bir değerlendirme yaparlar. Bunların oylarının genellikle
birinci turdaki oranlara yakın bir dağılım içinde ikinci tura katılan adaylar
veya partiler arasında dağılacağı söylenebilir. Böylece sağda ve solda
bazı partiler, ikinci tura katılabilecek; bazıları ise katılamayacaktır.
Ama onların seçmenleri, yine sağda ve solda başka bir partiye oy vermek
zorunda kalacaklardır.
Özellikle yalnız iki partinin katıldığı bir ikinci tur, sağda ve solda
ikili bir kutuplaşmaya, "bipolarisation" denilen olaya yol açabilir. Böylece
ikinci tur, iki kutup arasında bir düelloya dönüşebilir.
İkinci tur, olağan dışı bazı uygulamaları getirebilir. Merkez sağ
veya soldaki partiler, ikinci turda aşırı sağ veya solun oylarını almak
için onlara ödün vermeye yönelebilirler. Bazı partiler, yakın rakiplerinin
kazanmaması için karşı tarafı desteklemeye bile yönelebilirler.
Olağanüstü ittifaklar gündeme gelebilir. İkinci turda radikal partilerin
elenmesi de kesin değildir. Eğer böyle bir parti yeterli seçmen tabanına
sahipse, daha birinci turda bile öne çıkabilir. Nitekim Cezayir'de 1991'de
yapılan genel seçimde İslamî Selâmet Cephesi'nin kazandığı daha birinci
turda belli olmuştur.
Ahlakî yönden de bu sisteme yöneltilen bazı eleştiriler vardır. İkinci
tura ikiden çok aday katıldığı zaman, pazarlıklar sonucu diğer adaylar
lehine çekilmeler, feragatlar olur. Fransa'da bazı adayların çekilmeyi
en yüksek fiyatı önerenlere sattıkları görülmüştür. Her durumda bu pazarlıklarda
ahlakî bakımdan hoş görülemeyecek olaylar yaşanabilir.
Acaba iki turlu çoğunluk sistemi teknik bakımdan beklenenleri verebilir
mi? Bu soruyu cevaplandırabilmek için de sistemin tekno-politik sakıncalarına
değinmek gerekir: Bir çoğunluk sistemi türü olarak bu sistem de, adaletsiz
sonuçlar verebilir. Örneğin Fransa'da 1993 seçimlerinde ilk turda % 40
dolayında oy alan merkez sağ ittifak, yani bugünkü Baladur Hükümetinin
dayandığı ittifak, Millî Meclis'te sandalyelerin % 85'ini kazanmıştır.
Bu, % 45 oranında bir aşkın temsil demektir. Bizde iller itibariyle liste
usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı yıllarda bile bu ölçüde bir aşkın
temsil görülmemiştir. Demek ki iki turlu seçim sistemi, _ilk kez 18. Louis'nin
1815 seçiminden sonra kullandığı bir deyimle_ "chambres introuvables" (aramakla
bulunamayacak meclisler) oluşturmaya elverişlidir. Takdir edeceğiniz
gibi bu söz, sistemin getirdiği çoğunluğun iktidar için nasıl bir kolaylık
olduğunu ifade etmek için söylenmiştir.
Bu sistemde bazen birinci ve ikinci turlarda ters sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.
Örneğin 1978'de Fransa'da birinci turda sol partiler bloku 13.900.000 oy,
yani oyların yüzde 51.15'ini aldığı halde; sağ partiler bloku 13.280.000
oy, yani yüzde 48.85 oy almıştı. Buna karşılık ikini turda sol blok ancak
200, sağ blok 291 sandalye kazanmıştır.
Tek turlu çoğunluk sisteminden farklı olarak iki turlu çoğunluk sistemi,
parti sayısını azaltmaz. Partiler, seçim ittifakları ve ikinci tur pazarlıklarıyla
varlıklarını sürdürürler. Fakat bu sistemde partiler, birbirlerine bağımlı
duruma gelirler. Üstelik her zaman bir tek parti hükümeti kurulmasına elverişli
bir çoğunluk sağlanması da kesin değildir. Zaten bu sistemin yürümesi de,
çoğu zaman koalisyon hükümetlerinde birlikte çalışabilmeye bağlıdır. Ülkenin
siyasal yapısı partilerarası uzlaşmalara yatkın olmadıkça, bu sistemden
beklenen yarar ortaya çıkmaz. Dolayısıyla bu sistemde de her zaman istikrar
gerçekleşmez. Örneğin Fransa'da ikinci tura katılma barajı olmayan Üçüncü
Cumhuriyet'te 70 yılda 104 hükümet kurulmuştur. Her hükümetin ortalama
görev süresi, 7 ay 3 haftadır. Beşinci Cumhuriyet'te katılma barajlı olarak,
yani % 12.5 barajlı olarak iki turlu seçim sistemiyle yapılan 9 genel seçimden
5'inde hiçbir parti, tek başına hükümet kurabilecek bir parlamento çoğunluğu
elde edememiştir. Demek ki iki turlu seçim sistemi de istikrar ilkesiyle
bağdaşmayan sonuçlar verebilmektedir. İki turlu seçim sisteminin sonuçları
nispî temsil sistemlerinin sonuçlarına benzemektedir.
İki turlu seçim sistemi, hem seçim sürecini uzatmakta, hem seçim maliyetini
artırmaktadır. Her şeyden önce, ülkede bir ya da _bazı ülkelerde
olduğu gibi_ iki veya üç hafta boyunca partiler veya adaylar arasında sıkı
pazarlıklarla geçen yoğun bir seçim atmosferi yaşanacaktır. Türkiye'de
bir haftanın yeterli olmayacağını, en az iki, hatta üç hafta gerekeceğini
düşünebiliriz. Böylece parlamentonun yeniden çalışmaya başlaması, giden
hükümetin yerine yenisinin kurulması, büyük zaman kaybına neden olacaktır.
Özellikle ilk turda gideceği belli olan bir hükümetin bu arada belki çok
kritik bir dönemde iş başında kalması, son derece sakıncalı sonuçlar yaratabilir.
İkinci olarak seçim maliyeti de, ihmal edilemeyecek bir faktördür. Gerek
devlet, gerek siyasal partilerce yapılan seçim harcamaları, iki turlu seçim
sisteminde yaklaşık iki kat artmaktadır. Bizde 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde
sadece devlet bütçesinden ödenen giderlerin 1.5 trilyon lira civarında
olduğu, üstelik sandık görevlilerinin bir bölümünün ücretlerinin hâlâ ödenmediği
düşünülecek olursa, ikinci turun faturasının ne olacağı ve hangi sıkıntıları
getireceği kolayca takdir edilebilir.
