![]() |
ANADOLU HECECİLERİ-5
|
ÖMER ALBAYRAK 1940 da Kayseri Felahiye Kuruhüyük
köyünde doğdu. 5 yaşında yetim kaldı. 1965 de Hollanda’ya işçi
olarak gitti. Şiirleri 60’dan fazla dergide yayınlandı. Anadolu
Rüzgarı, Bayrak Çekerken, Güle Zehir damlattım, Feryadın inkılabı ve
Anadolu hececileri adlı l2 kişiyle birlikte yayınlanan 5 şiir kitabı
olan şair, ANASAM kurucu üyesidir. Huzur Mihrabı ve İdam Artıkları adlı
kitaplarının yayın hazırlığındadır. Halen Hollanda da yaşamaktadır.
Bir rızkın peşinde dağlar
aşarım, Kıta, kıta, ülke ülke
koşarım. Bu nasıl çile ki, ben de
şaşarım, Dert sofrası açtım,
serdim, topladım, Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. Ayrılık, ölümden bin kere
acı, Beklerim yolları gelmez
postacı, Var mı bu yaranın bilmem
ilacı, Dert bohçası açtım,
serdim, topladım, Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. Yetmiş bayram geçmiş otuz
beş yılda, Duyan bu hasrete haydi sen
ol da, Görülmüş mü bu dert bir
başka kulda, Dert çıkını açtım, serdim,
topladım, Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. Sabır taşı olsa çatlar
kırk yerden, Bıktırır insanı can ile
serden. Haddim mi şikayet etmek
kaderden, Dert sofrası açtım,
serdim, topladım, Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. Zehirle mayalı ekmeğim,
aşım, Yollarımı bekler bacım,
gardaşım. Andıkça hicrana döner
gözyaşım, Dert bohçası açtım,
serdim, topladım,
Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. Annem, babam yok ki, gidip
yoklasam, Mübarek ellerin öpüp,
koklasam, Şaşırdım dostlarım bilmem
ne yapsam, Dert çıkını açtım, serdim,
topladım, Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. Gurbet, gurbet değil,
buzullar çölü, Şu garip ahvalim yaşayan
ölü, Ancak Ömer çeker böyle bir
zulü, Dert bohçası açtım,
serdim, topladım, Bu yıl da bayramı böyle
kutladım. 5 Mart 2001 Kurban Bayramı Ömer ALBAYRAK |
Kınama kardeşim, bacım; Kızamık döker acım. Yunus ‘ca başladım sevmeye, Mahşere kaldı öcüm... Kargıyı
kırmış neferim, Kavgada
kalmadı yerim. Yunus
‘ca başladım sevmeye, Merhamet
dilenir ellerim. Ne mecnunum ne bunadım; Gülmek aşkıyla ağladım. Yunus ‘ca başladım sevmeye, Canan için can adadım. Dudağımda
“Yarin” adı, Damağımda
aşkın tadı, Yunus
‘ca başladım sevmeye, Yüreğim
pişmeden, yandı. Nefsimi çektim pazara, Kimse vermedi kırk para. Yunus ‘ca başladım sevmeye, Öfkem yenildi sabıra. Bir
mizaç ki:tıpkı ibiş, Her
rolünde deli derviş. Yunus
‘ca başladım sevmeye, Deseler
“mutlaka dellenmiş” A’dan Z’ye muammayım, Kırık dolmaz ki dolayım. Yunus ‘ca başladım sevmeye, Yunus derya , ben damlayım!.. Ömer ALBAYRAK |
|
Hasret ile tahammülü
pişirdim, Şefaat dilendim, ümit
devşirdim. Aşk ile duayı ördüm
kapında, Meczub derviş gibi aklım
şaşırdım. Şefkatine susuz , sevgine
acım; İzine yüz süren şansa
muhtacım. Tozu seccademdir bastığın
yerin, Ümmetin olmaktır benim
