|
ANNEM
İster
uzakta ol ister yakında,
Bir
zaman aklımdan çıkmazsın annem.
Bizler
sana layık olmasak bile,
O
büyük sevginden bıkmazsın annem.
Ev
işinde, tarla, bağ ve bahçede,
Yapılması
çok zor olan her yerde.
Sevgide,
şefkatte hep en ilerde,
Gurbette
yanımda sen varsın annem.
Bıkmak
usanmak mı nedir ki bilmez,
Bizim
için ağlar belki hiç gülmez.
Herşeysiz
olunur, sensiz olunmaz,
Damarımda
kanım canımsın annem.
İnsan
aradığın bulur annede,
Allah
sağlık versin sana dünyada.
Gündüz
hayalimde gece rüyamda,
Gözümün
önünden gitmetsin annem.
Sen
iyi ol ki benim gönlüm hoş olsun,
Dilerim
melekler sana eş olsun.
Beraber
olalım ister düş olsun,
Murtaza
için sen herşeysin annem.
|
ÖĞRETMENİM
Bir
tomurcuk idik kuru dallarda,
Çiçekler
açtırdın sen öğretmenim.
Bir
renk oluşturdun ahenk içinde,
Kokular
saçtırdın sen öğretmenim.
Sabır
sende şefkat sende oluşmuş,
Güven
sende, gurur sende buluşmuş.
Zaman
olmuş çoçuklara karışmış,
Bir
sevgi timsalı can öğretmenim.
Öğrencin
olmak bize gurur veriyor,
Bu
minik yavrular seni seviyor.
Güzellikler
sende hayat buluyor,
Dünya
durdukça sen kal öğretmenim.
Güneşli
bir günsün, mevsim baharsın,
Hayatın
olduğu her yerde varsın.
İlminle,
bilginle yaraları sararsın,
Hiç
üzülme sen, hep gül öğretmenim.
|
|
CANIMIZ SIKKIN
Bir
feryat duyuldu ta Marmara’dan,
Ayırdı
çoğunu eşten, anadan.
Cümlemize
sabır versin yaradan,
Acımız
çok büyük, canımız sıkkın,
Tutunmazsak
eğer sonumuz yakın.
Ben
acıyı canda, bedende duydum,
Hissiz
olamazdım çünkü ben buydum.
Dört
yanı yaralı inlerken yurdum,
Sancımız
çok büyük canımız sıkkın,
Bölünürsek
eğer sonumuz yakın.
Ben
çok istemiyom, azım sizinle,
Allah
biliyorya özüm sizinle.
Kanayan
yaramda sızım sizinle,
Utancımız
büyük canımız sıkkın,
Umursamaz
isek sonumuz yakın.
Tek
din ve bir bayrak çatımız aynı,
Türklükle
yoğrulmuş adımız aynı.
Örf
ve adetimiz, andımız aynı,
Bu
yara çok büyük canımız sıkkın,
Sarmaz
isek eğer sonumuz yakın.
Murtaza’yım
bu dert yetti de, yeter,
Yıkılan
bacalar çok erken tüter,
Birliksek
enkazda çimenler biter,
Birlikte
değiliz, canımız sıkkın,
Böyle
gider ise sonumuz yakın.
|
SEN BİLİRSİN
Allah’ım
bu yükü bana sen verdin,
Bari
yolu kısalt, fazla sürmesin.
Tamamen
almazsan biraz hafiflet,
Yolda
kaldığımı kimse görmesin.
Belki
haklısın bunu yapmakta,
Herşeye
razıyım bunu bilesin.
İster
isen yaşat, istersen öldür,
Yalnız
süründürme kimse gülmesin.
Hani
insandır bu hatasız olmaz,
İşte
Murtaza’ da bunlardan biri.
Güldürmek
tamamen senin elinde,
Sakın
ağladığım dostlar bilmesin.
