SON GİDİŞ

 

SON GİDİŞ

 

Bu gidişle istediğim menzile,

Engel çıkıp varamazsam vay bana.

Bekle dedim, beni yaşlı göz ile,

Ben sözümde duramazsam vay bana.

 

Terk eyledim, meskenleri, hanları,

Meçhuldeyim karıştırdım yönleri.

Gözü yaşlı bıraktığım canları,

Geri dönüp göremezsem vay bana.

 

Baş çevirip bakamadım ardıma,

Yadelleri kondurmayın yurduma.

Alev alev yanıyorken derdine,

Hatırını soramazsam vay bana.

 

Ayrı koyma kader gençlik çağında,

Çırpındırma beni sevda ağında.

Ahu gözlü sevdiğimin bağında,

Güllerini deremezsem vay bana.

 

Özledi bu Ahmet tatlı dilini,

Geri dönüp tutabilsem elini.

Okşuyorken saçlarının telini,

Hayalini kuramazsam vay bana.

 

 

ANA HASRETİ

 

Yavrum anam nerde diye sorarsın,

Dünyayı bir kere elledi gitti.

Her tarafı ana diye ararsın,

Dünya’ya elini salladı gitti.

 

İyilik dağıtan bir melek gibi,

Dilenen hayırlı bir dilek gibi.

Üzeri şebnemli bir çiçek gibi,

Bütün bahçeleri gülledi gitti.

 

Hiç kimseye kötü kelam etmedi,

Sen uyurken nöbet tuttu, yatmadı.

Kendi gitti ama şavkı batmadı,

Dostlara selamı yolladı gitti.

 

Boşa gider onun için kaygılar,

Az kalıyor yazdığımız övgüler,

Ona duyduğumuz derin sevgiler,

Bütün sevgileri solladı gitti.

 

Dünyada bulunmaz ananın eşi,

Her derde dermandı gözünün yaşı,

Kötülüğe yanan bütün ateşi,

Söndürdü üzerin külledi gitti.

 

Şer konuşmaz iyilikti temeli,

İnsanlığa saygı idi emeli,

Acısını kalbimize gömeli,

Bu dilsiz Ahmet’i dilledi gitti.

 

 

ÜÇ GÜN

 

Birgünüm çocukluk, bir günüm gençlik,

Bir günde yaşlılık bitti, bitiyor.

Dünyamı dolduran bu koca üçlük,

Bu ömrüm kemale yetti, yetiyor.

 

Sevdayla uçardım acı olmasa,

Dünyam boş olurdu dostum kalmasa.

Haklı değil miyim yüzüm gülmese.

Hanemde baykuşlar öttü, ötüyor.

 

Dertli olduğumu sakladım elden,

Çığ düştü üstüme çıkmadım yoldan.

Derede yürüdüm, kaçmadım selden,

Sır gemim bir ark da battı, batıyor.

 

Baktığım çok şeyin gördüm sonunu,

Değiştirdim kötülüğün yönünü.

Bu Ahmet dost için tatlı canını,

Çıkartıp bedenden attı, atıyor.

 

 

HARAMDIR

 

Aşka sadık bülbüllerden, güllerden,

Çekilmeyen nazlar bana, haramdır.

Sevda çeken gönüllerden, dillerden,

Duyulmayan sözler bana haramdır.

 

Su diye bastığım dönünce köze,

Gençlik hedefinde ermeden haza.

Razı değil isem bahara, güze,

Yaşadığım yazlar bana haramdır.

 

Çok hoş gelir dostun dosta dilleri,

Diken atsa gonca dolar elleri.

Akort tutmuyorsa gayrı telleri,

Çalmadığım sazlar bana haramdır.

 

Kara günde alay edip gülende,

İyi günde dostum deyip gelende.

Her gün bana sevincimde, çilemde,

Katılmayan yüzler bana haramdır.

 

Muhannet can verse edemem minnet,

Giremem bağına olsa da cennet.

İnsana kurbandır bu garip Ahmet,

Nefret saçan gözler bana haramdır.

 

 

AŞK BELASI

 

Merak edip böyle aşka düştüm de,

Debelene, debelene batıyom.

Herhalde bir eksik varmış derdimde,

Dert bulup da, dertlerime katıyom.

 

Ettiği vaadler bulmadı yerin,

Merhem kâr etmiyor, yaram çok derin.

Oyununa geldim kötü kaderin,

Hasta düştüm inil inil yatıyom.

