|
20. KURULTAY YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLAMASI MIYDI ?
Bir Düğüm
"Bunların hedefleri İnönü’dür. İnönü’yü yıkmadan demokrasiyi yıkamazlar. İsmet İnönü’nün iktidarda olmasa bile, böylesine bunalımlı bir dönemde CHP’nin başında bulunması, yalnız Türk Ulusu için değil, Türk Demokrasisi için de bir teminattır.”
“Buna mutlaka dur denecektir.. Gerçi birçoklarının isteği de budur, çoğunun düşüncesinde ve dudaklarında bugünkü yönetim yıkılsında ne isterse olsun, nasıl olsa daha kötüsü gelmez, sözleri vardı, ama korkarız bunlar, bilinçli olmaktan çok duygusal bir tepki ile ilgildir. Ve korkarız son pişmanlık fayda vermez. Yazık, özgür bir düzene layık olmadığımızı ispat için hepimiz elimizden geleni şuursuzca yapıyoruz."
1950’den beri yapılan Kurultaylarda, hep karma bir parti Meclisi kurulurken, bu kere, “Merkez Listesi”, dernekçiler deyimiyle; “Tulum” çıkarmıştı. Eskiden beri gelenek olan, sadece çarşaf liste kullanmak, adetinin dışına çıkılmış, basılı özel listeler kullanılmıştı. Bu sistemi isteyen Genel Merkez idi. Paşa’nın ısrarı olmasa, ayrıca bir “Çarşaf Liste” bile basılmayacaktı. Sonunda hazırlanan Çarşaf Liste ise, Kurultay salonuna çok geç getirildi ve bu yüzden de hiç etkisi olmadı. Seçilen Parti Meclisi, bazılarına göre bir hizip meclisiydi. “Hizipten” olmayan ve Paşa’nın zoru ile listeye alınan Kemal Satır’la, Kemal Demir, bir gün sonra istifa ettiler. Kimilerine göre bu sonuç, bir hizbin kazanması değil , “Partinin yeni atılımları ve kendi kendini yenilemesi sürecinde bir entegre duruma gelişi” idi. Bende buna inananlardandım. Bana göre CHP, 1950’den 1970 yılına kadar geçen bu yirmi yıllık politika kesitinde, bir yandan yelpazade sol kanattaki yerine yerleşmeye çalışıyor, bir yandan da, henüz çok genç olan demokratik hayatımızın sistem olarak gelişebilmesi için çabalar harcıyor, devleti ve toplumu kollayarak, izleyerek hala en büyük rolü oynuyordu. Genel Başkan’ın önderliğinde, Genel Sekreter’in çalışmaları “ortanın solu”nu kitlelere taşımaları, anlatmaları iyi sonuçlar veriyordu. Ben de bu uğranşlara bir ucundan katkı sağlayan, yükselen değerlerin içinde bir misyonun insanıydım. Bana göre Ecevit, İsmet Paşa’dan sonra da bu misyonu sürdürebilme ümidini gösteriyordu. O yetişmekte bulunan, İnönü’nün rahlesinde ders gören ve lider olabilme yeteneğini ispatlamaya çalışan Genel Sekreter'di Bize bu görüntüsü içinde güven verirdi. Döneme en başında imzasını atmış olan Genel Başkan İnönü’nün en büyük yardımcısı olarak görürdüm onu. Politik kişiliği ile geleceğe dönük olumlu sinyaller verdiğini konuşurduk aramızda. İnönü’nün ona olan güvencesini sürdürdüğü faydalı çalışmalarında ilerlediği sürece de onunla birlikte bulunuyorduk. Eşim Nizamettin son kurultaydaki bu tekdüzelikten huzursuzdu. Parti meclislerinin kuruluşundaki geleneğe ilk kez uyulmuyor, çok seslilik yerine, o gün için tek sesli yapıda bir parti meclisi seçiliyordu. ”Partideki denge unsurunun bozulması doğru olmamıştır” diyordu Merkez Yönetim Kurulu da tabii bu yapıya uygun seçildi. Ben de girmiştim, ekibin adayı olarak. Bize, “Ecevit Tayfası” demişlerdi. Zaten Turan Güneş, Kurultay’da konuşurken; “Merkez Yönetim Kurulu’nda Ecevit tayfasıyız diyen adam benim. Tayfa sözünde elbetteki bir şaka payı vardır, ama (sözlük) anlamıyla tayfa ne demek ise, bu anlamda Ecevit’in tayfası olmaya devam edeceğim. Siyasette Ecevit büyük adamdır. Türkiye’nin 600 ilçesini tetkikler yaparak öğreniyor, dolaşıyor.” diyor ve “Siyasette eylem yapan, büyük kitleleri harekete geçiren insandır.” biçiminde anlatıyor ve bu deyimi böylece tescil ediyordu.
Genel Sekreter Ecevit’in Kurultay sonrası örgüte yolladığı genelgede ise;
“Tükenmez devrimci, büyük insan İnönü’nün önderliği insanlığın gelişme çizgisinde, ergeç erişmemiz gereken aşamalara, doğal olarak beklenebileceğinden çok daha erken erişmemizi sağlayacaktır...”
I. Bölümün Sonu |