OLMADIKÇA

OLMADIKÇA

 

Emsalsiz bir elmas olsan,

Zırh çelikten olsa yuvan,

Bakılmayla sevilir mi?

Sen ellerde olmadıkça.

 

Mum Petekte ballar olsan,

Arından arınsa kovan,

Düşünmeyle doyulur mu?

Seni dilde tatmadıkça.

 

Ab-ı hayat sular olsan,

Sessizce gönlüme dolsan,

Hayali serinletir mi?

Sen dudakta olmadıkça.

 

Dere ağzında kar olsan,

Erisen gelsen yar olsan,

Durduk yere sevilir mi?

Sen gönülde olmadıkça.

 

Hiç birisi olamazsın,

Aşkı oyuncak sanırsın,

Bir kuru taş sevilir mi?

Taş kabe de olmadıkça.

 

Osman BALOĞLU

GİZ OLDUN

 

Sevdiğime inanmadın buruştun,

Bal gibiydi hayat buna alıştın,

Sevgim fazla gelmiş demek kırıştın,

Ekşi oldun, tatlı oldun, tuz oldun.

 

Aşkından alev alırken baktın mı?

Sever nasıl olsa deyip yaktın mı?

Yalandan sevip başıma kaktın mı?

Barut oldun, ateş oldun, köz oldun.

 

Sevgiyle bağrına basmamış mıydın?

Bekletirken beni asmamış mıydın?

Gülüm derken sana küsmemiş miydin?

Sıcak oldun, soğuk oldun, buz oldun.

 

Tertemiz aşkı sevgiyi tatmadım,

Benimle mezara girer muradım,

Nerden sevdim seni inan bunaldım,

Çamur oldun, toprak oldun, toz oldun.

 

Her türlü duyguyu tattırdın bana,

Sanma ki yaşadım attım yabana,

Sevdiysen de bildirmedin Osman’a,

Yakın oldun, uzak oldun, GİZ OLDUN.

 

Osman BALOĞLU

 

KÖPRÜDEKİ ADAM

 

Lanetler olsun seni tanıdığım güne,

Senin yüzünden dağıldık gittik bir güme,

Duysan senin de aklın ermez kördüğüme,

İşin bitmedi daha köprüdeki adam.

 

Kime sorsam söyledi marifetlerini,

Rezil rüsva olup yitirdiğin dengeni,

Çok genişmiş anlattılar senin mideni,

Birazcık dar bu yolun köprüdeki adam.

 

Duramadın memlekette her yeri gezdin,

Liseli talebe gibi mektuplar yazdın,

Kör lokmaydı karşındaki nasıl da sezdin,

Gözüm hep üstündedir köprüdeki adam.

 

Kaba hesabını denk getirdin sayıya,

Biraz daha uğraş, çok az kaldı kıyıya,

Ulaşana kadar dayı dersin ayıya,

İşin bitene kadar köprüdeki adam.

 

Anlayabilirsen bu düzeni Kur-an’ı

Akbabalar gibi dağıtmazsan yuvanı,

Belirlidir süren geçersen imtihanı,

Tutarım da elinden köprüdeki adam.

 

Osman BALOĞLU

 

ERCİYES

 

İç Anadolu’nun   bağrında

Havan  temiz  semalarında,

Bir  bereket  topraklarında,

Üstünde  nur  vardı  Erciyes

 

Suyundan mı  yoksa havan mı ?

Terk etmedik  seni  yalan mı?

Ağustos ta  kurultayın mı ?

Beni aşkın sardı   Erciyes.

 

Yaşantımız  eteklerinde

Süt donduran  ve  Tekirinde

Her gün  varmayı  isterimde,

Yollarında  dardı  Erciyes.

 

Görünür  Nevşehir, Niğde den

Ne bilsin  uzaktan  seyreden

Senin gölgende  serinleyen,

Bilir misin  yardı  Erciyes.

 

Yaz   ayında  ayaz  kestin de,

Güneyinden  rüzgar  estin de,

Allah  yazdırmıştın  üstünde.

Nakışında   kardı  Erciyes.

 

Osman BALOĞLU

 

AVRUPALI

 

Helsinki köşenin başı,

Anadolu’m elmas taşı,

Gör şimdi Yunan gardaşı,

Artık olduk Avrupalı.

 

Sıkı durun geliyoruz,

Hep olumlu bekliyoruz,

Enfilasyon da durmalı,

Artık olduk Avrupalı.

 

Götür yine hayalici,

Naylon faturan çok cici,

İhracat mı, ithalat mı,

Artık olduk Avrupalı.

 

Unutulmuştu Liramız,

Pula dönmüştü paramız.