Sen
bilirsin Tanrım inancım sonsuz,
Zaten
yalan dünya olmaz ki sensiz.
Onunla
aramda tek bağ sen varsın,
Ben
ölsemde ona bir şey olmasın.
Sana
isyan etmek haddime değil,
Kader
denen şeyi tanıyorum ben.
Hayatım
gözyaşı ile dolmasın,
Dilerim
ki neşe sensiz olmasın.
|
Mustafa AKBABA
1948 yılı Antalya doğumluyum. İlk, orta ve lise tahsilimi
Antalya’da, yüksek tahsilimi İstanbul’da yaptım. 1973 yılında
Dişhekimi olarak hekimler ordusuna katıldım. Vatanî görevimi 1976 yılında
141. Dönem Hava Piyade Yedek Subay olarak Kütahya’da îfâ ettim. Hâlen
Antalya’da mesleğimi serbest olarak icrâ etmekteyim. Evli ve iki çocuk
babasıyım.Rûhumda şiir kıpırtıları 1964 yılında başladı. 1966 yılına
geldiğimiz zaman bu yolda yürüyebileceğim kanaati uyandı. O günden bu güne
bazı duygularımızı mısrâlar dile getirmektedir.1992 yılında “Gölge
Misâlî”, 1994 yılında da “Mâzî Efsânesi” adını taşıyan
kitapçıklarımı yayımladım. Her ikisi de kendi imkânlarım dâhilinde ve az
sayıda hazırlanmış olup, satışları yapılmamıştır. Bunlar, dost ve
san’at çevrelerine ikrâm edilmişlerdir. Ayrıca T.C. Kültür Bakanlığına
bağlı İl Halk Kütüphanelerinin bir çoğuna halkın istifadesine sunulmak üzere
gönderilmişlerdir.
BEYHUDE YILLAR
Sevdâ
şarabını ararken gönül
Kadehler
dolusu zehirler içti
Umarken
daima füsûnkâr bir gül
Baharın
neş’esi bir hayli geçti.
Bir
emel peşinde yıllar boyunca
Koştu
usanmadan, aradı onca
Lâkin,
ümitleri hayâl olunca
Kendine
elemi bir yoldaş seçti.
|
KARANLIKLAR
Karanlıklar
çökerken yavaşça kuytulara
Bir
sihirli besteyi söyler bana bu anlar
Her
şey kendi kendine dalınca uykulara
Bir
başka muammâdır duyulan o yankılar.
Karanlıkla
güzeldir baharım, yazım, kışım
Daha
da mânâlaşır karanlıkla göz yaşım
Karanlıklar
sırdaşım, karanlıklar yoldaşım
Karanlıklar
her aşkım, sevdiğim karanlıklar.
Ahmet Haşim’in
mısrâılarını tamamlayan
bu
şiirimi sahibine ithâf ediyorum.
İTHÂF
“Bir
kuş düşünür bu bahçelerde
altın
tüyü sonbahara uygun”
İnleyip
duruyor hep kederde
Zîrâ,
o hâlâ bahara vurgun.
Rûhundadır
mâzînin lezzeti
Çekip
sîneye her bir mihneti
Beklemede,
çaresiz, rıhleti
Gözleri
dalgın, gönlü pek yorgun...
“Bir
kuş düşünür bu bahçelerde
altın tüyü sonbahara
uygun”.
|
BİR ŞİİR DE BİZ SÖYLEDİK O İSTANBUL ÜSTÜNE...
-Bu şiirimiz, güçlü
şair Y. Kemal Beyatlı’nın azîz rûhuna ithâfımızdır.-
Senin
gibi, hiçbir belde, dünyaya ün salmamış
Fethin
ile, doğan günün yüzyıllarca solmamış
Mânâ
ile güzelliğin birleştiği o yerde
Nice
gönül efsûnlanıp, içmiş, yine kanmamış
Sanki
güzel bir efsâne sende yaşanan zaman
Çok
gönüller coşup, taşmış, gamdan nasîb almamış
Her
gören bir ayrı beste yakmış senin üstüne
Kimse
yoktur zaten seni görüp de hiç yanmamış
Ne
desem ben, ne söylesem, ne yazsam bilemem ki?
