RÜYA

 

Senin sevdan ile yattım yatağa

Ağız Allah dedi,diş Allah dedi

Rüya alemiydi, koştum ilaha

Gönül Allah dedi, döş Allah dedi

 

Allah diye avaz avaz  bağırdım

Her şeyi işittim değil sağırdım

Derelere,yamaçlara bağırdım

Dağlar Allah dedi, taş Allah dedi

 

Adın andım coştu vadi dereler

Ağaçlar dal eğdi, açtı laleler

Koyunlar, ceylanlar, bütün sürüler

Canlı Allah dedi, kuş Allah dedi

 

Canlanmıştı doğa, açmıştı çiçek

Süslemiş çevreyi her yer rengarenk

İmrendim arıya döndü kelebek

Dolu Allah dedi, boş Allah dedi

 

Bu gafil çölkuşu düştü nidaya

Göz yaşlarım akar kuru sevdaya

Elim bağlayınca ulu hüda’ya

Gövde Allah dedi, baş Allah dedi

 

AŞIK ÇÖLKUŞU - 16/03/1998

 

OĞLUM

 

Zorluklarla ilkokulu bitirdim

Bana yazık oldu sen oku oğlum

Sizin için baba ocağ’ yitirdim

Bana yazık oldu sen oku oğlum

 

Başarmak çok kolay ilk şartın azim

Her şeyimle varım deme ne lazım

Doğru ol pes etme kınalı kuzum

Bana yazık oldu sen oku oğlum

   

Çekilmezsin bazen yüreğin katı

Büyüğe saygılı ol tut nasihatı

Kaçırma eline geçen fırsatı

Bana yazık oldu sen oku oğlum

 

Hiç görmek istemem gözlerinde yaş

Zeki insanlarla ol sarmaş dolaş

İpsize soysuza olma arkadaş

Bana yazık oldu sen oku oğlum

 

Çölkuşu der etme hasedi kini

Hayalı imanlı ol bırakma dini

İmkanın yerinde yaşın çok yeni

Bana yazık oldu sen oku oğlum

 

AŞIK ÇÖLKUŞU - 09/02/1991

 

 

DURAN DALKILIÇ

 

01.09.1968 Bünyan Karakaya kasabası doğdu. İlkokulu kasabada okudu. Ortaokulu Kayseri 50. yıl Dedeman ortaokulunda, liseyi Kayseri Lisesinde okudu. Açık öğretim İktisat Fakültesi 3.sınıfta tahsiline devam etmekte. Evli ve iki erkek çocuk babasıdır. Kayseri'de ikamet etmekte ve Uhud Gıda LTD. ŞTİ.'de Ülker satış plasiyeri olarak çalışmaktadır. Şiire 1984'de başladı. Gazetelerde şiirleri yayınlandı. ANASAM üyesidir.

 

 

 

ZAMAN

 

Rüzgarla savrulur goncalar,güller,

Güle hasret ölür öten bülbüller,

Maziye karışır yaşanan günler,

Zaman bu her şeyi siler götürür.

 

Kaybolur umudun ışığın söner.

Ömrünün baharı,hazana döner.

Kaderin cilvesi senide yener.

Hayat bu her şeyi alır götürür.

 

03,01,1989  DURAN DALKILIÇ

 

 

NEREYE

 

Bırakıp ta beni mahzun hallerde,

Candan sevdiğim o, yarim ellerde,

Benimse bu halim şimdi dillerde,

Nereye gençliğim,nereye böyle.

 

Bıraktın artık sen,beni bir yana,

Yazıktır,günahtır,şu mahzun cana,

Sitemkar oldum bak,şimdi ben sana,

Nereye gençliğim,nereye böyle.

 

Yalnız kaldım şimdi,tek bir başıma,

Bakmadın gözümden,akan yaşıma,

Gariban yazdırdın,mezar taşıma,

Nereye gençliğim,nereye böyle.

