2.2.6. AATUH Kanuna Göre Sorumluluk
            AATUH Kanunun 22’nci maddesine göre, kamu alacağını borçlusundan kesip, tahsil dairesine ödemek zorunda olan gerçek ve tüzel kişiler, bu zorunluluklarını kanunlarında belli edilen zamanlarda yerine getirmedikleri takdirde, ödenmeyen alacağı, bu gerçek ve tüzel kişiden AATUHK hükümlerine göre tahsil olunur.

            Kanunun “Tasfiye Halinde Mesuliyet” başlıklı 33’üncü maddesine göre; Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirmek mecburiyetindedirler. Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamazlar veya bunlar üzerinde her hangi bir şekilde tasarrufta bulunamazlar. Aksi halde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler şahsen ve müteselsilen mesul olurlar. Bu mesuliyet yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemez. Bunların ödedikleri borçlar için amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış olanlara rücu hakları mahfuzdur.

            2.2.7. Hakimlerin Mali Sorumlulukları(23)
            Diğer bütün kamu personeli gibi hakim ve savcılar da gerek idari gerekse yargısal görevleri nedeniyle verdikleri zararlardan sorumludurlar. Demokratik bir toplumda mutlak sorumsuzluk olamayacağından mevzuatımızda hakim ve savcıların sorumlulukları ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olması doğaldır.

            Hakim ve savcıların hem idari hem de yargısal görevleri bulunmaktadır. İdari görevlerini yaparlarken üçüncü kişilere verdikleri zararlardan dolayı sorumlulukları diğer kamu görevlileri gibidir. Bu bağlamda Anayasanın 40, 125 ve 129’uncu maddeleri ile 657 sayılı yasanın 13’üncü maddesi gereğince, kişiler hakim ve savcıların idari faaliyetleri dolayısıyla uğradıkları zararlar için hakim ve savcı aleyhine değil idare (Adalet Bakanlığı) aleyhine dava açılabilirler. 

            Hakim ve savcıların yargısal görevleri nedeniyle verdikleri zararlar için ise bizzat hakim muhatap gösterilerek tazminat davası açılabilir. Ancak, hakimin her yargısal faaliyeti dava konusu yapılamaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573’üncü maddesinde sayılan hallerde dava açılması mümkündür. 

            Hakim ve icra reisi aleyhine aşağıda yazılan sebeplere binaen tazminat davası ikame olunabilir:

            1 - İki taraftan birini tesahüp ve iltizam veya garez ve nefsaniyet dolayısıyla diğeri aleyhine kanuna ve adalete mugayir bir hüküm ve karar verilmiş olması,

            2 - Kabili tevil ve izah olmayacak surette vazıh ve sarahati katiyei kanuniyeye mugayir karar verilmiş olması,

            3 - Muhakeme zabıtnamesinde mevcut olmayan sebebe binaen hükmedilmiş olması,

            4 - Muhakeme zabıtnameleriyle kararların tağyir ve tahrif edilmiş ve söylenmeyen bir sözün hüküm ve karara müessir olacak surette söylenmiş gibi gösterilmiş olması,

            5 - İta veya temin veya vadolunan menfaat dolayısıyla mugayiri kanun hüküm verilmiş olması, 

            6 - İhkakı haktan istinkaf olunması, 

            7 - Memuriyet vazifesini yapmakta ihmal ve terahi gösterilmesi veya kanuna göre verilen emirlerin makbul bir sebep olmaksızın yapılmaması. 

            Hakimlerin sorumluluklarının diğer kamu personeli gibi hizmet kusuru ölçütü çerçevesinde açıklanması mümkün değildir.

          KARAR SIRA NO : 25            Yargıtay Başkan ve Üyelerinin Mali Sorumluluğu
            Genel olarak kamu hizmetlerinin ifasından dolayı kamu tüzel kişilerinin sorumlulukları hizmet kusuruna, ajanların ki ise, onların kişisel kusurlarına tabi tutulmuştur. Anayasanın 138/1-2’nci maddeleri hükümlerince, hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiç bir organ, makam, merci veya kişi Yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hakimlerin Anayasa güvencesi altında bulunan bağımsızlığı idare hukukunda devletin ajanlarının faaliyetlerinden sorumluluğunu tayin eden hizmet kusuru ölçüsünün hakimler yönünden uygulanmasına olanak vermez.

