BİRİNCİ BÖLÜM
HALKLA İLİŞKİLER VE
YÖNETİM
I. HALKLA İLİŞKİLERİN TANIM VE AMAÇLARI
Sosyal bilimler alanındaki bir çok kavram gibi, halkla ilişkiler kavramının
da herkesin üzerinde birleştiği, kesin bir tanımı yoktur; neredeyse akademisyen
ve uygulayıcı sayısı kadar farklı tanımı vardır. Bu kadar çok tanımın olmasında
halkla ilişkilerin henüz belli standartlar ve normlar, dolayısıyla da genel
ilkelerini üretememiş olması,1 halkla
ilişkilerin değişik alanları kapsaması, çok geniş bir uygulama alanına
sahip olması, halkla ilişkileri reklamcılık ve propagandadan ayrı tutma
isteğine karşın yine de kesin sınırların çizilemeyişi, halkla ilişkilerin
değişik amaçlara yönelik hizmet veren kuruluşlar tarafından uygulanması2
gibi birçok etkenin rölü vardır
İngilizcedeki ‘‘Public Relations’’ terimi, dilimizde halkla ilişkiler olarak
kullanılmaktadır. Literatürde, halkla ilişkilerin oldukça fazla tanımına
rastlanmıştır. Halkla ilişkiler konusunda kabul gören tanımlardan bazılarını
şöyle sıralayabiliriz.
Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin (IPRA- Internatıonal Publik
Relations Association) 1954 tarihli kongresinde kabul edilen tanımına göre
halkla ilişkiler, bir işletmenin ya da özel veya kamusal bir kuruluşun
bağlantı kurduğu veya kurabileceği kimselerin anlayış, sempati ve desteğini
elde etmek ve bunu devam ettirmek için yaptığı sürekli ve örgütlenmiş bir
yönetim görevidir.3
Halkla ilişkiler, belli bir davranışı benimsetmek ya da belli yönde hareket
oluşturmak için halkı inandırma (ikna etme) sanatıdır.4
Halkla ilişkiler, belirtilmiş hedef kitleleri etkilemek amacıyla hazırlanmış,
planlı,inandırıcı bir iletişim çabasıdır.5
Halkla ilişkiler, kamuoyunu etkileme ve ondan etkilenme sürecidir.6
Halkla ilişkiler, yönetimin izlemekte olduğu politikanın halka benimsetilmesi,
çalışmaların sürekli ve tam olarak halka duyurulması, yönetime karşı olumlu
bir hava yaratılması, bunun yanı sıra halkında yönetim hakkında ne düşündüğünü
ve yönetimden ne istediğinin bilinmesi ve halkla işbirliği sağlanması işlevidir.7
Daha kapsamlı bir tanımlamada ise halkla ilişkiler, özel ya da kamu
kesimlerinde faaliyet gösteren bir kuruluş veya kurumun ilişkide bulunduğu
kitlelerin anlayış, sempati ve desteğini elde etmek için giriştiği
iki yönlü iletişime dayalı ve sonuçta kitlede kuruluşun, kuruluşta da kitlenin
istekleri yönünde değişikliklerin gerçekleştirilmesine yönelik, sistemli
ve sürekli çabaları içeren bir süreç8 olarak
ifade edilebilir.
Bu tanım hem özel kesimi, hem de kamu kesimini kapsamaktadır. Ancak,
uygulamada iki sektör arasında farklılıklar olduğu söylenebilir. Kamu kuruluşlarının
amacı halka hizmet, halkla ilişkiler biriminin amacı ise halka hizmetin
en iyi şekilde sunulmasını sağlamaktır. İki kesimin arasındaki farklılık,
özel kesimin kar amacına dayalı, genelde rekabet esasına göre belli bir
mal ya da hizmet üreten bir sektör olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle
özel sektörün halkla ilişkiler anlayışında bu özelliklerin etkisi görülmektedir.
Özel kesimin halkla ilişkilerinde iletişim tek yönlü olarak düşünülmektedir.
Toplumun tepkisinden ancak ileride gerekecek olan mesajları saptamak amacıyla
yararlanılma yoluna gidilmektedir.9 Bu
açıdan, özel kesimde geçerli olan halkla ilişkiler anlayışının “Özel kesimin
çevreyi etkilemesi “ esasına dayandığı söylenebilir.
Kamu kesimi halkla ilişkilerinde ise iletişim, tek yönlü değil, çift yönlüdür.
Bu sektörde halkla ilişkiler; kamu kuruluşunun halka tanıtılması,
halkta kuruluş için olumlu bir imaj yaratılmasının yanısıra, halkın beklentilerinin,
istek ve şikayetlerinin kuruluşa iletilmesi ve kuruluşta da bu beklentiler
doğrultusunda değişiklikler yapılmasına yönelik amaçları içermektedir.10
II. HALKLA İLİŞKİLERİN TARİHÇESİ
Yöneten - yönetilen ayrımının ortaya çıktığı dönemden bu yana, yani yönetimin
(Devlet) ortaya çıkmasıyla birlikte, halkla ilişkiler uygulamasının değişik
görünüm ve biçimlerine rastlanmıştır. Halkla ilişkiler çabalarının kökenini
insanların toplum halinde yaşamaya başladığı en eski dönemlere kadar götürebiliriz.