Kapanacak mı yaramız,

Artık olduk Avrupalı.

 

Şehidim titrer mezarda,

Gezsin Apo sokaklarda,

Hepten götürsünler malı,

Artık olduk Avrupalı.

 

Osman BALOĞLU

 

MAYIS  BÖCEKLERİ

                                  

Memleket  sizin gibilerden  ne  bekler ?

Kimsiniz kapalı  yüzünüz  köçekler,

Defolun  gidinde  kurtulsun  çiçekler

Mayıs  geldikçe  çıkarsınız  böcekler.

 

Saldırırsınız  vitrinlere  camlara,

Haksızsınız  başınız  düşünce  dara,

Hemen  kaçarsınız  ara  sokaklara,

Sahi  neden  çıkarsınız  meydanlara?

 

İstemeyiz  bozmayın  huzurumuzu,

Sevmiyorsanız terk edin yurdumuzu,

Gereği yok aramayın hakkımızı,

Kulu değil Allah versin belanızı.

 

Biz de işçiyiz, biz de emekçi dedik,

Babamız da memurdu bu güne geldik,

Aç kalmadık bizler soğan ekmek yedik,

Sizlere Mayıs, Mayıs böceği dedik.

 

Osman BALOĞLU - 02.05.1998

 

 

İYİ GÜN DOSTLARIM

 

Siz, benim gibi inlemediniz,

İzah edeyim dinlemediniz.

İnatçıydınız değişmediniz,

Dersiniz hepbana, bencildiniz.

 

Kendi kendinize yetmezdiniz,

Duramadı yıkıldı bendiniz,

Ben takdir görürken, siz ben diniz,

Ben hep siz oldum, siz de kendiniz.

 

Gemim yüzerken beraberdiniz,

Batıp yosun tutarken bendeniz,

Kabaran sular dalgalı deniz,

İşte onlardan biri sizdiniz.

 

İstemem gelmesin desteğiniz,

Dolanır boynuma kösteğiniz,

İlle de yardım edecekseniz,

Sizden büyük olmasın gölgeniz.

 

Osman BALOĞLU

 

VELHASILI

 

Kavga gürültü ve nizah,

Edemeyiz neden izah,

Biraz hoş söz biraz mizah,

Yapamadık, yapamadık.

 

Emmim, dayım vekil olsa,

Bizlere de biraz parsa,

Yol kenarından bir arsa,

Kapamadık, kapamadık.

 

Memur olduk rızık T.E.K.’den,

Diz eskidi sürünmekten,

Doğduk diye memleketten,

Kopamadık, kopamadık.

 

Ceket delik sırt Kutup’ta,

Gözümüz açık olup ta,

Tüylüce bir kaz bulup ta,

Yolamadık, yolamadık.

 

Para yok surat asılı,

Cüzdanın senet basılı,

Bana bir dost velhasıl'ı,

Bulamadık, bulamadık.

 

Osman BALOĞLU - Haziran  1999

 

 

İBRAHİM BUDAK (AŞIK HADDÂDî)

1949 yılında Kayseri Erkilet Hırka köyünde doğdu. İlkokul mezunudur. 12 yaşında gördüğü rüyanın etkisi ile şiire başladığını söylemektedir. Rüyasında görüp aşık olduğu eşini üç yıl arayıp bularak evlenir. Evli ve 5 çocuk babasıdır. ANASAM üyesi olan aşık halen özel bir şirkette çalışmaktadır. Mahlasını Dr. Rasim Deniz vermiştir.

 

 

DÜŞTE GÖR

 

Düşenin dostu olmazmış

Düşüver de yılanı gör.

İçimde yara kalmazmış,

Açıver de yaramı gör.

 

Ben onu dostum sanmıştım,

Zehiri bana içirdi.

Kumaştır diye almıştım

Yedi de içim bitirdi.

 

Haddadî sınav geçer mi?

Ömrümü dersle geçirdi.

Bu acı günler biter mi?

Hep bana zehir içirdi.

 

 

BİZİM

 

Hazreti Muhammed, İmamı Ali

Onlarla birliktir özümüz bizim.

Hasan, Hüyesine kurban olurum

Hak, hakikat yolu yolumuz bizim.

 

Zeynel Abidini Hak imam bildim,

Evvela Resule göz, gönül verdim.

Dergahına şükür yüzümü sürdüm,

Sünneti Rahmandır yüzümüz bizim.

 

Muhammed haktır, Cafer-i Sadık

Musa Kazım ile cepheye vardık.

Düştük de yolunda sarardık solduk,

Üçümüz, yedimiz, kırkımız bizim.

