Kamu Personelinin Mali Sorumluluğu  
            1.3.7. Sayıştay’a Yönetim Dönemi Hesabı Verilmesi Konusunda 
            1050 sayılı Yasanın 3 ve 4’üncü maddelerine göre; devlet gelir, gider ve ayniyatının hesabı yönetim dönemi ve mali yıl itibariyle görülür. Yönetim dönemi, saymanların bir mali yıl başından sonuna kadar bütçeye bağlı olan gelir ve gider ile bütçeye bağlı olmayan emanet ve göndermelere (mürasalat) ait olarak yaptıkları bütün işlem-leri kapsar. Yasanın 5’inci maddesi gereğince, mali yıl takvim yılıdır.

            Yasanın 14’üncü maddesinde de; saymanların aldıkları, sakladıkları ve harcadıkları nakit ve ayniyat ile görevleriyle ilgili bütün işlemlerden sorumlu oldukları belirtilmiş ve bu kanunda yazılı esaslar dairesinde Sayıştay’a hesap vermek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan 832 sayılı Sayıştay Kanununun 39’uncu maddesine göre; “Hesap ve işlemleri Sayıştay’ın denetimine giren idare ve kurumların kanunlarına göre bir bütçe ve hesap yılı veya hesap devresi içindeki bütün gelirlerinin , giderlerinin, mallarının hesapları saymanlar tarafından en geç mahsup devresini takip eden bir ay içinde Sayıştay’a verilir.

            Mal işlemlerinin hesap devresi 5 yıldan fazla olmamak şartıyla ilgili saymanlık işlemlerinin durumuna göre, Sayıştay’ca tespit olunur.”

            Yukarıda belirtilen madde hükümlerinde geçen “hesap” kavramından ne anlaşılması gerektiği tereddüt konusu olmuş bu konuda Sayıştay Genel Kurulu tarafından verilen bir kararda; sayman hesabı deyiminden idare hesabı cetvelleri ile bu cetvellere eklenmesi gerekli bulunan belgeleri anlamak gerektiği belirtilmiştir.

          KARAR SIRA NO : 74            Sayman Hesabı Deyiminin Anlamı
            KONU:
            832 sayılı Sayıştay Kanununun “hükmen onanma” başlıklı 66’ncı maddesinde yazılı bulunan “sayman hesapları” deyiminden ne anlamak lazım geleceği ve bu maddede öngörülmüş olan hükmen onanma halinin tespit şekline ilişkin tereddüt.

            KONU İLE İLGİLİ MEVZUAT:
            832 Sayılı Sayıştay Kanunu
            38’inci maddesi:
             “Sayıştay denetimine giren idare ve kurumların; 

            Gelir, gider ve mal işlemlerini, bu işlemlere ait sayman hesaplarını bütün kayıt ve belgeleriyle birlikte incelemek ve neticede bütün bu işlem ve hesapları yargılama yolu ile;........ denetler.”

            39’uncu maddesi:
             “Hesap ve işlemleri Sayıştay’ın denetimine giren idare ve kurumların kanunlarına göre bir bütçe veya hesap yılı veya hesap devresi içindeki bütün gelirlerinin, giderlerinin ve mallarının hesapları saymanlar tarafından en geç mahsup devresini takip eden bir ay içinde Sayıştay’a verilir. 

            Mal işlemlerinin hesap devresi, 5 yıldan fazla olmamak şartıyla ilgili saymanlık işlemlerinin durumuna göre, Sayıştay’ca tespit olunur. 

            Hesap ve işlemlere ait belge, kayıt, defter ve cetvellerin yıl veya hesap devreleri içinde, bir aydan fazla olmamak üzere, belirtilecek müddetler sonunda gönderilmesine veya yerinde incelemeye hazır bulundurulmasına Sayıştay’ca karar verilebilir. Bu hal yukarıdaki fıkralar gereğince yıl veya hesap devreleri sonlarındaki hesap verme mecburiyetini kaldırmaz.”

            40’ıncı maddesi:
             “Gelir, gider ve mal işlemlerinin hesapları Sayıştay’a ayrı ayrı verilir. Daire ve kurumların bir bütçe veya hesap yılında veya özel kanuna göre kabul edilmiş olan hesap devresi içinde: 

            a) Tahakkuk eden ve tahsil edilen bütün gelirlerin, gelir artıklarının ve emanetlerin miktar ve mahiyetini gösteren cetvel ve defterlerle bunlarla ilgili her türlü belgeler, gelir hesabını; 

            b) Yapılan harcamaların ve bunlara ilişkin olarak alınan para ve sair kıymetlerin miktar ve mahiyetini gösteren cetvel ve defterlerle bunlarla ilgili her türlü belgeler, gider hesabını; 

            c) Mevcut ve alınan, sarf olunan, satış, yok etme veya sair suretlerle elden çıkarılan her türlü malların ve eşyanın miktar ve mahiyetini gösteren cetvel ve defterlerle bunlarla ilgili her türlü belgeler, mal hesabını teşkil eder.”

            66’ncı maddesi:
             “Saymanların hesapları Sayıştay’a noksansız verildiği tarihten itibaren iki yıl içinde yargılanamadığı takdirde hükmen onanmış sayılır.”

            84’üncü maddesi:
             “Kesin hesap kanun tasarısı, Anayasanın 128’inci maddesinde belirtilen bir yıllık süreyi aşmamak şartıyla, idare hesapları tam olarak Sayıştay’a verilmedikçe Millet Meclisi Başkanlığına sunulamaz.”(90) (3162 S.K.17.Mad. ile kaldırıldı)

            102’nci maddesi:
             “Hesapla ilgili olarak Sayıştay’a verilen her çeşit gider ve gelir evrakı ile her çeşit belgeler Sayıştay’da saklanır.”

