|
ABDURRAHİM KARAKOÇ
1932 yılının Nisan ayında dünyaya
geldi. Küçük yaşlarda şiire merak sardı.. Çünkü Dedesi, Babası,
Kızkardeşleride şiir yazarlar. İ1k yazdığı Şiirleri 2 kitap oIacak hacimde
iken beğenmeyip yaktı 1958 yılında buIunduğu kasabada belediye mesul muhasibi
olarak memuriyete girdi. 1981 Mart ayında emekli oldu..
Şiirlerinde esas unsur insandir. Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni
Düşünce, Yenisey yayınları oIarak şimdiye kadar 6 şiir kitabı, bir tanede
makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı. Bir nesir kitabı dizgide
bulunuyor ve yeni çıkacak son şiir kitabı ile ,,Çoban ile Sohbetler"
isimli nesir kitabının önümüzdeki günlerde basılması için çalısılmaktadır.
1985 yılından beri gazetecilik yapmaktadır.. Bilhassa VUR EMRI adlı kitap
günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür. Evli ve 3
çocuk babasıdır. 1984 Ekim ayından bu yana Ankara'da ikamet ediyor. Anasam
üyesidir.
İKİ KERE İKİ
Iki
kere iki dört ediyorsa,
Ben de seni seviyorum, darılma!
Bir de her gecenin sabahı varsa,
Ben de seni seviyorum, darılma!
Durup dinlenmeden akarsa pınar,
Her kışın ardından gelirse bahar,
Balıkların suyu sevdiği kadar!
Ben de seni seviyorum, darılma!
Bakma öyle geçmiyorum sırayı.
Varsın kader bozar, bozsun arayı.
Aç ekmeği sever, fakir parayı,
Ben de seni seviyorum darılma!
|
BAYRAMLAR BAYRAM OLA
Güneş yükselmeden kuşluk
yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı bayram dedi, yalın ayaklı
Adam bayram dedi, tam ağlamaklı.
Eli öpüldükçe dili burkuldu ,
Konuşmak istedi dili tutuldu,
Güç bela ağzından bir off kurtuldu,
Oğlu bayram dedi sırtı yamalı,
Adam “he ya” dedi gözü kapalı.
Düşündü kış yakın evde odun yok,
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok.
Yok yoka karışmış tuz yok, sabun yok,
Avrat bayram dedi eğdi başını,
Adam “evet” dedi sıktı dişini.
Çalışsa ne iş var, ne cepte para,
Dağ oldu içinde büyüyen yara.
Dikti gözünü karşı duvara,
Takvim bayram dedi silindi yazı,
Adam “öyle” dedi bağrında sızı.
Döndürse yönünü herhangi dosta,
Dul yaralı, yetim hasta.
Aylar, yıllar,günler erirken yasta,
Yer gök bayram dedi ağzını açtı,
Adam bayram dedi evinden kaçtı.
|
|
DUYDUN
MU?
Karagözlüm, kavuşmayı beklerken,
Ayrılığın vakti geldi duydun mu?
Beraberce diktiğimiz çiçekler,
Açılmadan önce soldu duydun mu?
İçimde acıdan ırmaklar çağlar,
Gözlerim yaş dolu, gönlüm kan ağlar.
Tatlı hatıralar, sıcak sevdalar
Hakıkatsiz rüya oldu duydun mu?
Kara talih ile olunmaz yarış,
Eğer küskün isen gitmeden barış,
Belki son ayrılık, belki son görüş,
Kavlimiz yarıda kaldı duydun mu?
Çok olur dağların karı - kıcısı
Böyle imiş alnımızın yazısı
Bu mevsimsiz ayrılığın acısı
Ok vurdu sinemi deldi, duydun mu?
KARAKOÇ'um, kalbim yara, dilim lâl,
Ömrümün ufkunu sardı bir melâl
Beslediğim umut, kurduğum hayal
Içime ateşler saldı duydun mu?
|
KARA
HABER
Ellerin yurdunda çiçek açarken
Bizim ile kar geliyor gardaşım.
Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?
Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.
Güzel olmuş sıra sıra söğütler,
Dağ ardında unutulmuş şehitler.
Hürriyete seymen giden yiğitler,
İki gidip, bir geliyor gardaşım.
Üç aylık bebekler tutuldu taşa,
Düşmanlar geriden eyler temâşa.
