1. SUNUŞ
TÜRKİYE İÇİN
NASIL BİR SEÇİM SİSTEMİ
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
       I. GİRİŞ
 

            Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli basın mensupları, değerli konuklar;

        A _ Demokrasi ve Seçim

            Siyasal partiler ve özgür seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokratik rejimlerde siyasal partiler, savundukları düşünce ve idealleri gerçekleştirmek için birbirleriyle yarışırlar. Siyasal partiler, bunun için gerekli yetkiyi seçimler yoluyla halktan alırlar. Demokratik rejimlerde yönetim yetkisinin, meşruiyetin temeli seçimlerdir. Çok partili demokrasilerde genel seçimlerin amacı, belirli bir süre için, bir seçim dönemi, bir yasama dönemi için  hükümeti hangi partinin kuracağını,  yani hangi partinin iktidar olacağını, hangi partinin muhalefet olarak denetim görevini yapacağını belirlemektir. Ancak iktidar veya muhalefet partisi olmak, sürekli sıfatlar değildir. Çünkü iktidar ve muhalefet partileri, bir sonraki seçimde yer değiştirebilirler. Değişiklik, barış içinde, seçim mekanizması yoluyla gerçekleşir. İşte çok partili demokrasinin özü ve erdemi budur.

            Öyleyse seçim sistemi, demokratik rejimin sağlıklı işleyişi bakımından yaşamsal bir önem taşır. (Bu bildiride başlıca seçim sistemleri, özellikle Türkiye için önerilen bazı sistemler hakkında bilgi sunulacaktır. Ancak dünyada uygulanan veya önerilen ve sayıları pek kabarık olan bütün seçim sistemlerine değinmek, hepsini ele almak gibi bir iddiamız yoktur.)

       B _ Seçim Sistemlerinin Temel İlkeleri

            Bir seçim sisteminden beklenen, her şeyden önce, _biraz önce de değindiğim gibi_ belirli bir süre için ülkeyi hangi partinin yöneteceğini, hükümeti hangi partinin kuracağını, hangi partinin iktidar olacağını belirlemekir. Bu, bir seçim sistemini bir kamuoyu yoklamasından ayıran önemli bir farktır. Seçim sisteminin bu işlevine "fayda ilkesi" denir. Konuya bir hükümetin ülkeyi istikrar içinde yönetme olanağına sahip olması açısından bakıldığında "istikrar ilkesi" veya "yönetilebilirlik ilkesi" de denilebilir. Ancak bu, ülkede taraftar bulan başka siyasal akımların parlamentoya yansıması demek değildir henüz. Oysa buna da olanak vermek, olabildiğince bunu da gerçekleştirmek zorunluğu vardır. İşte burada seçim isteminin ikinci bir işlevi ortaya çıkar: Bu, temsilde adaleti sağlamaktır. Seçim sisteminin bu işlevine "adalet ilkesi" denir.

            Böylece iyi bir seçim sisteminin fayda ya da istikrar ve adalet ilkelerini her ülkenin kendi koşullarına uygun bir denge içinde bir araya getirmesi beklenir. Aslında zıt yönlerde işleyen bu iki ilke, değişik seçim sistemlerinde değişik ölçülerde bir araya getirilmiştir. Eğer bu iki ilkeden birini ön plana çıkaracak olursanız, diğeri arka plana itilmiş olur. Örneğin istikrar ilkesini ön planda tutarsanız, adalet ilkesi arka planda kalır. Eğer adalet ilkesine önem verirseniz, yani bütün partilerin, bütün siyasal görüşlerin parlamentoda veya ilgili meclislerde temsiline önem verirseniz, o zaman istikrar arka planda kalabilir.

        II. SEÇİM SİSTEMLERİ

            Çeşitli seçim sistemlerini iki büyük grupta toplayabiliriz. Seçim sistemleri, çoğunluk ilkesine dayalı seçim sistemleri ve nispî ya da orantılı temsil sistemleri olmak üzere iki büyük gruba ayrılır. Bu grupların her birinin kendi içinde de birtakım alt ayırımlar  vardır.

            A _ Çoğunluk Sistemleri

            1.    Çoğunluk Sistemlerinin
                  İşleyişi ve Türleri

            Önce çoğunluk sistemlerini ele alalım. (Bundan sonraki açıklamalarımızda basitlik sağlamak ve zamandan kazanmak için parlamento seçimleri göz önünde bulundurulmakla birlikte; bu açıklamalar, belediye meclisi, il genel meclisi gibi diğer kurul-organların seçimleri için de geçerlidir.)

            Çoğunluk sistemleri, milletvekillerinin ya birer milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde seçilmelerine, ya da birden çok milletvekilinin aynı çevreden seçilmelerine göre, "tek adlı" veya "çok adlı seçim sistemleri" olmak üzere ikiye ayrılır. Bizde genellikle yaygın terimlerle bu sistemlere "dar bölgeli" ya da "geniş bölgeli seçim sistemleri" de denilmektedir. Ayrıca geniş bölgeli seçim sisteminde seçmene bir liste sunulduğu için; bu sistem, "liste usulü çoğunluk sistemi" olarak da adlandırılabilir. Bizde 1960 yılına kadar uygulanan seçim sistemi, iller itibariyle liste usulü çoğunluk sistemi idi.

            Tek adlı çoğunluk ya da dar bölge sisteminin beşiği,İngiltere'dir. Bu sistemde, seçimler her seçim çevresinden bir milletvekili seçilecek biçimde düzenlenir. Yani parlamento kaç milletvekilinden oluşuyorsa ülke, o kadar seçim çevresine bölünmüştür. Örneğin Avam Kamarası 635 milletvekilinden oluşuyorsa, İngiltere 635 seçim çevresine ayrılmış demektir. Bu seçim sisteminde oyların çoğunluğunu kazanan aday, seçilmiş olur. Bunun için nitelikli bir oy çoğunluğu, örneğin salt çoğunluk ya da üçte iki çoğunluk gibi bir çoğunluk aranmaz. Bir seçim çevresinde kullanılan oyların dağılımına göre örneğin % 35 veya % 25, hatta daha az oranda oy alan aday dahi, _ o çevrede yarışan bütün adaylar arasında en çok oyu almak kaydıyla_  milletvekili seçilebilir. Buna "basit çoğunluk" veya "nispî çoğunluk" diyoruz. Bu sistemde seçimler, tek turda tamamlanır. Yani seçmen, bir defa sandık başına gider, oyunu kullanır ve en çok oyu alan aday, seçilmiş olur. Ancak bu sistem, her zaman tatmin edici sonuçlar vermez. Gerçi İngiliz demokrasisi böyle işliyor, ama orada da zaman zaman şikâyet sesleri yükselmektedir.

            Bazı ülkeler ise, basit çoğunluğu yeterli görmemiş ve seçilen milletvekilinin en az belirli bir oranda seçmen desteğine sahip olmasını gerekli saymışlardır. Örneğin eğer birinci turda hiçbir aday, % 50'nin üstünde bir çoğunluk elde edememişse; ikinci bir tura gidilmesi ve ikinci turda en çok oy alacak adayın parlamentoya gelmesi kabul edilmiştir. Böylece karşımıza iki turlu seçim sistemi çıkmaktadır.

            Demek ki çoğunluk sistemi, seçimin kaç turda yapılacağına göre tek turlu veya iki turlu olarak ikiye ayrılmaktadır. İki turlu seçim sisteminin beşiği, Fransa'dır.

            Bunun yanında aynı amacı başka bir biçimde, fakat tek turda gerçekleştiren "alternatif oy sistemi" vardır. Çoğunluk sistemlerinin bu türü, Avustralya'da uygulanmaktadır.

          2. Genel Olarak Çoğunluk Sistemlerinin
               Etkileri, Yararları ve Sakıncaları

            Her seçim sisteminin siyasal yapılanmayı etkileyen birtakım sonuçları vardır. Bunlar, bazı yönlerden yararlı, bazı yönlerden sakıncalı sonuçlardır. Öyle ki seçim sistemlerinden hiçbirinin tek başına her yönüyle yararlı ya da her yönüyle sakıncalı sonuçları yoktur. Hepsinin kendine göre yararlı ve kendine göre sakıncalı yönleri vardır. Bu sistemler arasında bir seçim yapmak da, tamamıyla bir siyasal tercih sorunudur. Önemli olan, ülkenin belli bir dönemdeki durumuna ve koşullarına uygun bir seçim sistemi bulmaktır.

            Çoğunluk sistemlerinin yararları, genel olarak şöyle özetlenebilir:

            Tek turlu çoğunluk sistemleri, uzun vadede genellikle ülke yönetiminin sürekli olarak iki parti arasında el değiştirdiği bir iki partili siyasal yapılanmayı getirir. Sistemin beşiği olan İngiltere'de ve aynı sistemin uygulandığı ABD'de durum böyledir. Nitekim bu hafta içinde, 8 Kasım 1994 günü ABD'de yapılan Kongre seçimleri de bunu göstermiştir. Temsilciler Meclisi'ndeki Demokrat çoğunluk, yerini Cumhuriyetçi çoğunluğu bırakmıştır.

            Tek turlu çoğunluk sistemlerinde bir partinin tek başına parlamento çoğunluğunu sağlaması daha kolaydır. Bu, hükümetlerin kurulmasını ve devamını sağlamakta önemli bir rol oynar. Böylece, tek turlu çoğunluk sistemleri, istikrarlı hükümetlerin çıkmasına elverişlidir.  Zaten bu sistemlerde fayda veya istikrar ilkesi ön plandadır. Tek turlu çoğunluk sistemlerinde genellikle koalisyonlara gerek kalmayacağı için; seçimi kazanan parti, kendi  programını tam olarak uygulamak olanağını bulabilecektir. Dolayısıyla icraatının sorumluluğu da tamamıyla kendisine ait olacaktır.