            İNCELEME :
            Konu ile ilgili mevzuat ve bu husustaki Daire kararı incelenip, ilkin sayman hesabının muhteva ve niteliği, sonra da hükmen onanma keyfiyeti üzerinde durularak gereği düşünüldü.

            1-Sayman hesabından ne anlaşılması lazım geleceği hususu 05.10.1933 tarih ve 841/7 sayılı Genel Kurul Kararı ile : (Muhasebe-i Umumiye Kanununun 126’ncı maddesinde muharrer iki sene müddetin hangi tarihten itibaren cereyana başlayacağı hususu müzakere olunarak, madde-i Kanuniyede “Muhasiplerin hesabatı Divanı Muhasebata tevdi tarihinden itibaren iki sene zarfında rüyet edilmediği takdirde hükmen musaddak addolunur.” Denilmesine göre tarihi tevdiin mebde ittihazı lazım geleceği ve ancak Divana tevdi edilen bu hesapların yine aynı Kanunun 122 ve 123’üncü maddelerinde tarif edilen şekilde ve yine bu maddelerde tadat edilen vesaik ve cedavili(91)  muhtevi olması icap edeceği) şeklinde tespit edilmiş bulunuyor ise de, Muhasebe-i Umumiye Kanununun anılan karara esas tutulan 122, 123 ve 126’ncı maddelerinin konuyla ilgili hükümleri muahhar tarihli Sayıştay Kanunu ile değiştirilmiş ve bu hususta yeni hükümler getirilmiş olduğundan, meselenin 832 sayılı Sayıştay Kanunun hükümleri ışığında ele alınarak, sayman hesabının bu kanun hükümleri karşısında ne şekilde tanımlanmasının gerekeceği hususu üzerinde durulması icap etmektedir.

            832 sayılı Sayıştay Kanununun 38’inci maddesinin (a) işaretli fıkrasında, Sayıştay’ca denetlenecek işlem ve kayıtlar belirtilirken, “gelir, gider ve mal işlemleri”, “bu işlemlere ait sayman hesapları”, “bütün kayıt ve belgeler” denilmek suretiyle, işlemlerin dayanağı olan belgeler, sayman hesabından ayrı mütalaa edilecek şekilde belirlenmiş; aynı kanunun 39’uncu maddesinin 1’inci fıkrasında sayman hesaplarının, 2’nci fıkrasında işlemlere ait belgelerin Sayıştay’a verilme süreleri ayrı ayrı tespit edilmiş olup, son fıkrasında ise “Bu hal yukarıdaki fıkralar gereğince yıl veya hesap devreleri sonlarındaki hesap verme mecburiyetini kaldırmaz” denilmek suretiyle, kanun koyucu tarafından, işlemlere ait belgeler, sayman hesabının dışında mütalaa edilmiştir.

            Aynı kanunun, gelir, gider ve mal hesaplarını tanımlayan, “Hesapların niteliği” başlıklı 40’ıncı maddesinin a, b, c fıkralarında müşterek bir deyim olarak “... bunlarla ilgili her türlü belgeler” ibaresi yazılı bulunmaktadır. Madde metnindeki “ilgili” sözcüğünün kapsamı açıkça belirtilmemiş olduğundan, bu maddenin tek başına ele alınması, işlemlere ait belgelerin de sayman hesabı meyanında bulunduğu kanaatine vesile olabilmektedir.  Ancak, anılan madde metninin 832 sayılı Kanunun 38, 39 ve 102’nci maddeleri ile birlikte yorumlanması halinde, “her türlü belgeler” ibaresinden, işlemlere ait belgelerin değil; idare hesabı cetvelleri diye isimlendirilen cetvellere bağlanması gereken belgelerin anlaşılması lazım geleceği neticesine varılmaktadır.

            Bunlara ilaveten, 832 sayılı Kanunun 84’üncü maddesinde, Sayıştay’a tam olarak verilecek hesabın, idare hesabı olduğu açıkça ifade edildiğinden, kanun koyucu tarafından sadece cetvellerden meydana gelen ve mali mevzuatta tanımı yapılan idare hesabı cetvelleri benimsenmiş olmakla; ve aynı kanunun 102’nci maddesinde de “hesapla ilgili olarak Sayıştay’a verilen her çeşit gider ve gelir evrakı ile her çeşit belgeler ...” denilmek suretiyle, hesap ile, evrak ve belgelerin ayrı şeyler olduğuna işaret edilmiş bulunulmakla, yukarıda belirtilen husus teyit edilmiştir.

            Bu itibarla sayman hesabı deyiminden, idare hesabı cetvelleri ile, bu cetvellere eklenilmesi gerekli bulunan belgeleri anlamak icap etmektedir.  ...............
Sayıştay G.K.K. Tarih. 21.12.1972; Karar No: 3624/3
Sayıştay Genel Kurul Kararları, Sayıştay Yay. No:10, Ank., 1976, s.89-93.

            832 sayılı Kanunun devamında ise; 
            Hesap ve işlemlere ait belge, defter ve cetvellerin yıl veya hesap devreleri içinde, bir aydan fazla olmamak üzere, belirtilecek müddetler sonunda gönderilmesine veya yerinde incelemeye hazır bulundurul-masına Sayıştay’ca karar verilebilir. Bu hal yukarıdaki fıkralar gereğince yıl veya hesap devreleri sonlarındaki hesap verme mecburiyetini ortadan kaldırmaz.” hükmü yer almaktadır. 

