SALİHA’NIN
AKLINDAN GEÇENLER
İşsizlik, pahalılık, gelir dağılımındaki adaletsizlik
ve yozlaşma.
-Kararsız ve gerçeklerden uzak yönetimle, geçilmesi çok zor darboğazlara
doğru sürükleniyoruz.
-
Dolar bazında büyük rant elde edilerek haksız kazançlar
sağlanırken...
-
Tablo böylesine...
-
“Fiyat dondurma haberleri, piyasayı üşütüp, zatürree
yapar”.
-
Zor yıllardan geçip, tarihin derinliklerine gömülmüş
bir ilişki.
-
Ülkemize şerefle kazandırılan (!) serbest pazar
ekonomisi ilkesi terk mi edilecek ?
-
Bir değerli generalin yanında resim çektirip, "milletvekillerinden
utanıyorum" diyenler.
-
Sosyal barış sağlanamadı.
-
Hükümete destek verdiği söylenen kurum ve kuruluşlar
isyan halinde; işçi, memur, sokakta.
-
Düşünce özgürlüğü vesayet altında.
-
Toplumsal uzlaşma denilmişti.
-
Zorunlu zamlara devam ediliyor.
-
Yapıp da bu lafları o zaman söyleme cesaretini gösterebilseydi!..
-
“Enflasyonu biz sütle büyüttük, bu hükümet onu öldürecek"
diyenler...
-
Acı çektirmeye hakkı var mı? Asım... Neden?
-
İnsanın yüreğinin sağlam olması lazım.
-
...gözlerinin, bakışlarının berrak olması lazım;
en önemlisi, başının dik olması lazım!
-
Bu memlekette enflasyonu yüzde yüz elliye kim çıkardı?
-
Aynada sen kendini bile görmüyorsun Asım...
-
Bu enflasyon belasını, Allah'ın izniyle, bu sene,
mutlaka ve mutlaka...
-
İnsaf... İnsaf...
-
6-7 Aralık günleri Çanakkale ve çevresinde meydana
gelen sel felaketi...
-
Sevda; şiddetli rüzgâr nedeniyle tahrip olmuş; mutluluk
meyveleri zarar görmüş, dalları kırılmış ve... Saliha’nın yüreği gözyaşlarıyla
sular altında kalmış, güven köprüsü de yıkılmıştır.
-
Yaşananlar, “oldu, bitti; geçti, gitti” denilip,-Asuman
Asım’la yaşarken-, unutulacak mıydı?
-
Yüreğinde, ruhunda hasar tespitleri yapılmış olup,
Saliha’nın mağduriyeti saptanmıştır.
-
Bu aşk felaketi nedeniyle göstermiş olduğu ilgi
için Hanife’ye teşekkür ederim.
-
Açılan yaraların, Asım’ın şifalı kollarıyla bir
an önce sarılmasını beklemek. Boşunaydı.
-
Yüreği, kafası boşaltılmalı.
-
Köprü yıkılmıştır. Alınan önlemlere karşın, Asım’aa
ulaşılamamıştır.
-
Gıda yardımı... Ruhun gıdası... Müzik. Asım’ın sesi.
-
Sular çekildikçe...
-
Sevdaya su veren kuyular hasar gördü.
-
Uzun süren bir belirsizlik döneminden sonra...
-
Geri dön çağrısı yapılmış, ancak sonuç alınamamıştır.
Faydası da yoktu zaten.
-
Süresi on yıl olan bu sevda projesinde, altı aylık
bir kopukluk yaşanmıştır. Son.
-
Ve daha ne kadar yaşanacağı da belli değildir.
-
En büyük kötülüğün yapılması. Asım’a.
-
Ortaya çıkan zararın giderilebilmesi için...
-
Vatanseverler aklanmaktan korkuyor mu?!
-
Susurluk... Susurluk...
-
Sel önünden kütük kaçırırcasına...
-
Yıkılan veya yakılan köylere, o köylünün yeniden
dönüşü.
-
İşsiz, aşsız ve meskensiz, sevdasız insanlar. Asım’sız
Saliha.
-
Anayasamızın öngördüğü mülkiyet hakkı ihlal edilerek...
-
Göçe zorlanmış aileler, köye dönüş... sosyal devlet
ilkesi...