Bu açıklamalarla bildirimin çoğunluk sistemleriyle ilgili bölümünü tamamlamış
oluyorum. Şimdi nispî temsil sistemlerine geçebiliriz.
B _ Nispî Temsil Sistemleri
Nispî temsil veya orantılı temsil, siyasal partilerin güçleri oranında
parlamentoda temsiline olanak veren bir sistemler grubunun ortak adıdır.
Nispî temsil sistemlerinde adalet ilkesi ön plandadır. Fakat bu nispîlik
veya orantılılığın nasıl gerçekleştirileceği, çeşitli matematik formüllerine
konu olmuştur.
1. Genel Olarak Nispî Temsil Sistemlerinin
Etkileri, Yararları ve Sakıncaları
Onlara girmeden önce genel olarak nispî temsil sistemlerinin yararlarından
söz etmek istiyorum. Nispî temsil, toplumdaki çeşitli siyasal görüşlerin,
bunları savunan siyasal partilerin parlamentoda adil bir biçimde temsilini
sağlar. Değişik görüşler, sistemin dışına itilmeksizin meşru zeminlerde
temsil edilir. Böyle bir çoğulculuk, bir ulusal bütünleşmenin de yolu olabilir.
Nitekim nispî temsil sistemi, 19. yüzyılda önce örneğin Belçika gibi farklı
etnik grupların yaşadığı bazı Avrupa ülkelerinde bir ulusal bütünleşme
politikasının aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Ancak nispî temsil sistemlerinin de çeşitli sakıncaları vardır. Herşeyden
önce nispî temsil, çeşitli görüşlere temsil edilme olanağı verdiği için,
uzun vadede siyasal parti sayısının çoğalmasına yol açar; mevcut partilerin
bölünmesini kolaylaştırır. Böylece nispî temsilin uzun vadeli siyasal sonucu,
çok partili bir siyasal yapılanmanın ortaya çıkmasıdır. Bu partiler, birbirlerinden
bağımsız olarak hareket ederler. Nispî temsil sistemleri, daima tek turda
ve çok adlı olarak, yani liste usulü ile uygulanır. Seçim tek turda tamamlandığı
için partiler, birbirinden bağımsız olarak hareket etmek durumundadırlar.
Nispî temsil, oyların çok sayıda parti arasında dağılması sonucunda parlamentoda
istikrarlı bir çoğunluğun oluşmasını, dolayısıyla buna dayalı istikrarlı
bir hükümet kurulmasını zorlaştırır. Sık sık yaşanan hükümet krizleri,
ülke gündemindedir. Çoğu zaman koalisyon hükümetlerinin kurulması zorunluğu
doğar. Ancak koalisyon hükümetlerinde her zaman uyumlu bir çalışma ortamı
sağlanamaz. Hiçbir parti, programını tam olarak uygulamak olanağını bulamaz
ve bir başarısızlık durumunda da hiçbir parti, sorumluluğun tamamıyla kendisine
ait olduğunu kabul etmez. İstikrarsız hükümetler, ülkenin siyasal
ve ekonomik bunalımlara sürüklenmesine ve anarşik bir ortamın doğmasına
yol açabilir. Hatta bazı siyasal bilimciler, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları
arasındaki dönemde nispî seçim sistemlerinin sonucu olan istikrarsız ortamda
faşizm ve nasyonal sosyalizmin yeşerdiğini iddia ederler.
Nispî temsilde aday listelerindeki sıra, bireysel olarak adayların kazanması
bakımından önemli olduğundan adaylıkta ön sıralarda yer alabilmek için
çeşitli tertipler yapılabilir.
Fakat ekleyelim ki, nispî temsilin bu gibi sakıncalarını önlemek için düzeltici
bazı önlemler alınmış, bazı formüller geliştirilmiştir. Bu arada temelde
nispî temsil ilkesine dayanmakla birlikte, istikrar ve adalet ilkeleri
arasında yeni bir denge arayan bazı sistemler önerilmiştir. Böylece nispî
temsil sisteminin olumlu yönlerinden yararlanmak, olumsuz sonuçlarından
kaçınmak istenmiştir. Bu amaçla bazı ülkeler, çoğunluk ve nispî temsil
sistemlerini belirli ölçülerde bir arada uygulamaya başlamışlardır. Böylece
karma sistemlerle birlikte veya tek başına uygulanan yaygın bir önlem de,
parlamentoya ülke genelinde veya seçim çevrelerinden üye gönderebilmek
için asgarî bir oranda veya miktarda oy almak, yani belirli bir barajı
aşmak zorunluğunun konmasıdır.
2. Nispî Temsil Sistemlerinde
Nispîliğin Hesaplanması
Bütün bunları açıklayabilmek, özellikle nispîliğin ne tür aritmetik işlemlerle
hesaplandığını gösterebilmek için bazı nispî temsil sistemlerinden örnekler
vermek isterim.
a) Ön Bilgiler (Veriler)
Bu örneklerde veri olarak şu rakamları alalım:
Ön Bilgiler (Veriler)
| Partiler |
Oy Sayısı |
Oy Oranı |
| A |
76.000 |
%38 |
| B |
52.000 |
%26 |
| C |
36.000 |
%18 |
| D |
22.000 |
%11 |
| E |
14.000 |
%7 |
| TOPLAM |
200.000 |
%100 |
| Milletvekili Sayısı :9 |
|
|
| Çevre Seçim Sayısı : |
200.000 : 9 = 22.222 |
|
|
200.000 geçerli oyun kullanıldığı bir seçim çevresinde partiler arasında
oyların bu rakamlar ve oranlarla dağıldığını kabul edelim. Burada nispîliği
hesaplamak bulmak için yapılacak ilk işlem, bu seçim çevresinde kullanılan
toplam geçerli oy sayısını oradan çıkacak milletvekili sayasına bölmektir.
Elde edilecek pay, çevre seçim sayısıdır. Çevre seçim sayısı olarak
örnekteki 200.000 oy, 9'a bölündüğünde 22.222 bulunur. Bu, bazen
çevre barajı olarak da kullanılabilmektedir. Eğer böyle bir baraj konursa,
bu seçim çevresinde sandalye dağılımına katılabilmek için asgarî bu miktarda
oy almak zorunluğu vardır.
b) En Yüksek Bakiye ve
En Yüksek Ortalama Sistemleri
Fakat çevre seçim sayısı, sandalye dağılımındaki nispîliği verecek orantıyı
bulmak için yeterli değildir. Çünkü bu ilk bölmeden sonra ikinci bir işlem
daha yapmak gerekiyor: Her partinin aldığı oy toplamı içinde çevre seçim
sayısı kaç kere vardır? Milletvekili sayıları, her parti için ayrı ayrı
yapılacak bölme işlemleri ile belirlenecektir.
