1.5. Saymanların Diğer Kanunlardan Kaynaklanan Sorumlulukları
            1.5.1. 506 sayılı Kanun Çerçevesinde Sorumlulukları
            506 sayılı SSK’nun 80’inci maddesinin ilk fıkrasında; “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.” denilmiş, sonraki fıkralarda ise;

             “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmü yer almıştır. 

            Maddenin yukarıdaki fıkra hükümlerinde belirtildiği üzere bir kamu kurumu bünyesinde çalışan sigortalıların gerek personel payının ücretlerden kesilmesinden gerek işveren payının tahakkuk ettirilmesinden ve gerekse bu primlerin süresi içerisinde Sosyal Sigortalar Kurumuna yatırılmasından kurumun tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri ile saymanlar ve üst yöneticiler idare ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.

            Burada üzerinde durulması gereken bir husus şudur: Sayman için 506 sayılı kanunun yukarıdaki maddeleri ile getirilen sorumluluk saymanın adına işlem yaptığı kurumda çalışan sigortalılar içindir. İdare personeli olmayan, buna mukabil idarenin herhangi bir işini taahhüt etmiş bulunan bir yüklenici firmanın personelinin SSK prim ve buna bağlı diğer unsurların Sosyal Sigortalar Kurumuna yatırılması bakımından bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Eğer SSK, idareden iş alan yüklenicinin kendisine prim borcu olduğuna dair kamu kurumuna bir bildirimde bulunmuşsa ancak o zaman sorumluluktan söz edilebilir. 

           KARAR SIRA NO : 79            506 Sayılı Kanun Hükümlerine Göre Sorumluluk
            Özet: Müteahhide iş yaptıran kurumun saymanlık müdürünün 506 sayılı Kanunun 80’inci maddesi kapsamına göre sorumluluğu yoktur.

            506 sayılı Kanunun 80’inci maddesi hükmüne göre; sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, yasada öngörülen sürede tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, mes’ul muhasip ve saymanlar SSK’na karşı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.  Davacının saymanlık müdürü sıfatıyla Kanunun 80 nci maddesi çevresinde sorumluluğu ancak DSİ’ne ait işyerlerinde çalışan sigortalılara ait prim, sosyal yardım zammı ve fer’ilerine ilişkindir. Dava konusu prim ve gecikme zamları ise, DSİ’ne ait işyerlerinde çalışan sigortalılara ilişkin olmayıp, Devlet İhale Kanunu çevresinde yaptığı inşaat işleri nedeniyle DSİ’nden alacaklı olan kurum borçlusunun muhtelif işyerlerinde çalışanlarına ilişkindir ve sonuçta davacı saymanlık müdürünün 506 sayılı Kanunun 80’inci maddesi kapsamında sorumluluğu bulunmamaktadır.
Yargıtay 10.HD. Tarih, 24.4.1999  E. 1999/1165; K.1999/2873
Yargıtay Kararları Dergisi, Eylül 1999, C.25, S.9, s.1237.

            Kamu inşaatlarında yüklenici firmaların SSK prim borçlarının hakedişlerinden kesilmesi konusu üzerinde de ayrıca durmak icap etmektedir.

            506 sayılı SSK’nun Teminatın ve Hakedişlerin Prim Borçlarına Karşılık Tutulması başlıklı 83’üncü maddesi hükmü aşağıdaki gibidir:

            Genel ve katma bütçeli kuruluşlar, il ve belediyeler veya sermayesinin en az yarısı genel ve katma bütçeli kuruluşlar ile il ve belediyelere ait olan teşekkül ve müesseseler, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan kurum ve kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşların ihale yolu ile yaptırılan her türlü işleri üzerine alanları ve bunların adreslerini Kuruma bildirmekle yükümlüdürler.

            Sigorta primlerinin hakedişlerden mahsubu yapılmak suretiyle alıkonularak ödenmesi esastır. Ödemenin ve teminatın geri verilmesine ait usul ve esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir.”

