![]() |
|
2. İDAREYE KARŞI MALİ SORUMLULUK
Kamu personelinin idareye karşı mali sorumluluğu konusunda başvurulması gereken temel metin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Kişisel Sorumluluk ve Zarar başlıklı 12’nci maddesidir. Madde hükmü aynen şöyledir: “Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar. Devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi esastır. Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır. Ancak fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre ilgili memurca ödenir.” Maddeyle ilgili açıklamalara geçmeden önce, maddenin gerekçesinde bu kitabın sonraki bölümlerinde açıklanmış olan saymanların sorumluluğuyla ilgili fıkrasını yazmakta fayda mülahaza etmekteyiz. Zira maddenin gerekçesindeki bu hususlarda isabet olmadığı ve madde hükmünün amacı dışına çıkıldığı kanaatindeyiz. “...Bu konuda en önemli mesele saymanların durumudur. Saymanların, ikinci derece ita amirlerinin ve tahakkuk memurlarının Devlet mallarının harcanması ile ilgili konulardaki sorumluluklarında yargı mercii Sayıştay’dır. Sayıştay, Sayıştay Kanunu ile Muhasebe-i Umumiye Kanununun esaslarını uygulamakta, “kusur” unsuruna bakmaksızın çok ağır tazminat hükümleri vermektedir. Bu nedenle saymanlığın son derece ağır sorumluluk taşıyan ve dolayısıyla yavaş işleyen bir görev haline geldiği, saymanların ve ailelerinin kendi kusurlarından dolayı olmayan zararlar sebebiyle de yıllarca sefalet içinde kaldıkları, sık sık ortaya atılan şikayet konularından biridir. Maddedeki bu hüküm, bugün genel olarak yürürlükte olan esası bütün memurlar için doğrulamakta ve böylece saymanlığı da son derece muhataralı olmaktan çıkarmaktadır”(62) Madde gerekçesinin yukarıya alınan kısmına aşağıdaki nedenlerle katılmıyoruz. 1.Gerekçede saymanların ve ailelerinin kusurlarından dolayı olmayan zararlar sebebiyle yıllarca sefalet içinde kaldıkları iddia edilmektedir. Şu ana kadar Sayıştay’ın verdiği tazmin kararı nedeniyle sefalete düşen hiç bir sayman ya da tahakkuk memurunun varlığı müşahede edilmemiştir. Bir defa Sayıştay’ın tazmin kararından önce denetçiler hukuka aykırı gördükleri işlemler konusunda ilgililerin savunmaları almaktadır. Sorgu bir bakıma hukuka aykırı işlem konusunda sayman için ihbardır. İsterse bu aşamada hukuka aykırı işlem sonucunda kendisine para ödenmiş olan kişiden parayı geri isteyebilir. İlgilinin ödemeyi kabul etmemesi halinde de hemen bir rücu davası açması mümkündür. Eğer Sayıştay’ın tazmin kararları madde gerekçesinde belirtildiği kadar ağır olsa idi sıklıkla karşılaşıldığı gibi saymana “siz bu parayı ödeyin Sayıştay sorguya alırsa bizden tekrar tahsil edersiniz” talepleri ortaya çıkmazdı. 2.Sayıştay’ca saptanan sorumluluğun adli mahkemelerce saptanan sorumluluktan daha ağır olduğu iddiasına da katılmıyor, Sayıştay’ın aslında sayman, tahakkuk memuru, ikinci derece ita amiri, düzenleyen ve onaylayanlar için bir teminat olduğunu düşünüyoruz. Bunu anılan kamu personelinin Adli mahkemeler önüne çıkmak hususundaki çekingenlikleri ortaya koymaktadır. Adli mahkemeler bir kamu personelinin işlemi nedeniyle hazinenin zarara uğratıldığını tespit ettikleri anda sadece hazine zararının bu kişiden geri alınmasına karar vermeyecek bunun yanında duruma göre kamu görevinde kasıt, ihmal, tedbirsizlik gibi nedenlerle ceza uygulamasına da gidecektir. Sayıştay’da ise istisnai durumlar hariç sorumluluğu saptanan kamu personelinin adli mahkemelere sevki pek gündeme gelmemekte, hatta bunun için denetçilerin sağlam delillere dayalı müzekkerelerinin bulunması icap etmektedir. Diğer yandan Sayıştay’ın tazmin kararlarında sorumlulardan geri alınacak tazminat tutarı hazine zararının en fazla yüzde on fazlasıdır. Adli mahkemelerde böyle bir sınır söz konusu olmayıp, yürürlükteki yasal faize göre tazminat tutarı hesaplanacaktır. 