ÖNSÖZ
Su,
diğer doğal kaynaklardan farklı olarak, yaşamın ana unsurunu oluşturduğundan;
ekonomik değeri yanında, sosyal bir nitelik taşımakta ve bu özelliği ile
teknik verilerden soyutlanarak politik amaçlar için kullanılmaya çok uygun
bir ortam oluşturmaktadır. Belirtilen çerçevede değerlendirilme yapıldığında,
karmaşık bir ekonomik ve sosyal coğrafyaya sahip Ortadoğu'daki su sorunlarının
bir bölümünün, çeşitli politik amaçlarla, yapay olarak yaratılan sorunlar
olduğu görülmektedir. Gerçek ve yapay sorunları birbirinden ayırabilmek
için bölgede yer alan sular arasındaki hidropolitik ve teknik temel farklılıkları
ortaya koymak gerekmektedir.
Arap-İsrail
düşmanlığının yoğun şekilde yaşandığı Ürdün Nehri havzasındaki su kaynakları,
yeraltı suları ile birlikte Ürdün, Filistin ve İsrail'in ihtiyaçlarını
karşılamaktan uzaktır. Nil Nehri havzasında ise, sadece Mısır'ın haklarını
gözeten ve 20. yüzyıl başlarından itibaren Koloni yönetimlerinin çeşitli
etki ve girişimleri ile şekillenen 1959 Nil Anlaşması'nın doğurduğu sorunlar
bulunmaktadır. Buna karşılık, teknik veriler ve imkânlar gözönüne alındığında,
Fırat ve Dicle nehirleri Türkiye, Suriye ve Irak'ın ihtiyaçlarını karşılayacak
kapasiteye sahiptir. Ancak belirtilen temel farklılıklar dikkate alınmadan,
Ürdün ve Nil havzalarındaki sorunlarla bağlantı ve yapay benzerlikler kurularak,
Fırat ve Dicle nehirlerinin kullanımına ilişkin yanlış yorum ve yayınlar
yapılmaktadır. Türkiye dışında yayınlanan bazı kitap ve makalelerde yer
alan gerçek dışı iddiaların kanıtı olacak teknik veriler bulunmadığı için
bu veriler yerine Türkler'in "Araplar'ın petrolü çok, su yerine petrol
içsinler.." dediği iddia edilmekte ve belirtilen ifade uluslararası
toplantılara sunulan tebliğlere başlık olarak seçilmektedir. Bu misalleri
çoğaltmak mümkündür.
Su tutulma
aşamasında, Atatürk Barajı'ndan teknik nedenlerle bir ay süre ile su verilememesi,
Türkler'in kasıtlı bir davranışı olarak dünyaya yansıtılmıştır. Tamamına
yakını Türkiye topraklarında oluşan Fırat Nehri sularının yarısı Suriye
ve Irak'a verilmekte iken, bu hususu belirtmek yerine, Türkler'in "Arab
Sularına"(!) el koydukları iddia edilmiştir.
Ortadoğu'daki
su sorunlarına ilişkin olarak, yurtdışında yukarıda pek azı örneklenen
gerçek dışı haber ve bilgilerle dolu, çok sayıda kitap, dergi ve makale
yayınlanmaktadır. Türkiye'de ise, konuya ilişkin inceleme ve araştırmalar
bazı üniversitelerde yapılan toplantılarda sunulan bildiriler ve gazetelerde
yer alan makaleler ile sınırlı kalmakta, kapsamlı olarak konuyu inceleyen
bir yayın bulunmamaktadır.
Ortadoğu
su sorunları üzerinde uzun süre çalışmış bir kişi olarak, belirtilen boşluğu
doldurmak ve Türk Kamuoyuna bölgemizdeki su sorunları konusunda bilgi sunmak
için bu kitabı kaleme almak gereğini duydum.
Kitap
sadece teknik uzmanlara yönelik bir yayın olarak düşünülmemiş, toplumun
geniş bir bölümüne hitap etmek üzere hazırlanmıştır. Bu nedenle, rakamlarla
okuyucuyu sıkmamak için özel bir gayret gösterilmişse de, Ortadoğu'da politik
amaçlarla su kaynaklarına ilişkin sayılarla oynamak suretiyle, gerçeklerin
saptırılması sık sık başvurulan bir yöntem olduğundan, konuyu açıklayabilmek
için yer yer sayısal izahat vermek gereği doğmuştur. Ancak yorumlarla bu
güçlüğün aşılmasına çalışılmıştır.
Ortadoğu'daki
su problemlerinin gerçek boyutlarını saptayabilmek için, Birinci Dünya
Savaşı'ndan başlayarak, ekonomik ve askeri güç odaklarınca, bölge haritasının
nasıl çizildiğini öncelikle incelemek ve değerlendirmek gerekmektedir.
Bu nedenle Kitabın I.Bölümü'nde, su sorunlarına ilişkin gelişmelere ağırlık
verilerek, bugünkü Ortadoğu'nun oluşumu özetle ele alınmaktadır. Kitabın
II.Bölümü'nde bölgede yer alan Fırat, Dicle, Asi, Ürdün, Litani ve Nil
Nehirlerine yönelik genel teknik değerlendirmeler ile birlikte bu sulara
ilişkin politik yaklaşımlar (hydro-politics) irdelenmektedir. III.Bölüm'de
ise, özetle küresel su sorunları ele alınarak tüm dünya ülkelerinin 21.yüzyılda
karşılaşacağı sorunlar üzerinde durulmaktadır.
Kitabın
hazırlanışında, konu üzerinde kaleme alınmış çok sayıda yabancı yayın incelenmiş
ve söz konusu yayınlarda yer alan tek taraflı yorumlar ve çelişkiler vurgulanarak,
gerekli açıklamalar yapılmış ve gerçek dışı ithamlar cevaplandırılmıştır.
Uluslararası
ilişkileri ebedî dostluklar veya düşmanlıklar değil, ortak çıkarlar şekillendirmektedir.
Kitapta yer alan ve bazı ülkelerin Türkiye aleyhindeki görüş ve politikalarını
yansıtan ifadelerin, okuyucu tarafından belirtilen genel çerçevede değerlendirilmesi
gerekmektedir. Zaman içinde şartların değişebileceğini ve su sorunları
konusunda bir uzlaşma ortamı doğacağı inancını taşımaktayım.
Ancak
yaşadığımız coğrafyada, bugünkü karmaşık politik ortamın sonucu, Ülkemiz
uzun bir süre daha sınır aşan su sorunlarıyla birlikte olacaktır. Edindiğim
tecrübeleri Türk Kamuoyu'na ve gelecek kuşaklara aktarmak ve paylaşmak
isteğinin bir ürünü olan kitabımda, yapılan değerlendirmeler ve yorumların
çoğu kişisel tespitlerime dayanmaktadır. Değerlendirmelerimde mümkün olduğu
kadar tarafsız olmaya ve olayları somut veriler ile açıklamaya çaba harcadım.
Ülkemizi yakından ilgilendiren konuya ilişkin olarak tarafımdan gösterilen
objektif kalabilme niyet ve gayretinin aksine, uluslararası bazı yayınlar
Türkiye'ye karşı ön yargılı ve haksız eleştirilerle doludur.
Kitabımdaki
tespit ve yorumlarımla, uzun süredir tartışılan ve tartışılmaya da devam
edilecek konulara bir ölçüde açıklık getirebilirsem, büyük mutluluk duyacağım.
ÖZDEN BİLEN
25 Temmuz 1996
ANKARA
|