BİRİNCİ BÖLÜM

TEMEL KAVRAMLAR

 

I. Hukuki Kavramlar

 

Bu bölümde ticaret hukuku ile ilgili temel kavramlara ve bazı hukuki kavramların açıklanmasına yer vereceğiz[1].

 

1.Genel Olarak

 

Hukuk(law), toplumda şahıslar arası ilişkileri yürüten, mahkemelerde yada yönetsel kuruluşlarda uygulanan kurallar bütünüdür[2]. Hukuk bir başka açıdan, karşılıklı haklar(rights) olarak da tanımlanabilir[3]. O halde hak kavramından hareketle konuları açıklamak daha faydalı olacaktır.

 

A. Hukuk ve Haklar(Rights)

 

Hak(right), bir kimseye belli davranışlarda bulunma yada belli davranışlardan kaçınma yetkisidir. ABD vatandaşlarının hakları, ABD Anayasası(the US Constitution), eyalet anayasaları(state constitutions), federal ve eyalet kanunları(fedaral and state statutes) ve daha dar dairede alt yerleşim yerlerinin(ilçe ve kasaba gibi), düzenlemeleri(ordinances) içerisinde yer alır[4]. Haklar ve ödevler karşılıklı olduğu için, bu düzenlemelerde aynı zamanda yükümlülükler yada ödevler de belirtilmiştir. Ödev(duty), belli davranışlarda bulunma veya belli davranışlardan kaçınma yükümüdür[5].

Haklar ve ödevler iç içe bulunurlar. Hiçbir hak, diğer kişi yada kişilere ödev yükleme karşılığı olmadan söz konusu olamaz[6]. Örneğin, bir kira sözleşmesinde, kiraya veren, evi kiracının rahat bir şekilde yaşamasına uygun şekilde hazırlamalı, karşılığında da kiracıdan uygun bedel almalıdır.

 

a. Bireysel Haklar(Individual Rights)

 

ABD Anayasası(the US Constitution), vatandaşlarına çok geniş alanda, bireysel olarak kullanılabilecekleri haklar düzenlemiştir[7]. Bireysel haklar(individual rights); ifade özgürlüğü hakkı(the right to freedom of speech), hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın kimsenin suçlu sayılamayacağına ilişkin hak(the right of persons accused of crimes), din özgürlüğü(the right to freedom of religion), oy kullanma hakkı(the right to vote) ve özel hayatın gizliliği gibi  haklardır(the right to privacy). Bireysel haklar, hak sahiplerine aynı zamanda yükümlülükler de getirir[8]. Örneğin, ifade özgürlüğü hak sahiplerine, yönetim ve görevliler hakkında eleştiri yapma yetkisi verir. Ancak, başkalarına zarar verecek şekilde bağırarak rahatsız etmeyi bu hak kapsamına almamıştır. ABD Anayasası tarafından vatandaşlara verilen bireysel haklar, hiçbir kanun, yönetmelik yada mahkeme kararı tarafından bozulamaz yada alınamaz[9].

 

b. Özel Hayatın Gizliliği Hakkı(the right of privacy)

 

En önemli bireysel haklardan birisi de özel hayatın gizliliği hakkıdır(the right of privacy). Özel hayatın gizliliği hakkının iki yönü bulunmaktadır[10]. Birincisi, bireyler bu hakla, yönetimin sebepsiz arama ve alıkoyma faaliyetlerine karşı korunurlar. Bu husus ABD Anayasasının dördüncü düzenlemesi(Fourth Amendment of the US Constitution) tarafından teminat altına alınmıştır[11]. Örneğin, polis mahkemeden alınmış bir arama emri(warrant) olmadıkça, kimsenin evini veya işyerini arayamaz. Ancak polis, sizin evinizde uyuşturucu gibi bir suç delilinin olduğundan şüpheleniyorsa, bunu hakimi ikna ederek ve araştırma izni almak suretiyle yapabilir. Eğer polis birinin evinde veya işyerinde suç aleti olduğundan şüpheleniyorsa, mahkemeden arama izni olmadan, eve girip arama yapıp, suç delili bulmuşsa, buna hukukta kanunsuz araştırma(unlawful search) adı verilir. Kanunsuz araştırma(unlawful search) neticesinde elde edilen delillere istinaden hakim karar veremez[12]. Mahkemeler uygulamalarında, ABD Anayasasını(Fourth Amendment of the US Constitution) göz önünde bulundurarak, kanunsuz araştırma neticesinde elde edilen delilleri, geçerli bir delil olarak göz önünde bulundurmamaktadırlar[13]. Örneğin, O. J. Simpson davasında, (bilindiği gibi Simpson’un eşini öldürdüğü iddia edilmekteydi) polisin kanunsuz araştırma yapmasına istinaden, mahkeme Simpson’un tahliyesine karar vermiştir[14]

Özel hayatın gizliliği hakkının ikinci yönü, bu hakkın, diğer kişilerin müdahalelerine karşı korunmasını içerir. Buna göre, vatandaşların özel hayatı kamu araştırmasına konu olamaz. Bu husus eyaletleri çoğunda daha da genişletilmiştir. Örneğin, üst derece mahkemesi, kadınların kürtaj yapıp yapmama haklarına sahip olduğu yönünde karar vermiştir[15]. Özel hayatın gizliliği konusuna ABD hukukunda, bireysel haklar içerisinden en önemli hak nazarıyla bakılmakta, mahkeme kararlarında ve bu konuda yapılacak düzenlemelerde, bu hakkı genişletici yorumlar ve düzenlemeler yapılmaktadır[16]. Örneğin, banka düzenlemelerine ilişkin federal kanun, bankalara müşterilerinin hesapları ile ilgili tüm bilgileri saklama ödevi yükler. Öyle ki bir hukuki soruşturma dışında bu bilgilere kimse ulaşamaz.

ABD Başkanı Clinton ile ilgili olarak, basın tarafından sızdırılan[17] özel bilgiler, özel hayatı gizliliğine ilişkin olarak yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle özel hayatın gizliliğinin kamu görevi esnasında korunup korunmayacağı veya nereye kadar korunması gerektiği tartışmasını başlattı. ABD hukukunda halen, özel hayatın devlet yönetimi ile ilgisi olup olmadığı, resmi görevlilerin özel hayatlarının gizliliğini, bu görevleri esnasında devam ettirip ettiremeyecekleri, bu tür görevlilere daha geniş bir özel alan oluşturulmasının gerekip gerekmediği, bazı iş alanlarında yapılan uyuşturucu testinin özel hayata müdahale anlamına gelip gelmediği gibi hususlar halen tartışılmaktadır[18].

 

B. Hukuk ve Teknoloji

 

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte, hukukun uygulama alanı da genişlemiştir[19]. Teknolojideki baş döndürücü gelişmeler, insanların birbirleri ile daha hızlı ve kontrolü güç bir iletişim sağlamasına da sebep olmuştur[20]. Bu gelişmelerle beraber, kişisel hakların korunması, özellikle de özel hayatın gizliliğine yönelik koruyucu tedbirlere ihtiyaç duyulmuştur[21]. Teknoloji nimetlerini ticari hayata da seferber etmiştir. Ticaret, bilgisayar ortamında, e-mail ve internet ile yürütülmektedir[22]. Faks ve E-mail’in yer değiştirdiği günümüzde, özel hayat alanının da değiştiği aşikardır. Teknolojinin, özel hayatın tamamını kontrol ettiği dünyamızda, halen gizlilikten bahsetmek doğru olur mu?[23] Bu halde, özellikle özel hayatı ve ticari sırları tehdit eden ve iletişim alanında gizliliğe müdahale sayılabilecek haller göz önünde bulundurularak yeni hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır[24] .

İletişim araçları ile özel hayata müdahaleye ilişkin olarak, mahkemeler verdikleri kararlarda özel hayatın gizliliğine önem vermektedirler. Örneğin mahkemeye konu olan bir olayda[25]; komşusunun hal ve hareketlerinden şüphelenen birisi, kendi elde ettiği dinleme araçlarıyla komşusunun telefonlarını dinlemeye başlıyor. Uzun süre konuşmaları kayıt altına alıyor. Komşusunun bir suç organizasyonu içerisinde olduğunu tespit ediyor. Durumu elde ettiği kayıtlarla birlikte polise bildiriyor. Poliste mahkemeden bir arama izni alarak, ihbar edilen kişinin evinde arama yapıyor. Evde çok sayıda suç delili bularak, kişiyi göz altına alıyor. Olay mahkemeye intikal ediyor. İlk derece mahkemesi kişinin suçlu olduğu kanaatine varıyor. İlk derece mahkemesi tarafından suçlu bulunan kişi, üst derece mahkemesine itiraz ediyor. İtirazında, kendisini suçlayıcı delillerin özel hayatın gizliliğine müdahale edilerek ve kanunlara aykırı olarak elde edildiğini belirtiyor. Üst derece mahkemesi kararında, itirazı haklı bularak, mahkemenin kanunsuz elde edilen delillere göre karar veremeyeceğini, üstelik komşunun davranışının da gizlilik düzenlemelerini (Privacy Act yada Privacy Law)[26] ihlal ettiğini de ifade etmiştir. Ayrıca kanunun ihlal edilmesi neticesinde elde edilen delillerin ceza davasında savunmaya karşı kullanılamayacağını da belirtmiştir.

 

2. Hukukun Kaynakları(The Sources of Law)

 

Hukuk (law) kelimesi ile, genellikle başta federal ve eyalet anayasaları (constitution), eyalet yasama organı yada ABD kongresinden çıkarılan yazılı metinler (statutes),  daha alt yerleşim yerleri (ilçe, kasaba, köy gibi) tarafından çıkarılan yazılı metinler (ordinances), mahkeme kararları (case law),  idari düzenlemeler (administrative regulations), gelenek hukuku (custom) veya müşterek hukuk (common law) ve usulüne göre yürürlüğe girmiş anlaşmalar (treaty) ifade edilmek istenir[27]. Kanun (statute), eyalet yasama organı veya Kongre tarafından çıkarılan,  sosyal hayatı düzenlemeye yönelik, belli davranışlara izin veren, yasaklayan yada ortadan kaldıran yazılı kurallardır[28]. Çalışanların hasta olmaları halinde izinli sayılacaklarına ilişkin Kongre düzenlemesi federal kanuna (statute) bir örnektir. ABD hukukunda, federal kanunlar yani Kongre tarafından çıkarılan kanunlar tüm eyaletler tarafından uygulanır. Eyalet yasama organları da, kendi sınırları içerisinde geçerli olmak üzere, kanunlar çıkarabilirler. Ayrıca eyaletler içerisinde daha alt yerleşim yerleri (county gibi), kendi alanlarına ilişkin olarak, bağlayıcılığı olan yazılı düzenlemeler (ordinances) çıkarabilirler[29].

Kanunlar ve yönetmelikler (ordinances) dışında hukukun en önemli kaynaklarında birisi de anayasalardır. Anayasa, devletin yapısını ve işleyişini, organlarının birbirleri ile ilişkilerini, kişilerin devletle olan münasebetlerini ve insan hak ve hürriyetlerini düzenleyen ana kurallar bütünüdür[30]. Anayasa genellikle, uzun yıllar boyunca oluşan gelişme ve tecrübeler sonucu meydana gelen gelenekler, uygulamalar ve birikimlerin harmanlanması sayesinde oluşmuş ana metindir[31]. ABD hukukunda, iki anayasa bulunmaktadır. Bunlardan federal anayasa(the US Constitution yada the Federal Constitution), tüm eyaletler için bağlayıcı olurken, eyalet anayasaları(the state constitution) sadece eyalet sınırları içerisinde bağlayıcıdır. Bir başka deyişle, her eyalette uygulanan iki anayasa bulunmaktadır. Bunlar; federal ve eyalet anayasalarıdır.

İdari düzenlemeler (administrative regulations), SEC (the Securities and Exchange Commission)[32] gibi, federal veya eyalet idari kuruluşları tarafından, kuruluş kanunlarında belirtilen esaslar dahilinde, kendi görev alanlarına ilişkin olarak çıkardıkları yazılı metinlerdir[33]. İdari düzenlemeler de aynen diğer yazılı metinler gibi hüküm ve sonuçlar doğurur, kanunların uygulanmasını gösterir[34].

“Case law” adı verilen mahkeme kararları da, hukukun diğer önemli kaynağıdır[35]. Mahkeme kararları, yeni bir sorun veya uyuşmazlığa ilişkin olup, hakimler gelecekte benzer durum ve olaylarla karşılaştıklarında, aynı hükmü esas alabilir[36]. Hakimler benzer olaylarla karşılaştıklarında, emsal kararı(precedent) uygulayıp uygulamamakta takdir hakkına sahiptir. Üst derece mahkemeleri, benzer konuda verilmiş değişik  mahkeme kararlarını göz önünde bulundurup, içtihat birliğine(stare decisis) gidebilir[37]. 1954 yılında ABD Anayasa Mahkemesi eğitimde ırk ayrımı yapan değişik mahkeme kararlarını değerlendirerek, içtihat birliğine giderek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamıştır[38].

Mahkemeler bazı durumlarda, uzun yıllar hatta asırlar boyu oluşmuş mahkeme kararlarını da uygulayabilir. Buna müşterek hukuk(common law) adı verilmektedir[39].

ABD tarafından imzalanan çok ve iki taraflı uluslar arası anlaşmalar(international treaty), başkan ve Kongre tarafından onaylanıp, usulüne uygun olarak yürürlüğe girdikten sonra, hukukun kaynağı olarak, normlar arasındaki yerini alır[40]. Uluslararası bir anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için, kongrenin uygun bulması ve başkanın onaylaması gereklidir[41].

 

3. Kanunları Birleştirme Çalışmaları

 

ABD değişik eyaletlerin birleşmesi ile oluşmuştur. Her eyaletin kendi yasama, yürütme ve yargı organı bulunmaktadır. Eyaletler her konuda yasama faaliyeti yapma yetkisine sahiptir. Ayrıca Kongre de tüm eyaletleri içeren federal düzenleme yapma yetkisine sahiptir. Dolayısıyla ABD’de aynı konuda eyaletlerin farklı düzenlemeleri bulunmaktadır. Bu da uygulamada bir çok problemlerin yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Eyaletler arasında mevzuat birlikteliğini(uniform state laws) sağlamak için çalışmalar halen devam etmektedir. Her eyaletten temsilcilerden oluşan bir komisyon(the National Conference of Commissioners on Uniform State Law), eyaletleri kabul etmesi için değişik konularda kanun taslak hazırlıkları yapmaktadır. Bu konuda komisyonun yapmış olduğu önemli çalışmalardan birisi de ticari düzenlemeleri içeren “the Uniform Commercial Code(UCC)”[42] adı verilen düzenlemedir[43]. Bu düzenleme,  ticarete ilişkin kurum ve işlemleri, malların kiralanması ve satımı, çek gibi ticari senetleri, şahsi mülkiyete ilişkin hukuki muameleleri, bankacılık ve sermaye yatırım araçlarını düzenler.

 

II. Yargı Sistemi ve Uyuşmazlıkların Çözümü

 

ABD Hukuk Sisteminde, diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi, her mahkemenin(court)[44] çözümleyebileceği ve bakabileceği davalara göre yetki alanı belirtilmiştir(orijinal jurisdiction). 

 

1. Mahkemeler

 

Mahkemenin kanunen bakmakla yükümlü olduğu davalara ilişkin çalışma alanına, “jurisdiction”(yetki alanı) adı verilir[45]. Genel yetki alanı olan(general jurisdiction) bir mahkeme, genel olarak ceza ve hukuk davalarına bakabilir[46]. Özel mahkemeler(special courts) ise, yetki alanları özel ve sınırlı olan mahkemelerdir[47]. Eyaletler içinde faaliyet gösteren genel mahkemeler(general courts), 10 000$ yada daha az zararı içeren davalara bakarlar. Eyaletlerde değişik isimlerle ifade edilen özel mahkemeler ise, daha spesifik ve sınırlı yetkileri(limited and special jurisdiction) olan, ihtisas mahkemeleri niteliğindedir[48].

ABD hukukunda mahkemeler, değişik açılardan sınıflandırılabilir. Eğer mahkeme ceza alanında yetkili kılınmışsa ceza mahkemeleri(criminal courts), eğer hukuk alanında yetkili kılınmışsa, hukuk mahkemeleri(civil courts) olarak adlandırılırlar[49].

Alt derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararlara karşı, üst derece mahkemelerine itiraz yolu ile müracaat edilebilir(appellate jurisdiction)[50]. Üst derece mahkemeleri, alt derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı, dosya üzerinden yeniden inceler[51]. Özellikle itiraz konusu olan hususları nazara alır[52].  Üst derece mahkemeleri, ilk derece mahkemelerinin yapmış olduğu işlemleri tekrarlamazlar. Örneğin şahit dinlemezler ve bilirkişi incelemesi yapmazlar. Genellikle üç hakimden oluşan üst derece mahkemeleri, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararları telafisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet verip vermediğini araştırır[53]. Üst derece mahkemesi yapmış olduğu incelemede, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı etkileyen delillerin yanlış ve hatalı olup olmadığını göz önünde bulundurur. Üst derece mahkemesi yapmış olduğu inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararını onaylayabilir yada yeniden görüşülmek üzere bozabilir[54].

ABD hukukunda yargı sistemi iki kısımda incelenebilir. Bunlar; Federal Yargı Sistemi(The Federal Court System) ve Eyalet Yargı Sistemi(The State Court System)dir.

 

A. Federal Yargı Sistemi(The Federal Court System)

 

Federal yargı sistemi içinde, yargı süreci üç aşamalı olarak incelenebilir. Bunlar[55]; Federal Bölge Mahkemeleri(The Federal District Courts), ABD Temyiz Mahkemeleri(US Courts of Appeals) ve ABD Üst Derece Mahkemesi(US Supreme Court) dir.

 

 

a. Federal Bölge Mahkemeleri(The Federal District Courts)

 

Federal Bölge Mahkemeleri(the Federal District Courts), federal sistemin alt dereceli genel mahkemeleridir. Bu mahkemeler kendi yetki alanlarındaki ceza ve hukuk davalarına bakabilirler[56]. Federal Bölge Mahkemelerinde görülen ceza davalarında, davalı federal düzenlemeleri ihlal etmekle itham edilir[57]. Federal Bölge Mahkemelerinde görülen hukuk davalarında yetki alanı[58]; (1) ABD’nin taraf olduğu hukuk davaları, (2) 50 000 $ yada daha fazla zararı içeren farklı eyalet vatandaşları arasındaki hukuk davaları, (3) ABD Anayasası, anlaşmalar ve federal düzenlemelerden kaynaklanan hukuk davaları ile sınırlandırılmıştır.

Federal Bölge Mahkemeleri eyaletler içerisinde örgütlenmişlerdir. Hemen her eyalette bir Federal Bölge Mahkemesi bulunmaktadır[59]. Bazı eyaletlerde nüfus yoğunluğuna ve işlenen suç oranına göre, Federal Bölge Mahkemesi sayısı değişmektedir[60]. Federal sistem içerisinde, Federal Bölge Mahkemelerine ilaveten, sınırlı yargı yetkisine sahip, özel ihtisas mahkemeleri de bulunmaktadır[61].

 

b. ABD Temyiz Mahkemesi(U.S Courts of Appeals)

 

Federal Bölge Mahkemesinin vermiş olduğu kararlara karşı temyiz yolu ile, Temyiz Mahkemesine(U.S Courts of Appeals) başvurulabilir[62]. ABD genelinde federal bölgeler 12 ayrı alan içerisine alınmıştır. Her bir alan içerisinde, Federal Bölge Mahkemeleri kararlarına karşı temyiz yolu ile başvurulacak Temyiz Mahkemeleri(U.S Courts of Appeals) bulunmaktadır[63].

Temyiz Mahkemeleri, kendi yetki alanı içerisindeki, Federal Bölge Mahkemelerinin(the Federal District Courts) verecekleri kararlara karşı temyiz yolu ile inceleme yaparlar[64]. Bu mahkemelerde kararlar üç hakimden oluşan kurul tarafından verilir[65].

           

c. ABD Üst Derece Mahkemesi(US Supreme Court)

 

Federal yargı sisteminde nihai mahkeme, ABD Üst Derece Mahkemesidir(US Supreme Court). ABD Üst Derece Mahkemesinin yargı yetkisi[66]; (1) Temyiz Mahkemesinin(US Courts of Appeals) bazı kararlarına karşı itiraz, (2) Eyalet Üst Derece Mahkemelerinin(the State Supreme Courts) anayasaya aykırılık iddialarına ilişkin uyuşmazlıklardır. Temyiz Mahkemeleri tarafından verilen kararların tamamı değil, belli kısmı süzüldükten sonra, Üst Derece Mahkemesi(US Supreme Court) tarafından incelenmektedir. Üst derece Mahkemesi ‘writ of certiorari’ adı verilen bir usul işlemi yetkisine sahiptir[67]. Bu usul yetkisi ile, üst derece mahkemesine alt derece mahkemelerinin kararlarını yeniden gözden geçirme yetkisi verilmiştir[68].

Üst Derece Mahkemesi(US Supreme Court), ABD Anayasasında düzenlenen tek yüksek dereceli mahkemedir. Federal yargı sistemi içerisinde yer alan diğer tüm mahkemeler, Anayasaya uygun olarak ve onun verdiği yetkiye istinaden Kongre tarafından kurulmuştur[69]. ABD Üst Derece Mahkemesi, anayasaya uygunluk denetimini yanı sıra, belli davalara da ilk derece mahkemesi olarak bakar[70].  Üst Derece Mahkemesi olarak, büyükelçileri, bakanları ve konsolosları ayrıca eyaletler arasında çıkan hukuki ihtilafları çözmek üzere yargı yetkisine sahiptir.  Örneğin, ABD Üst Derece Mahkemesi, uzun yıllar Kalifornia, Neveda, ve Arizona eyaletleri arasında çıkan su ihtilafını incelemiş ve karara bağlamıştır.

 

B. Eyalet Yargı Sistemi(State Court System)

 

Federal yargı sisteminden ayrı ve bağımsız diyebileceğimiz, eyalet sınırları içerisinde yargılama yetkisine sahip mahkemeler de bulunmaktadır.