            İki turlu çoğunluk sistemi ise, _nispî temsil sistemleri gibi_ çok partili bir yapılanmaya elverişlidir. Ancak çok  partililik, ikinci turun sonucu olduğu için; siyasal partiler, birbirlerine bağımlı durumdadırlar. Oysa tek turlu çoğunluk sistemleri ile nispî temsil sistemlerinde siyasal partiler arasında böyle bir bağımlılık yoktur. Demek ki iki turlu seçim sisteminin bir sonucu olarak, çok partili bir yapılanma içinde birbirine bağımlı partiler ortaya çıkmaktadır. Zaten bu sistemde seçimlerden önce genellikle partiler arasında ittifaklar kurulmakta ve bu ittifaklar içinde seçimlere gidilmektedir.  Bu, seçimlerden sonra bir koalisyon hükümeti içinde birlikte çalışmayı kolaylaştırabilecek bir özelliktir.

            Çoğunluk sistemlerinin sakıncalı yönleri ise, şöyle özetlenebilir:
Çoğunluk sistemleri, seçimlerde son derece adaletsiz sonuçlar verebilir. Bazı siyasal düşünce ve görüşler, parlamentoda temsil edilme olanağı bulamazlar. Üstelik seçimde çoğunluk elde edilmesi de, her zaman garanti edilmiş sayılamaz. Bazen çoğunluk sistemine rağmen, bir çoğunluk ortaya çıkmayabilir. (Bunun örneklerini daha sonra göreceğiz.) Özellikle iki turlu seçimden sonra da koalisyon hükümetleri kurulması zorunluğu doğabilir. Gerçekten iki turlu çoğunluk sistemi, mutlaka istikrar getirmez; mutlaka bir partinin tek başına hükümet kurmasına elverişli bir çoğunluk sağlamaya yeterli değildir. Bu, iki turlu çoğunluk sistemiyle nispî temsil sistemlerinin ortak özelliği olarak belirir.

        3. Tek Veya İki Turlu Seçim Sistemleri

            a) Yeni Sistem Arayışları

            Biliyorsunuz, Türkiye'de özellikle son zamanlarda, mevcut seçim sisteminin yetersizliği ve hemen hemen hiç kimseyi tatmin etmemesi nedeniyle çeşitli seçim sistemleri önerilmektedir. Bunlar arasında son zamanlarda en çok yankı bırakanı, iki turlu seçim sistemidir. İki turlu seçim sistemi, şimdiye değin _bir istisna dışında_ yalnız çoğunluk sistemleriyle birlikte uygulanmıştır. Gerçekten bu sistem, _Fransa'da 1885 yılında yapılan genel seçimde listeli iki turlu çoğunluk sisteminin uygulanması dışında_ daima dar bölgeli ya da tek adlı çoğunluk sistemiyle birlikte uygulanagelmiştir. Fakat bizde iki turlu seçim sistemi önerenler arasında ilk turda listeli salt çoğunluk, ikinci turda nispî temsil ya da her iki turda nispî temsil isteyenler de vardır. O önerilere girmeksizin, uygulamada yerleşmiş biçimiyle dar bölgeli ya da tek adlı iki turlu seçim sistemini ele almak uygun olacaktır.

            b) Tek Adlı Çoğunluk (Dar Bölge) Sistemi
            1o Sistemin İşleyişi

            Ancak bunun için önce bu kavramın içerdiği ilk unsuru, yani dar bölgeli seçim sistemini açıklamak gerekir. Öyleyse önce tek adlı çoğunluk ya da dar bölge sistemini tanıyalım.

            Daha önce de söylediğim gibi, bu seçim sistemi, tek turda tamamlanır ve oyların en çoğunu alan aday, seçimi kazanmış olur. Her seçim çevresinde tek milletvekili seçilir. Bu sistem son derece basittir. Daha sonra nispî temsil sistemlerinde göreceğiz: Nispîliği bulabilmek için belirli bir aritmetik çaba göstermek gerekecektir. Oysa burada en çok oy alan aday, seçilmiş olur. İngilizlerin bir deyişiyle "First-past-the post", yani "En çok oyu alan aday, sandalyeyi kazanır".

            Bu sistemin uygulandığı başlıca ülkeler, sistemin beşiği olan İngiltere'den başka İngiliz Milletler Topluluğu'na dahil bazı ülkeler ve ABD'dir.  Ayrıca nispî temsil sistemiyle birlikte karma olarak uygulandığı bazı ülkeler de vardır: Almanya'da Federal Meclis'in yarısı, İtalya'da geçen yıl yapılan değişikliklerden sonra her iki meclisin 3/4'ü ya da % 75'i, bu sisteme göre seçilir. Rusya Federasyonu'nda _Almanya'dan biraz farklı bir biçimde olmakla birlikte_ Devlet Dumasının yarısı, yine bu sisteme göre seçilir. Bağımsız Devletler Topluluğu'na dahil bazı ülkelerde de durum böyledir.

            2o Sistemin Yararları
            Bu sistemin basitliği yanında, başlıca yararları şöyle sıralanabilir: Seçmen ve seçilen, seçmen ve milletvekili ilişkilerinde yakınlık vardır. Seçmen, seçtiği adayı tanır. Seçilen, seçim çevresini ve seçmenlerini tanır, onların sorunlarını bilir. Seçim çevreleri küçük olduğu için seçim kampanyaları, adaylar için oldukça rahattır.

            Öteden beri Türkiye için bu sistemi önerenler vardır. İki turlu seçim sisteminden önce de bu sistemi önerenler vardı, şimdi de önerenler var. Onların bu sistemden bekledikleri yarar, _biraz önce söylediğimiz yararları yanında_  parlamentoda hükümet kurmaya elverişli çoğunlukların oluşmasını kolaylaştırmak, böylece istikrarı sağlamaktır.

            3o Sistemin Sakıncaları
            Acaba bu beklentiler gerçekleşebilir mi? Konuyu çeşitli açılardan inceleyelim ve bu sistemin yararlı yönleri yanında sakıncalı yönlerini birlikte görelim.

            Önce sistemin sosyo-politik sakıncaları üzerinde durmak istiyorum. Bir defa, sistemin en büyük yararı, yani seçmen-seçilen yakınlığı, önemli bir sakıncaya dönüşebilir. Çünkü bu yakınlık nedeniyle iş takipçiliği artar. Parlamenterler, yerel sorunları, hatta seçmenlerin kişisel sorunlarını takip etmek zorunda kalırlar. Parlamentoda yerel sorunlar, ülke sorunlarının önüne geçer. Parlamenterler üzerinde yerel baskı ve etkiler artar. Bölgeci eğilimler doğabilir. Sistem, yerel nüfuz sahibi adayların seçilmesine veya seçim sonuçlarını etkilemesine elverişlidir. Özellikle mezhep veya etnik grup ayrılıklarında destek bulan kişi veya aileler için _literatürde kullanılan deyimlerle_ "seçim kaleleri", "seçim arpalıkları", "seçim hanedanları" oluşabilir. Babadan oğula, kocadan karıya geçen parlamenterlikler ortaya çıkabilir. Seçim kampanyaları, belirli görüş ve programların yarışması yerine kişilik yıpratma mücadelesine, âdeta düelloya dönüşür. Buna literatürde "gladyatörler savaşı" derler. Adaylar, oy toplamak için _bazı İngiliz filmlerinde ya da bizde muhtarlık seçimlerinde gördüğünüz gibi_ kapı kapı dolaşmak zorunda kalırlar. Seçimi kazananlar, kendi güçlerine dayanarak seçildikleri inancında oldukları ölçüde parti disiplini zayıflayabilir. Parlamentoda kaygan çoğunluklar oluşabilir. Bu, istikrar ilkesiyle bağdaşmaz.

            Dar bölge ya da tek adlı çoğunluk sisteminin Türkiye'de uygulanması durumunda hızlı nüfus artışı ve sağlıksız kentleşmeden doğan çok önemli bir sakıncaya değinmek isterim. Seçim çevreleri arasında, nüfus veya seçmen sayısı bakımından denkliği belirli bir ölçüde sağlayabilmek için hemen hemen her seçimden önce seçim çevreleri sınırlarının yeniden belirlenmesi gerekecektir. Bu, idarî bakımdan büyük güçlükler yaratır. Parlamento, il genel meclisi veya belediye meclisleri için ayrı ayrı seçim çevreleri de ihdas edilecek olursa, idarî kargaşa büsbütün artar. Seçim çevrelerinin sık sık değişmesi, belirli bir adaya veya belirli bir partiye avantaj sağlamak için seçim çevreleri sınırlarının yapay bir biçimde belirlendiği iddialarının ortaya atılmasına elverişli bir zemin doğurur; _literatürde kullanılan terimle_ gerrymandering tartışmalarını gündeme getirir.

            Burada şu noktaya da değinmek gerekir: Bildiğiniz gibi, son yıllarda Türkiye'de il sayısı, giderek çoğalmaya başlamıştır. İl sayısı,  şu anda 76'dır; yakında 100 olması hedefleniyor. Bu mini il akımının her zaman gerçek idarî zorunluluklarla açıklanması olanağı yoktur. Ama bu mini illeşme sonucunda Türkiye'de _ henüz "dar bölge" olmasa bile_ fiilen "daraltılmış bölge" sistemine doğru bir yönelme vardır. Böylece, iller itibariyle daraltılmış bölge, daraltılmış seçim çevresi sistemine geçildiği söylenebilir.

            Acaba tek adlı çoğunluk ya da dar bölge sistemi, teknik bakımdan istenen sonuçları verebilir mi? Bu soruyu cevaplandırabilmek için sistemin tekno-politik yetersizlik ve sakıncalarına değinmek gerekir. Bir çoğunluk sistemi türü olarak bu sistem, son derece adaletsiz sonuçlar verebilir. İktidar ve muhalefet partilerinin aldıkları oylarla kazandıkları sandalyeler arasında oluşan oransızlık, "Küp Yasası" (Cube Law) denilen bir sosyolojik kanunla ifade edilir. Bu kanuna göre, eğer partilere verilen oyların birbirine oranı, A:B ise; kazanılan sandalyelerin birbirine oranı, A3:B3  olmak eğilimindedir. Örneğin bir parti % 60, diğer parti % 40 oy almış ise; bunların birbirine oranı, 60:40 = 3:2'dir. Bu sayıların küplerini aldığınız zaman 3'ün küpü 27, 2'nin küpü 8 eder; yani kazanılan sandalyelerin birbirine oranı, 27:8 olur. İşte tek adlı çoğunluk sisteminde böyle bir temsil adaletsizliği ortaya çıkabilir.

