|
ANAYASA VE DEVLET MEMURLARI KANUNU ÇERÇEVESİNDE
KAMU PERSONELİNİN MALİ SORUMLULUĞU KONUSUNDA GENEL DÜZENLEMELER
Kamu personelinin mali sorumluluğu Anayasada ve muhtelif kanunlarda düzenlenmiştir. Temel düzenleme 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılmıştır. Çoğu eserde kamu personelinin mali sorumluluğu başlığı altında 657 sayılı Kanun hükümleri incelenmektedir.(42) İdare hukukçuları her nedense, mali sorumluluk kavramını incelerken 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu ve 832 sayılı Sayıştay Kanununda düzenlenen mali sorumluluk hükümlerini gözardı etmişlerdir. Bu çalışmada mali sorumluluk kavramı öncelikle Anayasa ve 657 sayılı kanun çerçevesinde açıklanacak, sonraki bölümde ise Sayıştay’ca tespit edilen sorumluluk incelenecektir. Kamu görevlileri görevlerini yaparlarken kamu hizmetlerinin önceden belirlenmiş ilke ve kurallarına ya da kamu görevliliği statüsünden doğan yükümlülüklere uymamak suretiyle gerek özel kişilere gerek idareye zarar verebilirler. Verilen zararın niteliğine göre mali sorumluluk konusundaki süreç de farklılaşmaktadır. Memurun kusurlu eylemi sonucu zarara uğrayan idarenin bizzat kendisi ise zararı tazmin etmekle yükümlü tutulacak kişi eylemi gerçekleştiren memurdur. Personelin eylemi sonucu idare değil de hizmetten yararlanan bir kimse ya da bir üçüncü kişi zarar görmüşse, zarara uğrayan kimse doğrudan eylemi yapan memura müracaatla zararın tazminini isteyemez. Zarar gören öncelikle idare aleyhine dava açacak ve idari bir eylem veya işlem sonucu zarara uğradığını ispat ederse mahkeme kararıyla hakkını alacaktır. Bu aşamadan sonra idare tazmin ettiği zarar için ilgili memura rücu edecektir. Bu süreç, idare tarafından verilen zararların son tahlilde Onun organ ve ajanlarının (kamu personelinin) tutum ve davranışlarının bir eseri olmasının tabii sonucudur.
1.1. Kusur Kavramı ve Kusur Türleri
İdarenin kusura dayanan sorumluluğu ve kusursuz sorumluluğu olmak üzere iki tür sorumluluğu bulunmaktadır. İdarenin eylemi ise ilke olarak iki ana başlıkta değerlendirilir. Bunlardan ilki, “hizmet kusuru”, ikincisi ise “haksız eylem”dir. Haksız eylem, idarenin hizmetten tamamen ayrılan işe yabancı eylemidir. Böyle durumlarda idare aleyhine açılacak davada görevli yargı yeri adli mahkemelerdir. Çünkü idarenin eylemi salt kusura dayanmaktadır. Hizmet kusuru orijinde idarenin hizmet amacını barındırır. Ancak burada araç, gereç, teknik donanım gibi ögeler öne çıkar. Yargı yeri “idari yargı”dır. Hizmet ya geç, ya kötü ya da hiç yapılmamıştır. İdarenin gerek hizmet kusuru gerek salt kusura dayanan eylemi genel anlamda kusura dayanan sorumluluğudur. İdarenin kusursuz sorumluluğu “görev kusurundan” doğan sorumluluğudur. Burada kamu görevlisinin hizmetten ayrılmayan bir kusuru bulunmaktadır. Bir yandan kamu personelinin salt kişisel kusurundan doğmayan, görevle ilintili bir kusuru bulunmakta; öte yandan idare yeterli eğitimi vermek, araç gereç ve yardımcı personeli sağlamada eksik davranmaktadır. Bu tür bir uyuşmazlıkta kamu personeli hakkında adli yargıda dava açılamaz. (43)
KARAR SIRA NO : 39
Kişisel Kusur-Hizmet Kusuru Ayrımının Dayanağı
Burada hemen şu husus belirtilmelidir ki, kamu personeli ile idare arasındaki ilişki özel hukuk hükümlerine göre düzenlenmekte ise, ortaya çıkan zararın ödettirilmesiyle ilgili davalar Adli yargının görev alanına girmektedir. Örneğin D.S.İ., Köy Hizmetleri, Karayolları Genel Müdürlüklerinde İş Akdine bağlı olarak çalışan işçiler ile idare arasındaki ilişki sözleşmeden kaynaklanmakta olup işçinin eylemi sonucu ortaya bir zarar çıkmışsa ihtilaf Toplu İş sözleşmesi hükümlerine göre adli yargıda çözümlenecektir. İşçinin üçüncü kişiye verdiği zarar konusunda ise İdare, Borçlar Kanununun İstihdam Edenlerin Sorumluluğu başlıklı 55’inci maddesi hükümleri gereğince sorumlu tutulmaktadır. İdare, işçinin kusuru nedeniyle üçüncü kişiye ödediği tazminat için yine aynı madde hükümleri gereğince işçiye rücu edebilecektir.