            832 sayılı Kanunun 44’üncü maddesinde de; Hesaplar, saymanlar tarafından bu kanunda ve diğer kanunlarda yazılı süreler içinde tamamlanarak incelemeye hazır vaziyette bekletilir veya Sayıştay’ın bildireceği yere gönderilir.

            Hesaplar görev başında bulunan sonuncu sayman tarafından hazırlanır ve verilir. Hesabın verilmemesinden doğan sorumluluk buna aittir.

            Hesabını tamam olarak hazırladıktan sonra başka yere naklolunan, emekliye ayrılan veya Bakanlık emrine alınan saymanlar, haleflerine verdikleri devir sırasında, hazırladıkları hesaplarını da devrederler ve bu husus devir tutanağında belirtilir.

            Ölüm, sağlık durumu ve sair mücbir sebeplerle hesap vermeye muktedir olamayan veya hesap vermekten kaçınan saymanların hesapları bağlı bulundukları dairelerce kurulacak bir kurul eliyle yeni saymana devredilir. 

            Saymanlığın başka bir saymanlığa katılması halinde, sayman o tarihe kadar ki hesabını yeni saymana devre, saymanlığın kaldırılması halinde ise, sayman bu hesabı üç ay içinde Sayıştay’a vermeye zorunludur.” 

            832 sayılı Yasanın 51’inci maddesinde de hesaplarını tam ve eksiksiz olarak vermeyen saymanların aylıklarının Sayıştay’ın istemi üzerine ilgili dairelerince yarım olarak ödeneceği ve yarım aylık ödenmeye başlandıktan sonra en çok üç ay içinde hesabını vermemekte direnirler ise ilgili dairelerince tayinlerindeki usule göre işten el çektirileceği hüküm altına alınmıştır. İlgili daireler bu maddenin uygulaması ve sonucu hakkında Sayıştay’a bilgi vermeye zorunludurlar. (832/53) Sayıştay’ın bu konudaki istemini yerine getirmeyenler hakkında dairelerince disiplin kovuşturması yapılır. (832/54)

          1.3.8. Saymanın Kendinden Önceki Sayman Hesabından Sorumluluğu
            1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 19’uncu maddesine göre; her sayman yalnız kendi dönemine ait hesaptan sorumlu olmakla beraber, kendisine hesap vermekle sorumlu olanların hesabına bakmayan veya kendinden öncekinden teslim aldığı hesabın eksikliklerini göstermeyen sayman bunlara yükletilecek olan mali sorumluluğu üstlenmiş olur. Ancak, bu saymanın borçlulara ve mali sorumluluğa sebep olanlara rücu hakları saklı bulunmaktadır.

            Yukarıdaki hüküm gereğince saymanlar, kendilerine hesap vermekle yükümlü olan sayman mutemetlerinin hesaplarını incelemek ve noksanlıkları giderip, yanlışlıkları düzelttirdikten sonra kabul etmek zorundadırlar. Örneğin İlçe özel İdare Müdürleri İl Özel İdare Müdürünün (Özel İdare Saymanı) sayman mutemedi durumunda olup, her ay sonunda gelir ve gider belgelerini İl Özel İdare müdürlüğüne gönderirler. İl Özel İdare müdürü bu evrak ve cetvelleri incelemekle yükümlü ve hataları nedeniyle Sayıştay’a karşı sorumludur.

            Aynı şekilde saymanlar kendilerinden önceki saymandan devraldıkları hesabın eksikliklerini devir tutanağında göstermek zorundadır. Devir tutanağında eksiklikler belirtilmemişse, oluşan fazla ve yersiz ödemelerden dolayı devreden saymana rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla Sayıştay’a karşı sorumludur. 

            Burada akla şu soru gelebilir: Acaba saymanlar kendilerinden önceki saymanın bütün hesabından sorumlu mu dur? Örneğin, bir maaş bordrosunda bir defa yapılan ve sonraki aylarda tekrarlanmayan fazla ödemeden sonraki sayman sorumlu olacak mı dır? Kanaatimizce bu tür bir fazla ödemeden, sonraki sayman (devralan sayman) sorumlu tutulmamalıdır. Bu sonuca “sayman hesabı” kavramının tanımından ulaşmaktayız. Sayıştay yargılamasında hesap kavramından; saymanlığın bir hesap devresi içindeki her türlü işlemlerinin sonucunu gösteren ve mali mevzuatta idare hesabı cetvelleri diye isimlendirilen cetvellerle, bu cetvellere bağlanması gereken belgeler(92)  anlaşılmaktadır. Bu nedenle önceki saymanın işlemlerinden devralan saymanın sorumlu tutulacağı kısım idare hesabı cetvellerinin tamlığı ve tamamlığıdır. Örneğin, teminat mektuplarının devir tutanağında gösterilen miktarda olması, banka mevcudunun doğruluğu, alacak hesapları vb. hesap özet cetvelinde bakiye veren hesaplardır. Sayıştay Yargılama Dairelerinin yaklaşımları da bu yöndedir ki, zamanı idare kapsamında olmak kaydıyla hazine zararına sebep olan belgedeki imza kimin ise sorumluluk ona tevcih edilmektedir. 

