|
MUSTAFA SARIKAYA
(HACIBEY)
1937
yılında Kayseri Talas’a bağlı eski adı Maraşak, yeni adı Yaz yurdu köyünde
doğdu. İlkokul 3. sınıf mezunudur. Evli 6 çocuk babası şair, Yazyurdu İlham
Kaynağı ve İlham Kaynağından Şahane şiirler ve Sevgiliye Mısralar adlı şiir
kitaplarını yayınladı. Anadolu Hececileri-1 adlı ortak kitapta yer aldı.
ANASAM Kurucu üyesi ve Haysiyet Kurulu üyesidir.Yeni bir şiir kitabı basıma
hazır beklemektedir.
NEM
KALDI
Ağacı büyüttük kurudu dallar,
Bir arşına indi o uzun yollar.
Eş olmaz insana cahiller, dullar,
Gençlik elden gitti başka nem
kaldı.
Kah amele
idik, kah hamal olduk,
Çalışıp
didinip bu günü bulduk.
Kuruş
bulmaz iken, milyarder olduk,
Emek boşa
varislere yem kaldı.
Nesil yobaz çıktı kıymetten
düştük,
Yemek ateş ile biz sözle piştik.
Muhtaç olmamaya olanca koştuk,
İyilik düşündük sonu kem oldu.
İyilik
edenin gözüne durur,
Baba
ihtiyarsa hataya varır.
Evlat
büyütenden kim murat alır,
Baba
yalnız ise gözde nem kaldı.
Soydan bir taneydim çoğaldı evlat,
Aile ölünce biz olduk azat
Hacıbey’in günü olmaz mı
mezat,
Ruh bedende gezer yalnız ten
kaldı.
Mustafa SARIKAYA
|
SOYUM
İlim Kayseridir, ilçemse Talas,
Doğum otuz sekiz Yazyurdu köyüm.
Kayseri’ye göçtüm paldır ve
palas,
Sarı Osman oğullarıdır soyum.
Dokuz yüz atmış beş göçün senesi,
Üç çocuk aile, bir de annesi,
Çocuklara sanat, kültür hevesi,
Sarı Osman oğullarıdır soyum.
Ananın, babanın bir tek oğluyum,
Tahsilim yok ciğerimden dağlıyım.
Vatanıma, milletime bağlıyım,
Sarı Osman oğullarıdır
soyum.
Babam, dedem soydan gelir bir
tane,
Şu anda çoğaldı soy altı tane,
Beş oğlana karşı kız da bir tane,
Sarı Osman oğullarıdır soyum.
Hacı Mehmet, Remzi, Nafiz üçüncü,
Yıldız, İbrahim, Cuma sonuncu.
Hayatta çocuklar bir tane inci,
Sarı Osman oğullarıdır soyum.
Hacı Bey’im şimdi olduk
şehirli,
Zülfü hanım öldü olduk kahirli,
İyi günler bitti olduk zehirli,
Sarı Osman oğullarıdır soyum.
Mustafa SARIKAYA
|
|
TEPKİ
Nesil atasını unutur oldu,
Yeter ki keyfine zarar gelmesin.
Babanın goncası açtı da soldu,
İster baba olsun ister olmasın.
Babanın çabası sıfıra indi,
“Kahrolsun çağdaşlık”
herşeyi yendi.
Babalara şimdi
“Gerici” dendi,
Dilerim ki eski günler gelmesin.
Baba çaba verir anneyse kucak,
Ana ölür, baba olur oyuncak.
Kula gelen herşey Allah’tan
ancak,
İsterim ki tatlı canlar sönmesin.
Eski günler oldu bu güne hayal,
Baba mahzun kaldı ediyor aval.
Önce saygı vardı şimdiyse zeval,
Ölüm oku acı canlar yanmasın.
Babanın çabası boşaymış meğer,
İyilik bilmeyen sin’ine
söver.
