III.BÖLÜM
KÜRESEL SU SORUNLARI

        21.Yüzyılın Su Sorunları 
        Birçok ülke, özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde yer alanlar, önemli su sorunları ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Gelecek yıllar içinde bu sorunların daha da artacağı kesin olup, krizi doğuran değişik faktörler bulunmaktadır. Bunları üç ana grupta toplamak mümkündür. 

        Nüfus Artışı  
        Dünya nüfusu hızla artmaktadır. Yapılan tahminler, 1950 yılında 2.7 milyar olan nüfusun, iki misli artarak 1990 yılında 5.29 milyara ulaştığını, 2050 yıllarında ise 10.6 milyara çıkacağını göstermektedir. Bu nüfusun %87'si gelişmekte olan ülkelerde yaşayacaktır. Artan nüfus, çeşitli sektörlerdeki su kullanımlarını da büyük ölçüde etkileyecektir. Örneğin, 20. yüzyılı incelediğimizde çağın başı ile sonu arasında su kullanımlarının on misli arttığı görülmektedir (Biswas, A. K., s.189). 

Şekil: 17 - 1900- 2000 Yılları Arası Küresel Su Kullanımları

        Çağımızda en büyük artış tarımsal su kullanımında olmuştur. 1950 yılları başındaki 94 milyon hektar sulama alanı, 1990 yılında 270 milyon hektara çıkmıştır. Sulama alanlarındaki artış nedeniyle, su tüketiminin önemli bir bölümü sulamaya tahsis edilmiştir. Örneğin, Asya ülkelerinde sulama suyu toplam tüketimin %82'sini, Amerika Birleşik Devletleri'nde %41'ini ve Avrupa'da %31'ini teşkil etmektedir. Ancak sulu tarımda beklenen üretim düzeyine ulaşılamamıştır. Bugün tarımsal alanların %18'i sulandığı halde, toplam mahsulün %30'u bu alanlardan elde edilebilmektedir. Su kaynaklarının geliştirilmesine yapılan büyük yatırımlara rağmen, beklenen verim artışları elde edilemediği gibi, bazı bölgelerde tarım topraklarında büyük ölçüde tuzlanma olaylarıyla karşılaşılmıştır. Pakistan'da 15 milyon hektar alanın %40'ında, Hindistan'da 40 milyon hektarın 7 milyonunda ciddi boyutlarda tuzlanma oluşmuş ve tarımsal üretim azalmıştır. 

        Finansman Sorunları  
        Bir ülke içinde geliştirilebilecek su kaynakları sabittir. Buna karşılık, nüfus artışı ve endüstrileşme gibi faktörlerin etkisiyle su ihtiyaçları süratle büyümektedir. Bu ihtiyaçları karşılamak için, düşük maliyetli ve teknik sorunları olmayan kolaylıkla gerçekleştirilebilecek projeler öncelikle ele alınmıştır. Henüz ele alınmamış projeler ise, yüksek maliyetleri nedeniyle finansman beklemektedir. 

        Artan maliyetler, sulama projelerinin geliştirilmesinde 1980'lerden sonra duraklamalara neden olmuştur. Örneğin 1960-1980 arasında sulama alanlarındaki artış oranı ortalama % 2.1 iken,1982-1987 arasında yarı yarıya azalmış ve %1.1'e düşmüştür. Söz konusu azalma, büyük ölçüde finansman sıkıntılarından ve teknik güçlüklerden kaynaklanmaktadır. 21. yüzyılda da bu güçlüklerin devam edeceği düşünülerek, mevcut tarım alanlarında üretim artışına yönelik önlemlere ağırlık verilmelidir. Gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı ortalamasının % 3.1, buna karşılık sulama alanlarındaki artışın % 1'lere düştüğü gözönünde bulundurulduğunda, birim alandan alınacak verimin artırılmasının önemi açık olarak görülmektedir. 

        Diğer taraftan, Dünya Bankası'nca desteklenen ve içme suyu temini amacına yönelik projeler için yapılan bir değerlendirme, ilerde ele alınacak projelerle temin edilecek suyun beher m3'ünün maliyetinin, 2 veya 3 misli artacağını göstermektedir. Bu husus iç ve dış büyük finansman ihtiyacı doğuracağı gibi, mevcut mali kaynaklar üzerinde sektörel rekabeti artıracaktır. 

        Çevre Sorunları  
        Endüstriyel faaliyetlerin doğurduğu çok çeşitli katı ve sıvı atıklar, gerek yüzeysel suları gerekse yeraltı sularını büyük ölçüde kirletmektedir. Özellikle kentsel yerleşim sahalarının yakınındaki su kaynakları büyük bir tehdit içinde bulunmaktadır. Kirlenmenin çok büyük boyutlarda arttığı bilinmekte ise de, bu konuda özellikle gelişmekte olan ülkelerde kapsamlı bir çalışma henüz başlamamıştır. Şimdiden önlem alınmadığı takdirde, muhtemelen 21. yüzyıl içinde bazı nehirlerden faydalanma olanağı tamamen kaybolacak veya çok pahalı arıtma ihtiyacı ortaya çıkacaktır. 

