BÖLÜM 1
G İ R İ Ş VE
A M A Ç
Kabakulak özellikle okul çağı ve ergenlik çağındaki çocuklarda görülen
akut generalize bir enfeksiyondur.
Hafif seyirli ve okul çağında ayakta geçirilen, ancak özellikle genç erişkinlerde
ağır seyreden ve komplikasyonlara neden olan bir hastalıktır. En sık görülen
komplikasyonları menenjit, epididimo-orşit, pankreatit ve ovarittir.
Genç erişkin erkeklerde görülen Kabakulak-Mumps virusu (MV) enfeksiyonları,
özellikle orşit komplikasyonları açısından önemlidir. Eğer orşit iki taraflı
görünürse, bu hastalarda % 10 sterilite ortaya çıkmaktadır.
Hamile kadınlarda,hamileliğin ilk aylarında meydana gelen primer enfeksiyon,abortuslara
ve fotal anomalilere neden olmaktadır.
Kabakulak hastalığının serolojik tanısında çok kullanılan testler arasında
Kompleman Birleşmesi (CF),Nötralizasyon (NT) , Hemaglütinasyon Önlenim
(HA-Ö),Enzym Linked Immunosorbent Assay (ELİSA) gibi serolojik testler
yer almaktadır.
Eliza testi Mumps virus antikorlarının araştırılmasında kullanılan özgül
duyarlı bir testtir. Çünkü bu test yüksek titrede antikor ölçümünü yapabilme,
kısa sürede sonuç verme gibi üstünlükleri olan ve bu nedenle yaygın kullanım
alanı bulan bir testtir.
HA-Ö testi ise, Elisa kadar duyarlı olmaması ve bazı dezavantajlarının
bulunmasına rağmen yine de yaygın olarak kullanılan bir testtir.
Bu noktadan hareketle; çalışmamızda Mumps virus antijeni kullanılarak Mumps
virus antikorlarının özellikle ELİSA testi ile araştırılması ve elde edilen
bulguların HA-Ö testi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.
BÖLÜM 2
GENEL BİLGİLER
2.1 Paramyxovirus Grubu
Mumps virüsu Paramyxoviridae familyasından Paramyxovirus grubunun bir üyesidir
(7, 13, 17, 24, 50, 52, 71, 77, 78, 80).
Paramyxoviridae familyasında bulunan virusler Tablo 2.1’de görülmektedir.
Paramyxovirus genusunda Mumps virusundan başka Parainfluenza 1-5, New Castle
virusu, Morbili virus genusunda Kızamık, Köpek Gençlik Hastalığı ve Sığır
Vebası virusları, Preumovirus genusun da ise Respiratory Syncytial virus
ve Farelerin Pneumovirusları yer almaktadır. (2, 3, 75, 94).
Bu viruslar kimyasal, fiziksel özellikleri ve biyolojik karakterleri bakımından
birbirlerine benzer. Ancak patojenik olarak birbirlerinden farklıdırlar
(17).
Paramyxovirus cins ismi, bu grup için uluslar arası virus isimlendirme
komitesi tarafından kabul edilmiştir ve New Castle hastalığı vürusu da,
tip sus olarak seçilmiştir.
Paramyxoviridae familyasında yer alan üç genusun karakteristik özellikleri
Tablo 2.2’de gösterilmiştir.
Bu genusa ait viruslarda molekül ağırlığı 5-8 *10 (6) .dalton olan tek
iplikli RNA genomu bulunur. RNA yapısı enfekte parçacığın % 1’i kadardır.
18 nm çapında ve 1 nm uzunluğunda sarmal bir kapsidleri vardır. Etere duyarlı
olan kılıf, 150-300 nm arasında değişmektedir. Orthomyxoviruslardaki gibi,
bu genusun bazı üyelerinde de RNA’ya bağımlı RNA polimeraz bulunur.
Tablo 2.1. Paramyxoviridae familyasının virusları
ve konakları
| Genus |
Virus tipi |
|
|
| Paramyxoviruslar |
New Castle |
Kuş pneumencephalit |
Tavuk,
kuşlar |
| |
Mumps Virusu |
Epidemik
Parotid |
İnsan |
| |
Parainfluenza
1 |
Sendai,
Japon Hemaglütinasyon virusu, hemadsorbsiyon 2 |
Fare, insan |
| |
Parainfluenza
2 |
Croup –
associated (CA) |
İnsan |
| |
Parainfluenza
3 |
Hemadsorbsiyon
tip 1 |
İnsan,
inek, koyun |
| |
Parainfluenza
4 |
|
İnsan |
| |
Parainfluenza
5 |
SV5, DA |
Köpek,
maymun |
| Morbilivirus |
Kızamık |
Rubeola |
İnsan,
maymun, köpek |
| |
Distemper |
|
Köpek |
| |
Rinder
post |
Sığır plak |
Sığır,
koyun, keçi |
| |
Peste des
petits
Ruminants |
|
Koyun |
| Pneumovirus |
Respiratory |
Chimpanze
coryzea agent |
İnsan,
maymun |
| |
Synctial
virus |
|
|
| |
Fare pneumoniae
virusu |
|
Fare |
Tablo 2.2 Paramyxoviridae familyasında cinslerin
karakteristikleri
| Özellik |
Genus
|
| Paramyxovirus |
Morbilivirus |
Pneumovirus |
| İnsan virusleri |
Parainfluenza
1, 2, 3, 4b |
Mumps |
Measles
(Rubeola) |
Respiratory
Synctical(RS)
Virus |
| Serotipler |
4 |
1 |
1 |
1 |
| Nükleokapsid
çapları (nm) |
18 |
18 |
18 |
13 |
| Membran
füzyonu
(F protein) |
+ |
+ |
+ |
+ |
| Hemolizin
1 |
+ |
+ |
+ |
0 |
| Hemaglutinin |
+2 |
+2 |
+3 |
0 |
| Hemadsorbsiyon |
+ |
+ |
+ |
0 |
| Nöraminidaz |
+2 |
+2 |
0 |
0 |
| İnklüzyonlar |
C |
C |
N,C |
C |
1 Hemoliz aktivitesi F glikoprotein
ile sağlanır.
2 Hemaglütinasyon ve nöraminidaz aktivitesi
HN glikoproteinler ile sağlanır.
3 Hemaglütinasyon yalnız maymun eritrositleri
ile olur.
C Sitoplazma
N Nükleus
Elektron mikroskop çalışmaları Paramyxoviruslarının influenza viriyonundan
daha büyük ve pleomorfik olduğunu göstermektedir. Paramyxovirusların nukleokapsidleri
önce stoplazmada görülür fakat olgun viruslar hücre yüzeyinden serbest
bırakılır.