Ölmeden malını ederler heder,
Baba hakkı bilmeyenler onmasın.
Hacı Bey’im niçin bu kadar
daldın,
Söyle bakalım ki, ne murat aldın.
Ailen ölünce sen yalnız kaldın,
Bana gülenlerin yüzü gülmesin.
Mustafa SARIKAYA
|
YETİM
Ailen olmazsa olursun yetim,
Selam verenlerim yan bakar oldu.
Önce sevgiliydik vardı kıymetim,
O acı sözleri can yakar oldu.
Hatırdan, kıymetten çok erken
düştüm,
Aklımın erdiği şeylere şaştım.
Dünya yalan imiş boşuna koştum,
Eridi vücudum ten akar oldu.
İzzetler, ikramlar ne çabuk bitti?
O eski sevgiler nereye gitti.
Aslanın yerini çakallar tuttu,
Sevgili insana yan bakar oldu.
Ne umarsın gönül o eski dosttan,
Bozguna uğramış bağın ve bostan.
Şu an ki değerim kederden yastan,
Kıymetim, değerim son çıkar oldu.
Allah kulluğundan etmesin azat,
Kıymetim kalmamış değerim mezat.
Nankör olmuş dostlar çürümüş
hayat,
Sevgi saygı bitmiş, gün beter
oldu.
Yüce Allah’ım sen koyma ele,
ayağa,
Yakışmayız laf, söz ile dayağa.
Eğer bir gün atarlarsa sokağa,
Hacı Bey herkese yan bakar oldu.
Mustafa SARIKAYA
|
|
BOŞA
GİDEN EMEKLER
Bu dünyadan murat aldım diyorsan,
Eşinle beraber geçen günlerin.
Gelen gitti, geleceği sayarsan,
Haram olur yaşadığın günlerin.
Yalnızlık Allah’a, kula
yakışmaz,
Oğlun, kızın can yürekten
bakışmaz.
Babanın hatırı niçin alınmaz,
Sana düşman olur canı canların.
Emeğin değerin vermez evlatlar,
Doğruyu konuşsan çeker azarlar,
Sana yakışıyor her yer mezarlar,
Çürüsün toprakta tenin, yanların.
Baba olmak suç oluyor sonunda,
Sana karşı gelen haram kanında,
Demez “Babacığım gel kal
yanımda”
Ataya saygı der bütün
din’lerin.
Hafif, ağır demez yoruldu baba,
Meğer ki boşaymış verilen çaba.
Matematik hiç tutmuyor hesaba,
Sualin verecek o nasırlı ellerin.
Hacı Bey’im kat gündüzü
geceye,
Şafak attı bak yatakta peçeye,
Elinden gelirse devam eyle
tövbeye,
Allah’a yalvarsın kalbin,
dillerin.
Mustafa SARIKAYA
|
PAZARCIYA
SİTEM
“Dinsiz” desem elbet
bana darılın,
Elin atıp çürüklere sarılın.
“Çürükleri sattım”
diye kurulun,
Aldığın parayı doktora götür.
Hurma gibi akciğerin kararsın,
Gazel olsun al yanağın sararsın.
Aldığın paraya ilaç alasın,
Onu da bulama mezara götür.
Beş parmağın kanca olsun bulunsun,
Tırnağın uzasın yüzün yolunsun.
Şeytan varken iki elin çalınsın,
Bozmuşsun vicdanı ayara götür.
Pazarcılık değil seninki, talan,
Beddua ediyor eline alan.
Çöplüğe gidiyor poşette olan,
Hangi din de isen oraya götür.
Yaptıkların dört mezhebi aşıyor,
Allah’ı bilenler iman
taşıyor.
Vatandaşlar ucuz diye koşuyor,
Dini sat, imanı paraya götür.
İyi insan kabul etmez bu işi,
Terazin dolusu içesin çişi,
Hacı Bey istiyor temiz bir kişi,
Şeytanın sevdiği saraya götür.
