GÜLÜM

GÜLÜM

 

Çağırırsın beni uzaktan gülüm

Gelemem maalesef bu bana zulüm

Ulaşmak mı sana gelirse ölüm

Ancak ben o zaman mutluyum gülüm

 

Gülüyorsun sen hep bense ağlamak

Sen sılada bense gurbette kalmak

Susamış bedenim gözyaşım ırmak

Kavuşsak batmadan deryada gülüm

 

Olsam da uzakta kalbim seninle

Varamasam dahi yaşarım senle

Bağlıyım çünkü ben görünmez iple

Ondan böyle sana yakınım gülüm

 

Saçarsın ışığı karanlıksa da

Varırsın menzile yol uzunsa da

Bulursun garibi çok uzaksa da

Terk etme bu masum yarini gülüm

 

Mekanı uzaklık çetindir bana

Yıllarda uzayan hasretim sana

Zaman tünelinde koşarım sana

Yakar ordan beni ateşin gülüm

 

Bünyamin Mantıcı- Amsterdam 1999

 

RESİM

 

Çıktım Ali dağının yüksek başına

Şehri Kayseri’yi gözlemek için

Yöneldim kır saçlı Erciyes sana

Tabiat harikasını izlemek için

 

Yükselmiş apartmanlar gök yüzüne

Hiçbir estetik yok konmuş rast gele

Çarpık yerleşim bu halkın suçu ne

Yapılmış şehre göçü sağlamak için

 

Eskiden en yüksek minare vardı

Zaman ilerledi öyle mi kaldı

Her tarafı çürük gökdelen aldı

Hasseten gözledim ibret almak için

 

Alabildiğince binalar dolmuş

Tabiat tarumar yeşil yok olmuş

Arada bir tek tük parklar konulmuş

Gelip geçenlere numune için

 

Kayseri bağları eskisi gibi

Görülmüyor artık kurumuş gibi

Hacılar bir parça Hisarcık gibi

Talas feda dilmiş para kazanmak için

 

Uzay mavi yeşil toprak üstüne

Oturmuş boz dağlar ova üstüne

Beton yığınları çökmüş üstüne

İmdat ister toprak kurtulmak için

 

Vah kayserim vah böylemi olacaktın

Olmalıydı diğer şehirlerden farkın

Zira Mimar Sinan’ı bağrından çıkardın

Çünkü senin şanına yakışmak için

 

Bünyamin Mantıcı -Kayseri 1999

 

 

SAKARYA

 

Günlerden on yedi ağustos gece

Saat üçü gösterirken sinsice

Vurdu seni yatağında haince

Şehitler yatağı cesur sakarya

 

Binalar yerle bir olmuş aniden

Kurtulanlar çırpınıyor geriden

Altta kalan kurtar diyor içerden

Mağdurlara doğru çağla Sakarya

 

Bebeğiyle yarasıyla ortada

Kaldı ana gözü yaşlı sokakta

Öldü binlercesi enkaz altında

Kalanlarla sen çok yaşa sakarya

 

Bir sen değil İzmit,Bolu,Yalova

İstanbul,Gölcük’le,Tekirdağ,Bursa

Zelzeleyle çürük yerler ala bora

Sebebiyet verenler zaten sakar  ya

Batsan da son nefesle kalk Sakarya

 

Düşman çizmesiyle çiğnenen toprak

Sakarya harbiyle aklanan toprak

Savaşı-barışı yaşayan toprak

Depremden de nasip aldın Sakarya

 

Bir zaman istilaya yeltenen batı

Verir şimdi kara gününde markı

Cilvesi mi kaderin,feleğin çarkı

Ters dönse de çıkar sağlam sakarya

 

Bünyamin Mantıcı- Amsterdam 1999

ÇAĞIR YAR BENİ

 

Dolaştım diyarı gurbet ellerde

Bulamadım seni gezdiğim yerde

Gizlendin mi yoksa nerdesin söyle

Şaka yapıp derde koyma yar beni

 