-
Bugüne kadar ne paketler açılmış, ne vaatler yapılmışsa
da, elde olan kocca bir hüsran. Maalesef.
-
Cânı gönülden ister, Asım’ı. Canını almak ister.
-
Aşkın hayat bulmadığı bir yer.
-
İnsanın insana güvenmesi. Asım’a.
-
İnsanın iş ve ekmek bulması, üretime katkıda bulunması
ve sevmesi, sevilmesi.
-
Saliha bir afet geçirmiştir.
-
Alev alev yanan bir yürek.
-
Asım, Saliha için yaşamın, yaşamanın rengidir, çeşididir.
-
Saliha yarasını saracak güçtedir (yalan).
-
Elbet her insanın kendisine göre sıkıntıları, dertleri
vardır.
-
Haklılığı bulmak lazım. Gözbebeğidir Asım.
-
Saliha’nın omzunda, sırtında, bağrında serpilmiştir
Asım.
-
Asım’ı gözü kapalıyken görmektedir Saliha, yaşar
gibi yapmaktadır onsuz.
-
Sıkıntılarıyla Saliha savaşım vermektedir.
-
Mağdur olan Saliha. Canavar Saliha. Terkedilmiş
kadın.
-
Dönüp yarasını saracak yerde, onu tümüyle terk eden
Asım, cezalandırılmalıdır.
-
Ama, bir hakkı teslim etmek lazım gelirse.
-
Terkedilmişlik üzerinde değil de...
-
Saliha, gerek coğrafî yapısı, gerekse iklimi itibariyle
Türkiye'nin en çılgın sessiz kadınıdır. Ülkenin en yüksek rakımlı bölgesidir
göğüsleri. Hele ovasında içilen rakı... Asım...
-
İsterseniz teröre bakın, isterseniz fakirliğe bakın,
isterseniz şu soğuğa bakın, isterseniz göçe bakın, neye bakarsanız bakın,
her koşulda da, Saliha sevmeyi ve sevilmeyi, ama illa ki Asım’ı, hak etmiştir.
-
Üniversite hocalarının tespitlerine göre Erzurum
Vilayeti, gelişmişlik açısından, dünyada ancak, Orta Afrika ülkelerinin
gelişmişlik düzeyinde bir kentmiş. Oralarda da Asımlar vardır, Salihalar...
-
Anılarımızın kullanılmasına izin vermeyeceğim.
-
Asım’ın ortadan kaldırılması zorunludur ve bu, Saliha’ya
düşen en temel görevdir.
-
Sabahtan akşama kadar Asım’ın döneceğini beklemek,
hayalciliktir ve Saliha bunu yaşayıp, görmüştür.
-
Haklı olur. Herkes yerden göğe kadar haklıdır (Asım
diil).
-
O hüküm niçin getirilmiş ki! Öldürmeyin!
-
Olağanüstü sevda yasası kapsamında olan yürekler...
-
Durdurulması mümkün değil; haklı çünkü.
-
Güvenlik güçlerinin savaşımına paralel olarak, ekonomik
mücadeleye de katkıda bulunmak ve yaşam kaynağı da olsa, Asım’dan kurtulmak
amacıyla, bir adım atmak, ve bu adımı atmak zorunda. Yoksa yaşanmış yıllara
haksızlık etmiş olur.
-
Bunun altından kalkamazsın.
-
Öldür.
-
Bir kez öldürmüş olursun. O kadar. O’nun yaşaması
çok büyük huzursuzluklara neden olur.
-
Her gün öldürmenin savunulması da güçtür.
-
Sevilmeye lâyık yüreğimin sağlam kalabilmiş yörelerinde,
yeni bir ayrımcılığa ve büyük bir olasılıkla eşitsizliğe yol açabileceği
düşüncesiyle, aşkımı sonsuzlaştırmak için, Asımı...
-
Öldürme zorunluluğu ortaya konulmuştur. Bu konuda
bir Saliha Yasası hazırlanmalıdır.
*
Hanife durup, “... Sen yarın nerde, ne olacağını sorsana” diyen arkadaşına
uzun uzun baktı.
-Ne var kız? Ne bakıyosun öle? diye sordu Saliha da.
“Bu kızda gerçekten bi tuhaflık var bugün. Tuhaflıktan da öte bişi... Kararsız
hava gibi. “.