            Fakat adaletsiz sonuçlarına rağmen, bu sistemin her zaman çoğunluk sağlayabilmesi de kesin değildir. Bazen bir-iki sandalyelik bir üstünlük, iktidarı belirler. Örneğin Ekim 1974'te İngiltere'de İşçi Partisi, ancak 1 sandalye farkıyla 319 milletvekili ile seçimi kazanmıştır. (Avam Kamarası'nın salt çoğunluğu 318 idi.) İkinci Dünya Savaşı sonrasında sürekli olarak küçük partilere prim veren bir nispî temsil sistemi olan Imperiali sistemini uygulayan İtalya, geçen yıl Seçim Kanunu'nu değiştirmiş ve -biraz önce de söylediğim gibi_ her iki mecliste üyelerin % 75'inin dar bölge sistemiyle seçilmesini kabul etmiştir. Bu değişiklikten beklenen, istikrardı. Ancak bildiğiniz gibi, İtalya'da bu yıl bizim yerel genel seçimlerle aynı günde, yani 27 Mart 1994 günü yapılan parlamento seçimlerinde hiçbir parti çoğunluk kazanamamış ve Başbakan Berlusconi, iki aya yaklaşan uzun pazarlıklar sonucunda bir koalisyon hükümeti kurabilmiştir.

            Dar bölge sistemi, seçim çevrelerinin eşit seçmen sayılarıyla oluşturulamaması yüzünden, bazen oy ve sandalye sayılarında ters orantılı sonuçlar da verebilir. Sistemin iyi işlemesi için seçim çevrelerinin nüfus veya seçmen sayıları itibariyle olabildiğince eşit büyüklükte olması gerekir.  Örneğin her seçim çevresinin artı veya eksi % 10 farkla aynı büyüklükte olması gerekir. Ama seçim çevrelerinin sınırlarını çizerken mülkî sınırlar, tarihî nedenler, coğrafî bağlantılar, ulaşım olanakları gibi çeşitli faktörleri de dikkate almak zorundasınız. Dolayısıyla seçim çevreleri arasında her zaman eşit büyüklük, eşit seçmen sayısı sağlamanız olanaksızdır. O nedenle bazen  partilere verilen oylar ile kazanılan milletvekili sayıları arasında bir ters orantı ortaya çıkmaktadır. Buna örnek olarak İngiltere'de Ekim 1951'de yapılan genel seçimde İşçi Partisi'nin % 48.8 oranında oy almasına rağmen, Avam Kamarası'nda ancak 295 sandalye kazanabildiğini; buna karşılık Muhafazakâr Parti'nin % 48 oy almasına rağmen, 321 sandalye kazandığını, Liberal Parti ve diğer partilerin % 3.2 oranında oy almalarına rağmen 19 milletvekili kazandıklarını hatırlatalım. Böylece İşçi Partisi'nden daha az oranda oy alan Muhafazakâr Parti, 321 sandalye ile Avam Kamarası'nda çoğunluğu kazanmıştır.

            İngiltere'de Şubat 1974'te yapılan genel seçimde ise bunun tersi olmuş; Muhafazakâr Parti, % 38.5 oy almasına rağmen Avam Kamarası'nda ancak 296 sandalye kazanabilmiş; buna karşılık İşçi Partisi, % 37.5 oranında oy almasına rağmen, 301 sandalye kazanarak bir azınlık hükümeti kurmuştur. Liberal Parti ve diğer partiler ise % 24 oyla 38 sandalye kazanmışlardır. Fakat bu azınlık hükümeti, fazla uzun ömürlü olmamış ve aynı yıl içinde ikinci bir genel seçim yapma zorunluğu doğmuştur. Ekim 1974'te yapılan erken genel seçimde İşçi Partisi, 319 milletvekili ile, yani 1 sandalye farkıyla iktidar olmuştur.

            c) İki Turlu Çoğunluk Sistemi
            1o Sistemin İşleyişi

            Tek turlu dar bölge ya da tek adlı çoğunluk sistemini gördükten sonra artık onun bazı sakıncalarını gidermek üzere Fransa'da geliştirilen seçim sistemine geçebiliriz. Bu, iki turlu çoğunluk sistemidir. Bu sistem _sadece bir defa 1885 yılında listeli olarak yapılan genel seçim dışında_  hep dar bölgeli ya da tek adlı olarak uygulanmıştır. O nedenle sistemi bu çerçeve içinde anlatmaya çalışacağım.

            Bu sisteme göre, Fransa'da ilk turda kullanılan oyların salt çoğunluğunu alan aday, _bu miktar, aynı zamanda kayıtlı seçmen sayısının dörtte birinden az olmamak kaydıyla_ seçilmiş olur. Fransa'da oy kullanma zorunluğu olmadığı için, ilk turda salt çoğunluktan başka en az dörtte bir oranında kayıtlı seçmen oyunun alınması koşulu da aranmaktadır. İlk turda bu yetersayıya ulaşamamakla birlikte, kullanılan oyların en az % 12.5'unu alan adaylar, bir hafta sonra yapılacak ikinci tura kalırlar; buna "balotaj" denir. Bizde iki turlu seçim sistemi önerenlerce genellikle en çok oy alan iki adayın ikinci tura kalmasından söz edilmektedir. Oysa sistemin beşiği olan Fransa'da % 12.5'u aşan bütün adaylar, bugünkü uygulamada ikinci tura kalırlar. Üçüncü Cumhuriyet döneminde böyle bir katılma barajı dahi yoktu. En çok oy alan iki adayın katılması ise, hiçbir adayın % 12.5'u tutturamaması durumunda söz konusudur. Eğer sadece bir aday yüzde 12.5 oy almış, diğerleri alamamışsa; onunla birlikte en çok oy alan ikinci  aday da, ikinci tura kalır. Fakat ikinci turda artık salt çoğunluk aranmaz; oyların nispî çoğunluğunu alan aday, kazanmış olur. Böylece ikinci turda salt çoğunluk değilse bile, ona yaklaşan bir oran tutturulabilir. Bunu sağlamak için de -Fransa'da yaygın bir deyişle -"İlk turda seçim, ikinci turda eleme yapılır".

            Bu sistemin uygulandığı ülkeler, beşiği olan Fransa'dan başka Cezayir, Ukrayna gibi Bağımsız Devletler Topluluğu'na dahil bazı ülkeler, bazı eski Doğu Bloku ülkeleridir. Ayrıca İtalya'da belediye başkanları seçimlerinde bu sistem uygulanmaktadır.

            2o Sistemin Yararları
            İki turlu seçim sisteminin yararlarına gelince; her şeyden önce dar bölge sistemi için söz konusu olan seçmen-seçilen yakınlığı gibi yararları burada da vardır.  Onlara  ek  olarak, şu yararlarını da belirtmek gerekir:

            Her şeyden önce seçilenlerin % 50'yi aşan veya ona yaklaşan bir oy çoğunluğuna dayanması, örneğin milletvekillerine bu oranda bir seçmen desteği verilmesi, onlar için önemli bir güçtür. Fakat ikinci tura en çok oy alan iki aday katılmadıkça % 50'ye yaklaşmak zorlaşabilir. Başka bir deyişle, ikinci turda ikiden çok aday  yarıştığı takdirde yüzde 50'ye yakın bir oy alma olasılığı azalır.

            Daha çok seçmen bakımından söz konusu olan bir fayda şudur: İlk turda gönlüne göre, hangi partiye veya adaya sempatisi varsa ona göre oy kullanan seçmen, ikinci turda kendi düşüncesine yakın bulduğu adaylar arasında akılcı bir tercih yapar. İşte bu anlamda "İlk turda seçim, ikinci turda eleme yapılır" denir. Öte yandan bu sistemde birbirine yakın düşünce ve görüşleri savunan,  benzer  programlara sahip olan partiler arasında seçimden önce işbirliği ortamı doğar. Zaten sistem, parilerarası ittifaklarla yürür. Bu, seçimden sonra da ortak hükümet kurulmasını kolaylaştırabilir.

            Türkiye için bu sistemi önerenlerin bekledikleri yararlar şunlardır: Dar bölge sisteminden beklenenler ve sistemin kendi yararları yanında sağda ve solda bütünleşmeyi sağlamak, bu arada seçimlerde düzen karşıtı radikal (köktenci) sağ ve sol partileri elemek.

            3o Sistemin Sakıncaları
            İki turlu çoğunluk sisteminin sakıncalarına gelince; konuya sistemin sosyo-politik, hatta ahlakî sakıncalarıyla başlayabiliriz. Dar bölge sisteminin daha önce değindiğimiz sakıncalarına ek olarak _ki onların hepsi, burada da geçerlidir_ şunları söyleyebiliriz:

            Bu sistemde ikinci turu temelde partilerarası anlaşma ve pazarlıklar belirler. Partiler, zayıf oldukları yerlerde ittifak yaptıkları partileri destekler; güçlü oldukları yerlerde o partilerden destek alırlar. Partili seçmenler, ikinci turda kendi partilerinin tavsiyeleri ya da anlaşmaları doğrultusunda oy kullanırlar. Sadece kararsız seçmenler, "yüzen oylar" dediğimiz seçmenler, ikinci tur için yeni bir değerlendirme yaparlar. Bunların oylarının genellikle birinci turdaki oranlara yakın bir dağılım içinde ikinci tura katılan adaylar veya partiler arasında dağılacağı söylenebilir. Böylece sağda ve solda bazı partiler, ikinci tura katılabilecek; bazıları ise katılamayacaktır. Ama onların seçmenleri, yine sağda ve solda başka bir partiye oy vermek zorunda kalacaklardır.