Eski Yunan ve Roma’da uygulanmakta olan “Forum” bir halkla ilişkiler aracı
idi. Arkeologlar, Irak’ta M.Ö. 1800 yıllarına ait tablet tarım bültenleri
bulmuşlardır. Bu bültenlerde sulamanın nasıl yapılacağı, hasatın nasıl
kaldırılacağı konularında çiftçilere bilgi verilmektedir.11
Bu bağlamda eski Türk Devletlerinden Göktürk Devletinin Hakan’ı Bilge Kaan’ın
“Ey Türk Milleti: üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça,
senin il’ini ve töreni kim bozabilir.” sözlerinin yer aldığı Orhun Kitabelerini
de hedef kitleye verilen mesaj açısından bir halkla ilişkiler faaliyeti
olarak değerlendirmek mümkündür.
İnsanlar arasında okur yazarların pek azınlıkta olduğu yüzyıllarda halkı
belirli konularda aydınlatmanın ve inandırmanın diğer bir yolu da
söylevler, konferanslar (Yüzyüze ilişki) idi. Eski Yunan’daki Sofistlerin
ve eski Roma’daki Çiçeron’un ün kazanmaları bu tip halkla ilişkiler çabası
göstermeleri ile bağlantılıdır.
Gutenberg’in 1440‘daki büyük buluşu basılı araçların geniş ölçüde kullanılmasını,
kitle haberleşmesinin karşılıklı ilişki şeklinden çıkarak kalabalık grupları
kapsamasını, yani kolaylaşmasını ve yayılmasını sağlamıştır. Ancak yüzyıllar
boyu süregelen bu gelişim, halkla ilişkilerin 20. yüzyıla özgü bir yeni
sanat, uğraş olduğu görüşünü yine de değiştirmez. Çünkü araştırması, planlaması,
değerlendirmesi, radyosu, televizyonu, gazetesi ve diğer yayınları ile
gelişmiş bir halkla ilişkiler oluşumu, 20’nci yüzyılda, özellikle
de II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir.
Yönetimin olduğu kadar, özel kesimin halkla ilişkilerinin düzenli bir çaba
olarak ortaya çıkması, birbirini tümleyen teknolojik, toplumsal değişikliklerin
bir sonucudur. Halkla ilişkilerin 20’nci yüzyılda daha çok işlerlik kazanmasının
nedenleri “gerek kamu gerek özel kesim örgütlerinin toplumsal sorumluluk
duygularının güçlenmesi, iletişim teknolojisindeki büyük gelişmeler, devletin
görevlerinin giderek çoğalması ve yönetimin karmaşıklaşmasının olumsuz
sonuçlarını gidermek”olarak görülmektedir.12
III. HALKLA İLİŞKİLERİN SINIRLANDIRILMASI
Halkla ilişkiler, çok geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu açıdan halkla
ilişkilerin kapsamı geniş tutulduğunda, reklamcılık ve propagandayı
da içine alacak şekilde tanımlanmakta ve bu iki teknikten ayırt edilememektedir.13
Çünkü hem halkla ilişkiler, hem reklamcılık, hemde propaganda; amaçları,
çalışma biçimleri, kullanıldıkları yöntem ve teknikler açısından birbirlerine
çok benzemektedirler.
Halkla ilişkilerin reklam ve propaganda ile karşılaştırılması, kendi alanının
ne olduğunu anlamamız açısından yararlı olacaktır.
A. Halkla İlişkiler ve Reklam
Bir tanıma göre; reklamcılık diğer bir ifade ile tanıtımcılık, bir malın
veya hizmetin satışını arttırmak amacıyla basında yer, yayın kuruluşlarında
ise zaman satın alma olarak tanımlanmaktadır.14
Reklamcılık, halkla ilişkiler faaliyetlerinde etkili bir biçimde kullanılabilecek
bir araçtır. Kuruluşa güven ve saygınlık sağlamakta kullanılabilir.
Reklam; üretilen herhangi bir mal veya hizmete olan talebi artırmaya yönelik
ve kısa dönemde sonuç alınması istenen bir eylem biçimidir. Oysa halkla
ilişkiler tam tersine, mesajlarını belirlediği hedef kitlelere dolaylı
bir biçimde ve sabırla iletmeye çalışır. Reklamda ürün ön planda yer alırken,
halkla ilişkilerde ise kuruluşun kendisi ön planda yer almaktadır.15
Reklamın amacı ticaridir. Buna karşılık halkla ilişkilerin amacı ticari
değildir, tam tersine daha geniş bir kitleyi olaylardan haberdar ederek
onları bilgilendirmektir. Kamuoyunu belirli bir konuda etkilemek, halkın
bu konuda bir görüşe sahip olmasını sağlamak, halkla ilişkilerde esas amaç
olup, bunu da ancak uzun sürede gerçekleştirebilmektedir. Halkla ilişkiler
ile reklamcılık arasında benzer yönler olduğu kadar, farklı yönler de bulunmaktadır.16
Ancak, ikisinin arasındaki en belirgin özellik reklamda paranın,halkla
ilişkilerde ise inanç, ikna ve karşılıklı iletişim ve etkileşimin daha
ağır biçimde kullanılmasıdır.