            Türk pozitif hukuku ilke olarak Yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyla devletin sorumlu tutulamayacağı esasını belirlemiştir. Hakimlerin kişisel sorumluluğunda Yargı yetkisinin özellikleri özel bir sorumluluk düzeninin uygulanmasını zorunlu kılar.  Zira yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten onların diğer devlet memurlarının tabi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları yaptıkları her işlemin aleyhlerine bir tazminat davasına yol açacağını düşünmelerine yol açacağını düşünmelerine ve bunun sonucu olarak tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir. Şu husus belirtilmelidir ki, adaletin gerçekleşmesi hakim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı ilke olarak sorumlu tutulmayacakları esas olmakla beraber ceza hukuku açısından da sorumlu olan hakimlerin hukuki sorumluluklarının benimsenmesi de hukuk mantığının zorunlu sonucudur. 

            Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz bu düşüncelerin ışığı altında hakimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacı ile onun hukuki sorumluluğunu sınırlı hallerde kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tespitini özel bir usule tabi tutmuştur. Uygar ülkelerde hakimlerin hukuki sorumlulukları sınırlı ve belirli hallerde kabul edilmiş, bazı memleketlerde genel hukuk kurallarına göre hatalarından dolayı, diğer bazılarında sadece hileleri, bazılarında da ağır kusurlarından dolayı sorumlu tutulmuşlardır. Örneğin Fransa’da önceleri hile nedeniyle sebebiyet verilen zarardan sorumluluk esası benimsenmişken, 07.02.1933 günlü kanunla ağır kusurdan sorumluluk esası benimsenmiş ve bu halde devletin de sorumluluğu kabul edilmiştir.

            Yargıtay üyelerinin de geniş anlamı ile ve genel olarak “hakim” kavramının kapmasına girdiğinde tereddüt olunamaz. Yukarıda hakimlerin hukuki sorumlulukları açısından değinilen genel esasların Yargıtay üyeleri için de geçerli olduğu ve diğer devlet memurlarının tabi oldukları görevden sorumluluk hakkındaki genel kurallara tabi tutulmayacakları tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. O halde Yargıtay üyelerinin de Yasada açıkça gösterilen belirli hallerde hukuken görevlerinden dolayı sorumlu olduklarının kabulü gerekir.

Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, Tarih.30.11.1984; Sayı:1/1(*)
(*) Kararın tam metni için bkz. AYDINALP, a.g.e.,s.181-184.

            HUMK/573’üncü madde hükmünden anlaşıldığı üzere hakimlerin yargısal görevleri nedeniyle zarara uğrayanlar tarafından kendileri hakkında tazminat davası açılması mümkündür. Burada davanın muhatabı idari görevleri nedeniyle açılacak davaların aksine hakimlerin bizzat kendileri olmaktadır. Açılacak tazminat davasında görevli yargı yeri adli mahkemeler olup, davanın dayanağı madde hükmünde sayılan hallerle sınırlı olmak üzere hakimin kusurlu davranışıdır. Diğer bir ifadeyle sorumluluk, kusurlu sorumluluktur ve Borçlar Kanunun haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk hükümlerine tabidir. Hakimlerin her haksız fiili kendileri hakkında dava açılmasını haklı kılmaz, dava açılabilmesi için HUMK/573’de yazılı hallerin bulunması gereklidir. 

          KARAR SIRA NO : 26            Yargısal Faaliyetlerden Doğan Zararlar İçin Açılacak Davalar
            Anayasanın 125’inci maddesinin son fıkrasında; idarenin  kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiş 129’uncu maddesinin 5’inci fıkrasında ise memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği hüküm altına alınmıştır.

            2577 sayılı Yasanın 2’nci maddesinde de; idari eylem ve işlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

            Bu düzenleme uyarınca, yargılama faaliyeti dışında, yargıcın idari eylemlerinden doğduğu öne sürülen zararın tazmini isteğiyle idari yargı yerinde dava açılabileceği açıktır.

            Dava konusu olayda ise, davacının maliki olduğu ev kiracısının ölü bulunması nedeniyle C. Savcılığınca mühürlenmiş, daha sonra, ölenin mal varlığının mirasçılara intikalinin sağlanması  .... hakimliğinden istenilmiş, ev içerisinde eşyaların değer ve niteliğini saptayan ...... hakimliğince de ev tekrar mühürlenmiştir.

            Bilindiği gibi, Medeni Kanunun 539’uncu maddesi uyarınca mirasın açılması ile mirasçılar külli halef olarak ölenin terekesini iktisap etmektedir. Ancak, yine Medeni Kanunda, terekenin hak sahiplerine ulaşması için gerekli tedbirlerin alınması gereği duyularak, bu önlemlerin alınması görevi ölenin son ikametgahı sulh hakimliğine bırakılmış ve terekenin mühürlenmesinde bu tedbirler arasında öngörülmüştür.