 

a. Genel Alt Derece Mahkemeler

 

Eyaletleri çoğu genel yargı yetkisine sahip değişik adla ifade edilen alt dereceli mahkemelere sahiptir[71]. Genellikle bu mahkemeler, alt derece mahkemesi olarak hem hukuk hem de ceza uyuşmazlıklarına bakmaktadırlar. Bunlar hemen hemen federal  bölge mahkemelerinin yetki alanı dışındaki, tüm ceza ve hukuk davalarına bakmaktadırlar[72].

 

b. Özel Mahkemeler

 

Eyaletlerin çoğu, sınırlı yargı yetkisine sahip, özel mahkemelere(specialty courts) sahiptir[73]. Örneğin, çoğu eyalette 18 yaşında küçükleri yargılamak üzere, ceza yargısına sahip çocuk mahkemeleri(Juvenile Courts) bulunmaktadır.  Ayrıca eyalet sınırları içerisinde faaliyette bulunan, ilçe ve kasabalarda faaliyet gösteren ve sınırlı yargı yetkisine sahip, diğer özel mahkemeler de bulunmaktadır[74].

 

c. Eyalet Temyiz Mahkemesi(State Appellate Court)

 

Eyaletlerde, federal yargı sisteminde mevcut olan, temyiz mahkemelerine benzer, eyalet temyiz mahkemeleri(state appellate court)[75] bulunmaktadır. Bu mahkemeler, genel alt derece mahkemelerinin(general trial court) ve özel mahkemelerin(specialty courts) kararlarını temyiz yolu ile inceleme yetkisine sahiptirler[76].

 

d. Eyalet Üst Derece Mahkemesi(State Supreme Court)

 

Eyaletlerde en yüksek mahkeme olarak, eyalet üst derece mahkemesi(state supreme court) bilinir. Bu mahkemeler, temyiz mahkemesinden(state appellate court)  geçen belirli davalara ve eyalet anayasasına aykırılıklara ilişkin davalara bakabilir[77]. Örneğin, ölüm cezasının söz konusu olduğu davaları, eyalet üst derece mahkemesi yeniden inceler. Eyalet üst derece mahkemesinin vermiş olduğu kararlar, federal düzenlemeler, anlaşmalar yada ABD Anayasasındaki istisnai şartlar haricinde nihai sonuç doğurur[78]. Örneğin, eyalet üst derece mahkemelerine gelen karar, federal meselelere ilişkin ise, o takdirde müracaat yeri ABD üst derece mahkemesidir(U.S Supreme Court).

 

2. Usul İşlemleri

 

A. Taraflar

 

Mahkemede davacı(plaintiff)[79], yargı işlemlerini başlatan taraftır. Ceza yargılamasında, suç iddialarını ortaya atan savcı(prosecutor)[80] davacı durumundadır. Hukuk veya ceza davalarında, yargılama işlemini başlatanların karşısında davalı(defendant)[81] taraf bulunur. Mahkemenin en yetkili görevlisi ve uyuşmazlığı çözecek kişi ise hakimdir(judge)[82]. Hakim ya seçilmiştir yada atanmış bir görevlidir[83]. Avukatlar(lawyers or attorneys)[84]yargılama sürecinde, davalı veya davacıyı temsil etmek üzere seçilmiş kimselerdir. Jüri(jury)[85] ise, hakime karar verme sürecinde yardımcı olan vatandaşlar topluluğudur. Jüri üyeleri(Jurors)[86], genellikle seçmen listelerinden veya sürücü belge listesinden seçilerek, mahkeme kararı ile oluşur.

 

B. İşlemler

 

Her davada aynı olmamakla birlikte, genellikle dava işlemlerinde izlenen bir usul bulunmaktadır.

 

a. Davanın Başlaması

 

Yargılama işlemi(process), şikayet dilekçesinin(complaint)[87], işleme konulması ile başlar[88]. Şikayet dilekçesi çok değişik konuları içerebilir. Örneğin, maddi veya manevi bir zararın karşılanmasına yada belirli davranış düzenlemelerinin ihlal edilmesine ilişkin veya benzeri hususlara ilişkin olabilir. Şikayet dilekçeleri, hukuk davalarında davacı(plaintiff) tarafından, ceza davalarında ise savcı(prosecutor) tarafından hazırlanır. Dilekçede davalının kim olduğu, ne ile itham edildiği yazılır.  Dilekçe ilgili mahkeme katibine ulaştırılır. Durum mahkeme tarafından davalıya bildirilir ve savunma yapması yada gereğini yerine getirmesi istenir. Davalı bu durumda çeşitli tercihlere sahiptir. Bu tercihlerden birisi, davalının davayı reddetmesidir(motion to dismiss)[89]. Örneğin, davalı, davacının iddialarının doğru olduğunu ancak, bu iddiaların hukuki sebebin yada hukuki mesnedin olmadığını ileri sürebilir[90]. Davalı diğer bir tercih olarak, iddiaları reddedebilir. Örneğin, sözleşmenin iddia edildiği gibi, ihlal edilmediğini, aralarındaki anlaşmaya göre bunun ihlal anlamına gelmediğini ileri sürerek iddiaları reddedebilir. Davalı savunmasında karşı iddialarda da(counterclaim)[91] bulunabilir[92].  Davalının bu konulara ilişkin olarak ileri süreceği tüm iddialar, deliller, belgeler ve şahitler bu savunma yazısında(pleadings)[93] belirtilir.

 

           b. Esasa İlişkin İnceleme(Discovery)

                             

           Federal Usul Kuralları(The Federal Rules of Civil Procedure)[94]ve eyaletlerde bulunan diğer düzenlemeler, esasa ilişkin incelemenin(discovery)[95]ne şekilde yapılacağını belirtmiştir. Mahkeme tarafların iddialarının doğruluğunu, bu düzenlemeler gereğince delil yada ispat aracı olarak kabul edilen belge, bilgi, araştırma ve bilirkişi incelemesi gibi araçları göz önünde bulundurur[96]. Bu  işlemler olayın aydınlatılması, tarafların iddialarının doğruluğunu tespit için mahkeme tarafından yapılır[97]. Olayın aydınlatılması işlemi(discovery), ileri sürülen delillerin mahkemece hukuka uygun deliller olduğunu ve davada kullanılmasına izin verildiğinin tespitini de içeren, son derece geniş bir prosedürdür. Örneğin, şahit(witness) ifadesi bu prosedürün bir parçasıdır. Şahidin ifadesine başvurmadan önce, yeminli ifadesi mahkeme raportörü tarafından alınır. Bu işleme “deposition”[98] adı verilir. Şahidin raportör önünde vermiş olduğu ifade ile, daha önce vermiş olduğu ifade birbirini tutmuyor ise, önceki ifadeler yüzünden şahidin ifadelerine şüpheyle bakılır. Hatta yalan şahitlik suçlamasıyla itham(impeach)[99] edilebilir. Raportör bu işlemi yaparken, işlemleri video kaydı altına almaktadır. Mahkeme tarafların ve görgü tanıklarının ifadesine yazılı olarak da başvurabilir. Bu işleme sorgu(interrogatories)[100] adı verilir. Taraflar mahkemede ileri sürdükleri hususları ispatlamak üzere, bilirkişi(expert yada witness) incelemesi talep edebilir[101]. Mahkemeler bu kişilerin bilgi ve tecrübelerinden istifade ederek, iddiaların doğruluğunu araştırır.

              

            C. Muhakeme(The Trial)

             

             Muhakeme işlemi, jüri seçimi ile başlar. Jüri üyeleri, tarafların avukatları ve hakimler tarafından, olayın özelliğine göre, ilgili kişilerce oluşturulur[102]. Bu kişilerin özgeçmişleri ve objektif karar verip veremeyecekleri gibi değişik hususlar göz önünde bulundurulur[103]. Jüri üyelerinin objektif karar verip vermeyeceklerini tespit için, “voir dire examination”[104] adı verilen bir mülakat yapılır. Bu mülakat hakim ve avukatlar tarafından yapılır. Bu mülakatta ayrıca, jüri üyesi adayların taraflar ile ilişkileri olup olmadığı da göz önünde bulundurulur. Örneğin, jüri üyesi adayı, davalının şirketinde çalışıyorsa, bu durum seçilmeye engel bir durumdur. Buna “challenged for cause”[105] adı verilmektedir. “Challenged for cause” olarak adlandırılan sebepler, sınırlandırılmamıştır.  Bu sebepler, ırksal olanlar hariç, akla gelen her şey olabilir[106]. Mahkeme, jüri seçimini hallettikten sonra, davacı mahkemece kabul edilebilir, tüm delillerini sunmaya başlar. Bu deliller arasında şahit varsa, davacının avukatı şahide dava ile ilgili sorular sorabilir(direct examination)[107]. Daha sonra da davalının avukatı olayla ilgili sorular sorabilir(cross-examine)[108]. Davacının avukatı, bundan sonra isterse tekrar şahide sorular sorabilir(redirect examination)[109]. Nihayet son olarak, davalının avukatı da şahide sorular sorabilir(recross-examination)[110]. Bu işlemler jüri üyeleri ve hakim önünde cereyan eder.

 

           Tüm bu işlemler karşılıklı olarak yapıldıktan sonra, her bir avukat, delillerin tamamının sunulduğunu, tartışmaların bitirildiğini, bundan sonra işin jüri üyelerinin kanaatine kaldığını ifade ederler. Bundan sonrada, hakim jüriye hukuk kurallarının tatbiki ve delillerin değerlendirilmesi hususunda talimat( jury instruction)[111] verir. Jüri kendi içerisinde gerekli tartışmayı yapar ve bir değerlendirme sonucu karar verir(verdict)[112]. Hakim bundan sonra, jüri kararına uygun olarak bir hüküm verir.

Mahkeme değişik sebepler istinaden muhakemeyi yenileme(new trial)[113] yoluna gidebilir. Uygulamada en çok rastlanan, hükme esas olan delillerin yetersizliği, davacıya verilmesi kararlaştırılan tazminatın fahiş olması veya düşük olması gibi sebeplerdir[114].

        

            D. Mahkeme Sonrası Prosedür

  

Genellikle mahkemeyi kazanan taraf, masraflarını da karşı tarafa karşılatır. Bu masraflar; dosya masrafları, avukat ücretler, işlem harçları, bilirkişi ücretleri, jüri masrafları ve diğer mahkeme giderleridir[115].

Mahkeme davaya ilişkin olarak, hüküm verdikten sonra, taraflar mahkemenin vermiş olduğu karara uygun hareket etmek durumundadırlar. Eğer etmezlerse, o takdirde icra işlemleri(execution)  devreye girer. İcra işlemleri, mahkeme kararına istinaden, icra ile yetkili kişilerce(the sheriff)[116] çıkarılacak icra emri(writ of execution)[117]ile mahkeme kararının yerine getirilmesi sağlanır. Örnek olarak, mahkeme kararı bir borcun ifasına yönelik ise, borçlunun malvarlığına el konularak satılmasını, eğer bir şeyin teslimine ilişkin ise, mala el konularak ilgiliye teslimini sağlar.

 

            3. Alternatif Çözüm Yolları

 

          A. Tahkim(Arbitration)

 

          Tahkim(arbitration)[118] taraflar arasındaki uyuşmazlığın, münakaşaya taraf olmayan ilgisiz kişilerin seçilmesiyle oluşan bir yada daha fazla kişi(hakem) tarafından çözülmesidir[119]. Tahkim işlemi, ilk olarak ticari uyuşmazlıkların çözümünde uygulandı[120]. Tarafların uyuşmazlığı çözmek için tahkim yoluna başvurmaları, uzun mahkeme prosedüründen ve masraflarından kaçınmak, hızla sonuca ulaşmak isteğinden kaynaklanmıştır[121]. Bu hususa ilişkin olarak yapılan düzenleme(A Uniform  Arbitration Act), çok sayıda eyalet tarafından kabul edildi[122]. Bu düzenlemeye göre, taraflar yapacakları bir sözleşme ile, aralarında çıkabilecek uyuşmazlıkları tahkim yolu ile çözümlenebileceğini kararlaştırabilirler[123]. Taraflar aynı sözleşmede hakemlerin isimlerini de kararlaştırabilirler[124]. The Uniform Arbitration Act’e göre tüm bu hususların yazılı şekilde yapılması zorunludur[125].

           Tahkim işlemini düzenleyen diğer bir kanunda, Federal Tahkim Kanunu(the Federal Arbitration Act)dir. Eyaletlerin tamamında bu kanun uygulanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, tahkim yolu eyaletler arası işlemlerde uygulanmak üzere, sözleşme ile kararlaştırılabilir[126]. Eyaletler arası işlemler tahkime konu oldukları takdirde, taraflar Federal Tahkim Kanunu ile bağlıdırlar. Bunun sonucu olarak da, hakemin uyuşmazlık konusunda vereceği karara iki tarafta uymak durumundadır. Eğer eyalet kanunlarında, tarafların tahkim yolu ile verilecek karara uymak zorunda olmadıklarına ilişkin hükümler varsa, bu halde federal bir kanun olan tahkim kanunu esas alınmalıdır[127].

           Bazı hallerde ilgili kanun maddeleri tahkimi zorunlu kılmış olabilir. Bu halde, kanun tahkimin ne şekilde yapılacağını tarif eder. Eğer taraflar tahkime karar vermişlerse, bu takdirde sözleşmede bu hususlar tespit edilir[128]. Tahkimin sınırları hususunda tereddüt ortaya çıkarsa, o takdirde tahkim lehine yorum yapılmalıdır[129]. Tahkim tarafların anlaşması temeline dayanıyorsa, tahkim sonucu verilen karar, taraflar arasındaki ihtilafı kesin olarak sona erdirecektir[130]. Öyle ki, ortada açık bir ispat hatası, tahkimin yürütülmesinde işlem hatası yada önemli addedilebilecek bir hata olmadıkça, hakemin vereceği karar taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirecektir[131]. Dolayısıyla taraflar, mahkeme yoluna gidemeyeceklerdir. Eğer tahkim kanun gereği zorunlu ise, kaybeden taraf hakem kararına karşı mahkemeye itiraz edebilir[132]. İtiraz edilen bu mahkemeye “trial de novo”[133] adı verilir.

 

           B. Aracılık(Mediation)

 

          Aracılıkta(mediation),[134] tarafsız bir kişi uyuşmazlığın tarafları arasında haberci olarak hareket etmektedir. Aracı kişi, iki taraf arasında bağlantıyı sağlayarak, taraflarca yapılan son teklifleri diğerine ulaştırır. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere, aracının uyuşmazlığı çözme gibi bir yetkisi yoktur. Ancak bazı hallerde, tarafların orta yolu bulmaları için dengeli bir çözüm yolunu taraflara teklif olarak sunabilir[135].

 

           C. Üçüncü Kişiye Havale

          

           Uyuşmazlıkta tarafların kişisel haklarını tespit için üçüncü bir kişiye yada mahkeme dışında bir organa başvurulabilir. Böylece işçi ve işveren çalışma şartlarında çıkan uyuşmazlıkları, alıcı ve satıcı mal için ödenecek fiyatta bir uyuşmazlık çıktığında, durumu tespit için üçüncü bir kişiye havale edebilirler. Taraflar aralarındaki uyuşmazlığı  tespit etmek üzere, üçüncü bir kişi veya organı belirlemeyi sözleşmede kararlaştırabilirler. Taraflar üçüncü kişinin veya organın uyuşmazlığı tespit etmesine ilişkin kararına karşı, mahkemeye gidilemeyeceğini de sözleşmede kararlaştırabilirler. Örnek olarak, yangın sigortasında taraflar zararın miktarı hususunda anlaşamıyorlarsa, her ikisi ayrı ayrı tarafsız bir bilirkişi(appraiser)[136]tayin ederler. Bu bilirkişilerde bir araya gelip, üçüncü bir bilirkişi tayin ederler. Bundan sonra da toplanıp birlikte zarar miktarını tayin ederler[137].

 

           D. Association Tribunal

 

           “Association Tribunal” kavramı ile, ticari ve sınai bir birlik, grup, dernek yada şirket tarafından iç ilişkilerinde yada konusu içerisindeki hukuki uyuşmazlıkları çözmek için kurulan mahkemeler ifade edilir[138]. İşçi sendikaları, borsa aracıları yada kilise üyeleri arasında çıkan uyuşmazlıklar, bu birliklerin kendi kurdukları mahkeme ile iç ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıkları çözebilirler. Adli mahkemeler, “Association Tribunal” tarafından verilen kararları şeklen gözden geçirip, esasa ilişkin inceleme yapamazlar[139].

 

           E. Hakim Kiralama(Rent a Judge)

 

Hakim kiralama(rent a Judge), taraflar arasındaki uyuşmazlığın özel olarak hakim ayarlamak suretiyle çözümlenmesidir[140]. Taraflar aralarında anlaşmak suretiyle, hakem(referee)[141]olarak bir hakim(judge) seçebilirler. Hakim atanmış hakem gibi yasal yetkilere sahiptir. Bu halde hakim, olayla ilgili tüm delilleri inceler, normal mahkeme prosedürü burada da uygulanabilir[142]. Taraflar aksini kararlaştırmamışlarsa, hakimin vereceği karara karşı adli mahkemelere gidilemez[143].

          

          F. Minitrial

 

           “Minitrial”[144] kavramı ile, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çok küçük bir ayrıntıdan kaynaklanması durumunda baş vurulan çözüm yolu ifade edilir. Örneğin, taraflardan birinin sorumluluğu hususunda bir tereddüt yok, ancak sorumluluğun miktarı hususunda bir uyuşmazlık söz konusu ise, sadece bu durumu tespit için minitrial yoluna başvurulur. Minitrial, jüri üyelerinden teşekkül ettirilebileceği gibi, avukatlardan veya emekli hakimlerden de oluşturulabilir[145]. Her ne şekilde oluşturulsa oluşturulsun, kurul sadece kendisine tevdi edilen, küçük ayrıntı için şahit ve delilleri göz önünde bulundurup karar verecektir[146]. Taraflar aralarında uyuşmazlık çıkması halinde minitrial yoluna gidebileceklerini ve bu yolla verilen karara karşı yargı yoluna gidemeyeceklerini de kararlaştırabilirler.

        

III. Anayasal Düzen

 

Amerika Birleşik Devletleri, eyaletlerin bir araya gelerek merkezi bir yönetim oluşturması ile kuruldu.  Amerikan Anayasası(the U.S Constitution)[147] tüm eyaletleri içerisine alan federal bir sistem kurdu[148].

 

1. Federal Sistem(The Federal System)

 

Federal sistem, merkezi yönetime ulusal meselelerle ilgili yönetim yetkisi verirken, her eyalete de kendi lokal alanı içerisinde, iç ilişkilerde yönetme yetkisi verdi[149]. Federal Anayasa devletin yapısını ve işleyişini, vatandaşlarla devlet arasındaki karşılıklı hak ve yükümlülükleri düzenleyen yazılı bir metindir. Anayasa sistemi, üç güç(tripartie) üzerine oturtmuştur. Bunlardan yasama organı olan Kongre(legislative branch, Congress)[150] kanun yapmak, yürütme organı başkanlık(executive branch, the president)[151] kanunları uygulamak ve yargı organı mahkeme(judicial branch, Courts)[152] kanunları yorumlamakla görevlendirilmiştir. Yasama organı iki ayrı kuruldan(bicameral)[153]oluşur. Bunlar; Senato ve Temsilciler Meclisidir(a House of Represantatives)[154]. Bu iki meclis yasama organını yani Kongre(Congress)yi oluşturur. Senato üyeliği altı yıllık bir süre için devam eder. Temsilciler meclisi üyeliği ise iki yıllık süre için devam eder. Başkan(the President), “electoral college”[155] adı verilen bir seçim sistemi ile seçilir. Başkan ve yardımcısı dört yıllık süre için seçilirler. İkinci bir dört yıllık içinde seçilmeleri mümkündür. Yargıçlar ise, senatonun kabul bulması ile başkan tarafından ömür boyunca atanırlar. Yargıçlık görevi ancak, bu görevin kötüye kullanılması ile son bulur.

 

2. Eyaletler ve Anayasa

 

Eyaletler tarafından merkezi yönetime verilen yetkiler, anayasada düzenlenmiştir. Bu yetkiler ABD hukukunda, “delegated powers”(devredilen yetkiler)[156] olarak adlandırılmaktadır. Bu yetkilerden bazıları, bizatihi federal yönetim tarafından kullanılır. Bunlar;[157] savaş ilanı, para basımı, ulusal güvenliğe ilişkin yetkilerdir. Bazı yetkiler ise, eyaletler tarafından da kullanılabilir. Örneğin vergi koyma yetkisi, hem eyaletlerin, hem de federal yönetimin yetkisindedir.  Bu tür yetkilere, “share powers”(paylaşılan yetkiler) adı verilmektedir.

Her eyalet iç ilişkileri ile ilgili olarak emniyet, sağlık, refah ve genel huzura ilişkin düzenlemeler yapabilir[158]. Eyaletin bu konulara ilişkin yetkisine “state power”[159] adı verilir. Bu yetkilerin sınırı, federal yetkilerin sınırlarına kadardır. Gerek eyaletler gerekse federal yönetim yetkilerine ilişkin olarak düzenlemeler yaparken, kanunların geçmişe yürümeyeceği ilkesine “ex post facto”[160] uymak durumundadırlar.

Aynı konuya ilişkin olarak hem eyalet hem de federal düzenleme varsa, bu iki düzenleme birbiri ile çelişiyorsa, federal düzenleme esas alınır[161]. Kongre tarafından kabul edilen, düzenlemeler, normlar hiyerarşisi “the supremacy of law”[162]gereği en üst normlardır. “Federal supremacy” olarak ifade edilen bu ilke, Anayasa tarafından da açıkça beyan edilmiştir[163].