1.1.1. Kişisel Kusur
KARAR SIRA NO : 40
Kişisel Kusurda Husumet
Memur görevini yaparken görev konusunu oluşturan hizmetin kanuni ve teamüli (geleneksel) sınırları içinde iyi niyetle hareket etmiş ise eylem idari; zararı gerektiren kusur da hizmet kusurudur. Eğer memurun bir hakkı ihlal eden hareketi hizmetin normal gereklerine ve kanuni sınırlarına uymamak gibi bir kötü niyet taşımakta ise bu takdirde ortada kişisel kusur var demektir.(45)
KARAR SIRA NO : 41
Kişisel Kurusun Nitelikleri
Bu bakımdan, fiili yol,(46) adam dövme ve yargı kararlarını uygulamama gibi idari işlem ve eylem niteliğini kaybetmiş olan tutum ve davranışlar kişisel kusur telakki edilmelidir. Bu tür tutum ve davranışlar idare bakımından “ağır hizmet kusuru” olduğu gibi personel bakımından da “salt kişisel kusur” olarak görülür. Hukuk dışı ve usulsüz olarak zor kullanılması hem yönetimin, hem de kamu görevlilerinin sorumluluklarını gerektirir. Bu nedenle İdare mahkemelerinde tam yargı davası suretiyle tazminat istenebileceği gibi, adli yargıda da dava açılabilir. Hangi yargı yerinde dava açılırsa açılsın görev uyuşmazlığı meydana gelmesi durumunda sorun Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı ile çözülecektir.
KARAR SIRA NO : 42
Fiili Yol Sonucu Oluşan Zarar
İdari usul ve esaslar dışında idarece yapılan eylemler “haksız fiil” niteliğinde olup, idarilik karakteri taşımayan bu eylemlerden dolayı ancak Adli Yargıda dava açılması mümkündür. İdarenin bir kamu hukuku kuralına, yasa, tüzük, yönetmelik gibi bir kural işlem veya bir idari işleme, ya da bir yargı kararına dayanmadan hodbehot “haksız fiil” niteliğinde eylemde bulunması mahkeme içtihatları ve doktrinde fiili yol olarak nitelendirilmekte ve idarilik karakteri taşımayan bu eylemlerden dolayı idarenin alelade bir fert durumuna geleceği, sonuçta özel hukuk hükümlerine göre çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklara yol açacağı kabul edilmektedir.
Dava konusu olayda, davacı herhangi davacı herhangi bir yargı kararı veya
yetkili makamca verilmiş tahliye kararı olmadığı halde zilyet olarak bulunduğu
taşınmazdaki binaların idare elemanlarınca yıkıldığını iddia etmektedir.
Bu haliyle uyuşmazlık bir idari eylemden değil haksız fiil iddiasından
kaynaklanmakta olup, uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargının görev alanına
girmektedir.
Yukarıdaki paragrafın girişinde “çoğu zaman” ifadesine yer vermemizin nedeni son zamanlarda yargı kararlarında görülen bir değişimdir. Buna göre, görev kusuru, “salt kişisel kusur” hallerini de kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaya başlamıştır. Böyle olunca idari yargının görev alanında bir genişleme eğilimi gözlenmektedir.