Mustafa SARIKAYA
|
|
ÖVÜNSÜN
Bozuldu zamane böyle gidecek,
Evlattan sevgiyi gören övünsün.
Ölünce ruhuna dua edecek,
Hayırlı evladı kalan övünsün.
Kim ne korsa kosun hep aynı tasta,
Kimi söyletirsen evlattan hasta.
Baba perişandır oğul heveste,
Altmış yaş üstüne gelen övünsün.
Merak sarar anne ile atayı,
Büyütür evladı bulur hatayı.
Kırk saydırır yedi olan kıtayı,
Düzen verip sazın çalan övünsün.
Baba “Moruk” olur,
Anne de “Cazı”
Burnu pisten çıktı çekemez nazı.
Koynuna aldığı “Yobazın
kızı”
Dört dörtlük gelini bulan övünsün.
Ata yanındaysa bakar yüzüne,
Bedduasın alır iner dizine.
Yüzünü ekşitir bakmaz yüzüne,
Evladına muhtaç kalan övünsün.
Hacı Bey’im övünmeye inanma,
Yalan moda olmuş sözlere kanma.
Akıl başta ise sakın aldanma,
İyi günüm budur diyen övünsün.
Mustafa SARIKAYA
|
DOĞRULUK
NEREDE
Çağdaşlık diye diye bir yol
tutturduk,
Aslımızı yitirdik, an’aneyi
batırdık,
Füze, atom ne var ise getirdik,
Saygı nerde, sevgi nerde bir
haber.
İcatlar çoğaldı uzaklar yakın,
Helal unutuldu, harama akın.
Doğruyum diyenden daima sakın,
Dışı doğru içi hurda bir haber.
Akraba da sevgi saygı kalmadı,
Dert çoğaldı hekim çare bulmadı.
Hak yiyenler yedi yedi doymadı,
Ne namusta ne de arda bir haber.
Sabit ücret işçi bundan doyar mı?
Para tatlı eller cebe sığar mı?
Fakir açtır, zengin mala kıyar mı,
Zengin veremiyor kârdan bir haber.
Hacı Bey’im der ki, dünyanın
sonu,
Benim istediğim mutluluk yolu,
Unutma atanı neslini koru,
Namus unutulmuş, ardan bir haber.
Mustafa SARIKAYA
|
|
YOKLUK
İki buçuk lira ödünç bulunmaz,
İş çıkmış ya köyde boşa durulmaz.
Askerden gelenin hali sorulmaz,
Lirası olmayan zalim fakirlik.
Sekiz kilo bulgur aldım dalıma,
Dağdan çıktım Zincidere yoluna,
Yardım et Allah’ım fakir kuluna,
Lirası olmayan zalim fakirlik.
Elmalı’nın yolu dört saat sürer,
Varam Kayseri’ye edeyim karar.
İnşaat inşaat işini arar,
Lirası olmayan zalim fakirlik.
On lira yevmiye hanlarda yatar,
Hanlarda hasırlar sırtıma batar.
Kara sinek, bitler kanımı yutar,
Lirası olmayan zalim fakirlik.
Yarım ekmek ile yanında çaman,
Kadere yazılan çileli zaman.
Baba para bekler göndersin heman,
Lirası olmayan zalim fakirlik.
Mustafa SARIKAYA
|
FANİ DÜNYA
Güvenme hayata sonu ölümdür,
Ölmeyeni arayıp da bulmalı.
Çok yaşayıp mihnet ile kalırsan,
Az yaşayıp severlerken ölmeli.
Bir Allah’dır ölmeyeni bulduysan,
Çok yaşayıp el ayağa kaldıysan.
Eşle dostla helallaşıp öldüysen,
Cenneti âlaya bakıp gülmeli.
Gün bu gündür yaşadığın saattir,
Bu dünya geçici öte hayattır.