 

Kalmadı bu işin gizli, saklısı,

Elime geçmedi aşkın köklüsü.

Eğer bulunursa bir meraklısı,

Para almam, ben başımdan atıyom.

 

Köle etti, ayaklara düşürdü,

Aklım aldı, doğru yoldan şaşırdı.

Ne haldeyken, ne hallere düşürdü,

Bülbül idim karga gibi ötüyom.

 

Kime varsam deli diye dışlıyor,

Aklın yok diyerek söze başlıyor.

Kime sorsam herkes aşkı düşlüyor,

Deli oldum, sağa-sola çatıyom.

 

Kırkbeşten yukarı geçerken yaşım,

Aşkla savaşırken kalmadı dişim.

Dediler ki Ahmet, sönmüş ateşin,

Duman oldum her bacadan tütüyom.

 

 

MEHMET DERVİŞOĞLU

 

1966 da Ardahan Göle ilçesinin Balçeşme köyünde doğdu. 10 yaşında saz çalmaya başladı. Halk ozanlarıyla konser ve atışmalara katıldı. İlk kasedini 1985 yılında çıkardı. Postacı, Anne babam dönmedi mi, üstüme varma benim, ham çökelek adlı kasetleri vardır. Evli olan şair ve Ozan Dervişoğlu şiirlerini çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlattı. Gurup Dervişoğlu adlı bir topluluk da kuran Mehmet Dervişoğlu Kayseri ve yöresinde özel gece ve düğünlere de katılmakta, Türküler söylemektedir.  Bu ilk ortak kitapla Anasam şairleri arasına katıldı. Anasam Meslek Birliği üyesidir. Ozanla görüşmek isteyenler 0352 8113002 nolu telefonla irtibat kurabilirler.

 

 

GELİN

 

Gözleri sürmeli bir gelin ağlar,

Ağlamış da gözlerini silmemiş.

O da benim gibi yardan ayrılmış,

Genç yaşta saçların ağarmış gelin.

 

Güllerin açmadan sararmış, solmuş,

Aslanın payını çakallar almış.

Dün gelin olmadan ne hale gelmiş,

Kocan kıymetini bilmemiş gelin.

 

 

SARIKIZ

 

Sarıkızı aldım çıktım yaylaya,

Öptüm, sevdim, başım koydum belaya.

Hele de eylen neler deyim sarıkız,

Oğlan şeker, kızlar bekar,sarıkız.

 

Sarıkızın topuğunda nalçası,

Sallanıyor sarıkızın kalçası.

Hele de eylen neler deyim sarıkız,

Oğlan şeker, kızlar bekar, sarıkız.

 

 

SORA DURSUN

 

Ferhat dağı yaramıyor,

Bırak yara, yaradursun.

Benim yaram çok derindir,

Tabip sara, saradursun.

 

Gurbet oldu son durağım,

Artıyor gamım, merağım,

Zaten kurumuş yaprağım,

Dolu vura, vura dursun.

 

Boş dünya da neydi kârım,

Gülmedim ki, hep ağlarım.

Yol bekleyen nazlı yarim,

Beni sora, sora dursun.

 

 

POSTACI

 

Baktıkça halime bakar ağlarım,

Gelde bu halime çare postacı.

Seversen mevlâyı ağlatma beni,

Götür bir haberim yâre postacı.

 

Ben çekerim bunca bunca çilemi,

Felek yıkmış bütün cümle âlemi.

Yeter gelsin bana bir tek selamı,

Götür bir haberin bire postacı.

 

Yıllar oldu çilelerim bitmedi,

Haber saldım nazlı yâre gitmedi.

Bir gün olsun bülbüllerim ötmedi,

Götür bir haberin pir’e postacı.

 

 

YAŞIMA SORUN

 

Çok zamandır terk eyledim yurdumu,

Gurbette geleni başıma sorun.

Gözler gönül aynasıdır diyorlar,

Gözlerimden akan yaşıma sorun.

 

Eyüp gibi saran olmaz yaramı,

Terk eyledim vatanımı, yurdumu.

Kimse anlayamaz benim derdimi,

Altı telli arkadaşıma sorun.

 

Ben de gurbet eli tuttum bir mekan,

Yastığım taş oldu, yorganım diken.

Anlamazlar beni bu gün sağ iken,

Öldüğümde mezar taşıma sorun.