B.Halkla İlişkiler ve Propaganda
Propagandayı en geniş anlamı ile bir fikri yayarak ona taraftar bulma tekniği
olarak tanımlamak mümkündür.17
Başka bir tanıma göre ise propaganda, bir amaca hizmet ya da karşı bir
amaca zarar vermek için fikirlerin, olayların, iddiaların amaçlı olarak
yayılması18 şeklinde tanımlanabilir.
Kamuoyunu ve toplumun güdümünü etkilemek için yapılan bir hareket olarak
da tanımlanan propaganda ile varılmak istenen amaç, insanlara belirli
bir düşünceyi, fikri, inancı, davranış biçimini benimsetmektir.19
Propagandada amaç, mesajı hedef kitleye tek yönlü olarak aktarmaktır. Tek
yönlü olduğu için de tartışmaya açık olamamaktadır.
Örgütsel bir çaba olarak nitelendirilebilen propagandada genellikle duygusal
sözcükler kullanılarak ve bunu birçok kez tekrarlayarak halk üzerinde belli
davranışların özendirilmesi sağlanmaktadır.20
Bu noktada halkla ilişkiler ile propaganda birbirinden ayrılmaktadır.
Halkla ilişkiler doğruluk, iyi niyet ve dürüstlüğü esas ilke olarak kabul
ederken propaganda, abartmalı olarak kuruluşu tanıtma amacı taşımaktadır.
Propaganda gerektiğinde yanlış bilgiler vererek, tekrarlar yapıp kişileri
belli bir tutumu kabule zorlamaktadır. Oysa halkla ilişkiler yanıltıcı
değildir. Kişileri ikna etmek için gerçekleri olduğu gibi açıklamaktır.21
Halkla ilişkilerin propaganda ile olan farkı daha çok serbesti yönünde
olmaktadır. Propagandada siyasi, dini, ideolojik konularda insanlar etki
altına alınarak kandırılmaya,inandırılmaya çalışılırken halkla ilişkilerde
bilgi vermek,belgeler sunmak sureti ile insanlar ikna edilmeye çalışılmaktadır.
Halkla ilişkilerde inancın serbest oluşumu sözkonusu iken, propagandada
ise inanç aşılama sözkonusu olmaktadır. Kamuoyunun hizmetinde olan halkla
ilişkiler, tanımı ve niteliği gereği kamuoyunun hizmetinde olmayan propagandadan
bu noktada ayrılmaktadır.
Propagandada aynı mesajın defalarca tekrarlanması önem taşımakta olup,
bu tekrarda ise kitle iletişim araçları kullanılmaktadır.22
Kaldı ki, halkla ilişkilerde başarı, kuruluşların eylem ve
işlemlerindeki başarıları ile kenetlenmiş olmasına rağmen, propagandada
kuruluşun başarısı ile propagandanın başarısı arasında kesin bir ilişki
bulunmamaktadır.23 Bu yüzden halkla
ilişkiler iki yönlü bir akım olarak her zaman dürüstlük ve açıklık ilkesi
ile hareket ederken, kazanacağı başarının da hedef kitle ile kuruluşa
ait olacağı söylenebilir.
IV. YÖNETİMİN HALKLA İLİŞKİLER GEREKSİNİMİ
A. Toplumun Bilgi Edinme İhtiyacı ve Türk Kamu Yönetiminde Bilgi Verme
Modern devletin gelişmesinin temel çizgilerinden biri, kamu yönetiminin
faaliyetlerinin gittikçe artan bir önem kazanmasıdır. Bu gelişmenin sonucu
olarak, bireyler ve gruplar sürekli bir şekilde yönetimin fonksiyonlarıyla
ve hizmetleriyle karşılaşmaktadırlar. Haberleşme,eğitim, sağlık, güvenlik,
adalet ve savunma v.b. gibi hizmetler devlet veya devletin yakın gözetimi
altında özel teşebbüs tarafından yürütülmektedir. Önceleri hiç bilinmeyen
bir çok faaliyet, bugün devletin ilgilendiği veya yoğun olarak düzenlediği
alanlar haline gelmiştir.