Örnek olarak sırasıyla en yüksek bakiye ve en yüksek ortalama sistemlerini
inceleyelim.
En Yüksek Bakiye Sistemi
ÖRNEK 1.1
| |
A(%38)
76.000 |
B(%26)
52.000 |
|
| SEÇİM SAYISINA
GÖRE |
76.000:22.222=3(1,2,3)
--------
-66.666=22.222*3 |
52.00:22.000=2(4,5)
--------
-44.444=22.222*2 |
|
| Bakiye |
9.334 |
7.556 |
|
| |
C(%18) |
D(%11) |
E(%7) |
| |
36.000 |
22.000 |
14.000 |
| SEÇİM SAYISINA
GÖRE |
36.000:22.222=1(6)
-22.222=22.2
----------________ |
22.000<22.222
-
_______ |
14.000<22.00
-
----- |
| Bakiye |
13.776(9) |
22.000(7) |
14.000(8) |
Örnek 1.2
Sandalye Dağılımı
| A |
B |
C |
D |
E |
Toplam |
| 3 |
2 |
2 |
1 |
1 |
9 |
|
Her partinin aldığı oy toplamını çevre seçim sayısına böldüğümüzde, 76.000'de
22.222 sayısı 3 kere olduğu için A partisinin 3 milletvekilliği kazandığını;
fakat geride 9.334 artık oy kaldığını görürüz. Aynı biçimde B partisi,
2 milletvekilliği, yani 4 ve 5. milletvekilliklerini kazanmıştır ve 7.556
artık oyu vardır. C partisi, 1 milletvekilliği, yani 6. milletvekilliğini
kazanmış ve 13.776 artık oyu kalmıştır. D partisi, henüz hiçbir milletvekili
çıkaramamıştır; aldığı 22.000 oy, çevre sayısı 22.222'den küçük olduğu
için bölme işlemi hiç yapılamamıştır. E partisi de, 14.000 oyu ile
hiçbir sandalye kazanamamıştır.
Dikkat edilirse, çevre seçim sayısına bölme işlemleriyle sadece 6. milletvekilliğine
kadar gelinmiştir. Henüz 3 milletvekilliği açıktır. Kalan 3 milletvekilliği
nasıl bölüştürülecek? Bunun için iki sistem ortaya çıkmıştır.
Birincisi, en yüksek bakiye sistemi. Bu sistemde her partinin artık oylarının
büyüklük sırasına göre boş sandalyeler doldurulur. Burada en büyük artık
oy, D partisinin 22.000 oyudur. En yüksek bakiye denmesinin nedeni bu.
Dolayısıyla 7. milletvekilliği, D partisine gider. Ondan sonra 14.000 oyla
E partisi, 8. sandalyeyi; C partisi ise 13.776 artık oyla 9. sandalyeyi
kazanır. Görüldüğü gibi bu sistem, küçük partilerin parlamentoda temsiline
elverişli bir sistemdir.
Fakat burada başka bir yöntem de izlenebilir. Bu yöntem, en yüksek ortalama
sistemidir.
En Yüksek Ortalama Sistemi
ÖRNEK 2.1
|
A (% 38)
76.000 |
B (% 26)
52.000 |
|
| Seçim Sayısına Göre |
76.000 : 22.222 = 3(1,2,3) |
52.000 : 22.222 = 2 (4,5) |
|
| Ortakama |
76.000 :3+1=19.000(8) |
52.000 :2+1=17.333 |
|
|
C (% 18)
36.000 |
D (% 11)
22.000 |
E (% 7)
14.000 |
Seçim Sayısına
Göre
Ortalama |
36.000 : 22.222 = 1 (6)
36.000 : 1+1 = 18.000(9) |
22.000<22.222
22.000 : 0+1 = 22.000 (7) |
14.000<22.222
14.000 : 0+1= 14.000 |
ÖRNEK 2.2
Sandalye Dağılımı
|
A |
B |
C |
D |
E |
TOPLAM |
| En Yüksek Ortalama Sistemi |
4 |
2 |
2 |
1 |
- |
9 |
| En Yüksek Bakiye Sistemi |
3 |
2 |
2 |
1 |
1 |
9 |
| Fark |
+1 |
0 |
0 |
0 |
-1 |
|
|
Her partinin aldığı toplam oyun çevre seçim sayısına bölünmesi suretiyle
örnekteki ilk 6 milletvekilliğinin ilgili partilere tahsisi için yapılan
işlemler burada da tamamıyla aynı olduğu için o işlemleri tekrar anlatmaya
gerek yok. Fakat bu kez kalan 3 milletvekilliğinin partilere tahsisi için
her partinin kazanmış olduğu toplam oy, o partinin ilk bölüştürmede aldığı
sandalye sayısına 1 eklenmek suretiyle elde edilecek sayı ile bölünür ve
böylece en yüksek ortalamalar bulunur. Örneğin A partisi ilk bölüştürmede
3 sandalye kazandığı için, buna 1 eklediğimizde 4 olur; 76.000'i 4'e böldüğümüzde
19.000 çıkar. B partisi, 2 sandalye kazanmıştı; buna 1 eklediğimizde 3
eder. 52.000'i 3'e böldüğümüzde 17.333 çıkar. C partisi, 1 sandalye kazanmıştı,
1 eklediğimizde 2 eder. 36.000'i 2'ye böldüğümüzde 18.000 çıkar. D partisi,
ilk işlemde hiçbir sandalye kazanamamıştı; 0+1=1, o nedenle 22.000'i 1'e
bölüyoruz. Bulacağımız pay, bölünenin kendisidir. E partisi için
de durum aynıdır; aldığı toplam oyu 1'e böldüğümüzde 14.000 çıkar.
Şimdi burada en büyük ortalama hangisidir? 6 sandalyeyi daha önce paylaştırmıştık.
7. sandalye, en yüksek ortalama 22.000'nin sahibi D partisine; 8. sandalye,
ikinci en yüksek ortalama 19.000'in sahibi A partisine; 9. sandalye, üçüncü
en yüksek ortalama 18.000'in sahibi C partisine gider. Buna karşılık B
partisi, en yüksek ortalama sıralamasından herhangi bir ek sandalye alamıyor.
E partisi ise, hiçbir milletvekilliği kazanamıyor. Görüldüğü gibi, seçim
çevresinde en küçük parti, parlamentoya temsilci gönderemeyecektir. Demek
ki bu sistem, küçük partilerin parlamentoda temsil edilme şansını azaltan
bir sistemdir. Gerçekten en yüksek ortalama sistemi, _en yüksek bakiye
sisteminin tersine _ belirli bir ölçüde büyük partiler yararına işleyen
bir sistemdir.
c) Klasik d'Hondt Sistemi
En yüksek ortalama sistemiyle aynı sonuçları veren, fakat bu karmaşık işlemlere
gerek bırakmayan çok basit bir bölme yöntemi vardır. Bu yöntem d'Hondt
sistemidir. Bu yöntemi bulan Victor d'Hondt, Belçikalı bir hukukçu ve matematikçi
idi. Gerek d'Hondt sisteminde, gerek bundan sonra anlatacağım sistemlerde
önemli olan, bir nispîlik veya orantılılık dizisi kurabilmek için bir büyüklük
sıralaması elde etmektir.