Paramyxovirus virionları 8-10 nm uzunluğunda yüzey çıkıntıları ile
kaplanmıştır. Proteolitik enzimlerle çıkıntıların kaldırılması virionları
tahrip etmez ve çıkıntıların glikoproteinleri , viral membranın devamlılığının
muhafazasında önemli rol oynamazlar. (3,52,94)
Viral membranın lipit yapısı, konağın plazma membranının yapısına bağlı
olarak büyük ölçüde değişebilir. Aynı hücrede üreyen iki farklı virus,
benzaer lipitli fakat farklı proteinli membranlar oluşturur.
Paramyxovirusların zarfa bağlı iki yüzey glikoproteini vardır. Bunlardan
birisi hemaglütinin ve nöraminidiaz aktivitesine sahip bir proteindir.
Diğeri ise füzyon ve hemodializ aktivitesine sahip F glikoproteinidir.
(6,24,52,78)
Orthomyxoviruslarda ,hemaglutinin ve nöraminidiaz aktivitesi, ayrı
glukoproteinlerde bulunur. Paramyxoviruslarda ki bu glikoprotein
aracılığı ile eritrosit ve konak hücreler üzerindeki mukoprotein reseptörleri
emilir. Diğer bir öze lliği de reseptör imha edici enzim işlevi görür.
Bu glukoproteinler, virus ve hücre arasında erken interaksiyon ile ilgilidir.
Hemaglutinin ve nöraminidiaz aktivitesi gösteren büyük proteinler virus
adsorbsiyonundan sorumludur. Hücre fuzyonu ile ilgili F glukoproteini,
virus penetrasyonuna neden olur. F proteinin membran füzyon aktivitesi,knakçı
bir enzim tarafından prekürsörün proteolitik bir bağlaması ile aktive
edilir. Ancak disulfide-linked polipeptides F1 ve F2 viral replikasyonu
başlatabilir. (52)
Paramyxovirusların replikasyonunda viral genom, mRNA gibi işlev görmez.
Paramyxoviruslar; Ortomyxovirus ve Rhabdoviruslar gibi, virusun yapısal
bir komponenti olan ve mRNA yı oluşturan RNA ya bağımlı,,bir RNA polimeraz
veya transkriptaz enzimine sahiptirler. Bunların replikasyonu Rhabdoviruslarınkine
benzerlik gösterir. Actinomisin D gibi hücre DNA sentezi inhibitörleri
tarafından etkilenmezler. (29)
2.1.1. Kabakulak –Mumps
Virusu (MV)
Kabakulak hastalığının etkeni olan Mumps virusu filtre edilebilen bir virustur.
Johnson ve Goodpsteur,hastalığın ilk günlerde hastadan aldıkları
tükrüğü süzgeçten geçirdikten sonra , maymunların stenon kanalına enjekte
ederek hastalığı deneysel olarak oluşturmuşlar, hasta maymunlardan alınan
parotisi tekrar enjekte ederek, bir çok kez hastalığın naklini gerçekleştirmişlerdir.
(48,49,102)
Hastalık Hipokrates zamanından beri bilinmektedir. Ancak etkenin bir virus
olduğu 1934 yılında ilk kez Jonhson ve Goodpasteur tarafından ortaya konulabilmiştir.
(2,7,102)
2.1.2. Virusun Özellikleri
Paramyxovirus grubunun bir üyesi olan Mumps virusunun diğer Paramyxoviruslara
benzediği ve tek sarmallı 50 S çökme sabitesine sahip parental bir genom
içerdiği, 1971 yılında East ve Kingsbury tarafından açıklanmıştır. (29)
Bernard ve Northorp (80),RNA ya bağımlı bir RNA polimeraz enziminin
varlığını bulmuşlardır.
Mumps virusu,stoplazmada sentez edilen fakat hücre yüzeyinde montajı yapılan
bir virustur. (17) Negatif yüklü tek sarmallı RNA ya sahip bir nukleokapsidi
bulunan virus, 150-200 nmçapındadır (2,77,94,104). Nukleokapsidi etere
duyarlı bir zarfla çerçevelenmiştir. Zarfta bir matrix proteini ve iki
yüzey glikoproteini bulunur. Bunlardan biri hemaglutinin-nöraminidaz ve
diğeri füzyon faktörü özelliği gösterir. (2,7,30,79,102)
Monoklonal antikorların kullanımı ile de, glukoproteinlerin iki biyolojik
aktivitesi gösterilmiştir. (79,95)Mumps virusun proteinleri New Castle
virusukine benzemektedir.Hemaglutinin nöraminidaz (HN) ve hücreleri eriten
hemodializ (F) glukoproteinlerinin yanında fosfo(P),nukleokapsit (NP),büyük
protein (L) ve membran proteinleri (M) bulunur.(7,93,102) Mumps virusunun
flamentöz formları bulunmaz. Viral (V) ve solubl (S) antijenler.
Mumps virusunun kompleman birleşmesi antijenleridir. Santifigürasyonla
virus partikülünden kolayca ayırt edilebileb S antijeni infekte hücrelerde
fazla miktarda bulunur. (30,46,52,77),Virusun dış zarfındaki Viral (V)
antijeni, virusun hemaglutinasyon özelliği ile ilgilidir. S antijenine
karşı oluşan antikorlar V antijenine karşı oluşan antikorlardan daha çabuk
meydana gelir, fakat daha çabuk kaybolur.
Son yıllarda Mumps virusunun yapısal polipeptitleri ile ilgili çalışmalar
gerçekleştirilebilmiş ve sodyum dodesil sulfat poliakrilamid jel elektroforezi
ile yapısal proteinleri saptanmıştır. (53,72,80,93)
Mumps virusunun Jo Ann suşunda, 6 Majör polipeptit bulunmuş ve bu polipeptitlerin
Sendai ve New Castle virusları ile benzer özellik gösterdiği belirlenmiştir.
(118) Simian Virus 5 (SV5) New Castle ve Sendai virusu ile analog olması
yanında Mump viriyonunda iki farklı glikoprotein identifiye edilmiştir.
Huppertz ve arkadaşları (80),Mumps virusun Enders suşında 7 tane majör
polipeptit bulmuşlardır.
Mumps virusundaki iki glikoproteinin yapısı,Bedat ve rott tarafından agar
jel de kromatografik yöntemle tanımlanmıştır. (79) Hemaglütinin ve nöaminidaz
aktivitesi taşıyan büyük glikoproteinin mol ağırlığı 75x 103 daltondur.