 

 

DARILMA SAKIN

 

Durup dinlenmeden akarsa pınar,

Kıştan sonra gelir ise bir bahar,

Balıkların suyu sevdiği kadar,

Ben seni seviyom darılma sakın.

 

Bırakamıyorum şiir yazmayı,

Bozar ise bozsun kadar arayı.

Aç ekmeği sever, tok da sarayı,

Ben seni seviyom darılma sakın.

 

 

YÜRÜYORUM

 

Gece ıssız ay karanlık,

Yürüyorum, yürüyorum.

Aklım kalbe savaş açmış,

Yürüyorum, yürüyorum.

 

Gerçek olan izim ile,

Sazım ile, sözüm ile.

Oğlum ile, kızım ile,

Yürüyorum, yürüyorum.

 

Dervişoğlu bu iradım,

Acep olur mu imdadım.

Özgürlüğe adım, adım

Yürüyorum, yürüyorum.

 

 

AŞIKLAR

 

Bazen diyorlar ki, aşıklar deli,

Cahilin dilinde deli aşıklar.

Bilmezler ki, budur erenin yolu,

Halkının kanadı, kolu aşıklar.

 

Aşık bir deredir, aşık ırmaktır,

Aşık eğemendir, aşık bayraktır.

Aşık bir yapraktır, aşık topraktır,

Yanan sevdaların külü aşıklar.

 

Aşık hem erende, hem de canlarda,

Aşık yüreklerde, aşık kanlarda.

Bazen otellerde, bazen hanlarda,

Mekan tutmuş gurbet eli aşıklar.

 

 

VAH BENİM KÖYÜM

 

Evim dağ başında kuşlar ötmüyor,

Yüksek bir yerdeyim kervan gitmiyor.

Zalim bu yoksulluk baştan gitmiyor,

Köyüm, köyüm,köyüm vah benim köyüm.

 

Giyim oldum dostum ele gelmezdim,

Ben fakirlik nedir asla bilmezdim.

Bir kuş idim konaklara konmazdım,

Köyüm, köyüm,köyüm vah benim köyüm.

 

Köyümden ayrıldım bitmez ah-u zar,

Aman doktor gel de yaralarım sar.

Aşık oldum yüreğimde yara var,

Köyüm, köyüm,köyüm vah benim köyüm.

 

 

SEVGİSİZ İNSAN

 

Sevgi öyle bir şeydir ki,

Sevginin bedeli vardır.

Sevgisiz insan olur mu?

Gariplere dünya dardır.

 

Sevda hiç sevgisiz olmaz,

Çekmeyenler bunu bilmez,

Cefalı insanlar gülmez,

Çekilmeyen dertler vardır.

 

 

MEHMET POSTALLI

 

1959 yılında Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde dünyaya geldi. A.Ö.Fakültesi sosyal bilimler bölümünden mezun olan şair,  Yahyalı da bir kamu kuruluşunda görev yapmaktadır. ANASAM üyesi Postallı’nın şiirleri bazı gazete ve dergilerde yayınlanmıştır.

 

 

KANARYA

 

Her yanı tel örgülü;

Dar kafeste mahkumsun.

Dağlar çeksin yasını,

Gonca güller kurusun.

 

Özlemi yumak yumak,

Hür olduğun günlerin.

Dalında şakıdığın

O rengarenk güllerin.

 

Bilmem hangi çiçekten,

Alıyorsun ilhamı.

Durma şakı kanaryam,

Bırak kederi, gamı.

 

Şirin dilin olmasa,

Koymazlardı kafese.

Derdime dert katsa da,

Tutkunum yanık sese.

1995

 

 

ANNECİĞİM

 

Günlerim geçiyor senden uzakta,

Kapadı yolları kar, anneciğim.

Gurbet ellerinde kaldım tuzakta,

Beni turnalardan sor anneciğim.

 

Evimizin önü bir sıra kavak,

Anneciğim, düşmüş saçlarına ak.

Geleceğim ama yollar çok ırak,

Hasretin iççimde kor anneciğim.

 

Senin gül yüzüne olmuşum hasret,

Var mı ayrılıktan başka büyük dert?

Kuş tüyünde yatsam, olur taştan sert,

Sensiz dünya bana dar anneciğim.

 

Değişmem dünyaya bir annemsin sen,

Hakkını ödemez canımı versem,

Tek isteğim hakkın helal edersen,

Eşsiz merhametin var anneciğim.

 

 

CANANIM

 

Ben senin sevdana düştüm düşeli,

Gözyaşlarım durulmuyor cananım.