Klasik d'Hondt Sistemi
ÖRNEK 3.1
| Bölen |
A (% 38) |
B ( % 26) |
C (% 18) |
D (% 11) |
E (% 7) |
| 1 |
76.000 (1) |
52.000 (2) |
36.000 (4) |
22.000 (7) |
14.0002 |
| 2 |
38.000 (3) |
26.000 (5) |
18.000 (9) |
11.000 |
7.400 |
| 3 |
25.333 (6) |
17.333 |
12.000 |
7.333 |
4.666 |
| 4 |
19.000 (8) |
13.000 |
9.000 |
5.500 |
3.500 |
| 5 |
15.200 |
10.400 |
7.200 |
4.400 |
2.800 |
ÖRNEK 3.2
Sandalye Dağılımı
|
A
|
B
|
C
|
D
|
E
|
Toplam
|
|
4
|
2
|
2
|
1
|
-
|
9
|
|
Bu sistemde her partinin aldığı oy, sırasıyla 1'e, 2'ye 3'e, 4'e
... bölünür ve bir seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya
kadar bu işleme devam edilir. Elde edilen paylar, parti farkı gözetilmeksizin,
büyükten küçüğe doğru sıralanır. Tabloda her parti için ayrı ayrı
hesaplanan payların büyüklük sırasına göre, sandalyelerin dağılım sırası
gösterilmiştir.
Örnekteki payların büyüklük sırası, 1) 76.000, 2) 52.000, 3) 38.000, 4)
36.000, 5) 26.000, 6) 25.333, 7) 22.000, 8) 19.000, 9) 18.000 olduğu için;
1, 3, 6 ve 8. sandalyeler, ilgili payların sahibi A partisine; aynı biçimde
2 ve 5. sandalyeler, B partisine; 4 ve 9. sandalyeler, C partisine;
7. sandalye, D partisine gider. Bu işlemde sonuncu sandalyeyi gösteren,
örnekte 9. sandalyeyi veren pay, "ortak bölen" olarak adlandırılır.
Gerçekten her partinin aldığı oyu bu ortak bölenle böldüğünüz zaman, onun
kazandığı milletvekili sayısı da çıkmış olur. Örneğin A partisinin
oy toplamı 76.000'i 18.000'e bölerseniz, bu partinin 4 sandalye kazandığını
görürsünüz. Bu, bir çeşit hesap sağlama işlemidir. Aynı işlemi bütün partiler
için yaptığımız zaman A 4, B 2, C 2, D 1 olarak sıralanır. E partisi
ise, herhangi bir sandalye kazanamıyor. Böylece d'Hondt sistemi, en yüksek
ortalama sistemiyle tamamıyla aynı sonuçları veren bir sistem niteliğindedir.
d) Klasik Sainte-Laguë Sistemi
Fakat bu sistemin küçük partiler için elverişli olmadığını ve onlar aleyhine
bir adaletsizlik yarattığını düşünenler, küçük partileri koruyan, ama yine
d'Hondt sisemindeki basit hesap tekniğinden yararlanan bir yöntem önermişlerdir.
Bu, Sainte-Laguë sistemidir.
Klasik Sainte-Laguë Sistemi
ÖRNEK 4.1
| Bölen |
A (% 38) |
B ( % 26) |
C (% 18) |
D (% 11) |
E (% 7) |
| 1 |
76.000 (1) |
52.000 (2) |
36.000 (3) |
22.000 (5) |
14.000 (8) |
| 3 |
25.333 (4) |
17.333 (6) |
12.000 (9) |
7.333 |
4.666 |
| 5 |
15.200 (7) |
10.400 |
7.200 |
4.400 |
2.800 |
| 7 |
10.857 |
7.428 |
5.142 |
3.412 |
2.000 |
ÖRNEK 4.2
Sandalye Dağılımı
|
A |
B |
C |
D |
E |
Toplam |
| Sainte- Laguë Sistemi |
3 |
2 |
2 |
1 |
1 |
9 |
| d'Hondt Sistemi |
4
----------------- |
2
---------------- |
2
---------------- |
1
---------------- |
1
-- |
9 |
| Fark |
-1 |
0 |
0 |
0 |
+1 |
|
|
Sainte-Laguë sisteminde partilerin aldıkları oylar, sadece tek sayılı bölenlerle,
yani 1, 3, 5, 7..... ile bölünür. Bir sayıyı daha büyük sayılarla böldüğünüz
zaman elde edeceğiniz paylar daha küçük olacağı için, küçük partilerin
bu payları yakalama şansı daha fazladır. Bu düşünceye dayanan Sainte-Laguë
sisteminde bölme işlemlerinin yapılması ve elde edilen payların büyüklük
sırasına göre sandalyelerin partiler arasında dağıtılması, tıpkı d'Hondt
sisteminde olduğu gibidir.
Örnekteki işlemler, buna göre yapıldığında sandalye dağılımı şöyle sıralanır:
A 3, B 2, C 2, D 1, E 1. Dikkat edilirse bu sistem, en yüksek bakiye sistemi
ile aynı sonuçları verebilmektedir. Burada da seçim çevresindeki bütün
partiler, parlamentoda temsil edilmektedir. Örnekte büyük partinin 1 sandalyesi,
küçük partiye kaymıştır.
e) Sainte-Laguë Sistemi (İskandinav Versiyonu)
Sainte-Laguë sistemi, İskandinav ülkelerinde uygulanmaktadır. Ancak İskandinav
ülkeleri, bu sistemin aynen uygulanmasının çok küçük, marjinal partilerin
de parlamentoya girmesine ve bu durumun bir istikrarsızlık unsuru olmasına
yol açabileceği kaygısıyla ilk böleni 1.4 olarak tespit etmişlerdir.
Böylece Sainte-Laguë sisteminin İskandinav versiyonunda bölenler, 1.4,
3, 5, 7, 9..... olarak sıralanır.