Bu özellikleri taşımayan küçük glikoproteinin mol ağırlığı ise 61 x 10
3 daltondur. Küçük glikopreteinin biyolojik aktivitesi 1976 ya kadar
gösterilmemiştir. Jensik ve Silver 1976’da Örvell 1978’de Mumpsın
küçük glikoproteinin hücrelerin füzyon ve hemodializinde rol oynadığını
saptamışlardır. (53,79) Büyük glikopreteinine karşı oluşan antikor hemaglutinin,nörominidiaz
aktivitesini ve virus infektivitesini, küçük proyeinine karşı oluşan antikorların
ise hemodializi inhibe ettiği gözlenmiştir. (79,80) Glikoproteinlerin ayrıştırılması
ve saflaştırılması için 0.02 M NaHCO 3 buffer, PH 10’da 2 M KCl varlığında
dializ edilir. Daha sonra %2 Triton x 100 içinde DEAE Bio-Gel kolonda purifiye
edilir. Pürifiye büyük proteinler hemaglitunasyon önlenim ve nötralizasyon
testinde antijen olarak kullanılır. (79)
Mumps virusu civciv, insan,kobay gibi değişik canlılara ait ertrositleri
aglutine etme özelliğine sahiptir. Hemaglütinasyon serumda veya kültür
sıvısında bulunan inhibitörlere oldukça duyarlıdır. Bu da solbl mukoproteinlere
karşı, zayıf nöraminidaz aktivitesine bağlıdır. İnfekte hücrelerin yüzeyinde
bulunan hemaglutinin, doku kültüründe hemadsorbsiyon ile de ortaya çıkarılabilir.
(82,77) Mumps virusu duyarlı eritrositleri 37o de hemoliz eder. Ancak viral
hemaglutinasyon,hemadsorbsiyon ve hemolizin,viriyonun yüzey antijenlerine
karşı karşı oluşan antikorlar ile kalsiyum tarafından inhibe edildiği belirlenmiştir.
(77)
Mumps virusun infektivitesi virusun 56o de 20 dakika ısıtılması,eter,UR
irridasyonu,% 0,1 formalinle işleme alınması ve protein içermeyen besiyerinde
4 saatten fazla tutulması ile kaybolur. (77,101) Kompleman birleşmesi
antijenleri ile hemaglütinasyon aktivitesi,ısıya dayanıklıdır. Kompleman
birleşmesi antijenleri 65 o C ye , hemaglütinasyon aktivitesi 80 o C ye
30 dakika dayanıklıdır. Virus 4 o C de 1-2 gün, -20o C de birkaç hafta,-500
C ve - 700 C de birkaç ay canlı kalmaktadır.Solusyonlara %o,5 jelatin veya
% 2 serum ilavesi, ya da yağı alınmıi sütte muhafaza edilmesi ile virusun
dayanıklılığı arttırılabilmektedir. Liyofilize aşı virusu 1 yıl,sulandırıldıktan
sonra –40 0 C de ise 8 saat canlı kalabilmektedir.(2)
Kabakulak hastalığı, maymunlarda meydana getirilebilir ve klinik görünümü
insanınkine çok benzer. Bu hayvanlarda, virusun stenon kanalına ya da doğrudan
doğruya beze enjekte edilmesiyle parotit meydana getirilebilir. Şişmiş
olan bez, virus deri duyarlılığı antijeni için iyi bir depo teşkil eder.
Floresan antikor tekniği ile virusun,asiner hücrenin stoplazmasına yerleşmiş
olduğu gösterilebilir.
Mump Virusunun Aktiviteleri Şunlardır:
1- Duyarlı kişilerde hastalık yapma yeteneği için, tam ve canlı virus parçacığı
gereklidir.
2- Tavuk,insan ve diğer hayvanların alyuvarlarını aglutine etme özelliği
de tam virus parçacığı ile ilgilidir. Hemaglütinin alyuvarlara yapışır.,ancak
370 C de alyuvarlardan ayrılabilir. İçinde antikor bulunan kabakulak antiserumu
hemaglütinasyonu önler. Antikorların ölçülmesi için yapılan hemaglutinasyonönlenim
deneyi bu esasa dayanmaktadır.
3-Civciv alyuvarlarını hemoliz,virus parçacığı ile ilgilidir.
4-Çözünebilen (S) kompleman birleşmesi antijeni,virus parçacığından küçük
olup virusun ürediği dokularda bulunur. S antijeni virusun özünü teşkil
eder ve virus eterle muamele edilerek serbest hale getirilebilir.
5- Viral(V) kompleman birleşmesi antijeni, virus parçacığındadır.
6- Kabakulak virusuna karşı, deride mevcut olan aşırı duyarlılığı saptamak
için, deri testi kullanılır. Kızarıklık ve sertlik şeklinde bir reaksiyon
bağışıklığı göstermektedir
2.1.3. Patogenez
Kabakulak akut,kısa süreli, hafif ateşe neden olan, özellikle çocukluk
çağında görülen bir hastalıktır. (5,77,117)
Bilateral veya unilateral parotitis ve ateş, en belirgin klinik özelliğidir.
Bu semptomu gösteren hastalarda teshisin bir laboratuvar tarafından doğrulanmasına
gerek kalmamaktadır.
Genel belirtileri ateş ve parotis bezinin şişmesi olan kabakulak hastalığında,komplikasyonlar
önem taşımaktadır. (16,52,116) Testisler,ovaryum,santral sinir sistemi
ve nadiren olarak pankreas,periferal sinirler, göz ve iç kulak en fazla
etkilenen organlardır. (1,77,78 )
Mumps virusun yayılma mekanizması Tablo 2.3 de gösterilmiştir.
Tablo 2.3. Vücutta Mumps Virusunun Yayılma Mekanizması
Solunum Sistemine İnokülasyon
Lokal replikasyon
Viremi
Sistemik İnfeksiyon
Parotis Bezi ( Epitelial hücrede virus çoğalması,lokal inflamasyon)
Testis
Ovaryum
Priferal sinirler
Göz
İç kulak
Santral sinir sistemi
Pankreas( Diabet başlangıcına neden olur.)
Epididimo-orşit,meningoensefalit, Cranial sinirin tutulması, Pankreatit,Ooforit,
Mastit,Myokardit, ise en çok görülen komplikasyonlardır. (97,117) Sıklıkla
viremi sonrası normal olmayan renal fonksiyonlar,kabakulak virusunun böbrekleri
enfekte ettiğini göstermektedir. (117) Bazı durumlarda komplikasyonların
biri veya birkaçı parotit yokluğunda da görülebilmektedir.
Mumps virusu,organizmaya ağız ve burun yolu ile girer. Virus epitel dokusunda
çoğaldıktan sonra kana karışır ve tükrük bezlerine , diğer organlara giderek
yerleşir.18-20 günlük bir inkubasyon periodu bulunmaktadır. İnfeksiyonlar
genellikle üst solunum yolundan damlacık şeklinde yayılır. Virus glanduler
bezlerin şişmesinden 6 gün öncesinden 9 gün sonrasına kadar idrar ve tükrükten
izole edilmektedir. (77) İnfeksiyonun % 30 u subkliniktir.(30,45,117)
Komplikasyonlardan hemen sonra görülen immunite yaşam boyunca kalmaktadır.
Ancak zaman zaman reenfeksiyonlara da rastlanılabilmektedir. (77) Kabakulak
enfeksiyonunun en iyi bilinen komplikasyonu olan orşit, en fazla puperte
sonrası erkeklerde görülmektedir.(117)
1986 yılında yapılan bir çalışmada 26 olgunun % 19 unda orşit saptanmıştır.