3.Devlet Memurları Kanununun 12’nci maddesi hükmünün sayman, tahakkuk memuru, ikinci derece ita amiri, düzenleyen ve onaylayan gibi sorumlulukları Sayıştay’ca saptanan kamu personelinin devlet gelir, gider ve mallarının idaresinden kaynaklanan işlemleri içinde uygulanabilir olduğunu söylemek imkansızdır. Zira Sayıştay Kanunu ve 1050 sayılı Kanun özel hüküm niteliğinde olup 657/12’nci maddenin bunların önüne geçmesi mümkün değildir.(63) Ancak, bu kişilerin sorumluluk unvanları yerine memuriyet unvanları ile yaptıkları işlemler sonucu ortaya çıkan zararlarda 657/12’nci madde hükmü uygulanır. Madde hükmünde geçen “memur” sözcüğü, üzerinde durmak gerekmektedir. Kanunun 4’üncü maddesinde; kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceği hükme bağlanmıştır. Bunlardan, işçiler ile idare arasındaki hukuki ilişki, İş Kanunu hükümleri ve bu Kanun temel alınarak düzenlenen toplu iş sözleşmeleri gereğince düzenlen-mektedir. Bu bakımdan idare ile işçilerin ilişkisi özel hukuk hükümlerine göre yürütüleceğinden 12’nci madde bunlar hakkında uygulanamaz. Sözleşmeli ve geçici personel için ise Kanundaki özel hükümlerin uygulanacağı belirtildiğinden ve 12’nci maddenin bunlar hakkında uygulanacağına dair özel bir hüküm olmadığından 12’nci madde sözleşmeli ve geçici personel hakkında da uygulanmayacaktır. Bunun yanında çeşitli personel kanunlarında 657 sayılı Yasaya atıflar yapılmıştır. Ancak böyle bir atfın bulunması halinde 657 sayılı Yasa hükümleri o kurumun personeli hakkında uygulama alanı bulabilir. Bu açıdan 657/12’nci madde hükmünün sadece memurlar açısından uygulanabilir bir hüküm olduğu sonucuna ulaşılması kaçınılmazdır. “Memur” kavramından ne anlaşılması gerektiği 657 sayılı Yasanın 4.A bendinde şu şekilde açıklanmıştır: “Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanun uygulamasında memur sayılır Yukarıdaki tanımlananlar dışındaki kurumlarda genel politika tespiti, araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır.” Bu tanımlamaya göre bir kimsenin memur sayılabilmesi için 657 sayılı Yasanın 1’inci maddesinde sayılan kurumlardan aylık almak suretiyle asli ve sürekli olan görevleri yapması ve atama ile göreve getirilmiş olması gerekir. Böylece bu tanımlamaya göre, memur, kamu hizmetlerini yürüten genel kamu hizmeti personelinin bir bölümün teşkil eder.(64) Memurlar dışındaki kamu personelinin sorumlulukları hususunda ilgili mevzuata bakılarak özel bir düzenleme yapılıp yapılmadığına yapılmamışsa bu konuda özel bir hükmün bulunup bulunmadığına dikkat edilmelidir. 657 sayılı Yasaya atıf yapılmadığı gibi, her hangi bir hüküm de bulunmuyorsa bu durumda zararın tazmini için genel hükümlere gitmek gerekecektir. Yasanın yukarıdaki hükmü kamu personeli tarafından idareye verilen zararların tazmini konusunda Borçlar Kanununun Haksız Fiilden Doğan Borçlar kapsamında 41’inci maddesindekine benzer şekilde düzenlenmiştir. Anılan maddenin ilk fıkrası hükmü şöyledir: Gerek kasden, gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye zarar ika eden şahıs tazmine mecburdur. Borçlar Kanununun bu maddesi kusuru tazmin borcu için bir ön şart olarak kabul etmiştir. Bu bakımdan madde hükmüyle getirilen sorumluluk türü kusura dayalı sorumluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. 