KARAR SIRA NO : 43
Kişisel Kusurla Birlikte İdarenin Hizmet Kusuru
Kamu görevlisinin hizmet dışında, hizmetle herhangi bir ilişkisi bulunmayan bir davranışından zarar doğmuş ise, görevlinin kusurlu tutum ve davranışı kişisel kusuru oluşturur ki bunlara Hizmet Dışı İşlenen Kusur adı verilmektedir. Bundan dolayı açılacak davalara adli yargıda bakılır ve özel hukuk kuralları uygulanır.(48) Bu bakımdan kamu görevlisinin yetki sınırlarını aşıp, kişiye zarar verecek bir eylemde bulunması veya işlem yürütmesi halinde kişisel kusur var demektir ki, kişisel kusurun varlığının tespiti adli mahkemelerce yapılmaktadır.
KARAR SIRA NO : 44
Anayasa Mahkemesine Göre Kişisel Kusur
......kamu görevlilerinin açıkça ve kolayca hizmetten ayrılabilen tasarruf
ve hatalarının kötü niyet ve maksatla ilgiliye zarar vermek veya kamu yararı
dışında özel çıkarlar sağlamak için bilerek yani kasten yapılan işlem ve
eylemlerle, bağışlanamayacak ölçüde ağır kusur teşkil eden açık şekilde
hukuka aykırı fiil ve muamelelerden ibaret olduğu Yargıtay ve Danıştay
içtihat ve uygulamalarında kabul edilmektedir. Bu uygulamaya göre kamu
personeli bilerek ve isteyerek yetkisini kötüye kullanır veya mevzuatta
açık ve kesin olarak belirlenmiş bulunan görev ve yetki alanını ve sınırlarını
aşar yahut idarenin işlev alanı dışına çıkarsa, kişisel eylem ve kusur
işlemiş ve kendi sorumluluğuna yol açmış sayılmaktadır.
Diğer yandan, hizmet içinde veya hizmetle ilgili olarak kamu görevlisinin, tutum ve davranışının suç oluşturması, ya da hizmeti yürütürken ağır kusur işlemesi veya düşmanlık, siyasal kin gibi kötü niyetle bir kişiye zarar vermesi, genel olarak kişisel kusur sayılmaktadır ki bunlara da “hizmetle ilgili kusur” adı verilmektedir. Bu durumlar aynı zamanda yönetimin gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle hizmet kusuru da sayılabilir. Diğer bir ifadeyle kamu görevlisinin kişisel kusuru her zaman yönetimin sorumluluğunu ortadan kaldırmayabilir.(49) Prof. Dr. Şeref GÖZÜBÜYÜK, ülkemizde yargı kararları ve bilimsel içtihatlara göre hizmetle ilgili ya da hizmet içinde kişisel kusur sayılan durumları; Suç Niteliği Taşıyan Kusurlar, Ağır Kusur ve Kasıtlı Kusur olarak üç başlık halinde incelemiştir.(50)
1.1.2. Hizmet Kusuru
Yukarıdaki tanımlardan anlaşılacağı üzere, hizmet kusuru temelde idarenin yapısal bir zaafından kaynaklanmakta olup, personel kendisine verilen görevleri iyi niyetle ve gayretkeş bir şekilde yerine getirse bile ortaya çıkan bir takım zararlar varsa bu hizmet kusuru sayılmaktadır. Hizmet kusurunun bir özelliği de her hizmetin mahiyet ve icaplarına göre devletin hakları ile özel hakları bağdaştırma zaruretine göre değişen olaya münhasır bir kavram olmasıdır. Bu bağlamda, memur görevini yaparken görevin konusunu oluşturan hizmetin yasal ve geleneksel sınırları ile gerekleri içinde iyi niyetle hareket etmişse eylemi “idari eylem” ve zarara neden olan kusuru da “hizmet kusuru”’dur.(53) Hizmet kusuru genel olarak üç şekilde ortaya çıkar ki bunlar; hizmetin kötü işlemesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin hiç işlememesi halleridir.