(5) Yine yapılan bir çalışmada Post pupertal erkeklerin yaklaşık % 20 sinde
Epididimo- orşit geliştiği gösterilmiştir. (1,38,74)
Bunların % 80 inde orşit unilateraldir.Erkek hastaların % 85 inde orşit
, epididimit ile birlikte oluşmaktadır veya epididimit önce meydana gelmektedir.
1991 ‘de İsrail’de yapılan bir çalışmada 72 olgunun 19 unda orşit, 3 vakada
pankreatit ve 2 vakada menenjit görülmüştür.
Orşitli 13 hastanın spermogramlarının normal olduğu saptanmıştır. (37)
Orşit olgularının yaklaşık yarısında teşhis atrofisi meydana gelir fakat
sterilite insidansı çok düşüktür.
Kılıç ve arkadaşlarının 1986-1988 yılları arasında yaptıkları bir çalışmada
40 kabakulak olgusunun komplikasyonları incelenmiştir Tanıları; klinik
bulgular,beyin omurilik sıvısı ile serum amilaz bulguları değerlendirilerek
konmuştur. Kabakulaklı 40 olgunun 10 unda (%25) değişik komplikasyonlar
gözlenmiştir. Bunların & sında (%15) orşit (4 ü unilateral, 2 si bilateral
), 3 ünde (%7.5) meningoensefalit, 1 inde (%2,5) miyokardit saptamışlardır.
(58)
Kabakulağın doğrudan doğruya orşit şeklinde başladığı da olur. Virusun
yerleşmesi parotis kanal hücrelerini gereği kadar şişirmezse parotis salgısı
ağıza akar ve bez büyümez. Bu nedenle belirli bir klinik tablo oluşturmaz.
Sonradan oluşan testisteki virus lokalizasyonu, organda aterizasyonun bol
olması nedeniyle belirgin bir reaksiyon oluşturur. Böylece sebepsiz gibi
görülen bir orşit başlar. Böyle olgulara sık rastlanmakta ve tanı
da karışıklığa neden olmaktadır. (78)
Mumps virusunun merkezi sinir sistemini tutması sonucu meydana gelen aseptik
menenjit, parotis bezinin şişmesinden 3-10 gün sonra ortaya çıktığı gibi
bazen parotis bezinin şişmesinde 1-8 gün önce de görülebilir.(39,41) Hastaların
% 30 kadarında Mumps virusu, Merkezi sinir sistemini de tutmaktadır. (106,111)
Menenjit ve meningoensefalit bazen kabakulağın tek bulgusudur. Bunun yanında
nefrit, miyokardit, artrit pankreatit plörezi gibi komplikasyonlar da rapor
edilmiştir. (24,106) Kabakulak vakalarının %1 inde pankreatit görülmüştür.
Belirtiler şiddetli epigastrik ağrı,bulantı ateş ve kusmadır. Nadir olmakla
birlikte kabakulak pankreatinde diabetes mellitus ortaya çıkmaktadır. (78)
Ayrıca Mumps virusunun Langerhans adacıklarından ßhücrelerine etki ettiği
de bildirilmektedir. (98)
Sullivan ve arkadaşları (101) yaptıkları bir çalışmada 62 olgunun 7’sinde
ensefalit,aseptik menenjit,pankreatit ve orşit geliştiğinisaptamışlardır.
Ayrıca 12 yaşın üzerindeki olguların % 95 inde orşit geliştiğini belirtmişlerdir.
Bjovatın ve Skoldenberg (58) inceledikleri kabakulak olgularında en fazla
kabakulak menenjiti tanısı koyduklarını , 7 yaş dolayında % 40, 1-16 yaş
grubunda ise % 24 kabakulak menenjiti saptadıklarını kaydetmişlerdir. Yine
bu araştırıcılar 50 yaşın üstündeki erkeklerde orşitin nadir görülebileceğini,
en fazla olgunun 28 yaş dolayında görüldüğünü bildirmişlerdir.
Kabakulak hemen her zaman iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Ancak 8. Sinirin
zarar görmesi sonucu meningoensefalit sekeli olarak, iç kulak tipi sağırlık
kalabilmektedir. Kabakulak infeksiyonu tek taraflı sağırlığın önde gelen
nedenlerinden biridir.
Bitnun ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada, inceledikleri
vakaların % 6 sında işitme kaybının geliştiğini bildirmişlerdir. Ayrıca
kabakulağın ses tellerinde de dejenerasyon yaptığı ve özellikle 1-2 yaşından
küçük çocuklarda sürekli sağırlık ve dilsizlik görüldüğü kaydedilmiştir.(12)
Kabakulak enfeksiyonu sonucu postenfeksiyöz ensefalit sendromu, myelit,yüz
ve göz kaslarında felç, myokardit,artrit ve hepatit nadir rastlanan komplikasyonlardır.
Arita ve arkadaşları (58), kabakulak myokarditinin geçici olduğu ancak
olguların seyrek olmadığını bildirmişlerdir.
Kabakulak genellikle kızamık ve su çiçeğinden daha az bulaşıcıdır. Bu nedenle
bazı kişiler,immunite gelişmeksizin yetişkinliğe ulaşırlar. Hastalık en
çok 5-15 yaş arası çocuklarda görülür. Kabakulak salgınları özellikle askeri
kamplarda ,yatılı okullarda daha sık görülmektedir.
Kabakulak enfeksiyonunun 1/3 kadarı, sublinik seyretmektedir. Subklinik
olan infekte kişiler,hastalıklı kişiler kadar infeksiyözdür. (3,62,118)
Gebelik esnasında yakalanılan kabakulak infeksiyonunun, konjenital anomaliler,
ve abortuslara neden olduğu gösterilmiştir. (65,83,106). Kabakulak enfeksiyonunun
teratojenitesi. 1959 yılında Philip ve arkadaşları tarafından bir epidemi
sırasında ve eskimolar arasında incelenmiştir. Gebeliğin ilk üç ayında
bulunan 5 kadından 4’ünde abortus görülmüştür, 3-6 ve 6-9 aylık gebelik
döneminde kabakulak egçiren kadınların çocuklarında herhangi bir defekt
saptanmamıştır. Mump virusu infekte annelerde plesenta yoluyla fetusa
da geçmekte ve çocuklarda sürekli sağırlık ve dilsizlikle sonuçlanan sekeller
bırakmaktadır. (83,106)
Alaska’da 1965’de meydana gelen bir kabakulak salgınında bölgede oturan
212 kişinin 119’unda salgın görülmüş, 37 kişinin subklinik enfeksiyon
geçirdikleri serolojik olarak kanıtlanmıştır. (83) Bu vakaların 104 ünde
parotit, 13 ünde hem orşit hemde parotit, 2 sinde ise yalnızca orşit görülmüştür.
4 hamile kadında hamileliğin 2. Ve 3. Trimesterinde kabakulak enfeksiyonu
görülmüştür.Bu kadınların 3’ünde normal doğum gerçekleşmiş, ancak birinde
dudak ve damakta yarık bulunan bebek doğmuştur. (83)
Klinik morbidite riskinin ve komplikasyonların, okul çağı çocuklarda, genç
ve orta yaş erişkinlerde yine en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir. Kabakulak
enfeksiyonunda ölüm çok nadirdir ve çogunlukla ensefalite bağlıdır.