        İç Sulara İlişkin Ulusal Politikalar 
        Baraj ve yeni sulama tesisleri gibi fiziksel yapılarla sadece su miktarının artırılmasının, yukarıda değinilen sorunların aşılmasında yeterli olmayacağı açıktır. Su arzına yönelik önlemlerin, su talebini yönlendirici ekonomik, sosyal, yasal ve kurumsal önlemlerle bütünlettirilmesi gerekmektedir. 

        Belirtilen hususlar çerçevesinde, arz ile talep arasında bir denge kurabilmek için alınacak tetbirleri iki ana gurupta toplamak mümkündür: 

        – Su arzına yönelik baraj, sulama tesisleri gibi alt yapı yatırımları,  

        – Yasal ve kurumsal kararları içeren, su talebini yönlendirici ve suyun kalitesini korumaya yönelik politikalar 

        Ortadoğu'da su kaynaklarının geliştirilmesine ilişkin çalışmaların, genelde fiziksel altyapı yatırımları üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Aşağıdaki bölümlerde, talebi yönlendirici, suyun kalitesini korumaya yönelik politikalar, Ortadoğu'daki şartlara atıfta bulunarak incelenmektedir. 

        Su Yönetimine Halkın Katılımı  
        Karar verme aşamasından itibaren, işletme aşaması dahil, her aşamada projeden faydalanacak olanların katılımının sağlanması üzerinde, son yıllarda önemle durulmaktadır. Özellikle sulama sistemlerinin işletme ve bakım hizmetlerinin sulayıcılara devredilmesi, devletin bu hizmetlerden kademeli olarak çekilerek, belirtilen çalışmaların faydalananlarca yapılması sağlanmalıdır. Bu şekilde personel ve bakım giderlerinden elde edilecek tasarruflar, sulama tekniklerinin araştırılması ve geliştirilmesine aktarılabilir. Ayrıca, çiftçilere ait Sulama Birlikleri'nin yapacakları su tasarruflarının, diğer sektörlerce satın alınmasını temin edecek yasal düzenlemeler, Birliklerin gelişmelerine katkıda bulunarak bu gibi kurumlar için teşvik edici bir unsur olacaktır. 

        Su kaynaklarının yetersiz olduğu bölge ve ülkelerde, özellikle tarımda su ücretlerinin çok düşük tutulması veya hiç alınmaması, su israfını artıran en önemli faktörlerden birisidir. Sulama ücretlerindeki Devlet desteği politikası ile su kullanımında israfı azaltmak yönündeki genel politika birbirleri ile çelişmektedir. Bu çelişkiyi bir ölçüde giderebilmek için, tahsis edilen su miktarlarından daha az su kullanılması halinde fiatları düşürmek, aksi halde yükseltmek yoluna gidilebilir. Belirtilen uygulama en etkin şekilde çiftçileri demokratik bir sistem içinde örgütleyerek, Sulama Birlikleri Kurmak ve tesisleri bu Birliklere devir etmekle elde edilebilir. Baraj ve büyük pompaj tesislerinde suyu, Birlik'lere toplam bir hacim üzerinden vermek ve tasarruf ettikleri oranda, diğer sektörlere veya Birlik'lere satmalarına imkan sağlayacak yasal düzenlemeler yapmak suretiyle, su kullanımında önemli tasarruflar sağlanabilir. 

        Türkiye'de Sulama Birlikleri büyük bir gelişme göstermektedir. Çiftçiler yaratıcı nitelikleri ile suyun kıt olduğu yörelerde, su ücretlerinin uygulanmasında ilginç yöntemler geliştirmiye başlamışlardır. 

        Örneğin, her sulama talebinde farklı bir ücret alınması, pompaj sulamalarında bitki cinsine bakılmaksızın saat başına ücret tatbiki gibi yöntemler, Türkiye'deki Sulama Birlikleri'nce yaygın şekilde uygulanmaktadır. Bunun sonucunda önemli su tasarrufları sağlanmaya başlanmıştır. Son yıllarda halkın sulama işletme ve bakım hizmetlerine katılımından elde edilen olumlu sonuçlar, Dünya Bankası uzmanlarınca da büyük bir başarı olarak nitelendirilmekte ve Türkiye örnek ülke olarak seçilmiş bulunmaktadır.Özellikle Suriye,Irak ve Mısır'ın bu deneyimlerden faydalanması, hem su tasarrufu sağlanması hem de işbirliği ortamı yaratılması bakımlarından önem taşımaktadır. 