İman Kurân yoldaşınsa rahattır,
Kıyamete kadar gülüp kalmalı.
Çalışmazsan rızık payın gelir mi?
Birikmeyen malı varis alır mı,
Vebal de günah da ortak olur mu,
Arayıp da helalını bulmalı.
Günahı işleyen kişi boynuna,
Yiyen serbest yiyor gelmez aynına,
Mezarda yılanlar girer koynuna,
Gücü varsa elin ile vurmalı.
Hacı Bey’im rahmet ile gidene,
Eşini dostunu memmun edene,
Allah gazap etmez iyi adama,
Kıyamete kadar rahat durmalı.
Mustafa SARIKAYA
|
|
ZİYA ŞAHİN
1961 Kayseri
Pazarören kasabasında doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mimarsinan Öğretmen
lisesinde tamamladı. Çeşitli yerlerde çalıştı, halen Kayseri Şeker
Fabrikasında görev yapmaktadır. Evli 2 çocuk babasıdır. Anasam üyesi olan
Şair, saz çalmakta ve Ozanca deyişler söylemektedir. Şiirleri çeşitli gazete
ve dergilerde yayınlanmakta, Emmiler adlı şiir kitabının yayın
hazırlığındadır.
YORGUN ADAMLAR
Akşam üstü yola doğru yola bakarım,
Paldır küldür gelen yorgun adamlar.
Gülseler de , öyle bomboş cepleri,
Gelire gidere argın adamlar.
Emeğine yanmaz karşılık bulsa,
Kazandığı karla tencere dolsa,
Umurunda değil bayramda olsa,
Bayrama seyrana dargın adamlar.
Oğlanın düğünü yapılır yaza,
Çeyiz hazırlanır gelinlik kıza,
Dertleri sığmıyor ne söze ne saza,
Bu soysuz düzene kırgın adamlar.
Aşık ziyam varsa peynir domatis,
Kazma kürek sallar vurur bilakis.
Akşama sofrada varsa patatis,
Sohbete koyulur sargın adamlar.
|
PAZARÖREN
Tarih de
yabanlu pazarı ezel,
Goçcağızda
telli turnalar gezer.
Seni
uzaklarda özlemek güzel,
Ahdım
kaldı sen de can Pazarören.
Çarşıda
esnaflar karın eylerdi,
Haydarlar
yürekli cömert beylerdi,
Hacı Yunus
emmim takva söylerdi,
Düşerdi
benzime kan Pazarören.
Göçmenlerden
işçi, sanatkar çıktı,
Köşker
Veli emmi kel Ali bıhtı.
Topal
Sabriyide yalnızlık yıktı.
Kimler
geldi geçti yan Pazarören.
Sıhhıye
Mehmetten derman bulurduk,
Kekeç
Abdulladan lokum alırdık,
Zamantıda
her gün balık avlardık,
Seherin
vaktinde tan Pazarören.
El
tepesindeki çalı güverdi,
Bayraktar
kızınca sayar söverdi,
Cuma beğ
büğlekte düven sürerdi,
Bakraçta
yoğurda ban Pazarören.
Kayalıkta
Rahmi beyi görürdüm,
Kara
dumanlara selam verirdim,
Osman
efendiye çıkar gelirdim,
Katarlardı
sana şan Pazarören.
Haber
saldım babam koca Şükrü’ye,
Kır
kısrağı çayırlığa örklüye,
Hasret
kaldım akrabaya köylüye,
Aşık Ziyam
kaldı san Pazarören.
Ziya ŞAHİN
|
|
BABAYA SESLENİŞ
Akşamları hüzün çöker içime,
Gurbette yalnızken nerdeydin baba?
Güneş yalaz gibi vurur yüzüme,
Bana şefkatini verseydin baba.
Korkudan titrerdik seni görünce,
Ağlaşır kaçardık bizi dövünce.