Sainte-Laguë Sistemi (İskandinav
Versiyonu)
ÖRNEK 5.1
| Bölen |
A (% 38) |
B ( % 26) |
C (% 18) |
D (% 11) |
E (% 7) |
|
(76.000) |
(52.000) |
(36.000) |
(22.000) |
(14.000) |
| 1.4 |
54.285 (1) |
37.142 (2) |
25.714 (3) |
15.714 (6) |
10.000 (8) |
| 3 |
25.333 (4) |
17.333 (5) |
12.000 (9) |
7.333 |
4.666 |
| 5 |
15.200 (7) |
10.400 |
7.200 |
4.400 |
2.800 |
| 7 |
10.857 (9) |
7.428 |
5.142 |
3.142 |
2.000 |
| 9 |
8.444 |
5.777 |
4.000 |
2.444 |
1.555 |
ÖRNEK 5.2
Sandalye Dağılımı
|
A |
B |
C |
D |
E |
Toplam |
Sainte-Laguë Sistemi
(İskandinav Versiyonu) |
4 |
2 |
2 |
1 |
- |
9 |
| Klasik Sainte- Laguë
Sistemi |
3
--------------------------- |
2
--------------------------- |
2
------------------------- |
1
------------------------- |
1
-------------- |
9 |
| Fark |
+1 |
0 |
0 |
0 |
-1 |
|
|
Hatta Danimarka'da bazı sandalyelerin dağılımında Saint-Laguë sistemi,
az nüfuslu seçim çevrelerine parlamentoda daha fazla temsil olanağı
sağlamak amacıyla 3'er aralı olarak, yani 1, 4, 7, 10.... biçiminde uygulanmaktadır.
Örnek tabloya baktığınız zaman Sainte-Laguë sisteminin İskandinav versiyonunda
yine d'Hondt sistemine benzer bir sonuç ortaya çıktığını görürsünüz. Gerçekten
burada da sandalye dağılımı, A 4, B 2, C 2, D 1 biçimindedir. Küçük partinin
sandalyesi, tekrar büyük partiye geçmiş ve E partisi, hiçbir
milletvekili çıkaramamıştır. Ama bu, her zaman d'Hondt sistemi ile Sainte-Laguë
sistemi İskandinav versiyonunun aynı sonuçları vereceği anlamına gelmez.
Nitekim milletvekilliklerinin tahsis sırası her iki örnekte değişmektedir.
Sainte-Laguë sistemi, İskandinav versiyonuyla dahi küçük partiler yararına
sonuçlar verebilmektedir.
f) Yeni Formüller
Sainte-Laguë sistemi, özellikle İskandinav versiyonu, seçim sonuçlarını
siyasal partilerin aldıkları oyları d'Hondt sistemi gibi birer aralı bir
aritmetik diziyle bölmek suretiyle hesaplamanın bir matematik zorunluk
ya da doğal bir zorunluk olmadığını açıkça göstermektedir. Kullanılan aritmetik
dizi, tamamıyla bir siyasal tercih işidir. İşte bu düşünceden hareket ederek,
Türkiye'de istikrarsız hükümetlerin birbirini izlediği, güvenoyu alamamış
hükümetlerin aylarca işbaşında kaldığı 1970'li yıllarda ülkemiz koşullarına
daha uygun, istikrar ilkesini biraz daha vurgulayan bir seçim sistemi bulmak
amacıyla yaptığım araştırmalar sonucunda beş formül önermiştim. İlk kez
1976 yılında Kanun-i Esasî'nin 100. Yılı Sempozyumu'nda açıkladığım ve
daha sonra "Türk sistemi" olarak adlandırılan bu formüllerden ikisini tanıtmak
istiyorum.
1o "1.5'la Başlayan Yarımşar Aralı
Aritmetik Dizi ile Bölme"
Bunlardan birincisi olan "1.5'la başlayan yarımşar aralı aritmetik dizi
ile bölme" formülünde bir bakıma Sainte-Laguë sisteminde yapılanın tersi
yapılmaktadır. Orada bölenlerin arası açılarak küçük partiler primlendirilirken,
burada bölenlerin arası daraltılmak ve başlangıçta da 1.5 gibi bir seçim
eşiği yükseltmesi yapmak suretiyle büyük partiler için daha avantajlı bir
sonuç elde edilmektedir.
Türk SistemiI
(1.5'la Başlayan Yarımşar Aralı
Aritmetik Dizi ile Bölme)
ÖRNEK 6.1
| Bölen |
A (% 38) |
B ( % 26) |
C (% 18) |
D (% 11) |
E (% 7) |
|
(76.000) |
(52.000) |
(36.000) |
(22.000) |
(14.000) |
| 1.5 |
50.666 (1) |
34.666 (3) |
24.000 (7) |
14.666 |
9.333 |
| 2 |
38.000 (2) |
26.000 (5) |
18.000 |
11.000 |
7.000 |
| 2.5 |
30.400 (4) |
20.800 (9) |
14.400 |
8.800 |
5.600 |
| 3 |
25.333 (6) |
17.333 |
12.000 |
7.333 |
4.666 |
| 3.5 |
21.714 (8) |
14.857 |
10.285 |
6.285 |
4.000 |
| 4 |
19.000 |
13.000 |
9.000 |
5.500 |
3.500 |
ÖRNEK 6.2
Sandalye Dağılımı
| |
A
|
B
|
C
|
D
|
E
|
TOPLAM
|
|
Türk Sistemi (Bölme)
|
5
|
3
|
1
|
-
|
-
|
9
|
|
d'Hondt Sistemi
|
4
-----------------------
|
2
-------------------
|
2
------------------
|
1
------------------
|
-
----
|
9
|
|
Fark
|
+1
|
+1
|
-1
|
-1
|
-
|
|
|
Böylece partilerin aldıkları oylar, sırasıyla 1.5, 2, 2.5, 3, 3.5.... veya
_isterseniz_ 15, 20, 25, 30, 35.... ile bölünür. Her iki durumda
da sonuç değişmez. Matematikte bir sayıyı daha küçük sayılarla böldüğünüzde
elde edilecek paylar, daha büyük olacağı için; küçük partilerin bunlara
ulaşması biraz zorlaşacaktır. Fakat elde edilen payların büyükten küçüğe
doğru sıralanması ve milletvekilliklerinin partilere tahsisi, yine d'Hondt
sisteminde olduğu gibidir. Bu formüle göre örnekteki sandalye dağılımına
baktığınız zaman A partisinin 5, B partisinin 3, C partisinin 1 sandalye
kazandığını görürsünüz. C ve D partilerinin d'Hondt sistemindeki 1'er sandalyesi,
bu formülde A ve B partilerine geçmiştir. Demek ki bu formül, sadece iktidar
partisine değil, aynı zamanda ana muhalefet partisine de önemli bir destek
sağlamaktadır. Başka bir deyişle bu formül, bir yandan bir tek parti
hükümeti kurulmasına elverişli bir parlamento çoğunluğu yaratılması, öbür
yandan onun karşısında güçlü bir muhalefet bulunması olanağını
getirmektedir.