Sevda yolu, kara çalı döşeli,

Kıvrım kıvrım, varılmıyor cananım.

 

Adını zihnime yazdı kalemim,

Bir saat görmesem artar elemim.

Seni uçurursam boş kalır elim,

Yalnız yuva kurulmuyor cananım.

 

İflah olmaz işler açtın başıma,

Mecnuna döndürdün, gezdim düşüme,

Acı söz söylersen, gitmez hoşuma,

Dil yarası sarılmıyor cananım.

 

Fırtınalar koparırsın içimde,

Unutamam ak kıl bitse döşümde,

Sakın niçin deme, bu zor seçimde,

Kalbe sual sorulmuyor cananım.

 

Sırrını açmaktan haya ederim,

El yanında gayretini güderim.

Eğer, hayır dersen, çeker giderim,

Ama, sensiz durulmuyor cananım.

 

 

BABA YÜREĞİ

-Kardeşim Ali’ye-

 

Bir vefasız çekip kopardı benden,

Kuzular gözümde tütüyor ana.

Zihnimi tırmalar, ne varsa dünden,

Düşünceler beni yutuyor ana.

 

Boğazıma diziliyor lokmalar,

Uykusuz gözüme kanlı yaş dolar.

Tuz ekildi kapanmıyor yaralar,

Yüreğime bin ok batıyor ana.

 

Eski güzel günler tersine döndü,

Evim, barkım sessizliğe büründü,

Yavruların hayalleri göründü,

Yuvamda baykuşlar ötüyor ana.

 

Hasret kaldım kuzuların sesine,

Onları severdim ölürcesine.

Çığlıkları kulağımda, bak yine,

Benim derdim bana yetiyor ana.

 

Çileler içinde dolacak ömrüm,

Her gece rüyamda kabus görürüm.

Ya onları alır, ya da ölürüm,

Sıtma nöbetleri tutuyor ana.

 

Neden böyle diye hayıflanırsın,

Ayrılık derdine düşme yanarsın.

Baba yüreğini taş mı sanırsın,

Gönlümde gam yükü yatıyor ana.

25.4.2000 KARÇİÇEĞİ

 

 

TOPRAĞA BİR CAN DÜŞTÜ

 

Yeminler ederek gelirim diye,

Bir sabah yollara düştü Elif’im.

Senin hasretinle döndüm deliye,

Yüreğime ateş düştü, Elif’im.

 

Dağların başına kızıllık çöktü,

Bir kuş diğerine içini döktü.

Yıldızlar kayboldu, bak şafak söktü,

Takvimden bir yaprak düştü, Elif’im.

 

Gelirim diyerek usulca kaydın,

Günlerce gözümü yollarda koydun.

Yaksa ummadığın bir söz mü duydun?

Aramıza kan mı düştü, Elif’im.

 

Yollara bakmaktan gözüm karardı,

Döner gelir diye ümidim vardı.

Arkadaşlar, vazgeç diye yalvardı,

Komşular araya düştü, Elif’im.

 

Söyle, ceylan gözlüm bize ne oldu,

Ettiğin yemine, söze ne oldu?

Sam vurdu, tomurcuk çiçekler soldu,

Gülbağıma hazan düştü, Elif’im.

 

Kara sevda dedikleri buyumuş,

Bir ben sokaktayım, herkes uyumuş,

Tek sen biliyordun, elâlem duymuş,

Sırrımız dillere düştü, Elif’im.

 

Ne telefon ettin, ne mektup yazdın,

Ne haber gönderdin, ne kendin geldin.

Acaba, kalbinden beni mi sildin?

Umutlarım suya düştü, Elif’im.

 

Gözümün selinden deniz yükseldi,

O zaman doğanlar askerden geldi.

Sanırım, düşmanlar aklını çeldi,

Sevgimize gölge düştü, Elif’im.

 

Seherlerde rüzgarları kokladım,

Bir çıtırtı duysam, yolu yokladım.

Bir ömür bekledim, asla bıkmadım,

Gönlüm tuzağına düştü, Elif’im.

 

Aşkın tezgahında mekik dokudum,

Hep harfleri “Elif” diye okudum.

Sana, kavuşmadan ölmekten korkum,

Saçlarıma aklar düştü, Elif’im.

   

Tabipler halimi görünce şaştı,

Feryadım, figanım göğe ulaştı,

Üstümüzde kara bulut dolaştı,

Başıma yıldırım düştü, Elif’im.