            Özellikle yalnız iki partinin katıldığı bir ikinci tur, sağda ve solda ikili bir kutuplaşmaya, "bipolarisation" denilen olaya yol açabilir. Böylece ikinci tur, iki kutup arasında bir düelloya dönüşebilir.

            İkinci tur, olağan dışı bazı uygulamaları getirebilir. Merkez  sağ veya soldaki partiler, ikinci turda aşırı sağ veya solun oylarını almak için onlara ödün vermeye yönelebilirler. Bazı partiler, yakın rakiplerinin kazanmaması için karşı tarafı desteklemeye bile yönelebilirler.

            Olağanüstü ittifaklar gündeme gelebilir. İkinci turda radikal partilerin elenmesi de kesin değildir. Eğer böyle bir parti yeterli seçmen tabanına sahipse, daha birinci turda bile öne çıkabilir. Nitekim Cezayir'de 1991'de yapılan genel seçimde İslamî Selâmet Cephesi'nin kazandığı daha birinci turda belli olmuştur.

            Ahlakî yönden de bu sisteme yöneltilen bazı eleştiriler vardır. İkinci tura ikiden çok aday katıldığı zaman, pazarlıklar sonucu diğer adaylar lehine çekilmeler, feragatlar olur. Fransa'da bazı adayların çekilmeyi en yüksek fiyatı önerenlere sattıkları görülmüştür. Her durumda bu pazarlıklarda ahlakî bakımdan hoş görülemeyecek olaylar yaşanabilir.

            Acaba iki turlu çoğunluk sistemi teknik bakımdan beklenenleri verebilir mi? Bu soruyu cevaplandırabilmek için de sistemin tekno-politik sakıncalarına değinmek gerekir: Bir çoğunluk sistemi türü olarak bu sistem de, adaletsiz sonuçlar verebilir. Örneğin Fransa'da 1993 seçimlerinde ilk turda % 40 dolayında oy alan merkez sağ ittifak, yani bugünkü Baladur Hükümetinin dayandığı ittifak, Millî Meclis'te sandalyelerin % 85'ini kazanmıştır. Bu, % 45 oranında bir aşkın temsil demektir. Bizde iller itibariyle liste usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı yıllarda bile bu ölçüde bir aşkın temsil görülmemiştir. Demek ki iki turlu seçim sistemi, _ilk kez 18. Louis'nin 1815 seçiminden sonra kullandığı bir deyimle_ "chambres introuvables" (aramakla bulunamayacak meclisler) oluşturmaya elverişlidir.  Takdir edeceğiniz gibi bu söz, sistemin getirdiği çoğunluğun iktidar için nasıl bir kolaylık olduğunu ifade etmek için söylenmiştir.

            Bu sistemde bazen birinci ve ikinci turlarda ters sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 1978'de Fransa'da birinci turda sol partiler bloku 13.900.000 oy, yani oyların yüzde 51.15'ini aldığı  halde; sağ partiler bloku 13.280.000 oy, yani yüzde 48.85 oy almıştı. Buna karşılık ikini turda sol blok ancak 200, sağ blok 291 sandalye kazanmıştır.

            Tek turlu çoğunluk sisteminden farklı olarak iki turlu çoğunluk sistemi, parti sayısını azaltmaz. Partiler, seçim ittifakları ve ikinci tur pazarlıklarıyla varlıklarını sürdürürler. Fakat bu sistemde partiler, birbirlerine bağımlı duruma gelirler. Üstelik her zaman bir tek parti hükümeti kurulmasına elverişli bir çoğunluk sağlanması da kesin değildir. Zaten bu sistemin yürümesi de, çoğu zaman koalisyon hükümetlerinde birlikte çalışabilmeye bağlıdır. Ülkenin siyasal yapısı partilerarası uzlaşmalara yatkın olmadıkça, bu sistemden beklenen yarar ortaya çıkmaz. Dolayısıyla bu sistemde de her zaman istikrar gerçekleşmez. Örneğin Fransa'da ikinci tura katılma barajı olmayan Üçüncü Cumhuriyet'te 70 yılda 104 hükümet kurulmuştur. Her hükümetin ortalama görev süresi, 7 ay 3 haftadır. Beşinci Cumhuriyet'te katılma barajlı olarak, yani % 12.5 barajlı olarak iki turlu seçim sistemiyle yapılan 9 genel seçimden 5'inde hiçbir parti, tek başına hükümet kurabilecek bir parlamento çoğunluğu elde edememiştir. Demek ki iki turlu seçim sistemi de istikrar ilkesiyle bağdaşmayan sonuçlar verebilmektedir. İki turlu seçim sisteminin sonuçları nispî temsil sistemlerinin sonuçlarına benzemektedir.

            İki turlu seçim sistemi, hem seçim sürecini uzatmakta, hem seçim maliyetini artırmaktadır. Her şeyden önce, ülkede bir  ya da _bazı ülkelerde olduğu gibi_ iki veya üç hafta boyunca partiler veya adaylar arasında sıkı pazarlıklarla geçen yoğun bir seçim atmosferi yaşanacaktır. Türkiye'de bir haftanın yeterli olmayacağını, en az iki, hatta üç hafta gerekeceğini düşünebiliriz. Böylece parlamentonun yeniden çalışmaya başlaması, giden hükümetin yerine yenisinin kurulması, büyük zaman kaybına neden olacaktır. Özellikle ilk turda gideceği belli olan bir hükümetin bu arada belki çok kritik bir dönemde iş başında kalması, son derece sakıncalı sonuçlar yaratabilir.

            İkinci olarak seçim maliyeti de, ihmal edilemeyecek bir faktördür. Gerek devlet, gerek siyasal partilerce yapılan seçim harcamaları, iki turlu seçim sisteminde yaklaşık iki kat artmaktadır. Bizde 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde sadece devlet bütçesinden ödenen giderlerin 1.5 trilyon lira civarında olduğu, üstelik sandık görevlilerinin bir bölümünün ücretlerinin hâlâ ödenmediği düşünülecek olursa, ikinci turun faturasının ne olacağı ve hangi sıkıntıları getireceği kolayca takdir edilebilir.

            Bu açıklamalarla bildirimin çoğunluk sistemleriyle ilgili bölümünü tamamlamış oluyorum. Şimdi nispî temsil sistemlerine geçebiliriz.

        B _ Nispî Temsil Sistemleri

            Nispî temsil veya orantılı temsil, siyasal partilerin güçleri oranında parlamentoda temsiline olanak veren bir sistemler grubunun ortak adıdır. Nispî temsil sistemlerinde adalet ilkesi ön plandadır. Fakat bu nispîlik veya orantılılığın nasıl gerçekleştirileceği, çeşitli matematik formüllerine konu olmuştur.

           1.  Genel Olarak Nispî Temsil Sistemlerinin
                Etkileri, Yararları ve Sakıncaları

            Onlara girmeden önce genel olarak nispî temsil sistemlerinin yararlarından söz etmek istiyorum. Nispî temsil, toplumdaki çeşitli siyasal görüşlerin, bunları savunan siyasal partilerin parlamentoda adil bir biçimde temsilini sağlar. Değişik görüşler, sistemin dışına itilmeksizin meşru zeminlerde temsil edilir. Böyle bir çoğulculuk, bir ulusal bütünleşmenin de yolu olabilir. Nitekim nispî temsil sistemi, 19. yüzyılda önce örneğin Belçika gibi farklı etnik grupların yaşadığı bazı Avrupa ülkelerinde bir ulusal bütünleşme politikasının aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

            Ancak nispî temsil sistemlerinin de çeşitli  sakıncaları vardır. Herşeyden önce nispî temsil, çeşitli görüşlere temsil edilme olanağı verdiği için, uzun vadede siyasal parti sayısının çoğalmasına yol açar; mevcut partilerin bölünmesini kolaylaştırır. Böylece nispî temsilin uzun vadeli siyasal sonucu, çok partili bir siyasal yapılanmanın ortaya çıkmasıdır. Bu partiler, birbirlerinden bağımsız olarak hareket ederler. Nispî temsil sistemleri, daima tek turda ve çok adlı olarak, yani liste usulü ile uygulanır. Seçim tek turda tamamlandığı için partiler, birbirinden bağımsız olarak hareket etmek durumundadırlar.

            Nispî temsil, oyların çok sayıda parti arasında dağılması sonucunda parlamentoda istikrarlı bir çoğunluğun oluşmasını, dolayısıyla buna dayalı istikrarlı bir hükümet kurulmasını zorlaştırır. Sık sık yaşanan hükümet krizleri, ülke gündemindedir. Çoğu zaman koalisyon hükümetlerinin kurulması zorunluğu doğar. Ancak koalisyon hükümetlerinde her zaman uyumlu bir çalışma ortamı sağlanamaz. Hiçbir parti, programını tam olarak uygulamak olanağını bulamaz ve bir başarısızlık durumunda da hiçbir parti, sorumluluğun tamamıyla kendisine ait olduğunu kabul etmez. İstikrarsız hükümetler,  ülkenin siyasal ve ekonomik bunalımlara sürüklenmesine ve anarşik bir ortamın  doğmasına yol açabilir. Hatta bazı siyasal bilimciler, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde nispî seçim sistemlerinin sonucu olan istikrarsız ortamda faşizm ve nasyonal sosyalizmin yeşerdiğini iddia ederler.

            Nispî temsilde aday listelerindeki sıra, bireysel olarak adayların kazanması bakımından önemli olduğundan adaylıkta ön sıralarda yer alabilmek için çeşitli tertipler yapılabilir.

            Fakat ekleyelim ki, nispî temsilin bu gibi sakıncalarını önlemek için düzeltici bazı önlemler alınmış, bazı formüller geliştirilmiştir. Bu arada temelde nispî temsil ilkesine dayanmakla birlikte, istikrar ve adalet ilkeleri arasında yeni bir denge arayan bazı sistemler önerilmiştir. Böylece nispî temsil sisteminin olumlu yönlerinden yararlanmak, olumsuz sonuçlarından kaçınmak istenmiştir. Bu amaçla bazı ülkeler, çoğunluk ve nispî temsil sistemlerini belirli ölçülerde bir arada uygulamaya başlamışlardır. Böylece karma sistemlerle birlikte veya tek başına uygulanan yaygın bir önlem de, parlamentoya ülke genelinde veya seçim çevrelerinden üye gönderebilmek için asgarî bir oranda veya miktarda oy almak, yani belirli bir barajı aşmak zorunluğunun konmasıdır.