 

12,02,1991 DURAN DALKILIÇ

 

 

SONUNDA

 

Samimi duyguyla gönülden seven,

Sevdiği insana kalbini veren,

Seviyorum sevgilim seni diyen,

Gerçek bir sevgili buldum sonunda.

 

Hüzün çiçeklerim bir bir soluyor.

Baktıkça gönlüme huzur doluyor.

Bitti zindan gece sabah oluyor.

Gerçek mutluluğu buldum sonunda.

 

21,01,1992 DURAN DALKILIÇ

 

 

BAŞKADIR

 

Sevgiyi anlatır tün tatlı sözler.

İnsan sevdiğini her zaman özler.

Belki gelir diye yolunu gözler.

Hasret bir başkadır,özlediğinde...

 

Dünyada arasan eşi bulunmaz.

Ne para ne pulla satın alınmaz.

Elmas ne ki onla kıyaslanamaz.

Kıymet bir başkadır,bilindiğinde...

 

Karakış bitiyor bahar geliyor.

Gönlümdeki gonca güle dönüyor.

Belli ki halinden oda seviyor.

Sevmek bir başkadır,sevildiğinde...

 

22,01,1992 DURAN DALKILIÇ

 

 

MAHKUM

 

Parmaklıklar arkasında,

Dört duvarın arasında,

Uzanmış sırt üstü yatar,

Kırık-dökük ranzasında.

 

Seller gibi taşman şimdi,

Cahilliğe düşman şimdi,

Düşününce bir an şimdi,

Yaptığına pişman şimdi.

 

Yatar gün sayarak orda,

Yüreği yanıyor korda,

Selvi boylu,al yazmalı,

Bekleyeni var dışarda.

 

Sevdiği onu bekliyor,

Ziyaretine geliyor,

Güçlüklere katlanıpda,

Derdine bin dert ekliyor.

 

Günü bitince çıkacak.

Sevdiğine kavuşacak.

Güzel bir düğün yapıpda,

Mutluluğundan coşacak.

 

24,01,1992 DURAN DALKILIÇ

 

 

SEYRETTİN Mİ?

 

Gözü yaşlı bulutlar,

Islatırken toprağı.

Seyrettin mi sevgilim,

Düşerken bir yaprağı.

 

Rüzgarlarla savrulan,

Bir yaprak misaliyim.

Sensiz ben bu dünyada,

Garip bir avareyim.

 

15,12,1988 DURAN DALKILIÇ

 

 

NE OLUR

 

Sende benim gibi alsan kalemi,

Birkaç satır mektup yazsan ne olur.

Seviyorum seni desen mektup da,

Bütün hep dünyalar,hep benim olur.

 

20,12,1988 DURAN DALKILIÇ

 

 

AH ŞU KIZLAR

 

Takılırsın hep peşine,

Uykuda girer düşüne,

Rastlanmaz ki bir eşine.

Ah şu Kızlar,ah şu Kızlar.

 

Dilinde adın andırır,

Hiç kıskanmaz,kıskandırır,

Mecnun misali yandırır,

Ah şu Kızlar,ah şu Kızlar.

 

Kal dersin yanında kalmaz.

Yemin edersin inanmaz.

İnsafı yoktur acımaz.

Ah şu Kızlar,ah şu Kızlar.

 

Sanma nazı bir gün biter.

Dedirir sana da yeter.

Hayallerin yıkar gider.

Ah şu Kızlar,ah şu Kızlar.

 

10,01,1989 DURAN DALKILIÇ

 

 

NE BİLİR ELLER

 

İnsanı yaşatan umuttur derler,

Sevgiye susamış coşar gönüller,

Aldanır dururlar bu genç yaşıma,

Çektiğim dertleri ne bilir eller.

 

13,02,1989  DURAN DALKILIÇ

 

 

BENİM DÜNYAM

 

Karardıkça kararır,benim bu dünyam.