        Su Ücretleri ve Suyun Ekonomik Değeri  
        Suyun diğer doğal kaynaklardan farklı olarak yaşamın ana unsurunu teşkil etmesi ve bu nedenle içerdiği toplumsal değer, çoğu zaman ekonomik kıymetinin önüne geçmektedir. 

        Bazı ekonomistlere göre, su diğer ekonomik kaynaklar gibi kaçan fırsat maliyetine göre değerlendirilmelidir. Diğer bir ifadeyle, suyun çeşitli seçenekler arasında örneğin tarım, içme suyu ve endüstride kullanılmasına karar verirken, bu sektörlerdeki değeri gözönünde bulundurulmalıdır. Mükemmel işleyen bir piyasa ekonomisinde fiyat, suyun elde edilmesindeki marjinal maliyetine eşittir. Bu, kaynağın kaçan fırsat maliyetini yansıtır. Belirtilen yaklaşıma karşın, İsrail dahil tüm Ortadoğu ülkelerinde ve dünyada tarım, dolayısıyla su en fazla destek gören bir sektördür. Çiftçiler genellikle maliyetinin altında bir sulama ücreti ödemektedirler. Her iki uç görüşün uygulanmasında güçlükler bulunduğu açıktır ve çözüm, bu iki ekstrem görüşün arasında bulunmaktadır. Şehirsel nüfusa hitab eden içme suyu sektöründe suyun değeri mümkün olabildiği ölçüde gerçek değerine yaklaştırılırken, kırsal kesimde tarım ve içme suyu sektörlerinde belirli ölçülerde fiyatlara hükümet desteği gerekebilir. Ancak bu desteğin işletme ve bakım hizmetlerinden ziyade, ilk yatırım masraflarının geri ödenmesinde uygulanması gerekir. Ortadoğu ülkelerinde uygulamalara bu yönden bakıldığı taktirde, özellikle sulama sektöründe devlet desteğinin çok büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir 

        Ürdün'de 36.000 hektarda, İsrail'de ise 215.000 hektar alanda sulama yapılmaktadır. Buna mukabil İsrail'de tarımın gayri safi milli hasılaya katkısı ancak %5'tir. İsrail'in narenciye ihracatını bir yetkili, ''...fiyatı devletce desteklenen suyun dışarıya satılması olarak '' tanımlamıştır. İsrail'in narenciye yetiştirmek yerine Avrupa'dan ithal etmesinin maliyetinin, çiftçilerin suyun gerçek değerini ödemeleri halinde, daha düşük olacağını vurgulanmaktadır (Zarour, H.; Isaac, J.,1993, s.43). İsrail'in diğer Arab ülkelerine göre gelişmişlik düzeyi göz önünde bulundurulursa, büyük ölçüde desteklenen tarımda kullanılan suyun servis ve endüstri sektörlerine aktarılması mümkün görülmektedir. Ancak çöl dahil, İsrail'in topraklarını geniş ölçüde tarıma açma isteği ve bu husustaki ideolojik yaklaşımı sektörler arasındaki su aktarımını büyük ölçüde engellemektedir. 

        Fırat ve Dicle havzasında, petrol bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Irak bulunmaktadır. Bu büyük zenginliği ülkenin kalkınmasına yöneltmek yerine, İran ve Körfez savaşları ile harcayan Irak'ta, tarımın savaştan önce gayri safi milli hasılaya katkısı %10'un altında idi. Bugün büyük ekonomik güçlükler içinde bulunan Irak'ın, harplerden önceki çok abartmalı tarım politikalarını ekonomik veriler çerçevesinde izah etmek güçtür. 

        Petrol gibi çok zengin bir doğal kaynağa ilaveten su kaynakları yönünden de zengin bir ülke olan Irak, savaştan önce Mısır'dan tarımsal iş gücü ithal etmekteydi. Gıda maddeleri yönünden kendine yeterlilik politikaları özellikle Suudi Arabistan' da çok mübalağalı boyutlara ulaşmıştır. Bu ülkede yenilenemeyen yeraltı su kaynakları (fosil su) kullanılarak buğday sulaması yapılmaktadır. Buğday üretimi yılda 3.5 milyon tona ulaşmıştır. Ayrıca bazı yıllar buğday ihracatı da yapmıştır. Ancak bu programın Suudi Arabistan'a maliyeti yılda yaklaşık 2 milyar dolara ulaşmıştır 

        Endüstrileşme çabası içinde olan Türkiye'de, tarımın GSMH içi payı düşmekte ise de, Güneydoğu Anadolu'da durum oldukça farklıdır. Bu bölgenin kalkındırılması için tarım ve tarıma dayalı endüstri en büyük itici güçtür. Ancak zamanla, bölgenin kalkınmasına paralel olarak, hizmetler ve endüstri sektörlerinin su ihtiyacının artacağı açıktır. 