            Diğer bir sorun da, hakediş raporları ile ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, hakediş raporlarında rakamlar kümülatif olarak teselsül ettirilmektedir. Diğer bir ifade ile bir hakediş ondan önce düzenlenen bütün hakedişlerdeki imalat ve diğer parasal unsurları içerisinde bulundurur. Bu durumda, önceki hakedişlerde yapılan hatalar da düzeltilmezler ise sonraki hakedişlere sirayet eder. Örneğin bir imalat miktarı gerçek değerinden fazla gösterilmiş ise bu fazlalık için ödenen para her hakedişte devam eder. Denetim sırasında, bir hakediş ödemesinde fazla ödeme tespit edilir, ancak fazla ödemenin kaynağı olan verile emri ve ekli belgeler önceki yıllarda düzenlenmiş olursa sorgu yine de mevcut hakediş raporuna göre açılacak ve sorumluluk tevcih edilecektir. Bazen de tespit edilen fazla ödeme o kadar yüksek olur ki, elde mevcut hakedişlerdeki tahakkuk toplamına ‘fazla ödeme’ denilse bile yetersiz kalır. Kanaatimizce böyle durumlarda, gerek sorgu aşamasında gerek yargılama aşamasında fazla ödemenin kaynağı belgeyi imzalayan sorumluların tespit edilerek tazmin hükmünün bunlar hakkında verilmesi uygun olur. Eğer fazla ödemenin dayandığı belge önceki yıllarda düzenlenmiş ve bu yılın hesabının yargılanması sonucu beraat ettirilmiş ise iade-i muhakeme suretiyle beraat hükmü kaldırılarak tazmin hükmü verilmelidir. Ancak, kesin hesap hakedişinde bütün imalatların kesinleşmiş verilere ve metrajlara göre değerlendirilmesi gerektiğinden belli durumlarda sorumluluk kesin hesap hakedişini düzenleyen ve onaylayanlar ile tahakkuk müzekkeresi ve verile emrini imzalayan sayman ve tahakkuk memurlarına yöneltilebilecektir.  Buna karşın ara hakedişlerdeki bazı hatalar -örneğin usulsüz süre uzatımına dayalı ödenek aktarması ve fiyat farkı verilmesi gibi durumlardan kaynaklanan fazla ödemeler- önceki paragrafta belirttiğimiz gibi asıl sorumlusuna yükletilmelidir. 

            1050 sayılı Yasanın 120’nci maddesinde, her saymanın hesabını yıldan yıla Sayıştay’a vermek zorunda olduğu, bir mali yılın sona ermesinden önce görevinden ayrılan saymanın yıl sonunda Sayıştay’a sunulmak üzere kendi hesabını yerine gelen saymana vereceği hüküm altına alınmıştır.

            1050 sayılı Yasanın 19’uncu maddesi hükümlerinin 832 sayılı Yasanın 44’üncü maddesi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan madde hükmüne göre, hesaplar görev başında bulunan sonuncu sayman tarafından hazırlanır ve verilir. Hesap verilmemesinden doğan sorumluluk buna aittir. Hesabını tamam olarak hazırladıktan sonra başka yere naklolunan, emekliye ayrılan veya Bakanlık emrine alınan saymanlar, haleflerine verdikleri devir sırasında, hazırladıkları hesaplarını da devrederler ve bu husus devir tutanağında belirtilir. Ölüm, sağlık durumu ve sair mücbir sebeplerle hesap vermeye muktedir olamayan veya hesap vermekten kaçınan saymanların hesapları bağlı bulundukları dairelerce kurulacak bir kurul eliyle yeni saymana devredilir.”

          1.3.9. Ayniyat Saymanlarının Sorumlulukları
            a) Tanım
            Ayniyat saymanları, kendilerine tevdi edilmiş bulunan ayniyatın muhafazası, girişi ve çıkışı ve kullanımı ile ilgili işlemleri yapan ve Sayıştay’a yönetim dönemi hesabı veren kimselerdir. 832 sayılı Kanunun Hesapların Niteliği  başlıklı 40’ıncı maddesinin (c) bendinde ayniyat hesabının; “mevcut ve alınan, sarf olunan, satış, yok etme veya sair suretlerle elden çıkarılan her türlü malların ve eşyanın miktar ve mahiyetini gösteren cetvel ve defterlerle bunlarla ilgili her türlü belgeler”den oluştuğu belirtilmiştir.

            1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 96’ncı maddesine göre; “Devletçe idare edilen ambar, imalathane, ocak, tersane ve emsali müessesattan (kurumlardan) her birinde bulunacak her türlü mevat (madde) ve eşya ve malzeme ile devair ve müessesatta (daire ve kurumlardaki) mevcut demirbaş eşya ve mefruşat bir ayniyat muhasibine mevdu bulunur (verilir). Muhasip bu ayniyatın hüsnü muhafazasıyla ithalat ve ihracatından (giriş ve çıkışından) mesuldür. Ancak eşyanın tabiatından mümbais (öz niteliğinden kaynaklanan) ve usulen sabit tenakkuslardan (usulüne uygun eksikliklerden) dolayı ayniyat muhasibi mazur tutulur (sorumlu tutulmaz).

            Kanunun 97’nci maddesiyle de ayniyat saymanlarının hesap verme sorumlulukları şu şekilde ifade edilmiştir: “Her ayniyat muhasibi mensup olduğu daireye, kendisine tevdi edilmiş olan ayniyatın envai (çeşitleri) itibariyle ithalat ve ihracatını muhtevi (giriş ve çıkışını gösteren) hesap itasıyla (hesap vermekle) mükelleftir.”