            Sulh yargıcının, sonuçta hak sahiplerine ya da mirasçılar bulunamazsa hazineye intikal edecek olan terekenin korunması üzerine mirasçıların fiili tasarrufunu engellemesi yolundaki kararının bir idari faaliyet olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır.

            Bu nedenle kural olarak yargılama eylemleri nedeniyle mali sorumluluğu bulunmamakla birlikte, yargıcın HUMK’nun 573’üncü maddesine dayanılarak mali sorumluluğuna gidilebilmesi imkanı vardır. Bu yöntemde açılacak tazminat davasının görüm ve çözümünde ise yine HUMK’nun 575’inci maddesi uyarınca adli yargı görevlidir.

            Yukarıdaki görüş ve gerekçeler Tetkik hakimine ait olup, Daire, “mahkemelerce verilen kararlara karşı yasa ile belirlenen kanun yollarına başvurulabileceği, yargısal kararların yeniden değerlendirilerek idarenin tazminatla yükümlü tutulmasına olanak bulunmadığı, bu durumda, davacının tazminat isteminin idari davaya konu olabilecek nitelik taşımadığı gerekçesiyle reddine” ilişkin İdare Mahkemesi kararını onamıştır.

Danıştay 10.D. Tarih:15.06.1995; E.1994/557; K.1995/3190
Danıştay Dergisi, Yıl 1996, S.91, s.1176-1177

            Yukarıdaki açıklamalara karşın, Anayasanın 40’ıncı maddesi hükmü karşısında, hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle devlet aleyhine de tazminat davası açılmasının mümkün olduğu, zira, bir kamu hizmeti niteliğinde olan yargı faaliyetindeki aksaklıkların hesabının kanunda sayılan hallerle sınırlı bile olsa hakimden sorulmasının hakkaniyetle bağdaşmayacağı kanaatindeyiz. 
Belirtilmesi gereken bir husus da şudur: Zarar doğurucu fiil ister ceza kanununu ilgilendirsin ister ilgilendirmesin mali sorumluluk açısından durum değişmez. HUMK/573’te düzenlenmiş bulunan sorumluluk halleri kusura dayalı sorumluluk çerçevesinde değerlendirilir. Üstelik, madde hükmünde belirtilen sorumluluk halleri, kusur türlerinden kasıt halleri kapsamına girer ve özünde mali sorumluluk yanında ceza kanunlarında suç sayılan durumlardır. Örneğin, taraflardan birini kayırmak, düşmanlık duygularıyla kanun ve adalete aykırı karar vermek halleri TCK’nun 244’üncü maddesinde tanımlanan “suç” tarifine uymaktadır.(24)

            3. MALİ BAKIMDAN SORUMLULUK TÜRLERİ
            Sorumluluk kavramı muhtelif şekillerde sınıflandırılabilir. Burada konunun özünü kaçırmadan, mali yönü olan belli başlı sorumluluk türleri üzerinde durulacaktır. 

            Sorumluk kavramı kusura dayanan ve kusursuz sorumluluk olarak ayrılabildiği gibi hukuksal sorumluluk, ceza sorumluluğu, akçalı sorumluluk, disiplin sorumluluğu, siyasal sorumluluk olarak da karşımıza çıkabilir. Ancak bu sorumluluk biçimlerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak çoğu zaman mümkün olmaz. Bunun yanında bazen kişiler tek bir eylem nedeniyle birden fazla sorumluluk türüyle karşı karşıya kalabilirler. Örneğin yapılmamış bir işi yapılmış gibi göstermek suretiyle yükleniciye fazla para ödenmesine neden olan ve istihkak raporlarını “düzenleyen” sıfatıyla imza eden bir mühendis, oluşan fazla ödeme nedeniyle hem Sayıştay karşısında akçalı sorumluluk, hem üstleri karşısında idari sorumluluk ve hem de adli yargıda ceza sorumluluğu ile karşı karşıya kalmaktadır.