Yönetimin elindeki imkanların ve araçların artması, vatandaşın kamu bürokrasisi
karşısında korunmasının ve yönetimin hukuka ve ihtiyaçlara uygun davranmasının
sağlanması gereğini ön plana çıkarmıştır. Kamu yönetiminin genişlemesi,
yapı ve işleyiş itibariyle karmaşık bir nitelik göstermesi, ayrıca günlük
hayata artan orandaki müdahalesi,etkin bir kamuoyu denetimini de gerekli
kılmaktadır. Böyle bir denetim ise, yönetimin kendisini dışa açmasını ,kamuoyunun,
yönetimin eylem ve işlemleri hakkında bilgi sahibi olmasını, kararların
nasıl ve kimler tarafından alındığının bilinmesini gerektirir. Dolayısıyla,
yönetilenlerin de elde ettiği bilgiler ışığında yönetime aktif katılabilmesiyle
denetimin daha etkin hale gelebileceği ileri sürülmüştür.24
Yönetimde açıklık düşüncesi ve uygulamaları, özellikle 1960’lı yıllardan
itibaren hızla gelişmeye başlamıştır. Bütün dünyada, yönetimin kendini
daha çok halka yaklaştırması ve faaliyetlerini topluma açması gerektiği
kabul edilmektedir.25
Halkın kamu hizmetleri hakkında bilgi edinmesi, bugün dünyanın birçok ülkesinde
bir hak olarak kabul edilmekte ve bilgi edinme hakkından söz edilmektedir.
Bu arada gizli kalması gereken, açıklanmasında sakınca bulunan bilgilerinde
bulunabileceği savunulmaktadır. Yönetilenlerle yönetenler arasındaki ilişkilerin
iyileştirilmesi, halkın bilgi edinme hakkına saygınlığın geliştirilmesine
ve açıklanması gereken bilgilerle gizli kalması gerekenler arasında makul
bir dengenin kurulmasına bağlı olacağı ileri sürülmektedir.26
Türk kamu yönetiminde de halkın bilgi edinme hakkına ve yönetimin bilgi
vermesine dair çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır.Anayasanın 74’üncü maddesine
göre “Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri
hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma
hakkına sahiptirler. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu dilekçe sahiplerine
yazılı olarak bildirilir. bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.”
denilerek tüm vatandaşlara bu hak tanınmıştır.Anayasanın dilekçe hakkına
ilişkin bu amir hükmü üzerine 10.11.1984 gün ve 18571 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 01.11.1984 gün ve 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına
Dair Yasa, vatandaşlarla yönetim arasındaki ilişkilerin ve güven duygusunun
geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Yasanın 7’nci maddesine göre
Türk vatandaşlarının kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri
konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvurunun sonucu veya yapılmakta
olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç iki ay içerisinde
cevap verilir.İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca
bildirilir.
Ayrıca Türk kamu yönetiminde devlet memurlarının yaptıkları işler hakkında
basına, haber ajanslarına veya radyo ve Tv kurumlarına bilgi ya da demeç
vermeleri yasaktır. Bu bilgiler merkezde, Bakan veya Bakanın yetkili kılacağı
görevli tarafından, taşrada ise illerde Valiler veya yetkili kılacağı görevliler
tarafından verilebilmektedir.27
Askeri hizmetlerle ilgili bilgilerin ise, özel kanunların yetkili kıldığı
personel dışında hiçkimse tarafından açıklanması mümkün değildir.28
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 15’inci maddesindeki bu düzenleme,
aynı Kanunun 31’inci maddesindeki “Devlet memurlarının kamu hizmetleriyle
ilgili bilgileri, görevlerinden ayrılmış olsalar bile, yetkili bakanın
yazılı izni olmadıkça açıklamasının yasak olmasıyla”29
daha da güçlendirilmiş bulunmaktadır.Kanun koyucu bu konuda KİT ve bağlı
ortaklıklarını da unutmamış, onlar içinde kural getirmiştir.30
Zira KİT’lerdeki sözleşmeli personelin hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik
amaçlı beyanda bulunamayacağı; KİT ve bağlı ortaklıklarındaki her çeşit
personelin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 31’inci maddesindeki düzenlemeye
benzer bir şekilde görevlerini yaptıkları bir sırada öğrendikleri gizli
bilgileri, görevden ayrılmış olsalar bile, yetkili amirin izni olmadan
açıklayamayacakları 29 Ocak 1990 tarih ve 20417 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 399 Sayılı KHK ile düzenlenmiştir.
B. Yönetsel Etkinlik ve Toplumda Olumlu Görüntü Yaratılması
Halkın kamu yönetiminden beklentilerine, görüş, dilek ve yakınmalarına
ilişkin bilgiler, iyi işleyen bir halkla ilişkiler düzeni kurulmuşsa, yönetime
ulaşabilmektedir.Ama asıl amaç salt iyi işleyen bir yönetim olgusu yaratmak
değil, bu bilgi akımının sonucunda yönetimin kendisine çeki düzen verebilmesidir.
Günümüzün demokratikleşmiş toplumlarında kamu yönetiminin bir çok programının
başarıyla uygulanmasının, bu programlarla ilgili toplum kesimlerinin yönetimi
desteklemesine ve kimi durumlarda bundan da öte katılmasına ve işbirliği
yapmasına bağlı olduğu bilinmektedir.31
Kalkınma planları, programları, yeni vergi uygulamaları gibi toplumun büyük
kesimlerini ilgilendiren konulardan, belediyelerin zabıta önlemleri gibi
belli çevreleri ilgilendiren konulara kadar çok sayıda yönetsel etkinlikte
başarı, ilgili toplum kesimlerinin destek ve işbirliğinin sağlanması oranında
artmaktadır. Toplumun bunlara tepkisinin ters-yönlü olması ise etkili hizmet
yürütülmesi açısından yönetimlere türlü sorunlar yaratmaktadır.