            Ayniyat işlemleri ve muhasebesiyle ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından Ayniyat Talimatnamesi (Yönetmeliği) çıkarılmış ve 01 Haziran 1939 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bakanlık bu konuda yönetmelik çıkarma yetkisini 1050 sayılı Yasanın 139’uncu maddesinden almaktadır. 

            b) Atanma Usullerine Göre Ayniyat Saymanları
            Ayniyat Yönetmeliğinin 1’inci maddesinde ayniyat saymanı olarak Sayıştay’a idare zamanı hesabı vermekle yükümlü iki tür sayman olduğu belirtilmiştir:

            1.Kadrolarında memuriyet unvanları doğrudan doğruya ayniyat saymanı olarak gösterilenler.

            2.832 sayılı Yasanın 43’üncü maddesi gereğince bağlı oldukları Bakanlık ve genel idarelerce tespit edilip, Sayıştay’a ayniyat saymanı olarak bildirilenler.

            Birinci kısımdaki ayniyat saymanlarının bulundukları kadro ayniyat saymanı kadrosu olup, 1050 sayılı Kanunun 134’üncü maddesine göre atamaları bağlı bulundukları dairelerince yapılmaktadır. İkinci kısımdaki ayniyat saymanlarının kadroları, ayniyat saymanı kadrosu olmayıp, dairelerince başka bir kadrodaki personel ayniyat saymanı olarak görevlendirilmektedir. Dairesince görevlendirilen bu personel, 832 sayılı Kanunun 43’üncü maddesi gereğince ayniyat saymanı olarak Sayıştay’a bildirilmektedir.(93)

            c) Hesap Verme Sorumluluğu
            Ayniyat Yönetmeliğinin 1’inci maddesine göre; Devlet daire ve kuruluşlarıyla bunlara bağlı çeşitli kuruluşların imalat ve üretimleri ve bu daireler ve müesseselerde mevcut kullanılmaya, sarf ve tüketime mahsus bütün eşya ve levazım ile her nevi demirbaş eşyanın giriş ve çıkışlarını, bozulmak ve çürümekten doğacak zayiatı ve fire benzerinden oluşacak azalmaları ve ambar artımlarını kayıt ve takip etmek ve bunların hesaplarını vermek ayniyat saymanının asli görevlerindendir. 

            Madde hükmüne göre, ayniyat saymanının temel görevi bilumum ayniyatla ilgili muhasebe işlemlerini yapmak, ayniyatı muhafaza etmek ve bu işlemlerle ilgili olarak hesap vermektir. 

            Hesap verme mükellefiyeti, hem Sayıştay kanununun hem 1050 sayılı kanunun hem de ayniyat yönetmeliğinin emredici hükmü olup, hesap vermeyen ayniyat saymanları hakkında diğer saymanlar hakkındaki hükümler uygulanır. Yukarıda belirtildiği üzere; hesaplarını tam ve eksiksiz olarak vermeyen saymanların aylıkları Sayıştay’ın istemi üzerine ilgili dairelerince yarım olarak ödenir ve yarım aylık ödenmeye başlandıktan sonra en çok üç ay içinde hesabını vermemekte direnirler ise ilgili dairelerince tayinlerindeki usule göre işten el çektirilir. Bazı kurumlarda gelir ve gider hesapları ile mal hesapları mevzuatları gereği beraberce Sayıştay’a verilmektedir. Tek Düzen Hesap Planının uygulanmaya başlanmasından sonra döner sermayeli işletmelerde ayniyat hesapları nakit hesabının içerisine dahil edilmiştir. Diğer taraftan belediye ve özel idare muhasebe yönetmelikleri gereğince ayniyat işlemleri nakit hesabı içerisinde değerlendirilmektedir.

            Ayniyat hesaplarının hesap devresi beş yıldan fazla olmamak üzere Sayıştay’ca tespit edilir.(832/39) Sayıştay Genel Kurulu 11.3.1969 tarihinde mal hesaplarının devrelerini tespit etmiş ve 12.07.1969 gün  ve 593311-434 sayılı yazı ile Maliye bakanlığına bildirmiştir.

            d) Muhasebe Sorumluluğu
            Muhasebe İşlemlerinin Yürütülmesi, sorumluluğu her kurumun kendi mevzuatında düzenlenmiş bulunmaktadır. Nakit hesabı ile ayniyat hesabının tek bir hesapta toplandığı kurumlarda ayrı bir muhasebe sistemine gerek bulunmamaktadır. Zira nakit ve ayniyat hesabı aynı muhasebe çerçevesinde yürütülmektedir. Muhasebeleştirme konusunda Ayniyat Yönetmeliğinin getirdiği en temel prensip kayda esas belgenin fatura olduğudur.(Md.6) Buna karşın kurumlar satın alma dışında başka yollarla da mal edinebilirler. Hibe ya da kurumun kendi imkanları ile ürettiği mallar için fatura düzenlenemez. Bu durumlarda, keyfiyetin tutanakla tespiti gerekmektedir. Gerek satın alma yoluyla gerekse hibe ya da üretim yoluyla elde edilsin sayman bir ayniyatı teslim aldığında mutlaka ayniyat tesellüm makbuzu düzenlemelidir.

            e) Ayniyatın Muhafazası Sorumluluğu
            Ayniyatın Muhafazası, 1050 sayılı kanunun 96’ncı maddesine göre saymanlar kendilerine teslim edilen ayniyatın iyi bir şekilde korunmasından, giriş ve çıkışların usulünce yapılmasından  sorumludur. Ancak eşyanın öz niteliğinden kaynaklanan ve usulüne uygun eksikliklerden dolayı sorumlu tutulmaz.