            Madde hükmüne göre, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının SSK açısından iki önemli görevi yer almaktadır. Bunlar;

            a) İhale yolu ile yaptırılan her türlü işin yüklenicileri ile bunların adreslerinin SSK’na bildirilmesi,

            b) Yüklenicilerin işle ilgili SSK Pirim borçlarının çıkarılacak yönetmelikte belirtilen esaslara göre ödenmesi için alınacak tedbirlerin bir kısmını üstlenmek.

           İdarelerin İhale İşleriyle İlgili Olarak SSK’na Karşı Görevleri
            506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 83 üncü maddesi uyarınca hazırlanarak 8 Nisan 1989 gün ve 20133 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigorta Primlerinin Hakedişlerinden Mahsup Edilmesi ve Ödenmesi ile Kesin Teminatın İadesi Hakkında Yönetmelik ihale yoluyla iş yaptıran kamu kurum ve kuruluşlarına, yüklenicilerin sigorta primleri ve gecikme zammı borçlarının hakedişlerinden mahsubu ve kesin teminatların sigorta pirim ve gecikme zammı borçlarına karşılık tutulması ve iadesi konularında bir takım yükümlülükler getirmiştir.

            Bu yükümlülükler üç başlık altında toplanabilir.

            1. İhale Alan Yüklenicilerin Kuruma Bildirilmesi 
            Yönetmeliğin Kuruma Bildirme başlıklı 4’üncü maddesine göre; “İdare, kendisinden ihale veya emanet yoluyla iş alanları ve bunların tebligat adreslerini, sözleşmenin imzalandığı tarihi izleyen onbeş işgünü içinde Kuruma bildirmek zorundadır.

            Kurum, bu bildirimi takip eden onbeş iş günü içinde ilgili ünitesini, işyeri sicil numarasını ve tediye mahallini idareye ve işverene bildirir.”

            Madde hükmündeki Kurum tabiri Yönetmeliğin 3’üncü maddesinde belirtildiği üzere Sosyal Sigortalar Kurumunu ifade etmektedir. 

            2. Prim Borçlarının Hakedişlerden Kesilmesi ve Mahsubu
            Yönetmeliğin Hakedişlerden Kesinti ve Mahsup başlıklı 5’inci maddesi hükmü şöyledir:

            Kurum, herhangi bir tarih itibariyle çalıştırılan sigortalılardan dolayı tahakkuk etmiş ve muaccel hale gelmiş prim ve gecikme zammı borçlarının işverenin hakedişinden kesilerek ödenmesini idareden ister.

            Şu kadar ki, işveren ve varsa aracılar tarafından çalıştırılan sigortalılarla ilgili prim belgeleri Kuruma verilmemiş veya işyerinde sigortalı çalıştırılmadığı takdirde bu husus bir dilekçe ile Kurumun ilgili ünitesine bildirilmemiş ise, Kurum, bu durumu idareye bildirir. İdare de bu defa iş veya işyerinden dolayı tahakkuku muhtemel sigorta primi ve gecikme zammını karşılamak üzere hakedişten % 5 (Yüzde beş) oranında kesinti yapar. Ancak, işyeriyle ilgili prim belgeleri verildiğinde, Kurum % 5 kesinti yapılmamasını idareye bildirir.

            İdarece, prim ve gecikme zammına mahsup edilmek üzere yapılan kesinti miktarı tahakkuk müzekkeresinde gösterilir. Bu kesinti ödeme makamınca muhasebe kayıtlarına intikalini izleyen ayın 20'sine kadar Kuruma yatırılır veya önceden bildirilen hesaba banka veya posta idaresi aracılığıyla gönderilir.

            Hakediş miktarı işverenin Kuruma olan borcunu karşılamazsa bakiye borç daha sonra ödenecek hakedişlerden kesilerek Kuruma ödenir.

            İşverenin gecikme zamlarından dolayı sorumluluğu Kurum alacağının hakedişten mahsup edildiği tarihe kadar devam eder.

            İdare hakediş kesintisinin, yapıldığı tarihi, miktarını, muhasebe kayıtlarına intikal tarihini, tediye mahallini, bankaya yatırılmış ise hesap numarasını, işverenin adı ve soyadı ile varsa unvanını, işyerinin sicil numarası ile birlikte bir yazı ile Kurumun ilgili ünitesine bildirir.