657/12’nci maddesinin (b) bendinin düzenleniş biçimi konusunda belirtilmesi gereken bir husus şudur: Hukuk literatüründe, kast, ihmal ve tedbirsizlik sorumluluğun kusur unsurunun farklı şekilleridir. Diğer bir ifadeyle kusur, kast, taksir, ihmal veya tedbirsizlik şeklinde tezahür eder. Bu bakımdan madde metninde tazmini gereken zararın kaynağı sayılırken “kusur” ile “kasıt”, “ihmal” ve “tedbirsizlik” kavramlarının yan yana kullanılması kanaatimizce gereksizdir. Son alarak belirtilmesi gereken bir husus ise şudur ki, 657 sayılı Yasanın 12’nci maddesinin BK’nun 41’inci maddesi hükmüne benzer şekilde düzenlenmesi karşısında aslında bütün kamu personeli için söylenebilecek genel ilke koymak mümkündür: Statüsü ne olursa olsun tüm kamu personelinin çalıştıkları kamu kurumuna verdikleri zararlar kendilerinden genel hükümlere göre tazmin edilir. Bu genel ilkenin tek istisnası 657/12’nci maddesinin üçüncü fıkrasıdır. Bu fıkraya göre zarar doğurucu fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre ilgili memurca ödenir. Bu hüküm gereğince, belli bir limite kadar zararın sulh yoluyla ilgilisinden tahsili mümkündür. Burada özel hukukun genel hükümleri değil idare hukukunun genel hükümleri uygulanır.
2.1.Kamu Personelinin Genel Görevi
Eğer genel hüküm 657 sayılı Yasaya atıfta bulunmuş ise bu durumda 657/12’nci madde hükmünün uygulanması zorunludur. Örneğin avansların mevzuata uygun şekilde kapatılmasını takip konusunda saymanın gözetim sorumluluğu bulunmaktadır. Bu görevi yerine getirme hususunda gerekli özeni göstermeyen saymanlar için 1050 sayılı Yasanın 88’inci maddesi gereğince 657 sayılı yasa hükümleri uygulanacaktır. Madde hükmünde yer alan “Devlet memurları .. kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar” cümlesinin esasen kamu personelinin genel ödevleri arasında bulunan faaliyetleri olduğundan burada ayrıca vurgulanmasına gerek olmadığı; diğer yandan yine maddedeki “devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizlik sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi esastır” hükmünün de aynı maddenin yollama yaptığı “genel hükümlerin” gereği olmak bakımından yersiz olarak yinelendiği belirtilerek eleştirilmektedir.(65)
2.2. İdareye Verilen Zararın Niteliği
Kişisel kusur kavramına giren ve zararın kaynağı olan davranış biçimleri 657/12 ve 13’üncü maddeleri gereğince çıkarılan “Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nev’i ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirlerin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmelik”in 4’üncü maddesinde açıklanmıştır. Bu maddeye göre; Kasti Zarar: Memurların idare veya kişilere bile bile, isteyerek zarar vermesi halidir. Memurun kişisel kin, garaz, husumet ve düşmanlık soncu başka bir kişiye verdiği zararlar sonucu devletin ödemek zorunda kaldığı tazminatlar bu türden zararlardır. İhmal Sonucu Zarar:Memurların sorumlu oldukları işlere gerekli özeni göstermemeleri veya işleri savsaklamaları sebebiyle idare veya kişilerin zarara uğraması halidir. Tedbirsizlik Sonucu Zarar: Memurların gerekli önlemleri zamanında almamaları veya eksiz olarak almaları sonucunda idarenin veya kişilerin sarara uğraması halidir.