 

3. Anayasanın Değiştirilmesi

 

Anayasa üç yoldan değiştirilebilir[164]. Bunlar; (1) açıkça, (2) yorumlama ile, (3) uygulama ile değiştirmedir. Anayasa açıkça(V Article of US Constitution), belirtilen esas ve usuller dahilinde değiştirilebilir. Buna göre, hem Senato hem de Temsilciler Meclisinin üçte iki çoğunluğu, anayasa değişikliğini gerçekleştirebilir. Anlaşılacağı üzere, anayasa da belirtilen usul ve esaslara göre değişim ağır şekil şartlarına tabidir. Anayasa değişikliği daha ziyade, üst derece mahkemesi(U.S Supreme Court) tarafından, maddelerin yorumlanması suretiyle yapılmaktadır. Anayasa düzenlendiğinde göz önünde bulundurulmayan, önceden sezilemeyen yeni durumların ortaya çıkması halinde, üst derece mahkemesi günün şartlarına ve evrensel değerlere uygun yorumlar yaparak, maddenin uygulama alanını genişletmekte ve değiştirmektedir. Anayasa yapılan yeni uygulamalar yolu ile de, değişikliğe uğramaktadır. Örnek olarak, ABD’de anayasal hareketlerin başladığı 1793 yılında. George Washington tek başına uluslararası anlaşma yapmayı reddetmiş, önce yabancı ülke temsilcisi ile müzakere yapmış, sonrada bunu senatonun onayına sunmuştur. Bu uygulama o zamandan beri devam etmektedir. Daha sonra bu uygulama yazılı hale getirilerek, anayasa düzeni içerisine sokulmuştur.

 

4. Federal Yetkiler

 

Federal yönetimin yetkileri, oldukça geniş bir alanı içine almaktadır. Bu yetkileri şu şekilde sıralayabiliriz[165].

 

A. Ticari Düzenlemeler Yapma Yetkisi

 

1789 Anayasasının kabulüne öncülük eden en önemli faktör, eyaletler arası ticari ilişkilerdir. Eyaletler arasında varolan mevcut ticari yasak ve sınırlamalar, eyaletlerin bir çatı altında toplanmasını gerektirmiştir[166]. Anayasa bu hususları düzenlemesi için, ilgili maddeler koyarak(Art. I, Sec. 8, Cla. 3 ) kongreye çeşitli yetkiler vermiştir[167]. Bu maddeye göre, Kongre yabancı ülkelerle, eyaletler arasında ve yerli kabileler ile ticari  ilişkileri düzenleyebilecektir. Üst derece mahkemesi 1937 yılına kadar, bu düzenlemeleri sadece eyaletler arası ticari ilişkileri kontrol etmek yada düzenlemek yönünde yorumlama yaparak, maddelerin işleyişini sağladı. 1937 yılında sonra, mahkeme eyaletler arası ticari ilişkilere bakış açısını, yorumlamada genişletme yapmak suretiyle, genişletti. Eyaletler arası ticari ilişkileri geliştirmek ve düzenlemek için, yapmış olduğu yorumlar ile Kongrenin, daha geniş düzenleme yapmasına imkan tanıdı[168].  Üst derece mahkemesi, bu konuya ilişkin olarak Kongre tarafından yapılan düzenlemelerin iptali için açılan davaları, ticari kesimi rahatlatıcı yorumlar yapmak suretiyle, Kongreyi cesaretlendirmiştir[169].

Ticari ilişkilere ilişkin düzenleme yapma yetkisi eyaletlere de verilmiştir. Eyaletler, federal düzenlemelere aykırı olmamak kaydıyla ticari düzenlemeler yapabilirler[170]. Örneğin, federal yönetim eyaletler arası nakliye güvenliği için bir sistem geliştirmişse, eyaletlerin buna aykırı bir düzenleme yapmaları söz konusu değildir. Buna bağlı olarak, eyaletlerin kendi iç ilişkilerinde söz konusu olan vergi koyma yetkilerini, eyaletler arası ticarete karşı kullanamazlar. Örneğin, bir eyalet kendi sınırları içinde üretilen bir mala koymuş olduğu vergiden fazlasını, başka eyaletten giren aynı mal için koyamaz[171].

 

            B. Finansal Düzenleme Yetkisi

            Federal yönetimin finansal düzenleme yetkisi, vergi, ödünç, harcama ve para basmayı içerir[172]. Anayasaya göre, Kongre, vatandaşın genel refahını ve ortak savunmasını sağlamak, ayrıca borçlarını ödemek için vergi, resim, harç gibi düzenlemeler yapmaya yetkilidir[173]. Federal yönetimin vergilendirmeye ilişkin yetkileri, belirli sınırlandırmalara konu olabilir. Kişi başına alınan vergi ”capitation or poll taxes”[174] yada doğrudan alınan vergiler, eyaletlerin nüfus durumuna göre, eyaletler arasında eşit olarak alınmaktadır[175]. Kongrenin eyaletlere veya eyaletlerden ödünç para alma ve verme yetkisi bulunmaktadır. Bu konuya ilişkin sınırlandırmalar eşitlik ilkesi doğrultusunda yapılabilir[176].

Federal yönetime finansal konularda verilen yetkiler, ABD’nin genel refahı, ortak savunması ve borçlarını ödemek için kullanılır[177]. Anayasada düzenlenen bu amaçlar doğrultusunda, Kongre bu fonları gerekli yerlere dağıtabilir. Örneğin, uyuşturucu ile mücadele kapsamında, eğitim amaçlı bu fonları kullandırabilir[178].

Anayasa Kongreye, para basma yetkisi de vermiştir[179]. Bu yetkiye paralel olarak, bankalar oluşturmaya, eyalet düzenlemeleri içinde banka faaliyetleri yürütmesi de söz konusudur.  Eyaletler arası bankacılık şube ve işlemleri federal düzenlemeye konu olmuştur[180].

 

            C. Ticari Faaliyette Bulunma Yetkisi

 

Federal yönetim, ABD’nin genel refahı amacı doğrultusunda, ticari işletmelere sahip olabilir ve ticari işlemlerde bulunabilir[181]. Bir başka deyişle, mal ve hizmet üretebilir, satım ve dağıtımını yapabilir. Ancak tüm faaliyetleri yaparken, özel teşebbüsün tabi olduğu kurallar çerçevesinde hareket etmek durumundadır. Kendisinin kamuyu temsil etmesi bakımından herhangi bir avantajı bulunmamaktadır[182].

 

5. Federal Yetkilerin Sınırlandırılması

 

Federal yetkilere ilişkin bir takım sınırlandırmalar federal anayasa tarafından düzenlenmiştir[183].

 

A. Kanuni Prosedür(Due Process)

 

Federal yönetimin yetkilerini sınırlandıran önemli ilkelerden birisi “due process”[184] yani kanuni prosedürdür. Bu ilkeye göre, hiç kimse kanuni prosedür tamamlanmadan, yaşam, özgürlük, mülkiyet gibi temel haklardan yoksun bırakılamaz[185]. ABD hukukunda, anayasa liberal anlamda yorumlanarak, kanuni prosedür ilkesi, yönetimin her türlü eylem ve işlemine karşı, birey lehine genişletilerek uygulanmaktadır. Bu ilke tüketici haklarının korunmasında da göz önünde bulundurulmaktadır. Bu hususa ilişkin düzenlemeler, genelde “the Federal Civil Rights Act” [186](federal sivil haklar) düzenlemelerinde bulunmaktadır.

 

B. Kanun Önünde Eşitlik İlkesi(the Equal Protection of Law)

 

Federal yönetimin yetkilerini sınırlandırma açısından, önemli bir ilkede “the equal protection of law”[187] (kanun önünde eşitlik) ilkesidir. Gerek federal yönetim, gerekse eyalet yönetimi vatandaşlara yönelik olarak yapacağı eylem ve işlemlerde, din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı ve farklı muamele yapamaz[188]. Ancak yapılan ayrım(discrimination), yönetim faaliyetlerinin daha sıhhatli yürütülmesi ve kamu yararı için, mantıksal ve akli esasa dayanıyorsa, burada kanun önünde eşitlik ilkesi uygulanmayabilir[189]. Bu hususa ilişkin olarak, taraflar arasında uyuşmazlık çıkarsa, durum mahkemeye intikal ettirilir. Mahkeme, yönetimin “reasonable classification”[190](mantık esasına) dayanıp dayanmadığının yorumunu yaparak, kanun önünde eşitlik ilkesi göz önünde bulundurarak karar verir[191].

Federal ve eyalet yönetimleri, kanun önünde eşitlik ilkesi aykırı uygulamalar yaparak, ticari ve çalışma hayatını düzenleme yoluna gitmişlerse, bunlar geçersizdir[192]. Haklı ve mantıklı bir sebep olmaksızın, kişilerin tamamı değil de, bazılarına bir takım sınırlandırmalar veya kısıtlamalar getirilmişse bunlar da geçersizdir[193]. Mahkeme eyaletler arası ticari ilişkilerde, kanun önünde eşitlik ilkesini daha katı şekilde uygulamaktadır[194]. Örneğin, bir eyaletin kendi sınırları içerisinde kurulan ve faaliyette bulunan sigorta şirketlerine ilişkin olarak koymuş olduğu vergilerden, daha fazlasını diğer eyalet sigorta şirketlerine koymasını eşitlik ilkesine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir[195].

 

C. İmtiyazlar ve Muafiyetler(Privileges and Immunities)

 

Federal Anayasaya göre, her eyalet vatandaşı, diğer eyaletler tarafından kendi vatandaşlarına tanınan imtiyaz ve muafiyetlerden istifade eder[196]. Bir başka deyişle, bir eyalet vatandaşı, diğer bir eyalete gider ve orada ticari faaliyet yapmak isterse, o eyaletin kendi vatandaşlarına tanıdığı imtiyaz ve muafiyetlerden, hiçbir şeye gerek kalmadan istifade eder[197].

 

D. Kişilerin Korunması(Protection of the Person)

 

Federal Anayasada kişilerin, yönetimin eylem ve işlemlerinden korunmasına yönelik açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Kişilerin korunması(protection of the person)[198], daha ziyade anayasada düzenlenen ifade özgürlüğü, özel mülkiyet hakkı ve dava hakkı gibi belli düzenlemelere ilişkin ilkeler tarafından korunmaktadır[199]. Gerek federal, gerekse eyalet yönetimi temelde bireyi esasa aldığından, yürüttükleri işlemlerde kişilik haklarına azami derecede özen göstermektedirler. Anayasa mahkemesi bu hususa ilişkin olarak yapmış olduğu yorumlarla, kişilik haklarının korunmasını genişletti. Özellikle, “özel hayatın gizliliği ilkesi”, “eşitlik ilkesi” ve “adalet ilkesi” bu yorumlar da göz önünde bulundurulan temel ilkelerdir[200].

 

IV. Rekabet ve Fiyat Düzenlemeleri

 

Eyalet yönetimi, federal düzenlemelere aykırı olmamak kaydıyla, rekabet ve fiyat düzenlemeleri yapma yetkisine sahiptir.

 

1. Ticari Hayatı Düzenleme Yetkisi

 

Eyalet yönetimi özellikle, eyaletler arası ticari ilişkilere ve federal yönetimin bu konudaki düzenlemelerine ve uygulamalarına, makul olmayan aykırı düzenlemelerden kaçınmak durumundadır.

 

A. Düzenleme(Regulation), Teşebbüs Hürriyeti(Free Enterprise) ve Yeniden Düzenleme(Deregulation)

 

Ticari hayatı düzenleme(regulation) yetkisinin temelinde, teşebbüs hürriyeti(free enterprise)[201] vardır[202]. Piyasa ekonomisinin ve teşebbüs hürriyetinin söz konusu olduğu ticari hayatta, mal ve hizmetlerin fiyatlarının, nakliye ücretlerinin ve diğer değişir değerlerin federal ve eyalet yönetimince düzenlenmesi söz konusu olmaz[203]. Piyasa şartları bunları belirler[204]. Ancak federal ve eyalet yönetimi, bunlar dışındaki konuları düzenleme yetkisine sahiptir. ABD’de özellikle 1978 yılından sonra, ticari hayatı daha teferruatlı düzenlemeye başlamıştır. Bu konuya ilişkin olarak yapılan en geniş düzenleme, “the Financial Instıtutions Reform, Recovery, and Enforcement Act of 1989”(FIRREA)’dır[205]. Bu düzenleme özellikle, tasarruf ve ödünç işleriyle uğraşan finansal organizasyonların dengeli çalışmalar yapmasını sağlamayı amaçlar.

 

B. Üretim(Production), Dağıtım(Distribution), ve Finans(Financing Regulation) Düzenlemeleri.

 

Gerek federal gerekse eyalet yönetimi tüketiciyi ve kamuyu korumak amacıyla, yanıltıcı ilan ve etiketleri, üretim, dağıtımla ilgili her türlü yayın ve reklamı yasaklayıcı düzenlemeler yapabilir. Özellikle yönetim yiyecek, içecek ve kozmetik gibi insan sağlığını yakından ilgilendiren konuların üretimine, dağıtımına ve bunların tanıtımına ve lisansa konu olmalarına ilişkin hususları ayrıntılı olarak düzenleme yetkisine sahiptir[206]. Bu amaçlara ilişkin olarak, federal yönetim daha geniş alanda, eyaletler arası mal ve hizmet akışını rahatlatıcı, kamu menfaatini ve sağlığını göz önünde tutarak, sağlıklı bir çevrede üretim yapılmasını sağlayıcı, bu hususta özel teşebbüsü cesaretlendirici, her türlü düzenleme yapma yetkisine sahiptir[207].

 

C. Rekabete İlişkin Düzenlemeler(Regulation of Competition)

 

Federal ve eyalet yönetimi, değişik derece ve hallerde haksız rekabet hallerini göz önünde tutarak, bu konuya ilişkin ayrıntılı bir düzenleme yapmıştır. Kongre tarafından çıkarılan ve  “the Federal Trade Commission Act(FTCA)” adı verilen düzenleme bu amaca hizmet etmektedir. Bu düzenlemeye göre, kurulmuş ve yetkilendirilmiş komisyon(Federal Trade Commission(FTC))[208], ticari faaliyetlerde her türlü yasal olmayan, haksız sayılabilecek rekabet hallerini tespitle görevlendirilmiş bir kurumdur. Rekabete ilişkin olarak çıkarılan bu düzenleme, haksız rekabet olarak sayılabilecek halleri ve benzer hadiseleri sayarak bunların yapılmasının yasak olduğunu hükme bağlamıştır. Örneğin, satılan mal üzerinde, müşterileri aldatıcı ve yanıltıcı etiketlerin bulunmasını, haksız rekabet hallerinden biri olarak saymıştır[209]. Yine, mal ve hizmet üretiminin belirli bir lisans çerçevesinde yapılmasını, haksız rekabetin tespitinde önemli bir belirleyici olarak, göz önünde bulundurmuştur[210]. Ayrıca bu tür olaylarda, tüketicinin zarar görmesi olayı da, tespitte göz önünde bulundurulan önemli bir diğer unsurdur[211].

 

D. Fiyat Düzenlemeleri(Regulation of Price)

 

Gerek federal yönetimin, gerekse eyalet yönetiminin fiyatlara ilişkin düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır. Fiyatlar serbest pazar ekonomisi içerisinde, arz ve talep dengesi çerçevesinde oluşmakla beraber[212], yönetim bazı hallerde piyasa şartlarından kaynaklanan zorunluluk gereği, bu yetkisini kullanabilir. “The Clayton Act”[213] adı verilen düzenleme yönetimin fiyat düzenleme yetkisine ilişkindir. Bu düzenlemeye göre yönetim, eyaletler arası ve yabancı ticarete ilişkin konularda, monopol oluşturacak yada rekabeti azaltacak şekilde, benzer malların farklı satıcıları arasında fiyat ayrımını yasaklayabilecektir[214].

 

E. Monopol ve Birleşmeleri Önlemeye İlişkin Düzenleme(Prevention of Monopolies and Combinatons)

 

Monopol ve birleşmelerden tüketicileri ve rekabet eden firmaları korumak için, federal ve eyalet yönetimleri tarafından bu konulara ilişkin bir takım düzenlemeler (antitrust) yapılmaktadır. “The Federal Antitrust Act”[215] bu hususa ilişkin olarak çıkarılan federal bir düzenlemedir. Bu düzenleme hem alıcılara hem de satıcılara uygulanır ve “the Sherman Act”olarak bilinir[216].  Bu düzenlemenin birinci maddesi, yabancı devletler ile,  yada eyaletler arasında yapılan ticari faaliyetlerde, tröst şeklinde oluşumlara gidilmesini yasaklanmış ve bunlara ilişkin olarak yapılan her türlü sözleşmenin illegal olduğu belirtmiştir. Aynı düzenlemenin ikinci maddesinde ise, monopol veya kombinasyon yapan veya bunlara teşebbüs eden yada fesat ve aldatmak maksadıyla diğer kişilerle, monopol veya kombinasyonun tarafı olarak, eyaletler arası ticarete yada yabancı bir devletle ticarete iştirak eden kimseler, cürüm suçu işlemiş olarak kabul edilecektir[217]. Bu düzenleme sadece, eyaletler arası yada yabancı ticarette uygulanmaz, aynı zamanda ticari şirketlerin veya birliklerin alım-satım aktivitelerinde, imal ve üretim faaliyetlerinde, tüketici, aracı,, üretici olup olmadığına bakılmaksızın tüm ilişkilere uygulanacaktır[218].

Haksız rekabet neticesi elde edilen menfaatlerin iadesi için mahkeme, “divestiture order”[219] adı verilen karar uyarınca, iade edilmesini sağlar[220]. Halka açık anonim şirketler, yada halka açık olmayıp da büyük çaplı olduğu kabul edilen şirketler, birleşmeyi planladıkları zaman, “the Federal Trade Commission” a yazılı olarak bildirimde bulunmak durumundadırlar. Komisyon bu bildirimi, “the Antitrust Division of Department of Justice” adı verilen, antitrustle ilgili daireye havale etmek durumundadır. Bu daire, şirketlerin birleşmelerinin monopole sebebiyet verip, vermeyeceklerini araştırır[221]. Daire yaptığı çalışmayı rapor halinde sunar. Dairenin yapmış olduğu bu çalışmaya “premerger notification” (birleşme öncesi bildirim) adı verilir.

Antitrust düzenlemeleri, şirket birleşmelerinin monopole sebebiyet verip vermedikleri, hususunda kamu oyunu aydınlatıcı bilgiler verilmesini, böylelikle tüketicilerin korunmasını amaçlar. Ayrıca getirmiş olduğu sınırlama ve yasaklar ile, monopolü engellemeye çalışır. Bu amaca yönelik bir başka düzenlemede, “takeover laws”[222](şirket ele geçirmelerine ilişkin düzenlemeler) adı verilen düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler ile, şirket ele geçirmeleri sonucu oluşabilecek monopol engellenmeye çalışılmıştır[223].

Üreticiler tarafından yapılabilecek olan fiyat sabitleştirme çalışmaları da, antitrust düzenlemelerine aykırıdır. Bu yüzden üreticiler kendi aralarında anlaşıp, fiyat belirleyemezler.  Ancak bazı düzenlemeler ile bu kurala istisnalar getirilmiştir. Buna göre, ihracatçı birlikleri, işçi birlikleri, deniz sigorta birlikleri, çiftçi kooperatifleri “the Antitrust Act” dan istisna tutulmuşlardır[224].

Antitrust düzenlemelerinin ihlali halinde, mahkemeler ihlalin durumuna göre, hapis veya para cezası yada ikisini birlikte verebilecektir. Bir şirket için maksimum para cezası 1 milyon dolardır. Bir kişi için maksimum para cezası ise, 100 bin dolardır. Hapis cezası ise, üç yıla kadar varmaktadır.

 

2. Sınırlandırmalar

 

Eyaletlerin ticari alana ilişkin olarak, değişik yetkileri bulunmaktadır. Bu yetkiler çeşitli şekillerde sınırlandırılmaktadır.

 

            A. Anayasal Sınırlamalar

 

Eyaletler ticari hayata ilişkin olarak düzenleme yaparken, yetkilerini eyalet sınırlarını aşmayacak şekilde kullanmaları gereklidir. Özellikle eyaletler arası ticareti sınırlandırıcı veya ayırıcı nitelikte düzenleme yapamazlar. Bu hususlar federal anayasa tarafından yasaklanmıştır[225].

 

B. Federal Üstünlük(Federal Supremacy)

 

Eyalet kanunları, aynı konuda olan federal düzenlemelere aykırı hükümler ihtiva edemezler. Bu husus “federal supremacy”[226] olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca federal yönetim herhangi bir konuda düzenleme yaptığı durumda, eyalet düzenlemesi bunlara paralel olmak durumundadır.

 

            C. Ticari Faaliyette Bulunan Yönetime Ait Kuruluşlar

 

Eyalet içerisinde, yönetime ait olarak ticari faaliyette bulanan kuruluşlar olabilir. Bunlar mal ve hizmet üretmek, satmak, almak yada dağıtmak üzere kurulabilirler. Ancak bunların yönetime ait olmaları, ticari alanda bunlara herhangi bir avantaj sağlamaz. Bunlarda diğer ticari kuruluşlar gibi, onların bağlı olduğu düzenlemelere göre faaliyetlerini yürütürler[227].

 

            V. Yönetsel Kuruluşlar

 

1. Genel Olarak

 

Yönetsel kuruluşlar(administrative agency)[228], yasama organı tarafından yapılan düzenlemeleri yerine getirmek ve yürütmekle görevlendirilmiş, yönetsel işleri icra eden kamu kuruluşlarıdır[229]. Yönetsel kuruluşlar, komisyon, otorite, kurul, büro, ofis, departman şeklinde örgütlenmektedirler. Örneğin, “the Federal Trade Commission” federal bir yönetsel kuruluştur.

 

2. Yönetsel Kuruluşların Önemi

 

Amerikan ekonomisinin makro alanda, takip edeceği strateji ve siyaset kongre tarafından belirlenir. Ana hatları ve içeriği Kongre tarafından belirlenen bu planlamayı, yönetsel kuruluşlar yürütürler. Yönetsel kuruluşlar bu görevini, yönetim hukuku(administrative law)[230]adı verilen kurallar çerçevesinde yürütmektedir. Eyalet yönetsel kuruluşları da, eyalet içişlerini ilgilendiren konularda, eyalet meclisi tarafından alınacak kararları yürütür[231]. Örneğin, işçi işveren ilişkilerine müteallik konularda, eyalet yönetsel kuruluşların yetkileri bulunmaktadır.