Halkla ilişkilerin, yönetsel etkinliğin gerçekleştirilmesi açısından rolü
ve önemi bu bağlamda sözkonusu olmaktadır. Çünkü yönetimler etkili ve sistemli
hakla ilişkiler programları aracılığı ile hizmet ilişkisi içinde oldukları
toplum kesimlerinin katılımını, desteğini ve işbirliğini sağlayabilmektedirler.
Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için halkla ilişkiler programlarından
iki yönlü olarak yararlanılması gerekmektedir. Bir yönüyle bu programlar,
yönetimlere hizmet politikalarını saptarken ve uygulama kararlarını alırken
bunların halkın beklenti ve gereksinimleriyle tutarlı olmalarına yardımcı
olmalı, öte yandan gene halkla ilişkiler programları aracılığıyla bu politikaların
ve uygulama kararlarının halka benimsetilmesi ve halkın desteğinin sağlanmasına
çaba harcanmalıdır.
Halkla ilişkiler programlarının yukarıdaki amaçlara dönük birinci yönü,
halktan yönetime bilgi akımı sağlamakla ilgili olan ya da kısaca halkı
tanıma diyebileceğimiz yol ve yöntemler, ikinci yönüyle ilgili çalışmalar
ise, tanıtma başlığı altında toplayabileceğimiz programlardır.
Toplumun desteğini ve güvenini sağlamak kamu kuruluşları için yaşamsal
önem taşımaktadır. Toplumsal destek, kamu kuruluşlarının başarısının ilk
koşuludur. Çünkü toplum üzerinde olumlu izlenim yaratacak bir örgütsel
yapı, işleyiş ve çaba içinde olmak, kamu kuruluşları için, aynı zamanda
bir görevdir.
Bunun nedeni, yönetimin toplumun hizmetinde bir araç olması gerçeğinde
yatmaktadır. Kuşkusuz yönetimin bu niteliği ancak demokratikleşmiş toplumsal
yapılar için sözkonusudur ve toplumların bu evreye gelebilmeleri kolay
olmamıştır. Ama demokratik değerlerin yerleşmiş olduğu toplumsal sistemlerde
ya da bu değerleri oluşturmaya çalışan toplumlarda kamu yönetiminin kendisini
hizmet eden, toplumu ise hizmet edilen olarak görmesi, dolayısı ile toplumsal
yararı sağlayacak, halka dönük, toplumsal beklentilere uygun bir hizmet
anlayışına ve halka karşı sorumlu, duyarlı ve saygılı bir örgütsel davranışa
sahip olması, demokratik değer sistemlerinin egemen olduğu yapılarda artık
tartışılmamaktadır.
Konu ülkemiz açısından özel bir önem taşımaktadır. Yüzyılı aşkın bir süreden
beri toplumsal yaşantımızı demokrasi ilkelerine göre düzenleme çabası içerisindeyiz.
Demokratik değer ve uygulamalar toplumda giderek artan ölçüde yerleşip
yaygınlaşmaktadır.
Türk kamuoyunun, bireysel ya da örgütlenmiş-örgütlenmemiş birey grupları
olarak birçok nedenlerle,Kamu yönetiminden yakınmakta olduğu bilinmektedir.
çeşitli bilimsel çalışmalar ve kamuoyu yoklamaları yanında, hergün gazete
sütunlarını boy boy dolduran haberler, röportajlar, okuyucu mektupları
Türk insanının kişisel deneyimleri ve gözlemleri hep bu yargıyı doğrulamaktadır.
Halkın gözünde kamu yönetiminin ağır, pahalı çalışan yine de istenen hizmetleri
veremeyen, kalabalık görevlilerden oluşan, giderek karmaşıklaşan ve ulaşılması
zorlaşmakta olan bir yapıda olduğu belirtilmiştir.32
Bu yapıda görev alanların vurdumduymazlığı, sorumsuz hatta saygısız davranışları,işlemlerdeki
bürokratik sorunları ve tüm bunlar nedeniyle ortaya çıkan, aracılık, kayırmacılık,rüşvet
gibi uygulamalar, artık Türk insanının nerede ise çözüm bulunmasından umudunu
kestiği kimi sorunlar olarak, yönetimin kamuoyundaki görüntüsünü sürekli
bozan etkenleri oluşturmaktadır.
Toplumda tüm kurumların giderek yerli yerine oturma sürecine girdiği günümüzde,
kamu bürokratlarının yöneten-yönetilen, hizmet eden-hizmet edilen gibi
toplumsal denge öğelerinin sürekli gözönünde tutulmaları gerekmektedir.