Çatıp kaşlarını kalbimi kırma

Neden gelmiyorsun diye hiç sorma

Yakınsın ki öyle sen bana sorma

Narından kör-kor oldum affet yar beni

 

Sevgilimin adı nemi diyemem

Yeter artık onsuz asla edemem

Kavuşur muyuz ki onu bilemem

Çağır sa aniden yar beni

 

Altın olup gerdanına takılsam

Küpe olup kulağında sallansam

Gece-gündüz şarkıların çağırsam

Duyup da yanına çağır yar beni

 

Uçan kuşlar ile selam göndersem

Mektup yazıp acz halim bildirsem

Heyecanla haberini beklesem

Bildir cevabını istet yar beni

 

Aramızda göl dağ ay güneş yıldız

Sen orada ben burada yalınız

Fark etmez aşarım onları yalnız

Yeter ki sen çağır istet yar beni

 

Göndermişsin haber çabuk gel diye

Hazırladım sana özel hediye

İçimde burukluk bilmem ki niye

Çoktan heyecanın sardı yar beni

 

Bünyamin Mantıcı- Amsterdam 2000

 

YALAN

 

Gerçekleri eğri büğrü etmeden

Hakiki çehrene perde çekmeden

Doğru nasıl ise onu bozma sen

Hayat geçicidir o da mı yalan

 

Bilmeyeni çok çabuk aldatırsın

Çocukları hemen neden çarparsın

Tanrı misafiri buna ne yapsın

Garipler masumdur buda mı yalan

 

Gelen giden seni gayet hoş tanır

Tatlı dil yılanı delikten alır

Has yüzün bilmeyen hep böyle sanır

Görmeyen aldanır oda mı yalan

 

Eş dost seni beni çok iyi bilir

Doğruyum desende nafile gelir

Hakkın fıtratına ters gelme sefil

Bu hayat fanidir buda mı yalan

 

Evlat gelin damat seni bilirler

Beyine sorsalar hepden gülerler

Torunlar daha farkında değiller

Cahiller kanarmış oda mı yalan

 

Bu iki yüzlülük neden sendedir

Bırak at artık zaman geçmektedir

Geç kalma sakın irade sendedir

Riyakar sevilmez buda mı yalan

 

İçin ile dışın beraber midir

Özüne bir baksan nevan nerdedir

Sakınki ayrılma doğruluk yeğdir

Doğrular konuşur oda mı yalan

 

Bir söylersin iki söyler üç söyler

Çıkar yalanların nihayet eyler

Fazla çabalama gitmez öteler

Gerçekler ortada buda mı yalan

 

Gözünü bürümüş yalan bellidir

Bir an olsun dene doğru neyledir

Tadını bir alsan ne lezzetlidir

Alanlar söylemiş oda mı yalan

 

Yüzüyün maskesi sırıtır durur

Ama senin bundan haberin yoktur

Hiç ümitsiz olma çaresi çoktur

Ümitle yaşanır buda mı yalan

 

Özü doğru sözü doğru hak doğru

Olalım cümlemiz pek asil soylu

İçelim abu şarap mis kokulu

Tadanlar söylemiş oda mı yalan

 

Bünyamin Mantıcı- Amsterdam 1997

 

YOKLUK

 

Bütün varlar zahiri bir görüntü

Yok olmaya mahkum maddi bürüntü

Yok aslı değilmi varın bütünü

Var varlıklar zira yoktan ötürü

Yokluk içinde hikmeti ararım

 

Var dediğin yalnız göze kulağa

Çok kısıtlı hitab eder insana

Görmediğin gördüğünün yanında

Yoklukla varlıkların oranında

Varlar içinde gerçeği ararım

 

Zahiri varlığız libas giyeriz

Yoktan gelir yine yoka döneriz

Var zamanı sıramızı bekleriz

Görsek yokluğu şaşkına döneriz

Yokluk içinde hikmeti ararım

 

Yokluk görünür mü? Var varlıkta yok

Güneş ışığında hiç karanlık yok

Sarmış bizi yokluk haberimiz yok

Sıyrılsak vardan ancak oluruz yok

Varlar içinde furkan’ı ararım

 

İçersin buz gibi su doya doya

Su donar buz olur döner kayaya

Kaynar buhar olur uçar havaya

Madde girer türlü şekil havaya

Varım madde öz manayı ararım

 

Yaşar can bedende görünür mü? Yok!