Düşüncesini dile vurmadı Hanife. –Hiiç, dedi kısaca. Yürümeye devam ettiler.
“Hah, ürküntü veren bişi... “.
*
-Aaa baksana Saliha, şu kalabalığa baksana. Halk niye toplanmış ki?
-Tamam Hanife tamam, hadi karşıya geçelim de öğrenelim, neymiş.
-Kız, içimi okuyosun valla, dedi Hanife.
İNSAN HAKLARI HAFTASI NEDENİYLE DUYURU
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesiyle yazıya dökülmüş bulunan haklar, tüm
insanlığın ortak ülküsüdür. Türkiye de bu ülküyü paylaşmaktadır. Ülkemizde
1856 Islahat Fermanından beri, işkence ve kötü muamele yasaklanmıştır.
İnsan haklarına saygı, Türkiye Cumhuriyetinin değiştirilemez nitelikleri
arasındadır. İşkence ve insan onuruyla bağdaşmayan kötü muamele, Anayasamızda
yasaklanmış, Ceza Yasamızda cezaî yaptırımlara bağlanmıştır.
Reklam panolarının asılı olduğu duvardaki duyuru okurlarken mırıldandı
Saliha,
-Evet ya; yasak masak, evet Asım’a işkence... Asım’ı işkenceyle...
Başbakanlık genelgesiyle oluşturulan İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu;
insan haklarıyla ilgili Devlet Bakanının başkanlığında, Başbakanlık, Adalet,
İçişleri, Dışişleri, Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları danışmanlarından
oluşmaktadır. Kurul, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerini ve üniversitelerimizde
insan hakları dersi okutan öğretim üyelerimizi de zaman zaman toplantılarına
çağırarak çalışmalarını sürdürmektedir.
-İnsan haklarıyla ilgili bakanlık da olur mu ya, diye sordu Hanife.
-Olur ki kurmuşlar, dedi Saliha. –İnsanı insandan korumak gerek. Kadınları
Asımlardan, Asım’ı Saliha’dan.
-Hah, yine Asımlı bir cümle...
Kurulun bugüne dek yaptığı çalışmalar şöyle sıralanabilir :
İçişleri Bakanlığı bünyesinde, insan hakları sorunlarını sürekli gündemde
tutacak ve insan haklarına aykırılık savlarını yanıtlayacak bir "bakanlık
sözcülüğü" birimi oluşturulmuştur.
-İnsan hakları sorunlarını sürekli gündemde tutmak da nesi? diye sordu
Hanife.
-Hani devletimiz güçlüdür, mesele çok yönlü olarak araştırılmaktadır, sayın
bakan olay yerinde inceleme yapmıştır, bu konu namus meselesidir, filan
diyorlar ya, öle bişi olmalı.
Özellikle, kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi durumunda, vatandaşların
mağdur olmasına yol açan yasal gecikme faizinin, Bakanlar Kurulunca yüzde
30'dan yüzde 50'ye yükseltilmesi sağlanmıştır.
3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda, günün koşullarına
uygun değişiklikler yapılması yolundaki çalışmalar tamamlanmak üzeredir.
Ülkemizde insan haklarının geliştirilmesi amacıyla, çeşitli ülkelerin yasalarından
da yararlanılarak, evrensel ölçülere ve ülkemiz koşullarına uygun bir "kamu
denetçisi" veya "kamu hakemi" yasa tasarısıyla ilgili hazırlık çalışmalarına
başlanmıştır.
- “Evrensel ölçülere ve ülkemiz koşullarına uygun” ne demek yahu!
- Kamu denetçisi diil anacım, hükümet denetçisi, bakan, milletvekili denetçisi
olmalı. Hani sorulmalı; sayınız beşyüzelli oldu da n’oldu; ceylan derisi
koltuklara oturacaksınız da n’olcak; meclise devamlılık oranı nedir? Sorularıyla
yanıtladı Saliha Hanife’yi.
Memurin Muhakematı Hakkında Kanunun günümüzün koşullarına göre değiştirilmesi
için hazırlık çalışmaları devam etmektedir.
-Hah, bak bu iyi işte; hani muhtarı, devlet memuru doktoru... görürler
o zaman. Neymiş öyle memura farklı yargı, yordam?
İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığınca yürürlüğe konulan Gözaltı
Sorgulama ve İfade Alma Talimatnamesi veya Yönergesinin uygulanmasında
ve gözaltı izleme birimlerinin çalışmaları sırasında karşılaşılan sorunların
bütün boyutlarıyla incelenmesi ve sorunların giderilmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi çalışmaları sonuçlanmıştır.
-Eee, neymiş de, n’apılırsa sorunlar yaşanmazmış?
Devletin kusursuz sorumluluğunun gerektirdiği durumlarda, özellikle terörle
savaşım sırasında ya da sonucunda, yurttaşların uğradıkları zararların,
yargı kararına gerek kalmaksızın, kısa zamanda devletçe karşılanabilmesi
için, hukuksal olanakların araştırılması ve gerektiğinde, yeni yasal düzenlemelerin
önerilmesi amacıyla çalışmalara başlanmıştır.
-Başlanmış, diye yineledi Hanife.
Kayıp kişilerle ilgili savların, daha etkin, ve hızlı bir biçimde izlenebilmesi
ve yargının hızlandırılması amacıyla... yasal değişikliklerle... kayıp
kişiler konusunda, uluslararası anlayışa uygun bir kavram birliğine varılması
için... araştırma sonuçlarının, başvuruda bulunanlara ve kamuoyuna duyurulması...
-Gördün mü bak; ne diyo; kayıp kişilerle ilgili iddialar, uluslararası
anlayışa uygun bir kavramla açıklanacakmış!. İyi de nasıl yani? Anlamadım.
-Yanisi, araştırma, soruşturma komisyonları gibi bişi heralde. Hani aylarca
oyala milleti, toplantılar, belgeler, açıklamalar, rapor yazıldı, yazılıyo...
sona... Sonası koca bi hiç.
Kamu görevlileri tarafından, bireylere işkence ve kötü muamele yapılmasını
ve yetkilerini kötüye kullanmalarını yasaklayan Türk Ceza Kanunun 243 ve
245. maddelerine aykırı davranış suçlarından dolayı açılan kovuşturmaların,
Adalet Bakanlığınca izlenmesi ve bu konuda, her ay, İnsan Hakları Koordinatör
Üst Kuruluna bilgi verilmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca, bu maddelerin,
çağdaş hukuk anlayışına uygun olarak gözden geçirilmesi ve anılan maddelerde
öngörülen suç ve cezaların yeniden düzenlenmesi konusunda çalışmalar yapılmaktadır.
-Adalet Bakanlığı neyi, kimi izlicekmiş? Adalet Bakanlığı izlenmeli asıl.
-Kız dur da bi okuyalım...
Genel kolluk kuvvetlerinin çağdaşlaştırılması çerçevesinde, polis ve jandarma
suç laboratuarlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi konusundaki çalışmalar tamamlanmak üzeredir.
- Önce, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi... Belirlenir canım.
İnsan hakları konusunda örgün eğitim kurumlarında okutulmakta olan derslerden
başka, mülkî amirler, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı
personeli ve cezaevleri yöneticileri ile tutuklu ve hükümlülere uygulanmakta
olan eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve etkinleştirilmesi konusunda
çalışmalar yapılmaktadır. Cezaevlerinde yaşam koşullarının çağdaş anlayışa
uygun olarak iyileştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
çalışmaları devam etmektedir.
-Cezaevlerinde yaşam koşulları... Doğru ya, işin bi de bu yönü var, dedi
Saliha.
-Ne yönüymüş o, diye sordu Hanife.
-Hani, misal öldürdün de birisini, düştün hapislere...
-Kız, ağzından yel alsın emi... neler de düşünüyosun öyle.
İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesiyle ilgili bilgi akışını sağlamak
amacıyla, Başbakanlıkta merkezî bir bilgi bankası oluşturulmaktadır.
-Alo, bilgi bankası mı?
-Bu bir bant kaydıdır. Dahili numarayı biliyorsanız bire, insan kavramı
için ikiye, insanın yeryüzü serüveni için üçe...
-Kız dalga geçme, dedi Hanife.
Ayrı bir adlî kolluk kuruluncaya dek...
-Adlî kolluk ne ki, diye sordu Hanife.