           2. Nispî Temsil Sistemlerinde
               Nispîliğin Hesaplanması

            Bütün bunları açıklayabilmek, özellikle nispîliğin ne tür aritmetik işlemlerle hesaplandığını gösterebilmek için bazı nispî temsil sistemlerinden örnekler vermek isterim.

            a) Ön Bilgiler (Veriler)
           Bu örneklerde veri olarak şu rakamları alalım:
 

Ön Bilgiler (Veriler)
Partiler Oy Sayısı Oy Oranı
A 76.000 %38
B 52.000 %26
C 36.000 %18
D 22.000 %11
E 14.000 %7
TOPLAM 200.000 %100
Milletvekili Sayısı :9
Çevre Seçim Sayısı : 200.000 : 9 = 22.222

            200.000 geçerli oyun kullanıldığı bir seçim çevresinde partiler arasında oyların bu rakamlar ve oranlarla dağıldığını kabul edelim. Burada nispîliği hesaplamak bulmak için yapılacak ilk işlem, bu seçim çevresinde kullanılan toplam geçerli oy sayısını oradan çıkacak milletvekili sayasına bölmektir. Elde edilecek pay, çevre seçim sayısıdır.  Çevre seçim sayısı olarak örnekteki 200.000 oy, 9'a bölündüğünde 22.222 bulunur.  Bu, bazen çevre barajı olarak da kullanılabilmektedir. Eğer böyle bir baraj konursa, bu seçim çevresinde sandalye dağılımına katılabilmek için asgarî bu miktarda oy almak zorunluğu vardır.

            b) En Yüksek Bakiye  ve
               En Yüksek Ortalama Sistemleri

            Fakat çevre seçim sayısı, sandalye dağılımındaki nispîliği verecek orantıyı bulmak için yeterli değildir. Çünkü bu ilk bölmeden sonra ikinci bir işlem daha yapmak gerekiyor: Her partinin aldığı oy toplamı içinde çevre seçim sayısı kaç kere vardır? Milletvekili sayıları, her parti için ayrı ayrı yapılacak bölme işlemleri ile belirlenecektir.

            Örnek olarak sırasıyla en yüksek bakiye ve en yüksek ortalama sistemlerini inceleyelim.
 

En Yüksek Bakiye Sistemi
ÖRNEK 1.1
  A(%38)
76.000
B(%26)
52.000
 
SEÇİM SAYISINA GÖRE 76.000:22.222=3(1,2,3)
--------
-66.666=22.222*3
52.00:22.000=2(4,5)
--------
-44.444=22.222*2
 
Bakiye 9.334 7.556  
  C(%18) D(%11) E(%7)
  36.000 22.000 14.000
SEÇİM SAYISINA GÖRE 36.000:22.222=1(6)
-22.222=22.2
----------________
22.000<22.222
         -
_______
14.000<22.00
-
-----
Bakiye 13.776(9) 22.000(7) 14.000(8)

Örnek 1.2
Sandalye  Dağılımı

A B C D E Toplam
3 2 2 1 1 9

            Her partinin aldığı oy toplamını çevre seçim sayısına böldüğümüzde, 76.000'de 22.222 sayısı 3 kere olduğu için A partisinin  3 milletvekilliği kazandığını; fakat geride 9.334 artık oy kaldığını görürüz. Aynı biçimde B partisi, 2 milletvekilliği, yani 4 ve 5. milletvekilliklerini kazanmıştır ve 7.556 artık oyu vardır. C partisi, 1 milletvekilliği, yani 6. milletvekilliğini kazanmış ve 13.776 artık oyu kalmıştır. D partisi, henüz hiçbir milletvekili çıkaramamıştır; aldığı 22.000 oy, çevre sayısı 22.222'den küçük olduğu için bölme işlemi  hiç yapılamamıştır. E partisi de, 14.000 oyu ile hiçbir sandalye kazanamamıştır.

            Dikkat edilirse, çevre seçim sayısına bölme işlemleriyle sadece 6. milletvekilliğine kadar gelinmiştir. Henüz 3 milletvekilliği açıktır. Kalan 3 milletvekilliği nasıl bölüştürülecek? Bunun için iki sistem ortaya çıkmıştır.

            Birincisi, en yüksek bakiye sistemi. Bu sistemde her partinin artık oylarının büyüklük sırasına göre boş sandalyeler doldurulur. Burada en büyük artık oy, D partisinin 22.000 oyudur. En yüksek bakiye denmesinin nedeni bu. Dolayısıyla 7. milletvekilliği, D partisine gider. Ondan sonra 14.000 oyla E partisi, 8. sandalyeyi; C partisi ise 13.776 artık oyla 9. sandalyeyi kazanır. Görüldüğü gibi bu sistem, küçük partilerin parlamentoda temsiline elverişli bir sistemdir.

            Fakat burada başka bir yöntem de izlenebilir. Bu yöntem, en yüksek ortalama sistemidir.
 

En Yüksek Ortalama Sistemi
ÖRNEK 2.1
A (% 38)

76.000

B (% 26)

52.000

Seçim Sayısına Göre 76.000 : 22.222 = 3(1,2,3) 52.000 : 22.222 = 2 (4,5)
Ortakama 76.000 :3+1=19.000(8) 52.000 :2+1=17.333
C (% 18)

36.000

D (% 11)

22.000

E (% 7)

14.000

Seçim Sayısına
Göre

Ortalama

36.000 : 22.222 = 1 (6)

36.000 : 1+1 = 18.000(9)

22.000<22.222

22.000 : 0+1 = 22.000 (7)

14.000<22.222

14.000 : 0+1= 14.000

ÖRNEK 2.2
Sandalye Dağılımı

A B C D E TOPLAM
En Yüksek Ortalama Sistemi 4 2 2 1  - 9
En Yüksek Bakiye Sistemi 3 2 2 1 1 9
Fark +1 0 0 0 -1

            Her partinin aldığı toplam oyun çevre seçim sayısına bölünmesi suretiyle örnekteki ilk 6 milletvekilliğinin ilgili partilere tahsisi için yapılan işlemler burada da tamamıyla aynı olduğu için o işlemleri tekrar anlatmaya gerek yok. Fakat bu kez kalan 3 milletvekilliğinin partilere tahsisi için her partinin kazanmış olduğu toplam oy, o partinin ilk bölüştürmede aldığı sandalye sayısına 1 eklenmek suretiyle elde edilecek sayı ile bölünür ve böylece en yüksek ortalamalar bulunur. Örneğin A partisi ilk  bölüştürmede  3 sandalye kazandığı için, buna 1 eklediğimizde 4 olur; 76.000'i 4'e böldüğümüzde 19.000 çıkar. B partisi, 2 sandalye kazanmıştı; buna 1 eklediğimizde 3 eder. 52.000'i 3'e böldüğümüzde 17.333 çıkar. C partisi, 1 sandalye kazanmıştı, 1 eklediğimizde 2 eder. 36.000'i 2'ye böldüğümüzde 18.000 çıkar. D partisi, ilk işlemde hiçbir sandalye kazanamamıştı; 0+1=1, o nedenle 22.000'i 1'e bölüyoruz.  Bulacağımız pay, bölünenin kendisidir. E partisi için de durum aynıdır;  aldığı toplam oyu 1'e böldüğümüzde 14.000 çıkar.

            Şimdi burada en büyük ortalama hangisidir? 6 sandalyeyi daha önce paylaştırmıştık. 7. sandalye, en yüksek ortalama 22.000'nin sahibi D partisine; 8. sandalye, ikinci en yüksek ortalama 19.000'in sahibi A partisine; 9. sandalye, üçüncü en yüksek ortalama 18.000'in sahibi C partisine gider. Buna karşılık B partisi, en yüksek ortalama sıralamasından herhangi bir ek sandalye alamıyor. E partisi ise, hiçbir milletvekilliği kazanamıyor. Görüldüğü gibi, seçim çevresinde en küçük parti, parlamentoya temsilci gönderemeyecektir. Demek ki bu sistem, küçük partilerin parlamentoda temsil edilme şansını azaltan bir sistemdir. Gerçekten en yüksek ortalama sistemi, _en yüksek bakiye sisteminin tersine _ belirli bir ölçüde büyük partiler yararına işleyen bir sistemdir.

            c) Klasik d'Hondt Sistemi

            En yüksek ortalama sistemiyle aynı sonuçları veren, fakat bu karmaşık işlemlere gerek bırakmayan çok basit bir bölme yöntemi vardır. Bu yöntem d'Hondt sistemidir. Bu yöntemi bulan Victor d'Hondt, Belçikalı bir hukukçu ve matematikçi idi. Gerek d'Hondt sisteminde, gerek bundan sonra anlatacağım sistemlerde önemli olan, bir nispîlik veya orantılılık dizisi kurabilmek için bir büyüklük sıralaması elde etmektir.
  

Klasik d'Hondt Sistemi
ÖRNEK 3.1
Bölen A (% 38) B ( % 26) C (% 18) D (% 11) E (% 7)
1 76.000 (1) 52.000 (2) 36.000 (4) 22.000 (7) 14.0002
2 38.000 (3) 26.000 (5) 18.000 (9) 11.000 7.400
3 25.333 (6) 17.333 12.000 7.333 4.666
4 19.000 (8) 13.000 9.000 5.500 3.500
5 15.200 10.400 7.200 4.400 2.800

ÖRNEK 3.2
Sandalye Dağılımı

A
B
C
D
E
Toplam
4
2
2
1
-
9
            Bu sistemde her  partinin aldığı oy, sırasıyla 1'e, 2'ye 3'e, 4'e ... bölünür ve bir seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bu işleme devam edilir. Elde edilen paylar, parti farkı gözetilmeksizin, büyükten küçüğe doğru sıralanır. Tabloda her  parti için ayrı ayrı hesaplanan payların büyüklük sırasına göre, sandalyelerin dağılım sırası gösterilmiştir.