Eğer 1977 milletvekili genel seçiminde bu formül uygulanmış olsaydı;
AP 202, CHP 227, MHP 4, MSP 15, Bağımsızlar 2 sandalye kazanır; böylece
CHP, tek başına iktidar olabilirdi. (Hatırlanacağı üzere o seçimde AP 189,
CHP 213, CGP 3, DP 1, MHP 16, MSP 24, Bağımsızlar 4 sandalye kazanmıştı.)
Bu formül, 1982 Anayasası hazırlanırken Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
ve Hukuk Fakültelerinden ilgili öğretim üyelerinin oluşturduğu bir
Anayasa Komisyonu tarafından "Türkiye koşullarına en uygun formül" olarak
nitelenmiş; ayrıca Danışma Meclisi'nde yeni Milletvekili Seçimi Kanunu
ile ilgili hazırlık çalışmaları sırasında bazı Anayasa Komisyonu üyelerince
d'Hondt sistemi yerine "Türk sistemi" adıyla önerilmişti.
2o "Azalan Tam Sayılı Aritmetik
Dizi ile Çarpma"
İkinci formül, bir çarpma yöntemidir. Partilerin aldıkları oyları 1, 2,
3, 4, 5.... ile böleceğimize, aynı aritmetik diziyle çarpabiliriz de. Fakat
sonunda büyük çarpımlardan yola çıkarak bir sıralama yapacağımız için,
partilerin aldıkları oyları ilgili seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili
sayısından, örnekte 9'dan başlayarak 8, 7, 6, 5, 4, .... biçiminde azalan
bir aritmetik diziyle çarpıyoruz. O nedenle bu formül, yapılan işlem bakımından
"Azalan tam sayılı aritmetik dizi ile çarpma" adını taşımaktadır.
Türk Sistemi II
(Azalan Tam Sayılı Aritmetik
Dizi İle Çarpma)
ÖRNEK 7.1
| Çarpan |
A (% 38) |
B ( % 26) |
C (% 18) |
D (% 11) |
E (% 7) |
| 9 |
684.000 (1) |
468.000 (4) |
324.000 (9) |
198.000 |
126.000 |
| 8 |
608.000 (2) |
416.000 (6) |
288.000 |
176.000 |
112.000 |
| 7 |
532.000 (3) |
364.000 (8) |
252.000 |
154.000 |
98.000 |
| 6 |
456.000 (5) |
312.000 |
216.000 |
132.000 |
84.000 |
| 5 |
380.000 (7) |
260.000 |
180.000 |
110.000 |
70.000 |
|
304.000 |
208.000 |
144.000 |
88.000 |
56.000 |
| (1 |
76.000 |
52.000 |
36.000 |
22.000 |
14.000) |
ÖRNEK 7.2
Sandalye Dağılımı
|
A |
B |
C |
D |
E |
Toplam |
| Türk Sistemi (Çarpma) |
5 |
3 |
1 |
- |
- |
9 |
| d'Hondt Sistemi |
4
----------------- |
2
------------------ |
2
----------------- |
1
------------------ |
-
----- |
9 |
| Fark |
+1 |
+1 |
-1 |
-1 |
- |
|
|
Elde edilen çarpımların büyükten küçüğe doğru sıralanması ve milletvekilliklerinin
partilere tahsisi, burada da d'Hondt sisteminde olduğu gibidir. Örnekteki
sandalye dağılımı, "1.5'la başlayan yarımşar aralı aritmetik dizi ile bölme"
formülüne benzer sonuçlar vermektedir. Ancak çarpma formülü, seçim çevreleri
genişlediği ölçüde büyük partilere daha çok prim veren, dolayısıyla aynı
ölçüde küçük partilerin aleyhine işleyen bir sistem olmak eğilimindedir.
Matematikte büyük çarpanlarla yapılan çarpma işlemlerinden daha büyük çarpımlar
elde edildiği için, küçük partilerin bunları yakalaması zorlaşmaktadır.
"1.5'la başlayan yarımşar aritmetik dizi ile bölme" formülü ile karşılaştırılırsa,
çarpma formülünde tahsis sırasında büyük partilerin sandalyeye daha erken
kavuştukları görülür.
Eğer 1977 milletvekili genel seçiminde "Azalan tam sayılı aritmetik dizi
ile çarpma" formülü uygulanmış olsaydı; AP 202, CHP 232, MHP 2, MSP
12, Bağımsızlar 2 sandalye kazanır; böylece CHP, daha rahat bir çoğunlukla
iktidar olabilirdi.
g) Diğer Nispî Temsil Sistemleri
1o Genel Olarak
Nispî temsil sistemleri, sadece şimdiye kadar anlattıklarımızdan ibaret
değil. Örneğin halen Almanya'da uygulanan Hare-Niemayer, İsviçre'de uygulanan
Hagenbach-Bischof, yakın zamanara kadar İtalya'da uygulanan Imperiali sistemlerinden
söz etmedik. Ancak bunların hepsini anlatmaya bu bildiri için ayrılan zaman
yetmez. Fakat şimdiye kadar anlattıklarımız bile, nispîlik derecesinin
tercih edilen sisteme göre değişebileceği konusunda bir fikir verebilir.
Öte yandan _daha önce de değindiğimiz gibi _çoğunluk sistemleriyle nispî
temsil sistemlerinin olumlu yönlerini bir araya getirmek isteyen karma
sistemler de vardır. Almanya, İtalya, Rusya Federasyonu, hatta _biraz sonra
değineceğimiz gibi _Türkiye'de belirli ölçülerde karma sistemler uygulanmaktadır.
2o Barajlı Sistemler
Nispî temsil sistemleriyle birlikte uygulanan yaygın bir usul de, bir baraj
koymaktır. Baraj, ülke genelinde belli bir oranda oy alma zorunluğunun
konması biçiminde olabileceği gibi, onunla birlikte veya ondan bağımsız
olarak, seçim çevreleri itibariyle yerel bir barajın konması biçiminde
de olabilir. Nitekim Türkiye'de 1961 yılında Kurucu Meclis'in d'Hondt sistemiyle
birlikte kabul ettiği Milletvekili Seçimi Kanunu'nda basit seçim sayılı
çevre barajı vardı. Baraj olarak bir seçim çevresinde toplam geçerli oyların
o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilen çevre
sayısı kullanıldığı için buna "basit seçim sayılı çevre barajı" denilmektedir.
Hatırlanacağı üzere daha önce verdiğimiz örnekte bu sayı, 22.222 idi. En
az bu miktarda oy alamayan partiler için bu sayı, bir baraj oluşturur ve
o partiler, ilgili seçim çevresinden milletvekili çıkaramaz.