        Su Kalitesinin Korunması  
        Çevre koruma bilincinin gelişmesiyle, birçok ülke tarafından Çevre Koruma Yasaları ve su kirliliğinin önlenmesine ilişkin yönetmelikler hazırlanmıştır. Bu konuda birbiri ile girişim halinde olan mevzuat, kurumlar arasında yetki karmaşası doğurmaktadır. Asıl sorun, yasal hükümlerin etkin bir şekilde tatbik edilememesinden ileri gelmektedir. Bu yöndeki çabaların özellikle gelişmekte olan ülkelerde artırılması gerekmektedir. 

        Nehirlerin tarımsal faaliyetler nedeni ile kirlenmesi nehir boyunca bir çok noktada meydana gelmektedir. Bu nedenle sanayi atıkları gibi noktasal kirlenmelere göre denetlenmesi daha zor olan bir işlemdir. Konuya ilişkin alınabilecek tedbirlere aşağıdaki kısaca değinilmiştir. 

        – Eğitim ve gönüllü girişimler (voluntary, cognitive), öncelikle ele alınması gereken bir önlemdir. Gübre ve tarımsal ilaçların kullanılmasında çiftçilerin, radyo, televizyon ve basın gibi çeşitli yayın organlarının katkılarıyla eğitilmesi önem taşımaktadır. ''Nehirlerimizi Sevelim'' programlarının ilköğretim kurumlarından başlayarak ülke düzeyinde yaygınlaştırılması gerekmektedir. 

        – Sulamadan dönen suların, kalitesini denetleyerek belirli bir kalite standardının altında kalan dönüş sularının oluşmasına neden olan faktörleri ve kişileri belirlemek geniş bir sulama alanında çok güç, hatta imkansızdır. Bunun yerine tarımsal ilaç ve gübre kullanımında, üretime zarar vermeyecek en az miktarları tespit ederek, bu gibi kimyasal maddelerin kullanımına sınır getirilmelidir. Uygulamayı fiyat mekanizmalarına yansıtarak, önceden saptanan miktarlar üzerinde gübre kullanan çiftçilere yüksek, az kullananlara da daha düşük fiyatlarla gübre ve ilaç temini gibi önlemler bazı gelişmiş ülkelerde tatbik edilmektedir. Tarımsal girdi fiyatlarında devlet desteği belirlenirken, bu hususların da göz önünde tutulması gerekmektedir. 

        Suyun Sektörler Arasında Tahsisi ve Su Hakları  
        Daha önce belirtildiği gibi, tarım sektörü en fazla su tüketen bir sektördür. Bu nedenle, zaman zaman içme suyu temininde ve endüstrinin su ihtiyaçlarının ekonomik şekilde giderilmesinde, sorunlarla karşılaşılmaktadır. Su tasarrufu sağlayacak teknolojiler kullanılarak kazanılacak suyun, sıkıntı çekilen sektörlere aktarılması, bu sektörlere büyük bir finansman katkısı sağlayacaktır. 

        Ortadoğu ülkeleri dahil pek çok ülkede, su haklarının transferini sağlayan yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu konudaki uygulamalara, bazı ülkelerde geçilmiş bulunmaktadır. Örneğin Meksika'da bir endüstri kompleksi, ihtiyacı olan saniyede 1 m3 suyu temin etmek üzere, tesisin kurulacağı bölgeye yakın bir tarımsal alandaki sulama sistemini damlama sulamasına çevirmek için gerekli finansmanı sağlamış, bunun karşılığında tasarruf edilen suyu, 50 yıl süre ile kullanmak üzere yöre çiftçileri ile anlaşmıştır. Bu şekilde sulama sistemi geliştirilerek, %40 oranında su tasarrufu sağlanırken, endüstri tesisine çok uzak mesafelerden, ekonomik olmayan bir proje ile su getirilmesine ihtiyaç kalmamıştır. Diğer bazı ülkelerde de benzeri uygulamalar göze çarpmakta; şehirlere içme suyu teminle yükümlü belediyelerle, çiftçiler namına hareket eden Sulama Birlikleri arasında yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde su tasarruf anlaşmaları yapılmaktadır. 

        Sonuç olarak, dünya ülkeleri 21. yüzyılda karşılaşacakları problemleri, sadece su miktarını artıracak tedbirlere yönelerek çözemeyeceklerdir. Su arzını artıracak önlemlere ilaveten, talebin yönlendirilmesi ve denetimi ile ilgili politikalarla birlikte su kalitesini de koruyacak köklü yapısal değişimlere yönelmek gerekmektedir.