|
3.6.4.Rücu Etmede Zamanaşımı
Personel tarafından idareye gerek doğrudan doğruya, gerekse üçüncü kişilere verilen zararlar nedeniyle tazminat ödemek suretiyle kalması suretiyle verilen zararlar konusunda idarenin rücu hakkı ilelebet devam etmez. Önceki paragrafta açıklandığı üzere, İdarenin rücu hakkını kullanmaması onun ajanlarının sorumluluğunu gerektirir. Rücu konusunda genel hükümlerin uygulanacağı belirtildiğine göre zamanaşımının da genel hükümlere göre belli edilmesi gerekmektedir. Nitekim Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nev’i ve Miktarının Tespiti, Takibi, Amirlerin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmeliğin 12’nci maddesinde “Memurların bu Yönetmelik hükümlerine göre ödeyecekleri tazminat borçlarının zamanaşımına uğraması genel hükümlere tabidir.” denilmek suretiyle bu durum teyit edilmiştir. Borçlar Kanununun Zamanaşımı başlıklı 60’ıncı maddesinin ilk fıkrasında aşağıdaki hüküm yer almaktadır. Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.” Bu hükme göre, idarenin zarara ve zararın kim tarafından işlendiğine ilişkin bilgiyi edindiği andan itibaren bir yıl içinde rücu davasının açılması gerekir. Diğer taraftan idare bilgi edinmiş olsun olmasın zararın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıl içinde dava açma süresi sona erer.
KARAR SIRA NO : 65
Rücu Davasında Zamanaşımı Süresi
3.6.5.Rücu Kararından Sonra Re’sen İcra İmkanı
Kanaatimizce idarenin bu konuda re’sen icra yetkisi yoktur. Rücu işlemi ancak bir yargı kararı ile olabilmelidir. Çeşitli şekillerde idare tarafından yapılan usulsüz ve fazla ödemelerin yargı kararı olmaksızın re’sen geri alınması ancak açık bir kanun hükmü ile mümkündür. Böyle bir kanun hükmü yoksa idare ancak adli yargıya dava açmak suretiyle yapılan fazla ödemeyi geri alabilecektir. İdarenin personel aleyhine idari yargıda dava açma olanağı bulunmamaktadır.
KARAR SIRA NO : 66
İdarenin Zararını Re’sen Geri Alabilme İmkanı
Haksız kazanca ilişkin uyuşmazlık özel hukuku ilgilendiren bir konu olup, idarelerin kamu gücünden yararlanarak geri alabilmeleri olanaksızdır. Ancak adli yargıda alacak davası açabilirler.
Davalı idarece bu yolla karar verilmesi gerekirken, idari bir işlemle geri
alınmasına ve bildirim yapılmasına karar verilmesinde yasalara uyarlık
bulunmamaktadır.
Buna karşın; İdare personele rücu ederken mutlaka bir karar almak durumundadır ve bu karar idari bir karar olacaktır. Bu kararı tek bir kişi ya da bir kurul alabilir. Diğer yandan idari olarak personel hakkında bir soruşturma açılması ve disiplin cezası da verilmesi mümkündür. Bütün bu idari kararlara karşı idari yargı yerine gidilebileceğini düşünmekteyiz. Diğer bir ifadeyle rücu kararına karşı idari yargıda dava açılması mümkündür.