Bu baraj, 1965'te kaldırıldı ve millî bakiye sistemine geçildi; ondan sonra
1968'de d'Hondt sistemiyle birlikte yeniden kondu. Fakat Anayasa Mahkemesi,
"engelli seçim düzeninin" demokratik seçim ilkelerine aykırı olduğu,
seçme ve seçilme hakkını zedelediği gerekçesiyle bunu iptal etti. Böylece
Türkiye'de 1980'e kadar barajsız d'Hondt sistemi uygulandı.
C _ Türkiye'de Yürürlükteki Seçim Sistemi
Çeşitli türleriyle nispî temsil sistemi, Türkiye'de 1960 öncesinin iller
itibarıyle liste usulü çoğunluk sistemine bir tepki niteliğindedir.
12 Eylül 1980 yönetiminin Danışma Meclisi ise, 1961 Anayasası döneminde
yapılan 5 milletvekili seçiminden ancak 2'sinde bir tek parti hükümeti
çıkması, 3'ünde ise böyle bir olanağın bulunamaması ve bunun sonucunda
o dönemde çeşitli hükümet bunalımları yaşanması olgularına, istikrarsız
koalisyon hükümetleri veya güvenoyu alamayan hükümetler uygulamalarına
bir tepki olarak, d'Hondt sistemi yanında ülke genelinde % 10 baraj,
ayrıca her seçim çevresinde de seçim çevresi barajı koymuştur. % 10 baraj,
aslında dünyada başka ülkelerde pek rastlanmayan yüksek oranda bir barajdır.
Genellikle kullanılan ülke barajları, Almanya gibi bazı Avrupa devletlerinde
% 5, hatta İsveç'te % 4'tür. Oysa Türkiye'de bugün hem % 10 genel baraj,
hem % 50'ye kadar çıkabilen çevre barajları var.
Bu arada Danışma Meclisi'nin kabul ettiği basit seçim sayılı çevre barajı,
sonraki yıllarda biraz daha yükseltilmiştir. Konunun başka bir yönü de
var: D'Hondt usulü nispî temsil sisteminde seçim çevrelerini küçülttüğünüz
zaman bu, küçük partilerin aleyhine işler. Çünkü, o çevrelerde değerlendirilemeyen
artık oylar, genellikle küçük partilere aittir. Danışma Meclisi'nde ortalama
ideal seçim çevresi büyüklüğü, 7 milletvekili olarak kabul edilmiş ve daha
fazla milletvekili çıkaracak iller, birden çok seçim çevresine bölünmüştü.
Daha sonraki iktidarlar, 7'yi 6'ya indirmek suretiyle, seçim çevrelerini
biraz daha daraltmışlardır. Fakat bununla da yetinilmemiş; 6 milletvekili
çıkaracak bir seçim çevresinde baraj olarak kullanılacak çevre seçim sayısını
bulmak için normal olarak o çevredeki toplam geçerli oyların 6 ile bölünmesi
gerekirken, dünya seçim teknolojisi literatürüne geçecek bir buluşla, 1
eksiğiyle bölme yöntemi getirilmiştir. Bu, bölme işleminin 5 ile yapılması
demektir. Böylece bir yandan seçim çevreleri küçültülmüş, öbür yandan baraj,
en büyük çevrede dahi % 20'ye çıkmıştır. Eğer bölme işlemi, 6 ile yapılsaydı;
en düşük baraj, _yüzde oranıyla_ % 16.66 olacaktı. Oysa bugün en
düşük çevre barajı, 6 ve 5 milletvekili çıkaran çevrelerde % 20'dir. 4
milletvekili çıkaran çevrede % 25 olan yerel baraj, 3 milletvekili çıkaran
çevrede % 33.33; 2 milletvekili çıkaran çevrede ise % 50'dir.
Kayda değer ki, 1991 yılında yapılan milletvekili genel seçimi ile
4 Aralık 1994 günü yapılacak milletekili ara seçimi için yerel baraj konusunda
yüzde oranlı özel hükümler konmuştur. Bunların ayrıntılarına girmeye burada
gerek yok.
Tabiî, seçim çevrelerinin daraltılması ve çevre barajlarının yükseltilmesi
de, istikrar ilkesi uğruna yapılan işlemler olarak sunulmuştur. Fakat bunlarla
da yetinilmemiş ve "kontenjan milletvekilliği" olarak adlandırılan bir
yöntem getirilmiştir. Buna göre, 6 ve daha fazla milletvekili çıkaracak
illerin 4, 5 ve 6 milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde 1'er milletvekilinin
"kontenjan adayı" olarak seçilmesi öngörülmüştür. Kontenjan adayları, nispî
temsil listelerinin dışında yazılmakta ve ilgili çevrede hangi parti
çoğunluk kazanmışsa, o parti kontenjan adayının milletvekili seçildiği
kabul edilmektedir. Bu yöntemle birlikte Türkiye'de bugün artık bir karma
seçim sistemi uygulandığını söyleyebiliriz. Çünkü "kontenjan milletvekili",
gerçekte tek adlı çoğunluk sistemine göre seçilmektedir. Başka bir deyişle,
Türkiye'deki uygulamasıyla "kontenjan milletvekilliği", bir dar bölge seçim
sistemidir. 450 milletvekilinin yaklaşık onda biri ya da % 10'u böyle,
geri kalan onda dokuzu ya da % 90'ı nispî temsil sistemine, ama _görüldüğü
gibi_ bir hayli yozlaştırılmış bir nispî temsil sistemine göre seçilmektedir.
III. NE YAPMALI?
Vaktiyle bu sistemin geliştirilmesine önemli katkıda bulunan partiler de
dahil, _öğleden sonra dinleyeceğimiz gibi_ bugün artık hiçbir parti, yürürlükteki
seçim sisteminden memnun değil. Sistem, artık hiçbir partinin beklentilerine
cevap veremiyor. Her partinin birtakım yeni düşünceleri ve
önerileri var. Türkiye bu durumda ne yapmalı?
A _ İki Turlu Seçim Sistemi Önerisi
Önce iki turlu seçim sistemi konusundaki düşüncelerimi arz edeyim. Türkiye'de
çok turlu seçim, şimdiye kadar, 1961 Anayasası'ndan itibaren sadece Meclis
Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde uygulanmıştır. 1961 Anayasası'nda
herhangi bir üst sınır olmaksızın, 1972 Anayasası'nda ise en çok 4 turda
bitecek biçimde düzenlenen bir çok turlu seçim sistemi vardır. Doğrudan
doğruya Anayasa'da düzenlenen bu sistem dışında, Türkiye'de seçimler, şimdiye
kadar hep tek turlu olarak yapılmıştır.
Fakat 27 Mart 1994 yerel genel seçimlerinde birçok belediye başkanının
% 50'nin altında, hatta % 20 dolayında oyla seçilmesi, öteden beri bazı
kimselerce savunulan iki turlu seçim sisteminin tekrar gündeme getirilmesine
ve bunun üzerinde ısrar edilmesine yol açmıştır.