Üstâd
Kemal çok şey demiş, bize bir lâf kalmamış.
|
MÂZî EFSÂNESİ
Bana
şarkılar söyle, şöyle eskiden olsun
Mâzîden
bir şey anlat, gönül baştan şâd olsun
Bana
bir resim göster, geçmişi hatırlatsın
Efsûnlu
rüyâlara gözüm kanarak baksın
Bir
sevdadan bahseyle yürekleri tam yakan
O
gözleri tasvîr et, yaş yerine kan akan
Hasılı,
kaldırıver o zaman perdesini
Görelim
doyasıya mâzî efsânesini.
RIHLET
Kışın
ilk lodosları alırken dallarından
Hazandan
arda kalan sararmış yaprakları
Ve
bir devrini daha kapatıyorken zaman
Gönül
bir daha duyar ıztırâbı, gamları.
Derindir
bu teessür, inceden sızlar durur
Lâkin
her şey fânidir, tek tesellisi budur
O
rıhlet oldu diye sanma ki unutulur
Yâd edilir dem be dem
güzel hatıraları.
|
HATIRLAYIŞ
Hep
hâtıralarda dolanır gönül
Makamdan
makama gezinir gibi
Mâzîde
yaşanmış o kadar anı
Sisler
arasından sezilir gibi
Geldikçe
hatıra geçen o demler
Birbiri
ardınca dizilir gibi
Yesemenler,
güller şimdi nerede?
Yürekte
yaralar ezilir gibi.
MEYHANECİ RESÛL
Bir
zaman bir meyhane vardı Yenikapı’da
Üç,
beş kirli masası, beş, on sandalyesiyle
Sahibi
de içerdi gelen müşterisiyle
Ayık
gezmiyordu hiç, Resûl idi adı da.
Her
gün aynı sîmâlar oraya gelen, giden
Mezeleri:
Izgara, maydanozu bol köfte,
Yanında
domatesi, biberiyle birlikte.
Görürdük
içeriyi alçak penceresinden.
Bir
gün duyduk ki Resûl kapatmış meyhâneyi
Görünmedi
epeyce, kayboldu ortalıktan
Yine
bir gün duyduk ki hidâyet gelmiş Hakk’tan
Hiç
içmiyormuş artık, unutmuş o şişeyi.
O
zamandan beridir şimdi câmide her gün
Beş
vaktini kılıyor aralıksız, ön safta
İçindeki
mutluluk yüzüne yansımakta
Rûhundaki sükûnet
büyümekte gün be gün.
|
BURSA’YI
ZİYARET
Sevgisi
içimizde her dem büyüyen maya
Bir
gün yine yolumuz düştü güzel Bursa’ya
Çeken
bizi buraya hava mı, yoksa su mu?
Acep,
gönül ehline muhabbet duygusu mu?
Kendimce
ben dolaştım mutlulukla her yanı
Dilimde,
Tanpınar’ın o “Bursa’da Zaman”ı
Bazân
biraz su içtim bir câmi çeşmesinde
Ve
bazân da dinlendim bir çınar gölgesinde
Her
yer inceden ince, her yer bir tarih ağı
Yansıtıyor
sessizce güzelim altın çağı
Câmiler,
bedesteni, o hanlar ve hamamlar
Efsûnlu
günlerini geçirmiş bir zamanlar
Geziyorken
böylece bu şehri adım adım
Asırlar
gerisinde eski günlere vardım.