            Kuruma ödenen kesintiler toplamının herhangi bir devre itibariyle mevcut borçlardan fazla olması halinde Kurum, kesinti fazlalığını işverene iade eder.

            İdareye karşı üstlenilen işin konusu piyasadan hazır halde alınıp satılan işlerden ise, bu işler Kuruma bildirilmez, hakedişlerden herhangi bir kesinti yapılmaz ve teminat iadesi hususunda ilişiksizlik belgesi aranmaz.”

           KARAR SIRA NO : 80            Emanet İşlerde Sigorta Prim Borçlarının İdarelerce Takibi
            Yükleniciye ait sigorta prim borcunun takibinde idarenin sorumluluğu, emanet usulü ile yapılan işlerde de geçerlidir.
Yargıtay 15.HD. Tarih, 27.1.1977  E. 76/3136; K.77/123

            Madde hükmüne göre hakedişlerden sigorta prim ve cezalarına karşılık kesinti yapılması Sosyal Sigortalar Kurumunun talebi üzerine olacaktır. Eğer kurum sigorta prim borcunu tutar olarak bildirmişse kesinti bu tutar kadar yapılır. Sigorta bildirgeleri Kuruma verilmediği için prim ve gecikme cezası tutar olarak bildirmemişse bu durumda hakedişten %5 kesinti yapılmak zorunluluğu vardır. Kesilen sigorta prim karşılıkları takip eden ayın 20 nci günü akşamına kadar Kurum. hesaplarına intikal ettirilecektir.  Ancak, işyeriyle ilgili prim belgeleri idare tarafından kuruma bildirildiği zaman, Kurum %5 kesinti yapılmaması hususunda idareye bilgi verecektir ki bu durumda idarenin kesinti yapma zorunluluğu ortadan kalkacaktır.

            3. Teminatın İadesi
            2886 sayılı Devlet İhale Kanununun Kesin Teminatın Geri Verilmesi başlıklı 56’ncı maddesine göre; Kesin teminın iade edilebilmesi için taahhüdün sözleşme ve şartname hükümlerine uygun biçimde yerine getirildiğinin usulüne göre anlaşılması ve müteahhidin bu işten dolayı idareye herhangi bir borcunun olmadığının tespit edilmesinden başka, Sosyal Sigortalar Kurumundan ilişiksiz belgesinin getirilmesi de gerekmektedir.

            Müteahhidin yapımı gerçekleştirilen iş nedeniyle idareye ve Sosyal Sigortalar Kurumuna olan borçları ile ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılan kanuni vergi kesintilerinin kesin kabul tarihine kadar ödenmemesi halinde, teminat paraya çevrilerek borçlarına karşılık tutulur. Varsa kalanı müteahhide geri verilir (2886 Md.56/son fıkra).

            Kesin teminatın iadesi sırasında SSK primleri ile ilgili işlemlerin neler olduğu Sigorta Primlerinin Hakedişlerden Mahsup Edilmesi ve Ödenmesi ile İlgili Kesin Teminatların İadesi Hakkında Yönetmeliğin 6’ncı maddesinde açıklanmış bulunmaktadır. Anılan maddeye göre;

            İhale konusu işle ilgili işverenin, Kuruma prim ve gecikme zammı borcu bulunmadığına dair ilişiksizlik belgesi ibraz edilmedikçe işverene ait kesin teminat iade edilmez.

           KARAR SIRA NO : 81            Teminatın İadesinde SSK İlişiksiz Belgesi
           506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 83’üncü maddesi uyarınca, kesin teminatın yükleniciye geri verilmesi, kurumla ilişiksiz belgesinin gösterilmesi şartına bağlıdır. Bu hüküm buyurucu niteliktedir, hakim görevinden dolayı (re’sen) göz önünde tutmalıdır.
Yargıtay 15.HD. Tarih, 28.2.1983 E.983/266; K.983/395

            Kesin teminatın, mevzuatına göre kısmen veya tamamen iadesi imkanının başladığı tarihten itibaren on beş işgünü içinde, ilişiksizlik belgesi ibraz edilmediği takdirde durum, bu sürenin bitmesinden itibaren on beş işgünü içinde idarece Kuruma yazı ile bildirilerek iade konusundaki görüşü sorulur.

