3.6. Mali Sorumluluk
            3.6.1. Giriş
            Mali sorumluluk; kişinin gerek hazineye gerekse başka bir kişiye verdiği zararın kendisine ödettirilmesi sonucunu doğuran sorumluluk türüdür. Kamu personelinin mali sorumluluğu konusundaki genel düzenleme Anayasanın 129’uncu maddesindeki  “memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir” hükmü ile yine Anayasanın 40’ıncı maddesinin “kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler soncu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” şeklindeki hükmüdür. Kamu personelinin büyük bir çoğunluğunu kapsamına alan 657 sayılı DMK’nun 12 ve 13’üncü maddelerinde ise kamu görevlilerinin hem devlete verdikleri zararlar hem de kişilere verdikleri zararlardan dolayı sorumluluklarına ilişkin hükümler yer almıştır. 657 sayılı Kanunun kapsamı dışında kalan kamu personeli için de çoğu zaman ya bu maddelere paralel düzenlemeler yapılmakta ya da bu maddelere atıf yapılmaktadır ki sorumluluk konusunda benzer yükümlülükler göze çarpmaktadır. Örneğin KİT personelinin mali sorumluluğuyla ilgili düzenlemeler aşağıda görüleceği üzere 657/12’nci maddesinin hemen hemen aynısıdır.

            Kimi kamu personelinin mali sorumluluğu konusunda ise özel düzenlemeler mevcuttur. Zira bu kamu personeli mali sistem ve bütçe uygulamaları açısından önemli görevleri yüklenmişler ve diğer kamu görevlilerine karşı belli bir mali teminata kavuşturulmuşlardır. 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu ve 832 sayılı Sayıştay Kanunu sorumluluk konusunda özel düzenlemeler içermektedir. Bu kitabın konusu hem genel düzenlemeleri hem de Sayıştay’a karşı sorumluluğu olan kamu personelinin durumlarını açıklama amacına yöneliktir. 

            3.6.2. Mali Sorumluluğun Müeyyidesi
            Mali sorumluluğun müeyyidesi zarar doğurucu eylemi yapanın tazminata mahkum olmasıdır. Sorumluluğu tespit mercii zararın türüne, bağlı bulunulan kuruma, kişi ile kurum arasındaki hukuki ilişkiye ve kişinin görevine (hukuksal statüsüne) bağlı olarak değişmektedir. Özetle söylenebilecek olan şudur ki, kamu personelinin devlete verdikleri zararlar konusunda duruma göre adli mahkemeler ve belli tutarı aşmayan zararlar konusunda idare organları sorumluluğu tespitte yetkili iken(39)  1050 sayılı kanun kapsamında sorumluluğu düzenlenen personel için mali sorumluluğun tespit yeri Sayıştay olmaktadır. 

            Bir kişinin sorumluluğuna Sayıştay’ca karar verildiği zaman ne şekilde müeyyide uygulanacağı Sayıştay Kanununda açıklanmıştır. Anılan Kanunun Sorumluluk Halleri başlıklı 45’inci maddesinde şöyle denilmektedir:

            Sorumlularca; gelir, gider, mal ve kıymetlerden mevzuata uygun olarak tahakkuk ettirilmediği, alınmadığı, harcanmadığı, saklanmadığı veya idare edilmediği Sayıştay’ca kesin hükme bağlananları, sorumlular keyfiyetin idarece kendilerine bildirilmesinden başlayarak üç ay içinde Hazineye ödemek zorundadırlar.

            Bu maddeye göre, sorumluluğu tespit edilenler hükmedilen hazine zararını kendilerine hükmün tebliğinden itibaren üç ay içinde hazineye yatırmak zorundadırlar. Yatırmadıkları takdirde zarar İcra İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilir. Bu konu sonraki bölümlerde ayrıntılı şekilde incelenmiş olduğundan bu kısımda daha fazla üzerinde durulmamıştır.

            3.6.3. Sayıştay Yargısında Sorumlu Kavramı
            Sayıştay yargısındaki sorumluluk kanunların sorumlu olarak gösterdiği kişilere yöneltilmiştir. Buradan diğer kamu görevlilerinin sorumsuzluğu gibi yanlış bir sonuca ulaşılmamalıdır. Ortaya çıkan hazine zararının tazimini konusunda belli görevleri üstlenmiş kişiler sorumlu olmakla beraber, idari ve cezai açıdan kusuru görülen bütün kamu görevlileri sorumluluktan kurtulamadıkları gibi mali açıdan da kendilerine rücu hakkı her zaman mevcuttur. 