            3.1. Kusura Dayalı Sorumluluk
            Sorumluluk türlerinden en yaygın ve geniş olanı, kusura dayalı sorumluluktur. Burada sorumluluk, zarar veren kişinin kusurlu davranışına dayandığından “kusur sorumluluğu” denildiği gibi, zarar verici davranış belli bir kişiye bağlandığı için “sübjektif sorumluluk” da denilmektedir. Kusur sorumluluğu aynı zamanda, “haksız fiil sorumluluğu” olarak da ifade edilmektedir.(25)

            Bir fiilin, genel olarak “haksız fiil” sayılması ve failin bu fiilin sonucu oluşan zarardan sorumlu tutulması için hangi şartların gerçekleşmiş olması gerektiği BK’nun 41 inci maddesinde şu şekilde belirtilmiştir: “Gerek kasten, gerek ihmal ve teseyyüp [unutma] ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden [zarar veren] şahıs, o zararı tazmine mecburdur.” Bu hükme göre kusurlu sorumluluğu doğuran haksız fiilden söz edebilmek için şu unsurların birlikte bulunması gerekmektedir:(26)

            3.1.1. Hukuka Aykırılık 
            Madde hükmünde yer alan ‘haksız bir surette’ ibaresinin gerçek anlamı hukuka aykırılıktır. Bir fiil, hukuk düzeninin herhangi bir emrini ihlal ettiği zaman hukuka aykırı olur. Hukuka aykırılık, kanunların yapılmamasını emrettiği bir eylemin yapılması şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yapılmasını emrettiği bir davranış konusunda eylemsizlik halinde de ortaya çıkabilir. 

            3.1.2. Kusur
            Kusura dayanan sorumlulukta sorumluluğun en önemli unsuru kusurdur. Bu tür sorumlulukta kusur sorumluluğun kurucu unsurudur. Burada kusur olmadan sorumluluk olmaz ilkesi geçerlidir.(27)

            Kusur, hukuk düzeninin kınadığı, hoş görmediği, hukuka aykırı bir davranış biçimi,(28)  veya hukuk nizamının kınadığı ve muayyen şartlar altında fertlerden beklenen ortalama hareket tarzına uygun olmayan ya da bu ortalama hareket tarzından inhiraf(29)  [dönme, sapma] olarak ifade edilir.

            Kusur, şu esasa dayanır: Herkes hukuksal hayatı etkileyecek, bütün fiillerini kendi bilinçli iradesinin denetimi altında bulundurur ve bulundurmalıdır. Bir fiil hukuka aykırı ise, bu aykırılık fiili işleyenin iradesi ile bağlantılıdır. Fail ya sonucu meydana getiren fiili isteyerek işlemiştir, ya da bunu işlememek için gerekli iradi çabayı göstermemiştir.(30)  Kusurlu davranış kasten  veya ihmal sonucunda ortaya çıkabilir. 

            Kast, failin fiilinde hukuka aykırı bir sonucu istemesi ya da öngörebilir durumda olmasıdır. İhmal ise, dikkatsizlik, tedbirsizlik, unutma vb. nedenlerle hukuka aykırı sonucu istememekle beraber neticenin ortaya çıkmasını engelleyici tedbirler hususunda gerekli özeninin gösterilmediği durumda ortaya çıkar. 

           3.1.3. Zarar
            Bir varlığın değerinde, o varlığa sahip olan kimsenin isteği dışında meydana gelen eksilmeye zarar denilmektedir.(31)  Kişinin maddi ve manevi varlığında, isteği dışında meydana getirilmiş olan eksilmenin karşılanması için, zarardan sorumlu olana yükletilen edime ise tazminat denilir. (32) Sorumlulukta zarar yoksa tazminat da yoktur. 

            Zarar, malvarlığındaki bir azalış şeklinde ortaya çıkabileceği gibi kardan mahrumiyet şeklinde de meydana gelebilir. Yargıtay, malvarlığındaki azalmanın bir harcamayı gerektirmesi halini tazminat için yeterli görmüştür. Davanın görülmesi sırasında harcamanın yapılmış olması bir şart olarak aranmamaktadır.

           KARAR SIRA NO : 27            Zarar Kavramının Hukuksal Boyutu
            Davalının haksız eylemi sonucu davacının ön dişi kırılmıştır. Davacı, dişinin muayenesi ve protezi için davalıdan maddi tazminat alınmasına istemiştir. Mahkemece “bu yönde henüz bir masraf yapılmadığı ve tazminat talebi ile ilgili masraf belgesi bulunmadığı böylece maddi tazminatın zarar unsuru oluşmadığı” belirtilerek istek reddedilmiştir.
Oysa zarar, kişinin isteği dışında gerek malvarlığında, gerek mal varlığı dışındaki hukuksal değerlerde oluşan eksikliktir. Mal varlığındaki eksilmenin giderilmesi bir harcamayı gerektirecek nitelikte bulunduğu zaman maddi zarar oluşmuş olur, harcamanın yapılmış bulunması koşulu yoktur. Somut olayda, diş tedavisi için bir harcama yapılması gerektiği benimsendiğine göre zarar oluşmuştur. Öyleyse ödetme kararı verilmelidir.
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2.10.1986 Tarih; 6103 E. 3707 K.

