|
MEVCUDATIN
BEKLEYİŞİ
700. yıl anısına Osmanlı mersiyesi
Duvardaki kılıncın, üstü kanlı
bekliyor
Kın, kılıç, kabza, kalkan bir
Osmanlı bekliyor.
Şan verdiğin toprağı ezel cihan
tanıyor
Hükmettiğin topraklar şimdiyse
utanıyor.
Dağların yamaçları çınlamaz nal
sesinden
Ve ecdad-ı Fatihan habersiz ülkesinden.
Seni kimler söylesin, seni kimler
anlatsın
Sen yurtta adaletsin, sen âlemde
cihatsın
Dağların dorukları, hep dumanlı
bekliyor
Anadolu kıyamda, bir Osmanlı
bekliyor.
Senden gayrı kim taşır, bu yurda
adaleti
İhanete uğradı peygamber emaneti.
Kimler oturdu bilsen, adalet
kürsüsüne
Kimler musallat oldu, annemin
örtüsüne.
Ayasofya taşımak istemez kubbesini,
Kâbe arayıp durur, o eski cübbesini.
Hilal sancılanıyor, bir imanlı
bekliyor
Titreyen arş-ı âla bir Osmanlı
bekliyor.
Leventlerin gemisi demir attı
karaya,
Barbaros'un narası hapsoldu Marmaraya.
Zalimin kanlı eli mazlumun ensesinde,
Her nidayı boğdular, sensizliğin
sesinde.
Yine diktik sancağı, hem de en
ulvi yere
Lakin güldüremedik, ağlattık
da kaç kere.
Sen gideli bir bayrak, heyecanla
bekliyor
Bu Bayrak rüzgar değil, bir Osmanlı
bekliyor.
Zincir kopunca köle zindanı arar
oldu
Hürler girdi zindana, yerinde
karar kıldı.
Gündüzün hicabından sancılandı
geceler
Devleri idam etti, meydanlarda
cüceler.
Bir gece kurulunca yiğitlerine
pusu,
Namertlere verildi, meydanların
tapusu.
Yine de yiğitlerin seni şanlı
bekliyor
Gözü yaşlı analar, bir Osmanlı
bekliyor.
Akbabalar yaşıyor kartal yuvalarında,
Çakallar dolaşıyor, Bozkurt ovalarında
Bak ecdadın geçiyor, Tuna'dan
parça parça
Bin atla değil ama, yürekleri
bin parça.
Ulu çınarlar kurudu, en son yaprak
da düştü
Hazindir ki, dostların tepesine
üşüştü.
Söğüt'ün gölgesini, bir Yunanlı
bekliyor
Yetim kalan Trakya bir Osmanlı
bekliyor
Gözü yaşlı bekliyor müslüman cografyası,
Zulmetin eşiğinde kabus dolu
rüyası.
Ortadoğu da feryat, kan düştü
Balkanlara,
Senelerdir öz yurdum boyandı
al kanlara..
Bin parçaya bölündü seni yazan
her kalem,
Sahipsiz kızıl Elma, yetim Nizam-ı
âlem.
Dört bin yıllık bir kılıç, şimdi
kınlı bekliyor
Bir ben değil mevcudat, bir Osmanlı
bekliyor.
Dağda taş, yürekte can, gözde
yaş, damarda kan
Kın, kılıç, kabza, kalkan, tuğ,
sancak, tuğra ferman.
Cenk, cihat, er, kumandan, su
nehir, vadi Umman,
Ru-i zeminde zaman, mekan,
levhi mahfuzda Kur'an
Nebi, Resuli zişan, feth-i mübin-iİslam,Zerresiyle
tüm cihan, bu bekleyiş sanadır DEVLETİ ALİ OSMAN.
|
|
GURBETTEN
ANNEME
Şu gurbet ellere alışamadım
Hiç kimse halimden bilmiyor anne.
Tükettim zamanı hep adım adım
Yollar beni sana salmıyor anne.
Ne günümü güneş, ne gecemi ay
Aydınlatmaz, gönlüm ışıksız saray.
Takvim yaprakları bitmiyor say,
say
Bir türlü şu vuslat gelmiyor
anne.
Sen beni düşünüp üzülme sakın,
Ne kimseye söyle ne de dert yakın.
Buraya geldiğim günü bırakın,
Bu elleri aklım almıyor anne.
Bir his ki içimde öyle saklıdır,
Sanki anlatması hep yasaklıdır.
Benim kadar dertli ağlamaklıdır,
İçimdeki boşluk dolmuyor anne.
Bir yolcu giderken dönüp bakar
ya,
Gözünden usulca bir yaş akar
ya,
Bir balık kahrolur, sudan çıkar
ya,
Öyleyim, yüzüm hiç gülmüyor anne.
Akşam olur, artar endişem tasam
Hüzünlü defterim, efkarlı masam.
Sen diye yazarım ben her ne yazsam,
Başka türlü sabah olmuyor anne.
Ve yalnızım anne, bir deniz kadar
Sahillerim bomboş, bir tek hüzün
var.
Her gün nehirlerden yalnızlık
akar,
Hicran öldürüyor, ölmüyor anne...
|
|
SEVDA
YÜREKTE PİŞER
Zifiri gece geldi, tüm akların
yerine,
Güneşim senden doğdu, şafakların
yerine.
Ruhumda bir fırtına, eser eylülden
beri
Gönlüm düşer önüne, yaprakların
yerine.
Gönlümün en derin, yerlerinde
sen varsın
Burçlarında sevdan var, bayrakların
yerine.