 

3. Yönetsel Kuruluşların Fonksiyonları

 

Federal ve eyalet sistemi birbirine benzer olup, yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşmaktadır. Yasama organında görev yapan kişilerin seçimle iş başına gelmelerine rağmen, yönetsel kuruluşta görev yapanlar, atama usulü çalışırlar. Yönetsel kuruluşlarda görev yapan üst dereceli görevliler, Kongrenin kabulü ile Başkan tarafından atanırlar[232].

Yönetsel kuruluşların da yasama ve yargısal içerikli işlemleri bulunmaktadır[233]. Yönetsel kuruluşların yargısal nitelikte olan işlemleri, genelde yönetimin denetleme fonksiyonundan kaynaklanan hususlara ilişkindir. Yargısal nitelikte olanlar ise, genelde kendi görev alanına ilişkin, üst normlar tarafından tanınan yetkiler çerçevesinde, kural koyma işlemlerini kapsar[234].

 

4. Bilmek Hakkı(Right to Know)

 

Yönetsel kuruluşlar yapmış oldukları faaliyetlere ilişkin olarak, kamuoyunu bilgilendirmek zorundadırlar. Yönetsel kuruluşların bu yükümlülüğüne, “right to know”[235](bilmek hakkı) adı verilmektedir. Bu hak[236]; (1) yönetsel kuruluşlarca tutulan kayıtların açık tutulması, (2) toplantıların açık yapılması, (3) kuruluşların yapacakları her türlü düzenlemeleri ve çalışmaları ilan etmeleri, hususlarını içerir.

Bilmek hakkına ilişkin olarak, federal bir düzenleme olan “the Administrative Procedure Act(APA)”[237] çıkarılmıştır. Eyaletler de bilmek hakkına ilişkin olarak yapmış oldukları düzenlemelerde, kısa adı “APA” olan bu düzenlemeye geniş yer vermişlerdir. Bu düzenleme içerisinde, yönetsel kuruluşların işlemlerine ilişkin kayıtlarını ne şekilde yapmaları gerektiği ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Örneğin, bu düzenlemeler gereği, ticari işletmelere ilişkin olarak tutulan kayıtların, herkese açık olması, ticari sır ilkesini ihlal etmez[238].

“The Freedom of Information Act”[239] adı verilen diğer bir federal düzenlemeye göre, “open records”[240](kayıtların açıklığı) ilkesi, federal ve eyalet yönetsel kuruluşlar tarafından tutulan kayıtların, talep edilmesi halinde verilmesini ve gösterilmesini gerekli kılar. Bu düzenlemenin temel amacı, yönetsel kuruluşları kamu araştırmasına, incelemesine ve denetimine açık tutmak ve şeffaf hale getirmektir[241]. Bu temel düzenleme sonrası, kişilerin bilgi almasını engelleyen düzenlemelerin kaldırılması yoluna gidildi[242]. Özellikle eyaletler bu tür düzenlemeler yaparken, kişilerin özel hayatının gizliliği hakkını korumayı ve bu hakkın ihlalini sağlayacak, bilgilendirmeleri engellemeye yönelik istisnai hükümler koymuşlardır. Tüm bu sınırlamalara rağmen, bilgilendirme özgürlüğü(freedom of information)[243] alanı genişletildi.

Kamu soruşturmalarına konu olan olayların, büyük bir gizlilik içerisinde yürütülmesi, soruşturmaya konu olan bilgi ve belgelerin soruşturma süresince açıklanmaması, bilgilendirme özgürlüğünü ihlal etmez[244]. “The Freedom of Information Act” esas itibarıyla, yönetsel kuruluşların faaliyetlerinin ve ilişkilerinin açık ve şeffaf olmasını sağlamak, böylelikle kamu denetimini sağlayarak, yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin önüne geçmeyi amaçlamaktadır[245]. Bu yüzden, düzenleme hükümleri liberal bir anlayış içerisinde yorumlanmakta, yönetsel kuruluşlar iyi niyetli çalışmalar yapmak suretiyle, bilgilendirme hakkının uygulama alanını genişletmektedirler[246].

            5. Yönetsel Kuruluşların Yasama Yetkileri

 

Yönetsel kuruluşlar ticari ve sınai hayatın belirli bir kısmını düzenlemek için, bir takım sınırlı düzenlemeler yapma yetkisine sahiptir[247]. Yönetsel kuruluşun bu yetkilerine, yönetimin yasama yetkisi adı verilir. Yönetsel kuruluşlar kendi görev alanlarına giren konular da, bu düzenleme yetkisini kullanabilirler[248]. Kongre, çıkarmış olduğu düzenlemelerle, yönetsel kuruluşun kural koyma alanını da belirler[249]. Eğer yönetsel kuruluşa bu tür bir düzenleme yetkisi verilmemişse ve yönetsel kuruluş buna rağmen düzenleme yapma yoluna gitmişse, bu düzenlemeler iptal edilebilecektir. Ancak bu düzenlemeler mahkemece iptal edilinceye kadar, geçerli olarak uygulanmaya devam edecektir[250].

Yönetsel kuruluşlar tarafından yapılacak düzenlemeler daha ziyade, bir kanunun uygulanması ve yorumlanmasına yöneliktir[251]. Örnek olarak, sağlık komisyonu(health commission) yönetsel bir kuruluş olup, halk sağlığını korunmasına ilişkin olarak teferruatlı düzenlemeler yapabilir. Yönetsel kuruluş, kendi kuruluş kanunu dışında düzenleme yapma yetkisi bulunmamaktadır. Yönetsel kuruluş, çağdaş yönetim ilkelerinin uygulanmasında, teknolojik yeniliklerden de istifade eder ve gerekli düzenlemeler yapabilir[252]. Örneğin “The Federal Trade Commission(FTC)” bu konuya ilişkin olarak yapmış olduğu çalışmalar, uzman kişilerce büyük bir titizlik içerisinde hazırlanarak, bilgilendirme hakkının uygulama alanı genişletilmeye çalışılmaktadır.

Yönetsel kuruluşlar tarafından çıkarılan düzenlemeler, yönetimin yayın organı olan ve “the Federal Register Act”[253] adı verilen düzenleme gereğince oluşturulan, “the Federal Register”[254] tarafından yayınlanır. Bu yayın organı haftada beş gün çıkarılır ve tüm yönetsel düzenlemeler, başkanlık ilanları, yönetsel emirler ve diğer yönetsel işlemler burada yayınlanır[255]. Bu yayın organında yönetsel düzenlemelerin yayınlanması, ilgili kişilerin bilmesi için yeterli sayılmaktadır. Bir başka deyişle, yayın tarihinden sonra ilgili kişiler bunları bilmediklerini ileri süremezler. Düzenlemede aksi kararlaştırılmamışsa, yayın tarihinden itibaren 30 gün sonra yürürlüğe girer[256].

“The Sunshine Act of 1976”[257] adı verilen düzenleme, yönetsel kuruluşların çoğu toplantısını kamuya açık olarak yapması gerektiğini düzenlemiştir. Bu düzenlemenin konusu, yönetsel kuruluşların faaliyetlerini kamuya göstermek suretiyle, yapacakları yanlış ve usulsüzlükleri önlemek ve bu hususlar da kamuyu bilgilendirmektir[258].

            6. Yönetsel Kuruluşların Yönetsel Yetkileri

 

Çağdaş anlamda yönetsel kuruluşların fonksiyonu, kanunları uygulamak ve ihlal edenlere karşı usul işlemleri yürütmektir. Yönetsel kuruluşlar gerek kanunların uygulanmasında, gerekse kanunları ihlal edenlere usul işlemlerini yürütmekte, kendi kuruluş kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kalmak durumundadır. Yönetsel kuruluş kendi kuruluş kanunu içerisinde kalmak kaydıyla,  konusuna giren her türlü faaliyeti icra etme yetkisine sahiptir. Bu hususa ilişkin olarak, kanunu ihlal eden kişilerin yargıya intikal ettirilmeleri için, her türlü inceleme, araştırma, soruşturma yapma, gerekli bilgi ve belgeleri toplama, usul işlemlerini yürütme yetkisine sahiptir[259]. Bu bağlamda hukuk( law)kavramı, mahkeme kararları ve kanunlar gibi yönetsel kuruluşlar tarafından esas alınan tüm düzenlemeleri içine alır. Bu hususa ilişkin olarak çıkarılan, “the Federal Antitrust Civil Process Act”[260] düzenlemesi, yönetsel kuruluşların faaliyet alanını gösteren bir federal düzenlemedir. Bu düzenleme gereğince, “the Antitrust Division of Department of Justice” adı verilen bir kurul oluşturmuştur[261]. Bu kurul avukatlardan teşekkül etmiş olup, antitrustla ilgili şikayet dilekçelerini inceler ve rapor hazırlar[262].

Yönetsel kuruluşların icrai yetkilerine ilişkin olarak bir çok düzenleme bulunmaktadır[263]. Yönetsel kuruluş yapmış olduğu denetim ve incelemelerde, yanlış olan yada düzenlemeleri ihlal eden bir durumun varlığını tespit ederse, bu hususa ilişkin olarak gerekli belge ve diğer delillere ulaşırsa, bunları düzenleyip, mahkemeye suç duyurusunda bulunabilir[264].

Başta Anayasa olmak üzere, federal düzenlemeler de, yönetsel kuruluşların araştırma ve denetim yapma yetkisini kısıtlayan veya engelleyen sınırlamalar bulunmamaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, yönetsel kuruluşlar bu denetim ve araştırma gibi yönetsel yetkilerini kullanırken, anayasal teminat altında olan kişi haklarına, özellikle de özel hayatın gizliliğinin korunmasına dikkat etmek durumundadırlar[265]. Yönetsel kuruluş özel hayata ilişkin olarak araştırma yetkisini, mahkeme izni alarak yapabilir. Ancak gizli bir tehlike hali ve onarılması mümkün olmayan zararlar husule gelebilecek derecede ciddi olaylar söz konusu ise, mahkeme izni olmadan da araştırma yapılabilir(inspection of premises)[266].

Halka açık alanlarda, yönetsel kuruluşlar tarafından tespit edilen suç unsurları üzerine araştırma yapma halinde de, mahkeme iznine ihtiyaç duyulmamaktadır[267]. Örneğin devriye halinde bir polis görevlisi, pencereden silah veya uyuşturucu satıldığını görse, mahkeme iznini beklemeden olaya müdahale edebilir ve mahkeme izni(warrant) olmadan evde araştırma yapabilir. Yönetsel kuruluşlar benzer durumları varlığı halinde, bu yetkilerini çok dikkatli kullanmak durumundadırlar. Mahkemeler tüm bu hususlar da, özel hayatın gizliliğinin korunmasına azami derece de dikkat etmektedirler[268]. Başta anayasa olmak üzere bu hususa ilişkin bir çok düzenleme, makul olmayan ve haksız olan araştırma ve incelemelere karşı kişisel korumayı garanti altına almıştır.

            7. Yönetsel Kuruluşların Yargısal Yetkileri

 

Yönetsel kuruluşa, kendi görev alanı ile ilgili konularda kişi ve kuruluşların düzenlemeleri ihlal edip etmediklerini tespit etmek amacıyla, yargısal nitelik arz eden yetkiler de verilmiş bulunmaktadır[269]. Örneğin kısa adı NLRB(National Labor Relations Board) olan işçi kuruluşu, yasaklanmış olan bir uygulamanın yapılıp yapılmadığını tespit edebilir[270]. Yine kısa adı FTC(Federal Trade Commission) olan ticari komisyon, ticari uygulamalarda haksız rekabet hallerinin tespit edebilir. Ancak bu ve benzeri yönetsel kuruluşlara verilen yetki, sadece olayı tespite yönelik bir yargısal işlemdir. Bunların mahkemeler gibi tam yargısal fonksiyonu bulunmamaktadır.

Yönetsel kuruluşun tespit yetkisi yanında, müeyyide uygulama yetkisi de bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yönetim düzenlemelerin ihlal edildiği sonucuna varırsa, kişilere para cezası ve bir takım zorlayıcı cezalar verme yetkisi de bulunmaktadır[271]. Eğer düzenlemeleri ihlal eden kişilere verilen karar ve cezalar yerine getirilmezse, yönetim kişileri mahkemeye de verebilir. Ayrıca yönetsel kuruluşun eylem ve işlemlerini haksız ve düzenlemelere aykırı bulan kimseler de mahkemeye, yönetsel işlemin iptali için gidebilir. Yönetsel kuruluşların bu konulara ilişkin olarak vermiş olduğu kararlara “administrative action” adı verilir[272]. Yönetsel kuruluşlar kendi yaptıkları düzenlemelerde “administrative action” adı verilen kararlara karşı kişilerin yargısal yollara başvuracaklarını belirtmişlerdir. Yargısal yolla itirazlarını dile getirecek kimseler, yönetsel kuruluş kararında menfaati olanlar yada karardan dolayı zarar gören kimselerdir. Yönetsel kuruluşun kararından dolayı zarara uğrayan kimseler bunu mahkemede ispat ederlerse, yönetimin sorumluluğu yoluna da gidilebilir[273].

 

VI. Uluslar Arası Ticaret

 

Ticari organizasyonların, yabancı ülkelerde yapmış oldukları ticari faaliyetlerin başarısı veya başarısızlığı, ilgili ülkelerin gümrük ve diğer ticari düzenlemelerinin doğru olarak bilinmesine ve uygulanmasına bağlıdır[274].

1.Genel Olarak

 

Ticari hayat rekabete dayanmaktadır. Bu rekabet uluslar arası ticarette kendisini daha iyi hissettirmektedir. Şirketler yerli üretimle, diğer ülkelerin üretimlerine karşı rekabet etmek durumundadır. Japon otomobilleri, Alman çeliği, Taiwan tekstili ve Çin bakırı Amerikan şirketleri tarafından ithal edilen mallardır. Bu ülkelerin bazılarında, haksız ticari uygulamalar diyebileceğimiz, bir takım uygulamalar söz konusu olabilir.  Amerikan antitrust ve antidumping düzenlemeleri veya uluslar arası ticari anlaşmalar ihlal edilebilir.

Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, uluslar arası ticaretin belli kurallar ve organizasyonlarla yapılması gereği ortaya çıkmaktadır[275]. Ülkeler bir araya gelerek, anlaşmalar, konferanslar yapmaktalar ve bu amaca matuf organizasyonlar teşekkül ettirmekteler[276].

Bir mal yada hizmet üretildiği ülke sınırları içerisinde alınıp satılıyorsa, satım işlemine uygulanacak tek düzenleme iç hukuk düzenlemesidir. ABD’de bu satım işlemi eyaletler arasında yapılırsa, bu satım sözleşmelerine, ABD sözleşme düzenlemeleri ile “the Uniform Commercial Code” düzenlemesi uygulanır. Ancak uluslar arası bir satım sözleşmesi ise, ihraç eden devletin mi, yoksa ithal eden devletin mi, kanunlarının uygulanacağını tespit önemli bir sorundur. Uluslar arası satım sözleşmesine konu olan taraflar bu hususları aralarında yapacakları düzenlemeler ile belirleyebilirler. Bu düzenleme haline “a choice of law clause”[277] adı verilmektedir.

Geleneksel muhakeme usulü, uluslar arası ticari uyuşmazlıkların çözümünde, fazla zaman tüketimi, masraf ve diğer sebepler yüzünden taraflarca istenmeyebilir. Bu yüzden taraflar, sözleşmede belirtecekleri usul ve esaslar dairesinde, aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözebileceklerini kararlaştırabilirler[278].

Amerikan şirketlerinin yabancı ülke topraklarında karşı karşıya olduğu değişik ve aleyhte tahkim kuralları bulunmaktadır. Örneğin bir Amerikan şirketinin, Çin devletinde Çinli bir organizasyonla yapmış olduğu ticarete ilişkin olarak çıkacak ihtilaflarda tahkim yoluna gidilebileceğine karar verilebilir. Ayrıca uyuşmazlığa Çin tahkim kurallarının uygulanacağı da belirtilebilir. Bu halde yani Çin tahkim kurallarına göre, uyuşmazlığa sadece Çin hukuku uygulanacak ve Çinli hakim ve avukatlar  davada hazır bulunacaktır. Bu durum karşı tarafın Amerikan şirketi olması halinde de değişmeyecektir.Bu durum Amerikan şirketlerinin aleyhine olabilecektir. Uluslar arası ticari ilişkilerde buna benzer sorunlar yaşanabileceği için, taraflar daha ziyade, tarafsız üçüncü ülkenin tahkim kurallarına yollama yapmaktadırlar.

Bir tahkim anlaşması taraflara karar verme prosedürü üzerinde, büyük bir kontrol etme yetkisi verir. Taraflar uygulamada daha ziyade, uyuşmazlığı çözebilecek bilgi birikimine sahip, yabancı dil yeteneği olan kimseleri hakem olarak tercih etmektedirler[279].

Uluslar arası ticarette ortak kullanılan para birimi olmadığı için, ödemenin ne şekilde yapılacağı ve paranın ne şekilde kullanılacağı önemli bir problem oluşturmaktadır[280]. Uygulamada her ne kadar ticari alışverişler dolar üzerinden belirleniyorsa da, taraflar yapacakları anlaşma ile bu hususu da kararlaştırabilirler[281]. Genellikle tercih edilen yol ise, “a letter of credit”[282] adı verilen usuldür. Bu işlemde alıcı, satıcıya “a letter of credit”(kredi mektubu) vermektedir[283].  Bu kredi mektubunu alıcı bir bankadan almaktadır. Kredi mektubu satıcıya, ödemenin yapılacağını taahhüt etmekte ve satım işlemi tamamlanınca da, banka bedeli satıcıya ödemektedir. Bazı hallerde, devletin hazinesi de bu kredi mektubunu verebilir[284].

 

            2. Uluslar Arası Ticari Organizasyonlar, Konferanslar ve Anlaşmalar

 

Mal, hizmet ve yatırımlar için uluslar arası pazarı etkileyen sayısız organizasyonlar bulunmaktadır. Bu organizasyonlar, konferans ve anlaşmaları takiben kurulmuştur.

 

            A. GATT 1994 ve WTO

 

“The General Agreement on Tariffs and Trade 1994(GATT 1994)[285]”, 125 üye devlet tarafından imzalanan uluslar arası bir anlaşma olup, Çin ve Rusya hariç, Amerika’yı da içine alan bir düzenlemedir[286]. Bu anlaşma 1947 yılında imzalanan GATT’ın orijinal metnini esas almıştır[287]. Bu anlaşma daha sonra eklenen maddeler ile gelişmiş ve günümüzdeki halini almıştır. Bu anlaşmaya göre, “the Uruguay Round Agreemens” ve “the World Trade Organization(WTO)” oluşturulmuştur[288]. GATT’ın temel amacı, ikinci dünya savaşından sonra, dünya ticaretini liberalize etmek ve daha ötede ekonomik büyümeyi ve insan gelişimini sağlamaktır[289].

GATT’ın temelde iki ana fikri temeli vardır. Bunlar[290]; (1) herhangi bir ayrım yapmaksızın ticaret, (2) gümrük tarifeleri aracılığıyla korumanın sağlanmasıdır. Ayrım yapmaksızın ticaret yapma ilkesi “most favored nation clause”[291], yani üçüncü ülkelere verilen imtiyazların aynısının, anlaşılan ülkeye de verileceğini ifade eder. Buna göre, ithalat ve ihracat düzenlemelerinde ve uygulamalarında üye devletler, en lehe devlet konumundadırlar. Tüm üye devletler bu ilkenin bir sonucu olarak, birbirlerine eşit muamele yapmak durumundadırlar. Bunun istisnası “the European Union” ve “the North American Free Trade Organization(NAFTA)[292] gibi bölgesel anlaşmaların içerdiği özel şartlardır[293]. Bu düzenlemenin temel amacı, uluslar arası ticarette, açıklık ve şeffaflığı sağlamak suretiyle, rekabeti etkin hale getirmektir[294].

Kısa adı ”WTO” olan dünya ticaret örgütü, dünya ticaretinin sağlıklı bir şekilde gelişmesi, rekabetin sağlanması, uyuşmazlıkların çözümlenmesini gerçekleştirmek üzere kurulmuştur. Özellikle, üye devletler arasında çıkabilecek ticari uyuşmazlıklar, “Dispute Settlement Body(DSB)” adı verilen kuruluş tarafından giderilmektedir[295]. Bu kuruluş, mahkeme gibi çalışmaktadır. Ayrıca “GATT” anlaşmasının ilgili maddelerinin üye devletler tarafından ihlal edilip, edilmediği hususunda da karar verir. “DSB” bu hususta yapmış olduğu araştırma sonucunda, taraflardan birinin anlaşmayı ihlal ettiği sonucuna varırsa, ihlal eden tarafı üyelikten ihraç etmez. Sadece zarar gören ilgili tarafın zararını ihlal eden tarafa tazmin ettirir[296].

            B. CISG

           

“The United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods(CISG)”[297], adı verilen anlaşma, uluslar arası satım sözleşmelerini yürütmek üzere ve eyaletler arasında birlikteliği sağlamak için çıkartılmıştır. Bu anlaşma daha sonra, ABD ile birlikte imza eden ülkeler arasında da etkili olmaya başlamıştır. “CISG” hükümleri, aslında “the Uniform Commercial Code”nin 2 . maddesi hükmünden esinlenerek hazırlanmıştır.

C. UNCTAD

 

“The United Nations Conference on Trade and Development(UNCTAD)” adı verilen anlaşma, az gelişmiş ülkelerin menfaatlerini temin etmek üzere hazırlanmıştır. “UNCTAD” uluslar arası ticaret yolu ile, az gelişmiş ülkeler lehine gelir dağılımını düzeltmeyi amaç edinmiştir.