Yaratan böylesin vermesin başa,
Zor geliyor, zor geliyor gardaşım.
|
İSYANLI
SÜKUT
Gitmişti makama arz-ı hal
için,
"Bey" dedi yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim,
"Şey" dedi yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı....
Bir baktı konağa alttan yukarı,
"Vay" dedi yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı,
Açtı tabakasın, sigara sardı.
Daldı... neden sonra garsonu gördü,
"Çay" dedi, yutkundu eğdi başını.
İçmedi, masada unuttu çayı;
Kalktı ki garsona vere parayı,
Uzattı çakmağı ve sigarayı,
"Say" dedi yutkundu, eğdi başını.
Döndü gözlerinde bulgur bulgur yaş,
Sandım canevime döktüler ataş.
Sordum "memleket neresi gardaş"
"Köy" dedi, yutkundu eğdi başını.
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,
Ağzına küfürler doldu zehirden;
Salladı dilini............. vazgeçti birden,
"Oy" dedi yutkundu, eğdi başını.
|
MİHRİBAN
“Unutmak kolay mı?" deme
Unutursun Mihriban'ım.
Düğün, bayram gelsin hele
Unutursun Mihriban'ım.
Zaman erir kelep kelep,
Meyva dalında kalmaz hep.
Unutturur bir çok sebep ,
Unutursun Mihriban'ım.
Yıllar sineme yaslanır,
Hatıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır,
Unutursun Mihriban'ım.
Süt emerdin gündüz – gece,
Unuttun ya, büyüyünce...
Ve işte tıpkı öylece,
Unutursun Mihriban'ım.
Gün geçer azalır sevgi,
Değişir her şeyin rengi.
Bugün değil, yarın belki,
Unutursun Mihriban'ım.
Düzen böyle bu gemide,
Eskiler yiter yenide,
Beni değil, sen, seni de
Unutursun Mihriban'ım
|
|
BİZ NE BİLEK BEYİM
Yalan dolan ile devran
sürmeyi
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Milletin başına çorap
örmeyi
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Rüşvet vermek rüşvet almak
nasıl şey
Hazineden para çalmak
nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl
şey
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Erken palazlanıp erken
ötmeyi
Değirmenler kurup baş
öğütmeyi
Hele...meydan meydan adam
gütmeyi
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Anlamayız kopya nedir,asıl
ne
Perde,sahne,solo,koro,fasıl
ne
Üçkağıtda erkân nedir usul
ne
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Viski,votka çekip keyif
çatmayı
Dansöz kucağında stres
atmayı
Milleti bölmeyi,Vatan
satmayı
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Seyretikce ana-baba
filmini
Hissederiz baskısını
zulmünü
Lisans üstü maskaralık
ilmini
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
Adetdir
gerekmez maluma ilan
Taklide günaydın asıla
selam
Ne hınzırlık varsa hasılı
kelam
Biz nebilek beyim büyükler
bilir
|
SENİ
ARADIM
Omuzumda sevda yükü
Yollarda Seni aradım
Beste beste,türkü
türkü
Tellerde seni aradım
Girdim yeşilden sarıya
Sordum ölüye diriye
Çiçeği verdim arıya
Ballarda seni aradım
Aşk yalımı girdi cana
Gönlüm döndü gülüstana
Gece gündüz yana yana
Küllerde seni aradım
Yorulup demedim yeter
Hasretin gözümde tüter
Keremden,Mecnundan beter
Çöllerde seni aradım
Bahcem çiçek bağım gazel
Birleşir ebedle ezel
Ayırmadım
çirkin,güzel
Kullarda seni aradım
Ulaşmak için rahmete
Katlandım binbir zahmete
Karışıp söze sohbete
Dillerde seni aradım
|
|
ERZİNCAN DEPREMİ
Bir kara haberki zor konur
adı
Duyanın kırılır kolu
kanadı
Felek
ikide bir atar tokadı
Yazım der sineye çeker Erzincan
Yazım der göz yaşı döker Erzincan
Erzincan'da dağlar gökle
öpüşür
Yiğitleri ecel ile kapışır
Çok katlı binalar yere
yapışır
Çöküntüde kalan candır Erzincan
Toprağın emdiği kandır Erzincan
Çok konuğun oldum içinden
geçtim
Ekmeğinden yedim, suyundan
içtim
Gönlüme ben seni bir
mesken seçtim
Şimdi o meskenin mezar Erzincan
Dilim konuşmaktan bizar Erzincan
Karakoç bu kırım bir gün
yıkılırmı
Hasletde vuslatda kurşun
erirmi
Sormayın rengini mor mu
sarımı
Al yeşilken şimdi kara Erzincan
Almış yüreğinden yara Erzincan
|
BEŞİNCİ MEVSİM
Düştü
can evime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle
gördüm.