 

Gelince hatıra İmam-ı Rıza

Çevirdim yüzümü Hakka niyaza.

Bir tekme savurdum kürre-i Arza

Tüm cihana yeter gücümüz bizim.

  

Erenler Serdarı Bektaş-ı Veli

Uyandır ondaki Naki Asker-i

Açmayın bu sırrı eskiden beri,

İmam-ı Mehdidir sırrımız bizim.

 

Hasbahçe içinde gülü neyleyim,

Oniki imamdan başka yolu neyleyim.

Hakka varamıyan yolu nideyim.

Muhammed'e çıkar yolumuz bizim.

 

Hazreti Ali'yi şehit ettiler,

Hüseyin'i alıp yere attılar,

Hasan'ın aşına zehir kattılar,

Yezit kavmi büktü belimiz bizim.

 

Aşık Haddadî yok sözünde yalan,

Muhammedden sonra olmadı gelen,

On iki imamın dedesi olan,

Hazreti Muhammed ulumuz bizim.

 

AŞIK HADDADî  - 24.5,1991 

 

 

ÇAĞLARIM

 

Durgun su gibi çağlarım,

Hakikatı gördüm doydum.

Piştim içimden yanarım,

Kabuğu tenime soydum.

 

Dergahına girdim bildim,

Gizlice yaramı sardım.

Gece gündüz hep yalvardım,

Ben kendi bağrımı oydum.

 

Hak yolunu birce bildim,

Kuzgunlara leşi verdim.

Aşkın şerbetini gördüm,

Kadehime dolu koydum.

 

Haddadî deliye döndüm,

Göz yaşımla dolu bend'im

Allah'ın aşkıyla yandım,

Başımı bu yola koydum.

 

Aşık Haddadî - 21.9.1986 

 

 

SÖZÜM KALMADI

 

Yuvası dağılmış kuşlara döndüm,

Çırpına çırpına tüyüm kalmadı.

Ateşler içinde yandıkça yandım,

Kullara diyecek sözüm kalmadı.

 

Kanadı kırılmış turnaya döndüm,

Parçalandı yürek kan nara döndüm.

Yıkıldı hanlarım deliye döndüm.

Dünyada dostlara yüzüm kalmadı.

 

Saçıldı liralar ocaklar söndü,

Pazara sürecek malım kalmadı.

Aslan değil aslan, çakallar sindi,

Çürüdü dallarım, özüm kalmadı.

 

Garipler ezilmiş hali kalmamış,

Aklını yitirmiş del'lere döndü.

Yokluktan bükülmüş beli eğilmiş,

Gözümün feri yok, gözüm kalmadı.

 

Randevu verirler doktor bulunmaz,

Söküldü dişlerim azım kalmadı.

Haddadî  kolunda derman bulunmaz,

Karardı gündüzler, farım kalmadı.

 

AŞIK HADDADî  - 11.9.1999

 

 

ASRIN DÜĞÜNÜ

 

Bataklık yuvası hançer yarası,

İslamın sancısı asrın düğünü.

Gönüller yıkılmış yüzün karası,

Büküldü belimiz hasmın düğünü.

 

Ahlak, töre bitti yüzler güler mi

Bozulan yuvalar kuşlar teller mi

Akan göz yaşları gelen seller mi,

Kapanan kalplerin, pasın düğünü.

 

Gidişat azgınlık bela getirir,

Birazcık iman var onu bitirir.

Cahiller çoğaldı zehir yedirir,

İblisin işidir, onun düğünü.

 

Çalanlar neşeli göbek havası,

Okunmaz ayetler, kimin davâsı,

Ayrıldık kur'andan zulüm yuvası,

Avrupa'dan ithal bunun düğünü.

 

Karanlığa battık törem yürümez,

Güneş yakıcıdır, nefes erimez.

Aşık Haddadi'yem çilem ferimez,

Medeni dünyanın danslı düğünü.

 

AŞIK HADDADî  - 12.9.1999 

 

 

BİR MİLLET YAŞIYORSA

 

Ayakta kaldıysa orda şair var,

Şairsiz  milletten gelmez bir hayır.

Haykırsa dünyaya ona gelir dar,

Şairsiz milletten gelmez bir hayır.

 

Kükrerse dağları deler eridir,

Hidayet gelirse ölü dirildir.

Dökülür günahlar elin kiridir,

Şairsiz milletten gelmez bir hayır.

 

Sustukça yürekler, kalpler paslanır

Bulursa dengini varıp yaslanır.

Kırılır kolları durmaz hırslanır,

Şairsiz milletten gelmez bir hayır.