Mumps Virusunun Patolojik Mekanizması
-Solunum sisteminin lokalize enfeksiyonu,
-Viremik yayılma yeteneği
-Özellikle parotis bezinin, testislerin ve santral sinir sisteminin sistemik
enfeksiyonu,
-Enflamasyon ve parotis bezinin şişmesi,harap olmuş hücreden amilaz sızıntısı
ile serum amilaz düzeyinde önemli artış şeklindedir.
2.1.4. Bağışıklık
Mumps Virusunun nukleokapsid antijenlerine karşı oluşan antikorlar,hastalığın
başlangıcından 7 gün sonra serumda görülmeye başlar ve 2.haftada maksimum
seviyeye ulaşır. Hemaglutinin antikorları ise daha sonra ortaya çıkar,3-4
haftada en üst düzeye erişir ve nukleokapsid antikorlarından daha uzun
süre kalır. Nukleo kapsid antikorları,kompleman birleşmesi deneyi,hemaglutinin
antikorları ise hemaglütinasyon önlenim, kompleman birleşmesi deneyi ve
nötralizasyon testleri ile ölçülür.
Nukleokapsid antikorları daha sonraki enfeksiyonlara karşı koruma sağlamaz.Bağışıklık
,klink hatta subklinik enfeksiyonlardan sonra da gelişir ve yıllarca devam
eder.
Kabakulaktan korunmada atenüe virus aşıları kullanılmaktadır. (1,52,115)
Ası özellikle puperteye yaklaşan çocuklar ve hastalığı geçirmemiş
erkekler için önem taşımaktadır. En çok kullanılan aşı suşu Attenue Jery
Lynn suşudur. (18,116,117)
Ocuklarda % 97,erişkinlerde % 93 oranında serokonveksiyon saptanmıştır.
Aşı tek doz halinde ve deri altı yola verilir. Rapel doza gerek yoktur.
Bağışıklığın uzun süre devam ettiği bildirilmektedir. Formalinle
inaktive edilmiş aşının tam antikor cevabı oluşturmadığı saptanmıştır.
(77) Aşının yalnız ve kızamık-kızamıkcıkla birlikte kullanıldığı kombine
verildiğinde diğerlerinden birinin etkisi ile enterfere olmadığı belirlenmiştir.
(1,117).
Rusya’da 1974 yılından beri aşı suşu olarak Leningrad 3 suşundan
yararlanılmaktadır. Bu suş,Rusya’da Japon bildircini kültüründe, Yugoslavya’da
tavuk embriyonu hücre kültüründe üretilmektedir. Aşı ya monovalan ya da
kızamık,kızamıkcık aşıları ile kombine olarak uyglanmaktadır. Japonya’da
canlı attenüe umps aşısı olarak, ,1979 yılında lisans alan rabe suşu kullanılmaktadır.
Sonraki yıllarda Fransa ve Belçika’da da bu suşdan yararlanılmış ve suş
tavuk embriyonu hücre kültüründe veya embriyonlu yumurtanın amniyotik sıvısında
üretilmiştir.
Japonya’da 1985 yılında 5 milyon kişi rabe suşu ile aşılanmıştır. Mmunojenik
özellikleri Jery Lynn suşu ile benzerlik göstermektedir. Hashino ve Torii
suşu, Japonya’da attenüe umps aşı suşu olarak lisans alınmıştır. Her iki
suş da tavuk embriyonu hücre kültüründe üretilmiştir. Bu suşlar Jery Lynn,rabe
ve Leningrad 3 suşlarından daha az kullanılmaktadırlar. (117).umps aşısı
uzun süre koruma sağlar. Jery Lynn suşu ile aşılamada immunite yaklaşık
20 yıl sürmektedir. Rabe suşu ile immunite ise 10 yıl devam etmektedir.(117)
2.1.5 Tanı
Kabakulak semptomları ile kolaylıkla tanınabilir. Bazı hafif sporadik olguların
ayrılması zordur. Özellikle tükrük bezlerinin virütik infeksiyonla- rında
tanıda zorluk görülür. Arotisin basmakla ağrılı oluşu,üstü normal deri
renginde bulunuşu, cerahatlanmaması ile tanınır. Cytomegalovirus ve coxsackie
virus enfeksiyonları da kabakulak enfeksiyonu belirtileri oluştururlar.
Rganizmanın enfeksiyona karşı direncinin kırıldığı durumlarda cerahatli
parotit bazen kabakulak sanılabilir.Parotis kırmızı sert ve ağrılıdır.
Stenon kanalından ağız içine cerahat akar.
Kabakulakta; iltihaplı olguların başka enfeksiyonlardan ve özellikle kabakulak
orşitinin diğer gnokoksik orşitlerden ayrılması gerekir. Erişkinlerde rastlanan
primer orşitte, hastanın kabakulak geçiren bir çocuk ile temas edip etmediği
araştırılmalıdır. Parotit olmaksızın menenjit,orşit veya pankreatidin
atipik klinik semptomatolojisinde, mumps virus enfeksiyonunun hızlı ve
güvenilir bir laboratuar teşhisine gerek vardır(41)
Virusun laboratuar tanısında; hastalığın başlangıcında vey asonra ki 5
gün içinde tükrük, stenon kanalından alınan sürüntü ve idrar incelenir.
Santral sinir sistemi semptomlu hastalarda, serebrospinal sıvı (CSF) materyal
olarak kullanılır. (2,52,77,78,81,94,108)
Mumps virusu ısıya duyarlı bir virustur ve Buffer Salt solusyonu içine
sığır serumu ilave edilmemelidir. Çünkü sığır serumu inhibitör içerebilir.
(77)Numune 20.000 rpm’de 60 dk. santrfüj edilir.Pellet %2 serum içeren
Hanks Balanced Salt Solusyonunda (BSS) 1/10 oranında suspanse edilir.
Mumps virusunun izolasyonu için;primate orijinli kültürleri, tavuk embriyo
fibroblast hücre kültürleri ve embriyonlu yumurta kullanılmaktadır. En
iyi sonuçlar primer maymun böbrek veya insan embriyonu böbrek hücre kültürleri
ile alınmıştır.(35,44,109) Hücre kültüründe mumps virusunun varlığı için
kullanılan hemadsorbsiyon testi,basit ve oldukça güvenilir bir testtir.
(28,83) Maymun böbrek hücreleri özellikle latent hemadsorbsiyon virusları
içerebilir. Bu nedenle hemadsorbsiyon için inoküle edilmemiş kontrol kültürler
test edilmelidir.(42,85,95)
Eğer daha hızlı tanı isteniyorsa,floresan antikor tekniği kullanılır.Bu
teknik Mumbs virusun direkt spesifik identifikasyonuna izin verir.Özellikle
monoklonal antikorlar kullanılarak da bu test yapılabilir.(77)
Embriyonlu yumurtadan izole edilen virus ise en hızlı HA testi ile identifiye
edilir. (71,77,84,87,94) İnfekte yumurtamateryali hücre kültüründe nötralizasyon
testi için kullanılmaktadır.