3.7.Maddeyle Getirilen Teminat Sistemi
3.7.1. İdare Edilenler İçin Getirilen Teminat
3.7.2. Personel İçin Getirilen Teminat
Getirilen teminat sistemi konusunda, Prof Dr. Lütfi DURAN değerlendirmelerini şu şekilde özetlemektedir. a) T.C. Anayasası ve İdare hukuku sistemi kamu görevlilerinin sorumluluğunu İdareninkinden ayrı ve bağımsız olarak öngörüp düzenlemiş bulunduğundan; 657 sayılı kanunun 13’üncü maddesi, personelin şahsi eylem ve kusurları ile verdikleri zararlardan ötürü kişiler tarafından kendileri aleyhine Adliye’de açılabilecek tazminat davalarını tamamen önleyen ve kaldıran bir hüküm niteliğinde anlaşılamaz ve sayılamaz. b) Kamu personelinin hizmet ve görevden ayrılamayan eylem ve kusurlarından ve/veya onunla birlikte hizmet kusurundan doğan zararların tazmini için, görevi yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine görevli ve yetkili yargı merciinde dava açılmalıdır. c) Personelin, hizmetten ayrılamayan eylem ve kusurları, zarara uğrayanlara karşı sorumluluklarını gerektirmez ise de; İdare önünde, görevsel veya mesleki kusur niteliğinde olabileceğinden, şahsi mesuliyetlerini doğurur. Bu takdirde ilgili kurum, zarar görene ödediği tazminat için, İdare hukuku esaslarına göre, sorumlu personele dönüp, kişisel kusuru oranında payına düşeni isteyebilir.(82)
3.8. Sorumluluk Bakımından Personel İle İdare Arasındaki İlişki
KARAR SIRA NO : 67
İdarenin Mali Sorumluluğunda BK.nun 55’inci Maddesinin Uygulanabilirliği
Davacılar, Orman İşletmesi Genel Müdürlüğünün BK’nun 55’inci maddesi hükmüne dayanarak tazminatla sorumlu olması gerektiğini ileri sürmüşler, yerel mahkemece de davalı genel müdürlüğün tazminatla sorumluluğu cihetine gidilmiştir. Davanın şu ileri sürüş şekline göre davacıların, bir kamu tüzelkişisi olan davalı Orman İşletmeleri Genel Müdürlüğünün bir idari kademesini oluşturan Orhaneli Bölge Şefliğinde atama tasarrufu ile çalışan orman muhafaza memuru davalı (H)’nin görevi sırasında ve ifa ettiği görev dolayısıyla desteklerini öldürdüğü olgusunu ileri sürerek “idare ajanının hizmet kusuruna” dayandığı ve tazminat isteğinin bir hizmet kusurundan kaynaklandığı açıkça anlaşılmaktadır. Gerek dava dilekçesinde, gerekse duruşma sırasında ileri sürülen maddi olgularda, iddianın nitelikçe bu şekilde yorumlanması gerektiğini kanıtlamaktadır. O halde bu davada öncelikle çözümlenmesi gereken yön, Devlet ve sair kamu tüzel kişileri hakkında BK’nun 55’inci maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı hususunun çözümlenmesi olmalıdır. Bu gün gerek doktrinde ve gerekse uygulamada hakim olan görüş odur ki, ister hizmet kusuru, ister kişisel kusur bulunsun, kamu hukuku alanına giren faaliyet ve tasarruflardan dolayı idare aleyhine BK’nun 55’inci maddesine dayanarak istihdam eden sıfatıyla dava açılamaz. Çünkü, eğer olayda idare ajanının bir hizmet kusuru mevcut ise, idare aleyhine 521 sayılı Danıştay Yasasının 30’uncu maddesi hükmüne göre tam kaza davası açılmalıdır. Kişisel kusur mevcut ise, memur bu kusurundan dolayı BK’nun 41’inci maddesine göre şahsen ve yalnız başına sorumlu tutulabilir, yani kişisel kusurdan dolayı BK’nun 55’inci maddesine dayanarak idarenin sorumluluğu cihetine gidilemez. Gerçekten kamusal memurları “istihdam edilen kimseler” durumunda mütalaa etmek yanlıştır. Zira memurların Devlet veya kamu idareleriyle olan ilişkileri özel hukuk kurallarına göre değil, idare hukuku kurallarına göre düzenlenir. Bu görüş tarzı Onar’a göre şu mülahazalara istinat ettirilmektedir: Kanun koyucu memurların eyleminden dolayı Devletin sorumluluğu konusunda bazı alanlarda BK’nun 55’inci maddesinden daha ağır (örneğin MK.917, TTK.27/2, MK.819) bazen de daha hafif (MK.410, İİK.6) hükümler koymuştur. Kanun koyucunun özel hukuk kurallarını Devletin sorumluluğuna uygulama bakımından böyle farklı hükümler ve sistemler uygulaması ki, bu halleri de açıkça göstermiş olması, bu sorumluluğun bazen BK’nun 55’inci maddesinden çok hafif ve bazen de çok ağır bulunması, esas itibariyle 55’inci maddenin idare tüzel kişilerine uygulanamayacağını göstermektedir. (S.S.ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları, İstanbul 1960-C.2,s.1304) Böylece kanun koyucu esas itibariyle Devleti 55’inci maddenin kapsamı dışında görmüş ve özel durumların gereklerine göre memurların eylemlerinden dolayı Devlete muhtelif şekil ve derecelerde sorumluluklar düzenlemiştir. Bu hükümlerin her birisi, muhtelif özel hal ve durumların gereklerine ve özelliklerine göre konulmuş olduğundan ve binaenaleyh genel bir nitelik arz etmediğinden benzetme (kıyas) yoluyla başka olaylara tatbik ve teşmil edilemez. Nitekim kanun koyucunun yukarıda anılan şekilde özel sorumluluk halleri için açık hükümler koyması da 55’inci maddenin Devletin sorumluluğu meselesinde uygulama alanı bulunmadığını gösterir. Bundan dolayı, eğer hukuk sistemimizde, Devletin sorumluluğunu istinat ettirecek daha geniş ve kudretli bir hukuki esas mevcut olmasaydı, bu belirli sorumluluk halleri dışında Devlete ve diğer idare tüzel kişilerine fonksiyonlarından, otoritenin kullanılmasından ve kamu hizmetlerinden dolayı hukuki ve mali sorumluluk yöneltmek mümkün olmaz ve bu bakımdan hukuk sistemimizde büyük bir boşluk husule gelirdi. Oysa, Danıştay Kanununun 30’uncu maddesinde Devletin ve kamu tüzel kişilerinin idari faaliyetlerinden doğacak sorumluluk konusunda ajanın kusurunu şart kılmayarak ve kurtuluş beyyinesine de yer vermeyerek BK’nun 55’inci maddesinden daha yetkin ve geniş bir sorumluluk sistemine yer vermiştir. Şunu da hemen belirtmek gerekir ki, Devletin ve sair kamu tüzel kişilerinin özel hukuk tüzel kişileri gibi hareket ettikleri hallerde BK’nun 55’inci maddesi hükmünün uygulanması olanağı her zaman mevcuttur.
O halde özetlenecek olursa, yasama ve yargı tasarruflarıyla, kamu hizmetlerine
ilişkin idari eylem ve işlemlerden doğacak zararlardan dolayı Devlet, istihdam
eden sıfatıyla BK’nun 55’inci maddesine göre sorumlu tutulmayacaktır.
Eğer kanunlarda belli konularda idare yargının değil adli yargının görevli olduğu yönünde hükümler bulunmakta ise bu durumda o kanundaki özel hükme itibar etmek gerekmektedir. Örneğin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda böyle bir düzenleme mevcuttur.
KARAR SIRA NO : 68
Trafik Kazalarında Sorumluluk
İdare mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe, usul ve yasaya uygun
olup, bozulmasını gerektiren başka bir neden de bulunmadığından, temyiz
isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına k.v.
3.9. Zararların Tazminine İlişkin Yönetmelik
Metni aşağıya aynen alınan yönetmelikte esas itibariyle devlet memurlarının 657/12’nci maddede yerini bulan İdareye karşı sorumlulukları düzenlenmiştir. 13’üncü maddede öngörülen kişilere karşı kamu personelinin sorumluluğu konusunda ise sadece 11’inci maddesindeki, “memurların görevlerini, kasıt, ihmal veya tedbirsizlik sonucu gereken dikkat ve itina ile yapmamaları sebebiyle zarara uğrayan kişilerin zararları, başvurdukları mahkeme veya makamlarca verilen kararlar uyarınca ilgili kurumlarca karşılanır. Kurumların genel hükümlere göre sorumlu memurlara rücu hakkı saklıdır” hükmü yer almaktadır. Bunun yanında yukarıda açıklandığı üzere, 12’nci madde kapsamındaki zarar 13’üncü madde gereğince idarenin ödediği tazminatı da içine aldığından aslında yönetmeliğin bütününün her iki maddeyi de ilgilendirdiği söylenebilir. Anılan yönetmelik hükümleri 2’nci maddesi gereğince, yalnız Devlet Memurları Kanununun 1’inci maddesinin 1’inci fıkrası kapsamına giren kurumlarda çalışan memurlar hakkında uygulanır. Anılan madde hükmü gereğince Yönetmelik; “Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, İl Özel İdareleri, Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında veya Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüklerinde çalışan memurlar hakkında” uygulanabilecektir. Yönetmelikle ilgili olarak belirtilmesi gereken bir husus da şudur: 5’inci maddenin (a) bendinde; kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile belirlenmiş görevlerini kasıt, ihmal veya tedbirsizlik sonucu gerekli dikkat ve itina ile yapmamaları sebebiyle idarenin veya kişilerin uğradığı zararlar” Memurlarca Tazmin Edilecek Zararlar başlığı altında sayılmıştır. Ancak, 7’nci maddenin son fıkrasında, “Memurların 5’inci maddenin (a) fıkrasında tanımlanan hizmet kusurlarından doğan zararlar” olarak nitelendirilmiştir. Bu bir çelişkidir. Zira hizmet kusurlarından doğan zararlardan memurlar prensip olarak sorumlu değildirler. |