2.6. Zararın Ödenme Şekli
            Yukarıda belirtildiği üzere, zararların ödettirilmesinde genel hükümlerin uygulanacağı 657/12’nci maddesi hükmü olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı maddeye göre; “Fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre ilgili memurca ödenir.” Bu limitin altında kalan zararları rızaen ödemeyi kabul etmeyen personele zarar tutarı mahkeme yoluyla ödettirileceği tabiidir. 

            Yönetmeliğin “Zararların Ödettirilme Şekli” başlıklı 8’inci maddesine göre, “Yukarıdaki fıkrada belirtilen miktarı aşan zararlar, işin icabına ve genel hükümlere göre sorumlulardan sulh yolu ile veya hükmen tahsil edilir.” Bu hüküm gereğince, zara doğurucu fiilin meydana geldiği tarihte 15’inci derecenin 1’inci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçen tutarların tazmini için iki yol bulunmaktadır. Bunlardan ilki sulh yolu, ikincisi ise mahkeme yoludur. Yasa metninde limiti aşan zararların sulh yoluyla ödenebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, limiti aşan zararları bile mahkeme yoluna gitmeksizin ödemek isteyen memurlar olabilir. Bu durumda işin mahkemeye intikal etmeksizin sulh yoluyla çözümünün daha uygun olacağı düşünülerek yönetmeliğe hüküm konulmuştur. 

            Memurun istemesi halinde limiti aşsın ya da aşmasın tespit edilen zarar tutarının mahkemeye gitmeden tahsili imkanı olduğu halde acaba kanun koyucu ayrım yapma yoluna niye gitmiş olabilir? Diğer taraftan, limiti geçsin veya geçmesin memur zararı ödemeyi kabul etmez ise zararın tazmini ancak mahkeme kararıyla olabilecektir. Bu durumda söz konusu limitin önemi kalmamakta mıdır?

            Gerçekten, tutarı küçük zararların disiplin amiri veya disiplin kurulu kararıyla memura ödettirilmesi yoluna, ancak memurun “kabul etmesi halinde” başvurulabileceğine göre; bu imkan öteden beri ve büyük ölçekli zararlar için de geçerli bulunduğundan “malumu ilam”dan öteye bir anlam ifade etmediği belirtilerek eleştirilmektedir.(68)

            Burada idarenin memurdan zararı tazmin etme konusunda aldığı kararların niteliği üzerinde durmak gerekir. Bir düşünceye göre; bu kararlar idari, icrai ve tek taraflıdır. Zira, “Bu işlemler, bir idare hukuku ilişkisinden kaynaklanmaktadır ve bunlara İdare hukukunun genel kuralları uygulanmak gerekir. Memurun idareye ve üçüncü kişilere vermiş olduğu zararları ödememesi durumunda, gidilecek Yargı mercileri Adli Yargı değil, İdari Yargı mercileri olmalıdır. Devlet Memurları Kanununda sözü edilen genel hükümlerden de, İdare Hukuku hükümleri anlaşılmalıdır. Üstelik, 657 sayılı Kanunun 12’nci maddesinde, 2670 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, maddenin ilk biçiminde yer alan, “memurların görevleri ile ilgili olarak idareye verdikleri zararlardan ötürü Borçlar Kanununun haksız fiil esaslarına tabi…” olacaklarına ilişkin ibare kaldırılmış bulunmaktadır. Kaldı ki, İdarenin kesinti yapması veya bunun uygulanması sırasında çıkacak uyuşmazlıkların çözüm yeri de, doğal olarak, Adli Yargı değil, İdari Yargıdır.”(69)

            Kanaatimizce limit getirilmesi sonuçta, uygulamanın iki farklı şekilde gerçekleşmesine yöneliktir. 

            Bunlardan ilki idare hukukunun uygulanma alanı bakımındandır. Buna göre, limitin altında kalan zararların memur tarafından istenmesi halinde idare hukukuna göre işlem yapılacaktır. Bu bağlamda, zararın tazmini ile ilgili kararda yetkili makam “disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu” olarak düzenlenmiştir. Bu makamların kararlarına karşı idari yargı yerine müracaat mümkün olup, adli yargıya gidilemez. 