            Ayniyat yönetmeliğinin 10’uncu maddesine göre, ayniyatın dikkatsizlik sonucu kaybolmasına veya kırılıp bozulmasına sebep olanlar ve takipte ihmali görülen saymanlar bunları ödemeye mecburdurlar. Burada iki husus üzerinde durulması zorunludur. Zira saymanların sorumlulukları ile ayniyata zarar veren kişilerin sorumlulukları farklı hukuki rejimlere sahiptir. Diğer yandan saymanların sorumlulukları kusursuz sorumluluk olduğu halde, zarar veren kimselerin sorumlulukları kusurlu sorumluluktur.

            1. Ayniyatın kırılıp bozulmasına sebep olanlar: Devletin mülkiyetine geçmiş herhangi bir ayniyatın kırılıp bozulmasına neden olanlar bizzat saymanların kendileri olabileceği gibi, ayniyatın üzerine kayıtlı olduğu idarenin personeli ya da üçüncü kişiler olabilir. 

            Ayniyata zarar veren sayman olsun diğer bir kamu personeli olsun bunlar hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 12’nci maddesine göre işlem yapılmak gerekir. Zira ayniyatın yok edilmesi ya da kırılıp bozulmasına neden olunması devlete verilen bir zarardır. Anılan kanun hükmüne ilişkin açıklamalar bir önceki bölümde ayrıntılı olarak yapılmış olup tekrardan kaçınmak için burada değinilmemiştir. 

            Ayniyatın kırılıp bozulmasına neden olanlar ayniyatın kayıtlı olduğu idarenin personeli değilse bu durumda zararın giderilmesi için Borçlar kanunu hükümlerine gitmek gerekmektedir. Borçlar kanunun Haksız Fiillerden Doğan Borçlar başlıklı 41’inci maddesine göre; Gerek kasten gerek ihmal ve unutma yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar veren şahıs, o zararın tazminine mecburdur. 

            2. Ayniyat Saymanlarının Gözetim Sorumlulukları: Ayniyatın muhafazası yukarıda belirtildiği üzere esas olarak saymanın görevidir. Bu nedenle, demirbaş ve levazımın korunması ve zarar görmemesi için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Eğer gerekli tedbirlerin yeterince alınmaması ya da gözetimin eksiz yapılması nedeniyle ayniyat zarar görmüş ise bu zarar Sayıştay kararı ile saymana ödettirilecektir. Saymanın zarar veren personele Borçlar kanunun hükümlerine göre ödediği tazminat için rücu hakkının olması hukukun genel prensiplerindendir. 

            Saymanın sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu belirtmiştik. Kusursuz sorumlulukta kişi, zarar doğurucu olayda bütün tedbirleri aldığını ve zarar ile saymanlık görevi arasındaki sebep sonuç ilişkisinin kesildiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Bu genel prensibin uygulaması, Ayniyat yönetmeliğinin 10’uncu maddesinde yerini bulmuştur. Anılan maddeye göre, ayniyatın kaza sonucu kırılması veya kaybolması durumunda ita amirinin onay vermesi ile sayman sorumluluktan kurtulur. Ancak, ita amirinin verdiği kararın gerek kurumun üst yönetimi gerekse Sayıştay’ca kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle ita amirinin sorumsuzluk yönünde verdiği karar Sayıştay’ın denetim yetkisine sınırlama getirmez. Ancak, ita amirinin yazılı olarak verdiği karar bir sorumluluk üstlenme olmadığından sonradan Sayıştay’ca tazmin hükmü verilmesi durumunda sorumlu yine sayman olacaktır.

            1.4. Saymanın Sorumluluğunun Sınırı
            Saymanın sorumluluğunun temeli 1050 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde yer alan  “.... saymanlar düzenledikleri evrakın sıhhatinden ve kanunlara uygunluğundan sorumludurlar” hükmüne dayanmaktadır. Burada akla, sayman bütün verile emirlerine imza attığına göre acaba hazine zararına sebebiyet veren her ödemeden sorumlu mudur? sorusu gelmektedir. Gerçekten sayman idare zamanı ile ilgili olarak imza atmadığı bazı belgelerden dahi sorumlu tutulmaktadır. 

            Bir çok mal ve hizmetin temini aşamasında sayman bilgi sahibi olmamakta, sadece belgelerin tam ve tamamlığına göre ödeme belgesini imzalamaktadır. İnşaat işleri gibi, bazı kamu hizmetlerinin niteliği gereği de hizmetin kalitesi ya da gerçekten yapılıp yapılmadığı konusunda yeterli bilgi sahibi olması da mümkün değildir. Bu durumda saymanı imza attığı bütün belgelerden sorumlu tutmak hakkaniyetle bağdaşmayacaktır.

            Mevzuatımızda ita amirinin sorumluluk üstlenmesi dışında saymanın sorumlu olmayacağı bir hal sayılmış değildir. Ancak, Sayıştay yargısında geliştirilmiş bir takım prensipler ortaya çıkmıştır. Sayıştay yargısında bu konunun daha belirginleşmesi için saymanlar, sorumlu tutulmamaları gerektiğini düşündükleri konularda iddialarını savunmalarında belirtmeli ve (temyiz, iade-i muhakeme gibi) kanun yollarını kullanarak haklarını korumalıdırlar. Zira sayman tarafından savunulmayan bir hususun Yargı tarafından re’sen dikkate alınması hukuken mümkün olsa da pratikte uygulama alanı bulmamaktadır.