            D. NAFTA

 

“The North American Free Trade Agreement(NAFTA)”, Meksika, Kanada ve Amerika arasında yapılmış olan serbest ticaret anlaşmasıdır. Başlangıçta bu anlaşma, Amerika ile Kanada arasında 1989 yılında serbest ticaret anlaşması(Free Trade Agreement) olarak imzalandı. Bu anlaşmaya 1994 yılında Meksika da katıldı. Kısa adı “NAFTA” olan anlaşma, üye üç ülke arasında tüm gümrük tarifelerini kaldırdı. Böylelikle, geniş ölçekli bir ticaret alan oluşturuldu[298]. Üye devletlerden Kanada ve Meksika gümrük tarifelerini ABD yatırımları için daha da indirdiler[299]. NAFTA, “the European Union” gibi müşterek işçi pazarı oluşturmazken, anlaşma işadamlarının sınır ötesine ulaşmalarına imkan sağladı.

 

E. IMF

 

“The International Monetary Fund(IMF)”[300], New Hampshire’de II. Dünya Savaşı sonrası toplanan bir grup ülke tarafından oluşturuldu. IMF anlaşmasına göre, uluslar arası ticaretin dengeli olarak büyümesi ve yayılmasının sağlanması esas amaç olarak belirtilmiştir. Ayrıca ülkelerin uluslar arası ödeme dengelerinde ortaya çıkan bozuklukları gidermek için de üyelerine ödünç para transferi yapılabilir. IMF üyeleri birbirlerinden borç para alabilecekleri gibi, IMF’in kendisinden de borç para alabilirler. New Hampshire de yapılan Bretton Woods konferansı, “the International Bank for Reconstruction and Development”, Amerika gibi sermaye fazlası olan ülkeler tarafından ekonomik açıdan ihtiyaç içinde olan yada yabancı yatırımlar için ihtiyaç duyan ülkelere ödünç para vermeyi kolaylaştırmıştır.

 

3. Uluslar Arası Ticari Organizasyon Şekilleri

 

Uluslar arası ticari işlemlere katılım ve katılıma karar verme, katılımın genişliği, bireysel firmalar ve üreticilerin finansal durumları, pazar faktörleri, vergiler ve diğer bir çok faktörler önem arz eder. Bunlara göre, sınır ötesi ticaret yapmak üzere çeşitli ticari organizasyonlar oluşturulabilir.

 

            A. Export Sales

 

Yabancı bir ülkede müşterilere doğrudan satım bir “export sale”[301](ihraç satım)dır. Export satımla uğraşan bir Amerikan firması bu tür bir anlaşma ile, yabancı ülkede bulunması gerekmez. İhraç, yabancı ülkenin gümrük tarifelerine konu olur. Ancak ihraç yapan firma, ithal eden ülke tarafından lokal vergilendirmeye konu olmaz[302].

            B. Agency Requirements

 

Amerikalı üretici firmalar, yabancı ülkelerde kendisini temsil etmek üzere bir acenta ataması yapmakla, uluslar arası ticarete sınırlı bir giriş yapmaya karar verebilirler. Acenta(agent)[303] bir kişi yada bir firma olabilir. Bunlar Amerikalı üretici firma adına, ilgili pazarda hareket eden(the principal)[304] yada sözleşme yapan kimselerdir.

Acenta, Amerikalı şirket adına yaptığı işlemlerden komisyon alacaktır. Yabancı bir acentanın atanması çoğunlukla ticari faaliyet yapılan ülkede oluşturulur. Amerikalı firma bu durumda lokal vergilendirmeye konu olur[305].

 

C. Foreign Distributorships[306]

 

Distribütör[307], malların ilerde satılması için finansal yada ticari risk taşıyan ve malları alma hakkı olan kimsedir[308]. Büyük finansal yatırımlardan kaçınmak için, bir Amerikan firması yabancı bir distribütör atanmasına karar verebilir. Bu kimse aracılığıyla, mal ve hizmetleri diğer devlete rahatça dağıtabilir. Böylelikle, karışık iç hukuk mevzuatından ve bürokrasiden kurtulmuş olur[309].

            D. Licansing

 

“Licansing”[310] bir üretimde teknoloji transfer hakkını içerir, öyle ki yabancı bir ülkede farklı ticari organizasyon tarafından üretilmesine izin verilir[311]. Teknolojik olarak lisansı elde edilmiş olan patentler, ticari markalar, know-how’lar(ticari sır)[312] uluslar arası ticari alana taşınabilir. Bu haklara “intellectual property right”(gayri maddi haklar)[313] adı verilmektedir. “Franchsing”[314] ise, özel şartlar altında copyright, ticari isim yada ticari marka kullanımına izin vermeyi içeren, uluslar arası ticarette çok kullanılan bir lisans sözleşmesidir.

            E. Joint-Venture

 

Amerika şirketi ile yabancı bir organizasyon “joint-venture”[315] şeklinde bir birliktelik oluşturabilir. Bu şekilde yan yana gelen iki firma, ortak bir sonuç için farklı fonksiyonlu performans göstermeyi kararlaştırabilirler[316]. Bu tür işlemlerde sorumluluk yapılan sözleşme ile yürütülür[317]. Örnek olarak, Hughes Aircraft Co. ile birlikte iki Japon şirketi(C.Itah&Co. ve Mitsui) Japon devleti için, telekomünikasyon amaçlı olmak üzere, uzay uydusu yapmayı, Joint-Venture olarak gerçekleştirmek üzere anlaşmışlardır.

 

4. Ülkelerin İç Hukuk Düzenlemeleri

 

Her ülke kendi vatandaş ve kurumlarının ekonomik menfaatlerini korumak yada uluslar arası ilişkilerde kendini korumak için, iç hukukta bir takım düzenlemelerle ticari hayatı yönlendirebilir.

 

A. Export Regulations[318](İhraç Düzenlemeleri)

 

Amerika Birleşik Devletleri, ulusal güvenlik sebepleri, dış politika yada belli yerli ürünlerin korunması için, malların ve teknolojilerin ihracını kontrol eder[319]. Bu işlemleri “the Export Administration Act” adı verilen ve ihraç kontrollerini düzenleyen mevzuatla gerçekleştirir. Ayrıca bu düzenlemenin işleyişini kontrol etmek üzere kurulan ve düzenleme yapma yetkisi de(export administration regulations) bulunan, “the Bureau of Export Administration of the Department of Commerce” kurulmuştur[320]. “The Bureau of Export Administration  of the Department of Commerce” yapmış olduğu düzenlemelerle, uygulamacıların işlemlerini oldukça kolaylaştırmıştır[321].

İhraç edilmek istenen bir ürünün, ihraç izni(export license) gerekip gerekmediğinin tespiti, önemli bir sorundur. İhracı gerçekleştirecek kişi yada firma bu ürünün, “the Commerce Control List(CCL)”(Ticari Kontrol Listesi) adı verilen listede de belirtilen ürünler arasında yer alıp almadığına bakmak durumundadır. Listede yer alan  ürünler, “EU”(Avrupa Birliği) tarafından kullanılan usule uygun olarak bir ihraç kontrol numarasına ”Export Control Classification Numbers”(ECCNs) sahiptir. Eğer ihraç edilmek istenen ürün bu listede yer alıyorsa, ulusal güvenlik, teknolojik, dış ilişkiler, nükleer bozulma, kimyasal yada biyolojik silahlar, antiterörizm, suç kontrolü, kısıtlı arz yada Birleşmiş Milletler(UN) sınırlandırmaları gibi haller yüzünden kontrol sebebiyle, “the ECCN” ye kodlanmıştır. İhraçcı, “the Commerce County Chart” adı verilen danışma organına başvurarak, ürününün bu listede yer alan ürünler içinde mütalaa edilip edilmeyeceğini öğrenebilir. Ancak tüm ihraç edilecek ürünler için “the Commerce Country Chart”ın referansına gerek yoktur.

İhraç izinleri(export licenses), özellikle belirli ileri teknolojik ürünler ve askeri ürünler için gereklidir. Bazı ihraç ürünleri vardır ki, askeri teçhizat üretmekte kullanılabilir. Örneğin, çelik gibi, ürünler her türlü askeri teçhizat üretiminde kullanılabilir. Bundan dolayıdır ki, çelik ihracı yapılırken bunun ithal eden ülke için, hangi amaçla kullanacağı göz önünde bulundurulur. Örneğin çelik ihracı Pakistan gibi nükleer çalışmaları olan bir ülkeye yapılacaksa, bunun yetkililerden izin alınarak yapılması gereklidir. Çünkü, Pakistan “the Nuclear Non-Proliferation Treaty”(Nükleer Silahlanmayı Önleme anlaşması) adı verilen anlaşmayı imzalamamıştır. Dolayısıyla bu ürünün nükleer amaçlı kullanımı söz konusu olabilir.

“The Department of Commerce’s Exporter Assistance Staff”(Ticari Departmanda Görevli Ticari İhraçcı Uzmanı), bir ihraç lisansına ihtiyaç varsa bunu tespitte ihraççıya yardımcı olacak ve gerekli bilgileri kendisine ulaştıracaktır[322].

 

B. Protection of Intellectual Property Rights(Gayri Maddi Hakların Korunması)

 

Amerikan hukuku ticari markalar(trade marks)[323], telif hakkı(copy rights)[324] ve patentlerden[325] ibaret olan ve “Intellectual Property Rights”[326] adı verilen, gayri maddi hakları yapmış olduğu düzenlemeler ile koruma altına almıştır. Bu haklar çeşitli şekillerde ihlal edilebilir. Örneğin bilgisayar programlarının, kasetlerin, disket ve disklerin taklit edilerek çoğaltılması, telif hakkı(copy right) düzenlemelerinin ihlali anlamına gelir. Atletik çorap, pantolon ve saat gibi ithal mallar, Amerikan şirketlerinin kayıtlı ticari markasının taklidi ise, “the Antham Act”[327](ticari markalar düzenlemesi) adı verilen düzenlemeyi ihlal eder. Yine ithal edilen makine ve araçlar, Amerikan patentlerini ihlal ediliyorsa, patent düzenlemeleri ihlal edilmiş demektir.  Taklit edilen mallar(counterfeit goods)[328], ticari markalara(trademark) zarar veriyorsa, ilgili Amerikan firmaları, taklitçi firmaya tazminat davası açabilirler[329]

Gayri maddi haklar(intellectual property rights), aynı zamanda “the Berne Convention”[330](telif haklarının korunmasına ilişkin düzenleme), “the Patent Cooperation Teaty(patent düzenlemelerine ilişkin anlaşma) ve “the Vienna Trademark Registration Treaty(ticari markaların aydına ilişkin düzenleme) gibi uluslar arası anlaşmalarla da korunmaktadır[331].

Amerikalı ticari marka sahibi, ticari markanın uluslar arası ticarette kullanılması için, yabancı bir işletmeye lisans verebilir. Böyle bir durumda, yabancı malı üreten kişi bu malı Amerika’ya sokmak isterse, “the Tariff Act of 1930”[332] düzenlemesi bunu önler. Bu düzenlemeye göre, bu mal ancak, Amerikalı firmanın izni halinde sokulabilecektir[333]. Bu durum “gray market goods”[334] olarak adlandırılmaktadır.

            C. Antitrust

 

Amerika’da var olan “antitrust”[335] düzenlemeleri bir taraftan yerli rakiplerden, diğer taraftan yabancı rakiplerden, tüketicileri korumayı amaçlar.  Bu düzenlemeler gerek malların ihracında, gerekse malların ithalatında söz konusu olur. Antitrust düzenlemeleri hem Amerikan ihracatını korumak, hem de yabancı pazarlarda, rakip firmalar tarafından Amerikan firmasının pazara girmesini önleyen sınırlandırmalara karşı, yatırım fırsatlarını korumak için vardır. Zira bu düzenlemelerin benzerleri yabancı ülkelerde de bulunmaktadır[336].

Amerikan mahkemeleri, iç hukukta geçerli olan antitrust düzenlemelerini, uluslar arası ticari ihtilafların çözümünde de uygulamaktadırlar. “Effect Doctrine”[337] adı verilen mahkeme uygulamasına göre, eğer Amerika dışında yapılan ticari faaliyet, Amerika ticaretini doğrudan yada dolaylı olarak etkiliyorsa, bu halde antitrust düzenlemeleri bu tür faaliyetlere de uygulanabilir.

Yabancı antitrust düzenlemeleri, uygulama ve içerik olarak birbirinden farklıdır. Örneğin Japonya fiyat sabitlemesi yada yanıltıcı beyanlara karşı tüketiciyi korumayı esas alır. Her nasıl olursa olsun, üretimi kontrol etmek için şirketler arasında anlaşmalar, hisse sahiplerinin birleşmeleri ile ilgili olarak, Japon hukuku, Amerikan hukukundan daha az sınırlandırmalara sahiptir.

Avrupa, Amerikan mal ve hizmet yatırımları için oldukça büyük bir pazardır. Avrupa’da iş yapan Amerikan şirketleri, “EU” rekabet hukuku düzenlemelerine konu olur. “The Treaty of Roma” antitrust düzenlemelerinden daha ziyade, rekabet(competition) terimini kullanmıştır. Özellikle anlaşmanın 86 ve 87 maddeleri, Avrupada ticari faaliyette bulunacak ülkeler için rekabete ve antitrust’a ilişkin temel düzenlemeler içermektedir.

 

            D. Uluslar Arası Alanda Sermaye Piyasası Düzenlemeleri

 

Uluslar arası sermeye piyasalarındaki gelişmeler, Amerikan sermaye piyasası açısından son derece önem arz eden bir konudur[338]. Özellikle bu gelişmelerin ülke dışında gelişip, Amerikan menfaatlerini tehdit eder nitelikte olması, illegal olarak nitelendirilebilecek ticari faaliyetlere zemin hazırlayacaktır. Amerikan menkul kıymet düzenlemelerinin ihlali ile ilgili hukuki ihtilaf ve çözüm yolları sık olarak bölge dışı bir etkiye sahiptir.

Banka hukukuna ilişkin düzenlemeler de, uluslar arası etkiye sahiptir[339]. Özellikle bankaların müşterilerine ait kişisel bilgileri, üçüncü kişilere vermemesine ilişkin yasaklayıcı düzenlemelere “secrecy laws”[340] adı verilmektedir. “Blocking laws” ise yabancı yetkililerin bilgi ve belge istemeleri halinde izlenmesi gereken usul düzenlenmiştir. Bu hususları sermaye piyasası alanında inceleyen kurum, “the Securities Exchange Commission(SEC)”[341] adı verilen komisyondur.

            E. Ticari Engeller

 

Sınırlar arasında malların özgürce hareket etmesini engelleyen, müşterek sınırlandırmalar “tariff” olarak adlandırılmaktadır[342]. Uluslar arası ticarette, mal, hizmet ve yatırımların özgürce hareketini engelleyen, tarif dışında bir takım engeller bulunmaktadır. Tariff, ihracat ve ithalata getirilen bir takım sınırlandırmalar veya yükümlülüklerdir. Bir başka deyişle, malların hizmetlerin ve yatırımların içeriye veya dışarıya hareketi için öngörülen bir takım vergilerdir[343]. Yabancı ithalat sınırlandırmalarında ülkeler tarafından en çok kullanılan usul tarifeler yolu ile yapılandır. Tarifeler toplam maliyeti artırır, böylelikle iç pazarda ithal malın fiyatının artırılması ile yerli mal korunmuş olur.

“The U.S Customs Service”(ABD Gümrük Servisi), ithal mallara karşı giriş departmanında tarifeler yükler. Ticari mallar, listelenmiş gümrük tarifeleri altında iç pazara sokulur. Gümrük servisi ayrıca ithal edilen malın değerini, belli bir formülle “computed value”(hesaplanan değer) elde eder. Gümrük servisinin alacağı toplam gümrük miktarı ve tarifede belirlenen gümrük yüzdelerine ve malın değerine“computed value”(hesaplanan değere) göre alınır[344].

Tarif düzenlemesi yapmayan ülkeler(nontariff)[345] arasında, malların serbestçe dolaşmasını engelleyen geniş ölçekli sınırlamalar vardır. Bir ülkeden diğer bir ülkeye malların belli sayıda ithal edilebileceği gibi sınırlamalar yada sınırlı ithal oranı, bir “nontariff” uygulamasıdır. Japonya gibi bazı ülkeler ise, gümrük mevzuatını o kadar karışık düzenlemişlerdir ki, bu karışıklık içinde oraya mal göndermek son derece güç bir iştir. Bu da bir “nontariff”[346] uygulamasıdır.

Amerika son yıllarda ihraç kontrol ve kotalarını dış politika eksenli olarak yapmaktadır. Örneğin Amerikanın dostu olmayan ülkelere stratejik teknoloji yada önemli askeri techizat satılması yasaklanmakta yada sınırlandırılmaktadır. Amerika yine bazı ülkelere karşı, dünya barışı, insan hakları ihlalleri gerekçesiyle cezalandırma yöntemi olarak da sınırlama ve yasaklar getirmektedir.

            F. Uluslar Arası Ticaretin Sebep Olduğu Ekonomik Kayıplar

 

Belli alanlarda Amerikan sanayii, yabancı rekabet yüzünden şiddetli ekonomik kayıplara maruz kalabilir. Amerika hukuk düzenlemeleri, yabancı mallardan haksız rekabet yüzünden zarar görebilecek kişi ve şirketlere bir takım korumalar sağlar. İthal rekabetten aksi yönde etkilenen kişilere ve firmalara ekonomik çareler sağlar. Ayrıca bu düzenlemeler, haksız sınırlandırmalarla karşı karşıya kalan üretici ve ihracatçılara da bir takım imkanlar sağlar.

Başka bir ülkede malların gerçek değerinin altında, daha düşük bedelle satılması “dumping”[347] olarak adlandırılmaktadır. Amerika’da yabancı mallarda “dumping” “the Trade Agreement Act of 1972” düzenlemeleri ile yasaklanmıştır[348]. Uygulamada “antidumping” davalarında takip edilen prosedürde, iki federal yönetsel kuruluş önemli rol oynamaktadır. Bunlardan birincisi olan, “The International Trade Administration(ITA) of the Department of Commerce”[349] belli yabancı malların, gerçek değerinin altında satılıp satılmadığını tespit etmeye yönelik bir araştırma yürütür. İkinci organ olan, “The International Trade Commission(ITC)”[350]  eğer böyle bir satım söz konusu ise, bu satımın yerli sanayie vermiş olduğu zararı tespit eder. Her iki kuruluşun bulguları, mümkün olan en kısa süre içinde açıklanmalı ve gerekli işlemler derhal yürütülmelidir. Bundan sonra “remedial action”adı verilen zararın telafi yolları gündeme gelir[351]. Telafi edici faaliyet olarak ilk önce, malın Amerika’da satıldığı fiyat ile malın gerçek değeri arasında bir fiyat tespiti yapılır, ikinci olarak ise, zarar gören kişi veya firmaların durumları tespit edilir. “ITA” ve “ITC” kararları için “the Court of International Trade(Uluslar Arası Ticaret Mahkemesine) başvurulabilir.

1974 yılında çıkarılan “the Trade Act”, Amerika firmaları, sanayii ve çalışanları ithal rekabetten dolayı zarar görmüş veya etkilenmişse, onlara bu zararlarını karşılayacak çözüm yolları önerir[352]. “The Department of Commerce” ve “the Secretary of Labor” adlı kuruluşlar bu çözüm yollarını tespit etmede ve kriterleri belirlemede önemli role sahiptir. Örneğin, ithal kısıtlaması, ek vergi yükümlülüğü veya gümrük tarifesinin artırılması gibi.

Amerikalı ihracatçılar makul olmayan, haksız yada ayrımcılık yapan yabancı ithal sınırlamaları ile karşılaşabilirler. “The Omnibus Trade and Competitiveness Act of 1998”[353], yabancı bir ülke tarafından düzenlenen “unreasonable”(makul olmayan), “unjustifiable”(haksız) yada “discriminatary”(ayrımcılık) hükümlerine ilişkin olarak karşılıklılık esasına göre, benzer düzenlemeleri ilgili yabancı ülke için getirebilir. Bu “act” ın uygulaması Başkan tarafından atanan “the U.S. Trade Representative(USTR)” tarafından sağlanır.

 

G. Expropriation(İstimlak)

 

Uluslar arası ticari faaliyette bulunan Amerikan firmalarının, diğer ülkelerde yapmış oldukları yatırımlara her an o ülke tarafından el konulması ihtimali söz konusudur. Bu özellikle, Amerika ile sonradan ilişkileri bozulan ülkelerin yapabilecekleri hareketlerden birisidir. Bu faaliyetlerle ilgili olarak, “the Overseas Private Investment Corporation(OPİC)” adı verilen kuruluş oluşturulmuştur. “OPİC” az gelişmiş ülkeler ile Amerikanın dostane ilişkiler içerisinde bulunduğu ülkelere özel teşebbüslerin yapacakları yatırımları destekler. “OPİC” aynı zamanda bu ülkede yatırım yapan şirketlerin mal, teçhizat ve kayıplarına karşı olabilecek riskleri sigorta etmeyi de teklif edebilir. “Lloyds of London” gibi uluslar arası tanınan sigorta şirketleri de, benzer sigortalar sağlayabilir.

            H. İhracat Programlarına Yönelik Yönetim Destekleri

 

Amerika yönetimi yapmış olduğu yasama faaliyetleri ile, Amerikan firmalarının diğer ülkelere mal ihracını destekler, bu konuya ilişkin firmaları destekleyici tedbirler alır. “The Export Trading Company Act of 1982”[354] adı verilen düzenleme, ihracatı desteklemek ve geliştirmek için çıkarılan bir düzenlemedir. Temelde bu düzenleme, ihracata yönelik şirket kurulmasını ve bankaların bu tür şirketlere yatırım amaçlı kredi vermesini düzenler. Ayrıca antitrust düzenlemeleri de, bu tür şirketlerin lehine sınırlayıcı düzenlemeler getirir.