Çağımız Türkiye’sinde kamu yönetimi, tarihten miras kalmış bürokrasi-halk
zıtlaşması yerine kamu yönetimi ve bürokrat-halk bütünleşmesi, kaynaşması
konusunu gündeminin öncelikli maddesi haline getirmelidir. Halkla ilişkilerin,
kamu yönetimi ile çevresi arasında denge ve uyum sağlama çabası olduğu
savının ancak böyle bir yaklaşımla gerçek anlam ve içeriğine kavuşabileceği
ileri sürülmüştür.33 Halkla ilişkilerin
katkısı bu açıdan önem kazanmaktadır.
V. TÜRKİYE’DE HALKLA İLİŞKİLERİN GELİŞİMİ
Türkiye’de halkla ilişkiler bir yönetim fonksiyonu olarak bilinçli, örgütlü
çabalar biçiminde 1960’lı yıllarda ve önce kamu yönetiminde görülmeye başlanmıştır.34
Cumhuriyet döneminde, devlet-vatandaş ilişkileri çok partili hayata geçilmesinden
sonra, hükümet programlarında, idari reform çalışma raporlarında, kalkınma
planları ve yıllık programlarda önemli bir yer tutmuştur. Cumhuriyetin
kuruluşundan, çok partili hayata geçilen 1946 yılına kadar görev yapan
hükümetlerden, yalnızca 1 Kasım 1946’da göreve başlayan Celal BAYAR Hükümetinin
programında polisin halkla ilişkilerine dair bir hüküm yer alırken, iktidarın
demokratik seçimlerde halkoyu ile değişmesi gerçeği karşısında, devlet-vatandaş
ilişkileri daha fazla sorgulanır hale gelmiş ve 1946’dan sonra görev yapan
pek çok hükümetin programında devlet-vatandaş ilişkilerine dair görüş ve
hedeflere yer verilmiştir. Örneğin, 1 Eylül 1947’de göreve başlayan I.
Hasan SAKA Hükümeti’nin programında, “Cumhuriyet rejiminin başlıca gayesi
idare teşkilatının halkın menfaatlerinin hizmetinde olmasıdır. Bu bakımdan
bütün idare ve emniyet teşkilatımızın kanunları tatbik ederken, vazifelerini
yaparken, bu zihniyetle hareket ederek halkla iyi muamelede bulunmaları
lüzumunda ısrarla duracağız”35 ifadeleri
yer alırken, 9 Mart 1951’de göreve başlayan II. Adnan MENDERES Hükümeti’nin
programında konuyla ilgili şu satırlar bulunmaktadır. “İçişleri prensibimiz,
bütün idare cihazını halkın hizmetine vermektir. Bununla kastettiğimiz
mana, idare cihazımızın demokratlaşmasıdır.”36
1962 Yılında hazırlanan Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi (MEHTAP)
Raporu’nda, “devlet kuruluşlarının her kademesindeki çalışmalarda ve kararların
alınmasında, halkla yakın temas sağlanmasının” zorunluluğu dile getirilip,
Türk kamu yönetiminde çeşitli kademelerdeki her kurumun, kendi yapısına
uygun biçimde halkla ilişkiler ve dinleme teknikleri kurması önerilmektedir.
1965’te “İdareyi ve İdari Metotları Yeniden Düzenleme Komisyonu”çalışmaları
çerçevesinde, “Merkezi İdarenin Taşra Teşkilatı” ile ilgili olarak Arif
PAYASLIOĞLU tarafından yapılan araştırmaya göre, yönetim-halk ilişkilerinde
kimi aksaklıklar sözkonusudur ve bunlar aracı koyma, kayırma, doğrudan
ilgili kimse yerine daha üst düzeydeki görevlilere başvurma, rüşvet ve
asılsız ihbar ve şikayetler gibi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Araştırmada,
bir yandan yönetim halk ilişkilerini güçleştiren sorunların çözümüne çalışılırken,
bir yandan da bu çalışmalara koşut olarak yönetimin varolan olanak ve koşullar
içinde halkla ilişkilerini “daha sistematik ve iyi bir şekilde” düzenleme
yollarını araması gereğine değinilmektedir.37
1971 yılında hazırlanarak zamanın hükümetine sunulan “İdari Reform Danışma
Kurulu Raporu”nda, halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetlerini yerine
getiren kuruluş ve birimlerin genellikle yeterli ve etkin olmaktan uzak
bulunduğu, bakanlıklarda ve gerekli görülen öteki kuruluşlarda baş yöneticiye
bağlı olarak halkla ilişkiler ve enformasyon birimleri kurulması gerektiği
belirtilmekte, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nün “Devlet Enformasyon
Teşkilatı” adı altında Başbakanlığa bağlı olarak yeniden örgütlenmesi ve
kuruluşlarca yerine getirilen halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetleri
arasında koordinasyon sağlanması öngörülmektedir.38
Nihayet, 1991’de tamamlanıp yayınlanan “ Kamu Yönetimi Araştırma Projesi”
(KAYA) “Genel Raporu” nda, halkla ilişkiler hizmetlerinde merkezi düzeyde
koordinasyon sağlamak üzere Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün
Devlet Enformasyon Başkanlığı’na dönüştürülmesi, bakanlık ve kurum sözcülüğü
uygulamasının getirilmesi, kamu kuruluşlarında halkla ilişkiler uzman yardımcılığı
ve uzmanlığı şeklinde istihdam imkanlarının düzenlenmesi gibi önerilere
yer verilmektedir.39
Ayrıca, 7’nci Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu’nda da halkla ilişkiler
ve enformasyon hizmetlerinin yürütülmesinden sorumlu Basın Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü’nün görevleri genişletilerek Devlet Enformasyon Merkezi’ne
dönüştürülmesi ve bu merkezin;
“Devletin halkla ilişkiler ve enformasyon politikası ve hükümet stratejilerinin
saptanması ve uygulamaların sonuçlarının takibi,
Merkezi düzeyde alınan karar ve uygulamalar konusunda kamuoyunun aydınlatılması,
bunlara tepkilerin saptanması ve değerlendirilmesi,
Kamu örgütlerince yürütülen halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetleri
arasında koordinasyon sağlanması, teknik ve standartların geliştirilmesi,
yurttaşlık bilincini geliştirecek ve önemli konularda uzlaşma zemini oluşturacak
şekilde karşılıklı etkileşimi arttırıcı danışmanlık hizmetlerinin sağlanması
ve geliştirilmesi,
Devletin çeşitli konulardaki politikalarının yurt içinde ve yurt
dışında benimsetilebilmesi için propaganda, istihbarat ve izleme çalışmalarının
yapılması.”