Aşkın bir nar oldu ki, gökteki
günü yakmakta
Sevda yürekte pişer, ocakların
yerine.
Seni sevmek suç ise, ben idamlık
mahkumum
Aranırım her yerde, kaçakların
yerine.
Ayağımda pranga, ellerimde kelepçe
Bir sevdaya atıldım, Mamak'ların
yerine.
İstesen vermez miydim, al şu
canı yar diye
İstemesende verdim, toprakların
yerine.
Kilim olmaz desensiz, olamam
ben de sensiz
Sensizlik sardı beni, kucakların
yerine.
Sevda bir umman imiş, kalsın
diye ummanlar
Gözlerimden yaş sundum, kaynakların
yerine.
Kurudu tüm nehirler, akmaz şimdi
Tuna, Nil
Senle aktım ummana, ırmakların
yerine.
Dünya kabuklarından fırlatıp
beni atsa,
Eğilirsem namerdim, başakların
yerine.
Sana benim gözümle bakanların
alnından
Kızıl kurşunlar öpsün, dudakların
yerine.
|
|
DİLŞİKAF
NAME
Aşkınla ateşlere aşıyân oldu gönlüm
Senelerdir güneşsiz asumân oldu
gönlüm.
Gözlerinden gönlüme bir alev
düştü sanki,
Kutupları eriten bir suzân oldu
gönlüm.
Dertlerine aşina, müştakım ben
aşkına
Her gün tutuşup durdu mubtelân
oldu gönlüm.
Uzlet diyarlarının en tenha köşesinde,
Yasak olan aşkınla imtihan oldu
gönlüm.
Visalini görmeden bir set gibi
ördüğün,
Firakınla hercai, perişan oldu
gönlüm.
Bir damla yaş düşmez mi? Gönlünün
sehabından
Ateşinle kavrulup beyabân oldu
gönlüm.
Maveranın güzeli niçin dinlemez
beni?
Bilmez mi ki aşkıyla feverân
oldu gönlüm.
Dilazâr bakışına can sunarım
reddeder,
Şikak mı var aramda? Hep yaban
oldu gönlüm.
İbrişim bir bend ile o ziyadar
çeşminden
Beni mahrum eyledin, bir zindan
oldu gönlüm.
Bir melâle uğradım, mukadderdir
ahvalim,
İfsad düştü bahçeme ve hazan
oldu gönlüm.
Zehiri sularında her ümidin boğulup,
Hicranın kaynadığı bir umman
oldu gönlüm.
Cevrinden nasibini yudumladı
efkarım,
Seni bir gördüğüne bin pişman
oldu gönlüm.
|
|
SENSİZLİK
Bir alev gibidir unutulmuşluk
Can kuşum, bu derdin olmaz ilacı.
Sensizlik içimde bir garip boşluk,
Yakar durur her gün sana muhtacı
Bir alev gibidir unutulmuşluk.
Hazandır baharlar, hazandır iklim,
Sensiz yürek kuru yaprak gibidir.
Yokluğun denince müflistir aklım,
Yemyeşil ormanlar kurak gibidir.
Hazandır baharlar, hazandır iklim.
Toprağı sulayan bulutlar susuz,
Vadiler rüzgarın önünü keser.
Yolunu bekleyen sular uykusuz
Rüzgarlar neden, hep sen diye
eser
Toprağı sulayan bulutlar susuz.
Uzak iklimlerin sevimli kızı
Susuzluğu sanadır yüreğimin.
Göklere nakşettim ben aşkımızı,
Sanki yokluğunda kavrulur zemin
Uzak iklimlerin sevimli kızı
Sensiz kaldığımı bilirse gece
Bir başka musallat olacak bana.
Tecennüm haddine varıp düşünce
Gör ki, ne acılar sunacak bana,
Sensiz kaldığımı bilirse gece
|
|
NEREDEN
BİLECEKSİN
İklimler ötesinden yükselen bu
feryadın
Taşıdığı acıyı, nereden bileceksin?
Gidişinle sarsılan kahrolan bir
hayatın
Yaşadığı geceyi, nereden bileceksin?
Bir ümitle yollara dalan şu gözlerimin
Usulca solduğunu, nereden bileceksin?
Yokluğunla yoğrulan zulmeden
kederimin
Sensiz kahrolduğunu, nereden
bileceksin?
Sensizliğin yanında zifiri gecelerin
Bir güneş olduğunu, nereden bileceksin?
Gecelerin beynini içen düşüncelerin
Bana eş olduğunu, nereden bileceksin?
Halimi gördüğünde idama mahkumların
Şükreder olduğunu, nereden bileceksin?
Haritaya bakınca sahildeki kumların
Denize dolduğunu, nereden bileceksin?
Kalbimdeki ateşi görünce buzulların
Sahraya döndüğünü, nereden bileceksin?
Gözlerimdeki yaşı görünce tüm
çöllerin
Deryaya döndüğünü, nereden bileceksin?
Sevdamın karşısında Leylasından
Mecnun'un
Vazgeçip gittiğini, nereden bileceksin?
Ferhat'ı Şirin'ine kavuşturan
bir suyun
Akmadan bittiğini, nereden bileceksin?
Halimi anlatırken harflerin acizlikten
Yere döküldüğünü, nereden bileceksin?
Her çileye hükmeden ruhumun sensizlikten
Bin kez büküldüğünü, nereden
bileceksin?
Ruhumda halkalanan bu hazin zelzelenin
Bir zulüm olduğunu, nereden bileceksin?
Bir acı tebessümle gidişinle
gelenin
Bir ölüm olduğunu, nereden bileceksin?
|