Dörtyüz seksenbeş gün
çekti bir sene
Onaltıncı aya takvimsiz
girdim.
Aynalara baktım korku
gösterdi
Saatler her sabah kırkı
gösterdi
Namlular, nişanlar Türk'ü
gösterdi
Hayatım boyunca hedefte
durdum.
Gül sundum yediler,
koklamadılar
Armağan can verdim
saklamadılar
Gittim... gelir diye
beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara
sordum.
Getirdim yanıma ay'ı bir
karış
Ölçtüm ki dağların boyu
bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir
karış
Damlada denizdir en küçük
derdim.
Savurdum, eledim, seçtim
zamanı
Yaprak, yaprak tel tel
açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim
zamanı
Nereye gittimse zamansız
vardım.
Yırtıldı ruhlara çizdiğim
resim
Yazık, kulaklara sığmadı
sesim
Yaşadığım şimdi beşinci
mevsim
Çağın çilesini sırtıma
sardım
|
|
AHMET
ASMA
1936 da Kayseri Mimarsinan Kasabasında doğdu. 1948 yılında
ilkokulu bitirdi. Pazarören Öğretmen okulundan mezun oldu. Niğde yüksek öğretmen
okulu ön lisansını tamamladı. Otuz yıl sınıf öğretmenliği ve yöneticilik
yaptı. 1985 yılında emekli oldu. 1956 yılında Kayserili Genç Şairler
Antolojisinde şiirlerini yayınladı. Çeşitli gazete ve dergilerde şiir, fıkra,
makale ve hikayeleri yayınlandı. Edebiyat ve Edebiyatçıları sevdiğini
belirten Asma, şiirlerini bir kitap halinde yayınlama hazırlığı
içindedir.
MEHMETÇİK
Düşman
şımarır da savaş açarsa?..
Cepheden
cepheye koşar Mehmetçik.
Yurduna
alçakça göz diken varsa,
“Kükremiş
sel gibi” coşar Mehmetçik..
Çanakkale,
Dumlupınar, Sakarya...
Üç
kıta öteye aşar Mehmetçik:
Tümen,
Tabur, Bölüklerle, Batarya,
“Enginlere
sığmaz” taşar Mehmetçik.
“Yurtta
sulh, cihanda sulh”tur parola:
savaş
açanlara şaşar Mehmetçik...
barışla
gelmezse düşmanlar yola,
savaşla
zaferi yaşar Mehmetçik...
|
BÜLBÜL VE GÜL
Bahçelerde
bülbül boş yere ötmez:
Bülbülün
derdini güllere sorun.
Âşık
olanların çilesi bitmez,
Bahçeye,
çiçeğe, dallara sorun.
Seven
gönül yanar aşkla, ateşle,
Sevgiler
canlanır ayla, güneşle...
Ölüme
gidilir sevilen eşle;
Seven
gönüllere, dillere sorun.
Gülde
vefâ yoksa bülbül neylesin?
“Vefa”
nedir ? sor da, bülbül söylesin...
Sözünde
durmayan sevilmez kesin!
Vefâyı
rüzgâra, yellere sorun.
Bülbülü
sevmeyen gül neye yarar?
Gönül
okşamayan dil neye yarar?
Sazdan
anlamazsan tel neye yarar?
Karacaoğlan’a,
tellere sorun.
Bülbüller
susmasa, güller solmasa,
Sevda
sürüp gitse, ölüm olmasa...
Gönül
bahçemize hüzün dolmasa,
Sevdâyı,
acıyı ellere sorun...
|
|
SEVGİLİM
Salına
salına öyle yürürsen,
Çok
gönül çalarsın o çalımla sen...
Bana
aşk mektubu yazıp göndersen,
Mutluluk
duyarım bundan sevgilim?...
Başka
oluyorum seni görünce
Çok
değiştim sana gönül verince.
Aşık
oldum sen kapıdan girince;
Yatağa
düştüğüm ondan sevgilim.
Bir
çiçek gibisin; güle benzersin,
Canımı
istesen , inan değersin.
Sen
de aşık olsan beni seversin,
Seni
seviyorum candan sevgilim.