-Adlî, adliye... Mahkemelerle ilgili olmalı... Hani savcı Adalet Bakanlığına;
polis İç İşleri Bakanlığına bağlı olunca, işler yürümüyo demeye geliyo
galiba.
Yargıçlık ve savcılık güvencesinin güçlendirilmesi...
-Para işi, para... dedi Hanife.
-Adaletin terazisini ver eline, adalet dağıtsın; kendi derdine mum yaksın...
olur mu canım!
Sağlık Bakanlığınca hazırlanan Hasta Hakları Yönetmeliğinin yayımlanması...
Adlî muayenelerin bağımsız olarak yapılması...
Bekâret kontrolü ve zina iddiaları nedeniyle yapılan muayenelerde,
insan onuruyla bağdaşmayan uygulamalara meydan verilmemesi...
Türkiye Radyo Televizyon Kurumunda, insan haklarıyla ilgili eğitim programları
yayınlanması... Millî Eğitim Bakanlığınca, insan haklarıyla ilgili, ya
da insan hakları eğitimi açısından yararlı eserlerin yer alacağı bir "insan
hakları dizisi" yayımlanması...
Ortaöğretim kurumlarında okutulan "demokrasi ve insan hakları" ders
programının ve eğitim yönteminin, ortak bir çalışma grubunca değerlendirilmesi...
20 Mayıs 1980 tarihli Çocukların Velayetine ilişkin kararların Tanınması
ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi,
ve 25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yönleri
Hakkında Lahey Sözleşmesinin, Türkiye tarafından imzalanması ve onaylanması
için gerekli işlemlerin yapılması...
-Onyedi yılda imzalanamamış mı bu sözleşmeler?! Kalem mi bulamamışlar,
zaman mı? diye sordu Hanife.
-İşleri çok anacım, şimdi sayıları beşyüzelli oldu ya, imzalanır artık,
dedi Saliha.
İşkence ve kötü muamelenin önlenmesi için, bir genelge yayımlanmıştır.
İşkence ve kötü muamele iddiaları titizlikle ve hızla soruşturulacaktır.
-Mıştır, caktır...
-Neler soruşturulmadı ki bugüne kadar... Hangisi...
İşkence, kötü muamele ve diğer nedenler dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesince, Türkiye aleyhine verilen kararlar gereğince, devletin ödemek
zorunda kaldığı tazminat tutarları için, olayın sorumlularına rücu edilmesi...
-Kız Saliha, hangi devlet memuru o yüklü tazminatları ödeyebilir ki...
-Olsun, hiç diilse mahkeme kararıyla mahkûm olur da o iki ayaklılar, bu
millet de asar o kararı, bi duvara, bi vitrine... Okunur, bilinir, kim
ne yapmış, nasıl savunmuş kendini... Çözülür belki de kördüğüm.
Düşünce ve anlatım özgürlüğü sınırlarının genişletilmesiyle ilgili olarak
Anayasanın 26, 27 ve 28. maddeleriyle, Türk Ceza Kanununun 159, 311 ve
312., Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddelerinde değişiklik yapılması...
-Ali Veli; Veli Ali... al birini vur ötekine... Anayasayı değiştiremedik,
değiştiremiyoruz diil de yani...
Faili bilinmeyen cinayetlerin, yeni yöntem, araç ve gereçlerle aydınlatılması...
kanıttan suçluya gidilmesi...
- Cinayetleri aydınlatmak!.. Kanıttan suçluya... Suçlu... Öldüren, tetiği
çeken, bombayı koyan, patlatan... Yakalandı hani... Soruldu; –Kimsin sen
ey suçlu? -Azrail’in vekiliyim, dedi. Tamam mı? Oldu mu? Yeni yöntem, araç
ve gereçlerle aydınlatılmış mı sayılacak cinayetler...
... olay yeri incelemesinde, iz ve kanıtların, usulüne uygun olarak
toplanabilmesi için... (hani öyle silip, süpürerek, yağmalarcasına diil,
didik didik edercesine, cımbızla neredeyse).
Faili bilinmeyen cinayetlerin sürekli izlenmesi ve aydınlatılması için...
-İzlemek! Olası yeni cinayetleri mi... eskilerini mi...
-Sıradan bir kâtil yakalanacağını bilir de, yakalanmak istemez elbet.