Altmış
okka kılıcı, bir geyik üzerinde
İşte,
Geyikli Baba Bursa’nın ilk fethinde
Heybetiyle
durmakta Yıldırım Bâyezîd Hân
Bir
müşkili çözüyor yanında Emir Sultan
Somuncu
Baba’ya bak, mekânları aşmada
O,
üç ayrı kapıda bir bir vedalaşmada...
Kaybolurken
varlığım mâzînin nefesiyle
Tekrar
bu güne döndüm ezanların sesiyle
Gönlümce
ben dolaştım, gönlümle ben dopdolu
Saatlerce
gezindim, bıkmadan onca yolu.
|
SALKIM
ÇİÇEKLERİ
Bir
hoş edâ ile endâm gösterir
Mevsimle
birlikte görünen peri
Gözlere
ayrı bir letâfet verir
Yansırken
etrâfa eflâtûn feri
Baktıkça
bakılır, o ne zarâfet
Gizliden
gizliye büyüler seni
Yenice
serpilmiş, sanki bir âfet
Râyiha
neşreder o nâzik teni
Tüllere
bürünmüş, süzülür durur,
Gelinler
misâli, durur yerinde
Bazân
da nâzenîn rakkase olur
Ürperip,
raks eder bahar yelinde.
|
AŞK
HALİ
Hak-kı keşf-etmeyen sevdim
diyemez:
Sevmeyen, Hak nedir? Zaten
bilemez.
Yaşamak sevmektir, yarin
hayali;
Sevenin kalbidir, aşkın
menzili.
Aşıkın arzusu, yarin
hayali;
Gören mecnun olur,
görmeyen deli.
Aşka talib olan çeker
cefayı;
Sevmeyen ne bilir aşkı,
vefayı?
Aşığın kalbidir, yarin
mekanı;
Yar için fedadır aşığın
canı.
Aşk şarabı içen, sarhoş
ayılmaz;
Seven, sevdiğinden ölse
ayrılmaz.
Aşk başa gelince mekan dar
gelir;
Seven kalbe yarsız hayat
ar gelir.
Aşk ateşi yaka yaka
pişirir;
Köle eder tacdan-tahttan
düşürür.
Aşk: deyince sır perdesi
açılır;
Yar aşkıyla candan-serden
geçilir.
|
|
OSMAN ÇAMUR
1965 yılında Kayseri’de
doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Kayseri’de okudu. Halen A.Ü. İşletme
fakültesinde okumaktadır. 1982 yılından beri şiir ve çeşitli konularda köşe
yazıları yazmaktadır. Kayseri Büyükşehir Belediye konservatuarında uygulamalı
Türk Sanat Müziği ve ney üfleme dersleri almaktadır. 15 yıldır devlet memuru
olarak çalışmakta olan şair, Anasam üyesidir. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yazmayı
sevdiği kadar, okumayı, konuştuğu kadar da dinlemeyi seven Çamur, okuma ve
yazmanın kendisi için bir hayat tarzı olduğunu söylemektedir. Şiirlerinde
dini, sosyal, sevgi ve aşk konularını tema olarak işlemektedir.
RÜBAİ
Gecelerin
karanlığında bir ışıltı,
Sunuversen
gönlüme, ey bilinmez!
Karanlıklarımı
aydınlık etsen,
Bir
çırpıda, ey gönülden silinmez.
ALDANMA-1
Dertleri
bir yana bırak,
Şu
dünyaya olma çırak.
Gönlümüzü
yakar firak,
Aldanma
ey insanoğlu.
Hakk’ın
emrine kulak ver,
Ömrünü
eyleme heder.
Mümini
hep mümin sever,
Aldanma
ey İnsanoğlu.
Vahdette
vardır bereket,
Kur’ansız
etme hareket.
İslamı
daim merak et,
Aldanma
ey İnsanoğlu.
Kime
söylesem bu derdi,
Hep
şifasız ilaç verdi.