            Örnekteki payların büyüklük sırası, 1) 76.000, 2) 52.000, 3) 38.000, 4) 36.000, 5) 26.000, 6) 25.333, 7) 22.000, 8) 19.000, 9) 18.000 olduğu için; 1, 3, 6 ve 8. sandalyeler, ilgili payların sahibi A partisine; aynı biçimde 2 ve 5. sandalyeler, B partisine; 4 ve 9. sandalyeler, C partisine;  7. sandalye, D partisine gider. Bu işlemde sonuncu sandalyeyi gösteren, örnekte 9. sandalyeyi veren pay, "ortak bölen" olarak adlandırılır.  Gerçekten her partinin aldığı oyu bu ortak bölenle böldüğünüz zaman, onun kazandığı milletvekili sayısı da çıkmış olur. Örneğin A  partisinin oy toplamı  76.000'i 18.000'e bölerseniz, bu partinin 4 sandalye kazandığını görürsünüz. Bu, bir çeşit hesap sağlama işlemidir. Aynı işlemi bütün partiler için yaptığımız zaman  A 4, B 2, C 2, D 1 olarak sıralanır. E partisi ise, herhangi bir sandalye kazanamıyor. Böylece d'Hondt sistemi, en yüksek ortalama sistemiyle tamamıyla aynı sonuçları veren bir sistem niteliğindedir.

            d) Klasik Sainte-Laguë Sistemi

            Fakat bu sistemin küçük partiler için elverişli olmadığını ve onlar aleyhine bir adaletsizlik yarattığını düşünenler, küçük partileri koruyan, ama yine d'Hondt sisemindeki basit hesap tekniğinden yararlanan bir yöntem önermişlerdir. Bu, Sainte-Laguë sistemidir.
 

Klasik Sainte-Laguë Sistemi
ÖRNEK 4.1
Bölen A (% 38) B ( % 26) C (% 18) D (% 11) E (% 7)
1 76.000 (1) 52.000 (2) 36.000 (3) 22.000 (5) 14.000 (8)
3 25.333 (4) 17.333 (6) 12.000 (9) 7.333 4.666
5 15.200 (7) 10.400 7.200 4.400 2.800
7 10.857 7.428 5.142 3.412 2.000

ÖRNEK 4.2
Sandalye Dağılımı

A B C D E Toplam
Sainte- Laguë Sistemi 3 2 2 1 1 9
d'Hondt Sistemi 4
-----------------
2
----------------
2
----------------
1
----------------
1
--
9
Fark -1 0 0 0 +1

            Sainte-Laguë sisteminde partilerin aldıkları oylar, sadece tek sayılı bölenlerle, yani 1, 3, 5, 7..... ile bölünür. Bir sayıyı daha büyük sayılarla böldüğünüz zaman elde edeceğiniz paylar daha küçük olacağı için, küçük partilerin bu payları yakalama şansı daha fazladır. Bu düşünceye dayanan Sainte-Laguë  sisteminde bölme işlemlerinin yapılması ve elde edilen payların büyüklük sırasına göre sandalyelerin partiler arasında dağıtılması, tıpkı d'Hondt sisteminde olduğu gibidir.

            Örnekteki işlemler, buna göre yapıldığında sandalye dağılımı şöyle sıralanır: A 3, B 2, C 2, D 1, E 1. Dikkat edilirse bu sistem, en yüksek bakiye sistemi ile aynı sonuçları verebilmektedir. Burada da seçim çevresindeki bütün partiler, parlamentoda temsil edilmektedir. Örnekte büyük partinin 1 sandalyesi, küçük partiye kaymıştır.

            e) Sainte-Laguë Sistemi (İskandinav Versiyonu)

            Sainte-Laguë sistemi, İskandinav ülkelerinde uygulanmaktadır. Ancak İskandinav ülkeleri, bu sistemin aynen uygulanmasının çok küçük, marjinal  partilerin de parlamentoya girmesine ve bu durumun bir istikrarsızlık unsuru olmasına yol açabileceği kaygısıyla ilk böleni 1.4 olarak tespit etmişlerdir.  Böylece Sainte-Laguë sisteminin İskandinav versiyonunda bölenler, 1.4, 3, 5, 7, 9..... olarak sıralanır.
 

Sainte-Laguë Sistemi (İskandinav Versiyonu)
ÖRNEK 5.1
Bölen A (% 38) B ( % 26) C (% 18) D (% 11) E (% 7)
(76.000) (52.000) (36.000) (22.000) (14.000)
1.4 54.285 (1) 37.142 (2) 25.714 (3) 15.714 (6) 10.000 (8)
3 25.333 (4) 17.333 (5) 12.000 (9) 7.333 4.666
5 15.200 (7) 10.400 7.200 4.400 2.800
7 10.857 (9) 7.428 5.142 3.142 2.000
9 8.444 5.777 4.000 2.444 1.555

ÖRNEK 5.2
Sandalye Dağılımı

A B C D E Toplam
Sainte-Laguë Sistemi
(İskandinav Versiyonu)
4 2 2 1   - 9
Klasik Sainte- Laguë

Sistemi

3
---------------------------
2
---------------------------
2
-------------------------
1
-------------------------
1
--------------
9
Fark +1 0 0 0 -1

            Hatta Danimarka'da bazı sandalyelerin dağılımında Saint-Laguë  sistemi,  az nüfuslu seçim çevrelerine  parlamentoda daha fazla temsil olanağı sağlamak amacıyla 3'er aralı olarak, yani 1, 4, 7, 10.... biçiminde uygulanmaktadır.

            Örnek tabloya baktığınız zaman Sainte-Laguë sisteminin İskandinav versiyonunda yine d'Hondt sistemine benzer bir sonuç ortaya çıktığını görürsünüz. Gerçekten burada da sandalye dağılımı, A 4, B 2, C 2, D 1 biçimindedir. Küçük partinin sandalyesi, tekrar  büyük partiye geçmiş  ve E partisi, hiçbir milletvekili çıkaramamıştır. Ama bu, her zaman d'Hondt sistemi ile Sainte-Laguë sistemi İskandinav versiyonunun aynı sonuçları vereceği anlamına gelmez. Nitekim milletvekilliklerinin tahsis sırası her iki örnekte değişmektedir. Sainte-Laguë sistemi, İskandinav versiyonuyla dahi küçük partiler yararına sonuçlar verebilmektedir.

            f) Yeni Formüller

            Sainte-Laguë sistemi, özellikle İskandinav versiyonu, seçim sonuçlarını siyasal partilerin aldıkları oyları d'Hondt sistemi gibi birer aralı bir aritmetik diziyle bölmek suretiyle hesaplamanın bir matematik zorunluk ya da doğal bir zorunluk olmadığını açıkça göstermektedir. Kullanılan aritmetik dizi, tamamıyla bir siyasal tercih işidir. İşte bu düşünceden hareket ederek, Türkiye'de istikrarsız hükümetlerin birbirini izlediği, güvenoyu alamamış hükümetlerin aylarca işbaşında kaldığı 1970'li yıllarda ülkemiz koşullarına daha uygun, istikrar ilkesini biraz daha vurgulayan bir seçim sistemi bulmak amacıyla yaptığım araştırmalar sonucunda beş formül önermiştim. İlk kez 1976 yılında Kanun-i Esasî'nin 100. Yılı Sempozyumu'nda açıkladığım ve daha sonra "Türk sistemi" olarak adlandırılan bu formüllerden ikisini tanıtmak istiyorum.

            1o "1.5'la Başlayan Yarımşar Aralı
            Aritmetik Dizi ile Bölme"

            Bunlardan birincisi olan "1.5'la başlayan yarımşar aralı aritmetik dizi ile bölme" formülünde bir bakıma Sainte-Laguë sisteminde yapılanın tersi yapılmaktadır. Orada bölenlerin arası açılarak küçük partiler primlendirilirken, burada bölenlerin arası daraltılmak ve başlangıçta da 1.5 gibi bir seçim eşiği yükseltmesi yapmak suretiyle büyük partiler için daha avantajlı bir sonuç elde edilmektedir.
 

Türk SistemiI
(1.5'la Başlayan Yarımşar Aralı
Aritmetik Dizi ile Bölme)
ÖRNEK 6.1
Bölen A (% 38) B ( % 26) C (% 18) D (% 11) E (% 7)
(76.000) (52.000) (36.000) (22.000) (14.000)
1.5 50.666 (1) 34.666 (3) 24.000 (7) 14.666 9.333
2 38.000 (2) 26.000 (5) 18.000 11.000 7.000
2.5 30.400 (4) 20.800 (9) 14.400 8.800 5.600
3 25.333 (6) 17.333 12.000 7.333 4.666
3.5 21.714 (8) 14.857 10.285 6.285 4.000
4 19.000 13.000 9.000 5.500 3.500

ÖRNEK 6.2
Sandalye Dağılımı

 
B
C
D
TOPLAM
Türk Sistemi (Bölme)
5
3
1
-
-
9
d'Hondt Sistemi
4
-----------------------
2
-------------------
2
------------------
1
------------------
-
----
9
Fark
+1
+1
-1
-1
-

            Böylece partilerin aldıkları oylar, sırasıyla 1.5, 2, 2.5, 3, 3.5.... veya _isterseniz_  15, 20, 25, 30, 35.... ile bölünür. Her iki durumda da sonuç değişmez. Matematikte bir sayıyı daha küçük sayılarla böldüğünüzde elde edilecek paylar, daha büyük olacağı için; küçük  partilerin bunlara ulaşması biraz zorlaşacaktır. Fakat elde edilen payların büyükten küçüğe doğru sıralanması ve milletvekilliklerinin partilere tahsisi, yine d'Hondt sisteminde olduğu gibidir. Bu formüle göre örnekteki sandalye dağılımına baktığınız zaman A partisinin 5, B partisinin 3, C partisinin 1 sandalye kazandığını görürsünüz. C ve D partilerinin d'Hondt sistemindeki 1'er sandalyesi, bu formülde A ve B partilerine geçmiştir. Demek ki bu formül, sadece iktidar partisine değil, aynı zamanda ana muhalefet partisine de önemli bir destek sağlamaktadır. Başka bir deyişle bu formül,  bir yandan bir tek parti hükümeti kurulmasına elverişli bir parlamento çoğunluğu yaratılması, öbür yandan onun karşısında güçlü bir  muhalefet  bulunması olanağını getirmektedir.