            1. Tahakkuk Dairesince Saymanlığa Bilgi Verilmemiş Olması
            Bazı durumlarda tahakkuk dairesi ödemeyle ilgili bir hususu saymanlığa zamanında ya da hiç bildirmemiş olabilir. Örneğin askere giden bir memurun durumunun saymanlığa bildirilmemesi ve maaşının ödenmeye devam etmesi durumunda ortaya çıkan hazine zararından sayman sorumlu tutulmamakta, buna karşın tahakkuk memuru tek başına sorumlu olmaktadır. 

          KARAR SIRA NO : 75            Tahakkuk Dairesince Bildirilmeyen Hususlarda Saymanın Sorumluluğu
            Tahakkuk dairesince kendisine bildirilmedikçe saymanın, öğretim görevlisinin görevine devam edip etmediği konusunu bilmesine olanak bulunmadığından izinsiz ve mazeretsiz olarak görevine devam etmemesi nedeniyle görevine son verilen öğretim görevlisine yersiz olarak ödenen aylıklar ile emekli sandığına gönderilen aidatların tek başına tahakkuk memuruna ödettirilmesi uygun olur.
Sayıştay  5. Daire Tarih: 16.1.1976 Tutanak No:2610
Sayıştay Kararları, Sayıştay Yayınları N:11, Ankara 1977, s.400.

            2. Fiili-Fiziki Denetimde Eksik İmalat Tespit Edilmesi
            Yapım sözleşmelerinin uygulanmasında yapılmamış bir işi yapılmış gibi göstermek suçtur. Saymanlığa gelen hakediş raporlarının metrajlara dayalı olara hazırlanması hem sözleşmelerin hem de Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin amir hükmüdür. Bu nedenle teknik elamanlarca inşaat mahallinde yapılan tespitlerle hazırlanan hakediş raporlarının aksi ispat edilmedikçe doğruluğunun kabulü gerekir. Bu durumda saymanın inşaat mahalline giderek fiili ve fiziki inceleme yapması ve hakediş raporundaki teknik verilerin doğruluğunu yeniden test etmesi hem gereksiz hem de pratikte imkansızdır. Daha sonra denetçilerin fiili-fiziki denetimleri ya da bilirkişi marifetiyle yaptıkları ölçümlerde bazı imalatların hiç yapılmadığı veya noksan yapıldığı tespit edilirse bu durumdan saymanın sorumlu tutulması hakkaniyetle bağdaşmaz. Zira burada saymanın saymanlık görevi ile hazine zararı arasındaki illiyet bağı teknik elamanların kusurları nedeniyle kopmuş olmaktadır. 

            Kusursuz sorumlulukta her ne kadar kişi, kusursuz olduğunu ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz ise de zarar ile fiil arasındaki illiyet bağının (sebep-sonuç ilişkisinin) kopması halinde sorumluluktan kurtulur. Sayıştay karşısında saymanın sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel kabul gördüğüne göre bu durumda saymana sorumluluk yükletilmemelidir. 

          KARAR SIRA NO : 76            Fiili Fiziki Denetimde Tespit Edilen Noksanlarda Saymanın Sorumluluğu
          Denetçi tarafından yapılan fiili inceleme sonucu tespit edilen fazla ödemeye ilişkin müşterek sorumluluğa sayman dahil edilemez. 
Sayıştay  6. Daire Tarih: 24.3.1998 Tutanak No:9517

          3. Sayman Üzerine Düşen Her Şeyi Yapmış Olduğu Halde Hazine Zararını Önleyememesi
            Bazı durumlarda da sayman üzerine düşen her şeyi yaptığı halde ortaya bir hazine zararı çıkabilmektedir. Bu durumda yine saymanın sorumluluğuna hükmedilmesi hakkaniyetle bağdaşmaz. Kusursuz sorumluluğun genel prensibi gereğince de böyle bir durumda sayman sorumlu olmamalıdır. Zira bu tür sorumlulukta kişi, zarar ile yaptığı faaliyet arasındaki illiyet bağının üçüncü kişinin ağır kusuru beklenmeyen bir hal vb. şekillerde kesildiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir. Aşağıda Sayıştay Temyiz Kurulunca bu konuda verilmiş bir karar yer almaktadır.

          KARAR SIRA NO : 77            Saymanın Sorumluluğunu Kaldıran Haller
          Özet: Ödenek temini için gerekli bütün işlemleri yapmış bulunan sayman ödenek yokluğu dolayısıyla bütçeden ödenen gecikme faizinden sorumlu tutulamaz.
276 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle hazine hisselerinin ve kanuni vergilerin zamanında ödenmemesinden doğan gecikme faizinin bütçeden ödendiği, yasal sorumlulukların zamanında yerine getirilmemesinden kaynaklanan gecikme faizlerinin devlet gideri kapsamına girmediği dolayısıyla tazmin hükmolunmuştur.

          Dilekçi dilekçesinde Mayıs ve Temmuz 1991 ile Mayıs 1992 dönemi KDV, Haziran 1992 ayı gelir ve damga vergisi ile Mayıs-Haziran 1992 ayları Gayrisafi Gelir Hazine Hissesinin ödenme zamanlarından yeterli süreler öncesinde yazılı olarak Bölge Müdürlüğünden para talep edildiği, süresi içinde de beyannamelerin verilerek vergilerin tahakkuklarının yaptırıldığı ancak Genel Müdürlükçe belirlenen limit fazlası nakit tutarının Genel Müdürlüğe aktarılmasının zorunlu olduğu, gönderdiği belgelerden de anlaşıldığı üzere sayman olarak gerek telefonla gerekse yazılı olarak zamanında nakit talebinde bulunulduğu, beyannameleri zamanında verip tahakkuk fişlerini aldığını belirterek gecikme konusunda hiç bir ihmal ve kusurunun bulunmadığını bildirip tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmektedir.