Bozulmuş
toplumun ferdi,
Aldanma
ey insanoğlu.
|
FETİH ŞİİRİ
Diyordu
evladına, büyük Gazi-i Osman,
Kolay
mı hiç yatarak, Ömer-i Sâni olman?
Eğer
ki, doldurursa dostun, postuna saman,
Sen
inkıyad eyle Hakk’a onun hali duman.
Fârisi
diyarından kalkarak gelmiş Selman,
Der,
oğul, gerek sana sabr-u sebatla dolman.
Bu
derde kim eyler O Rahmandan gayrı derman?
Secde
eyledi hem O’na, dağ, taş, sahra ve orman.
Fetih
haktır, gelince Hakk’ın vadettiği zaman,
Buyurdu
Hakk teala, Levhi Mahfuz da ferman.
Hükümran olacak Hakk nizam, belki ben görmem
Hükümran olsun da O, ben ölsem bile ölmem.
09-01-1985 Kayseri
KAR BEYAZI
Kar
beyazı, kış ayazı.
Çekilmiyor,
sevgi nazı...
Yârin
gözü, Nârın közü,
Dayanmıyor,
kulun özü..
Özgür
olmak, neşe dolmak,
İstiyorum,
çocuk kalmak.
Sular
serin, yara derin,
Çaresizim,
ilaç verin...
Astım
sazı, kestim sözü,
Okunmuyor,
su da yazı...
Sensiz
gece, güç gelince,
Yazamadım,
yarım hece...
Güzelcesin,
gönüldesin,
Sevince
kalp, dil ne desin...
21-10-1997 Kayseri
|
|
YAKTIN BENİ
Ayrılık
ateşten gömlek,
Hiç
kalır yanında ölmek.
Nasip
olacak mı görmek?
Ateşinle
yaktın beni...
Nasıl
dayanır can buna?
Hasretim
suna boyluma.
Alacak
mıyım koynuma,
Ateşinle
yaktın beni...
Deli
olacağım, deli,
Dinmez
gözlerimin seli.
Ağlarım,
seni seveli,
Ateşinle
yaktın beni...
Ey
düşümdeki güvercin,
Haydi
gönül bahçeme in.
Sevmez
sanıp bağlama kin,
Ateşinle
yaktın beni...
14-10-1988
Denizli
|
YUNUS’UM
Bütün
gönüllerde Yunus’tur yatan,
Yunus’u
gafildir kalbinden atan.
Dünyayı
el değmeden bir pula satan,
Gönüller
sultanı, dertli Yunus’um.
Ölmeden
ölüp de dünyayı geçen,
Garip
bülbül gibi figanla göçen.
Yudum,
yudum hayat iksiri içen,
Gönüller
sultanı, dertli Yunus’um.
Sen
yâdettin, yücelttin seni İlah,
Nasip
olur mu her insana felah?
Gülmedin
bir lahza da buldun salah,
Gönüller
sultanı, dertli Yunus’um.
Mayıs 1985 Kayseri
ANAM’A MERSİYE
Yitirdim
seni, bükük boynum, kırık ellerim.
Ana
sen yoksun diye, konuşmuyor dillerim.
Selam
götür ol rasule seni ağırlasın,
Açsın
kuçağını, dert dağını bağırlasın.
Hiç
kolay değilmiş anadan, yârdan ayrılık,
Beraberdik,
Rabbim istemiş biz de ayrıldık.
Dilinde
her an zikirle, bağlandın Allah’a,
İltifat eder görmedim seni, gayrullah’a.
04-01-1986 Kayseri
|
|
MEVLAM
Şimdi
bir garib oldum,
Her
kapıdan kovuldum.
Tüm
hicrâna boğuldum,
Bize
kapı aç Mevlam...
Çömertler
oldu pinti,
Yoksullar
oldu sinsi.
Bulmak
zor iyi cinsi,
Bize
rahmet saç Mevlam...
Hiç
yok mu yardım seven,
Tek
kaldı kuru kefen!