            Zarar kavramı, yargı kararlarında ‘olumsuz zarar’ ve ‘olumlu zarar’ şeklinde ayrıma tabi tutulmuş ve tazminata esas zarar türünün olumsuz zarar olduğu vurgulanmıştır.

           KARAR SIRA NO : 28            Olumlu ve Olumsuz Zarar Kavramları
            Sözleşme sorumluluğunda zarar olumlu ve olumsuz zarar ayrımına tabi tutulmuştur. Borçlu, gereği gibi ve vaktinde edimini yerine getirse idi, alacaklının mameleki  ne durumda olacak idiyse bu durumla eylemli durum arasındaki fark olumlu zararı oluşturur. Hemen belirtelim ki, burada sözleşmenin feshedilmesinden değil, borcun gereği gibi ifa edilememesinden doğan zarar söz konusudur. Olumsuz zarar ise, uyulacağına ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi yüzünden güvenin boşa çıkmasıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla; olumsuz zarar sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Sözleşmenin feshinde istenilebilecek zarar ise olumsuz zarardır. Sözleşmenin geçerliliğine ifa edileceğine inanılarak başka bir sözleşme yapma fırsatının kaçırılması nedeniyle uğranılan zarar da olumsuz zarar kapsamında değerlen-dirilmektedir.
Yargıtay  13.HD. 16.4.1996 Tarih; 1996/3653 E.;1996/3920 K.
Yargıtay Kararları Dergisi, C.2, S.7, s. 1088-1089

            3.1.4. İlliyet Bağı
             “İlliyet” sebebi sonuca bağlayan unsurdur. Haksız fiil ile meydana gelen zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisine illiyet bağı denilmektedir. Bir kişinin işlediği hukuka aykırı fiil sebebiyle sorumlu tutulabilmesi için işlenen fiil ile, meydana gelen zarar arasında illi (nedensel) bir ilişki ya da bağlantı olmalıdır.(33)  İlliyet bağı koşulu, Borçlar Kanununun 41’inci maddesinde “...... zarar ika eden....” ve “..... sebebiyet veren ....” sözcükleriyle ifade edilmiştir. “Sebep” ve onun neden olduğu “sonuç” arasındaki “bağ”ın var olması sorumluluğun koşuludur. Böyle bir bağ kurulamıyorsa sorumluluk da doğmayacaktır.(34)

            3.2. Kusursuz Sorumluluk
            Objektif sorumluluk ya da sebep sorumluluğu da denilen kusursuz sorumlulukta, kusurlu sorumluluğun temel unsurları olan kusur ve hukuka aykırılık bir koşul olmaktan çıkmıştır. Bir kimsenin başka bir kişiye zarar vermesi ve bu zararla zarar verenin fiili arasında nedensellik bağının olması sorumluluk için yeterlidir. Bu itibarla, yasalarla kusur aranmaksızın sorumlu kabul edilen kimselerin eylemlerinden zarar gören kişiler, karşı tarafın olayda kusuru bulunduğunu ispat etmek zorunda olmadıkları gibi, kusursuz sorumlu sayılan kişi ya da kurum olayda kusuru bulunmadığını ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz. Sorumluluktan kurtulmak için fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin ortadan kalktığını ispat etmek gerekir. İlliyet bağının kopması zarar görenin veya üçüncü bir kişinin ağır kusuru nedeniyle olabilir. Diğer yandan beklenmeyen haller ve olağanüstü olaylar illiyet bağının kopması sonucunu doğurabilir. 

          KARAR SIRA NO : 29            Tapu Sicil Kayıtlarının Tutulmasında Sorumluluk
            Medeni Kanunun 917’nci maddesinde tapu sicilinin tutulmasından dolayı doğacak zararlardan hazinenin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Gerek maddenin yazılış biçiminden ve gerekse bu güne kadar sürdürülen uygulamadan, buradaki sorumluluğun KUSURSUZ SORUMLULUK olduğu konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Bu bağlamda zarar gören, sicilin tutulmasından dolayı Hazinenin kusurunu kanıtlamak zorunda olmadığı gibi, hazine de kusuru bulunmadığını kanıtlamakla sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak hazine, tüm kusursuzluk hallerinde olduğu gibi, beklenmeyen bir halin bulunduğunu, üçüncü kişinin veya bizzat zarar görenin illiyet bağını kesecek derecede ağır kusuru olduğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Demek oluyor ki, kusursuz sorumluluk hallerinin bulunduğu durumlarda ancak illiyet bağının kesilmesi durumunda, zarar veren sorumluluktan kurtulabilecektir.
Yargıtay 4.HD. 26.04.1999 Tarih; 1999/2788 E.; 1999/3666 K.