            Sayıştay Kanununda hesap vermekle sorumlu kişi olarak saymanın üzerinde durulmuş, mali sorumluluğu olan diğer kişilerin unvanlarına yer verilmemiştir. Bu durum ‘hesap’ kavramının Sayıştay yargısındaki yeri ve anlamından kaynaklanmaktadır. ‘Hesap’ denildiği zaman idare hesabı cetvelleri anlaşılmakta ve söz konusu cetvellerin usulünce hazırlanması ve Sayıştay’a gönderilmesinden Saymanlar sorumlu olmaktadırlar. Buna karşın özellikle Tahakkuk Memurlarının görevlerine atıflar yapılmıştır. (40)

           KARAR SIRA NO : 35            Sayman Hesabı Deyimi
            Sayman hesabı deyiminden; saymanlığın bir hesap devresi içindeki her türlü işlemlerinin sonucunu gösteren ve mali mevzuatta idare hesabı cetvelleri diye isimlendirilen cetvellerle, bu cetvellere bağlanılması gerekli belgelerin anlaşılması lazım geleceği; 832 sayılı Kanunun 66’ncı maddesi uyarınca, hesabın Sayıştay’a noksansız olarak verildiği tarihten itibaren iki yıllık sürenin dolması ile ortaya çıkan hükmen onanma keyfiyetinin dairelerce alınacak idari nitelikte bir kararla tespitinin uygun olacağı ...
Sayıştay  GKK 21.12.1972 Tarih; 3624/3 Sayılı

            Sayman ve tahakkuk memurları yanında 1050 sayılı Kanun çerçevesinde Sayıştay’ca saptanan sorumluluğa ikinci derece ita amirleri ile düzenleyen ve onaylayan sıfatlı kamu görevlileri de sorumluluğa dahil edilmişlerdir. Ayrıca bütçe ödeneklerinin kullanımında verimlilik tutumluluk ve etkinlik prensiplerinin gerçekleştirilebilmesi bakımından giderin yapılmasına gerek gösterenler ile mal ve hizmetlerin alınmasında görevli olanlar da belli hallerde sorumluluk halkası içine alınmışlardır. 

            Sorumlu kavramı açısından üzerinde durulması gereken bir husus da 832 sayılı Kanunun 42’nci maddesinde belirtilmiş bulunan Sayman Durumunda Olanların halidir. Bu maddeye göre;

            Usulüne uygun olarak sayman sıfatıyla görevlendirilmediği halde kendiliğinden veya verilen emir üzerine gelirleri toplayan, harcayan ve malları saklayan ve idare edenler de bu işlemler bir sayman hesabına dahil edilmediği takdirde, sayman addolunur ve kanun hükümleri gereğince sayman sıfatıyla hesabını Sayıştay’a vermeye zorunlu olup saymanlar hakkındaki sorumluluk bunlar hakkında da uygulanır.

            Eğer bu hal amirlerinin yazılı emirleri üzerine cereyan etmiş ise sorumlulukta onlar da ortaktırlar.

            Görüldüğü üzere, kişinin usulünce sayman olarak görevlendirilmiş olup olmaması  sorumluluk açısından birinci derece öncelikte değildir. Saymanın yaptığı görevleri yerine getirmesi ve yaptığı işlemlerinin başka bir sayman hesabına dahil edilmemiş olması o kişinin sayman olarak sorumlu tutulması için yeterlidir.

            3.7. Ceza Kanununu İlgilendiren Sorumluluk
            Ceza kanunlarını ilgilendiren sorumluluk, müeyyidesi ceza kanunlarında belirlenmiş olan sorumluluk türüdür. Cezai sorumluluğa yol açan fiiller muhtelif kanunlarda gösterilerek ceza kanununa atıf yapılmıştır. Aşağıda 2886 sayılı Kanun ile 1050 sayılı kanunda yer alan cezai sorumlulukla ilgili hükümler üzerinde durulmuştur. Zira bu iki kanundaki düzenlemeler mali sorumlulukla sıkı sıkıya alakalıdır.