Yaptın
mı sen de tefe’n,?
Bize
giydir tâç Mevlam...
Esiyor
rıh-ı küfür,
Sen
de koş, durma üfür.
Ortalık
pek de zifir,
Bize
güldü Hâç Mevlam...
Kalmadı
nas da sabır,
Korkutmaz
mı şol kabir.
Artmış
günah-ı kebir,
Tüm
kulların âç Mevlam...
|
ALDANMA –III
Allah’tan
gayrını anma,
Fani
nimetlere kanma.
Dünya
sana kalır sanma,
Aldanma
ey insanoğlu...
Melekler
amelin yazar,
Kötüysen
duyarsın azar.
Nefsine
eyleme nazar,
Aldanma
ey insanoğlu...
Kabirde
rahat yatılmaz,
Hesaba
hile katılmaz,
Orada
sevab satılmaz,
Aldanma
ey insanoğlu...
Derdimiz
çok hep dermansız,
Adım
atılmaz fermansız.
Saman
savrulmaz harmansız,
Aldanma
ey insanoğlu...
Osman!
Dünya fanidir bil,
Tüm
gözlere çekilir mil.
Cehenneme
götürür dil,
Aldanma
ey insanoğlu...
10-02-1988 Manisa
|
|
GÜL-İ RUHSARIM
Bir
gül-i ruhsar-ı cemileye aşık oldum,
Aşık
oldum da onun aşkından böyle soldum.
Aşk
öyle bir deryaymış ki, daldım da boğuldum,
Gel
ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarim.
Her
görüşümde feryad, figan ederim yâri,
Görmesem
özleminden ağlarım zari, zari,
Ben
de bilmiyorum nasıl atarım bu hali,
Gel
ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarim.
Seni
sevip de, saramadan ölürsem eğer,
Bana
acıyıpta ağlama, bir dua gönder.
Kişi
eğer kalpten vurulursa bu kadar sever,
Gel
ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarim.
Senin
yok mu şu çakır gözlerin, cihan değer,
Dağlar
eğilmez ama, deli gönül baş eğer.
Bu
yolda bütün diller susar, gönüller söyler,
Gel
ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarım.
1984 Kayseri
|
ÖMER ALBAYRAK
1940 da Kayseri Felahiye Kuruhüyük
köyünde doğdu. 5 yaşında yetim kaldı. 1965 de Hollanda’ya işçi olarak
gitti. Şiirleri 60’dan fazla dergide yayınlandı. Anadolu Rüzgarı,
Bayrak Çekerken, Güle Zehir damlattım, Feryadın inkılabı ve Anadolu
hececileri adlı l2 kişiyle birlikte yayınlanan 5 şiir kitabı olan şair,
ANASAM kurucu üyesidir. Huzur Mihrabı ve İdam Artıklar
ı adlı kitaplarının yayın
hazırlığındadır. Halen Hollanda da yaşamaktadır.
SELAM SANA TÜRK MİLLETİ
Bu orduda OĞUZ KAĞAN var;
Türk gücünü gösterecek.
Bu orduda METE HAN var;
Türk kimmiş öğretecek.
Bu orduda ALPARSLAN var;
Bastığı yer yurt olacak.
Bu millette ANALAR var;
Emzirdiği KURT olacak.
Bu orduda FATİHLER var;
Tarih ondan ders alacak.
Girne, Lefkoşe,
Magosa’lar var;
Türk’ündür
Türk’e kalacak!..
Bu orduda SELİM HAN var;
Cihan Türk’e dar
diyecek.
Bu millet Cihangir doğar,
Bu millet Cihangir
ölecek!..
Bu orduda KOMUTAN var;
MUSTAFA KEMAL olacak.
Bu millette asil kan var;
Bayrak Bayrak, Sancak
Sancak!..
Bu Orduda MEHMETÇİK VAR;
Barışı namus sayacak.