Mumps virusuna karşı oluşan antikorların araştırılmasında bir çok testten
yararlanılmaktadır. Seroljik metodların sürekli gelişmesi,testlerin basitliği,duyarlılığı
ve özgüllüğün araştırılması gerekliliğinden kaynaklanmaktadır.
Vaanel ve arkadaşları jelde hemoliz tekniğini geliştirmişlerdir. (67,110)
Norrby ve aradaşları (77) Mumps virus infeksiyonunun serolojik tanısı için
Hemodiyaliz İnhibisyonu (HLI) Basit Radyal İmmunodiffuzyon (SIRD) ve Karışık
Hemadsorbsiyon tekniğini tanımlamışlardır. Araştırıcılar SIRD ve HLI testlerinin
serolojik tanıda oldukça duyarlı olduğunu, karışık hemadsorbsiyon tekniğinin
ise çok komplike olmasına rağmen, immunitenin saptanmasında tercih edilebileceğini
bildirmişlerdir. (77) Bu serolojik testlerde saptanan antikorlar IgA, IgM,
IgG1 ve IgG3 dür. Viral protein antijenlerine karşı, insan IgG antikorlarında
üstün çoğunluğun, IgG’e ait olduğu bir çok araştırıcı tarafından gösterilmiştir.
(90)
Mumps virus antikorlarının ölçümünde notralizasyon (NT) testinin çok duyarlı
ve spesifik metod olduğu kanıtlanmıştır. Ancak çok komplike bir test olması
nedeni ile,rutinde kullanılma sınırlıdır. (18,67)
Mumps V ve S antijenlerine karşı oluşan ve komplemanı bağlayan antikorların
saptanmasında, Henle tarafından tanımlanan kompleman birleşmesi (CF) testi
kullanılmaktadır. (46). Ancak diğer paramyxoviruslerle oluşan antijenik
çapraz reaksiyon nedeniyle,yanlış pozitif sonuçlar alınabileceği gözden
uzak tutulmamalıdır. (46,47)
Spesifik kabakulak antikorlarının saptanmasında, Radioimmunoassay (26)
ve immunofluorescense (15) gibi indirekt tekniklerden de yararlanılmaktadır.
Duyarlı ve uygulanışı kolay olan Radioimmunoassay ve Immunofluorescense
testlerinde antikorlar Radiosotop ve Fluorocrom ile işaretlenmektedir.
Ancak yüksek düzeyde Mumps IgG antikorlarının varlığının, IgM antikorlarının
bağlanmasını inhibe edebildiği unutulmamalıdır. Bu durum negatif sonuçların
ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Ayrıca serumlarda IgM romatoid faktörünün
bulunması da yanlış pozitif sonucun ortaya çıkmasına neden olur.(8,90).Bu
sonuçların üstesinden gelmek için viruse özgül IgM antikor yakalama yöntemi
kullanılmaktadır.(39)
2.2. ELİSA
Bugün Mumps virolojisinde en çok tercih edilen teknik, Enzime Linked Immunosorbent
Assay (ELISA)’dır.(8,33,6788,92). ELİSA testi,son yıllarda viral enfeksiyonların
tanısında kullanılan,klasik testlerden bir çoğunun yerini almaktadır. ELISA
yönteminde,antijen ya da antikor bir enzimle işaretlenmekte ve immunolojik
reaksiyon,enzimatik bir aktivite sonucu ölçülmektedir. (10,11,23,31) Duyarlı
spesifik ve çabuk sonuç veren bir testtir.Serodiagnostik’de kolay ve hızlı
olmasından dolayıgeniş bir uygulama alanı bulmuştur. (8,67).
ELISA yöntemine Engwall ve Perlmann öncülük etmişler,1971 yılında antijen
veya antikorları radyoizotop yerine enzim ile konjuge ederek immunolojik
bir yöntem geliştirmişlerdir. (31,112)
Carllson ve arkadaşları (112) 1972’de ,Holmgren ve svennerholm(112) 1973’de
,Voller (112) 1974’de diagnostik mikrobiyolojide ELISA testini kullanmışlardır.
1978’de Bishai ve Galli,1979’da Leinikki ve arkadaşları,1980’de ise Ukkonen
ve arkadaşları Influenza,parainfluenza ve Mumps viruslarının neden olduğu
enfeksiyonların tanısında ELISA yönteminden yararlanmışlardır. (54) ELISA
testi,1980 yılında Ukkonen tarafından modifiye edilerek ve mikrotitrasyon
pleytler kullanılarak denenmiştir.(31)
ELISA yönteminde antijen, katı bir faza bağlanmaktadır. Katı faz olarak
rigid plystyrene,polyvinyl ve polypropilene’den yapılmış tüpler ve mikropleytlerin
daha uygun olduğunu belirtmişlerdir. (31)
Antijen ve antikoru uygun bir şekilde adsorbe eden ve diğer safhalarda
yer alan komponentleri adsorbe etmeyen özellikte mikropleytler tercih edilmelidir.
(51,113)
ELISA’da enzim olarak beta galaktozidaz,glukozoksidaz,peroksidaz ve alkalin
fosfotaz kullanılmaktadır.(112,113).Engvall ve Perlmann rutin olarak alkalin
fosfatazı tercih etmişlerdir. Yüksek aktivite gösterdiğini ve ona karşı
seçilen susbstratın ucuz ve nontoksik olduğunu belirtmişlerdir. (31)
Alkalin fosfataz konjugatı sodyum azid ile 40 de saklanabilmektedir. Alkalin
fosfataz ile P-nitrofenil fosfat,substrat olarak kullanılmakta, emniyetli
tablet formda bulunmakta ve pozitif reaksiyonda sarı bir renk oluşturmaktadır.
Peroksidaz konjugat için substrat olarak, 5 amino salisilik asid
ve O-fenilendiamin’den yararlanılmaktadır. Kahverengi bir renk oluşumu
pozitif reaksiyon olarak kabul edilmektedir.
Enzimlerin katabolik etkileri enzim substrasyon reaksiyonu esnasında immunolojik
reaksiyonun hem hızlanmasını hem özgüllüğünü sağlamaktadır(2,113) . Enzim
substrat reaksiyonu genellikle 30-60 dakika içinde tamamlanır.Reaksiyon
NaOH veya H2SO4 ile durdurulabilir ve sonuçlar,kullanılan kojugatın özelliğine
göre 400-600 nm de okunur (2).
ELISA testinin her evresi için aşağıda belirtilen optimum şartlar gereklidir.
(113)
1- Solid fazın kaplamasında antijen veya antikor optimum konsantrasyonda
olmalıdır.
2- İnkübasyon süresi ve sıcaklığı optimum olmalıdır.
3-En uygun substrat seçilmelidir.