Akıl cevherini tutar mısın yok!

Bunlar işte varla yok arası  yok!

Gerçekte maddenin bir değeri yok

Aciz varla yok gerçeği ararım

 

Madde bir enerji enerji madde

Varlık göreceli gerçekte sahte

Görsek aslımızı durmayız burda

Varlık kalır burda varım yoklukta

Varlar içinde yokluğu ararım

 

Yok diye bir şey yok zaten olamaz

Varlıkta gizli farkına varılmaz

Varlar izafidir yokluk tanımaz

Koşar öze varlık burda duramaz

Fani madde baki hakkı ararım

 

Bünyamin Mantıcı Amsterdam 1999

 

SEN

 

Bir sen varsın birde ben’ler

Ben demeye varmaz diller

Ezelden ebede kimler?
Senden başka senden başka

 

Bütün benlerin öz varı

Canlı cansız hepsi aynı

Ben neyleyim benden ayrı

Senden gayrı senden gayrı

 

Bizler senden ayrılmayız

Hakkı ilahtan kopmayız

Kim göstere ne yoldayız

Senden başka senden başka

 

Çember misali yolumuz

Sanki çıkış kaynağımız

Kime olur dönüşümüz

Senden gayrı senden gayrı

 

İlim irfan pınarından

Abu hayat şarabından

İçip kimi bulam candan

Senden başka senden başka

 

Yiyip içtim dünya malı

Şeker kaymak halis balı

Bulamadım gerçek tadı

Senden gayrı senden gayrı

 

Bünyamin Mantıcı Amsterdam 2000

 

ERCİYES

 

Çok haşmetli bir görüntün var senin

Ali dağı sanki maketin senin

İsmin Kayseriyle anılır senin

Sever Anadolu seni Erciyes

 

Kuzeyde tarihi şehir Kayseri

Güneyde asırlık sakin Develi

Yerin Anadolunun tam göbeği

Dört tarafı dengeleyen erciyes

 

Eteğe hisarcık Talas kurulmuş

Kucağa Hacılar iyice oturmuş

İncesu Yeşilsar seyre koyulmuş

Yaslanmış Kayseri sana Erciyes

 

Önde verimli Kayseri ovası

Arkanda uzanır sultan sazlığı

Durmuş selam sana koramaz dağı

Sen misin çevrenin beyi erciyes

 

Erkiler bağları bakar karşıdan

Nazlı görünürsün karakaya’dan

Seslenir yahyalı öte taraftan

El sallar tomarza sana erciyes

 

Güneyde uzanır uzun toroslar

Bozkır uzunyayla sivası boylar

Dikmiş kafasını etrafı kollar

Ne heybetli başı gökte erciyes

 

Tekir yaylasında suyun bir başka

Koyun kuzu otlar yamaçlarında

Ciğerlere dolan havan bam başka

Muhteşemsin dağ incisi erciyes

 

Sene değil yüz yıllarca başından

Eksilmez kar üzerinden kaşından

Kopar kıyamet kar gitse başından

Sah eser tabiat yapımı erciyes

 

Yanardağdadır ismin bembeyez yüzün

Sivrilip delmişsin yerden gökyüzün

Eksilmez bulutlar öperler gökyüzün

Başkadır gökyüzü senle erciyes

 

Başın soğuksada hala gülersin

Türlü türlü nağmeleri düzersin

Kalkıp ayağa çevreyi izlersin

Gurur duyar yar seninle erciyes

 

Ressamlara konu güzel görüntün

Yeşil mavi beyaz renkli bürüntün

Dört mevsim bir arada türlü örtün

Sevdan eder beni sarhoş erciyes

 