Gündüzler içinde,gece gibiyim.

Alemin dilinden,bir an düşmeyen,

Anlamını yitirmiş,hece gibiyim.

 

23,11,1989 DURAN DALKILIÇ

 

SELAMLAR SİZE

 

İlim ve irfanın siz bülbülleri

Eğitim kadrosunun eşsiz gülleri

Bilgiyle dolduran boş gönülleri,

Adsız kahramanlar, selamlar size.

 

Hepinizin adı öğretmen geçer

Fidan elinizde yapraklar açar.

Ölü gönüllere hayatlar saçar,

İlim pınarları, selamlar size.

 

Fidanı elinde kırmadan büken

Okulda yıllarca kan ter döken

İlim tarlasından ayrığı söken

Azimli insanlar, selamlar size.

 

Derdi olsa bile gülümser yüzü,

Yılanı delikten çıkartır sözü,

İstiklâl marşında yaşarır gözü,

Duygulu insanlar, selamlar size.

 

Yağmur da, çamurda aşk ile koşan,

Her acıda gözü sel gibi çoşan,

Halkına hizmette, bendinden taşan

Vatan âşıkları, selamlar size.

  

Yıllarca tebeşir tozu yutanlar

Üç yüz atmış beş gün oruç tutanlar

Bize karşılıksız ilim satanlar

Cefakâr insanlar, selamlar size.

 

Öğrenciye ana baba olanlar

Kültür yaylasına oba olanlar

Kara günde halka aba olanlar

Vefalı insanlar, selamlar size..

 

Birtakım elbise, yıllarca gider

Mecburen çok şeyi taksitle öder.

Yine de Allah'a şükürler eder,

Mütevazi güller selamlar size.

 

Sınıfta öğretmen,cephede asker,

Böyle yiğitleri gördüysen göster.

Bu görev azim ve cesaret ister.

Korkusuz insanlar selamlar size.

 

Sivaslı Bünyamin sizleri sever,

Gerçekleri yazar, sanmayın över.

Öğretmeni sevmek dünyaya değer,

Başıman taçları selamlar size.

 

BÜNYAMİN DOĞAN 19,11.1999

 

 

OKU KARDEŞİM

 

Sakın ha usanma kendi kendinden

İlim coşup taşsın gönül bendinden

İbret almak için bayrak renginden

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Gafkete dalıp da zalimlik etme

Bu güzel dünyadan bilgisiz gitme

İlimi, alemi gel inkar etme

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Bedenin su ile ekmeğe muhtaç

Bilgiler yaralı gönüle ilaç

Ne darda kal ne de kimseye el aç

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Dedenden babandan ibretini al

Düşünme bilginin kapısını çal

Kök sağlam olursa kırılır mı dal

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Cahillik çok acı sakın unutma

İlim çiçeğini sula, kurutma

Ömür zoru ile ömür çürütme

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Çıkar hatırına insan ayırma

Zalim baban olsa bile kayırma

Bulduğun fırsatı elden koyurma

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Yaradanın emri oku değil mi

Kültür şu yüzlerin akı değil mi

İlim insanlığın kökü değil mi

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Ölse, cahil insan ilim istemez

Kalır karanlıkta kendi bilemez

Cahil ömür boyu bir kez gülemez

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

İnsan yaradanın emrine uyar

Kamil kul sözleri yürekten duyar

Bilgi insanları saraya koyar

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

Sivaslı Bünyamin sever alimi

Sever kitapları sever ilimi

Yeter silmek için gözün selini

Bırak cehaleti oku kardeşim

 

BÜNYAMİN DOĞAN 04/07/1995

 

 

ŞOFÖR AMCA

 

Dinle ne olursun şoför amca tavsiyem sana

Araban sürer iken dikkat et ne olur bana

Levhalar, kurallar hitab eder aklı olana

Kendini bilen insan kıyar mı bilerek cana

 