Yoksa süngü var dipçik
var;
Tanımıyan kan kusacak!..
|
|
MİHENKTAŞI
Artık yıldızımız melal
burcunda,
Git kader muhatap değilim
sana.
Ayrılık küf tutmuş ömür
harcında,
Sustukça sükutum döner
hüsrana.
Gönül yatağından taşmış
çay gibi,
Kavurur bağrımı çöl
susuzluğu.
Çile tezgahında dokur
sevgimi,
Çekilmez bahtımın şu huysuzluğu.
Kıblesiz mabetle dönmüş
şaşkına,
Şu Kafiristan’la
belalı başım.
“Hubbulvatan
min’el iman aşkına,
serhat nöbetçisi hayalim,
düşüm.
Kilise çanından haçtan
uzakta,
Uyanabilirsem ezan
sesiyle;
Kurbanlar adadım rıza-yı
Hakk’a;
Yaşarsam ülkemde Türk Töresiyle...
Bir daha kor’mola
anam soframa?
Kırk nazla yediğim
kaymağı, balı.
Gelinlik kız gibi girer
düşüme,
Kapıkule’deki
bayrağın Al’ı!..
Mihenk taşı olmuş sıla
derdimin,
Çekmeyen ne bilir gurbette
ahı.
Şüheda secdesi Cennet
Yurdumun,
Öpsem toprağını bayram
sabahı!..
|
MEHTERİM GİRNE’YE TAŞIR ORDUMU
Eğirip dokudum ince
yolları,
Açıldı gönlümün sır
duvarları.
Sevgili mektubu açıp
okudum,
Yörük kiliminde Kıble
rüzgarı.
Yeşil türbelerde renkle,
cümbüşe;
Yüreğim kandilden damlar
geçmişe,
Kubbeler, kemerler, mermer
sütunlar;
Selçuklu gururu bir baştan
başa.
Peygamber muştusu taşır
yüreğim,
Fetih gemilerim yürür
karada.
Haçlı orduları denen
ürkeğin,
Sökülür Bizans’la
dişi surlarda.
Kafkas kalpağını giydim
başıma,
Tırmandım Şamil’le
Kars Kalesi’ne.
Hilatler giydirdim Mehmet
Paşam’a,
Çar’ı hayran etmiş
TÜRK TÖRESİ’ne.
Malazgirtten alır bayrağım
rengi,
Yeniden yaşatır ülküm
soyumu.
Coştukça Ömer’im bir
Yunus gibi;
Mehterim Girne’ye
taşır ordumu!..
|
|
TÜRK DEMİŞLER ADIMIZA
Estergon’da dinlenir
mehterim,
Kore’de süngü
bilerim.
Adımı sorarsan
Mehmet’im,
Anadan doğma askerim.
Trablusgarp’da
okunan ezanda;
Girne’de şehit
kanındayım.
Nerede anarsan orada,
Hızır gibi yanındayım.
Hollanda lale bahçalerinde,
Yaşarım tarihin
“Lale Devri”nde
Yaşarır gözlerim baktıkça
Ren’e,
Tuna boylarında kayıp
sevdayım.
Avusturya
Dağları’nda frensiz,
Taka’sı tekleyen
Osman’ım.
Berlin hücrelerinde
talihsiz,
Prangalarda kükreyen
aslanım.
Zolder’de,
Mons’da, Ligeş’te;
Kömür havzalarında
Hamzayım.
Birazcıkta hovardayız
işte,
Artık ötesini yazmayım.
Bakarsın Münih
Gar’ında,
Kaçırır treni beklerim.
Bakarsın Şinax
Barı’nda,
Bir sarışınla pineklerim.
|
TASAVVURU MÜMKÜN OLMAYAN TEZAT
Hatamiye haraç verdim
korkuyu,
Tevekkül burcuna girdim şu
anda.
Hayat hakikatten yoksun
körkuyu,
Akıl yol gösterir,
mantık gümanda.