            Eğer 1977 milletvekili genel seçiminde bu formül uygulanmış olsaydı;  AP 202,  CHP 227, MHP 4, MSP 15, Bağımsızlar 2 sandalye kazanır; böylece CHP, tek başına iktidar olabilirdi. (Hatırlanacağı üzere o seçimde AP 189, CHP 213, CGP 3, DP 1, MHP 16, MSP 24, Bağımsızlar 4 sandalye kazanmıştı.)

            Bu formül, 1982 Anayasası hazırlanırken Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk  Fakültelerinden ilgili öğretim üyelerinin oluşturduğu bir Anayasa Komisyonu tarafından "Türkiye koşullarına en uygun formül" olarak nitelenmiş; ayrıca Danışma Meclisi'nde yeni Milletvekili Seçimi Kanunu ile ilgili hazırlık çalışmaları sırasında bazı Anayasa Komisyonu üyelerince  d'Hondt sistemi yerine "Türk  sistemi" adıyla önerilmişti.

            2o "Azalan Tam Sayılı Aritmetik
             Dizi ile Çarpma"

            İkinci formül, bir çarpma yöntemidir. Partilerin aldıkları oyları 1, 2, 3, 4, 5.... ile böleceğimize, aynı aritmetik diziyle çarpabiliriz de. Fakat sonunda büyük çarpımlardan yola çıkarak bir sıralama yapacağımız için, partilerin aldıkları oyları ilgili seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısından, örnekte 9'dan başlayarak 8, 7, 6, 5, 4, .... biçiminde azalan bir aritmetik diziyle çarpıyoruz. O nedenle bu formül, yapılan işlem bakımından "Azalan tam sayılı aritmetik dizi ile çarpma" adını taşımaktadır.
 

Türk Sistemi II
(Azalan Tam Sayılı Aritmetik Dizi İle Çarpma)
ÖRNEK 7.1
Çarpan A (% 38) B ( % 26) C (% 18) D (% 11) E (% 7)
9 684.000 (1) 468.000 (4) 324.000 (9) 198.000 126.000
8 608.000 (2) 416.000 (6) 288.000 176.000 112.000
7 532.000 (3) 364.000 (8) 252.000 154.000 98.000
6 456.000 (5) 312.000 216.000 132.000 84.000
5 380.000 (7) 260.000 180.000 110.000 70.000
304.000 208.000 144.000 88.000 56.000
(1 76.000 52.000 36.000 22.000 14.000)

ÖRNEK 7.2
Sandalye Dağılımı

B  C  D  E Toplam
Türk Sistemi (Çarpma) 5 3 1 - - 9
d'Hondt Sistemi 4
-----------------
2
------------------
2
-----------------
1
------------------
-
-----
9
Fark +1 +1 -1 -1 -

            Elde edilen çarpımların büyükten küçüğe doğru sıralanması ve milletvekilliklerinin partilere tahsisi, burada da d'Hondt sisteminde olduğu gibidir. Örnekteki sandalye dağılımı, "1.5'la başlayan yarımşar aralı aritmetik dizi ile bölme" formülüne benzer sonuçlar vermektedir. Ancak çarpma formülü, seçim çevreleri genişlediği ölçüde büyük partilere daha çok prim veren, dolayısıyla aynı ölçüde küçük partilerin aleyhine işleyen bir sistem olmak eğilimindedir. Matematikte büyük çarpanlarla yapılan çarpma işlemlerinden daha büyük çarpımlar elde edildiği için, küçük partilerin bunları yakalaması zorlaşmaktadır. "1.5'la başlayan yarımşar aritmetik dizi ile bölme" formülü ile karşılaştırılırsa, çarpma formülünde tahsis sırasında büyük partilerin sandalyeye daha erken kavuştukları görülür.

            Eğer 1977 milletvekili genel seçiminde "Azalan tam sayılı aritmetik dizi ile çarpma" formülü uygulanmış olsaydı;  AP 202, CHP 232, MHP 2, MSP 12, Bağımsızlar 2 sandalye kazanır; böylece CHP, daha rahat bir çoğunlukla iktidar olabilirdi.

            g) Diğer Nispî Temsil Sistemleri
            1o Genel Olarak

            Nispî temsil sistemleri, sadece şimdiye kadar anlattıklarımızdan ibaret değil. Örneğin halen Almanya'da uygulanan Hare-Niemayer, İsviçre'de uygulanan Hagenbach-Bischof, yakın zamanara kadar İtalya'da uygulanan Imperiali sistemlerinden söz etmedik. Ancak bunların hepsini anlatmaya bu bildiri için ayrılan zaman yetmez. Fakat şimdiye kadar anlattıklarımız bile, nispîlik derecesinin tercih edilen sisteme göre değişebileceği konusunda bir fikir verebilir.

            Öte yandan _daha önce de değindiğimiz gibi _çoğunluk sistemleriyle nispî temsil sistemlerinin olumlu yönlerini bir araya getirmek isteyen karma sistemler de vardır. Almanya, İtalya, Rusya Federasyonu, hatta _biraz sonra değineceğimiz gibi _Türkiye'de belirli ölçülerde karma sistemler uygulanmaktadır.

            2o Barajlı Sistemler

            Nispî temsil sistemleriyle birlikte uygulanan yaygın bir usul de, bir baraj koymaktır. Baraj, ülke genelinde belli bir oranda oy alma zorunluğunun konması biçiminde olabileceği gibi, onunla birlikte veya ondan bağımsız olarak, seçim çevreleri itibariyle yerel  bir barajın konması biçiminde de olabilir. Nitekim Türkiye'de 1961 yılında Kurucu Meclis'in d'Hondt sistemiyle birlikte kabul ettiği Milletvekili Seçimi Kanunu'nda basit seçim sayılı çevre barajı vardı. Baraj olarak bir seçim çevresinde toplam geçerli oyların o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilen çevre sayısı kullanıldığı için buna "basit seçim sayılı çevre barajı" denilmektedir. Hatırlanacağı üzere daha önce verdiğimiz örnekte bu sayı, 22.222 idi. En az bu miktarda oy alamayan partiler için bu sayı, bir baraj oluşturur ve o partiler, ilgili seçim çevresinden milletvekili çıkaramaz.

            Bu baraj, 1965'te kaldırıldı ve millî bakiye sistemine geçildi; ondan sonra 1968'de d'Hondt sistemiyle birlikte yeniden kondu. Fakat Anayasa Mahkemesi, "engelli  seçim düzeninin" demokratik seçim ilkelerine aykırı olduğu, seçme ve seçilme hakkını zedelediği gerekçesiyle bunu iptal etti. Böylece Türkiye'de 1980'e kadar barajsız d'Hondt sistemi uygulandı.

       C _ Türkiye'de Yürürlükteki Seçim Sistemi

            Çeşitli türleriyle nispî temsil sistemi, Türkiye'de 1960 öncesinin iller itibarıyle liste usulü çoğunluk sistemine bir tepki niteliğindedir.

            12 Eylül 1980 yönetiminin Danışma Meclisi ise, 1961 Anayasası döneminde yapılan 5 milletvekili seçiminden ancak 2'sinde bir tek parti hükümeti çıkması, 3'ünde ise böyle bir olanağın bulunamaması  ve bunun sonucunda o dönemde çeşitli  hükümet bunalımları yaşanması olgularına, istikrarsız koalisyon hükümetleri veya güvenoyu alamayan hükümetler uygulamalarına bir tepki olarak, d'Hondt  sistemi yanında ülke genelinde % 10 baraj, ayrıca her seçim çevresinde de seçim çevresi barajı koymuştur. % 10 baraj, aslında dünyada başka ülkelerde pek rastlanmayan yüksek oranda bir barajdır. Genellikle kullanılan ülke barajları, Almanya gibi bazı Avrupa devletlerinde % 5, hatta İsveç'te % 4'tür. Oysa Türkiye'de bugün hem % 10 genel baraj, hem % 50'ye  kadar çıkabilen çevre barajları var.

            Bu arada Danışma Meclisi'nin kabul ettiği basit seçim sayılı çevre barajı, sonraki yıllarda biraz daha yükseltilmiştir. Konunun başka bir yönü de var: D'Hondt usulü nispî temsil sisteminde seçim çevrelerini küçülttüğünüz zaman bu, küçük partilerin aleyhine işler. Çünkü, o çevrelerde değerlendirilemeyen artık oylar, genellikle küçük partilere aittir. Danışma Meclisi'nde ortalama ideal seçim çevresi büyüklüğü, 7 milletvekili olarak kabul edilmiş ve daha fazla milletvekili çıkaracak iller, birden çok seçim çevresine bölünmüştü. Daha sonraki iktidarlar, 7'yi 6'ya indirmek suretiyle, seçim çevrelerini biraz daha daraltmışlardır. Fakat bununla da yetinilmemiş; 6 milletvekili çıkaracak bir seçim çevresinde baraj olarak kullanılacak çevre seçim sayısını bulmak için normal olarak o çevredeki toplam geçerli oyların 6 ile bölünmesi gerekirken, dünya seçim teknolojisi literatürüne geçecek bir buluşla, 1 eksiğiyle bölme yöntemi getirilmiştir. Bu, bölme işleminin 5 ile yapılması demektir. Böylece bir yandan seçim çevreleri küçültülmüş, öbür yandan baraj, en büyük çevrede dahi % 20'ye çıkmıştır. Eğer bölme işlemi, 6 ile yapılsaydı; en düşük baraj,  _yüzde oranıyla_ % 16.66 olacaktı. Oysa bugün en düşük çevre barajı, 6 ve 5 milletvekili çıkaran çevrelerde % 20'dir. 4 milletvekili çıkaran çevrede % 25 olan yerel baraj, 3 milletvekili çıkaran çevrede % 33.33; 2 milletvekili çıkaran çevrede ise % 50'dir.