Antijen ve antikorun optimum konsantrasyonunun saptanmasında chequer board
yöntemi ile referans numuneler kullanılır.
Direkt ELISA yöntemi ise yüksek molekül ağırlıklı antijenin miktar tayini
için uygundur. (2,112).
Indirekt ve direkt ELISA yöntemleri şekil 2.1 ve 2.2’ de şematize edilmiştir.
Indirekt metotda antijen, solid faza pasif adsorbsiyonla immobilize edilir.
Daha sonra test serumu ilave edilerek belli süre inkübe edilir.Eğer test
serumlarında ki antikorlar ile solid fazdaki antijenler uygun ise bağlama
meydana gelir. Daha sonra yıkama solusyonu ile yıkama işlemi yapılır. Yıkama
ile reaksiyona girmemiş komponentler ortamdan uzaklaştırılır ve sonra ağır
zincir spesifik antihuman IgG konjugatı ilave edilir.
Konjugat ya alkalin fosfataz veya peroksidaz gibi ağır bir enzimle konjuge
edilmiştir. İlave edilen konjugat,antijenle birleşmiş antikorla bağlanacaktır.
Daha sonra enzime uygun substrat ilave edilir ve belli süre inkübe edilir.
Reaksiyon NaOH vaya HCk ilavesi ile durdurulur. Ve sonuçlar spektrofotometre
ile ve kullanılan konjugatın özelliğine göre,400-600 nm arasında okunur.(67,112)
Direkt ELISA testi,direkt floresan antikor testinin analoğudur ve antiviraı
antikorla direkt olarak bağlanmış bir enzimden yararlanılarak uygulanır.
Direkt yöntemin üstünlüğü inkübasyon basamağının az olması ve tek bie antiviral
antikor ile gerçekleştirilmesinden kaynaklanmaktadır.Ancak her bir antiviral
antikorun bir enzimle bağlanması gerekliliği,her antijen için işaretli
bir antikor ihtiyacını ortaya çıkartmaktadır. Bu da çeşitli zorluklara
neden olmaktadır( 112,114).
ELISA’nın muhtelif modifikasyonları kullanılmaktadır. Bunlardan biri de
Double Antibody Sandwich metodudur. Bu metotda kullanılan 2. Antikor farklı
bir türden elde edilmiştir. Bu antikorun antiimmunoglobulini enzimle işaretlenir
ve raksiyona sokulur. Bunun avantajı spesifik antikorun işaretlenmesinden
kaçınmaktır. Bu metot antikor aranmasında da geçerli bir metoddur (112)
Antijen aranmasında yararlanılan bir diğer yöntem ise, pleytler spesifik
antijen ile kaplanır ve üzerine test numunesi ile referans antikor karışımı
ilave edilerek inkübe edilir. Eğer numunede antijen yoksa referans antikor,
sensitize yüzeydeki antijenle birleşir. Enzim işaretli antiglobulin ve
substrat ilavesi yapılır ve substrat parçalanması gözlenir. Eğer numunede
antijen varsa,referans antikorla birleşir. Yüzeydeki antijenle birleşme
olmaz. Yıkama sırasında kompleks gider. Enzim işaretli antikor da bu nedenle
komplekse bağlanamaz,yıkama ile bu da gider. Daha sonra substrat ilave
edilir. Ancak reaksiyon gözlenmez. Yani substrat parçalanmasının inhibe
edilmesi , numunede antijenin olduğunu gösterir. Substrat parçalanmasının
inhibisyon miktarı, antijen miktarı ile orantılıdır (112).
Son yıllarda ELISA testleri, viral enfeksiyonun tanısında kullanılan klasik
testlerden bir çoğunun yerini almaktadır. Klasik testlerde bir hastalığın
serolojik tanısının konulabilmesi için akut ve konvelesan faz serumlarının
birlikte incelenmesi ve ikisi arasında en az 4 titre artışının saptanması
gerekmektedir. ELISA testi genellikle çift serum örneği ile çalışmaya gereksinim
olmadığından daha pratiktir. Antijene spesifik IgG ve IgM antikorlarının
belirlenebilmesi de bu testin diğerlerine üstünlüklerinden birini oluşturmaktadır.88,41,72,88)
İndirekt ELISA yöntemi,antikor miktar tayini için çok yaygın olarak kullanılan
bir testtir. Ancak IgM gibi küçük miktarlardaki immunoglobulin seviyelerinin
ölçümünde dikkatli olunması ve romatoid faktöre bağlı yalancı pozitiflik
ile IgG antikorlarının çok yüksek olmasıhalinde yapışmaya bağlı olarak
meydana gelen IgM yalancı negatiflik olgularının gözden uzak tutulmaması
gerekir (6,22). Bu problemleri azaltmak için katı faz anti IgM ELISA yöntemi
kullanılmaktadır.(27,38,41,73,89). Bu amaçla ilk adımda anti-IgM ile kaplı
mikropleytler kullanılır. Serum numunesi üzerine işaretli antijen ve uygun
substrat edilerek test değerlendirilir.
İndirekt ELISA’nını problemlerinden biri olan IgM yalancı pozitifliği,
spesifik antijene bağlanan spesifik IgG antikorunun Fc parçasına, Igm romatoid
faktörün (RF) bağlanmasından kaynaklanmaktadır.(6) RF ile ilgili nonspesifik
pozitifliğin eliminasyonu için çeşitli teknikler geliştirilmiş ve bu amaçla
agrege olmuş IgG, IgG ile kaplanmış lateks partiküller Stafilococcus aureus
protein A ve sepharose kullanılmaktadır (22,36,40).
2.3. Hemaglütinasyon Önlenim
Testi:
Hemaglütinasyon fenomeni, ilk olarak 1941 yılında Hirst, Mc Clelland ve
Hare tarafından ortaya konulmuştur. Bu araştırıcılar influenza virusu ile
enfekte ettikleri embriyonlu tavuk yumurtasından toplanan allontik sıvının,
kırmızı hücreleri aglutine ettiğini gözlemişlerdir (71).
1945 yılında Levens ve Enders adlı araştırıcılar, Mumps virusu ile enfekte
tavuk embriyonu allontoik ve amniyotik sıvısının tavuk eritrositlerini
aglutine ettiklerini göstermişlerdir (69,84).
Son yıllarda yüzeylerinde hemaglutinin antijenleri bulunan bir çok virusun,
bazı memeli ve kanatlı eritrositleri aglutine ettikleri bulunmuştur(106,107).
Influenza parainfluenza ve kabakulak virusları insan, tavuk ve kobay eritrositlerini
aglutine etmektedir. Hemaglütinasyon, hem enfeksiyoz hem de enfeksiyoz
olmayan veya inaktive viruslarla meydana gelebilir (107).
Viral hemaglütinasyonun keşfedilmesinden sonra bu olgudan deneysel ve klinik
laboratuar çalışmalarında yararlanılmıştır.