“Trading companies”(ticari şirketler) çoğu, Avrupa veya Doğu Asya ülkelerinde bulunmaktadır. Bu şirketler esas olarak, Amerikan ihracatçı firmalarının rakipleridir. Japonların ihraç ticari şirketlerine, “sogo shosha” adı verilen servis çok geniş bir alt yapı oluşturmaktadır. Japonyadaki bu servis, Amerika da düzenlenen “the Export Trading Company Act” benzeri bir düzenlemenin ürünüdür. Örneğin, “sogo shoska” ihraç için bir malın satım işlemine katılabilir. İhraç işlemine ilişkin  belgeleri ve kağıtları elde edebilir. Malın depolanmasını ve geçişini sağlayarak, tüm bu işlemleri de sigortalayabilir. Ayrıca bankalarla temasa geçerek, kredi miktarını genişletebilir yada kefil olabilir. “Sogo shosma”, hedef pazara ilişkin olarak, yabancı gümrük tarife ve uygulamaları ve diğer bilgilere ilişkin olarak, araştırma yapar.

“The Foreign Sales Corporation Act of 1984” ve “The Tax Reform Act of 1984”[355], adı verilen düzenlemeler, yabancı satım şirketi(form foreign sales corporation(FSC)) şeklinde kurulmuş Amerikan firmalarına, ihracat teşvikleri sağlar. Bu düzenlemeler FSC’lerin işlerini teşvik amacıyla özellikle, vergi avantajları sağlar.

Kısa adı “EXİMBANK”(Export Import Bank)[356] adı verilen finans kuruluşuna tamamıyla Amerikan yönetimi sahiptir. Bankanın esas amacı, Amerika mal ve hizmetlerinin satın alınması için yabancı ithalatçılara kredi şeklinde doğrudan ödünç vermesiyle, ihracatı kolaylaştırmaktır. Ödemeler bu halde, doğrudan mal ve servis ihracı yapan, Amerikan ihracatçılarına yapılır. Bu tür ödemeler daha ziyade riskli ülkelere yapılan ihracatlar için yapılır.

Yukarıda belirtildiği üzere, “OPIC” Amerikan dostu ve az gelişmiş ülkelere, Amerikan firmalarının yatırım yapmaları için, bu yatırımlara ilgili ülkenin el koymasına karşı(expropriation insurance) sigorta temin eder. “The Commodity Credit Corporation”(CCC), tarımsal ihracat için finansman imkanı sağlar.  Bunlara ilave olarak, “the Small Business Administration” ihracat için küçük ölçekli işletmelere kredi sağlar.

            I. The Foreign Corrupt Practices Act

 

Uluslar arası ticarette, iç hukuk sisteminin oturmadığı, bürokraside menfaate yönelik uygulamaların söz konusu olduğu, yargısal denetimin güçsüz olduğu az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler bulunmaktadır. Bu tür ülkelere ihracat yapmak veya hammadde ithalatında bulunmak sistemin son derece karışık olmasından ve keyfiyetin bürokratların kararına bırakılmasından dolayı, rüşvet ve iltimas oldukça yaygındır. Bazen rüşvet ve iltimas yapmaksızın işlerin yürütülmesi mümkün olmamaktadır.

“The Foreign Corrupt Practices Act” yabancı yetkililere uygunsuz tekliflerde bulunmayı önlemek için, bu tür şirketlerin iç kontrol mekanizmalarını ve kesin hesap standartlarını denetlemeyi düzenler. Bu düzenleme yabancı görevlilere veya bunları etkileyecek üçüncü kişilere her türlü uygunsuz teklif, ödeme yada hediye verilmesini yasaklamıştır.

 

VII. Ticari Suçlar

 

Hukuk belirli davranış standartları yerleştirir ve bu standartların ihlalini suç olarak kabul eder, yapılmasını yasaklar, uymayanları da cezalandırır. Biz konumuz itibarıyla daha ziyade ticari suçlar üzerinde duracağız.

 

1. Genel Olarak

 

Suçlar ve onlara verilecek cezalar, ceza kanunları ve ilgili düzenlemeler ile detaylı olarak tanımlanmıştır. Bunlar eyaletten eyalete değişiklik arz etmektedir. Ancak federal düzeyde kabul edilen, tüm eyaletlerce uygulanması gerekli olan düzenlemeler de bulunmaktadır.

 

            A. Suçların Sınıflandırılması

 

Suç(crime)[357], hukuk tarafından cezalandırıcı yada yasaklanan davranıştır. Suçlar “common law” düzenlemelerine göre, sınıflandırılabilir. Buna göre bir yıldan daha az hürriyeti bağlayıcı cezalandırma gerektiren, hukuka aykırı fiiller kabahat(misdemeanors)[358] olarak adlandırılır. Bir yıldan daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalandırma gerektiren hukuka aykırı fiiller ise, cürüm(felonies)[359] olarak adlandırılır. Cürümler, rüşvet(bribery)[360] ve ihtilas(embezzlement)[361] gibi, bir yıldan daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiilleri  içerir. Fiillerin kabahat ve cürüm olarak nitelendirilmesi hususunda eyaletler arasında bir birliktelik söz konusu değildir. Bir fiil bir eyalette kabahat, diğer eyalette cürüm olarak nitelendirilebilmektedir.

 

            B. Cezai Sorumluluğun Esasları

 

Bir suç genellikle, iki unsurdan ibarettir. Bunlar; (1) akli durum(mental state) ve (2) kasıt yada ihmal(omission)[362]. Zarar ise daha ziyade bir suçun sonucu ile ilgilidir. Bir başka deyişle, zarar suçun bir unsuru olarak kabul edilmez. Akli durum(mental state) olarak nitelendirilen husus, kişinin yaptığı eylemin farkında olmasını ifade eder. Bu halde kişi, eyleminin farkında olarak hareket etmesiyle, suç unsurlarından biri gerçekleşir.

 

            C. Cezai Düzenlemeler İçin Sorumluluk

 

Cezai sorumluluk için, kişinin suç sayılan fiile aykırı hareket etmesi tek sebep değildir. Kişinin içinde bulunduğu ortam veya statü dolayısıyla, başkalarının yapmış olduğu fiilden dolayı, cezai sorumluluğu da söz konusu olabilir. Örneğin şirketlerdeki sorumlulukta(corporate liability) olduğu gibi.

Ticari olan veya ticari olmayan suçlar arasında temel farklılıklardan birisi, aynı ticari suç için birden çok kişinin suçlanmasıdır. Ticari olmayan suçlar için, sadece suçu işleyen kişi bundan dolayı suçludur. Örneğin şirket yönetim kurulu üyelerinin cezai sorumluluğunda olduğu gibi.

            D. Suç Mağdurlarının Zararlarının Telafisi

 

Eyaletlerin çoğu suç sebebiyle mağdur olanların zararları yada kayıplarını telafi etmek üzere çeşitli düzenlemeler yapmıştır[363]. “The Victims of Crime Act of 1984” düzenlemesi, mağdurların zararlarını telafi etmek üzere, “the Federal Crime Victims Fund” adı verilen bir federal fon kurulmasını düzenlemiştir. Bu fon vasıtasıyla, mahkemelere ödenen para cezaları ve diğer girdiler toplanmıştır. Bu fon temelde suç mağdurları için çeşitli yardımlar ve onlara yönelik tedavi maksatlı program ve projelere destek verir[364]. “The Victims and Crime Act of 1982” düzenlemesi hakimlere, suç sebebiyle gelir kaybına yada sağlık masrafına maruz kalan mağdurun zararını karşılamak üzere, davalının ödemelerde bulunmasını sağlayıcı, kararlar vermesi hususunda yetki vermiştir[365]. Davalı bu tür hallerde tüm mal varlığı ile, zararları karşılamak durumundadır[366].

Ceza kovuşturmasına konu olan faile karşı, mağdur ayrıca zararlarını karşılamak üzere dava(a civil action for damage)[367] açabilecektir. Örneğin, fail, federal antitrust düzenlemelerini ihlal etmişse, ihlal neticesi zarara uğrayan mağdurlar, faile karşı tazminat davası açabileceklerdir.

Eğer suçsuz olan bir kişinin mahkumiyetine karar verilmişse, bu adli hatanın yapılmasından dolayı, uğranılan zararı eyalet meclisi ödemek durumundadır. Bazı eyaletler tarafından bu hak(the right to indemnity)[368] kanunlar tarafından açıkça düzenlenmiştir. “The New York Unjust Conviction and Imprisonment Act” bu hususlara ilişkin bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre, kişi muhakeme esnasında tutuklu olarak yargılanmışsa ve sonradan da beraat(acquitted)[369] etmişse, bu düzenleme altında kişinin maruz kalmış olduğu zarar karşılanmak durumundadır. Ancak bu halde yönetimin, kişinin tutuklanması için makul bir sebep gösterememesi gereklidir[370].

 

           2. White Collar Crimes

 

Mülkiyete yada kişilere ilişkin fiziksel bir zararın olmadığı takdirde yada şiddet, zorlama ve tehdit unsurlarının bulunmadığı suçlar, “white collar crimes”[371] olarak adlandırılır. Bir kimse olayın niteliğine göre, hem “white collar crime” dan hem de diğer suçlardan cezalandırılabilir.

 

A. Conspiracies(Gizli İttifak)

 

“Conspiracy”[372], suç işlemek üzere birden fazla kişinin anlaşmalarıdır. Bir başka deyişle, birden fazla kişi, hukuka aykırı bir sonuç elde etmek için bir araya gelerek anlaşma yapmalarıdır.

 

            B. Üretim, Rekabet ve Pazarlamaya İlişkin Suçlar

 

Ticari faaliyette bulunan kişi yada kuruluşlar, işçi ve işveren uygulamaları, “conspiracy”, ticari sınırlamalara karşı kombinasyon, fiyat ayrımları ve çevre kirliliğine ilişkin değişik suçlardan dolayı suçlanabilir. Bu suçlar, eyaletler arası ticarete ilişkin olan suçlar(improper use of ınterstate commerce) ve sermaye piyasasına(securities) ilişkin suçlardır.

            C. Money Laundering

 

Federal yönetim “a Money Laundering Control Act”[373] adı verilen bir düzenleme kabul etmiştir. Bu düzenleme fon kaynaklarının dağıtılması yada ödenmesini tasarlayan bir işleme ilişkin, hukuka aykırı bir prosedürü içeren, her türlü finansal işleme bilerek veya kasıtlı olarak katılmayı yasaklamıştır. Bu işlem daha ziyade, kredi ödemelerinin veya dağıtımının sağlıklı olarak yapılmasını amaçlamaktadır.

            D. Racketeering

 

“Racketeering”[374] tehdit veya santaj yolu ile menfaat temin etmek anlamındadır. Bu konuya ilişkin olarak çıkarılan düzenleme, “The Organized Crime Control Act” düzenlemesinin bir kısmı olarak 1970’de Kongre tarafından, “The Racketeer Influenced and Corrupt Organizations Act(RİCO)”[375] adı altında çıkarılmıştır. Bu düzenleme başlangıçta ticari faaliyetlerde tehdit ve santaj yolu ile elde edilen sermaye ve buna ilişkin organize suçları içeren eylemleri önlemeyi amaçlıyordu. Ancak daha sonra bu düzenlemenin alanı sadece ferdi davranışlarla değil, birlik, dernek, şirket gibi grupların yapmış oldukları organize suçları da içine alacak şekilde genişletmiştir.

Kısa adı “RİCO” olan bu düzenleme, santaj ve tehdit yolu ile menfaat temin edilmesi halinde, kişilere karşı açılabilecek hukuki ve cezai davaları da düzenlemiştir[376]. “Racketeering activity” olarak, “RİCO” düzenlemeleri altında irtikap, hile ve yanlış beyanlarla menfaat temin etmek gibi suçlarında bulunduğu değişik türden suçları düzenlemiştir.

 

E. Bribery(Rüşvet)

 

“Bribery”[377](rüşvet), bir kimseye bir iş yapması veya yapmaması karşılığında hukuka aykırı bir amaç doğrultusunda menfaat teminidir. Bu hususa ilişkin federal ve eyalet düzenlemeleri, resmi görevlilerin bu şekilde menfaat temin etmesini, yasaklamıştır. Günümüzde bu suçun alanı özellikle ticari alanda genişletilmiştir. “Commercial bribery” adı verilen bu duruma örnek olarak, rekabet içerisinde olduğu firmaların ticari sırlarını öğrenmek için, firma çalışanlarına menfaat temin etmesi, gösterilebilir.

 

            F. İrtikap ve Santaj(Extortion and Blackmail)

 

“Extortion[378] and Blackmail[379]”(irtikap ve santaj), yolu ile menfaat temin etmek suç olarak kabul edilmektedir. Örnek olarak, bir sağlık müfettişi yetkisi içerisinde bir lokantayı denetlerken, kendisine bir miktar para verilmediği takdirde kamu sağlığını tehdit ettiği gerekçesiyle kapatacağını, lokanta sahibine söylerse, “extortion”(irtikap) oluşur. Dikkat edileceği üzere burada bir tehdit söz konusu olmaktadır. Halbuki “bribery”(rüşvette) böyle bir tehdit söz konusu değildir.

“Blackmail”(Santaj) olarak adlandırılan suç ise, yukarıda izah ettiğimiz suçu kamu görevlileri dışında birisinin işlemesi halidir.

 

            G. Yolsuzluk(Corrupt Influence)

 

Politik yada yönetsel faaliyetlerin zararlı etkilerinden korunmak için, değişik düzenlemeler yapılmış bulunmaktadır. Örneğin, bir kamu bankasında çalışan görevlinin, görevini kötüye kullanarak, menfaat temin etmesi suç olarak kabul edilmiştir. Bu tür menfaat teminleri kamuya zararlı sonuçlar doğurur.

“The Foreign Corrupt Practices Act(FCPA)”, federal bir ceza düzenlemesi olup, ülkede rüşvet ve suistimali önlemeye yönelik hükümler içerir.  Özellikle de uluslar arası ticaret yapan şirketlerin, bu tür faaliyetlerini engellemeyi amaçlar. “The FCPA” suistimal niyeti ile değerli eşya yada para, hediye gibi ödemeler yapmayı yasaklar. Bu yasak, yabancı kuruluşların üçüncü kişiler vasıtasıyla yapılmış olsa bile, siyasi parti adaylarına her türlü yardım yada bağış yapmasını da yasaklar.

 

            H. Taklit(Counterfeiting)

 

“Counterfeiting”[380](taklit),  hile veya başkalarını aldatmak niyetiyle bir belgenin yada paranın basılması, düzenlenmesi suretiyle, yetkisiz kişilerce menfaat temin edilmesi yada haksız kazanç elde edilmesidir.

            I. Sahtekarlık(Forgery)

 

“Forgery”[381](sahtekarlık), çek gibi, değerli  kağıtların üzerinde değişiklik yapılması yada hileli işlemlere konu edilerek suç oluşturulması ifade edilir. Genellikle “forgery”, kişinin resmi belgeler üzerinde imza yada yazım taklitleri ile gerçekleşir.

            İ. Yalancı Şahitlik(Perjury)

 

“Perjury”[382](yalancı şahitlik),  muhakeme sırasında(judicial proceeding) olayı aydınlatmak için bilgisine başvurulan kişinin gerçeğe aykırı, yanlış ifade vererek, hakimin doğru hüküm vermesini engellemesidir. Eyalet ve federal düzenlemeler, resmi belgelerin veya yönetim tarafından istenen yazılı bilgilerin yanlış doldurulmasını, gerçeğe aykırı bilgi verilmesini de “perjury” olarak kabul etmiştir.

            J. Hileli(Sahte) İddialar(False Claims)

 

Kanuni düzenlemeler açıkça yönetim görevlilerine, yönetsel kuruluşlara, sigorta şirketlerine sahte veya hileli(false claims)[383] taleplerde bulunulmasını yasaklamış ve bunun bir suç olduğunu kabul etmiştir. Bu konuda çıkarılan “the Federal False Claims Act” adı verilen düzenleme, yönetsel kuruluşlardan yada görevlilerden yetkisi içinde bir konu hakkında sahte veya hileli fiillerle talepte bulunmayı yasaklar ve suç olarak kabul eder[384].

Dolandırıcılık kastı ile yanlış beyanda bulunarak(false pretenses) menfaat temin etmek, tüm eyaletlerde yasaklanmış ve suç olarak kabul edilmiş bir fiildir[385]. “The Trademark Counterfeiting Act of 1984”[386] markaların taklit edilmesi ile mal ve hizmetlerin piyasaya sürülmesini federal bir suç olarak kabul etmiştir.

Sahte veya hileli işlemlere örnek olarak, ATM(automated teller machine) yetkisi olmayan kişinin para çekmesi[387], kredi almak için bankaya yanlış beyanlarda bulunmak[388] gösterilebilir.

            K. Eksik Çek(Bad Checks)

 

“Bad Check”[389](eksik çek) kullanımı hem federal hem de çoğu eyalet düzenlemelerince yasaklanmıştır. “Bad check” kullanımının yasaklanmasını düzenlemeyen eyaletler ise, bu durumu “false pretenses statute”[390](dolandırma amaçlı yanlış beyan düzenlemeleri) içinde mütalaa ederek, yasaklamış ve suç olarak kabul etmiştir.

 

L. Aldatma(Cheats)

Ticari faaliyette hukuka aykırı usuller ile kişilerin aldatılması veya dolandırılması suretiyle menfaat temin edilmesi  yasaklanmış ve suç olarak kabul edilmiştir. Buna “cheats”[391] adı verilmektedir. Örnek olarak, eyalet yönetimleri etiket üzerinde, mal ölçümlerinde ve ağırlığında kasıtlı hata ve yanlış yapılırsa, bu dolandırıcılık olarak kabul edilir.

            M. Kredi Kart Suçları(Credit Card Crimes)

 

Kredi kartı çalmak veya başkasına ait kartı sahibinin müsaadesi olmadan kullanmak suretiyle, menfaat temin edilmesini eyaletler suç olarak kabul edilmiştir. Bu tür suçlara “credit card crimes”[392] adı verilir. Benzer şekilde kredi kartının iptal edildiğini bildiği halde, kişinin kredi kartını kullanmaya devam etmesi ve alış veriş yapması “false pretenses” olarak kabul edilmiştir.

“The Credit Card Fraud Act of 1984”[393] düzenlemesi, sahte kredi kartının kullanılmasını veya geçerli olmayan kredi kartları kullanmak suretiyle 1000 $ aşan her türlü menfaat temini federal bir suç olarak kabul etmiştir.

            N. Dolandırıcılık Amacıyla Mail ve Elektronik İletişim Araçlarının Kullanımı

 

Kongre, mail ve diğer elektronik bağlantılar kullanılarak dolandırıcılık yapmayı, yasaklamış ve suç olarak kabul etmiştir[394]. Daha önce de Kongre telgraf veya telefon yolu ile dolandırıcılık yapmayı yasaklamış ve suç olarak kabul etmişti. Özelikle sermaye piyasası alanında şirket hisselerine ilişkin alım-satım işlemlerinden menfaat temin etmek amacıyla, mail ve diğer elektronik bağlantılar ile, kamuoyuna aldatmak bu tür suça örnek olarak gösterilebilir.

 

3. Ceza Hukuku ve Bilgisayar

 

Bilgisayar ile işlenen suçlar, genellikle bu hususa ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmamışsa, ceza düzenlemeleri içerisinde mütalaa edilerek, cezalandırılmaktadır. Ancak hızla gelişen teknoloji ve beraberinde gelen yenilikler, yeni eylem ve işlemlerin çıkmasına sebebiyet vermekte, mevcut ceza düzenlemeleri ise, bunları karşılamağa yetmemektedir. Dolayısıyla bu hususlara ilişkin olarak yeni düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

            A. Bilgisayar Suçu(Computer Crime) Tanımı

 

“Computer crime”[395](bilgisayar suçu) olarak adlandırılan ve sık olarak kullanılan bu terimin net bir tanımı yapılmamıştır. Ancak bu ifade ile, bilgisayar kullanım bilgisine sahip bir kişi tarafından yapılan hukuka aykırı fiiller anlatılmak istenir. Nasıl ki, araba hırsızlığında araba kullanılmasının bilinmesi gerekli ise, bilgisayarla ilgili suçlarda da, en azından bigisayar bilgisine sahip olmak gereklidir.

Bigisyarın kullanılması suretiyle, hukuka aykırı eylemin veya amacın gerçekleştirilmesi halinde, ceza düzenlemeleri doğrudan devreye girer. Örneğin, bilgisayar aracılığıyla e-mail gönderilerek, üçüncü kişilerin aldatılması halinde, “mails to defraud”(mail yolu ile dolandırıcılık) suçu işlenmiş olur.

Günümüzde bilgisayar alanında gerçekleştirilen baş döndürücü gelişmeler, bu alanda daha önemli ve pahalı zararlara sebep verecek suçların oluşumuna da zemin hazırlamaktadır. Mevcut ceza düzenlemeleri ile, bu suçlarla baş etmek, şimdiden bir çok sorunun çıkmasına sebebiyet vermekte, boşluk daha ziyade mahkeme kararları ile doldurulmaya çalışılmaktadır.

Bilgisayar eğer çalınmışsa, normal hırsızlığa ilişkin ceza hükümleri burada da uygulanır. Eğer bilgisayar değil de, içindeki program(software) çalınmışsa, bu programın disket, CD, DVD yada bir kağıtta bulunup bulunmadığı, önem arz etmektedir. Normal olarak, hırsızlık maddi bir malın çalınması eylemidir. Program çalınmasında, maddi müşahhas bir varlıktan söz edemeyiz. Bundan dolayı eyalet ceza düzenlemeleri, hırsızlığı tarif ederken, bu hususu da göz önünde bulundurarak “computer crime”(bilgisayar suçu) adı altında, “software”(program) hırsızlığını da düzenlemiştir. Bu husus bazı hallerde, özellikle ticari alanda söz konusu olması durumunda, yetkisiz bilgi alımını olarak kabul edilmekte ve “Trade Secrets Protection Statute”(Ticari Sırlar Kanunu) kapsamında suç teşkil etmektedir.

Bilgisayara veya içindeki programlara(software) kasıtlı olarak internet yada diğer yollarla veya programlar aracılığıyla(virüs gibi) müdahale edilip, işlemez hale getirilmişse, bu halde bilgisayar suçun mağduru(the victim of a crime) durumunda olur. Dolayısıyla bu halde bilgisayar sahibinin, bu aracı kullanması vasıtasıyla yürütmüş olduğu işlemler gerçekleşmeyecek ve zarar görecektir. Bu durumda müdahaleyi yapan failin cezai ve hukuki sorumluluğu söz konusu olabilecektir. Ticari alanda da suç olarak kabul edilen bu eylemler, şirket çalışanları yada rakipler tarafından yapılabilir.