1.1.3. Görev Kusuru
KARAR SIRA NO : 45
Görev Kusurunun Özellikleri ve Hizmet Kusuru
Davacı, 1983 yılından beri Radyodiagnostik Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptığını; davalının Dekanlığı sırasında Tıp Fakültesi Yönetim Kurulunca tesis edilen kendisinin özel tetkik ve muayene yapmasının yasaklanması yolundaki 03.04.1991 günlü işlemin Erzurum İdare Mahkemesinin kararıyla iptal edildiğini; buna bağlı olarak açtığı tam yargı davasında, aynı mahkemece .. lira maddi tazminata hükmedildiğini; kendisinden boşalan Anabilim Dalı Başkanlığının Fakülte Dekanınca yürütüleceği yolundaki Dekanlık işleminin de yine aynı mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine yeniden söz konusu Anabilim Dalı Başkanlığı görevine atanmasının yapıldığını; ancak, çevreyle olan ilişkilerini ve bilimsel itibarını zedeleyen bu işlemler nedeniyle baktığı hasta sayısında ciddi ölçüde azalma meydana geldiğini ve üç yıl boyunca huzursuz bir ortamda çalıştığından bahisle bu güne kadar telafisini sağlayamadığı maddi ve manevi zararların doğmasına tutum ve davranışlarıyla neden olduğunu ileri sürdüğü Tıp Fakültesi Eski Dekanı sıfatıyla Prof. Dr. S.K.’a karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için öncelikle davalının görev ve sorumluluğunun belirlenmesi gerekmektedir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 16’ncı maddesinde, fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan Dekanın, maddede sayılan diğer görevlerinin yanısıra fakülte birimlerinin ve her düzeydeki personelin gözetimi ve denetimi göreviyle yükümlü bulunduğu ve tüm faaliyetlerden dolayı Rektöre karşı birinci derecede sorumlu olduğu hükme bağlanmış; aynı yasanın 13’üncü maddesinde Rektörün, üniversite tüzel kişiliğini temsil ettiğine işaret edilmiştir. Bu hükümlerden, görev ve yetkileri yasa ile belirlenen Dekanın, Üniversite yönetimine karşı birinci derecede sorumlu olarak görev yapan bir kamu görevlisi olduğu anlaşılmaktadır. Anayasanın 125’inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğuna işaret edilmiş; 129’uncu maddesinin beşinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği kuralına yer verilmiştir. Anayasanın sözü edilen kuralı ile, memur ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu davrandıklarından bahisle haklı ya da haksız olarak yargı mercileri önüne çıkarılmasını önlemek, kamu hizmetinin sekteye uğratılmadan yürütülmesini sağlamak ve aynı zamanda zarara uğrayan kişi yönünden de memur veya diğer kamu görevlisine oranla ödeme gücü daha yüksek olan bir sorumluyu muhatap kılarak kamu düzenini korumak amaçlanmıştır. Nitekim, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 62 ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunun 20’nci maddelerinde bu konuya ilişkin bir hükme yer verilmediğinden yollama yapılan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 13’üncü maddesinde de, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı, bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları ve kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkının saklı olduğu hükme bağlanmak suretiyle anılan Anayasa kuralına paralel bir düzenleme yapılmış bulunmaktadır. Davacı, davalının Dekanlığı sırasında tesis edilen işlemler yargı yerlerince iptal edilmiş ve uğradığı zararların kısmen tazminine hükmedilmiş ise de; bu işlemlerin sonucunda oluşan maddi ve manevi zararların devam ettiğini ve süregelen bu zararların oluşmasına davalının kusurlu tutumunun neden olduğunu ileri sürmekte ve bu düşünceden hareketle davalı şahsa karşı tazminat davası açmış bulunmaktadır. Kişilerin uğradığı zararla, zarara sebebiyet veren kamu personelinin yürüttüğü görev arasında herhangi bir ilişki kurulabiliyorsa, ortada görevle ilgili bir durum var demektir ki, öğretide “görev kusuru” olarak tanımlanan bu tür davranışlar, kamu personelinin hizmetten ayrılamayan kişisel kusurları olarak ortaya çıkmakta, bu durum ise, 657 sayılı Yasanın 13’üncü maddesindeki “kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlar” ibaresinde ifadesini bulmaktadır.
Bu duruma göre, her ne kadar idari yargı düzeninde kural olarak, idareye
karşı açılan davalara bakılabilmekte ve kamu personeli de olsa gerçek kişilere
karşı kusurdan hareketle tazminat davası açılmasına olanak bulunmamakta
ise de, yukarıda açıklandığı üzere, olayda kişisel kusur söz konusu olmayıp
tazminat davasının konusunu oluşturan zarar, kamu personelinin görevi sırasında
kullandığı yetkilerden ve resmi sıfatından ayrılamayan, aksine bunlarla
sıkı sıkıya ilgili ve bağlantılı bulunan kusurdan doğduğundan idare yönünden
“HİZMET KUSURU” ve kamu personelini yönünden de “GÖREV KUSURU” esaslarına
göre değerlendirilmesi gereken bir sorumluluğun yargısal denetimi görevi
idari yargı yerine ait bulunmaktadır.