            3.7.1. Devlet İhale Kanununda Cezai Sorumluluk
            Kanunun Görevlilerin Sorumluluğu  başlıklı 86’ncı maddesi hükmü şöyledir:

            İhale, muayene ve kabul komisyon veya heyetlerinin başkan ve üyeleri ile diğer ilgililer, görevlerini kanuni gereklere göre tarafsızlıkla yapmadıkları ve taraflardan birinin zararına yol açacak ihmal ve kusurlu hareketlerde bulunduklarının tespiti halinde haklarında disiplin cezası uygulanacağı gibi, fiil ve davranışlarının özelliğine göre ceza kovuşturması da yapılır. Ayrıca, tarafların bu yüzden uğradıkları zarar ve ziyan da kendilerine ödettirilir.

            Madde hükmünde esas olarak ihale, muayene ve kabul komisyonlarında görevli personelin sorumlulukları düzenlenmiştir. Buna göre, ihale, muayene ve kabul komisyonlarında görevli personel ceza kanununu ilgilendiren bir fiili işlerlerse cezai sorumlulukları vardır. 

            3.7.2. 1050 Sayılı Kanunda Cezai Sorumluluk
            3.7.2.1. Yetkisiz Tahsil ve Tediyeden Sorumluluk
            1050 sayılı Yasanın 17’nci maddesinde; Hazineye ait veya Hazinenin sorumluluğu altında bulunun gelir, hasılat ve emanetlerin, kanuni yetkileri olmayan hiçbir idare veya memur tarafından alınıp verilemeyeceği ve genel bütçeye dahil idarelere ait taşınır malların ve ayniyatın mal memurları hazır bulunmadıkça satılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu hükme aykırı hareketin müeyyidesi ise aynı kanunun 21’inci maddesinde yerini bulmuştur. Anılan maddeye göre, saymanlık sıfat ve yetkisine sahip olmadan kamu mallarını herhangi bir suretle alan ve harcayanlara Ceza Kanununun yetki ve izin dışında resmi sıfatı takınanlar hakkındaki hükümleri uygulanacaktır. Ceza kanununda bu fiile uyan madde “Hükümet Memuriyetinin Unvan ve Şerefinin Gasbı” başlıklı 252’nci maddesi olup metni aşağıya alınmıştır:

             “Her kim mülki ve askeri memuriyetlerden birini hilafı nizam ifa veya ifaya teşebbüs eylerse üç aydan iki seneye kadar hapis ile mücazat olunur. 

            Aynı ceza memuriyetini terk ve tatil emri kendisine resmen bildirilmiş olduğu halde yine memuriyetinde devam eden memur hakkında üç aydan iki seneye kadar memuriyetten mahrumiyet cezasıyla birlikte hükmolunur.”

            3.7.2.2. İhale ve Hakediş Uygulamalarında Sorumluluk
            Kanunun 22’nci maddesinin (C) bendinde aşağıdaki hüküm yer almaktadır.

            Alınmayan mal ya da hizmeti alınmış; mevcut olmayan inşaat, onarım ve üretimi var ya da bitmiş gibi göstererek gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle Devletin mal varlığından bir eksilmeye neden olanlar ile bu ve benzeri gerçekleşme ve diğer kanıtlayıcı belgeleri bilerek imza ya da onaylamış bulunanlar hakkında ceza kanunlarının bu eylemlerine ilişkin hükümleri uygulanır. 

            Madde hükmünde yazılı suçun oluşabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

            1) Alınmayan mal ya da hizmeti alınmış gibi göstermek veya mevcut olmayan inşaat, onarım ve üretimi var ya da bitmiş gibi göstermek,

            2) Yukarıdaki eylem ve işlemleri gerçekleştirmek kastıyla, gerçek dışı belge düzenlemek veya bunları bilerek imzalamak,

            3) Bu eylemler sonucunda devletin mal varlığında bir eksilmeye neden olmak.