          Dilekçinin gönderdiği belgelerin incelenmesi sonucunda gerçekten de zamanında müracaat edilerek tahakkuk fişlerinin alındığı, ödeme zamanından önce bölge müdürlüğünden ödenek istendiği, ödeme zamanında bankada para bulunmadığı görülmekle saymanın üzerine düşen görevi yerine getirdiği, gecikme faizinin meydana gelişinde herhangi bir dahli olmadığı gibi gecikmenin olmaması için yasal çerçevede yapılması gereken her türlü işlemi yaptığı, meydana gelen gecikmenin, dolayısıyla ödenen faizin idarenin genel politikası sonucu oluştuğu kanaatine varıldığından TAZMİN HÜKMÜNÜN KALDIRILMASINA,  … karar verildi.
Sayıştay Temyiz Kurulu; Tarih: 21.02.1995; Tutanak No: 23645 

         4. Başka Bir Memurun İmzasıyla Yapılan Ödemenin Sayman Tarafından Reddedilmesi
            Saymanın kendi yönetim döneminde olmakla beraber başka bir memur tarafından imzalanmış olan belgeye dayanılarak yapılan ödemeyi kabul etmemesi halinde sorumluluğun saymana yükletilmesi mümkün değildir. Zira böyle bir durumda verile emrini imzalayan kişi yetkisiz olarak saymanlık sıfatını üzerine almış olur. İdari ve cezai müeyyideler bir yana mali açıdan da sorumlu sayman değil imzalayan kişidir. Ödeme sayman tarafından kabul edilmediğinden, saymanın hesabına da dahil edilemez. Böyle bir durumda, belgeyi imzalayan kişi sayman addolunarak kendisine mali sorumluluk yükletilir. Ancak mali sorumluluğun sayman yerine imza atan memura yükletilebilmesi için saymanın ödeme belgesine sorumluluğu kabul etmediğine dair kayıt koyması gerekir. Herhangi bir kayıt yoksa sorumluluğu kabul etmiş olacağından bu konudaki genel uygulamaya göre hareket edilir.

          KARAR SIRA NO : 78            Gider Belgesini Saymandan Başkasının İmzalaması
            ÖZET : Bir saymanın idare zamanı içinde düzenlenmiş bulunan bir gider belgesinde, saymanın sorumluluğu kabul etmediğine dair bir kayıt olduğu takdirde, sorumluluğun gider belgesini imzalayan memura ait olacağı hakkında.

            Saymanların zamanı idarelerine dahil işlemlerden sorumlu olmaları, saymanlık görevinin tabii bir sonucudur. Bu bakımdan sorumluluk, bir gider belgesini sadece imzalamış bulunmaktan değil, bununla birlikte zamanı idarenin de sahibi olmaktan doğmaktadır.

            Ancak, zamanı idare dönemine dahil bir gider belgesini herhangi bir sebeple, sayman yerine bir başka memur imzalamış bulunuyorsa, bu takdirde sorumluluğun tayini için, yapılan işlemin sayman tarafından kabul edilip edilmediği hususu üzerinde durulması icabeder. 

            Nitekim, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 42’nci maddesi, usulüne uygun olarak görevlendirilmediği halde, sayman sıfatı ile hareket eden kimsenin sorumluluğunu, yapılan işlemleri, saymanın hesabına dahil etmek ya da etmemek suretiyle kabullenip kabullenmemsi şartına bağlı tutmuştur.

            Öte yandan, her ne kadar seleften alınan hesapla ilgili bulunuyorsa da, kıyasen konuya uygulanabilecek nitelikte bir hüküm olan, Muhasebe-i Umumiye Kanununun 19’uncu maddesi, yukarıda ifade edilen şartlı sorumluluğu, hesabın noksanını göstermek suretiyle izhar olunacak tekabbule bağlamış bulunmaktadır. 

            Bu itibarla, sayman adına hareket eden memurun vekaleti zamanında veya sonradan onaylanarak, fiili duruma kanuni bir veçhe verilmiş ise, sorumluluğun bu memura ait olacağında şüphe bulunmamaktadır. Aksi takdirde sorumluluğun tayini, yapılan işlemlerin sayman tarafından tekabbül edilip edilmemesine bağlı kalacaktır. Sayman herhangi bir suretle ihtirazi kayıt dermeyan ederek, yapılan işlemleri kabul etmemiş ise, saymanı sorumlu addetmeye imkan yoktur.

            Sonuç:
            Yetkili makam tarafından, usulüne uygun surette sayman vekili olarak tayin edilmeden, idare zamanına dahil gider belgelerini sayman yerine başka bir memurun imzalamış olması ve saymanca sorumluluğun kabul edilmediğine dair ihtirazi bir kaydın dermeyan edilmiş bulunması halinde, sorumluluğun gider belgesini imzalayan memura ait olması icap edeceğine karar verildi.
SGKK, Tarih 19.10.1972; Karar No.3611/1

(90)  Madde hükmü daha sonra 3162 sayılı kanunun 17’nci maddesi. ile yürürlükten kaldırılmıştır.
(91)  Cetveller, listeler.
(92)  SGKK, 21.12.1972/3624/3
(93)  Necip TURGUTER, Ayniyat Yönetmeliği, Feryal Matbaacılık, Ank. 1997, s.61.