Sen
de bir aşıksın bilmiyor sanma!
Ben
aşkından yandım, sen olsun yanma.
Gelmezsen
adımı bir daha anma;
Bekledim,
gelmedin dünden sevgilim.
Doktorum,
ilâcım, sevgilim sensin,
Kıskansınlar
bizi “Seviyor” densin...
Evlenelim
hemen ağıtlar dinsin:
Sözleştik
seninle dünden sevgilim.
Bir
huri meleksin, ondan güzelsin,
Sen
sevdiğimi el alem bilsin.
Biraz
daha bekle ilkbahar gelsin,
Hesap
soracağım senden sevgilim...
|
TÜRKİYE MARŞI
Sen!
Kutsal topraksın, cennet vatansın
Sen!
Bayrak, sancaksın, şerefsin, şansın
Sen!
Anam, atamsın, hayatsın, cansın...
Seni çok severiz cennet Türkiyem,
Seninledir ordu, millet Türkiyem.
Büyük
Türkiye’sin, Anadolu’sun
Seninle
ölmeye hazır ulusun
Destanlarla,
zaferlerle dolusun...
Seni çok severiz cennet Türkiyem,
Seninledir ordu, millet Türkiyem.
“Kurtuluş”
emrini Ata’dan aldık
cepheden
cepheye koştuk, şanlandık
Türk’ün
tarihini yeniden yazdık...
Seni çok severiz cennet Türkiyem,
Seninledir ordu, millet Türkiyem.
Toprağında
yüce yüce dağların
Bize
hayat verir bahçe-bağların
Ay-yıldızı
sensin eski çağların...
Seni çok severiz cennet Türkiyem,
Seninledir ordu, millet Türkiyem.
Sönmedi
ateşler tütüyor ocak,
Türk
Milleti sana acıyor kucak
Cennet’e
benziyor her köşe-bucak...
Seni çok severiz cennet Türkiyem,
Seninledir ordu, millet Türkiyem.
|
|
AYŞE’M
Kapımın
önünden gelip geçtikçe
Yavaş
koy kovayı delersim Ayşe’m.
Sevdâ
dolu sudan, sevdâ içtikçe
Sevdâ
koyun eder melersin Ayşe’m.
Duydum
tutulmuşsun nedense aşka,
Sendeki
güzellik başka mı başka.
Önce
tanısaydım seni ben keşke:
“Seni
sevdim” desem, gülersin Ayşe’m.
Yanakların
alev, yüzün nar gibi,
O
ne gerdan, o ne kollar kar gibi.
Ne
güzel bakışlar, sanki yer gibi,
Dünür
gönderirsem, dilersin Ayşe’m.
Kalem
kalem kaşla, bal bal dudakla
Evde
kalacağın gelir mi akla?
Benden
başkasına ölsen de bakma:
Ağlar,
gözyaşını silersin Ayşe’m.
Gönül
sever ise güzeli candan;
Selam
yollar ona İzmir’den, Van’dan...
Dünür
bekliyorsun, anladım benden:
“Yok”
desem, çiçeksin, solarsın Ayşe’m.
|
HER YERDE, HER ŞEYDESİN
Kulların
her zaman seni anıyor,
Kur’an
da, hadiste, dilde sen varsın.
Yarattığın
her şey seni tanıyor;
Senin
yolundayım, yolda sen varsın.
Ağaç,
orman örtmüş ovayı-dağı,
Meyvalar
doldurmuş bahçeyi, bağı,
Tek
düşünen sensin ölüyü, sağı,
Ağaçta,
çiçekte, dalda sen varsın.
Çiçeğe
kokuyu, rengi verensin,
Uzağı,
yakını gözleyen sensin.
Gizli-açık
sen her şeyi bilensin;
Lâlede,
sümbülde, gülde sen varsın.
Bitkiler
devadır, madenler ilâç,
Senin
nimetine her canlı muhtaç.
Rızık
veren sensin, yoksa herkes aç,
Arıda,
petekte, balda sen varsın.
Yağışlar
olmasa denizler kurur,
İklimler
değişir, yaşamak durur.
Güneş
dünyamızı kasıp kavurur,
Gökte,
yerde, suda, çölde sen varsın.
Akıllar
ötesi uzay yarattın,
Ay,
yıldız, güneşle gögü donattın.
Bu
sonsuz boşluğu nasıl kuşattın?
Uzayda,
uydu da telde sen varsın.