Eline ne geçti anam ölünce?
Bir kez mezarına gelseydin baba.
Anamla birlikte aylarım gitti,
Kapı da doru at taylarım gitti,
Sana olan saygım kalmadı bitti,
Beni bir kez olsun öpseydin baba.
Gelen vurdu giden vurdu belime,
Acıyanlar ekmek verdi elime,
Beni koyar mıydın kendi yerine,
Ondan sonra beni yerseydin baba.
Dün gece rüyamda uçağa bindim,
Evimin damına alçalıp indim,
Ağladım kolumla gözümü sildim,
Bari göz yaşımı silseydin baba.
Aşık ziyam ömür bitti, yol bitti.
Ana gitti, gardaş gitti, yar gitti.
Gurbette bunaldım, canıma yetti.
Ban hakkın helal etseydin baba.
Ziya ŞAHİN
|
ANA HASRETİ
Çağrışır bülbüller seher vaktinde.
Ne kadar yücedir ana hasreti.
Mecnunlara döndüm gittin gideli.
Dilimde hecedir ana hasreti.
Beni bu dünyaya getiren O’ydu,
Kundakladı bezle beşiğe koydu,
Bir ömür boyunca çileye doydu,
Bitmeyen çiledir ana hasreti.
Babama küserdin bize kızınca,
Oturur ağlardın mektup yazınca,
Gelmezse gurbetten haber uzunca,
Duyarım nicedir ana hasreti.
Aşık Ziyam sanma seni unuttum,
Gözüm yaşın mendilimde kuruttum,
Her zaman üstümde dağdın, buluttun,
Karanlık gecedir ana hasreti.
Ziya ŞAHİN
|
|
CEYLAN
Akşam yaylalarda ağlayan ceylan,
Dolan gözlerine bakmadılar mı?
Karamık çalısı yuvan mı senin,
Canavar gelince sakladılar mı?
Sana da mı hicran ayrılık düştü?
Anaya babaya bacıya küstü.
Bana gelecektin dün akşam üstü,
Karanlıkta çıra yakmadılar mı?
Dağlar akşamınan ala bulaca,
Kapıldım sellere bastım kulaca.
Gece yarısında gelen salaca,
Acımadan seni hakladılar mı?
Ah ceylanım yalnızım sana benzedim.
Yaylalarda doya doya gezmedim.
Karıncayı bile üzüp ezmedim.
Üzerine basıp atladılar mı?
Aşık ziyam duydum vurdum dizime,
Kaç gecedir uyku girmez gözüme,
Gücüm yetmez dertli sazıma,
Sarı tel dolayıp bağladılar mı?
Ziya ŞAHİN
|
ANAYA ŞİKAYET
Yirmi bir
yıl geçti gittin gideli
Bizim
köyde bir şey değişmez anne
Babam aynı
yine perme perişan
Daha beter
oldu eğilmez anne.
Haftasında
daha evlenmek dedi
Evlenmezsem
sonu dellenmek dedi
Elinde ne
varsa her şeyi yedi
Şimdi hiç
kimseyi beğenmez anne.
Hepimiz
gözüne fazlalık olduk
Gücümüz
yetmedi sarardık solduk
Bir sabah
kapının önüne konduk
Babamın
önüne geçilmez anne.
Duydum ki
evlenmiş bizden habersiz
Gelen
kadın inan çirkin sevimsiz
Elden bir
şey gelmez kaldık çaresiz
Eller
senin gibi sevilmez anne.
Çocukları
oldu yeni kadından
Bir
muhabbet sorma yenmez tadından
Her şeyi
sildiler senin adından
Bir daha o
eve gidilmez anne.
Bayram
sabahları hayalin doğar
Kabrine
gelirim yüreğim yanar
Gözlerim
buluttan yağmurlar sağar
Analığın
eli öpülmez anne.