Selamlaşır sanki ağrı dağıyla

Unutmaz hiç nemrut süphan sakarya

Edersin muhabbet komşu hasanla

Kurmuş bağlarını koca erciyes

 

Bünyamin Mantıcı Amsterdam 1999

 

 

HİKMET ONAÇ

 

1949 Yılında Yeşilhisar Soğanlı köyünde doğdu. 1972 yılında Kayseri’ye yerleşti. Büyükşehir Belediyesinden emekli oldu. Şiirleri Kayseri gazetelerinde ve Kültür Bakanlığı dergilerinde yayınlandı. Kayseri Emniyet Müdürlüğü trafik terörü şiir birinciliği, Fetih dergisi Bosna Savaşı şiir ikinciliği ve  Aşık Veysel şiir mansiyon ödülleri vardır. Anasam üyesidir.

 

ARZU

 

Bir güzel hayalde dolaşır mahzun

Gözleri şerh eder makzuda efsun

Yar mecnunum,vuslata abı  meysun

Yanan kalbim şifa bulsun aşkından

 

Dillerde ey peri didarı şahın

İhtiras vadisi şivesi rahın

Hırçın olma çevir giryana mahın

Hikmetine derman olsun aşkından

 

Bakar ahu gözler yanak allanır

Yanar dudak şule şule ballanır

Çuş olur şuhundan aşık sallanır

Rayihilar kalbe dolar aşkından

 

Sende ahlakbulunmaz bir revadır

Leb’in hazdır şivekara devadır

Gizlendikçe ak sineler hevadır

Hikmeti de hazan olur aşkından   

 

Hikmet ONAÇ

 

 

TRAFİK TERÖRÜ

 

Yazık bunca ölen insana yazık

Trafik en büyük belamız bizim

Şoför mü canavar kanun mu bozuk

Nedendir acaba cezamız bizim

 

Alkol alıp yolu benim sananlar

Bazen parçalanıp bazen yananlar

Yollarda gördüğüm o kızıl kanlar

Neden bu kadar çok kazamız bizim

 

Bu millet aslında görgüsüz değil

Sürate nereden geliyor meyil

Devlet işte sen bu soruna eğil

Ruhtur şu bozulan azamız bizim

 

Devlet rakı yapıp halka satarsa

Bunu içen şoför nara atarsa

Doğranmış insanlar yolda yatarsa

Bu zulüm çekilmez ezamız bizim

 

İnsanlar yok yere neden ölsünler

Sürücüler kuralları bilsinler

Yayalar dikkatli gidip gelsinler

Kara yazılmasın yazımız bizim

 

Azrail yollardan hiç mi gitmiyor

Ocaklar sönüyor baca tütmüyor

Hikmet derki facialar bitmiyor

Kurbanlık koç muyuz bazımız bizim

 

Hikmet ONAÇ

 

 

MELEK SEV

 

Fedakarlık sabır sevgi içinde

Bahtiyar olmanın sırları vardır

Yarin küçük görme eller içinde

Saygısız eşlere bu dünya dardır

 

Tatlı dil yerine küfre kaçarsın

Huzura sevgiye sende naçarsın

Sırlarını alemlere açarsın

Güvenme herkesin dilleri vardır

 

Elbet bir gün sende yanar geçersin

Sende aşkın şerbetini içersin

Ecel gelir bu dünyadan göçersin

Bahçenin de solan gülleri vardır

 

Mutlu ol her şeyi mesele yapma

Hakikati gör de paraya tapma

Ailenden bir de yuvandan kopma

Dünyanın cilveli yolları vardır

 

Sevmeyi bilirsen mutlu olursun

Çoluk çocuğunla kutlu olursun

El ağzına bakma dertli olursun

Elin yuva yıkan halleri vardır

 

Dünya cennet değil zorca yaşarsın

Göğüs gerer güçlükleri aşarsın

Hikmetim zengine neden şaşarsın

Çalışan arının balları vardır

 