            Diğer yandan, limiti aşan zararların sulh yoluyla ödenmesi halinde bile artık idare hukuku kuralları değil özel hukuk hükümleri geçerlidir. İdare ile memur karşılıklı olarak zararın tazmini hususunda bir anlaşmaya varacaklardır. Bu anlaşmanın uygulanması hususunda çıkan ihtilaflar idari yargıda değil adli yargıda çözüme kavuşturulacaktır. Sulh yoluyla zararın tazmini yoluna gidilmesi halinde idare ile personelin eşit iki taraf olarak kabulü gerekir. Eğer idare üstün durumda kabul edilerek sulh yapılır ise personel hak etmediğinden daha ağır bir tazminatla karşı karşıya kalabilecektir.  Zira zararın tespiti işlemleri zaten idare elemanları tarafından gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte memurun zarar miktarına itiraz hakkı vardır, sulh yoluyla tazmin usulünde pazarlık söz konusudur. Diğer yandan sulh yapmaya yetkili makam da disiplin amiri ya da yetkili disiplin kurulu değil, kurumların kendi mevzuatlarında sulh yapmaya yetkili olarak belirlenmiş olan makam ve kurullar olmaktadır. Bu hazine için bir teminattır. Zira disiplin amiri ya da disiplin kurulunun kendi personelini hazineye karşı korumak gibi bir güdüsü olabilir. Sulh yapmaya yetkili makamlar ile belli tutarı aşan miktarlar için Danıştay ya da Sayıştay’dan görüş alınması ve daha üst limitler için Bakanlar Kurulu Kararı gerekmesi bu kanaatimizi güçlendirmektedir.

            Aşağıda zararın sulh yoluyla tazmini hususunda sulhname yapmaya yetkili makamlar, kuruluşlar itibariyle belirtilmiştir:(70)

            Genel Bütçeli İdarelerde Sulh Yapma Yetkisi
            Genel bütçeli idarelerin mahkemeye intikal etmemiş olan ihtilaflarının çözümünde uygulanacak prosedür, 4353 sayılı Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliğinin ve Muhakemat Genel Müdürlüğünün Vazifelerine, Devlet Davalarının Takibi Usullerine ve Merkez ve İller Kadrolarında Bazı Değişiklikler Yapılmasına Dair Kanunun 31 inci maddesinde belirtilmiştir: Anılan madde hükmü şöyledir:

                        Bir mukavele mevcut olsun olmasın umumi muvazene dahilindeki Devlet daireleriyle diğer daire, müessese ve teşekküller veya hakiki veya hükmi şahıslar arasında çıkan ve henüz kaza mercilerine, hakeme veya icraya intikal etmemiş bulunan hukuki ihtilafların sulh yoluyla hallinde menfaat görüldüğü takdirde Başhukuk Müşavirliğinin mütalaasına istinaden (yılı bütçe kanunlarının (İ) işaretli cetvelinde tespit edilen tutara kadar) bir hakkın tanınması veya menfaatin terkini tazammun eden anlaşmalar veya mukavele tadilleri yapmaya Vekaletler yetkilidir.

             (Yılı bütçe kanunlarında gösterilen) miktarı geçen anlaşmalarla mukavele tadilleri Devlet Şurasının mütalaasına istinaden Maliye Vekaletince alınacak kararname ile yapılır.

            Bir mukavelenin tatbikinden karşılıklı olarak vazgeçmek ve akdi feshetmek anlaşma hükmündedir.

            Bu gibi hallerde tatbikinden vazgeçilen mukavele teminatının miktarına göre mütalaası alınacak merci tayin ve bu madde hükümleri dairesinde hareket olunur.

            Mukavelelerde yazılı sebeplerle müddetlerin uzatılması ve mukavelede tasrih olunan mücbir sebeplerin takdiri akit Vekalet ve dairelere aittir. Mukavele dışında kalan mücbir sebeplerle mukavelelerde yapılacak tadillere veya müddetlerin uzatılmasına veya mukavelelerin karşılıklı olarak tasfiyesine müteallik hususlarda 1, 2 ve 3 üncü fıkralar hükümleri tatbik olunur.

            Madde hükmünde belirtildiği üzere bir devlet zararının ilgilisinden mahkemeye gitmeksizin sulh yoluyla tazmininde fayda görülür memur da ödemeyi kabul ederse, öncelikle yetkili merciden onay alınmalı ve memur ile bir sözleşme yapılmalıdır. Görüş alınacak yetkili makam yılı bütçe kanunlarının (İ) cetvelinde belli edilen parasal sınıra göre belirlenecektir. Bu parasal sınırın altında kalan tutarlar için Maliye Bakanlığından üstünde kalan tutarlar için ise Danıştay'dan istişari mütalaa alınacaktır.