Biliyorum
cennet köşküdür evin
Fatıma
anamla beraber gezin
Evlendik
arkada kalmasın gözün
Senin
sevgin bizde bölünmez anne.
Ziya ŞAHİN
|
|
BACIM
Anamın yerine koymuştum seni,
Yüreği yaralı görgülü bacım.
Her sırası hasret nakış deseni,
Halısı kilimi örgülü bacım.
Biriniz gurbette ömür tüketir,
Biriniz evinde kilim üretir,
Zaman dağlar gibi zorluk üretir,
Hasreti içine sürgülü bacım.
Orakla tırpanla ekin biçerdik
Beraber tarlada tırmık çekerdik
Damın arkasında düven sürerdik
Buğdayı harmanda sergili bacım.
Yenildik kederle gelen rüzgara
Halı öğretirdin küçük kızlara
Kozak topladığın sıcak yazlara
Şeleğinde ipi gergili bacım.
Sabah süt sağardın sarı inekten
Kırıldı kanadım tutmaz bilekten
Sana selam saldım canı yürekten
Benim cananımsın sevgili bacım.
Ziya ŞAHİN
|
TURNALAR
Gül çiçek döşeli dağlar çevresi,
Soldum’ola yarin benzi, gamzesi.
Ağırdır feleğin zalim pençesi,
Devranı bozulan beyim turnalar.
Ardıçlı dağlara düşerse yolun,
Aygörmez’e varın atımı bulun.
Sunanın
usulca hatırın sorun,
Ahvali perişan deyin turnalar.
Sofu Osman dedemdir, Nadiye anam,
Bileği bükülmez kaleydi babam.
Bir vasıta verin köyüme varam,
Melikgazi benim köyüm turnalar.
Aşık Ziya’m dağda kaldım bu kışın,
Gidin bizim ele doğru akışın,
Nazlı yar yasta mı varın bakışın,
Gaygısını güdem neyin turnalar.
Ziya ŞAHİN
FAZIL’IN
AĞIDI
-1998 yılında yitirdiğim kardeşim
Fazıl’ın aziz hatırasına hürmeten-
Pazarören, pazarören
Dağlardaki yeşil püren.
Gardaşıma sebep oldu,
Soyka kalası merdiven.
Istanbul’un yolcuları,
Başındaymış savcıları,
Aman sepli haber verin,
Dayanamaz bacıları.
Kanat takıp uçabilsem,
Düştüğünde tutubilsem,
Ela gözleri sürmeli,
Gardaşımı öpebilsem.
Bilinmiyor, bilinmiyor,
Yollar uzak gidilmiyor.
Zıkım çalası otobüs,
Yürü dedim yürümüyor.
Haydarpaşa hastanesi,
Bu gün kandiller gecesi,
Oy ben nasıl haber verem,
Gelin taze, var bebesi.
Mezarını hazırlayın,
Anamın yanında olsun.
Gençliğine doyamadı,
Baba başımız sağolsun.
Merdivana çıkılır mı
Can kafesten atılır mı,
Gurban olum sana gardaş,
Bura gurbet yatılır mı?
Aşık Ziyam acım derin,
Hastanenin morgu serin,
Doktor gardaşım üşüyor,
Üzerine yorgan verin.
Ziya ŞAHİN
|
Sami TÜTÜNCÜ
Ortadoğu’nun
sancılı bölgelerinden olan Irak’a bağlı KERKÜK şehrinde 1957 yılında
doğdu. Bazı çetin nedenlerden dolayı öğrenimini ilkokula kadar sürdürebildi. Çocukluğundan
beri serbest işlerde çalışan TÜTÜNCÜ evli, Ülkem, Özlem ve Yusuf adında üç
çocuk babasıdır. Edebî hayatı çocukluktan başladı, önce hoyrat daha sonra
şiir ve yazı yazmakla edebiyata atıldı. Şiirlerini Faruk Nafiz Çamlıbel,
Namık kemal, Mehmet İzzet Hattat, Benderoğlu ve Salah Nevres gibi şairlerin
şiirlerinden ilham alarak şiir dünyasına farklı bir duyguyla atıldı.