İdarenin sorumluluğunu gerektiren “hizmet kusuru” görünüşte anonim nitelikte olmasına rağmen, gerçekte bir veya bir kaç personelin “görev kusurlarından” oluşur. Çoğu zaman görev kusurunu işleyen personel teşhis ve tespit edilemezse de bazen, bunlar belirli ve sınırlı kamu görevlileri olabilir. Bu hallerde kamu faaliyet ve hizmetlerinden çıkan zararlardan, personel değil İdare sorumludur. Yönetimin kamu görevlisinin kişisel kusurundan sorumlu olabilmesi için, kamu görevlisinin verdiği zarar, görevi ile ilgili olmalı ve yetkisini kullanmasından doğmalıdır. Başka bir deyişle, kamu görevlisinin kişisel kusurunun görevine yabancı olmaması, ya da bir suç düzeyine ulaşmaması gerekir. Gerek Anayasa, gerekse DMK ile getirilen düzenlemeler, kişisel kusuru ortadan kaldırmamakta, kural olarak kişisel kusur dolayısıyla da davanın, hizmet kusurunda olduğu gibi yönetime karşı, yönetsel yargı yerinde açılması gerektiğini göstermektedir. Diğer bir ifadeyle bu düzenleme kamu görevlisinin kişisel kusurunu, hizmet kusuruna dönüştürmemektedir. (54) Personelin görev kusuru, geniş yorumla kişisel kusur sayılabilirse de; aslında idarenin hizmet kusuru içerisinde değerlendirilebilen ve mesleki nitelik taşıyan bir karaktere sahiptir. Görev kusuru, personelin yaptığı hizmetin ve ödevin kural ve usullerine uyma yükümüne riayetsizliği biçiminde ortaya çıkar. Ancak, personelin bu konudaki aykırı tutum ve davranışları mutlaka hizmet kusuru olmadığı gibi; hizmet kusuru kabul edilenlerin de görev kusuru sayılması zorunlu değildir. Genellikle orta yetenek ve yeterlikte bir personelin yapmayacağı veya yapmaması gereken işlem ve eylemler görev kusuru niteliğini taşır. Bunun dışındakiler, salt hizmet kusuru telakki edilmek gerekir. Bu itibarla, kamu görevlisinin görev kusurunun varlığından söz edebilmek için, öncelikle kamu hukukuna tabi bir görevin olması; sonra da kamu görevlisinin zarar doğurucu tutumunun bu görev sırasında ve görevin gereği olarak işlenmesi gerekmektedir. (55) Pratikte personelin “salt kişisel kusuru” her zaman yalın bir biçimde ortaya çıkmaz. İdarenin sorumluluğunu gerektiren “İdari Kusur” ve personel davranışlarına dayalı “hizmet kusuru” bir arada meydana gelebilmektedir. Bu durumda idare ile personelin birlikte sorumlulukları söz konusu olur.
Prof. Dr. Şeref GÖZÜBÜYÜK ve Prof Dr. Turgut TAN yargı içtihatları ve öğretideki
yaklaşımları özetledikten sonra şu görüşlere yer vermektedirler: “Yargı
kararları ve öğretideki görüşlerden hareketle özetle söylenebilecek olan,
kötü niyet ve amaçla başkasına zarar vermek, kamu yararı dışında özel yarar
sağlamak üzere kasten eylem ve işlem yapmak veya “suç niteliği taşıyan
kusur”, “ağır kusur” ve “kasıtlı kusur” halleri, hizmet kusuru ile kaynaşmış
“görevsel kusur” olmaktan çıkıp, kamu görevlisinin ”salt kişisel kusuru”
sayılmaktadır. Ancak, son yıllarda yargı kararlarında “görevsel kusur”u
“salt kişisel kusur” hallerini de kapsayacak biçimde genişletme eğilimi
olduğu söylenebilir.” (56)
(42) Bkz.
Lütfi DURAN, Türk Kamu Personelinin Mali Sorumluluğu, Sevinç Matbaası,
Ankara 1974; Tayfun AKGÜNER, Kamu Personel Yönetimi, Der Yayınları İstanbul
1988.
|