Hız yapma, sokak aralarında biraz yavaşla

Hapise girer kaza yapanlar gözünde yaşla

Aman kural tanımazlık etme, uymaya başla

Sakın haa arabanı kullanma yolda telaşla

 

Okulların önünden yavaş geç, unutma bizi

Havalı korna ile ne olur korkutma bizi

Direksiyonda sohbete dalıp ağlatma bizi

Merak eder anamız babamız her birimizi

 

Arabanı kontrol et yola çıkmadan önce

Düşün yuvanı el yuvası yıkmadan önce

Uy kurallara mutlaka bir can yakmadan önce

Göz yaşlarına engel ol henüz akmadan önce

 

Duyar acı haberi Bünyamin yanar yüreği

Kiminin kazada kolu kopmuş, kanlı gömleği

Kuralları öğren şoför amca, sonra sürmeyi

Trafik kurallarına uyup öğren gülmeyi

 

 BÜNYAMİN DOĞAN  26/04/1997

 

 

ŞOFÖR BEY

 

Dinle şoför gardaş, kendine acı

Aceleciliğin sabır ilacı

Hatadan uzak dur, olma davacı

Yolları kan gölü etme şoför bey

                                

Hem kendini düşün, hem de milleti

Bitsin trafiğin terör illeti

Kazada bitmesin ömür niğmeti

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Unutma hanımın bekler yolunu

Kontrol et sağı hem de solunu

Arabanla ezme insanoğlunu

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Aman sarhoş sarhoş araba sürme

Trafik işini oyuncak görme

Acemi insana araba verme

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Dört teker üstünde hava atılmaz

Soför dikkat eder söze katılmaz

Tavsiye, nasihat neden tutulmaz

Yolları kangölü etme şoför bey

 

Kimsenin canına olmasın kastın

Sürat düşmanındır kurallar dostun

Sinirli şoförden sakini üstün

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Her gün acı haber her gün bir kaza

Akıllı şoförler aldanmaz hıza

Yalvarırım yaşlar dolmasın göze

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Besmele çek yola çıkmadan önce

İyi düşün canlar yakmadan önce

Hesabı iyi yap inceden ince

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Ben bilirim deme hata yaparsın

Virajda yavaşla yoldan saparsın

Hatalı sollama ele çarparsın

Yolları kan gölü etme şoför bey

 

Sivaslı BÜNYAMİN görür kazayı

Çoğunda yocular çeker cezayı

Eller gezer iken fezayı ayı

Yoları kan gölü etme şoför bey

 

BÜNYAMİN DOĞAN 04/12/1997

 

 

ANAMA MEKTUP

 

Unuttuk kerpiçten duvarları, toprak damları

Betondan dikilmiş binalara gireli anam.

Düşünemez muhanet yüzünden kimse canları,

Gırtlak için rezil olanları göreli anam.

 

Üç beş kuruş cebinde yok ise selam alınmaz,

Durumun birazcık zayıfsa kapın çalınmaz.

Anam bilirdim dünya malı ile insan olunmaz,

Ben de unuttum şehir yerine geleli anam.

 

Ana, baba, yaşlıya şehirde saygı kalmamış

Şehirli kızları hizmet için gelin olmamış,

Geçmişine bakıp da insanlar ibret almamış

Şehirler viran olmuş, insanlık öleli anam.

 

Unutulmuş emmiler, dayılar gayrı el olmuş,

Gelinler oturmuş baş köşeye, gonca gül olmuş,

Gitmiş izzeti ikram akrabalık serap çöl olmuş,

Belki yıllar oldu sen bir defa güleli anam.

 

İşte gerçeği, şehir yerinin acı olsa da,

İnsanlar huzuru bulamıyor, para bulsa da.

Sözlerimden çoğu aklıselim ibret alsa da,

Bünyamın'e derler ya, akıllı ya deli, anam.