Hikmet ONAÇ

 

 

ANNEME

 

Dertliyim derdimi dinleyenim yok

İçimde sızlıyor yaralar anne

Senden başka yoktur kolum kanadım

Sen olsun karalar bağlama anne

 

Bülbül ağlar gül dalına konamaz

Tomurcuklar al al olur kanamaz

Seni kimse benim kadar anamaz

Sensiz safa sürmez buralar anne

 

Beraber günlerim geldikçe yada

Ağlıyor ney gibi sinem feryada

Gam kasavet var oldukça dünyada

Bir gün beni senden aralar anne

 

Şefkat de sendeymiş sevgi de sende

Gül de ellerdeymiş meğer diken de

Bunu geçte olsa anladım bende

Yavrum der koşarda yorulur anne

 

Başımı koyardım sıcak dizine

Ne söylersen uyar idim sözüne

Bakar idim sevgi dolu gözüne

Sensiz çekilmiyor buralar anne

 

Çok eziyet çektin yiğidim diye

İyiliklerini yormam kötüye

Babam Abdullah’tır annem Atiye

Hikmet sizler ile sorulur anne

 

Hikmet ONAÇ

 

 

MİMAR KOCASİNAN

 

Eserler vatana armağan derdi

Kardeşlik namına bir ömür verdi

Ağırnas’da doğdu murada erdi

Kayseri ilinde durduğu yıllar

 

Nakkaşlı haşmetli kubbeler çatmış

Selimiyeleri tarihe katmış

Üç ayrı çıkışlı minare yapmış

Sırmış şerefeye erdiği yollar

 

Muhteşem Süleyman,Muhterem Sinan

Görkemli bir devlet sarsılmaz iman

Bu birlikten sindi Avrupa inan

Mostar köprüsünü kurduğu yıllar

 

Sanat kavramının mihenk taşıydı

O büyük devletin mimar başıydı

Sentez ve akustik onun işiydi

Zekanın dehaya vardığı yıllar

 

Bin beş yüzlü yıllar böylece geçti

Türk islam mimarı böyle gelişti

Osmanlı devleti nasıl çalıştı

Bize bunca eser verdiği yıllar

 

Tam dört yüz esere imzasın attı

Süleymaniye’de huzurla yattı

Bir asır yaşadı sevgiyle battı

Güneşin toprağa girdiği yıllar

 

Hikmet ONAÇ

 

 

HELAL OLSUN

 

Güzellik kalpte olurmuş

Çirkin yüze helal olsun

İnsan huzuru bulurmuş

Tatlı söze helal olsun

Çok güzel var yuva yıkan

Sinirlenen canlar yakan

İnsana sevgiyle bakan

Ela göze helal olsun

Aşk üstüne hayal kuran

Hep nasılsın diye soran

Sonu muhabbete varan

Binbir naza helal olsun

Gördüm gözden yaşlar döken

Yatakları olmuş diken

Kötünün kahrını çeken

Hanımlara helal olsun

Yürekler dayanmaz bile

Hikmet çekilmiyor çile

Derdimi anlatan tele

Çalan saza helal olsun

Soğan ekmek dayak yiyen

Ateşten gömlek giyen

Benim kaderimmiş diyen

Cennet size helal olsun

Dokuza kadar yatmayan

Namusa hile katmayan

Gül alıp diken satmayan

Güller kıza helal olsun

 

Hikmet ONAÇ

 

 

ŞİİR VE ŞAİR

 

Şiir bir incelik bir güzelliktir

Aşık olmayınca dizilmez imiş

Sevgi şairlerde bir özelliktir

Gönül sevmeyince yazılmaz imiş

 

Şiir seviyorsa bir insan eğer

Onun kalbi bence cihana değer

Yollarına altın dökse de meğer

Zalimin yolunda gezilmez imiş

 

Şiir önceleri yazılır yare

Sonra çiçeklerde görülür hare

Muhteşem tabiat dağ pare pare

Düşünmeden sırlar çözülmez imiş

 