            Belediyelerde Sulh Yapma Yetkisi 
            1580 sayılı Belediye Kanununun Belediyelerin Hakları, Selahiyet ve İmtiyazları başlıklı  19 uncu maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

            Belediyelerin hakları, salahiyetleri ve imtiyazları şunlardır:
            ...........

            6. Belediyeye ait hizmetlerin ifası zımnında şahsı hükmi sıfatıyla sınır dahil ve haricinde menkul ve gayrimenkul mallara tasarrufa, bey' ve şiraya, icar ve isticar, ikraz ve istikraza, teberruatın kabulüne, emsali nukut ve taahhüdatı medeniyeyi ifaya ve davaya ve sulh ve ibraya ehil olmak; ..............”

            Görüldüğü üzere belediyelerin ihtilaflarını sulh yoluyla çözme imkanları kendi kuruluş kanunları ile tanınmış bir yetkidir. Bu yetkinin nasıl kullanılacağını Kanunun 70 ve 100 üncü maddelerinden çıkarmak mümkündür. Bu maddelere göre;

            Kanunen belediyeye verilen görev ve yetkiler dahilinde olmak şartıyla başkan  tarafından havale edilen veya meclis üyelerinden bir veya birkaçı tarafından teklif edilen hususları görüşerek karara bağlamak Belediye Meclisinin görevleri arasındadır. (1580 Md.70/16) Meclisin vereceği karar üzerine sözleşme imzalanması, sulh yapılması veya herhangi bir kişi ya da kurumun ibra edilmesi ise Belediye Başkanının görevidir. (1580 Md.100/C) Madde hükümlerinden anlaşılacağı üzere, ihtilafların sulh yoluyla çözülmesinde esas yetkili organ Belediye Meclisi olmakla beraber, sulhnameyi belediye adına Başkan imzalayacaktır.

            İl Özel İdarelerinde Sulh Yapma Yetkisi 
            3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanununda ihtilafların sulh yoluyla hallini öngören bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, Kanunun 128-132’nci maddelerinde “İl Özel İdarelerine verilmiş görevlerle ilgili kararları almak ve il özel idaresine verilecek görevlerin yürütülebilmesi için gerektiğinde görüş bildirmekle” görevli il genel meclisinin, ihtilafların sulh yoluyla çözümünde de yetkili olduğunu düşünmekteyiz. Ancak İl Genel Meclisinin bu konuda İl Daimi Encümenine yetki vermesi her zaman mümkündür ve uygulamada  yaygın olan da budur. Sulhnameyi imzaya yetkili kişi ise meclis kararı doğrultusunda Vali olmalıdır. Bu konuda çıkan tereddütler üzerine Danıştay istişari bir mütalaa vermiş olup, bu mütalaanın sonuç bölümü aşağıdaki gibidir. “Vilayet hususi idareleri hükmi şahsiyeti haiz muhtar birer amme idaresi olduğuna göre, bunların en yüksek uzuvları olan umumi meclislerin, bir ihtilafın sulhen halline yetkileri bulunmadığını kabul edebilmek için, her şeyden evvel bu mevzuda mani bir hükmün mevcudiyeti iktiza eder. Halbuki, davacı veya davalı olmağa hukuken ehil bulunan özel idarelerin herhangi bir ihtilafı sulhen halledemeyeceklerine dair ortada kanuni hiç bir mani mevcut değildir.

            Kanun ve nizamlara mugayeret arz etmeyen hallerde ademi merkeziyet idarelerin kendilerine taalluk eden işler hakkında mutlak bir hareket serbestisine sahip bulunmaları  ise idari muhtariyetin tabii ve zaruri bir neticesidir.”(71)

            Üniversitelerde Sulh Yapma Yetkisi
            2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 56’ncı maddesinin (d) bendi hükmüne göre; 

             “Bir milyon liraya kadar (bir milyon lira dahil) bir hakkın ya da menfaatin terkinini gerektiren, maddi veya hukuki nedenlerle kovuşturulmasında yüksek mahkeme ve mercilerde incelenmesini istemekte yarar bulunmayan, açılacak veya açılmış dava icra ve benzeri takiplerden vazgeçilmesine ya da uygun ödeme kararı koymaya rektör ve üst kuruluşların başkanları; bir milyon liradan fazlası için üst kuruluşlarda başkanın, üniversitelerde rektörün önerisi ve Sayıştay Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığı karar verir.”