Ölüm mangasında tetik
çekerim,
Alnımın şakında seker her
kurşun.
Mazlumun ahıyla tir tir
titrerim,
Dehşeti ürpertir beni bu
düşün.
Şehvetim eşderin alev
kusmuğu,
Yoksul oyuncağı kârım
servetim.
Muhanet ensemde vampir
soluğu,
Nefsi müdafaada gücüm,
gayretim.
Nükleer silahlar patlar
beynimde.
Yetim çığlığında acı
gözyaşım.
Dokuz soru düğümlenir
beynimde,
“Almancı”
dedikçe bacım, kardaşım.
Yörüngeden çıkmış aklın
uydusu,
Uzay boşluğunda sevgi,
muhabbet.
Hangi mülke konsam delik
tapusu,
Hangi gezegene eylesem
hicret?
İçimdeki alev, başımdakı
kar,
Tasavvuru mümkün olmayan
tezat.
Ömer mi bu yüke talip,
cüretkâr?
Hangi sır başıma etti musallat?
|
|
MARİYA
Ela gözlerime, siyah
saçıma,
Bakıp da abayı yakma
Mariya.
Ben evliyim, boşa düşme
ardıma,
Beyhude kafayı takma
Mariya.
Türk’üm her
milletten fazla gururum,
Dünya ateş olsa olmaz
umurum.
Senin olur günde dokuz
randevun,
O zaman keçiler kaçar
Mariya.
Baban Hollandalı, anan bir
Alman,
Sen bir katoliksin, ben
bir Müslüman.
Domuz eti yemeyince
duraman,
Yasaktır dinimde benim
Mariya.
Sen İncil okursun, ben de
Kurân’ı,
Sen çan sesi dinlen, ben
de Ezanı,
Senden doğacağın olmaz
imanı,
Çekilmez vebalin yükü
Mariya.
Sen ıslataman o boyalı
tırnağı,
Ben de yıkayamam kabı,
kacağı,
Sen beygir olursun gavga
kaşağı,
Ben tımar edemem hergün
Mariya.
Kayserili’yim yerim
sucuk, pastırma,
Soğanla, sarımsak katıktır
bana.
“Ağzın kokar” diye
başlan dırdıra,
billahi kaşınır sırtın
Marİya
Güzelsin Mariya, laleler
gibi,
Gönül heykeline koydum
çelengi,
Hollanda Ömer’in
olamaz yurdu,
Benim yurdum Anadolu,
Mariya.
|
KÖHNE
GEMİ
Radyoaktif sızar
bu’köhne gemi,
Belirsiz rotası bozuk
dümeni,
Ya! Rab’bi sen koru,
benlikten-beni.
Denmeden “Garibin
hali pür melal”,
Beni-benden koru,
beni-benden al!..
Beni hedefliyor bütün
silahlar,
Canevime neşter vurdu
cerrahlar,
Şükürsüz, zikirsiz koydu
eyvahlar,
İster göğe çıkar, ister
yere çal,
Beni-bana koyma,
beni-benden al!..
Goncası hazana kalmış
bülbülüm,
Bağrında kıvılcım saklayan
külüm,
Yeter ki eyleme hayatı
zulüm,
Ben-bende kaldıkça halim
izmihlal,
Beni-benden kurtar, beni
benden al!..
Çare, çaresizi yemiş
bitirmiş,
Devası, şifası
dediki-demiş,
Bu yara kangren olmadan
yetiş!
Ömür güneşinde başladı
zeval,
Beni, sensiz koyma,
beni-benden al!..
Tefekkür denilen ruhun
gıdası,
Erenlerin lokmasının
mayası.
Ömer denen bu meczubun
duası,
Kağıtsız, kalemsiz, pulsuz
arzuhal,
Beni, sensiz koyma, beni
benden al!..
12-07-2000 Zaandam
|