miracım!.. Arınıp günahtan Beyt-ül
Haram da, Koklasam gülünü Dar-us
Selam da, Hicret garibiyim sevr
ikliminde, Hasretin ok gibi saplı
yaramda. Seher vakti hayye ale’lle
uyandım, Sana gül, bana kor bir
aşkla yandım. Şems -i hidayettir
nur-u cemalin.. Kitapla, sünnetle, farzla
inandım. Nebiler meyinden bir katre
sun da, İhlas nur’u doğsun
kalb de, imanda. Ne ölüm kurutur çeşm-i
giryanım: Ne sensiz yaşanır köhne
cihanda!.. Sana ümmet olmak ne
büyük nimet , Sahib -ül buraksın Mühr-ü
Nübüvvet! Liva -ül -Hamd
Sancağın’ı açınca; Gölgesinde Ömer’i de
ihya et!.. Ömer ALBAYRAK |
Hangi Bengisu’dan
dolarsan dol da; Narında gül açan berat ver
bana! Mizan ’lı , Sırat
’lı çileli olsun; Yeter ki götürsün
yollarım sana!.. İmanla mücehhez sırra köle
et! Kahrından çıldırsın ölsün
hürriyet. Sana kavuşacak mekan
Mahşerse? Gelmekten korkarsam
namerdim namert. Seninle dopdolu
mevcut her mekan! Her nere ne zaman ettimse
iskan. Sığındım gemine
“Bezmi Elest”te, “Nefs-i emmareyle
etme imtihan!.. Ölüm : Sana dönmek şeksiz,
şüphesiz; Bitsin bu hasretle
tuttuğum perhiz. Pişmek için aşk oduna köz
eyle ; Kıskandırsın saadeti,
çilemsiz!.. |
|
Sırlar çözülse bir an, Olmasa zaman, mekan. Ben yolcu “o”
kılavuz, Kavuşsa canla Canan. Gelse gönlüme nevruz. Beşeri şu akil, mizaç, Teselliye her an muhtaç. Çağırınca gelse Hızır, Doyabilse sevgiden aç, Tadabilsem nedir? Huzur. Nefsimi çekip sigaya, Veda eylesem dünyaya. Bir dost, bir post, bir de
ben; Çekilsem inzivaya. Bitmese kutlu şölen... Beyt -ullah’a yüzüm
sürsem; Makam -ı
Maksud’a ersem. İster gerçek , ister rüya, Resul -ü
Zi-şan’i , görsem! Seyreylesem doya doya!.. İlahi aşk ile gülsem; Sevip, sevilirken ölsem. Cennetinde Cemali’ni
; Göreni, görebilsem, Görebilsem , göreni!.. |
Ehl-i Kelam bildim söz
konuşurken, Derde deva sandım hal
danışırken, Utanmadın nasırlarım
kaşırken, Dilim seni dilim dilim
dilmeli, Her dilimin kırk parçaya
bölmeli. Ne zaman ileri sürdümse
seni, Eşekten düşmüşe dönderdin
beni. Değirmen çakılı sandın
kendini, Dilim seni dilim dilim
dilmeli, Her dilimin kırk parçaya
bölmeli. Her sözünü doğru bilip
inandım, Dil yarası çeke çeke
usandım. “Ehl-i dil” dediler
aşkına yandım. Dilim seni dilim dilim
dilmeli, Her dilimin kırk parçaya
bölmeli. “Dil devrimi”
diye diye uzadın, Gün oldu geveze oldu öz
adın. Ne niyetin belli ne de
maksadın. Dilim seni dilim dilim
dilmeli, Her dilimin kırk parçaya
bölmeli. Ömer şair oldu senin
yüzünden, Kimse ibret almaz oldu
sözünden, Dad-ı feryat ettim artık
nazından, Dilim seni dilim dilim
dilmeli, Her dilimin kırk parçaya
bölmeli. |
|
“Her canlı mutlaka
ölümü tadacaktır” “O” isterse
yoklar var, varlar yok olacaktır. Mümkün
mü? Bir faninin bu hükme ihtirazı, Görülmüş
mü? Bakinin bu yolda imtiyazı. Madem ki, solacaktır
açılan her karanfil, Şüheda şerbetini sunmaya
gel Azrail!.. Cennette
Cemalini görmek içinse ölüm; Artık