İnsanların göz yaşları, gariplerin yurtlarına özlemleri, yoksulların sofrası
ve sevdikleri için yazmaktadır şiirlerini Sami TÜTÜNCÜ. 1987’de Irak
edebiyatçılar ve yazarlar birliğine üye kabul edildi. 1997’de Kerküklü
Şair Şemsettin Küzeci ile ortaklaşa İKİ GÖNÜL adında şiir kitabı basıldı.
2000’de yazdığı şiirlerini toplayarak GÖNLÜMÜN EZGİLERİ ikinci kitabı
kendi imkanları ile çıkarttı. “Şiir Normal bir ateş, şair de normal bir
insan değil. Şiir bir başka evrendir her insan bu evrende yaşayamaz”
Diyor şair Sami TÜTÜNCÜ.
GURBET
Gurbet doğdu içimde büyüdü hep
benimle
Adresiz
bir sokakta gönlümü Salıverdim
“Dör Atebe dayancak
“karıştı hep kanımla
Cehennemim içinde gülümü
Salıverdim
İçimde fışkırıyor yanar dağlar sel
gibi
Yaktı dudaklarımı bu gönlümün
hasreti
Ömrümün ilk baharı geçti verdi yel
gibi
Gözümde kucakladım içimdeki
gurbeti
|
BU
GECE
Sakın sakın yıldızlar dokunmayın neşeme
Yıllardır hep neşesiz bu gece baş başayım
Her gece üzüntüler konuk olur odama
Bu gece ben neşemle tahtsız taçsız paşayım
Neşem "Paşa Oyunu"bu gece oynayacak
Bir kırbaç karanlığa bir kırbaç ay yıldıza
Yer yüzünde hep kuşlar bizim için saynayacak
Çekilin karanlıklar gecem dönsün gündüze
EY
ŞEHİT
Kim gözünü yumdu kim tuttu seni
Hangi denizlerde Hut yuttu seni
Sanma ki soydaşların unuttu seni
Hiç unutulur mu sen gibi
insan?
Gözlerimden gitmez hayalın her an
Kim kurşuna dizdi nazik canını
Kim döktü yerlere o al kanını
Melekler dinledi gür figanını
Anneler saç yoldu kara bağladı
“Yusuf”da kuyuda sana
ağladı
Halkımın aslanı, ah nasıl öldün?
Ölümde mi demek gençliği buldun
Ne acılar çektin gül gibi soldun
Ölüme hak dedin can can
millete
Hürriyette evet yok yok
zillete !
|
|
HOYRATIMA
Öksüzlerin feryadına
Kimsesizler imdadına
Yaralı kuş kanadına
Bağladılar seni hoyrat
Öldürdüler seni hoyrat
Karanlıklar ortasında
Şahinlerin yuvasında
Yoksulların sofrasında
Bağladılar sen hoyrat
Öldürdüler seni hoyrat
Bulmadım çare acına
Hiç ermeden amacına
Kara kuşun kırbacına
Bağladılar sen hoyrat
Öldürdüler seni hoyrat
Can adayan er yanına
Şehitlerin al kanına
Nebi Yusuf zindanına
Bağladılar sen hoyrat
Öldürdüler seni hoyrat
|
KERKÜK HOYRATLARI 1
Gurbet
ateşti qardaş
Hasret yoldaştı qardaş
Deme gözden ırağam
Qardaş qardaştı,qardaş
Gözlerıv hasret gözler
Işığsız zulmet gözler
Kor olsun öz yurdunda
Görmesin gurbet gözler
Uçtu bir qeter quşlar
Yuvasız yatar quşlar
Bir gün olur bağçemde
Dil açar öter quşlar
Tox olmadım sesinden
Sesinden nefesinden
Günde bin bir quş uçar
Qurkuydan kafesinden
Quşum dala qonmadı
Qalp ateşim sönmedi
Saldım yola çar naçar
Gitti daha dönmedi
Kerkük hoyratlarında yaygın
olan iki ses kullanılmıştır:
X
x
=
H h (Hırıltılı he ) yerine
Q
q
=
K k ( Arka damak K'sı )
yerine
1 Halk şiirinin bir türüdür
|
GÖZLERİN
Gözlerin bir ömür mihrap gibi
kapansam
Dolansam çevresinde bir deli
derviş gibi
Bir muhteşem rüyada seni görsem
uyansam
Canım titrer sevgiden fırtınalı
kış gibi
Gözlerine bir ömür can ,gözlerim
takılsa
O günleri yaşarım hep dünyaya
söylerim
Cehennem ateşinde canım yansa,
yakılsa
Seni bir çalı kuşu cennetimde
dilerim.