konularında görev üstleneceği vurgulanmaktadır. 40
Kalkınma planları ve yıllık programlarda da devlet vatandaş ilişkileri,
kamu yönetimi -halk ilişkileri önemle ele alınmıştır. Daha Birinci Beş
Yıllık Kalkınma Planı’nda, “halkın hizmetlere gönüllü katılma isteğinin
teşvik edileceği ve değerlendirileceği, kamu kurumları ile halkın temas
ve işbirliğinin gelişmesi ve daha verimli duruma getirilmesinin sağlanacağı”
belirtilmektedir.41 Birinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı, konuya ayrıca “Toplum kalkınması” bağlamında da yer vermiş,
yıllık programlarda da uygulamaya ilişkin öneriler yer almıştır.
Örneğin, 1967 Yılı Programı’nda, “İşlemcilikle savaşta Türkiye ve Ortadoğu
Amme İdaresi Enstitüsü’nce yapılan çalışmalar daha yoğun ve yaygın hale
getirilecektir. Halkla münasebetlerin diğer kuruluşlara göre daha sık olduğu
İçişleri, Maliye, Milli Eğitim, Sağlık ve Çalışma Bakanlıklarında muamele
usullerinin kolaylaştırılmasına öncelik verilecektir.” şeklinde bir tedbir
yer almaktadır.42 Yine Beşinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı’nda “Devlet-vatandaş ilişkilerinin sağlıklı biçimde oluşmasını
sağlamak amacıyla vatandaşla devlet arasında karşılıklı bilgi akımını sağlayacak
organizasyona ilişkin tedbirler alınacaktır.” hükmü yer alırken, Altıncı
Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda “Devlet-vatandaş ilişkilerinde vatandaşın
beyanı esas alınarak idari usul ve işlemler sadeleştirilecektir. İşlemlerle
ilgili olarak vatandaşa ve kamu görevlilerine yönelik rehber kitaplar hazırlanacaktır.”
şeklinde bir tedbire yer verilmektedir.43
Genel olarak, kalkınma planları ve yıllık programlarda, kırtasiyeciliğin
azaltılması ve devlet hizmetlerinin yerine getirilmesinde halkın işbirliğinin
sağlanması, devlet- vatandaş ilişkilerinde temel amaçlar olarak ele alınmaktadır.
Bilimsel araştırmalar ve resmi metinlerde yer alan görüş ve önerilerin
tam olarak hayata geçirildiğini söylemek mümkün olmamakla birlikte, 1960’dan
sonra, kamu kuruluşlarında halkla ilişkiler hizmetleri veren çeşitli birimler
kurulmaya başlanmış, basın-yayın yüksek okullarında (iletişim fakülteleri)
halkla ilişkiler bölümleri açılmış ve bu alanda ihtiyaç duyulan nitelikli
personel yetiştirilmesi amaçlanmış, halkla ilişkilerle ilgili yayınlar
artmış, bu konularda kamu ve özel kuruluşlara hizmet veren özel şirketler
kurulmaya başlanmıştır. Ancak, bütün bu çabaların ve gelişmelerin yeterli
olmadığı; Türkiye’de devlet-vatandaş ilişkilerinin, kamu yönetimindeki
halkla ilişkiler hizmetlerinin tatmin edici bir düzeyde ve çağdaş bir kamu
yönetimi sistemine yakışır bir anlayışla yürütülmesi için, bilimsel araştırmalardan
destek alan, kamu yönetiminde etkinlik ve verimliliği hedefleyen yeni politika
ve örgütlenmelere ihtiyaç bulunmaktadır.44
(1)Birkan
Uysal Sezer, Yönetsel Liderlik ve Halkla İlişkilere Etkisi, Amme İdaresi
Dergisi,Cilt: XVIII, Sayı: 1, 1989, s. 83.