           KARAR SIRA NO : 36    Emanet Komisyonu Üyelerinin Cezai Sorumlulukları
            İlk iki hakedişte gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle fahiş miktarda fazla ödemede bulunulmuş, ancak bu fazla ödeme son hakedişte gerçek miktarlara indirilmiştir. Bu suretle taşerona iki ay süreyle ............. lira tutarında bir nevi avans ödemesi yapılmıştır. 
Bu nedenle gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle taşerona men-faat sağlamış olan Emanet Komisyonu üyeleri hakkında 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 24 sayılı KHK ile değişik 22’nci maddesinin (c) işaretli fıkrası hükmü gereğince işlem yapılması gerekir.
Sayıştay  7. Daire 2.2.1993 Tarih; İzmir Bayındırlık. Saym.1990 
Sayıştay Dergisi, S.12, s.41. 

            TCK’nun 339’uncu maddesinin bir ve ikinci fıkraları şöyledir: 

            Bir memur memuriyetini icrada tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi ve hususi bir mazarraf tevellüt edebilirse ..... cezalandırılır.

            Evrakın musaddak suretleri kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lazım geldiği takdirde mezkur suretler asılları gibi mütalaa olunur.

            Yukarıdaki madde, Kanunda, sahtekarlık suçunun düzenlenmesi kapsamında yer almaktadır. Maddede tanımlanan suç sahtekarlığın, resmi evrakta sahtekarlık yapılması ile ilgili bölümüdür. 

           KARAR SIRA NO : 37            Kontrol Mühendisinin Sahte Hakediş Düzenlemesi
           PTT hizmet binaları inşaatı sırasında; müteahhit Mustafa’nın, kontrol mühendisi Abdullah ile anlaşarak inşaatta kullanılan kum ve çakılı yakın mesafeden getirdiği halde, uzak mesafeden getirilmiş gibi göstermek, inşaat sahasına getirilmeyen malzemeler için ihzarat tutanakları düzenlemek, grobetonu teslim almadığı halde bodrum kat için mükerrer grobeton imalatı göstermek suretiyle fazla tahakkuk sağlayarak, sahte hakediş raporu düzenledikleri anlaşılıp sübuta ermesine göre eylemleri, resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturur.
Yargıtay 5. CD. Tarih,14.6.1994; 1994/1632 E.;1994/1994 K.
Yargıtay Kararları Dergisi,C.21, S109, s.1636.

            Resmi evrak kavramı yasada tanımlanmamıştır. Memur tarafından düzenlenen her türlü belgeyi resmi evrak saymak doğru sonuç vermeyeceğinden bir belgenin resmi evrak sayılabilmesi için üç unsurunun bulunması gerektiği belirtilmektedir.(41)

            1. Varaka (Belge) memur (TCK Md.279) veya memura benzetilenler (TCK Md.349) tarafından düzenlenmiş olmalıdır.

            2. Varaka memurun görmekte olduğu görevi gereği düzenlenmelidir. Diğer bir ifade ile belgenin düzenlenmesi ile memurun veya memura benzetilen kişinin görevi arasında bir ilişki bulunmalıdır. Bu itibarla bir memurun görevi gereği olmayan bir varakayı düzenlemesi durumunda bunu resmi varaka saymak mümkün değildir. 

            3. Memur tarafından göreviyle ilgili olarak düzenlenen belgenin resmi evrak sayılabilmesi için belgenin usulünce düzenlenmiş olması, diğer bir deyimle belgenin önceden öngörülen formalitelere uygun olması gerekmektedir.

           KARAR SIRA NO : 38            Belgede Aldatma Kabiliyeti
            Onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetinin olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır.
Yargıtay 6.CD. 25.3.1996 Tarih; 1996/3267 E.;1996/3103 K.
Yargıtay Kararları Dergisi,C.22, S.9, s.1506.. 
 

(39)  İdare organlarının kararlarının hukuka uygunluğunun yargısal denetimi İdari yargı tarafından yapıldığından bir bakıma bu konuda anılan yargı yeri görevli ve yetkilidir denilebilir.
(40)  832 sayılı kanunun 45 inci maddesinde tahakkuk ettirilme üzerinde durulmuştur ki, tahakkuk işlemi 1050 sayılı kanuna göre tahakkuk memurlarına verilmiş vazifelerdendir.
(41)  Nevzat TOROSLU, Ceza Hukuku, Savaş Yayınları, Ankara 1990, s.307.