-Ya o ayağıyla gidip teslim olanlar?
-Onlar başka bi grup... “Yaptım. Cezamı çekmeliyim”, diyenler. Onlar ayrı.
Oysa özel cinayetlerin faili, yaptığıyla gururlanır, o işi kendisinin yaptığının
bir şekilde bilinmesini ister. Yakalanmaktan değil de, sanatının (!) takdir
edilmemesinden korkar.
-Çözümü içinde cinayetler... Olmuşu aydınlatmak, olacağı önlemek. Sıradaki
kim? Ne zaman?
-Satranç gibi... Şah kim, piyon kim? Hangi taşı verirsen neyi alırsın?
Planlamacı kim?
Asımı... Ne zaman ve nasıl... Kâtil Saliha... Pişmanlık... Gidip teslim
olur. –Evet, hak etmişti Asım, der Saliha. Kaçmaz. Neden, kimden kaçsın
ki... –Ben öldürdüm, der.
-Der miyim?
-Ne der misin Saliha? diye sordu Hanife
-Hiç canım. Hani Asım’ı...
-Kız hepten Asım oldu aklın.
Bu işlerin bir kısmı idarî önlemlerle düzeltilebilecek niteliktedir. Bir
bölümü, yasalarda değişiklik yapılmasını gerektirmektedir. Bazıları, yeni
yasaların yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Kimi işler için de Anayasada
değişiklik yapmak...
Halkımızın bilgisine...
-Yürü Hanife, yürü hadi, bırak bu duyuruları, ilanları...
-Tamam, tamam, ama sen de şu Asım’ı bırak. Bırak, unut gitsin.
Unutmak mı... Asım’ı... Her şeyi... Yeniden başlamak? Olur muydu ki...
Yitik yıllar. Keşkeler. Olsaydı da, bulsaydı’lar. Hayır. Yapamazdı Saliha.
Ancak öldürmekle... ellleriyle... yavaş yavaş, acı çektiğini görerek...
Anca o zaman durulurdu içindeki fırtına. Ölümden kaçış yoktu nasılsa. Ha
öyle, ha böyle. Öyleyse... Evet onu öldürmekle ancak, Asım’ın son sahnesi
olabilirdi Saliha, hem de sonsuza dek.
**
ASIM’LA
KONUŞMALAR ...
Saliha- Yaşamının kalan süresi otuz dakika.
Asım- Nerden biliyosun kız?
Saliha- Bilirim elbet, bunu ben ayarladım.
Asım- Neyi sen ayarladın?
Saliha- Neyi olacak? Ölümünü.
Asım- !!. Söylediğin iyi oldu bak. Hadi o zaman yine sevişelim. Hani son
arzum...
Saliha- Dalga geçme Asım. Ben çok ciddiyim.
Asım- Ben de valla.
Saliha- İyi o zaman. Kullan süreni.
Asım- Sevişelim mi yani...
Saliha- Asım efendi... ciddiyim diyorum sana!
Asım- Peki peki, dinle o halde. İçişleri Bakanlığı, ülkenin iç güvenliğini,
dirliğini sağlamak, kamu düzenini korumakla yükümlüdür. Bir ülkede, mutlaka
huzurun, güvenin ve kamu düzeninin sağlanmış olması gerekir. Eğer bunlar
olmazsa, ekonomik, politik, sosyal hiç bi alanda, o ülkede yapılabilecek
hiçbir şey yoktur.
Saliha- Ne diyosun sen yahu! Asım dalga geçme bak. Bak şaka yapmıyorum.
Asım- Bak güzelim, ben de ciddiyim. Dinle hele. Ulusal güvenlik siyaset
belgesi diye bişi duydun mu sen?
Saliha- Yoo, o da neymiş?
Asım- Kaç dakkam kaldı?
Saliha- Asıım. De diyeceğini de...
Asım- Tamam tamam. Türkiye, 1984 yılından beri bölücü bir terörle karşı
karşıya. Bu eylem, 1984'te ortaya çıktı. 1993 yılına dek ülkeyi perişan
etti. İlk zaman, "üç beş serserinin işidir" diye bakıldı olaya. Görüyosun
ki onüç yıl, dile kolay güzelim, on üç yıldır sürmekte. Özellikle, Körfez
savaşından sonra... Terörün üç ayağı: Dağ kadrosu, milis cephe, parti.