bu ayrılığa kalmadı tahammülüm. Bin asır ömür olsa ne aş
biter ne de iş. Şükürsüz, zikirsiz,
fikirsiz kalmadan yetiş!.. Düşmeden
şu Şeytan’i lanetin tuzağına, Yatmak
için hazırım ölümün kucağına. Hangi yaşta uğrasan bu
kapı açık sana! Sahabe-i Kiram-a gelir
gibi gel bana!.. Farzet
ki: İbrahim’in Mina’daki kurbanı, Al
götür sevgiliye feda eyle bu canı!.. Arafat’ta hüccacla
vakfeye durduğum an, Beklenen randevuya
mümkünse? Gel o zaman!.. Ölümsüz
yaşamama vesile olsun ecel , Ya
Leyle-i Kadir-de ya Berat Gecesi gel!.. Bir Cum’a namazında
tam secdeye varırken, Emr-i Hak vaki ise ne geç
kal ne de erken!.. Kelime-i
Şahadet getirmeme zaman ver! Gücenir
ümmetini darda gören peygamber!.. |
Posta güvercinleri
kaybetmiş mektubumu, Dörtyol kavşağında
beklerim maşukumu. Sevgili
kayalıkta açılan yala gülü, Sevgiye
hasret gönül sanki buzullar çölü. Saba Melikesi’ne
sevdalanan bir gönül, Süleyman’ın tahtına
nasıl eder tenezzül. Yıldırım
çarpmasıyla parçalanan bir kaya, Muktedir
mi? Hikmetin lezzetini tatmaya . Azgın bir boğa gibi
boynuzlarken toprağı, Anladım ki: tevekkül
mazlumun sığınağı. Hayat
dönemecinde yattım mukaddes düşe, Hüzün
gezegeninde yuvarlandım inişe. Karçiçekleri derdim
cemresiz topraklardan, Husumet sözcüğünü
kaldırdım kitaplardan. Tırmandım
kör, kötürüm aşkın çile dağına, Düştüm
bir sinek gibi örümceğin ağına. Katıksız bir imanla döndüm
kıbleğahına, Sarhoş metropolünde ,
sığındım dergahına. Cesedim
kanla yunsa gönlüm sevgiye muhtaç, Hali
pür melalimi gören zanneder Hallaç. Gün olur hu çekerim derviş
gibi tekkede, Gün gelir hayallerim tavaf
eder Mekke’de. Şu
“Kelam-i Mukaddes” hep okunsa dinlesem; Sazlıkta
bir ney gibi yel vurdukça inlesem. Bu girift yolculuğun elbet
sonu selamet; Kurtarıcım, rehberim,
şefaatçim MUHAMMED!.. Ömer ALBAYRAK |
|
Kekik, yavşan, bezeliydi
yolları, Sizin cevizli bağ, bizim
güllü bağ. Hevenk hevenk meyve yüklü
dalları, Sizin cevizli bağ, bizim
güllü bağ. Al,
kırmızı, pembe, sarı, mor, beyaz, Yediveren
güller açar kış ve yaz. Hayale,
rüyaya romana sığmaz, Sizin
cevizli bağ, bizim güllü bağ. Elma, armut, badem, kiraz,
ayva, nar, Al, yeşil, mor, açılırdı
her bahar. Daldan dala uçuşurdu
kumrular, Sizin cevizli bağ, bizim
güllü bağ. Hele
bir gül vardı mavi açardı, Üzerinde
kelebekler uçardı. Etrafına
misk-ü amber saçardı, Sizin
cevizli bağ, bizim güllü bağ. Bin bir derde deva idi
kara dut, Gölgesinde medfun derler
Şeyh Mahmut, Kimine huzurdu, kimine
umut, Sizin cevizli bağ, bizim
güllü bağ. Söğüt
yaylasından gelmiş şu çınar, Asırlardır
bu toprağa kök salar. Gülü
peygamberin teri diyorlar, Sizin
cevizli bağ, bizim güllü bağ. Bu bağlarda sevmiş dedem,
ninemi, Bu bağlarda sevmiş babam,
annemi, Bu bağlarda yakmış aşkın
sinemi, Sizin cevizli bağ, bizim
güllü bağ. Ömer ALBAYRAK HOLLANDA |
BAYRAM ÇAĞINDA 1957 Kayseri Hacılar Doğumlu. Evli 3 çocuk babası