2.3. Zararın Tazmini ve Re’sen Tahsilat
1. İdarenin zararı, görevsel ödevlerle ilgili bir eylem ve işlemden doğmalıdır. 2. Görevsel ödevlerle ilgili eylem ve işlemlerde memurun kişisel kusuru bulunmalıdır. Zararı meydana getiren kusurun, hizmetin mahiyetinden, usullerinden, gereklerinden ileri gelmemesi, memurun kusurlu davranışı sonucu oluşması gerekir. 3. Görevsel ödevlerle ilgili kusurlu eylem ve işlemlerin yerine getirilmesi sonucunda kesin olarak bir zararın bulunması gerekir. Diğer bir ifadeyle işlem ya da eylem ile zarar arasında bir sebep-sonuç ilişkisi olmalıdır. Özetle personelin zararı tazmin yükümlülüğü altına girmesi için; a) Zararın mevcut olması; b) Zararın doğrudan doğruya memurun fiilinden doğması, c) Zararın mücbir sebepten hasıl olmaması gerekmektedir. İdarenin kendisine verilen zararı memurdan re’sen tazmin etme imkanına sahip olup olmadığı, üzerinde durulması gereken bir husus olarak görülebilir. Aslında mevzuat açıktır. Böyle bir durumda idarenin re’sen tazmin imkanı bulunmamaktadır. Üzerinde durmamızın sebebi uygulamada idarenin kamu gücünü kullanarak ya da hiyerarşinin bir sonucu olarak ortaya çıkan zararı herhangi bir yargı kararına gerek görmeksizin tahsil etme yoluna gitmesinden kaynaklanmaktadır. Hatta bazı yerel mahkemeler bile bu hukuki gerçeği göz ardı ederek idarenin re’sen tahsil konusunda yaptığı işlemi hukuka uygun görmektedirler. Bu tür kararların Danıştay tarafından bozulacağı tabiidir. Zararın tazmini ancak bir yargı kararı ile mümkündür. Görevli yargı yeri idari yargı değil adli yargıdır. Zira madde hükmünde genel hükümlere atıf yapılmıştır ki, bundan kasıt Borçlar Kanunu hükümleridir. Madde gerekçesinde genel hükümlerden kastın Borçlar Kanunu hükümleri olduğu açıkça belirtilmiştir. Borçlar Kanunu özel hukuk ilişkilerini düzenleyen bir kanun olup bu konuda görevli yargı yerinin adli mahkemeler olacağı tabiidir.
KARAR SIRA NO : 51
İdarenin Uğradığı Zararı Re’sen Tahsil İmkanı
Davalı idare; 657 sayılı Yasa ve İlgili Kurum mevzuatına göre görev ve sorumlulukları belli olan personelden idare zararının tahsil edilmesinin kanundan kaynaklanan bir yetkinin kullanılmasına dayandığını, buna göre verilen zarardan kimlerin, hangi oranda sorumlu olacağının kanunlar çerçevesinde belirlendiğini öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının bozulmasını istemektedir. İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49’uncu maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
.. İdare Mahkemesi kararı sonucu itibariyle hukuka uygun bulunduğundan
davalı idarenin temyiz isteminin reddi ......”
Buna karşın maddenin son fıkrasında; “Ancak fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre ilgili memurca ödenir” hükmü yer almakta olduğundan memurun isteğine bağlı olarak belli miktarı aşmayan zararların yargı yoluna gitmeksizin tazmini mümkün olmaktadır. Bu bakımdan 657 sayılı Yasanın zararların tazmini hususunda karma bir sistem öngördüğü söylenebilir. Yukarıda belirtildiği üzere, idare tarafından, zararın giderimi için adli yargıya açılacak olan davada 657sayılı Yasanın 12’nci maddesi ile bu maddenin atıf yaptığı BK.’nun 41 ve devamı maddelerindeki hükümler gerekçe gösterilecektir.
KARAR SIRA NO : 52
İdarece Açılacak Tazminat Davasında Adli Yargının Görevli Olduğu
Buna karşın idare uğradığı zararı re’sen tahsil etmek ister ve personelin maaşından kesinti yapma yoluna giderse, buna karşı personelin idari yargıda idarenin re’sen tahsil işleminin iptali için dava açması gerekecektir.