Dersimizi
aldık depremden yana:
Bir
anda enkaza döndü Marmara...
Nasıl
kulluk etsek Allah’ım sana?
Yangında,
depremde, selde sen varsın.
Destandır
plevne, Viyana, Mohaç
Şehitler,
gaziler başımızda taç.
Allah
inancıdır en kutsal inanç;
Tuna,
Dicle, Fırat, Nil’de sen varsın.
|
|
ERCİYES
Göklere
yükselen o dik başınla,
Seven
gönüllere giren Erciyes.
Kavrulan
toprağın, yanan taşınla,
Uzağı,
yakını gören Erciyes...
Bizi
düşünmekten ağardı başın,
Bizim
için kutsal toprağın, taşın.
Sana
hayran bakar senin yurttaşın,
Bize
tüm aşkını veren Erciyes..
Bir
tarihsin, tarihten de yaşlısın,
Var
olalı olgun, ağır başlısın.
Saçların
bembeyaz, siyah kaşlısın
Pirler
arasına giren Erciyes.
Dik
başından kar eksilmez bir dağsın,
Yaşınla
başınla bir eski çağsın.
Ateşlerde
yandın, ölmedin, sağsın
Genç
dağlardan hesap soran Erciyes.
Özündeki
ateş bitmez, tükenmez,
Bir
“Anıt” gibisin, sana “dağ” denmez.
Asırlar
geçse de ateşin sönmez,
Bu
ateşle bizi saran Erciyes...
Vatan
sevgisiyle tutuşup yandın,
Savaş
değil sen barışa inandın.
Tufanlara
karşı koydun, dayandın,
Dostluk
köprüleri kuran Erciyes...
Eski
bir volkansın; susmuş gibisin,
Püskürmeyi
şimdi kesmiş gibisin.
Püsküren
dağlara küsmüş gibisin,
Sabırla
yerinde duran Erciyes...
Bir
gözün Kıbrıs da bir gözün Van’da,
Ege’yi
düşünür aklın şu anda,
Benzerin
yok gibi bütün cihanda,
Barıştan
kaçanı yeren Erciyes...
Erciyes’im!
Bu duygular var bizde,
Destanlar
yazılır tarihimizde.
Vatan
aşkı yanar yüreğimizde,
Kalbi
vatan için vuran Erciyes...
|
RÜYA
Bir
güzele gönül verdim rüyâmda,
Onu
sevdim, âşık oldum bir anda.
Böyle
güzel bulanmaz ki cihanda,
“Seni
bekliyorum, gel canım” dedi.
Çok
sevdim, tutuldum, vuruldum ona,
Güzeller
güzeli, suna mı suna...
“Talih
kuşu kondu” anladım bana:
“Güzel
sevmesini bil canım” dedi.
Gölgede
büyümüş yüzünden belli,
Aşka
çok susamış: gözünden belli,
Beni
candan sevdi, sözünden belli,
“Bu
gece benimle kal canım” dedi.
Şu
siyah ne? Dedim: “Çifte ben” dedi,
Sevgilin
kim? Dedim: “ İşte sen” dedi,
Âşık
mısın dedim? “Bir bilsen” dedi,
Tadın
nasıl? Dedim: “ Bal canım” dedi.
Birbirine
âşık iki sevgili:
Konuştuk
tenhada aşkla ilgili...
Endamı
çok güzel, çok tatlı dili:
“Güzeli
sevdiren dil canım” dedi.
Bu
gece bir başka, bu rüya başka...
İnsan
değişiyor düşünce aşka...
Düşümdeki
bu kız sorma, bambaşka:
“Dünür
gönder beni al canım” dedi.
Bu
düş gerçek olsun, sözde kalmasın,
Aşkımız
gönülde, gözde kalmasın,
Kimse
bizim kadar âşık olmasın:
“Hemen
evlenelim, gül canım” dedi.
|
|
AHMET EKİCİ
1954 yılında Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine bağlı
Yeniyapan köyünde doğdu.1978 yılında Kayseriye yerleşti. 1999 yılında
“Kuru Ağaçtaki Yaprak” adlı kitabını çıkardı. Aynı yıl Anadolu
Hececileri-1 ve Anadolu Hececileri-2 adlı kitaplarda yeraldı. Yayınlanmış ve
yayınlanmamış şiirlerinin büyük bir kısmını “Yorgun Yolcu” adlı
bir kitapta topladı. Anasam Yönetim Kurulu üyeliği yapmaktadır. Evli ve bir
çocuk babası olan Ahmet Ekici, öğretmen konulu şiir yarışmasında mansiyon
ödülü aldı.Sır yazılıdır adlı şiiri Türkü olarak bestelendi.