olan Çağında, halen Kayseri de özel bir şirkette muhasebeci olarak görev
yapmaktadır. ANASAM üyesi olan şair, Anadolu Hececileri-3 adlı eserde
yeralmıştır. Yazı ve şiirleri çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmaktadır. Efkar tüter dumanlıdır
başınız, Dertli misin benim gibi
hey dağlar? Geçit vermez, yalçın olur
taşınız, Dertli misin benim gibi
hey dağlar? Engeller var, bir patika
yolun yok, Ulaşsam da sığınacak çulun
yok, Sevinin var, sarılacak
kolun yok, Dertli misin benim gibi
hey dağlar? Felek aman vermez derde
dert katar, Gün be gün hasretim
durmadan artar, Seninde gönlünde arslanlar
yatar, Dertli misin benim gibi
hey dağlar? Pınarın var çağlayacak
özün yok, Dertlerimi dağlayacak közün
yok, Ağlasam da bir teselli
sözün yok, Dertli misin benim gibi
hey dağlar? Bayram ÇAĞINDA |
|
Bir rüyalık ömür için, Yalan dünya senden bezdim, Sorma nedir, niye, niçin, Yalan dünya senden bezdim. Gafil, gafil gezdirirsin, Canı candan bezdirirsin, Kalbe durmaz hırs
verirsin, Yalan dünya senden bezdim. Felek her gün ömür eler, Canlar terk-i diyar eyler, Dertli olan seni neyler, Yalan dünya senden bezdim. Seni bilen, sana kanmaz, Seni daim, baki sanmaz. Seni seven, sende yonmaz, Yalan dünya senden bezdim. Seni seven dostlar sana, Hakk dostları yeter bana. Şerrin her an benden yana, Yalan dünya senden bezdim. Bayram ÇAĞINDA |
Bülbül olsa bağlarımda, Ötse de hoş ötmesede. Gül olsa da dallarımda, Açsa da hoş açmasada. Gökyüzünde bulut olsa, Yağsa da hoş yağmasada. Ufkumdaki güneş olsa, Doğsa da hoş doğmasada. Göz yaşlarım pınar olsa, Aksa da hoş akmasada. Yollarında gözüm kalsa, Baksa da hoş bakmasada. Gönüllere giden yollar, Bitse de hoş bitmesede. Ömür denen zalim yıllar, Geçse de hoş geçmesede. Kara bahtım bundan sonra, Gülse de hoş gülmesede. Ey sevgili bunca kahra, Gelse de hoş gelmesede. Bayram ÇAĞINDA |
|
Şeytan işsiz kaldı, gitti
dünyadan, Bizi sana kalan ettin hey para. Saptırırsın bir çoğunu
yolundan, Yalnız sana kalan ettin
hey para. Gayesin çoğuna ilah
gibisin, Çakar almaz sahte silah
gibisin. Şeytanın başında külah
gibisin, Dostlukları talan ettin
hey para. Lale sümbül gibi seni
derdikçe, Dalkavuk çoğalır seni
verdikçe. Çirkin güzel olur seni
gördükçe, Ardın sıra dolan ettin hey
para. Hakkı bilenlerin zaten
gözü tok, İltifat hep sana sahibine
yok. Bulunduğun yere secde eden
çok, Huzurunda kalan ettin hey
para. Gerçek sevgi, secde hakka
olmalı, İnsan bir tek yaradana
tapmalı. Senin ile öğünene şaşmalı, Dostlukları talan ettin
hey para. Kıble oldun nice kulun
gözünde, Gurur oldun, kibir oldun
sözünde. Kul olmadım ben de senin
özünde, Sevmedim de solan ettin
hey para. Bayram ÇAĞINDA |
Tembel insan işi seçer, Gezer avare, avare. Sigarayla çayı içer, Süzer avare, avare. Hayal eder gündüz gece, Gönül eyler binbir hece. Hayat zaten bir bilmece, Çözer avare, avare. Nasihatı versen