KARAR SIRA NO : 53
İdarenin Ödediği Zararı Personelden Re’sen Tahsili
İdare Mahkemesi kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesinde, idari dava türlerinin iptal davaları, tam yargı davaları ve genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak belirlendiği, 12 ve 13’üncü maddelerinde de, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem veya eylem dolayısıyla idari yargı yerlerinde tam yargı davası açabileceklerinin kurala bağlandığı, olayda kurum adına tahakkuk ettirilen elektrik faturasının ödenmemesine sebebiyet verdiği iddiasıyla kurumca ödenen ...... lira ceza konusunda davacıya rücu edilmesine ilişkin işlemin dava konusu edildiği; 2577 sayılı Yasanın 2’nci maddesinde sayılan İdari dava türleri arasında böyle bir dava bulunmadığı, rücu davası niteliğindeki bu davanın idari yargı yerinde çözümlenmesinin mümkün bulunmadığı, öte yandan 657 sayılı Yasanın 12’nci maddesi, kamu görevlilerinin görevlerini yaptıkları sıra idareye verdikleri zararın genel hükümlere göre kendilerinden tahsil olunacağı hükmünü taşımakta olup, kamu görevlisi olan davacıdan elektrik faturasının geç ödenmesinden dolayı oluşan cezanın tahsiline yönelik rücu işlemine karşı açılan davanın anılan maddeye göre genel hükümler çerçevesinde adli yargı yerinde çözümleneceğinin açık olduğu gerekçesiyle dava görev yönünden reddedilmiştir. Davacı idare mahkemesinin kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. 2577 sayılı Yasanın 2’nci maddesi “1.İdari dava türleri şunlardır: a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları, c) .... idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” hükmünü taşımakta; 657 sayılı yasanın 12’nci maddesinde ise, “Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi esastır. Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır” hükmü yer almaktadır. Olayda, Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğü merkez disiplin kurulu kararıyla, Sivas Et Kombinası Müdürlüğünde teknisyen olarak görev yapan davacının kurum adına gelen elektrik faturasını yanlış işlem yapmak suretiyle zamanında ödenmemesine yol açtığı gerekçesiyle uyarma cezasıyla cezalandırıldığı ve kurumca ödenen .... lira cezanın davacıdan tahsil edilmesine karar verildiği, davanın söz konusu tahsil işlemine karşı açmış olduğu, davalı idarenin mahkeme aşamasında verdiği savunmada belirtildiğine göre, bu miktarın tahsil için karar alınmış olmasına karşın idarece adli yargı yerinde dava açılmamış olduğu dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Bu durumda, bakılan davanın konusunu idarenin ödemek zorunda kaldığı gecikme
zammının davacıdan tahsiline ilişkin bir idari işlemin iptali oluşturmakta
olup, davalı idare tarafından adli yargı yerinde açılabilecek bir rücu
davası söz konusu olmadığından, bu davanın bir rücu davası niteliğinde
olduğu gerekçesiyle davayı görev yönünden reddeden idare mahkemesi kararında
hukuksal isabet bulunmamaktadır.(67)
2.4. Personelin Zararı Tazmin Yükümlülüğü
1. Gerçekleşmiş bir devlet zararı olmalıdır 2. Zarar hukuka aykırı bir işlem ya da eylemden (icrai veya ihmali) doğmalıdır. 3. Gerçekleşen zarar memurun eylemi ya da işlemi sonucu ortaya çıkmış olmalıdır. Diğer bir ifadeyle zarar ile personelin fiili arasında illiyet bağı bulunmalıdır. 4. Zararı doğuran fiilin mücbir sebep ya da olağanüstü bir hal nedeniyle ortaya çıkmış olmamalıdır. 5. Zarar idarenin genel işleyişinin tabii bir sonucu olarak (idarenin hizmet kusuru) ortaya çıkmış olmamalıdır.