 

Dökülür dudaktan tatlı kelamlar,

Sıkıştıkça yazar çatlar kalemler,

Alemlerin rabbi şükür selamlar,

Şairsiz milletten gelmez bir hayır.

 

Onsuz hiçbir varlık yerden kıpramaz,

Yerinden oynayıp hemde  zıplamaz,

Aşık Haddadi'yem gözüm kıpramaz,

Şairsiz milletten gelmez bir hayır.

 

AŞIK HADDADî  - 29.9.1999

 

 

ANNENİN FERYADI

 

Kanayan yaralar sızı tutmaz mı,

Doktorlar derdine çare katmaz mı,

Bir lokma ekmekte alıp yutmaz mı,

Ecelin başında derman bulunmaz.

 

Gelmiş hemşireler sarmış dört yanı,

Bulamadım dostlar aradım kanı.

Bekledim günlerin gelmiş o anı,

Dökülür kanları saran bulunmaz.

 

Hastane kapısı dolup taşıyor,

Daha nabzı atar kuzum yaşıyor,

Elleri oynuyor başın kaşıyor,

Saçılmış saçları ören bulunmaz.

 

Aşık Haddadi de ağıt yakıyor,

Oturmuş ellerde bize bakıyor,

Durmuyor kanı da yavrum sıkıyor,

Dostları ağlıyor gören bulunmaz.

 

AŞIK HADDADî  - 7.8.1999

 

 

APO ASILMALI

 

Adalet yerini artık bulmalı,

Şehitler mezarda rahat yatmalı,

Şu hınzır kefinsiz yere kalmalı,

Şehitler mezarda rahat yatmalı,

 

Ciğeri yanmayan bunu bilir mi

Evlat acısını gören olur mu.

Ağlayan gözler de yaşsız kalır mı,

Şehitler mezarda rahat yatmalı.

 

Doktoru yanında, sağlık yerinde,

Yatıyor evlatlar, toprak derinde

İstirahat eder hain serinde,

Şehitler mezarda rahat yatmalı.

 

Zamanlar gecikti boşa duruyor,

Ne zaman asılır millet soruyor,

Islak toprakların kanı kuruyor,

Şehitler mezarda rahat yatmalı.

 

Bilmem ki katili kimler koruyor,

Rahatça beslenip, yatıp uyuyor,

Şehitlerin kanı yerde duruyor,

Şehitler mezarda rahat yatmalı.

 

Bunca zaman nerde insan hakları,

Otuzbin şehidin yok mu hakları?

Haddadi kimlere attın okları,

Şehitler mezarda rahat yatmalı.

AŞIK HADDADî - 13.10.1999

 

 

BOZULDU

 

Musmul etlerimiz mundar ettiler,

İthal etle pastırmalar bozuldu.

Et, katır demeden yapıp sattılar,

İthal etle pastırmalar bozuldu.

 

Kesimler başlasın düzelsin etler,

Sağlığı koruyun yenmesin itler,

Devlet kasasına yapışmış bitler,

İthal etle pastırmalar bozuldu.

 

Marifet dediler domuz kesmeli,

Dar'ağcına çekip tek tek asmalı,

Dürüstleri ayırıp da seçmeli,

İthal etle pastırmalar bozuldu.

 

İt maması diye ithal ettiler,

Kavurma edip utanmadan sattılar,

Mümin kardeşlere azık yaptılar,

İthal etle pastırmalar bozuldu.

 

Aşık Haddadi'yem gözümle gördüm,

Sucukları düğüm düğüm ben ördüm,

Şu güzel ülkeme satıp da sürdüm,

İthal etle pastırmalar bozuldu.


AŞIK HADDADî - 24.9.1993 

 

 

ERCİYES

 

Uzaklardan seyreyledim  yüceni,

Hayal ettim görmeyeli Erciyes.

Yaylalarda pınarların sesini,

Özlemiştim duymayalı Erciyes.

 

Yaz gelince yaylaların şenlenir,

Kekliklerin kayalardan seslenir.

Tatlı suyun ile çaylar demlenir,

Özlemiştim içmeyeli Erciyes.

 

Avcıların gece gündüz dolaşır,

Dağlarında tavşan, tazı yarışır.

Pınarların oluk, oluk akışır,

Özlemiştim duymayalı Erciyes.

 

Yörüklerin çadırlara yerleşir,

Koyun kuzu hepsi birden meleşir.

Otağında mor menevşe yetişir,

Özlemiştim görmeyeli Erciyes.

 

Çağlar suyun derelerde buluşur,

Sevenlerin elbet birgün kavuşur.

Dumanın başında kalmaz, savuşur,

Hasretin var kalmayalı erciyes.

 

BAYRAM ÇAĞINDA