 

BÜNYAMİN DOĞAN 13.3.1997

 

 

DÜZCE DEPREMİNE AĞIT

 

Ağlama gözlerim yaşın kalmadı,

Düzce de dikili taşın kalmadı.

Gözyaşsız ekmeğim aşım kalmadı,

Lokmalar boğaza düzüldü gardaş.,

 

Ağustos ayında vurgunu yedim,

İnşallah bu acı son olur dedim.

Henüz akşam üstü ayakta idim,

Enkazda bedemin ezildi gardaş.

 

Kırk beş saniyede olanlar oldu,

Çoğunu yatakta, uyku da buldu.

Neyleyim bu emir allahdan geldi.

Alnımıza acı yazıldı gardaş.

 

Milletimin gönlü ateşte yandı,

Nice masum beden kana boyandı.

Bu acıya yürek nasıl dayandı,

Kadere karalar çizildi gardaş.

 

Ağlar anam bacım ölü başında,

Kan geliyor gözden akan yaşında,

Kimi yedi, kimi yetmiş yaşında,

Kanları toprağı süzüldü gardaş.

 

Kaynaşlı yok oldu, Bolu sallandı,

Ankara, İstanbul, yolu sallandı,

Akşam üstü Anadolu sallandı,

Gönül bu acıyla sallandı gardaş.

 

Yıkıldı yuvalar, ocaklar söndü,

Nice şehir, ilçe, bucaklar söndü,

Yavrusunu saran kucaklar söndü,

Gönül harabeye döndü be gardaş.

 

Gözlerim yaş dolu yara derinde,

Mahşer yeri sanki deprem yerinde,

O soğuk havada, gece birinde,

Haline yüreğim yanar  be gardaş.

 

Yıkılmış binalar harebe olmuş,

Bahçeler, sokaklar ölüye dönmüş,

Birçoğu binanın içinde kalmış,

Bu acıyla gözler pınar be gardaş.

 

Sivaslı Bünyamin analar ağlar,

Eşinin başında sunalar ağlar,

Yerde insan, gökte turnalar ağlar,

Devrildi binlerce çınar gardaşım.

 

BÜNYAMİN DOĞAN 13.11.1999

 

 

MEHMET KÜÇÜK

 

1952' de Avanos'un Sarılar kasabasında doğdu. İlkokulu doğduğu  köyde, ortaokulu Özkonak ortaokulunda, 1972 de Kayseri Sanat Enstitüsünü, 1978 de Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulunu bitirdi. 1995 de Erciyes Üniversitesi Makine bölümünde Yüksek Lisans yaptı. 1990 da makine bilgisi Milli Eğitim Bakanlığı yayınları arasında temel ders kitabı olarak yayınlandı. 1995 de Acılar Bulut Yüklü şiir kitabı yayınlandı. Halen Kayseri Merkez Endüstri Meslek lisesinde çalışmakta, evli  olup, atilla ve akın isimli iki çocuk babasıdır. ANASAM üyesidir.

 

 

ANNELER İÇİN

-Anneler gününde-

 

Yıldızlardan bir demet buket yerine

Dünyayı bağışlasam bir taç yerine

Ay'la güneşi versem de ellerine

Anne hakkı ödenmez saygı olmadan

 

Yemeyip yediren,giymeyip giydirensin

Acılarımıza kol kanat gerensin

İki cihanda varsın bir dileğimsin

Cennetine girilmez iznin olmadan.

 

Sen güldüğünde aydınlanır dünyamız

Sevginle coşarız,hüznünle ağlarız

Sevgilerden birine gönül bağlarız

Sevdaların bilinmez sevgin olmadan

 

Mehmet KÜÇÜK, Nevşehir 1990

 

 

SEVDA BAHÇEMDE AÇILAN SEVGİ ÇİÇEĞİM

 -Sevgililer gününde-

 

Sevdikçe sevdasına doyulmayan sevdiğim

Susadıkça içtiğim kanılmayan sevdiğim

Ölünceye kadar tahtımın sultanısın

Sevda bahçemde açılan sevgi çiçeğim.