Gözlerim asmanlara mutlu bir ışık
saçar
Saçlarında yıldızlar dua okur
asmana
Dudağında koncalar günde yedi renk
açar
İşte sevdan bulandı cana, damara,
kana.
|
KADERİMİN
SONU
Gençliği sana verdim..beni unut
gam yeme
Daha ne istiyorsun nevar ölümden
başka
Haksızlıktan konuşma vicdan azabın
deme
Çünkü sen alay ettin gönlümdeki bu
aşka
Baharı sana verdim..kara kışı
kendime
Fırtınalı günleri hep çektim senin
için
Azaptan hiç söz etme acı, dert
çektim deme
Yüreğimin kanıyla gül ektim senin
için
İşte böyle başladı böyle
bitti aşkımız
Bin bir gece olurdu sevdamızın her
günü
Sitemliyim hiç deme hep suçluyuz
ikimiz
Artık kader istedi bize çizdi bu
sonu
|
|
ÜMİT
Dudağımda bin sözcük yazıyorum hep
sana
İnan bir gülüşünü değişmem bu
cihana
Geleceksin bekledim bin ümitle göz
yolda
Getireceksin artık çok müjde sevgi
bana
|
GÖNLÜMÜN
İFADESİ
Gönlümde aşk yaşarsa elbette bir
kin yaşar
Sevgiye karşı sevgi kine karşı kin
taşar
Tanrım sana dil vermiş onu
dostluğa ada
Dil yarası kapanmaz yürekte kaynar
coşar
|
|
SOR
Sorarsan beni bağda o açmış
güllerden sor
Güller yanında mahzun, öten
bülbüllerden sor
Yıllardır çekiyorum sensizlik
azabını
Çektiğim acıları sazdaki tellerden
sor
Seni sevdim gönülden bir pembe
dalga gibi
Pembe dalgadan değil denizde
sellerden sor
Sen içimde en serin bir rüzgarsın
sevgilim
Sana karşı sevgimi o esen
yellerden sor
Sezmeden zahit gibi öz başıma
gezerdim
Bu çileli halımı, korkulu
çöllerden sor
Kendimi hiç övmem bana yakışmaz
haşa
Bani ağa paşadan istersen
kullardan sor
Çocuklarla çocuğum büyüğe
hürmetkarım
Beni bu günden değil doğduğum
yıllardan sor
Seni yıllar bekledim gözlerim
yolda kaldı
İnanmazsan sözüme geçtiğim
yollardan sor
(Tütüncüoğlu)dedi sabrım tükendi
artık
Sana aşk kaynağım konuşan
dillerden sor
Kerkük 1986
Şair,Sami TÜTÜNCÜ’nün şiirleri
Irak Kültür Bakanlığı’nın 366
sayılı
19.08.1996 tarihli izini ile basılan
İKİ GÖNÜL
başlıklı şiir kitabından alınmıştır.
|
|