            Yukarıda açıklandığı üzere kusursuz sorumlulukta, kural olarak sorumluluk için, zarar verenin kusurunun bulunması gerekmemektedir. Ancak, bazı ayrık ve istisnai durumlarda ve özellikle yasal düzenlemenin bulunduğu hallerde zarar verenin sorumlu tutulabilmesi ancak kusurluluğun kanıtlanmasına bağlıdır. Yapılan bu açıklama ile, kusursuz sorumlu olunan olayla, zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmasa da, mutlaka sorumlu olunacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Kusursuz sorumlu olduğu iddia edilen kimse de, olayla zarar arasındaki illiyet bağının mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin tam kusuru ile kesildiğini kanıtlamak suretiyle kusursuz sorumlu konumunda da bulunsa, sorumluluktan kurtulabilir. (35)

          KARAR SIRA NO : 30            Kusursuz Sorumluluktan Kurtulma
            Kusursuz sorumluluk halinde, kusur bir koşul olarak aranmadığı gibi, kusursuz sorumlu olduğu iddia edilen şahıs da; olayla zarar arasındaki illiyet bağının mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin tam kusuru ile kesildiğini kanıtlamak suretiyle sorumluluktan kurtulabilir.
Yargıtay 4.HD. 20.5.1998 Tarih; 1998/421 E.; 1998/3622 K.
Yargıtay Kararları  Dergisi, C.24, S.6, s. 836.. 

            Sebep sorumluluğu, ilke olarak zarara sebep olma düşüncesine dayanır. Burada sorumluluk, kusur yerine kanunun öngördüğü belirli bir olguya bağlanmıştır.(36)

            Kusursuz sorumluluğun varlığını gerektiren türlü nedenler vardır: Bunlardan en önemlileri tehlike sorumluluğu ve hakkaniyete dayanan sorumluluk olarak ifade edilmektedir.(37)

            Kişilerin kullandıkları ya da sahip oldukları cihaz ve araçların kendi kusurlu davranışları dışında başkalarına verdiği zararların söz konusu cihaz ve araçların sahipleri tarafından tazmini gerekmektedir. Zira normal zamanda o cihaz sahibine fayda sağlamaktadır. Bu tür sorumluluğa tehlike ya da risk sorumluluğu denilmektedir. Devletin yürüttüğü hizmetlerden özellikle emniyet ve asayişi koruma ile ilgili olanlar belirli bir risk taşımakta olduğundan bu tür faaliyetler nedeniyle kişilere verilen zararların tazminine kusursuz sorumluluk esasına göre hükmedilmektedir ki bu durum tehlike (risk) sorumluluğu içerisinde değerlendirilir.

            Ortada zarar verici bir davranış varken, failin kusuru olmadığı gerekçesiyle mağdurun zararının giderilmemesi hakkaniyetle bağdaşmaz. Bu durumda hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde mağdurun zararının, zararlı davranışı işleyen tarafından giderilmesi gerekir ki, bu tür sorumluluğa hakkaniyete dayanan sorumluluk denilmektedir.

          KARAR SIRA NO : 31            Objektif Sorumluluk İlkesi
          Karayolu üzerindeki köprünün onarılması sırasında dere yatağının değiştirilmesi nedeniyle davacının tarlasında meydana gelen zararın objektif sorumluluk ilkesine göre tazmini gerekir.
Danıştay 12.Daire. 11.9.1980 Tarih; 78/00472 K.; 80/03236 K.
Danıştay Dergisi, S.42-43, s.338. 

            Kusursuz sorumlulukta, zarar verenin sorumluluktan kurtulabil-mesinin bir yolu da, kusursuzluk yanında, alınması gereken bütün tedbirleri aldığını ispatlanmasıdır.

          KARAR SIRA NO : 32            Araç İşletenin Sorumluluğu
          Trenin hemzemin geçitte tır aracı ile çarpışması nedeniyle, TCDD’nin hukuki sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 106’ncı maddesine göre işletenin sorumluluğu hükümlerine tabidir. Tren makinistinin kusursuz olduğu ve TCDD'nin alması gereken bütün önlemleri aldığı saptandığından tazminatla sorumlu tutulamaz.
Yargıtay 19.HD. 17.5.1993 Tarih; E. 93/3224; K,;93/3814 
Yargıtay Kararlar Dergisi, S.20-01, s.102.