(2)Metin
Kazancı, Halkla İlişkiler ve İdari Danışma Merkezleri, Amme İdaresi Dergisi,
Cilt: V , Sayı: 2, 1972, s. 11.
(3)Halkla
İlişkiler İPRA Raporu, çev. A.Fikret Işıkyakar, Anadolu Üniversitesi yayınları,
No: 251, Eskişehir 1987, s. 56.
(4)M.Alaaddin
Asna, Yönetim Halk İlişkileri, Amme İdaresi Dergisi, Cilt: I, Sayı: 3-4,
1968, s. 56.
(5)a.k.,
s. 5.
(6)Cemal
Mıhçıoğlu, Halkla İlişkiler Nedir?, Halkla İlişkiler Semineri, MPM yayınları,
No: 106, Ankara 1971, s. 14.
(7)Nuri
Tortop, Kamu Kuruluşlarında Halkla İlişkiler, TODAİE, Ankara 1975, s. 4.
(8)Birkan
Uysal-Sezer, Halkla İlişkiler: Bir Değerlendirme, Amme İdaresi Dergisi,
Cilt: XVI, Sayı: 3, 1983, s. 24.
(9)Metin
Kazancı, Halkla İlişkiler Kuramsal ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar, İkinci
Baskı, Ankara 1982, s. 37.
(10)Selçuk
Yalçındağ, Kamu Yönetiminde Halkla İlişkiler, Amme İdaresi Dergisi, Cilt:
XIX, Sayı: 1, 1986, ss. 133-134.
(11)Alaaddin
Asna, Halkla İlişkiler, İstanbul 1974, s. 79.
(12)Ertekin
Yücel, Halkla İlişkiler, TODAİE Yayını, Ankara 1986, ss. 12-13.
(13)Kazancı,
a.g.m., s. 11.
(14)Mıhçıoğlu,
a.g.e., s.21.
(15)Ertekin,
a.g.e., s. 45.
(16)Tortop,
a.g.e., s.7.
(17)Mıhçıoğlu,
a.g.e., s.21.
(18)James
Orrick, Halkla İlişkiler Ders Notları, (Çev.:Oğuz Onaran), A.Ü.B.Y.Y.O.Yayın
No:1, Ankara 1967, s. 11.
(19)Tortop,
a.g.e., s. 8.
(20)Ertekin,
a.g.e., s. 48.
(21)Semra
Şen -Meral Çerçi, Halkla İlişkiler, DPT, Ankara 1974, s. 11.
(22)Ertekin,
a.g.e., s. 48.
(23)Kazancı,
a.g.e., s. 32.
(24)Musa
Eken, Kamu Yönetiminde Gizlilik Geleneği ve Açıklık İhtiyacı, Amme İdaresi
Dergisi, Cilt: XVII, Sayı: 2, 1994, s. 24.
(25)a.k.,
s. 25.
(26)Nuri
Tortop, Halkın Enformasyonu Konusunda Yeni Gelişmeler, İller ve Belediyeler
Dergisi, Yıl: 41, Sayı: 475-476, 1985, s. 145.
(27)657
Sayılı Devlet Memurları Kanunu, T.C. Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı
Yayınları, Ankara 1993, s. 6.
(28)a.k.,s.
6.
(29)a.k.,
s. 9.
(30)Kamu
Personeli ile İlgili Yönetmelikler, T.C.Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı
Yayınları, Ankara, 1993, Cilt: II, s. 104.
(31)Mümtaz
Soysal, Halkın Yönetime Etkisi, TODAİE, Ankara 1968, s. 80.
(32)Tortop,
a.g.e., s. 80.
(33)Selçuk
Yalçındağ, Kamu Yönetiminde Halkla İlişkiler, Halkla İlişkiler Sempozyumu-87,
Ankara 1987, s. 69
(34)Muhittin
Acar, Türk Kamu Yönetiminde Halkla İlişkiler Araştırması, DPT, 1994, s.
3.
(35)Nurten
Dağlı ve Belma Aktürk, Hükümetler ve Programları -I, 1920-1960, TBMM Kütüphane
Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğü, Yayın No:12, Ankara 1988, s. 142.
(36)a.k.,
s. 171.
(37)Acar,
a.g.e., s. 5.
(38)Feyzi
Uluğ, Türk Kamu Yönetiminde Halkla İlişkiler ve Enformasyon, TODAİE-Kaya
Projesi Yayınları, 1989, ss. 25-27.
(39)Kamu
Yönetimi Araştırması (Genel Rapor), TODAİE Yayınları No:283, Ankara 1991,
ss. 44-51.
(40)Yedinci
Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu, Ankara, 1994, s. 14.
(41)Birinci
Beş Yıllık Kalkınma Planı 1963-1967, DPT, Ankara 1963, s. 404.
(42)1967
Yılı Programı, DPT, Ankara 1966, s. 425
(43)Altıncı
Beş Yıllık Kalkınma Planı 1990-1994, DPT, Ankara 1989, s. 326.
(44)Acar,
a.g.e., s. 37. |