Sonunda, üçüyle de mücadele edilmesi durumunda sonuç alınabileceği anlaşıldı.
Derken, Susurluk olayı meydana geldi. Sonra, bazı gruplar bu olaya
sahip çıktılar...
-Bu memlekette, iki önemli genel müdürlük var; biri Tapu Kadastro, öteki
de Nüfus. Biri mülkün kaydını tutar, diğeri insanın, diyen Hanife’nin sesiyle
toparlandı Saliha.
-Ne diyosun kız? Nerden çıktı şimdi tapu, nüfus...
-E aşk olsun valla, deminden beri anlatıyorum ya...
-Anacım elimde diil işte; demek dalmışım yine. Asımla konuşuyodum da kafamdan.
Eee sen ne diyodun?
-Canım yani, işte şu bilgisayarlar filan, hani tapudaki işimiz. Eskiden
olsa, ooo...
-Kimler Susurluk olayını üstüne yürüdü Hanife, kimler yürümekte?
-Hoppala, şimdi nerden geldi aklına Susurluk?
-Asım’la konuşurken işte. Asım demişti de, birileri bu olaya sahip çıktı
diye.
-!!.
**
SALİHA’NIN
AKLINDA UÇUŞANLAR ...
Ulusal güvenlik siyaset belgesi... Her ülkenin böyle
belgesi, projesi vardır, yasaldır ve gereklidir.
- Atatürk Türkiyesi’nde Türkçülük, Kürtçülük, İslamcılık...
-Alt kimlik, üst kimlik. İrtica... Doğrusu dinsel düzen özlemcileri...
Hangi dinsel düzen?
-O ayrı.
- “Kuran’daki İslam” diyor ya kimileri de. Laik-anti laik çatışmasıymış...
Yanlış... Siyasal İslam... ne demek yav. İslam’ın içinde siyaset yok mu
sanki? Siyaset ne demek ki? İnsansal düzen, tanrısal düzen...
-Tabi, Türkiye'nin bir yönetim geleneği var; bin yıllık bir gelenek; merkezdeki
siyasal iktidar, taşradaki iktidarın gelişmesine pek olanak tanımamış.
Artık bu geleneği terk etmek gerek... Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi
konusunda...
-Anayasamızda bir yetki genişliği kurumu var (m.126); illerde valiler yetki
genişliği esasına göre çalışıyor. Misâl bi Bakan diyo ki; "Ben yetkimi
valiye devrettim". Peki, hangi yetkiler devredilmelidir, devredilebilir?
-İçişleri Bakanlığına bağlı Sahil Güvenlik Komutanlığımız var, üç tarafımız
deniz, üvey evlat.
-Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, bundan 150 yıl önce, 1848'de Nafia Nezareti
olarak kurulmuş ve kuruluşundan bu yana da büyük hizmetler vermiş.
-Ülkemizde, insan taşımacılığının yüzde 95'i, yük taşımacılığının da yüzde
85'i karayoluyla yapılmakta.
-Mevcut karayolları, devlet ve il karayolu olarak, 60 bin km. ama, ülkemiz
777 bin kilometrekare.
-Demiryolu komünist işi demişti ya rahmetli. Hani dünyayı da gezip görmüşken
yani.
-Demişti işte.
-Kuzeyi Güneye bağlayan; örneğin Rize'yi GAP'a bağlayan bir yol henüz yok.
-Her işin olduğu gibi, hak aramanın da bir yolu yordamı vardır. (Davacı
Saliha; davalı Asım... eee, gerisi?) Sabahleyin de böle deyip kalmıştın
kızım. Ve hukuk davalarında yargılama yordamı... kaç tarihliydi ya... Hukuk
usulü bişisi kanunu ile belirlenmiş.
-Asım...
-Görev konusu kamu düzenine ilişkinmiş, mahkemece kendiliğinden gözetilmesi
gerekirmiş.
-Görevsizlik Kararı; olumlusu, olumsuzu ... Görev Uyuşmazlığı; Mahkemelerin
Yetkilisi, Yetkisizi ne oluyor? Evet böle sormuştu Tv.de sunucu.
-Uyuşturucu ve terörle ilgili konular hakkında...