            Kurum, idarenin yazısını aldıktan sonra işveren ve varsa aracıların defter ve belgelerini, yapılacak 30 gün süreli tebligat ile ister. Bu defter ve belgelerin tamamının süresi içinde ibraz olunduğuna ilişkin düzenlenen tutanak tarihinden itibaren Kurum, 4 ay içinde gerekli incelemeyi yapar. Bu inceleme neticesinde borcun olmadığı tespit edildiği takdirde derhal ilişiksizlik belgesini idareye gönderir. Borcun mevcut olduğunun anlaşılması halinde ise, niteliği ve miktarı tespit edilerek 15 işgünü içinde idareye bildirir ve ilgilinin varsa hakedişinden, yoksa teminatından kesilerek Kurum hesabına yatırılmasını ister. İdare, bu yazının alındığı tarihten en geç 15 işgünü içinde kesintiyi yapmak ve Kurum hesabına yatırmak zorundadır.

            İhale konusu işle ilgili olarak işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarının Kuruma bildirilmiş olduğunun anlaşılması halinde, işverenlerin ve varsa aracıların defter ve belgeleri incelenmeyebilir. 

            İşveren ve varsa aracılar tarafından, borçlarını karşılayacak miktarda nakit, banka teminat mektubu, Devlet tahvili, hazine kefaletini haiz tahvil veya bonolar teminat olarak Kuruma verildiği takdirde kendilerine ilişiksizlik belgesi verilir. Kuruma teminat verilmesi, gecikme zammının uygulanmasını durdurmaz.

            İhale konusu işin, işverenlere ait ve Kurumda tescilli devamlı işyerlerinin sigortalıları ile yapılması halinde, idareye karşı işi üstlenen kimsenin tescilli işyerinin ihale konusu işin yapıldığı sürede varsa prim ve gecikme zammı borcu ödenmedikçe ilişiksizlik belgesi verilmez ve kesin teminatı iade edilmez.

          1.5.2. 6183 sayılı Kanuna Göre Saymanın Sorumluluğu
            6183 sayılı AATUHK’nun “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlıklı  79’uncu maddesine göre;

            Hamiline yazılı olmayan veya cirosu kabil senede dayanmayan alacaklar ile, maaş, ücret, kira vesaire gibi her türlü hakların ve fiilen zabıt tanzimi suretiyle haczi kabil olmayan üçüncü şahıslardaki menkul malların haczi, borçlu veya zilyed olan veyahut alacak ve hakları ödemesi gereken hakiki, hükmi şahıslara, kurumlara haciz keyfiyetinin tebliği suretiyle yapılır. 

            Borçlunun alacağı veya üçüncü şahıstaki bir malı haczedilip de üçüncü şahıs, borcu olmadığı veya malın yerinde bulunmadığı veya haczin tebliğinden evvel borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş yahut kusuru olmaksızın telef olmuş veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise keyfiyeti, haczin kendisine tebliğinden 7 gün içinde tahsil dairesine yazılı beyanla bildirmeye mecburdur. Bildirmediği takdirde mal elinde ve borç zimmetinde sayılır ve hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.

            Görüldüğü üzere Kanun bazen bir borç ilişkisi dolayısıyla borçlunun üçüncü kişideki alacak ve haklarının haczini mümkün kılmaktadır. Bu durumda ilgili üçüncü şahıs –ki bu üçüncü şahıs kamu kurumları da olabilir- maddenin ikinci fıkrasında yazılı hallerle 7 gün içinde haciz idaresine bildirimde bulunmadığı takdirde borçlunun kendisinden alacaklı olduğunu kabul etmiş sayılır. Madde hükmünde “üçüncü şahıs” ifadesine yer verilmiş olmakla beraber tüzel keşi durumundaki üçüncü şahısların hangi görevlilerinin bu konuda sorumlu olduğunu belirtmemiştir. Bu nedenle genel hükümlere göre tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin bu ödevi yerine getirmesi gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Bu bakımdan saymana yukarıdaki bildirimi 7 gün içinde yapmaması nedeniyle sorumluluk yükletilmesi mümkün değildir.