KARDEŞE MEKTUP
Memleketten
haber yazayım sana,
Bizim
topal Hikmet öldü kardeşim.
Güvenim
kalmadı birçok insana,
Herkes
malı mülkü böldü kardeşim.
İffet
apar-topar gitti buradan,
O
masum Hülya’mız çıktı sıradan.
Gayrı
her şey soruluyor paradan,
Düşman
halimize güldü kardeşim.
Zehirler
akıyor gümüş testiden,
Yollar
geçilmiyor travestiden.
Gelen
gidiyor ya, gelmiyor giden,
Ektiğin
çiçekler soldu kardeşim.
Sen
varken giderdi, dağa oduna,
Hani
haram derdin kadın kadına,
Nasıl
vardı ise bunun tadına,
Haççe’de
lezbiyen oldu kardeşim.
Sarhoş
Samet sakal koymuş şeyh olmuş,
Hırsız
Memet köyümüze bey olmuş.
Berit’in(1)
yavşanı demli çay olmuş,
Tortusu
bardakta kaldı kardeşim.
Gülmüyor
komşular acep yaslı mı?
Bitirdiler
adaletin neslini.
Bilenler
kalmadı işin aslını,
Herkes
bildiğini çaldı kardeşim.
Herkesten
üstünüz lafta, çenede,
On
kişi yaşarız bir göz hanede.
Bizim
Aydın imam bir meyhanede,
İçip,
içip sarhoş oldu kardeşim.
Tarlalara
kötü tohum ektiler,
Meşaleyi
çirkef için yaktılar.
Homoları
medyum edip çıktılar,
Asalaklar
yurda doldu kardeşim.
Daha
yazacaktım kalemim bitti,
Bülbülün
yerinde baykuşlar öttü,
Güvendiğim
ağa köyümü sattı,
Ahmet’im
arada öldü kardeşim.
|
LEYLA
Bu
ömrüm beyhude geldi de geçti,
Senden
iyi haber gelmedi leyla.
Gençliğim
tükendi, fırsatlar kaçtı,
Gülmedi
kaderim gülmedi leyla,
Senden
başka sevdam olmadı leyla.
Gün
güne devretti sensiz yılları,
Hep
sensiz yürüdüm bunca yolları,
Seninle
güzeldi gurbet elleri,
Sensiz
hiçbir tadı kalmadı leyla,
Senden
başka sevdam olmadı leyla,
Günlerim
yıl oldu, yıllarım asır,
Sensiz
bu hayata esirim, esir.
Ben
de yok, sen de yok, ya kimde kusur,
Hiç
kimse bu işi bilmedi leyla,
Senden
başka sevdam olmadı leyla.
Ağardı
saçlarım tanınmaz oldum,
Terk
etti dostlarım yalınız kaldım.
Ya
hayal de, ya da rüyamda gördüm,
Başka
bir umudum kalmadı leyla,
Senden
başka sevdam olmadı Leyla.
Leylam
sen sözünde durmak istersen,
Rüyanı
bir hayra yormak istersen,
Bir
kez olsun beni görmek istersen,
Yaşıyor
Ahmet’in ölmedi leyla,
Senden
başka sevdam olmadı leyla.
YIKILAN KÖY
Yıllar
sonra geldim şu bizim köye
On
yıkılmış bir yapılmış köyümüz
Atı
arabası yolu nerede
Han
yıkılmış in yapılmış köyümüz
Nerde
kalmış Hüseyinler, Hasanlar
Bu
köyümü sinesine basanlar
Huri
gibi melek gibi insanlar
Şeytan
olmuş cin yapılmış köyümüz
Gelinlik
kızının yoktur bohçası
Marka
dönmüş dolar olmuş akçesi
Kurumuş
akmıyor sevgi çeşmesi
Akbabaya
yem yapılmış köyümüz
Köye
sokmamışlar ilmi alimi
Daha
olur mu ki bundan elimi
Çarşafa
sarmışlar allı gelini
Lamba
iken mum yapılmış köyümüz
Garip
Ahmet yola gitmiş gelmemiş
Tek
varlığı çiçekleri solmamış
Yaşlı
gözler hep ağlamış gülmemiş
Efkâr
olmuş gam yapılmış köyümüz
|