            B. Bilgisayarın Yetkisiz Kullanımı

 

Başkasına ait olan bilgisyarı kullanarak, onun içerisindeki bilgi ve belgelere ulaşmak ve onları elde etmek, üstelik tüm bunları sahibinin izni ve bilgisi olmadan yapmak, önemli bilgisayar suçlarından(computer crime) biri olarak kabul edilmiştir. Bazı eyaletler her nasılsa, bilgisayarın haksız kullanımını hırsızlık suçu olarak kabul etmezler. Fail burada bilgisayar sahibini sürekli olarak bilgisayardan mahrum etme niyeti içinde olmadığından, eylem hırsızlık olarak kabul edilmemektedir[396]. Ancak son yıllarda bu tür suçlardaki artış ve eylemlerin çeşitliliği, bu alanda yeni ve değişik düzenlemelerin yapılması zorunluluğunu da beraberinde getirmiştir.

Bir çok durumda, bilgisayardan bu tür bilgilerin alınması, ticari sırların çalınması suçu içerisinde mütalaa edilmektedir. Bazı eyaletlerde bilginin bilgisayardan çalınması “computer trespass”(bilgisyarın haksız kullanılması) suçu olarak adlandırılır[397]. “Computer trespass” olarak adlandırılan bilgisayarın haksız kullanım suçu, bilgisayara yetkisiz ulaşarak kazanç sağlamayı, haksız kullanımı, hafızasında bulunan bilgileri depolamayı veya başka yere transfer etmeyi içermektedir. Bu hususa ilişkin olarak çeşitli eyalet ve federal düzenlemeler bulunmaktadır[398]

 

C. Bilgisayar Tarafından Gerçekleştirilen Faaliyet Programının Değiştirilmesi

 

Gerek ticari alanda, gerekse sanayii alanında çeşitli faaliyetler, otomasyon şeklinde düzenlenen programlar vasıtasıyla yürütülmektedir. Bu tür programların gerek çalışanlar tarafından, gerekse üçüncü kişiler tarafından müdahale edilmek suretiyle, programın amaç ve hedef dışı kullanılması yada yönlendirilmesi ve bu şekilde menfaat temin edilmesi de suç olarak kabul edilmiştir. Örneğin, bir firma kurmuş olduğu bilgisyar otomasyon sistemine uygun olarak, mallarının dağıtımını yapıyorsa, bubilgisayar  firma çalışanları yada üçüncü kişiler tarafından kullanılarak, dağıtım programının yönü ve hedefi değiştirilerek, yanlış yere dağıtımın yapılmasının sağlanması, faillerin hukuki ve cezai sorumluluğunu gerektirir.

            D. Bilgisyar Vasıtasıyla Ekonomik Casusluk Yapılması

 

Bilgisayar son yüzyılda gelişen, çok fonksiyonlu bir araçtır. Özellikle internete bağlanması suretiyle iletişim amaçlı olarak kullanılması, değişik casusluk faaliyetlerinde de kullanılmasını gündeme getirmiştir. Bu konuda çıkarılan “The Economic Espionage Act(EEA)”[399](Ekonomik Casusluk Düzenlemesi) önemli bir federal düzenlemedir. Bu düzenleme, şirketlerin üst düzey yöneticilerinin şirket hakkında sahip olduğu bilgileri, üçüncü kişilere bilgisyar vasıtasıyla aktarmasını yada üçüncü kişilerin şirket bilgisayarına girerek, şirket bilgilerini almalarını ve bu şekilde casusluk yapmalarını suç olarak kabul etmiştir. Tüm bu bilgiler ticari sır kapsamında mütalaa edilmektedir. Bir başka deyişle, “The EEA” bilgisayarın içerdiği bilgileri çalmayı, almayı yada ticari sırlara ulaşmayı suç olarak kabul etmiş, ayrıca bir ticari sırrı e-mail etmeyi, dağıtmayı, transfer etmeyi, nüsha çıkarmayı, yok etmeyi, değiştirmeyi, kitlemeyi, saklamayı, çizmeyi, fotoğraf çekmeyi, fotokopi ve faks etmeyi de yasaklamıştır.  Bu casusluk eylemlerini işleyenler, eğer ferdi olarak yapmışlarsa 500 000$ para cezası ile 15 yıla kadar hapis cezası, organize olarak işlenmişse 10 milyon $ kadar para cezası ile 15 yıla kadar hapis cezası ödemek durumundadırlar.

Bu tür bilgilerden sorumlu olan görevliler, başka bir şirkete değişik bir pozisyonla geçmişlerse, bunların eski işverenlerine, diğer şirkete geçen görevlisinin ekonomi casusluk yapıp yapmadığını tespit için araştırma ve inceleme yapmasına veya yaptırmasına müsaade edilmiştir.

 

E. Elektronik Fon Transfer Suçları(Electronic Fund Transfer Crimes)

 

Günümüzde özellikle bankacılık ve sigortacılık gibi finans kuruluşlarında hemen hemen tüm işlemler, bilgisyar vasıtasıyla fonların elektronik transferi ile yapılmaktadır. Elbette bu durum bazen hukuka aykırı amaçlar için de kullanılmaktadır. Bu hususa ilişkin olarak çıkarılan “The Electronic Fund Transfers Act(EFTA)”[400](Elektronic Fon Transferleri Düzenlemesi) düzenlemesi, bu konulara ilişkindir. Elektronik transfer yolu ile bir takım bilgi ve nüshaların elde edilmesi, özellikle bu işlerde kullanılan giriş kod ve şifrelerin hileli şekilde elde edilmesi yada bu yolla her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı şekilde menfaat temin edilmesi, haksız kazanç sağlanması suç olarak kabul edilmiştir.

 

4. Ticari Suçlara İlişkin Prosedür

 

“Business crime”[401](ticari suçlar), diğer suçlarda olduğu gibi, aynı usul işlemlerine tabidir. Amerika Anayasa Sistemi, kurmuş olduğu yargı sistemi içerisinde bireysel hakların(individual rights) korunmasını garanti altına almıştır.   Özellikle de özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı ilkesini koyması, mahkemelerin de bu ilkeleri bireyler lehine genişletmesi, ticari alanda faaliyet gösterenleri oldukça rahatlatmıştır.

 

A. Ticari Faaliyetlere İlişkin Anayasının Dördüncü Düzenlemesinin(Fourth Amendments) Uygulanması

 

Anayasanın meşhur dördüncü düzenlemesi(the fourth amendment to the U.S Constitution), insanların şahsiyetlerini, konutlarını, belgelerini ve ilişkilerini, kısaca kendisi için özel sayılacak tüm hususların korunmasını garanti altına alır[402]. Bir başka deyişle, bu düzenleme ile kişilerin özel hayatının gizliliği(the right of privacy) sağlanır[403]. Kişiler için özel olarak kabul edilen alana ilişkin yapılacak haksız müdahale ve uygulamalara karşı, her türlü yasal korumayı temin eder[404].

Bu düzenleme gereği, yönetsel kuruluşlar mahkemeden yasal izin almadan(warrant), kişilerin özel alanına giremezler ve herhangi bir inceleme yada soruşturma yapamazlar. Dolayısıyla yönetsel kuruluşlar, mahkeme izni olmadan ticari faaliyet alanlarına da giremez ve araştırma yapamazlar. Bu teşebbüs hürriyetinin de önemli bir ilkesidir. Bir başka deyişle, yönetsel kuruluşlar ancak mahkemeyi, kişinin mülkiyeti ve ticari faaliyeti üzerinde hukuka aykırı eylemler yada deliller olduğu yönünde ikna edip, mahkemeden izin(warrant) aldıktan sonra, ilgilinin mülkiyetine yada ticari alanına girebilir. Bu düzenleme ile, ticari alanda faaliyet gösteren kişiler ve ticari işletmeler, herhangi bir baskı olmadan faaliyetlerini sürdürebilirler. Eğer yönetsel kuruluş bu düzenlemenin aksine, mahkemeden izin almadan, ticari bir işletmeye girse ve araştırma yapsa, firma sahibi aleyhine deliller bulsa, bunlara ilişkin olarak dava açıp, firma sahibini suçlasa, mahkeme hukuka aykırı olarak elde edilen bu delilleri göz önünde bulundurarak, ilgiliyi suçlayamaz ve cezalandıramaz[405].

Yönetsel kuruluşlara araştırma ve soruşturma için getirilen bu sınırlamaların istisnaları da bulunmaktadır. Fevkalade hallerde ve suçüstü hallerinde bu kuralın uygulanması söz konusu değildir[406]. Örneğin, binada yangın çıkması halinde, delillerin yok olacağı endişesi ile, yönetsel görevliler mahkemeden izin(warrant) almadan inceleme yapıp, delil toplayabilirler.

“Business crime” olarak adlandırılan ticari suçların çoğunda, ticari faaliyete yada işletmeye ilişkin  belgeler, kayıtlar ve defterler delil olarak kullanılmaktadır. Muhasebeciler, avukatlar ve diğer ilgili kişiler ticari işletmeye ait bilgi ve belgelere sahiptirler. Bu kişilerde müşterilerine ait, sahip oldukları tüm bilgi ve belgeleri saklamak, aleyhe kullanmamak durumundadırlar. Yönetsel kuruluşların ticari faaliyette bulunan kişilere ait olan ancak, muhasebeci yada avukat gibi ilgili kişilerde bulunan bilgi ve belgelere de ancak, mahkeme izni(warrant) almak suretiyle ulaşabileceklerdir. Özellikle avukat ve müşterisi arasında     savunmaya yönelik olan her türlü bilgi ve belgenin hiçbir araştırmaya konu olmayacağı kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, savunma halinde, yönetsel kuruluş mahkemeden izin almış olsa bile, avukat ile müvekkil arasına giremeyecektir. Amerika da avukatla ile müvekkil arasındaki ilişki papaz ile günah çıkaran kişi arasındaki ilişkiye benzetilir.

 

B. Ticari Faaliyetlere İlişkin Anayasanın Beşinci (Fifth Amendment) Düzenlemesinin Uygulanması

           

Amerika Anayasanın beşinci düzenlemesi(the fifth amendment to the US Constitution), kişinin kendi aleyhine suçlama yapamayacağı ilkesini(self-incrimination)[407] düzenlemiştir. Anayasanın bu düzenlemesinden, ticari işletme sahipleri de faydalanabileceklerdir. Bu husus özellikle ticari alanda faaliyet gösteren, şirketlerin çalışma ve faaliyetleri ile ilgili her türlü bilgiyi vererek kamuya aydınlatma da göz önünde bulundurulacaktır[408].



[1] . Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., CLARKSON, K. W., West’ Business Law; Text and Cases, Legal, Ethical,Regulatory, International and E-Commerce Environment, s.3 vd.; GOLDMAN, A.J., Business Law;Principles&Practices s.3 vd.; SMİTH, L.Y., Business Law&The Regulation of Business, s. 5 vd.; ANDERSON R.A., Business Law&the Legal Environment , s.2 vd.; 

[2]. ELIAS, S./LEVINKIND, S., Legal Research How to Find-Understand the Law, 1999, s.3.;HONORE, T., Making Law Bind: Essays Legal and Philosophical, 1987 s.33.;

[3]. ELIAS/LEVINKIND 3.;HONORE 33;CLARKSON 3;GOLDMAN 3.

[4]. ELIAS/LEVINKIND 3.;HONORE 33;ANDERSON 2;SİMİTH 5.

[5]. GARNER, A.B., Black’s Law Dictionary,  St. Paul, Mınn., 1999, s. 521(Bundan sonraki atıflar için BRAYN kullanılacaktır)..

[6]. GARNER 521.

[7]. PATTERSON, E.T., The American Democracy, 1994, s.109.

[8] . GOLDMAN 5 vd.; ANDERSON 3 vd.

[9].  PATTERSON 109.

[10]. PATTERSON 137.

[11]. PATTERSON 137.

[12]. ANDERSON 5 vd.; SMİTH 3 vd.

[13]. Fourth Amendmend of the US Constitution;  ‘İnsanların kişilikleri, konutları, evrakları ve ilişkileri sebepsiz  araştırma ve alıkoymalara karşı, Anayasa teminatı altındadır. Hiç kimse tarafından özel hayatın gizliliğine müdahale edilemez. Ancak hakim kararı(warrant) ve kanunda belirtilen hallerde müdahale söz konusu olabilir’ demektedir.

[14]. Bu davaya ilişkin olarak polis, mahkemeden Simpson’un evinin aranması için arama izni(warrant) talep etmiş ve izni almıştı. Fakat evi ararken polis evin önünde park halinde bulunan Simpson’a ait aracı da aramış ve cinayete ilişkin deliller bulmuştu. Mahkeme, Anayasa düzenlemelerini(Fourth amendmend of the US Constitution)göz önünde bulundurarak, arama izninin eve ilişkin olduğu, dolayısıyla araçtan elde edilen bu delilleri kanunsuz araştırma(unlawful search) olarak kabul etmiş ve özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

[15]. Roe v Wode 410 US 113 (1973)(Bu mahkeme kararı ANDERSON, A.R./FOX, I./TWOMEY, D.P./JENNİNGS, M.M./SMİTH, S.P., Business Law and The Legal Environment, 1999, s.5(Bundan sonraki atıflar için “BUSİNESS LAW” kullanılacaktır).

[16]. PATTERSON 138.

[17]. Newsweek, 21 Ocak 1988, s.5 vd. Bu yazıda, Başkan Clinton’un Beyaz Saray stajerlerinden biri ile cinsel ilişkiye girdiği iddiası yer almaktaydı.

[18]. PATTERSON 138 vd.

[19] . MOORE, W.D., The Emperor’s Virtual Clothes: The Naked Truth About Internet Culture, 1995, s.3.

[20] . MOORE 3.

[21] . MOORE 10 vd.

[22] . MOORE 12.

[23] . MOORE 13 vd.

[24].PATTERSON 141 vd.

[25]. State v Favord(Wash) 910 P2d 447 (1996)(BUSİNESS LAW 13).

[26]. BRAYN 1213, “privacy act” yada “privacy law”,  kişiler hakkında vergi yada sağlık kayıtları gibi bilgilere ilgisiz kimselerin ulaşmasını önler.

[27]. FULLER, L.L., Anatomy of Law, 1968, s.69.; JACOBSTEİN, M. J.,/MERSKY, M.R., Fundamentals of Legal Research, 1990, s.1.; ELİAS/LEVİNKİND 4.

[28]. FULLER 69; JACOBSTEİN/MERSKY 2.

[29]. FULLER 69; JACOBSTEİN/MERSKY 2.

[30]. BRYAN 306.

[31]. ELİAS/LEVİNKİND 6; ANDERSON 9 vd.

[32]. SEC sermaye piyasası alanında düzenlemeler yapan bir idari kuruluştur(ayrıntılı bilgi için bkz., HENN H., Handbook of the Law of Corporations and Other Business Enterprises, 1970, s. 591 vd).

[33]. BRAYN 46.

[34]. ELİAS/LEVİNKİND 6; ANDERSON 9 vd.

[35]. FULLER 151.

[36]. ABD hukukunda, “decisional law”, “adjudicative law”, ”jurisprudence”, “organic law” ifadeleri de kullanılmaktadır.

[37]. FULLER 151 vd.

[38]. 349 US 294 1954(BUSİNESS LAW  7).

[39]. ELİAS/LEVİNKİND 3;FULLER 133.

[40]. BRAYN 1507.

[41]. US. Constitution Art. II – 2.

[42] . CLARKSON 5 vd.;GOLDMAN 7 vd.

[43]. Bu konuda yapılan diğer çalışmalara örnek olarak, Uniform Child Custody Juridiction Act, Uniform Code Military Justice, Uniform Consumer Credit Code, Uniform Controlled Substances Act, Uniform Crime Reports, Uniform Customs and Practice for Commercial Documentary Credits, Uniform Deceptive Trade Practices Act, Uniform Division of Income for Tax Purposes Act, Uniform Divorce Recognition Act, Uniform Enforcement of Foreign Judgements Act, Uniform Fraudulent Conveyances Act, Uniform Fraudulent Transfer Act, Uniform Gifts to Minors Act gösterilebilir.

[44]. Mahkemeler(Courts) ile ilgili bkz., BAUM, L., American Courts; Process and Policy, 1998, s.5 vd; NEUBAUER, W. D., America’s Courts and the Criminal Justice System , s.4 vd.; STUMPF, P.H., American Judicial Politics s.7 vd.;MCGURN, B./CONNER, O., America’s Courts and the Criminal Court and People, 1997, s.7 vd.

[45]. WRİGHT, A.C., The Law of Federal Courts, 1994, s.27.

[46]. SALMOND 3.; WRİGHT 27.

[47]. SALMOND 3.; WRİGHT 27.

[48]. Bu mahkemelere örnek olarak; Equity Courts, Juvenile Courts, Probate Courts, Domestic Relations Courts gösterilebilir.

[49]. WRİGHT 28.

[50]. WRİGHT 27.

[51]. WRİGHT 28.

[52] .WRİGHT 28

[53]. WRİGHT 28.

[54]. WRİGHT 28.

[55]. BAUM 13 vd.;NEUBAUER 21 vd.; STUMPF 18 vd.

[56]. BRAYN 358.

[57]. FREİDMAN, M. L., A History of American Law, 1985, s. 40.

[58]. FREİDMAN 40 vd.

[59] . BAUM 13 vd.; NEUBAUER 21 vd.; STUMPF 18 vd.

[60]. Örneğin New York ve California gibi ABD nin en kalabalık eyaletlerinde birden fazla sayıda Federal Bölge Mahkemesi bulunmaktadır.

[61]. Bu mahkemeler örnek olarak; the Federal Bankrupty Court, Indian Tribal Courts, Tax Courts, US Claims Courts, Court of Military Appeals, the US Court of International Trade gösterilebilir.

[62]. Aynı zamanda, “appeals court”, “appeal court”, “court of appeals”, “court of appeal”, “court of review” ifadeleri de kullanılmaktadır.

[63]. FREİDMAN 41.

[64]. MCGURN/CONNER 17 vd.

[65]. FREİDMAN 41.

[66]. FREİDMAN 41.

[67]. BRAYN 220.

[68]. BRAYN 220.

[69]. US Const., Sec. 8.

[70]. US Const., Sec 8.

[71]. Bu mahkemeler örnek olarak, “county courts”, “circuit courts”,”superior courts” göterilebilir.

[72]. FREİDMAN 42.

[73] . BAUM 19.

[74]. Bu mahkemelere örnek olarak, “municipal court” (belediye mahkemeleri) yada” justice courts”(adalet mahkemeleri) gösterilebilir. Bu mahkemeler genellikle 5000 $ yada 10 000$ veya altında hukuk davalarına bakarlar. Ayrıca trafik ihlalleri, gürültü ve çevre sorunlarına ilişkin düzenlemelere aykırı hareketlere karşı davalara da bakabilirler.

[75]. Bu mahkemelere”appeals court”, “court of appeals”, “court of appeal”, “court of review” adı da verilmektedir.

[76]. BRAYN 356.

[77]. BRAYN 1454.

[78]. FREİDMAN 42.

[79]. BRAYN 1171.

[80]. Bu manada, “District Attorney”,”United States Attorney”, “Attorney General” gibi ifadeler de kullanılmaktadır.

[81]. BRAYN 429.

[82]. Hakimler görev yaptıkları mahkemelere göre değişik isimler almaktadırlar. Örneğin, “associate judge”, “chief judge”, “circuit judge”, “city judge”, “county judge” gibi.

[83]. BRAYN 844.

[84]. BRAYN 124.

[85]. BRAYN 861.

[86]. BRAYN 860.

[87]. BRAYN 279.

[88]. Yargılama işlemi(process), “writ”, “notice” yada “summons” gibi terimlerle de izah edilmektedir.

[89]. BRAYN 482.

[90]. Buna ABD hukukunda “demurrer” adı verilir.

[91]. Aynı manada “counteraction”, “countersuit”, “cross-demand”, “counterclaimant” ifadeleri de kullanılmaktadır.

[92]. WRİGHT 558.

[93]. BRAYN 1173.

[94]. BRAYN 628.

[95]. WRİGHT 580

[96]. BAUM 21.

[97]. BAUM 21.

[98]. WRİGHT 618.

[99]. BRAYN 755

[100]. BRAYN 825.

[101]. BRAYN1596

[102]. NEUBAUER 17.

[103]. NEUBAUER 17.

[104]. BRAYN 1569

[105]. Aynı ifade için, “causal challenged”, “general challenge”, “challenge to the poll” kullanılmaktadır.

[106]. Purkett v Elem, 115 S. Ct. 2407 (1995)(BUSİNESS LAW 17).

[107]. BRAYN 472.

[108]. BRAYN 472.

[109]. BRAYN 472.

[110]. BRAYN 472.

[111]. Aynı zamanda, “jury charge”, ”jury direction” ijadesi de kullanılmaktadır.

[112]. BRAYN 1555.

[113]. BRAYN 1065.

[114]. Buna, “motion for new trial”, “motion for judgement”, “notwithstanding the verdict” adı verilmektedir.

[115] . STUMPF 17.

[116]. BRAYN 1381.

[117]. BRAYN 590.

[118]. LESLİE, L. D., Labor Law in a Nutshell, 1992, s.264.

[119]. BAGNER, H., Internetional Trade: Law and Practice, Vol.II,  1990, Dispute Settlement s.45.

[120]. BAGNER 45.

[121]. BAGNER 45 vd.

[122]. The Uniform Arbitration Act, Alaska, Arizona, Arkansas, Colorado, Delaware, Florida, İdoha, İlinois, İndiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Mexico, North Carolina, North Dakota, Oklahoma, Pennsylvania, South Carolina, South Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Vermont, Virginia, Wyoming, and District of Colombia.

[123]. BAGNER 45 vd.

[124]. BAGNER 45vd.

[125]. LESLİE 264 vd.; BAGNER 45 vd.

[126]. BRAYN 100.