            Madde hükmünden anlaşılacağı üzere, üniversite ve üst kuruluşlarda sulh yoluyla idare zararının tazmin edilebilmesi için üst kuruluşun veya rektörün önerisi, Sayıştay Başkanlığının uygun görüşü ve Maliye Bakanlığının kararı gerekmektedir. 

            Devlet Su İşlerinde Sulh Yapma Yetkisi
            6200 sayılı D.S.İ. Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi hükmüne göre; bir mukavele mevcut olsun olmasın, Genel Müdürlük ile diğer devlet daireleri, müessese ve teşekküller veya hukuki ve hükmi şahıslar arasında çıkan ve henüz kaza mercilerine, hakeme ve icraya intikal etmemiş bulunan hukuki ihtilafların sulh yolu ile hallinde, anlaşma veya mukavelelerin değiştirilmesinde ve yüksek dereceli merci ve mahkemelerce incelenmesini istemekte fayda umulmayan dava ve icra takiplerinden vazgeçilmesinde veya bunların sulh yolu ile hallinde yarar görüldüğü takdirde yılları bütçe kanunlarının (İ) cetvelinde getirilen parasal sınırlara göre, Genel Müdürlük ya tek başına yetkilidir veya Bayındırlık Bakanlığının ya da Danıştay'ın olumlu görüşünü almak suretiyle anlaşma yapabilir. Danıştay'ın görüşüne aykırı olarak anlaşmalar ve sözleşme değişiklikleri yapılabilmesi için Bakanlar Kurulu Kararı gerekmektedir. 

            Görüldüğü üzere D.S.İ. Genel Müdürlüğünce sulh yoluyla zararın tazmini isteniyorsa yılları bütçe kanundaki parasal sınırlar dikkate alınacaktır.

            Karayollarında Sulh Yapma Yetkisi
            5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 32’nci maddesi hükmü gereğince;

            Karayolları Genel Müdürlüğü aşağıdaki fıkralarda yazılı hak ve yetkilere de sahiptir:

            A) Bir sözleşme mevcut olsun olmasın, Genel müdürlük ile Devlet daireleri ve müessese ve teşekküller veya gerçek ve tüzel keşiler arasında çıkan ve henüz kaza mercilerine, hakeme ve veya icraya intikal etmemiş olan uyuşmazlıkların sulh yoluyla hallinde;

            B) Anlaşma veya sözleşmelerin değiştirilmesinde veya bozul-masında,

            C) Maddi ve hukuki sebeplerle kovuşturulmasında veya yüksek dereceli merci ve mahkemelerce incelenmesini istemekte fayda umulmayan dava ve icra kovuşturulmasından vazgeçilme-sinde veya bunların sulh yoluyla hallinde;

            Yılları bütçe kanununun (İ) cetvelinde gösterilen parasal sınırlar göz önünde bulundurularak, tek başına Genel Müdürlük Kararı, Bayındırlık Bakanının Kararı veya Danıştay'ın olumlu görüşü üzerine alınacak müşterek karar gereklidir.

            Diğer İdarelerde Sulh Yapma Yetkisi
            Yukarıdaki kanunlar yanında; 6760 sayılı Vakıflar Umum Müdürlüğü Vazife ve Teşkilatı Hakkında Kanunun 14 üncü maddesi; 3155 sayılı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 28 inci maddesi; 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında K.H.K.’nin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun 39 uncu maddesi; 3234 sayılı Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında K.H.K:’nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 36 ıncı maddesi; 3289 sayılı Beden Terbiyesi ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 38’inci maddesi ve diğer bazı idarelerin kuruluş kanunlarında sulh yoluna imkan veren maddeler bulunmaktadır. Bu nedenle sulhname ile zararın tazmini  düşünülüyor ise öncelikle ilgili idarinin kuruluş ve teşkilat kanununa bakmak gerekmektedir. 

            Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nev’i ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirlerin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmeliğin 8’inci maddesinin 3 ve 4’üncü fıkralarına göre; limiti aşmayan zararlar, memurun ödemeyi kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulunca verilen kararların kesinleştiği tarihi izleyen aybaşından itibaren kararda belirtilen esaslara göre, memurların aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilir. Zararın ödenmesinin sulh yoluyla sağlanması halinde ise sulh işleminin kesinleştiği tarihi izleyen aybaşından itibaren anlaşma esaslarına göre memurların aylıklarından kesinti yapılır. Memurların aylıklarından yapılacak kesinti miktarı, kendilerine ödenecek net aylıkların 1/3 ünden fazla ve ¼ ünden az olamaz. 