almaz, Filozoftan geri kalmaz. Okyanusa düşse dalmaz, Yüzer avare, avare. Hasta olur esen yelden, Çalar durur eski telden. Ekmek elden, su da gölden, Bezer avare, avare. İti sürü para kazan, Şükür eyle, olma azan. Nice gafil ömür hazan, Gezer avare, avare... Bayram ÇAĞINDA |
|
Peygamberden miras kalan, Güzel ahlak, güzel ahlak. Gönüllerde sultan olan, Güzel ahlak, güzel ahlak. İncitmeden gönül alan, Nice kalbe sevda salan. Sözde değil, öz de olan, Güzel ahlak, güzel ahlak. Söylemeyen gıybet, yalan, Bu dünyadan ibret alan. İnsanlara örnek olan, Güzel ahlak, güzel ahlak. Haramlardan nefret duyan, Hakk sözüne gerçek uyan. Kalbe nurlu iman koyan, Güzel ahlak, güzel ahlak. Huzur verir etmez talan, Mahşer günü senle kalan. Sahibini üstün kılan, Güzel ahlak, güzel ahlak. Bayram ÇAĞINDA |
Düştüm sevda çöllerine, Hasretinle andım gezdim. Gözyaşımın sellerine, Mecnun gibi daldım gezdim. Yaradanın nimetine, Biz günahkar ümmetine, Nice insan suretine, Hüzünleri aldım gezdim. Söylediğin her hadiste, Derin mana var bahiste, Gönül ile bir aheste, Hasretinle kaldım gezdim. Şu dünyada var şahımız, Dağlar kadar günahımız. Dile düştü bu ahımız, Mecnun gibi saldım gezdim. Yüce rabbin habibisin, İki cihan tabibisin. Cümle alem sahibisin, Hasretinle soldum gezdim. Toz olsaydım yollarında, Taş olsaydım sellerinde. Yalan dünya çöllerinde, Mecnun gibi buldum gezdim. Bayram ÇAĞINDA |
|
Sordum şu mezarda yatan
adem’den, Haber verin gittiğiniz
alemden. Asırlardır ne gelen var ne
giden, Haber verin gittiğiniz Âlemden. Dedi, Ademoğlu aslım
topraktı, Bana ruhu veren yüce
Allah’tı. Yalan dünya beni benle
aldattı, Haber verin gittiğiniz
Âlemden. Sordum, anlat niçin çıkmaz
sesiniz, Yoksa bizim gibi çok mu
derdiniz. Bizler bu dünyada uyur
gezeniz, Haber verin gittiğiniz
Âlemden. Dedi, geldik hakka döndük
yeniden, Hayal gibi geçtik dünya
evinden. Yorgun düştük nefsimizin
elinden, Haber verin gittiğiniz
Âlemden. Dedi, sorgumuz var
namazımızdan, Kul hakkından, gıybet,
dedikodudan, Dillerim tutuldu, nice
korkudan, Haber verin gittiğiniz
Âlemden. Dedi, isteğim tutulmasın
yas, Siz okuyun bir Fatiha, üç
İhlas, Bu suale gönlüm istiyor
cevaz, Haber verin gittiğiniz
Âlemden. Bayram ÇAĞINDA |
Yeryüzünde gezen ağlar, Ölür birgün, ölür birgün. Al kırmızı, saten bağlar, Solar birgün, solar
birgün. Felek cümle düzenini, Talan eyler yüzenini. Kara toprak üzerini, Yalar birgün, yalar
birgün. Alma kimsenin ahını, Gökten indirir şahını, Hakk bu candan hesabını, Salar birgün, salar
birgün. Ölüm senden sanma ırak, Bak, sararmış yeşil
yaprak. Gözlerine kara toprak, Dolar birgün, dolar
birgün. Sevgi başta bir taç imiş, Cümle derde ilaç imiş. Gül, bülbüle muhtaç imiş, Bular birgün, bular
birgün. Bayram sen de güler sandı, Çağında’ydı nara yandı. Gülü, çile, hüzne bandı, Dalar birgün, dalar
birgün. Bayram ÇAĞINDA |