 

Bu yük ağır geldi cılız cüsseme,

Hayata döndürür bir gülümseme,

Şu fani dünyada benim hisseme,

Çilenin büyüğü düştü, Elif’im.

 

Anladım, yıkacak beni bu sevda,

Yöneldim kıbleye, dilim duada,

Yüzünü görseydim, etmeden veda,

Sevdalın yatağa düştü, Elif’im.

 

Âlemin içinde yoktu menendin,

El parayı, ben de seni dilendim.

Kırılmadım ama, biraz gücendim,

Bak toprağa “Bir can düştü”, Elif’im.

 

 

TABİAT İNCİSİ

 

Nasıl methedeyim Yahyalı’m seni,

Sana, sevenlerin bakışı başka.

Güzelliğin ile cezbettin beni,

Hasretin içimi yakışı başka.

 

Gezdim karış karış ovayı, dağı,

Yeşile boyanmış bahçesi, bağı,

Açmış elvan elvan gülü, zambağı,

Miski anber gibi kokuşu başka.

 

Seyrettim Aksu’ da çamı, çınarı,

Tahtacık dağının eksilmez karı.

Unutulur mu hiç  o buz pınarı?

Gökgölün üstüne akışı başka.

 

Şehadet parmağı minarelerin,

Kırları süsleyen mor lalelerin.

Tabiat incisi şelâlelerin,

Köpükten kurdela takışı başka.

 

Elma’sı, Çileği, narı, kirazı,

Koyunu, kuzusu, kekliği, kazı.

Türlü nimetlerle doyurur bizi,

Şükredip boynunu büküşü başka.

 

Sensiz yaşanır mı canım, sevgilim?

Vasfını saymaya yetmiyor dilim.

Kınalı parmaklar, halı ve kilim,

Dokur, ilmek ilmek nakışı başka.

 

 

ŞELÂLE

 

Yalçın kayalardan fışkırır suyu,

Beyaz bulut gibi çıkar şelâle.

Giymiş gelinliği servidir boyu,

Sevdalı sevdalı bakar şelâle.

 

Başına kondurmuş sedeften tacı,

Gülücükler saçar, gönül ilacı,

Komşusu çam, ardıç, gürgen ağacı,

Sevgiliye hasret çeker şelâle.

 

Sisli gecelerle ederken cengi,

Köpük köpük olmuş masmavi rengi.

Yeşille birleşmiş, kurmuş ahengi,

Kardan kurdelayı  takar şelâle.

 

İnsanı cezbeder hırcın duruşu,

Dinleyeni, dinlendirir çümbüşü.

Ona eşlik eder kekliği, kuşu,

Sevgi tohumunu eker şelâle.

 

Var mı tabiat da böyle bir inci?

Emsalleri arasında birinci.

Yüzünden okunur hüznü, sevinci,

Dur, dinle derdini döker şelâle.

 

Kışın alır yağmurunu, karını,

Sağırlar işitmez ahu zarını.

Anmamak mümkün mü sanatkârını,

Haykıra haykıra akar şelâle.

 

 

TÜRKİYEM

 

Benim cennet vatanımsın Türkiye’m,

Ay- yıldızlı Bayrağına aşığım.

Uğrunda can vermiş şehittir dedem,

Tarih kokan toprağına aşığım.

 

İl, ilçe kasaba gezsem her yanı,

İstanbul, Ankara, Kayseri Van’ı,

Konya, İzmir, Rize, Şanlıurfa’nı,

Tüm şehrine, bucağına aşığım.

 

Üç tarafın denizlerle çevrili,

Kaynaştırdın mavi ile yeşili.

Gönül ferahlatır, suların dili,

Şelâlene, ırmağına aşığım.

 

Kimliğini haykırıyor mabetler,

Dünyaya duyulsun bu şahadetler.

Bağrında yetişir türlü nimetler,

Yediveren başağına aşığım.

 

Acep cennetten mi bu yer küresi?

Sakinlerin ne güzeldir töresi.

Motif motif örlü her bir yöresi,

Mor gülüne, yaprağına aşığım.

 

Ey toprağım, emanetsin dedemden,

Ölsem de ayrılmak istemem senden.

Benim için bir yer ver de sinenden,

O şefkatli kucağına aşığım.