          3.3. Münferit Sorumluluk
            Ortaya çıkan bir zararın sorumlu tutulan tek bir kişiye ödettirilmesi sonucu doğuran sorumluluk türüne ferdi ya da münferit sorumluluk denilir. Bu sorumluluk kaynağını Borçlar Kanununun 41’inci maddesinden almaktadır. Anılan maddeye göre, “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp  yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer bir kimseye bir zarar ika eden şahıs tazminine mecburdur.”  Bu maddeye göre kişi kendi kusuruyla başkasına verdiği zararları bizzat kendisi ödemek zorundadır. Zararın tazmini için zarar verene herhangi bir ortak belirlenmemiştir. Sayıştay’a karşı sorumlu olan kamu personelinin sorumlulukları genelde müşterek ve müteselsil sorumluluk şeklinde ortaya çıkar. Buna karşın bazı durumlarda münferiden sorumluluğa hükmedilmektedir. Sorumluluk üstlenmesi halinde ita amirinin; emanet hesabında kayıtlı bir paranın hak sahibi yerine başka birine ödenmesi veya emanetin reddi için gerekli şartlar oluşmadığı halde ödeme yapılması ya da tahakkuk dairesinin teminatın irat kaydına ilişkin yazısı olduğu halde teminatın çözülmesi hallerinde saymanın sorumluluğu münferittir. 

          KARAR SIRA NO : 33    Saymanın Ferdi Sorumluluğu 
            Katma Değer Vergilerinin ilgili vergi dairesine süresinde yatırılmaması sebebiyle döner sermaye bütçesinden ödenen gecikme zammının sorumlu saymana tek başına ödettirilmesi gerekir.
Sayıştay 8.Daire; Tarih; 31.03.1998 Feke Orman İşletmesi DSS. 1996 
Sayıştay Kararları Dizisi N:4; s.6. Sayıştay Yayınları Ekim 1999.

          KARAR SIRA NO : 34    Saymanın Tek Başına Sorumluluğu
          Onarım işine ait hakediş bedelinin, asıl hak sahibi dışındaki bir kişiye ödendiği, Asliye Hukuk Mahkemesinin ilamı gereğince de ikinci kez asıl hak sahibine ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. 

            1050 Sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 81’inci maddesinde, saymanın ödeme sırasında yapacağı tahkikat sırasında, istihkak sahibinin hüviyetini araştırması gerektiği hususu da hükme bağlanmış olduğu halde, böyle bir araştırma yapılmaksızın hakediş bedelinin hak sahibi dışındaki ve yetkisiz bir kişiye ödenmesi sonucu oluşan yersiz ödemenin saymana tek başına ödettirilmesine karara verildi.
Sayıştay 7.Daire; Tarih; 27.06.1996 Antalya Vakıflar Bölge Müd. 1996 
Sayıştay Kararları Dizisi N:4;s.5; Sayıştay Yayınları Ekim 1999.

            3.4. Müşterek ve Müteselsil Sorumluluk
            Müşterek (ortaklaşa) sorumluluk, ortaya çıkan zararın birden fazla sorumluya paylaştırılması sonucunu doğurur. Müşterek sorumluluğun tek başına uygulanması halinde sorumludan sadece kendi hissesine düşün kısmı alınabilir. Müteselsil sorumlulukta ise, zararın tazmini için belli bir sıra ile borçlulara müracaat edilmesi esastır. Birinci derecede borçlu olan kişinin borcu ödememesi halinde sonraki sorumlular müracaat edilir. Müşterek ve müteselsil sorumluluğun birlikte uygulanması halinde ise, alacaklı borçlulardan herhangi birisine müracaat ederek alacağının tamamını kendisinden alabilir. Alacaklıya borcun tamamını ödeyen sorumlunun diğer sorumlulara rücu hakkı saklıdır. Borcun herhangi bir şekilde ortadan kalkması halinde müşterek ve müteselsil borçluların tamamı sorumluluktan kurtulur. 

            Borçlar Kanununun ‘Borçlular Arasında Teselsül’ başlıklı 141 ve devamı maddelerinde aşağıdaki hükümler bulunmaktadır.

            Madde 141 - Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül vardır. 

            Böyle bir beyanın fikdanı halinde teselsül ancak kanunun tayın ettiği hallerde olur.

            Madde 142 - Alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir.

            Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam eder.

            Madde 143 - Müteselsil borçlulardan biri alacaklıya karşı onunla kendi arasındaki şahsi münasebetlerden veya müteselsil borcun sebep veya mevzuundan tevellüt etmiş olanlardan maada bir şey dermeyan edemez ve bütün borçlular arasında müşterek olan defileri dermeyan etmediği halde onlara karşı mesul olur.

            Madde 144 - Hilafına mukavele olmadıkça müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların vaziyetlerini ağırlaştıramaz.