           KARAR SIRA NO : 82            SSK Pirimlerinde Saymanın Sorumluluğu
            Özet:SSK’na karşı prim, idari para cezası ve bunların fer’ilerinden dolayı borçlu bulunan müteahhidin yaptığı işten dolayı davacının saymanlık müdürü olduğu, DSİ’den hak ve alacakları olması durumunda, 6183 sayılı Kanunun 79’uncu maddesi kapsamında borç zimmetinde sayılacak üçüncü kişi DSİ’dir. Bu durumda davacının SSK’na karşı herhangi bir sorumluluğu söz konusu değildir.

            6183 sayılı Kanunun “üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlığını taşıyan 79’uncu maddesi hükmüne nazaran; borçlunun üçüncü şahıstaki alacağı veya bir malı haczedilip de üçüncü şahıs, borcun olmadığı, malın yedinde bulunmadığı veya haczin tebliğinden önce borcun ödendiği, malın istihlak edildiği yahut kusuru olmaksızın telef olduğu, alacağın borçluya ya da emrettiği yere verildiği gibi bir iddiada ise keyfiyeti haczin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde ilgili tahsil dairesine yazılı beyanla bildirmeye mecburdur. Bildirmediği takdirde mal elinde, borç zimmetinde sayılır ve hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri tatbik olunur. Öncelikle anılan madde, kamu borçlusunun üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklarının haczine ilişkin olup, yasada öngörülen süre itirazda bulunulmaması ve haciz işleminin uygulanmaması halinde mal elinde borç zimmetinde sayılarak 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takibat yapılacak kişi yine kamu borçlusunun alacaklı olduğu üçüncü kişidir.

            Dava konusu olayda da; SSK’na karşı prim, idari para cezası ve bunların fer’ilerinden dolayı borçlu bulunan müteahhidin yaptığı inşaat işlerinden dolayı DSİ nezdinde hak ve alacakları olup, 6183 sayılı Kanunun 79’uncu maddesi kapsamında borç zimmetinde sayılacak 3 ncü kişi DSİ’dir ve sonuçta davacı saymanlık müdürünün bu sıfatla anılan madde kapsamında SSK’na karşı herhangi bir sorumluluğu söz konusu değildir.
Yargıtay 10.HD. Tarih, 24.4.1999  E. 1999/1165; K.1999/2873
Yargıtay Kararları Dergisi, Eylül 1999, C.25, S.9, s.1237.

            2. TAHAKKUK MEMURLARI 
            2.1. Tanım
            1050 sayılı Kanunun 8’inci ve 11’inci maddelerinde tahakkuk memurları görevleri belirtilmek suretiyle tanımlanmış bulunmaktadır. Bu maddelere göre; mevzuata uygun olarak devlet gelirini tahakkuk ettirip tahsil edilebilir hale getirenlere gelir tahakkuk memuru; Devlet giderini mevzuata uygun olarak tahakkuk ettirenlere de gider tahakkuk memuru denilir. 

            Kanunlarda gösterilen matrah ve oranlar üzerinden vergi alacağının vergi dairesi tarafından hesaplanarak miktar itibariyle belirlenmek suretiyle tarh edilip bilahare (veya anında) tebliğ edildikten sonra tahsil edilebilir hale gelmesi verginin tahakkuk etmesidir.

            Bir malın teslim alınması ya da bir hizmetin ifa edilmesini müteakip Devlet adına doğan borcun mevzuatına uygun şekilde hesaplanarak ödenebilir aşamaya getirilmesine de giderin tahakkuku denilmektedir. Konumuz gereği bu kitapta sadece gider tahakkuk memurları ele alınmıştır.

            2.2. Tahakkuk Memurlarının Görev ve Sorumlulukları
            Tahakkuk memurlarının görevleri gelir ve gideri mevzuata uygun bir şekilde tahakkuk ettirmektir. Bu görevlerini yerine getirirlerken, düzenledikleri belgelerin sıhhatinden ve kanunlara uygunluğundan sorumludurlar (1050 Md.13). Bu genel sorumlu-lukları yanında 1050 sayılı Kanunun 22’nci maddesinde tahakkuk memurlarına başka sorumluluklar da yükletilmiştir.  Anılan maddenin (A) bendinde bu sorumluluklar şu şekilde sıralanmıştır:

             “Tahakkuk memurları, ödeneklerin zamanında ve yerinde kullanılmasından, giderin gerçek gereksinme karşılığı olmasından, programlanmış hizmetlerin zamanında yerine getirilmesinden sorumlu, ita amirleri de bu hususları gözetmekle yükümlüdürler.”