 

Gündüzüm seninle,gecelerim seninle

Tüm engelleri aşar giderim sevginle

Seninle çarpan kalbimin sesini dinle

Gönül bahçemde açılan gönül çiçeğim.

 

Seven kalbimiz keder nedir bilmesin

Gece aydınlığım,gündüz ipek böceğim

Yuvamın bekçisi gönlümün neşesisin

Güz bahçemde açılan son çiçeğim benim.

 

Mehmet KÜÇÜK, Kayseri 1995

 

 

KAYSERİ

 

Akılla ilim bir olmuş sanatında

Türbeler, kümbetler şehri Kayseri'nin.

 

Süleymaniye'yi Erciyes'ten  almış

Memleket mimarı Sinan Kayseri'nin.

 

Erciyes'e inat dikmiş bedesteni

Koca Selçuklu Sultanı Alaeddin.

 

Hat sanatında kıvrılmış inceliği

Halıları nakış nakış Kayseri'nin.

 

Kendimi bildim bileli imanımı

Hala sesleniyor Seyyid Burhaneddin.

 

Cumaları,bayramları,akşamları...

Coşar minareler, dolar camilerin.

 

Aşık olup sevdalaşmış yıllar yılı

Adınla özdeştir canlı ticaretin.

 

Ne gözü açıklar var Türkiye'mizde

Yalnızca adı çıkmış Kayseri'nin.

 

Kadınları kek'ten,erkekleri çek'ten

Hırsından ölüp gidecek Kayseri'nin.

 

Meşhur bir mantısı var birde çemeni

Pastırma sucuk diyarı Kayseri'nin.

 

Mehmet KÜÇÜK, Kayseri 1990

 

 

BİR PINAR Kİ

 

Pınarım, pınarlar gibi çağlardın

Gönüllerden gönüllere akardın

Susayan yolcular senden içerdi

Kaynağı sendeydi tüm pınarların...

 

Senide kattılar köpüklerine

Döktüler deryalara denizlere

Alıp götürdüler seni faniler

Dalga dalga ummanlara karıştın...

 

Tadı yok artık sensiz sevgilerin

Kayboldu gamzelerin gülücüklerin

Bir gül fidanıydın bu bahçelerde

Suları çekildi sevda çeşmelerinin...

 

Hayal mi,gerçek mi nedir sandığım?

Can evimden vurdun beni yaraladın

Meğer rüya imiş yaşadıklarım

Beni  tatlı rüyadan uyandırın.

 

Mehmet KÜÇÜK,  Kayseri 1990

 

 

MEMLEKET SEVGİSİ

 

Bu gençler ki,

Ümit dolu yarının büyükleri

İstikbalde büyük hamleler yapar

Bu gençler ki geleceğin sembolleri

İstiklal için can atar, can katar.

 

Öyle bir millet ki,

Her bir parçası cennet şirini

Kokuyor bir gül gibi yaprak yaprak

Bir memleket ki üzerinde sahibini

Yaşatıyor, yaşatacak bu toprak.

 

Bir millet ki,

Yüksek minarelerinden ezanlar

Okundu yıllar yılı kalbimize

Aşkla imanla mucize destanlar

Getirip yazdırdı tarihimize.

 

Bu bayrak,

Dalgalandı bütün burçlarda

Şan şeref verdi kanıyla rengiyle

Dalgalanır göğsümüz kabarır da

"Ne mutlu türküm diyene"

 

Mehmet KÜÇÜK,   KAYSERİ 1980

 

 

YALVARIŞ

 

Seninle olmak gibi,kalbimdir

Dokunduğum her şeyde sen varsın

Her nimetim de senin sevgindir

Kokladıkca,güllerim solmasın Allahım

 