Bu amaçla;
- Virusun saptanması,
- Antikorların tayin edilmesi,
- Virusların pirufiye edilmesi,
- Konakçı-virus etkisinin saptanması gibi çalışmalar yapılmıştır.
Hemaglutinasyon pH 5-9 arasında iki fazda gerçekleşen bir olaydır.
a-Adsorbsiyon fazı: Hemaglütinasyona neden olur.
b- Kırmızı hücre reseptör tahrip fazı: Elüsyona neden olur.
Adsorbsiyon Fazı
Bu faz 4-370 C arasında çok hızlı meydana gelir. Ortamda elektrolitlerin
varlığı gereklidir. Virus partikülleri kırmızı kan hücresinde 1000-5000
arasında bulunan mukoproterin reseptörlerine adsorbe olur. Adsorbsiyonu
takiben çökme meydana gelmektedir. Hücre ile virus arasında kafese benzer
bir form görülür. Her bir virus partikülünün, en az iki bağlama yeri olmalıdır.
Virus partikülünün belirli miktarda olması, agregasyonun daha iyi görünmesi
için gereklidir. Influenza virusunun standart şartlar altında yaklaşık
106 partikülü olduğunda, görünür bir hemaglutinasyon meydana getirilmektedir(71)
Reseptör Tahrip Fazı
Eritrositlerden virusun ayrılmasında bir tek viral enzim rol oynar. Aynı
virus ile hücreler, elüsyona uğrayabilir.Bu elüte edici virus paartikülleri
yin eeritrositleri aglutine edebilir. Adsorbsiyon ve hemaglütinasyon en
iyi 40 de görülür ve daha yüksek sıcaklıkta özellikle 370 C de enzimatik
aktivite artacağından elüsyon daha hızlı olur. Elüsyon ve enzimatik aktivitenin
hızlı olması virustan virusa değişmektedir.
Kırmızı hücre reseptörleri N-asetil neuraminik asit(NANA) ve polipeptitler,
oligosakkaritler ile kompleks oluşturmuş şekildedir. Nana ve diğer
küçük molekül ağırlıklı amino şekerlerin kompleksleri, nöraminidaz adı
verilen viral enzimin etkisi ile ayrılır (71)
Hemaglütinasyon yapan virüslarla enfekte olmuş kişilerin serumlarında virusun
hemaglutinasyon yapma özelliğini engelleyen antikorlar meydana gelir. Bu
özellikten yararlanarak, hemaglütinasyon yapan viruslarla enfekte olmuş
şahıslarda hastalık tanısı koymak amacı ile hemaglütinasyon önlenim testinden
yararlanılır. Hemaglütinasyonu önlenen antikorlar, aynı zamanda nötralizan
antikorlardır. Hemaglütinasyon ve nötralizasyon testleri, eşit duyarlılığa
sahiptir (47,57)
Virus nötralizasyon testi kopmlike bir test olmasına rağmen hemaglütinasyon
önlenim testinin uygulanışı daha kolay ve pratiktir. Kompleman birleşmesi
testinden daha fazla ancak ELISA’dan daha az duyarlı olduğu bildirilmiştir.(14,57)
Çoğu virus hemagllütininlerin etkisi, spesifik antikor dışında birçok faktörler
tarafından da, nonspesifik olarak inhibe edilmektedir. Serumdaki bu nonspesifik
inhibitörlerin varlığı, hemaglutinasyon önlenim testinin duyarlılığını
azaltmaktadır. (15,67,76). Bu nedenle nonspesifik inhibitörlerin ortadan
kaldırılması gerekir(39,100)
Serumlarda bulunan bu nonspesifik inhibitörlerin bir kısmı ısıya dayanıksızdır.Serumların
560 de 30 dakika ısıtılmasıyla ortadan kaldırılabilmektedir. (32,42,47,73).
Isıya dirençli nonspesifik inhibitörler ise Vibrio cholerae kültür süzüntülerinden
elde edilen Reseptör Tahrip Edici Enzim (RDE),tripsin,heparin,MnCl2, CO2,
periodat, kaolin veya bunların kombinasyonu ile ortadan kaldırılabilir.
(4,25,42,82,94,99,100)
Aynı serumda bulunan heterofil antikorlar için de eritrosit ile absorbsiyon
işlemi uygulanır. Eritrosit absorbsiyonu için % 50 eritrosit süspapnsiyonunun
0,1 ml.si ile serum 40C de 1 saat tutulur. Daha sonra santrifüj edilir(39,47).
Schnidt, Lennette ve King (66), nonspesifik inhibitörlerin ortadan kaldırılmasında,
pseudomonas filtratlarının kaolinde daha etkili olduğunu bildirmişlerdir.
Albrecht ve arkadaşları (4) 1981 yılında yaptıkları bir çalışmada Mumps
virus antikorlarının saptanmasında hemaglutinasyon önlenim testinin yüksek
derecede spesifik ve duyarlı olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca bu araştırıcılar
Mumps antijen ve antikoru arasındaki reaksiyonu güçlendirmak için,insan
IgG sine karşı tavşandan elde ettikleri heterolog antikoru kullanmışlardır.
Seropozitifliği ve serokonversiyonu saptamak üzere, hemaglutinasyon önlenim
testi oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bu test, total antikor
düzeyini belirleyebilen bir testtir ve bu testin kullanımı sırasında IgM
antikorlarının saptanması için farklı yöntemlere gereksinim vardır.(64)
Ancak Albrecht ve arkadaşları yaptıkları çalışmalarda insan IgG sine karşı
kullandıkları Anti IgG nin uygun olarak kullanılması ile,IgG ve IgM’nin
ölçümünün de yapılabileceğini göstermişlerdir(4).
Nonspesifik inhibütörler ve nonspesifik hemaglutininlerden arındırılmış
serum kullanılarak yapılan hemaglutinasyon önlenim testi ile güvenilir
sonuç alınmaktadır.
Hemaglütinasyon önlenim testi daha önce de belirtildiği gibi, hemaglutinin
içeren viruslerle uygulanabilmektedir. Adenoviruslar, Enteroviruslar, Reoviruslar,
Myxoviruslar, Poxviruslar ve bazı hayvan virusları için bu testten yararlanılabilmektedir
(34,47).
Hemaglutinasyon önlenim testinde antijen hazırlamak için virus, embriyonlu
yumurta ve doku kültüründe üretilmektedir. Virusun hemaglutinasyon yapabilmesi
için ortamda en az 104 -105 virus partikülü bulunmalıdır.
Hemaglutinasyon testinde kullanılan viral antijen Tween 80 ve eter ile
yapılan işleme alınıp test uygulandığında, antikor titresinde iki kat artış
gözlenmiştir. (7) Bu işlem ile virusun hemaglütinin subünitleri açığa çıkmaktadır.
Mumps virus hemaglütininleri nukleokapsisi çevreleyen zarfta lokalize olmuştur.
Tween 80 ve eter ile yapılan işlem lipit zarfı çözmekte ve hemaglütininlerin
ortaya çıkmasına yol açmaktadır. |