            Madde hükmüne göre tahakkuk memurları görevlerini yerine getirirlerken;

            a) Ödeneklerin zamanında kullanılmasından,

            b) Ödeneklerin yerinde kullanılmasından,

            c) Giderin gerçek gereksinme karşılığı olmasından,

            d) Programlanmış hizmetlerin süresi içinde yerine getirilmesinden,

            Sorumlu tutulmuşlardır. 

            Tahakkuk memurlarının yukarıdaki hallerden tek başlarına mı yoksa saymanlarla birlikte mi sorumlu olacakları bir tereddüt olarak ortaya çıkabilir. Bu tereddüt metni aşağıya alınan Sayıştay GKK ile giderilmiş bulunmaktadır. Anılan karara göre saymanlar, 1050 sayılı Kanunun 13, 14 ve 81’inci maddelerinde sayılan sorumluluk hallerinden birisi oluşmadığı müddetçe, ödeneklerin zamanında ve yerinde kullanılmasından, giderin gerçek gereksinme karşılığı olmasından, ve programlanmış hizmetlerin süresinde yerine getirilmesinden sorumlu değildirler. 

           KARAR SIRA NO : 83            Saymanın Sorumluluğunun Sınırı
           E. 1050 sayılı yasanın 9’uncu maddesinde tanımlanan saymanların görevleri, aynı Yasanın 13, 14 ve 81 inci maddelerinde sayılmış bulunmaktadır.

            Anılan hükümlerde, saymanlar, ödeneklerin zamanında ve yerinde kullanılmasından, giderin gerçek gereksinme karşılığı olmasından ve programlanmış hizmetlerin zamanında yerine getirilmesinden sorumlu tutulmadığı gibi 24 sayılı KHK ile değişik 22 nci maddenin (A) fıkrasında da saymanların bu hususlardan sorumlu olacağı belirtilmiş değildir.

           Bu itibarla, (A) fıkrasında sayılan sorumluluk hallerinden, ilke olarak saymanlar sorumlu bulunmamaktadır. Ancak, 1050 ve 832 sayılı yasalar ve sair mevzuata nazaran saymanların görev ve sorumluluk alanına giren hususların, anılan (A) fıkrasında sayılan hallerle ilgili olması durumunda, saymanların da sorumlu olacakları doğaldır.
Sayıştay GKK; Tarih: 21.5.1981; Sayı: 4122/1,4123/1
Sayıştay Kararları, Sayıştay Yayınları No:14, s.665.

           KARAR SIRA NO : 84            Yasal Kesintilerin Yapılmamasında Sorumluluk
           Özet: Bir giderin tahakkuk ettirilmesi, bütçeye gider yazılacak miktarın yanı sıra, yasal kesintilerin ve alacaklının eline geçecek net miktarın hesaplanmasını ve bunların tahakkuk evrakında gösterilmesini de kapsayan bir işlemler bütünüdür. Yasal kesintilerin noksan yapılmış olmasından doğan sorumluluğa tahakkuk memurunun da iştirak ettirilmesi gerekir.