Sensin bana sevmeyi öğreten

Ümidim sevmek,sensiz olmasın

Açtırdığın güllerdir titreten

Hazan yaprağı gibi solmasın Allahım

 

Güzelliği seyrettik özünden

Sevgi verdin sevgisiz yüzünden

Kadehler dolu gönül suyundan

Susuz çeşmelerinden dolmasın Allahım

 

Mehmet KÜÇÜK,  Avanos 1983

 

SENİNLE ARZUM

 

Seninle dolaşmak kızıl akşamlarda

Seninle yok etmektir kor alevlerimi

Sır dolu gözlerinde bilmecelerimi

Ve seninle sonsuzlaşmak karanlıklarda...

 

Yaşamak, en iyisi arzularımızın

Uykusuz gecelerimde masal anlatmak.

Keder ve sevinçleri beraber paylaşmak

Sefil yaşadığımız o kötü günlerin.

 

Yuvamızda mutluluk parolamız olsun,

Neşe dolu günler, gecelerimiz olsun.

Alnımızdaki hatlar nakışımız olsun

O en güzel, en eşsiz gülüşlerimizin.

 

Mehmet KÜÇÜK,Ankara 1978

CUMHURİYET ve ATATÜRK

Her yıl yirmi dokuz ekimlerde

Seni anıp, seni yaşıyorum

Çarşılarda,  pazarlarda

Gönlümce gülüyor, ağlıyorum.

 

Sen yükseldiğin bunca yıllarda

Ben yaşadığım onca yıllarda

Sen gürbüz çocuklarınla doldun

İleri gittiler uygarlıkta.

 

Artık gök yüzü bulut yerine

Başka başka görüyor gözlerim

Duman kaplı ekmeğim ondan

Şimdi demir dövüyor ellerim.

 

Samsundan bir güneş gibi doğduk

O fikrin ışığında kurtulduk

Dağlara, denizlere kıyasla

Ona dev gibi anıtlar kurduk.

 

O ruhta bükülmez bir çelik var

Fidan filizlenip dallanıyor

Orda kartal güvercin beraber

O ruh yine seninle yatıyor.

 

Eğer bir hükmetseydim zamana

çocukluğumu senden alırdım

Tarihe sor cevap versin sana

Burda Millet olarak yaşadım

 

Mehmet KÜÇÜK,  Kayseri 1995

 

GÖZLERİNDE KAYBOLSAM

 

Ateşler içinde bir kızıl lale

Kor olmuş dudaklar sanki meşale

Gönülden gönüle akan şelale

Sevdalanmış beni yakar gibisin

 

Sarılıp koklasam bir gül yerine

Sevdanda gezinsem bir çöl yerine

Baygın hülyalara dalar gibisin

Gözlerinde kaybolsam göl yerine

 

Mehmet KÜÇÜK,  Kayseri 1995

 

 

 

VEFASIZ AŞK

 

Başka sallanıyor artık saçların

O güzel yüzünden eser kalmamış

Bir manasız olmuş ki bakışların

Vefasız aşkından eser kalmamış.

 

Büyük aşkımızın sonu bir hazin

Yıllar çabuk geçti, ayrılık zalim

Bende ne sen kaldın,  ne de hayalin

Vefasız aşkımız meğer yalanmış.

 

Mehmet KÜÇÜK,  Kayseri 1995

 

 

ANI

 

Senden kalanlar ne var ki şimdi

Anılarımda kalanlar olmuş

Yaz bahçeleri çiçeklerdendi

Eskisi solmuş, yenisi solmuş.

 

Kuşlar gibi uçmak hevesinde

rüya cenneti mutluluğumuz

Hani ya o güz bahçelerinde

Yaslandığın ağaçlar kurumuş.

 

Gönül ufkunda hayaller vardı

Bir sarhoşluktu yaşadığımız

Dağ pınarları ceylan bakardı

Su içtiğin çeşmeler kurumuş.

 

Mehmet KÜÇÜK,  Kayseri 1973