Konuyu ikili bir ayrım içinde ele almakta yarar var. Her şeyden önce, Türkiye'de
zaten çoğunluk sistemine göre seçilen kişi-organ konumundaki belediye başkanları
ile büyükşehir belediye başkanlarının, hatta belki muhtarların iki turlu
olarak seçilmesi düşünülebilir. Böylece seçilenlerin arkasına olabildiğince
güçlü bir destek, % 50'ye yakın veya yüzde 50'yi aşan bir destek verilmiş
olur. Aslında % 20 dolayında oyla belediye başkanı seçilmek, nispî temsil
sisteminin bir kusuru değil, tek turlu çoğunluk sisteminin bir kusurudur.
Onu sistemin kendi içinde düzeltmiş oluruz.
Buna karşılık kurul-organ niteliğindeki meclisler, yani Türkiye Büyük Millet
Meclisi ile il genel meclisleri ve belediye meclisleri için iki turlu seçim
sistemine geçecek olursak; bu, Türkiye'nin şimdiye kadar seçim sistemleri
konusunda edindiği tecrübeleri bir yana iterek çok köklü bir sistem
değişikliği, bir temel tercih değişikliği yapması anlamına gelecektir.
O nedenle bunun çok iyi düşünülmesinde, daha önce işaret ettiğimiz bütün
fayda ve sakıncalarının göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.
B _ Çözüm Yolu: Yeni Bir Nispî
Temsil Sistemi
Aslında Türkiye, İkinci Dünya Savaşı ertesinde çok partili siyasal hayata
geçtiğinden bu yana 50 yıllık bir seçim sistemleri deneyim birikimine sahip
bir ülkedir. Bu süre içinde liste usulü çoğunluk sistemi ile nispî temsil
sistemlerinin çeşitli varyasyonları denendi, uygulandı; hepsinin yararlı
ve sakıncalı yönleri görüldü.
Sık sık sistem değiştirmek yerine, mevcut sistemin sakıncalı yönlerini
düzeltmek, doğal gelişmeye daha uygundur. O nedenle çözümü Türkiye'nin
şimdiye kadarki tarihî gelişim çizgisinde aramak daha doğru olur.
Ayrıca konuyu belirli bir dönemin kısa vadeli siyasal hesapları yerine,
uzun vadeli bir perspektif içinde ele almak gerekir. Bu tür kısa vadeli
hesapların her zaman bekleneni vermediği de bilinmektedir. Burada örneğin
1965'te millî bakiye sisteminin uygulanmasına rağmen, Adalet Partisi'nin
çok açık bir çoğunlukla seçimi kazandığını hatırlamak yerinde olacaktır.
Seçim sistemi, ülke yönetiminde meşruiyetin temeli, yetkinin kaynağı olduğu
için, üzerinde olabildiğince geniş bir siyasal uzlaşma (konsensüs) bulunması
gerekir. Oyunun kuralları hakkında yarışmaya katılanlar arasında olabildiğince
geniş bir mutabakat olması gerekir. Türkiye'de fayda (istikrar, yönetilebilirlik)
ve adalet (adil temsil) ilkeleri arasında demokratik ölçülere ve ülke koşullarına
uygun bir denge bulmak gerekir. İşte bunu sağlayacak bir seçim sistemine
ihtiyaç vardır.
Nitekim Doğru Yol Partisi-Sosyaldemokrat Halkçı Parti Koalisyon Protokolü'nde
bu noktanın vurgulandığını görüyoruz. Koalisyon Protokolü'ne göre, "...
Siyasî Partilerin geniş bir mutabakatı ile bu Kanunların [Siyasî Partiler
ve Seçim Kanunlarının] yeni baştan ele alınarak ve adaletli bir temsil
ile siyasal istikrarı demokratik ölçülere uygun bir denge içinde birlikte
sağlayacak düzenlemeler yapılacak ve böylelikle siyasal rejim kalıcı bir
çözüme kavuşacaktır."
Bu dönemde hazırlanan ve TBMM Anayasa Komisyonu'ndan geçen, fakat henüz
Genel Kurulda görüşülemeyen Anayasa değişikliği önerisine göre de, Anayasa'nın
67. maddesine şöyle bir fıkra eklenecektir: "Seçim sistemi, temsilde adalet
ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak bir biçimde düzenlenir."
Kısacası, Türkiye'de fayda ve adil temsil ilkelerini ülke koşullarına uygun
yeni bir sentez içinde bir araya getirecek bir sisteme ihtiyaç var. Böyle
bir sistemin çoğunluk sistemi olamayacağı açıktır.
Günümüzün çoğulcu demokrasilerinde % 50 çoğunluk, artık ulaşılması güç
bir orandır. O nedenle ülke genelinde % 40-45 dolayında oy alacak bir partiye
tek başına hükümet kurma olanağı sağlayacak ve onun karşısında da güçlü
bir muhalefete yer verecek yeni bir nispî temsil sistemine ihtiyaç vardır.
Sayın Seyfi Oktay'ın Bakanlığı döneminde Adalet Bakanlığı'nca oluşturulan
ve raportörlüğünü benim yaptığım bir Uzmanlar Komisyonu, bu amaçları gerçekleştirecek
bir Seçim ve Siyasî Partiler Kanunları Değişiklik Tasarısı hazırlayarak
13 Mayıs 1993 günü Bakanlık Makamına sunmuştur. Bu Tasarı, Türk seçim ve
siyasal partiler hukunun çeşitli sorunlarına yeni çözümler getiren ve 33
madde ile 4 geçici maddeden oluşan ayrıntılı bir refom taslağı niteliği
taşımaktadır. Tasarı'da "Türk sistemi" olarak adlandırılabilecek iki yöntem,
"Azalan tam sayılı aritmetik dizi ile çarpma" ve "1.5'la başlayan aritmetik
dizi ile bölme" yöntemleri alternatif sistemler olarak siyasal iktidarın
ve Meclis'in takdirine sunulmuştur. Ancak daha sonraki siyasal gelişmeler
içinde bu Tasarı'nın Hükümet ve Meclis'e intikal ettirilemediği anlaşılmaktadır.
Aslında Tasarı'nın henüz ufukta seçim olmayan bir zamanda Hükümet ve Meclis'e
intikal ettirilmesi, sağlıklı bir tartışma içinde isabetli sonuçlara varılması
bakımından daha uygun olurdu. Bu yapılamadığına göre, Adalet Bakanlığı'nın
şimdi Tasarı'yı ve ayrıntılı Gerekçe'sini en azından uzmanlarca hazırlanmış
bir bilimsel çalışma olarak yayımlaması ve tartışmaya açması son
derece yararlı olacaktır.
Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. |