           Dilekçi, konuya ilişkin itirazlarının yanı sıra; kendisinin belediyede masraf tahakkuk memuru olarak görevli olması sebebiyle görev ve sorumluluğunun, belediye bütçesine gider yazılacak miktarın tayini ile sınırlı olduğunu ve bu nedenle kanuni kesintilerin yapılması ile bir ilgisinin bulunmadığını, bu görev ve sorumluluğun sadece saymanlığa (Hesap İşleri Müdürlüğüne) mevdu olduğunu; esasen belediyelerde kullanılan matbu “Tahakkuk Müzekkeresi ve Verile Emri”nin ayrı ayrı sayfalar biçiminde düzenlenmiş bulunduğunu, tahakkuk müzekkeresinde kanuni kesintilere mahsus bir bölümün yer almadığını, böyle bir bölümün sadece verile emri üzerinde bulunduğunu; kendisi tarafından imzalanmış olan belgenin sadece tahakkuk müzekkeresi olduğunu ve bunun da sağlıklı ve kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunduğunu ve dolayısıyla tediye sırasında ve Verile Emri üzerinde gösterilmek suretiyle yapılması icap eden kanuni kesintilerin noksan yapılmış ya da hiç yapılmamış olmasından doğan sorumluluğa tahakkuk memurunun da iştirak ettirilmesinin yerinde olmadığını ileri sürerek sorumluluk yönünden de itirazda bulunmakta ise de;

           Bir giderin tahakkuk ettirilmesi, Bütçeye gider yazılacak miktarın yanı sıra, kanuni kesintilerin ve alacaklının eline geçecek net miktarın hesaplanmasını ve bunların tahakkuk evrakında gösterilmesini de kapsayan bir işlemler bütünüdür.

           Hangi sebeple olursa olsun, bu işlemlerden bir kısmının yapılmamış olması halinde, düzenlenen belgelerin sağlığından ve kanunlara uygunluğundan bahsedilemez.
Masraf tahakkuk memurları da saymanların yanı sıra düzenledikleri belgenin sağlığından ve kanunlara uygunluğundan sorumlu oldukları 1050 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde hükme bağlanmış olduğundan, ücret bordrosu ya da satırların yer almamış olmasını, masraf tahakkuk memurlarının sorumluluktan ayrık tutulmasını icap ettiren bir sebep olarak kabul etmek mümkün bulunmamaktadır.

           Nitekim uygulamada, gerek kanuni kesintilerin gerek istihkak çeşitlerinin arttırılmasına yönelik yasal değişiklikler sonucunda, matbu tahakkuk ve tediye evrakının yeni duruma hemen uyarlanabilmesinin imkansızlığı nedeniyle ve mevcut stoklar tükeninceye kadar bunlar kullanılmaya devam edilmekte ve yasal değişikliklerin icap ettirdiği yeni düzenlemeler bizzat uygulayıcılar tarafından yerine getirilmektedir. Esasen, düzenlenen belgelerin sağlığından ve kanunlara uygunluğundan sorumlu olmanın gereği de budur.

           Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen dilekçi iddialarının reddine.
Sayıştay Temyiz Kurulu; Tarih: 4.2.1992; Tutanak Sayısı: 22668

            2.3. İdarelerde Tahakkuk Memurlarının Belirlenmesi
            1050 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin (A) bendinin ikinci fıkrasında şöyle denilmektedir:

             “Bu Kanunun uygulanmasında hangi görevlilerin gider tahakkuk memuru sayılacağı, bütçe kanunlarındaki ayırım da göz önünde bulundurularak Maliye ve Gümrük Bakanlığınca belli edilir. Tahakkuk memuru sayılanlara ita amirliği yetkisinin verilmesi durumunda tahakkuk memurluğu görevi yetki kademesindeki en yakın yönetici tarafından yürütülür. Bu durumda ita amiri ve tahakkuk memuru yukarıdaki hususlardan birlikte sorumlu olurlar.”

            Bu hükme göre bir idarede tahakkuk memuru belirlenirken temel ilke, tahakkuk memuru olacak kimsenin kendisine ita amirliği yetkisi verilebilecek düzeyde yetkin bir kişi olması gerekliliğidir.  Madde bu genel prensibi koyduktan sonra Maliye Bakanlığına bütçe kanunlarındaki ayrımın da göz önüne alınmasıyla idarelerde tahakkuk memuru olacakların belli edilmesi görevini vermiştir. Maliye Bakanlığı kanunun bu hükmünü yerine getirmek üzere metni aşağıya alınan 19.4.1979 tarih ve 342 (M) seri nolu Genel Tebliği yayınlamıştır.  İdareler bu genel tebliğe göre kendi kurumlarında tahakkuk memurluğu görevinin kimin tarafından yürütüleceğini tespit edeceklerdir.