[127]. Mc Carney v Nearing, Steats, Preloer and Janes (Mo App) 866 Sw2d 881 (1993)(BUSİNESS LAW 21vd).

[128]. BAGNER 45.

[129]. South Carolina Public Service Authorıty v Great Western Coal Inc, (SC) 437 SE2d (1993)(BUSİNESS LAW  21vd).

[130]. BAGNER 45.

[131]. BAGNER 49 vd.

[132]. Porrco v Red top RV Center, 216 Cal App 3d 113, 264 Cal Rptr 609 (1989)(BUSİNESS LAW 21 vd.)

[133]. BRAYN 1512.

[134]. BRAYN 996.

[135]. BRAYN 996.

[136]. BRAYN 97.

[137]. Central life Ins. Co. v Actna Cas&Surety Ca(Iowa) 466 NW sd 257 (1991)(BUSİNESS LAW 22 vd.)

[138]. BRAYN 119.

[139]. Canady v Mcharry Medcal College (Tem App) 811 SW2d 902 (1991)(BUSİNESS LAW 22 vd.)

[140]. BRAYN 1284.

[141]. BRAYN 1284.

[142]. STUMPF 17 vd; NEUBAUER 19 vd.

[143]. MCGURN/CONNER 21 vd.

[144]. BRAYN 1011.

[145]. BAUM 23 vd.

[146]. BAUM 23 vd.

[147]. PATTERSON 27.

[148]. PİERCE, R.J., Administrative Law and Process, 1999, s.54.; WADE W./FORSYTH, C., Administrative Law, 2000, s. 76.

[149]. PATTERSON 28.;PİERCE 54.

[150]. BRAYN 911.; PİERCE 55.

[151]. BRAYN 591.; WADE/FORSYTH 77.

[152]. BRAYN 850.

[153]. BRAYN 153.;WADE/FORSYTH 77.

[154]. PATTERSON 29.; PİERCE 59.

[155]. Electoral college adı verilen seçim sistemi, başkan ve yardımcısını seçmek üzere eyaletlerce intihap olunan seçmenler yoluyla oluşturulan seçmenler heyeti  seçer(WADE/FORSYTH 79)..

[156]. BRAYN 438.

[157]. CLARKSON 25 vd.; GOLDMAN 21 vd.

[158]. CLARKSON 25 vd.; GOLDMAN 21 vd.

[159]. BRAYN 1418.

[160]. BRAYN 601.

[161]. Mc Sorley v Philip Morris. Inc., 170 App. Div. 2d 440, 565 NYS 2d 537 (1991)(BUSİNESS LAW  58 vd).

[162]. BRAYN 1454.

[163]. US Const., Art VI. C.1-2.

[164] . ANDERSON 23 vd.

[165] . PİERCE 64 vd.;WADE/FORSYTH 83 vd.

[166] . PATTERSON 664.

[167] . PATTERSON 664.

[168] . PATTERSON 664.

[169]. NLBR v Janes&laughlin Steel Corp., 301 US I (1937)(BUSİNESS LAW 59) .

[170] . ANDERSON 23 .

[171]. Virginia Indonesia Co. v. Horris County Apprasial District (tex) 910 SW2d 905 (1995)(BUSİNESS LAW 59).

[172]. PETTERSON 679.

[173]. US Const., Art 1, &8. C1 1.

[174]. BRAYN 202.

[175]. US Const., Art 1, & 8. C1 4.

[176]. US Const., Art 1, &8.  C1 2.

[177]. US Const., Art 1, &8.  C1 1.

[178]. South Dakota v Dole, 483 US 203 (1987)(BUSİNESS LAW 61).

[179]. US Const., Art 1, &8.

[180]. Riegle- Neal Interstate Banking and Branching Efficiency Act of 1994, PL 103-328(BUSİNESS LAW 62).

[181]. PATTERSON 679 vd.

[182]. Paragould Cablovision, Imc. v Cıty of Paragould, - Ark-, 809 SW 2d 688 (1991); Pugetsound Power & light Co. v. Seattle, 291 US 619 (1934)(BUSİNESS LAW 62).

[183] . PİERCE 72 vd.

[184]. BRAYN 516 “due process yada due course of law” olarak adlandırılır.

[185]. PATTERSON 113.

[186]. PATTERSON 169 vd.

[187]. POLYVİO, P.G.,  The Equal Protection of The Law, 1980, s.4 vd.

[188]. POLYVİO 4 vd.

[189]. POLYVİO 5.

[190]. POLYVİO 5.

[191]. POLYVİO 5.

[192]. POLYVİO 5.

[193]. Associated Industries of Missouri v lohman, 511 US 641 (1994)(BUSİNESS LAW 64).

[194]. POLYVİO 6.

[195]. Metropolitan life Ins., Co. v Word. 470 US 869 (1985)(BUSİNESS LAW 64 ).

[196]. US Const., Art IV. & 2. C.1 1.

[197]. Bernard v Thorstenn, 489 US 546 (1989)(BUSİNESS LAW 64).

[198]. BRAYN 1238.

[199]. PATTERSON 202 vd.

[200]. Aron v Akron Center for Reproductive Health, Inc., 462 US 416 (1983)(BUSİNESS LAW 65); Bazı eyaletlerde ise, kanuni prosodür, ve kanun önünde eşitlik ilkesine göre bu koruma sağlandı. Davıs v Passman, 442 US 228(1979); Orr v Orr, 440 US 268 (1979)(BUSİNESS LAW 65).

[201]. BRAYN 675.

[202]. SCHNİTZER M.C./NORDYKE, J.W., Comperative Economic Systems, 1983 s.2 vd.

[203]. SCHNİTZER/NORDYKE 2 .

[204]. SCHNİTZER/NORDYKE 3.

[205]. 9 Ekim 1989 yılında, PL 101-73, 103 Stat 183; Benzer düzenlemeler, Airline Deregulation Act of 1978( taşıma işlerini düzenler); The Telecommunications Act of 1996 ( telefon hizmetlerinin daha ucuz sağlanması için çıkarılmıştır)(BUSİNESS LAW 72)

[206]. Evans Packing Co., v Department of agriculture and Consumer Services (Fla. App) 550 So2d 112(BUSİNESS LAW 73).

[207]. SCHNİTZER/NORDYKE 5.

[208]. BRAYN 629.

[209]. Bir kısım eyaletlerde, bu hususlar tüketiciyi koruma düzenlemeleri(consumer protection statute) içerisinde düzenlenmiştir.

[210]. Moore v California State Board of Accountancy, 230 Cal. App. 3d 877, 272 Cal Rptr 108 (1990)(BUSİNESS LAW74 vd).

[211]. FTC(Federal Trade Commission) v Pantron 1. Corp. (CAQ Cal) 33 F3d (1994)(BUSİNESS LAW 74 vd).

[212]. SCHNİTZER/NORDYKE 7 vd.

[213]. BRAYN 244.

[214]. Mcguire Oil Co. v Mapco, Inc. (Ala) 612 So 2d 417 (1992)(BUSİNESS LAW 75).

[215]. SULVİAN, A.L., Handbook of the Law of Antitrust, US-1977, s.20.

[216]. SULVİAN 20; Bu düzenleme “the Clayton Act”, “the Federal Trade Commission Act”, “the Shipping Act” ve diğer benzer düzenlemelerin değiştirilmesi sonucu oluşturulan yeni bir düzenlemedir.

[217]. Gray v Marshall County Board of Education (W Va) 367 SE2d 751 (1988)(BUSİNESS LAW 76 ).

[218]. Mandeville Island Farms v American Crystal Super Co. 334. US 219 (1948)(BUSİNESS LAW 77).

[219]. “Divestiture order” bir mahkeme emridir ki, davalının haksız rekabet sonucu elde etmiş olduğu kazanımların iadesini sağlar.

[220]. California v American Stores Co., 495 US 1301 (1989)(BUSİNESS LAW 78).

[221]. “The Antitrust Improvement Act of 1976”(SULVİAN 20).

[222]. BRAYN 1466.

[223]. Ayrıntılı bilgi için bkz., RELPH, C.F./MENEDİTH, M.B./HALL, J.H., Takeovers Attack and Survival A Strategist’s Manual, 1988, s.7 vd.

[224]. Bu istisnalar “The Newspaper Preservation of 1970; “the Soft Drink Interbrand Competition Act” dır.

[225]. SULVİAN 20.

[226]. BRAYN 1455.

[227]. USA Recyling, Inc. v Town of Babylon (CA2 NY) 66 F3d 1272 (1995)(BUSİNESS LAW 80).

[228]. BRAYN 44.

[229]. AMAN, C.F./MAYTON, T.W., Administrative Law, 1998, s.18.; ROBİNSON, G.O., Administrative Process, 1993, s.21.

[230]. BRAYN 45.

[231] . AMAN/MAYTON 18.; ROBİNSON 21.

[232] . AMAN/MAYTON 19.; ROBİNSON 22.

[233] . AMAN/MAYTON 19.; ROBİNSON 22.

[234] . AMAN/MAYTON 21.; ROBİNSON 25.

[235].  BRAYN 1326.

[236] . BRAYN 1326.

[237]. BRAYN 46.

[238]. KMEG Television, Inc. v Iowa State Board of Regents (Iowa) 44 NW2d 382 (1989)(BUSİNESS LAW 86 ).

[239]. APA’ya ilave olarak bu düzenleme, 31 Aralık 1974 de çıkarıldı, PL 93-579, 88 Stat 1897, as amended  5 USC& 552.

[240]. BRAYN 674.

[241]. Detroit Free Press, Inc v Department of Justice CA 6 73 F3d 93 (1996)(BUSİNESS LAW 86 ).

[242]. Bu ilave korumalar “the Privacy Act of 1974” le sağlandı. 5 USC & 552 a(b); Pilon v US Department of Justice CA 73 F3d 1111 (1996)(BUSİNESS LAW 86).

[243]. BRAYN 674.

[244] . AMAN/MAYTON 27.

[245] . AMAN/MAYTON 27.

[246] . ROBİNSON 37.

[247]. ROBİNSON 38.

[248]. ROBİNSON 38.

[249] . ROBİNSON 38.

[250]. AMAN/MAYTON 51.

[251]. AMAN/MAYTON 51

[252]. AMAN/MAYTON 52

[253].  BRAYN 628 .

[254].  BRAYN 628 .

[255]. BRAYN 628 .

[256]. BRAYN 628.

[257]. BRAYN 1450.

[258]. BRAYN 1450.

[259]. AMAN/MAYTON 53.

[260]. BRAYN 92.

[261]. PATTERSON 565.

[262]. Buna ABD hukukunda, CID “Civil Investigative Demand” (sivil araştırma talebi) adı verilmektedir.

[263]. The Federal Trade Commission, The Federal Maritime Commission, The National Science Foundation, The Treasury Department, The Department of Agriculture, The Department of the Army, The Deparment of Labor anh the Veterans Administration sayılabilir.

[264]. United States v Construction Products Research, Inc. (CA2 Cann) 73 F 3d 464 (1996)(BUSİNESS LAW 92 )

[265] . AMAN/MAYTON 63.

[266] . AMAN/MAYTON 63.

[267] . AMAN/MAYTON 63

[268].  PATTERSON 137 vd.

[269] . DOWN, B.A./PİNCUS, L.,Employment Law For Business, s.34 vd.

[270] . DOWN/PİNCUS 34.

[271] . ROBİNSON 62.

[272] . ROBİNSON 63

[273] . ROBİNSON 63.

[274] . Ayrıntılı bilgi için bkz. JULİAN,D.M.L/CLİVE, S. Q., İnternetional Trade: Law and Practices, Vol. I-II, 1990, s.1 vd.

[275]. JULİAN/CLİVE 1.

[276] . JULİAN/CLİVE 1

[277]. BRAYN 234.

[278]. BAGNER 45 .

[279]. BAGNER 46.

[280]. OUNSWORTH, J., International Trade: Law and Practice, Vol. II, 1990,” International Payment Mechanism”, s.1.

[281]. OUNSWORTH 2 .

[282]. BRAYN 914.

[283]. OUNSWORTH 3.

[284]. OUNSWORTH 3 vd.

[285]. BRAYN 689.

[286]. BUCHER D.L., International Trade: Law and Practices, Vol. II 1990,” The General Agreement on Tariffs and Trade”, s 57 vd.

[287]. BUCHER 57 .

[288]. WTO(Dünya Ticaret Örgütü), 1 Ocak 1995 tarihinde, GATT faaliyetlerini yürütmek için kuruldu.

[289]. BUCHER 66 .

[290]. BUCHER 59.

[291]. BRAYN 1031.

[292]. BRAYN 1043.

[293]. BUCHER 59

[294]. BUCHER 59.

[295]. BUCHER 61

[296]. BUCHER 61.

[297]. 52 Fed. Reg.  6262(1987).

[298]. NAFTA art. 1202.

[299]. NAFTA art. 1102.

[300]. BRAYN 751.

[301]. BRAYN 601.

[302]. BRAYN 601

[303]. BRAYN 64.

[304]. BRAYN 1210.

[305]. BRAYN 1210.

[306]. BRAYN 488.

[307] . PAUL, C., International Law: Law and Practices, “International Distribution Contracts”, 1990, s. 57.

[308] . PAUL 58.

[309] . PAUL 59.

[310]. BRAYN 931.

[311]. LEW, J.D., Internetional Trade Law: Law and Practices, “International Licensing Contracts”, 1990, s.71.

[312]. BRAYN 875.

[313]. BRAYN 813.

[314]. BRAYN 668.

[315]. GREENWOOD, A.G., International Trade: Law and Practices, “International Joint Venture Arrangements”, 1990, s.153.; HENN, G.H./ALEXANDER, J. R., Laws of Corporation, 1983, s.106.

[316]. HENN/ALEXANDER 106.

[317]. GREENWOOD 155.

[318]. BRAYN 600.

[319]. BRAYN 600.

[320]. “The Export Administration Act of 1979, 12924 sayılı düzenlemeyle genişletildi ve 1994 yılında tekrar imzalandı.

[321]. “The Bureau of Export Administration of the Department of Commerce” adı verilen kurul 1996 yılında yapmış olduğu düzenlemelrle(export administration regulations) ile Amerika vatandaşlarının ihracata yönelik ticaretini artırmak ve basitleştirmek için(Simplification of Export Regulations) çıkarmıştır. 61 Fed. Reg. 12, 714 (1996).

[322]. Exporter Assistance Staff, U.S Department of Commerce, Washington, DC 20230.

[323]. MİLLER, A. R./DAVİS, M. H., Intellectual Property in a Nutshell, 2 ed. 1990, s. 280 vd.

[324]. MİLLER/DAVİS 280.

[325]. MİLLER/DAVİS 280.

[326]. MİLLER/DAVİS 280.

[327]. MİLLER/DAVİS 280 vd.  Bu düzenleme(the Lantham Act) kayıtlı ticari markaların federal olarak tüm eyaletler tarafından korunmasını sağlar.

[328]. MİLLER/DAVİS 282 vd.

[329]. 15 USC & 1117(b);Nintendo of America v NTDEC, 822 f Supp 1462(D Ariz. 1993)(BUSİNESS LAW 112).

[330]. BRAYN 152.

[331]. MİLLER/DAVİS 280 .

[332]. BRAYN 1468.

[333]. MİLLER/DAVİS 282 .

[334]. BRAYN 708.

[335]. LAWRANCE, A. S., Handbook of the Law of Antitrust & 5, 1977, s.20.

[336]. LAWRANCE 20 vd.

[337]. BRAYN 533.

[338]. MORRİSON, N./LEW, J.D.M., International Trade: Law and Practices, “Sources of International Finance”, 1990, s. 13.

[339] . MORRİSON/LEW 14.

[340]. MORRİSON/LEW 15.

[341]. BRAYN 1357.

[342] . BUCHER 58.

[343] . BUCHER 59 .

[344]. Tariff act of 1930, 19 USC & 1401 a(e).

[345] . BUCHER 60 vd.

[346] . BUCHER 60 vd.

[347]. BRAYN 518.

[348]. PL 96-39, 1062, 93 Stat 193, 19 USC && 160.

[349]. “The Internatıonal Trade Administration” çalışmasına örnek olarak; 28 Aralık 1992 Amerikalı telefon üreticileri, Asian  adlı bir firmanın Amerikan pazarında küçük iş telefonu satımında dumping yaptığına ilişkin şikayeti gösterilebilir. Ocak-Temmuz 1993 ITA dumping yaptığı iddia edilen Asian firmasını mercek altına alıyor. Daha sonra da Amerika pazarında firmanın malı gerçek değerinin altında satıp satmadığını araştırıyor. 27 Temmuz 1997 ITA tarafından araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, Asian adlı Japon ve Taiwanlı ortaklardan oluşan firmanın dumping yaptığı tespit ediliyor. 11 Ekim 1993 ITA tarafından mevcut bulgularla yapılan araştırma ile, nihai olarak Asian adlı firmanın dumping yaptığı sonucuna varılıyor.11 Kasım 1993 Amerikan Gümrük Servisi, ITA tarafından tespit edilen malın gerçek değeri ile malın Amerika piyasasındaki satım değeri arasında tespiti yeniden gözden geçirir ve görüş bildiriyor.

[350]. “The International Trade Commission” ise, 31 Ekim 1993  ITC, Asian adlı firmanın dumping sonucu, yerli sanayiye zarar verdiği haberini ITA’dan yada başka kaynaklardan alıyor.20 Kasım 1993 ITC yapmış olduğu araştırmada dumping sonucu yerli firmaların zarara uğrayıp uğramadığını araştırıyor.30 Aralık 1993 Gümrük servisi ile birlikte zararın gerçek boyutu hesaplanıyor.

[351]. BRAYN 1296.

[352]. PL 93-618, 88 Stat. 1978, 19 USC & 2251 2298.

[353]. PL 100-418, 102 Stat 1346, 15 USC 4727.

[354]. PL 97-290, 96 Stat 1233, 15 USC 4001.

[355]. Tıtle VIII of the Tax Reform Act of 1984, PL 98-369, 98 Stat 678, Sec IRCE 921-927.

[356]. BRAYN 596.

[357]. BRAYN 377.

[358]. BRAYN 1014.

[359]. LOEWY, H. A., Criminal Law in a Nutshell, 2d ed. 1987, s. 46.

[360]. LOEWY 90.

[361]. LOEWY 94

[362]. BRAYN 1116.

[363]. The Uniform Crime Victims  Reporations Act of 1973 adı verilen düzenleme bu hususa ilişkin olarak eyaletler arasında bir ahenk oluşturmaya çalışmaktadır. Kansas, Lousiana, Montana, North Dakato, Ohio ve Utah kabul etmiştir.

[364]. Act of October 12, 1984, PL 98-473, 98 Stat 2170, 18 USC && 1401 et. Seq.

[365]. Act of October 12, 1982, PL 97-291, 96 Stat 1253, 18 USC & 3579.

[366]. United States v Mills, 991 F2d 609 (9th Cir 1993)(BUSİNESS LAW 133 vd).

[367]. BRAYN 390.

[368]. BRAYN 772.

[369]. BRAYN 24.

[370]. Read v New York 78 NY2d 1, 574 NE 2d 433 (1991)(BUSİNESS LAW 133 vd).

[371]. BRAYN 1590.

[372]. BRAYN 305.

[373].  Act of October 28, 1992, PL 102-550, 106 stat 3672, 42 USC & 5301.

[374]. BRAYN 1265.

[375]. 18 USC && 1961-1968.

[376]. 18 USC & 1962(a)-(d).

[377]. BRAYN 186.

[378]. BRAYN 605.

[379]. BRAYN 163.

[380]. BRAYN 354.

[381]. BRAYN 661.

[382]. BRAYN 1160.

[383]. BRAYN 618.

[384]. Hagood  v Sonoma County Water Agency, 81 F3d 1465 (9th Cir. 1996)(BUSİNESS LAW 139).

[385]. North Caroline v long (NC App) 417 SE 2d 808 (1992)(BUSİNESS LAW 139 vd).

[386]. Act of October 12 1984, & 1502, PL 98-473, 98 Stat 2178, 18 USC & 113.

[387]. United States v Miller, 70 F3d 1353 (DC. Cir. 1995)(BUSİNESS LAW 139 vd).

[388]. 18 USC & 1014, United States v Key. 76 F3d 350 (11th. Cir 1996)(BUSİNESS LAW 139 vd).

[389]. BRAYN 134.

[390]. BRAYN 619.

[391]. BRAYN 230.

[392]. BRAYN 135.

[393]. Act of October 12, 1984, PL 98-473, 98 Stat. 2183, 18 USC & 1029(BUSİNESS LAW 141).

[394]. Cesnik v Edgewood Baptist Church 88 F3d 902 (11th Cir. 1996).

[395]. BRAYN 282.

[396]. The Court in İndiana v Mc Graw(Ind) 480 NE 2d 552 (1985)(BUSİNESS LAW 143 vd) .

[397]. Washington v Riley, 846 p2d 1365 (Wash 1993)(BUSİNESS LAW 143 vd).

[398]. Bunlardan bazıları; the Counterfeit Access Device and Computer Fraud Act of October 12, 1984, & PL 98-473, 98 Stat 2190, 18 USC 1030 et seq.; Computer Fraud and Abuse Act of 1986, Act of October 16, 1986, PL 99-474, 100 Stat  1213, 18 USC & 1001, as amended; Electronic Communications Privacy Act of  1986, Act of  October 21, 1986, PL 99-508, 100 Stat 1848,18 USC & 2510; Computer Fraud Act of 1987, Act of January 8, 1988, PL 100-235, 101 Stat 1724, 15 USC && 272, 278, 40 USC & 759; The Small Business and computer Security and Education Act of July 16, 1984, PL 98 Stat 431, USC && 633 et. seq.

[399]. 18 USC & 1831.

[400]. Act of November 10, 1979 & 916(n) PL 95-630, 92 Stat 3738, 15 USC & 1693(n).

[401]. BRAYN 192.

[402]. PATTERSON 109.

[403]. PATTERSON 111.

[404]. PATTERSON 111.

[405].  PATTERSON 111.

[406]. PATTERSON 111 vd.

[407]. BRAYN 1364.

[408] .PATTERSON 111 vd.