2.5. Tazminat Tutarının Belirlenmesi
Memurun kasıt, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idarenin malca uğradığı zararın ilgili tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi esastır. Zarara uğrayan Devlet malının rayiç bedelinin tespitinde aşağıdaki usul ve esaslar uygulanır. a) Demirbaş defterinde alındığı tarihteki değeri de belli edilmek suretiyle kayıtlı bulunan veya teberru yoluyla veya başka suretle Devlete mal edilen mallarda zarar söz konusu ise ait oldukları kurumlarca üç kişiden az olmamak üzere teşkil edilecek bir heyet tarafından zarara uğrayan malın rayiç değeri, piyasa araştırması yapılmak, ticaret odaları ile belediyelerden bilgi istemek suretiyle belirlenir ve ondan sonra zararın miktarı tespit edilir. Zarar gören devlet malı eğer amortismana tabi mallardan ise rayiç bedelden amortisman payı düşülür. b) Tarihi ve bedii değeri olan her nevi eşya ve mallarda bir zarar söz konusu ise bilirkişilerden oluşan (eski eser uzmanları) bir heyet tarafından önce eserin değeri, ondan sonra husule gelen zararın miktarı tespit edilir. c) Zarar gören devlet malı, bir yerden gönderilmiş veya getirtilmiş ise taşıma masrafları malın rayiç fiyatına ilave edilmek suretiyle malın esas fiyatı belirlenerek ondan sonra zararın miktarı tespit edilir. Memurların 5’inci maddenin (a) fıkrasında tanımlanan hizmet kusurlarından doğan zararların miktarı kurum ve kuruluşların en üst yöneticilerinin belirleyeceği iki kişi ile zarara sebebiyet veren memurun ilk amirinden oluşan 3 kişilik bir heyet tarafından tespit edilir. Rayiç bedelin tespiti hususunda Ayniyat Yönetmeliğinde de hükümler bulunmaktadır. Anılan Yönetmeliğin 10’uncu maddesine göre; Demirbaş eşya ve levazımın her hangi birinin dikkatsizlik neticesi olarak kaybolmasına veya kırılıp, bozulmasına sebep olanlar ve takipte ihmali görülen saymanlar, Sayıştay Kanununun 45’inci maddesi uyarınca bunları ödemeye mecburdurlar. Malın ödettirilmesi eşit nitelik ve koşullar içinde olmak üzere aynen, aynen ödeme mümkün olmayan hallerde zimmete geçtiği tarih ile ödeneceği tarih arasındaki en yüksek rayice göre, para şeklinde olur. İki tarih arasındaki en yüksek rayiç, mahalli Ticaret Odaları ve Belediye heyetleri aracılığıyla tespit ettirilir. Yukarıdaki Yönetmelik hükmüne göre, demirbaş eşya ve levazımın kaybolması veya kırılıp bozulmasından öncelikle bunlara sebebiyet verenler sorumludur. Zarar veren kimse kamu görevlisi değilse, kendisinden Borçlar Kanunu hükümlerine göre zararın tazmini gerekecektir ki, bu durumda adli yargıda dava açmak gerekmektedir. Zarar veren kamu personeli ise yine 657 sayılı Kanunun 12’nci maddesi hükmü delaletiyle genel hükümlere göre zarar tazmin edilecektir. Ancak bu durumda personelinin kusurlu davranışının olması zorunludur. Hizmetin gereği olarak ve hizmetten kaynaklanan zararlar tazmin konusu olamaz.
Yönetmelik hükmünde, 832 sayılı Kanunun 45’inci maddesine atıf yapılmıştır.
Bu atfı sorumluluk açısından değil, rayiç bedelin tespiti açısından anlamak
gerekir. 45’inci maddenin üçüncü fıkrasına göre; “Malın ödettirilmesi,
yok olma tarihindeki rayiç bedel üzerinden, bu tarih belli değilse malın
satın alındığı tarih ile kaybolmasının tespit edildiği tarih arasındaki
en yüksek rayice göre bulunacak bedel üzerinden olur. Devlet mallarının
hasara uğratılması halinde uygulanacak genel hükümler saklıdır.” Görüldüğü
üzere madde hükmü devlet malının hasara uğratılması konusundaki genel hükümlere
atıf yapmıştır.
(62) TBMM
Tutanak Dergisi, C.42, Dönem 1, Toplantı 4, Sıra Sayısı 1977, s.9.
|
![]() |