 

 

MURTAZA EKİCİ

 

1961 yılında Kahramanmaraş Göksun ilçesi Yeniyapan köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, Ortaokulu Ankara’da, Lise öğrenimini Kayseri Yapı Meslek Lisesinde tamamladı. Askerliğini Kıbrıs’da yaptı. Kayseri’ye yerleşerek Birlik Mensucat Soley Havlu’da bölüm yöneticiliği yapmaktadır. Evli ve 2 kız çocuk babasıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri yayınlandı. “Sen ben de bir ömür” adlı şiir kitabının hazırlığını yapmakta olan şair, ANASAM üyesidir.

 

 

SEN DEĞİL MİSİN?

 

Artıyor geçmiyor gönlümdeki gam,

Tükenmek bilmiyor bendeki hüsran.

Gururuma tutsak olduğum zaman,

Bana ümit veren sen değil misin?

 

Benimle ağlayıp, benimle gülen,

Benimle sevinip, benle üzülen.

Çaresiz günlere boyun eğmişken,

Bana hayat veren sen değil misin?

 

Sen değil misin bu kalbin ilacı,

Sensizlik gönlümde sonsuz bir sancı.

Bilmezsin ayrılık nasıl bir acı,

Yaramı dindiren sen değil misin?

 

 

 

KÖYLÜ BACIM

 

İlmek tutan, arpa yolan,

Eller köylü bacımındır.

Eşarp bağlar, şalvar giyer,

Haller köylü bacımındır.

                                        

Abdest alıp, namaz kılar,

Ruhunda sonsuz sevgi var.

İnsanlığı hep yeğ tutar,

Canlar köylü bacımındır.

 

Yanık türküleri söyler,

Diller köylü bacımındır.

Oje bilmez, kına yakar,

Eller köylü bacımındır.

 

Saygıda kusur bilmezler,

Batıyı örnek almazlar.

Her mevsim açar, solmazlar,

Güller köylü bacımındır.

 

Murtaza’nın hürmeti var,

Bu canın ne kıymeti var,

Hasretleri kavuşturur,

Yollar köylü bacımındır.

 

 

EDEMEZSİN

 

Bitmesin gözünde yaşların artık,

Kabusa dönüşsün düşlerin artık.

Albümler yok olmuş, resimler yırtık,

Bunca hatırayı yok edemezsin.

 

Bundan sonra sana kokmasın güller,

Sana şarkı söylemesin bülbüller,

Senden yana artık esmesin yeller,

Benim baharımı kış edemezsin.

 

Dilerim Allah’tan olma bahtiyar,

Bu sevdadan sen de etmeyesin kâr.

Benim zaten bana yeter derdim var,

Seninkin de bana yük edemezsin.

 

 

BUNDAN SONRA

 

Sana hasret beni yalnız bıraktı,

Ne olur sevenim ol bundan sonra.

Tut kaldır elimden yeter süründüm,

Benim dayanağım ol bundan sonra.

 

Bundan sonra onda tükendi derman,

Garip gönlü artık dinler mi ferman.

Deseler göç etti sevgilin burdan,

Kendin ağla kendin gül bundan sonra.

 

Biçareyim sana etmedim ki naz,

Yalvardım Allah’a eyledim niyaz.

Ne kış ayı derim, ne bahar, ne yaz,

Dört mevsim yalınız ol bundan sonra.

 

 

NE OLUR?

 

Avuca sığmayan bu kadar yaşlar,

Gözümden akıyor anla ne olur?

İrili ufaklı bu kadar taşlar,

Bendini yıkıyor anla ne olur?

 

Görsem dahi seni uzaksın bana,

Kaç defa yaklaşmak istedim sana.

Ne zamandır bir şey girmez aklına,

Hıçkıran sesimni dinle ne olur?

 

Beni kabul eyle olduğum gibi,

Getiremem geçen günleri geri,

Bu gördüğün düşkün kimin eseri?

Sebibini bana sorma ne olur?

 

BİLMİYORSUN Kİ

 

Ben seni özledim canı gönülden,

Senin bu sevdayı bildiğin mi var?

Hasretin içimde ıstırap oldu,

Uzaklardan bana geldiğin mi var?

 

Hep acı ve keder çekmek inan zor,

Bir kerecik olsun güldüğün mü var?

Sabrım taştı elbet sığmaz içime,

Benimle beraber olduğun mu var?

 

Kahrımdan çekerim bunca çileyi,

Bilmiyor gibisin aşkı sevdayı,

Günler var ki sana küskün, kırgınım,

Mutsuzum, gönlümü aldığın mı var?