            Kayda değer ki, 1991 yılında yapılan milletvekili genel seçimi ile  4 Aralık 1994 günü yapılacak milletekili ara seçimi için yerel baraj konusunda yüzde oranlı özel hükümler konmuştur. Bunların ayrıntılarına girmeye burada gerek yok.

            Tabiî, seçim çevrelerinin daraltılması ve çevre barajlarının yükseltilmesi de, istikrar ilkesi uğruna yapılan işlemler olarak sunulmuştur. Fakat bunlarla da yetinilmemiş ve "kontenjan milletvekilliği" olarak adlandırılan bir yöntem getirilmiştir. Buna göre, 6  ve daha fazla milletvekili çıkaracak illerin 4, 5 ve 6 milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde 1'er milletvekilinin "kontenjan adayı" olarak seçilmesi öngörülmüştür. Kontenjan adayları, nispî temsil listelerinin dışında yazılmakta ve ilgili çevrede  hangi parti çoğunluk kazanmışsa, o parti kontenjan adayının milletvekili seçildiği kabul edilmektedir. Bu yöntemle birlikte Türkiye'de bugün artık bir karma seçim sistemi uygulandığını söyleyebiliriz. Çünkü "kontenjan milletvekili", gerçekte tek adlı çoğunluk sistemine göre seçilmektedir. Başka bir deyişle, Türkiye'deki uygulamasıyla "kontenjan milletvekilliği", bir dar bölge seçim sistemidir. 450 milletvekilinin yaklaşık onda biri ya da  % 10'u böyle, geri kalan onda dokuzu ya da % 90'ı nispî temsil sistemine, ama _görüldüğü gibi_ bir hayli yozlaştırılmış bir nispî temsil sistemine göre seçilmektedir.

        III. NE YAPMALI?

            Vaktiyle bu sistemin geliştirilmesine önemli katkıda bulunan partiler de dahil, _öğleden sonra dinleyeceğimiz gibi_ bugün artık hiçbir parti, yürürlükteki seçim sisteminden memnun değil.  Sistem, artık hiçbir partinin beklentilerine cevap veremiyor. Her  partinin birtakım yeni düşünceleri  ve önerileri var. Türkiye bu durumda ne yapmalı?

        A _ İki Turlu Seçim Sistemi Önerisi

            Önce iki turlu seçim sistemi konusundaki düşüncelerimi arz edeyim. Türkiye'de çok turlu seçim, şimdiye kadar, 1961 Anayasası'ndan itibaren sadece Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde uygulanmıştır. 1961 Anayasası'nda herhangi bir üst sınır olmaksızın, 1972 Anayasası'nda ise en çok 4 turda bitecek biçimde düzenlenen bir çok turlu seçim sistemi vardır. Doğrudan doğruya Anayasa'da düzenlenen bu sistem dışında, Türkiye'de seçimler, şimdiye kadar hep tek turlu olarak yapılmıştır.

            Fakat 27 Mart 1994 yerel genel seçimlerinde birçok belediye başkanının % 50'nin altında, hatta % 20 dolayında oyla seçilmesi, öteden beri bazı kimselerce savunulan iki turlu seçim sisteminin tekrar gündeme getirilmesine ve bunun üzerinde ısrar edilmesine yol açmıştır.

            Konuyu ikili bir ayrım içinde ele almakta yarar var. Her şeyden önce, Türkiye'de zaten çoğunluk sistemine göre seçilen kişi-organ konumundaki belediye başkanları ile büyükşehir belediye başkanlarının, hatta belki muhtarların iki turlu olarak seçilmesi düşünülebilir. Böylece seçilenlerin arkasına olabildiğince güçlü bir destek, % 50'ye yakın veya yüzde 50'yi aşan bir destek verilmiş olur. Aslında % 20 dolayında oyla belediye başkanı seçilmek, nispî temsil sisteminin bir kusuru değil, tek turlu çoğunluk sisteminin bir kusurudur. Onu sistemin kendi içinde düzeltmiş oluruz.

            Buna karşılık kurul-organ niteliğindeki meclisler, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi ile il genel meclisleri ve belediye meclisleri için iki turlu seçim sistemine geçecek olursak; bu, Türkiye'nin şimdiye kadar seçim sistemleri konusunda edindiği tecrübeleri bir yana iterek çok  köklü bir sistem değişikliği, bir temel tercih değişikliği yapması anlamına gelecektir. O nedenle bunun çok iyi düşünülmesinde, daha önce işaret ettiğimiz bütün fayda ve sakıncalarının göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.

         B _ Çözüm Yolu: Yeni Bir Nispî
              Temsil Sistemi

            Aslında Türkiye, İkinci Dünya Savaşı ertesinde çok partili siyasal hayata geçtiğinden bu yana 50 yıllık bir seçim sistemleri deneyim birikimine sahip bir ülkedir. Bu süre içinde liste usulü çoğunluk sistemi ile nispî temsil sistemlerinin çeşitli varyasyonları denendi, uygulandı; hepsinin yararlı ve sakıncalı yönleri görüldü.

            Sık sık sistem değiştirmek yerine, mevcut sistemin sakıncalı yönlerini düzeltmek, doğal gelişmeye daha uygundur. O nedenle çözümü Türkiye'nin şimdiye kadarki  tarihî gelişim çizgisinde aramak daha doğru olur. Ayrıca konuyu belirli bir dönemin kısa vadeli siyasal hesapları yerine, uzun vadeli bir perspektif içinde ele almak gerekir. Bu tür kısa vadeli hesapların her zaman bekleneni vermediği de bilinmektedir. Burada örneğin 1965'te millî bakiye sisteminin uygulanmasına rağmen, Adalet Partisi'nin çok açık bir çoğunlukla seçimi kazandığını hatırlamak yerinde olacaktır.

            Seçim sistemi, ülke yönetiminde meşruiyetin temeli, yetkinin kaynağı olduğu için, üzerinde olabildiğince geniş bir siyasal uzlaşma (konsensüs) bulunması gerekir. Oyunun kuralları hakkında yarışmaya katılanlar arasında olabildiğince geniş bir mutabakat olması gerekir. Türkiye'de fayda (istikrar, yönetilebilirlik) ve adalet (adil temsil) ilkeleri arasında demokratik ölçülere ve ülke koşullarına uygun bir denge bulmak gerekir. İşte bunu sağlayacak bir seçim sistemine ihtiyaç vardır.

            Nitekim Doğru Yol Partisi-Sosyaldemokrat Halkçı Parti Koalisyon Protokolü'nde bu noktanın vurgulandığını görüyoruz. Koalisyon Protokolü'ne göre, "... Siyasî Partilerin geniş bir mutabakatı ile bu Kanunların [Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarının] yeni baştan ele alınarak ve adaletli bir temsil ile siyasal istikrarı demokratik ölçülere uygun bir denge içinde birlikte sağlayacak düzenlemeler yapılacak ve böylelikle siyasal rejim kalıcı bir çözüme kavuşacaktır."

            Bu dönemde hazırlanan ve TBMM Anayasa Komisyonu'ndan geçen, fakat henüz Genel Kurulda görüşülemeyen Anayasa değişikliği önerisine göre de, Anayasa'nın 67. maddesine şöyle bir fıkra eklenecektir: "Seçim sistemi, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak bir biçimde düzenlenir."

            Kısacası, Türkiye'de fayda ve adil temsil ilkelerini ülke koşullarına uygun yeni bir sentez içinde bir araya getirecek bir sisteme ihtiyaç var. Böyle bir sistemin çoğunluk sistemi olamayacağı açıktır.

            Günümüzün çoğulcu demokrasilerinde % 50 çoğunluk, artık ulaşılması güç bir orandır. O nedenle ülke genelinde % 40-45 dolayında oy alacak bir partiye tek başına hükümet kurma olanağı sağlayacak ve onun karşısında da güçlü bir muhalefete yer verecek yeni bir nispî temsil sistemine ihtiyaç vardır.

            Sayın Seyfi Oktay'ın Bakanlığı döneminde Adalet Bakanlığı'nca oluşturulan ve raportörlüğünü benim yaptığım bir Uzmanlar Komisyonu, bu amaçları gerçekleştirecek bir Seçim ve Siyasî Partiler Kanunları Değişiklik Tasarısı hazırlayarak 13 Mayıs 1993 günü Bakanlık Makamına sunmuştur. Bu Tasarı, Türk seçim ve siyasal partiler hukunun çeşitli sorunlarına yeni çözümler getiren ve 33 madde ile 4 geçici maddeden oluşan ayrıntılı bir refom taslağı niteliği taşımaktadır. Tasarı'da "Türk sistemi" olarak adlandırılabilecek iki yöntem, "Azalan tam sayılı aritmetik dizi ile çarpma" ve "1.5'la başlayan aritmetik dizi ile bölme" yöntemleri alternatif sistemler olarak siyasal iktidarın ve Meclis'in takdirine sunulmuştur. Ancak daha sonraki siyasal gelişmeler içinde bu Tasarı'nın Hükümet ve Meclis'e intikal ettirilemediği anlaşılmaktadır. Aslında Tasarı'nın henüz ufukta seçim olmayan bir zamanda Hükümet ve Meclis'e intikal ettirilmesi, sağlıklı bir tartışma içinde isabetli sonuçlara varılması bakımından daha uygun olurdu. Bu yapılamadığına göre, Adalet Bakanlığı'nın şimdi Tasarı'yı ve ayrıntılı Gerekçe'sini en azından uzmanlarca hazırlanmış bir bilimsel çalışma olarak  yayımlaması ve tartışmaya açması son derece yararlı olacaktır.

            Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.