            Madde 145 - Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları halas etmiş olur. 

            Eğer müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun mahiyetinin irae ettiği nispette bu bereatten istifade edebilirler.

            Madde 146 - Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkını haizdir. 

            Birinden tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında mütesaviyen taksim olunur.

            Madde 147 - Rücu hakkından istifade eden müteselsil borçlulardan her biri, tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının haklarına halef olur.

            Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan birinin vaziyetini iyileştirdiği takdirde bu fiilinin neticelerini şahsan tahammül eder.

            Vergi hukukunda sorumluluğun müteselsil olması, idareye vergi alacağı için sorumlulardan dilediğine müracaat edebilmesi imkanı verdiği gibi, aynı anda sorumluların her ikisinin birden takibine de olanak sağlar. Bu durum sorumluluktan kurtulma bakımından da aynıdır. Örneğin Mükellef ve yeminli mali müşavir aynı borç için takip edildiklerinde vergi borcunun herhangi bir nedenle ortadan kalkması halinde, asıl mükellef yanında yeminli mali müşavirin de borçtan kurtulacağı tabiidir. Bir bakıma, mükellef verginin asıl borçlusu, yeminli mali müşavir ise fer’i borçlusu durumundadır. Yeminli mali müşavir asıl borçlu mükellefe ait bütün iddia ve savunmaları idareye karşı ileri sürmek hak ve yetkisine sahiptir. 

          3.5. İdari Sorumluluk
            İdari sorumluluk, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin Devlet memuru bakımından emrettiği görevleri yurt içinde veya yurt dışında yerine getirmemek, uyulmasını zorunlu kıldığı hususlara uymamak veya yasakladığı işleri yapmaktan kaynaklanan sorumluluktur.(38)

            İdari sorumluluğun müeyyidesi kamu personelinin genelde idari bir tahkikat sonucu ortaya çıkan disiplin cezalarıdır. Bu cezalar personelin tabi olduğu mevzuatta belli edilmektedir. Kitabın esas konusu idari sorumluluk olmadığından daha fazla ayrıntıya girilmemiştir. Örneğin kamu inşaatlarının teknik ve kurallarına uygun olarak yapılması ve mevzuatta öngörülen usul işlemlerinin yerine getirilmesi görevi kontrol teşkilatına verilmiştir. Kontrol teşkilatının bu gereklere uymaması sonucunu hazine zararı ortaya çıkarsa durumlarına göre düzenleyen ve onaylayan sıfatlarıyla mali sorumlulukları Sayıştay tarafından tespit edilir. Ayrıca görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmemeleri nedeniyle idari cezalara da çarptırılabilirler ki bu ikincisi idari sorumluluğun bir sonucudur. Mali sorumluluk bir zarar sonucu ortaya çıkmakta, Sayıştay’a karşı mali sorumluluğu olanlar da (kişi bazında) sınırlı olmaktadır. İdari sorumlulukta ise zarar şartı aranmadığı gibi kapsamı bütün kamu personeline şamildir.
 
 
 

(23)  Daha geniş bilgi için bkz. Sezai AYDINALP, Hakimlerin Hukuki Sorumluluğu, Ank. 1997.
(24)  AYDINALP, a.g.e.s,147.
(25)  Fikret EREN, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.2, Savaş Yayınları, 2. Bası, Ankara 1988, s.6.
(26)  Daha geniş bilgi için bkz. Aydın AYBAY, Borçlar Hukuku Dersleri, Beta Basım Yayım, Dokuzuncu Bası, İstanbul 1984, s.77.
(27)  EREN, a.g.e., s.6.
(28)  EREN, a.g.e., s.106.
(29)  Haluk TANDOĞAN, Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1961, s.46. (AYDINALP, s.148)
(30)  AYBAY, a.g.e., s.80.
(31)  Mustafa Reşit KARAHASAN, Sorumluluk Hukuku, Beta Bas. Dağ., Ank. 1996, s.73.
(32)  KARAHASAN, a.g.e., s.92
(33)  AYBAY, a.g.e., s82.
(34)  AYDINALP, a.g.e.,s.154.
(35) Yargıtay 14. HD. 20.5.1998 T; 1998/421 E.; 1998/3622 K. Sayılı kararının gerekçe-sinden alınmıştır.
(36)  EREN, a.g.e., s.8.
(37)  Geniş bilgi için bkz. AYBAY a.g.e., s.85.
(38)  Mehmet EVİRGEN, Hakediş Ödemelerinde Sorumluluk, T.C. Sayıştay, Hakediş Denetim Semineri, A nkara 1990, s. 12.