            2.7. KİT Personelinin İdareye Karşı Mali Sorumluluğu
            Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışan personel 399 sayılı KHK esaslarına göre hizmet görmektedirler. Bu Kararname mali sorumluluk konusunda hükümler getirmiş olduğundan bu özel hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Anılan KHK’nin 11’inci maddesinin (a) bendinde; teşebbüs ve bağlı ortalık personelinin idareye verdikleri zararların özel hukuk hükümlerine göre, adli mahkemede dava açılmak suretiyle alınabileceği hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda söz konusu zararların idarece maaştan kesinti suretiyle tazmini mümkün görülmemektedir.

           KARAR SIRA NO : 54            KİT Personelinin İdareye Karşı Mali Sorumluluğu
            399 sayılı KHK’nin 11’A maddesi gereğince teşebbüs ve bağlı ortaklık personelinin görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı ortaklığa verdikleri zararın maaştan kesinti yoluyla değil, özel hukuk hükümlerine göre tahsili gerekeceği hk.

            Dava, SSK tarafından 1985 yılında yapılan sağlık harcamalarının Fabrika tarafından zamanında ödenmemesi nedeniyle doğan idare zararının sorumluluğu oranında davacıdan tahsil edilmesi yolundaki Kurum Yönetim Kurulunun ... sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

            İdare Mahkemesi kararıyla, 657 sayılı Yasanın 2670 sayılı Yasa ile değişik 12.; Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nevi ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirlerin Sorumlulukları ve Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmeliğin 8’inci maddelerinde yer verilen hükümlere göre, Devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizlik sonucu idareyi zarara uğratması halinde zararın ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümlerin (Borçlar Kanununun haksız fiille ilgili hükümleri) uygulanacağı, ancak fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararların ilgilinin kabul etmesi halinde genel hükümlere gidilmeksizin ödettirilebileceği, personelin kusuru nedeniyle oluşan zararların ödettirilme biçimi Yasa ve Yönetmelik hükümleri ile açıkça öngörüldüğünden, bu düzenlemelere aykırı olarak alınan Yönetim Kurulu Kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

            Davalı idare; 657 sayılı Yasa ve İlgili Kurum mevzuatına göre görev ve sorumlulukları belli olan personelden idare zararının tahsil edilmesinin kanundan kaynaklanan bir yetkinin kullanılmasına dayandığını, buna göre verilen zarardan kimlerin, hangi oranda sorumlu olacağının kanunlar çerçevesinde belirlendiğini öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının bozulmasını istemektedir.

            İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49’uncu maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.

            233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüslerini Hakkında KHK’nin “Kapsam ve Amaç başlıklı 12’nci maddesinin 1’inci fıkrasında “Bu KHK, iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarını ve bunların müesseselerini, bağlı ortaklıklarını ve iştiraklerin kapsar.” Hükmüne yer verilmiş olup, Çay İşletmelerinin bu KHK. kapsamında bulunması nedeniyle uyuşmazlıkta, dava konusu işlem tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 399 sayılı “Kamu İktisadi Teşebbüsleri  Personel Rejiminin Düzenlenmesine ... Dair Kanun Hükmünde Kararname” hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

            Adı geçen KHK’nin 11/a maddesinde, teşebbüs ve bağlı ortakların genel müdür, müessese müdürü, yönetim ve danışma kurulu veya yönetim komitesi üyeleri ile her çeşit personelinin, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi bulunduklarının hükme bağlanmış olması nedeniyle, söz konusu idare zararının davacıdan hükmen tahsili gerekirken, maaşından kesinti yapılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, .........
Danıştay 5.Daire; Tarih 14.02.1995; E.1991/3198; K.1995/665.
Danıştay Dergisi, Yıl 1996, S.91, s.430-432.
 
 

(68)  L.DURAN, a.g.m.s.10.
(69)  Tayfun AKGÜNER, Kamu Personel Yönetimi, Der Yay.İst.1988, s.114.
(70)  İsmail Hakkı SAYIN, a.g.e., s.181-186.
(71)  Danıştay 2. ve 3. Daire, Tarih; 11.12.1954 E.1954/3080; K.1954/3505.