Biri var ki nimetleri cem eden

Geçemezsin kısmetinden yemeden

Kim yaratmış bu alemi demeden

Allahın varlığı sezilmez imiş

 

Güneş hiç durmadan yanarda sönmez

Allahtan izinsiz yıldızlar dönmez

Nefsine uymayan ateşe yanmaz

Ölümü tatmayan üzülmez imiş

 

Şair leyla derken mevlayı bulur

Gerçek sevgi ile aşık da olur

Ne hikmet,yaşayan mutlaka ölür

Ölmeden mezarım kazılmaz imiş

 

Hikmet ONAÇ

 

 

İTİRAF

 

Öyle güzelsin ki sen her çiçekten

Zambaktan laleden hem kelebekten

Ömrün heder etme gel beklemekten

Aşkın deryasına gir nazlı yarim

Evrende yaşayan huriye denksin

Gönlümde dolaşan tatlı meleksin

Bir zaman hasretle inleyeceksin

Ayrılık ne zormuş gör nazlı yarim

Bağrıma başını koyduğun zaman

Sevgimi kalbimde duyduğun zaman

Aşka muhabbete doyduğun zaman

İpek saçlarını ör nazlı yarim

Ateş benim alev benim har benim

Elin bahşet ellerime yar benim

Gir bahçeme güllerimi der benim

Muradın şevkini ver nazlı yarim

Evlilik sözünü verdiğin gece

Gönül vuslatına erdiğin gece

Düşler alemine girdiğin gece

Sinemde bir rüya gör nazlı yarim

Hikmeti aşıktır tatlı sözüne

Bakmaya doymadı ahu gözüne

Kimseler görmesin mahu yüzüne

Zülfünün telini ser nazlı yarim

Bu gönül unutmaz gülüşlerini

Çağırdığım zaman gelişlerini

Bir gün bırakı ver tüm işlerini

Bu aşkın sırrına er nazlı yarim

 

Hikmet ONAÇ

 

GEL

 

Çöllerde mecnuni ben

Rüçhanı leylayı sen

Tarumara dönmeden

Güllerim solmadan gel

 

Geçti mazide zaman

Naçiz olursun güman

Sana büryan olmadan

Mecalsiz kalmadan gel

 

Zirveye ulaşmadan

Şu sabırlar taşmadan

Ömür çağı geçmeden

Ben gani olmadan gel

 

Bahadırım mahzende

Caziben kaldı bende

Ne olur bir lahza sende

Bu ömür dolmadan gel

 

Gönlüm hep seni arar

Başıma düşmekte kar

Zaman denen canavar

Saçlarım yolmadan gel

 

Kebap oldum közledim

Yolunu çok gözledim

Hikmetiyim özledim

Kapıyı çalmadan gel

 

Hikmet ONAÇ

 

IZDIRAP YILLARI

 

Ey vatanın temiz nezih evladı

Karalar giy vatan ne hale düştü

Evine bir ekmek alamaz oldun

Ah ile ateşin mutfağa düştü

 

Fırsatı ganimet bildi hainler

Şimdi rafa kalktı güzelim dinler

Kötü yola düştü nice gelinler

Seçilenin sonu ne hale düştü

 

Anadolu bu halkın ne yiğitmiş

Maaşın yarısı kiraya gitmiş

Asgari ücretle bir ömür bitmiş

Türkiyem sonunda bu hale düştü

 

Yüzlerce hırsızlar trilyonlar çaldı

Malı götürenin yanına kaldı

En büyük cezayı yoksullar aldı

Baklava çalanlar hapise düştü

 

Yoksulluk haksızlık aldı yürüdü

Yiğenler kardeşler para kürüdü

Bankalar boşaldı ahlak çürüdü

Ateşi mutfağa ocağa düştü

 

Uyan bu yoksulluk kader değildir

İnanma dinsizler peder değildir

Nasıl bu yağmalar keder değildir

Yükü kundaktaki çocuğa düştü

 

Hikmet ONAÇ