-A harfiyle başlayan her şey... Asım’la... Asım’ı... Asım’da... Asım’dan.
-Terör, biçimi ve teröre sağlanan destek ne olursa olsun, sonuçta, devletin
sarsılmaz gücü karşısında....
-Saliha’nın sarsılmaz aşkı, yerle bir olmuştu.
-Vatanın bölünmez bütünlüğü... demokrasi...
-Saliha’nın bölünmez aşkı... Önce Asım’ın karısıyla, şimdi Asuman’la. Hayır.
Asuman hepsini almıştı. Neydi o, hani alacağın bir kısmı dava edildiğinde...
mahkemenin görevi...
-Dünya Sağlık Örgütü, şu ana kadar, bağımlılık yapma özelliğine sahip on
madde belirlemiştir.
-Evet, Asım Saliha için sadece bir bağımlılık olmalıydı. Ama asla bırakamayacağı.
-Altın hilal bölgesinden -yani, Pakistan ve Afganistan'dan- Avrupa'ya,
Türkiye, İran ve Bağımsız Devletler Topluluğu üzerinden taşınan uyuşturucunun,
ancak çok küçük bir kısmı yakalanabilmektedir.
-Yaşamdan çalınmış, sonra Asuman tarafından yakalanılmış bir, bir... neydi
ki Asım’la Saliha’nın...
-Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde, yüksekokul ve üniversitelerde,
gençliğimizin yüzde 4'ü uyuşturucu kullanmaktadır.
-Aşk; ölümüne bir uyuşturucu bağımlılığı mı?
-Ülkemizde, uyuşturucu trafiğini tahrik eden faktörlerden biri de terördür.
Yıkıcı terör odakları, silah için parasal kaynak temini amacıyla narkotik
ticaretine girmekte, yeraltı teşkilatlarıyla yakın işbirliği yapmaktadır.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Programı tarafından
yayımlanan rapora göre, uyuşturucu ticaretinde dönen 400 milyar dolar,
dünya toplam ticaretinin yüzde 8'ini oluşturmaktadır.
-Aşka da bir ticaret mi yalnızca?
-Anayasamızda, yerel yönetimler, il, belediye ve köy halkının yerel hizmetlerini
gören kamu tüzelkişileri olarak tanımlanmıştır (m.127). Bununla birlikte,
yerel hizmetler, ağırlıklı olarak merkezî yönetim tarafından yürütülmektedir.
-Merkezi bir yönetim var mı acaba? İnsanları, ilişkileri, aşkları yöneten,
hükmeden...
-Mahallî idarelerde, daha şeffaf ve katılımcı bir yönetim oluşturmak...
-Şeffaf siyah geceliğini giyerdi de, Asım nasıl da ...
-Emniyet teşkilatı, halen bu görevine -diğer hizmetler de dahil olmak kaydıyla-
toplam 170 bin personeliyle, ülkemizde, yerleşik nüfusun yüzde 67'sine
hizmet vererek devam etmektedir.
-Emniyet... Güven duygusu muydu Asım’la yaşamak? Varlığını, varlığında
duyumsamak?
-2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda belirtilen, devletin varlığını,
ülkenin tümlüğünü ve ulusun birliğini sağlamak, kamu huzur ve esenliğini
temin etmek, vatandaşın can ve mal güvenliğini korumak gibi ulvî görevleri
üstlenmiş bulunan emniyet teşkilatımız....
-Aşkın varlığını, yaşamın tümlüğünü, o tümlük içinde Saliha’nın yerini...
Mahkemelerin görevi yasayla belirlenirmiş. Asım davası nerede görülür ki?
-Ülkemizin iç ve ulusal güvenliğine ilişkin görevler, devletin kolluk güçlerinin
temel görevidir. Bu görevin bir kısmının, devletin kolluk güçleri ve haber
alma örgütünün dışında kişi veya kuruluşlara yaptırıldığı... kuşkusu, kanısı,
savı...
-Birlikteliğini kemiren kurtlar; kuşku, ya gider de dönmezse... hepsi bitti.
İşte Asuman.
-Susurluk kazasının ardından ortaya çıkan bilgiler, bu alanda, bağışlanamayacak,
hiçbir biçimde hoş görülemeyecek vahim hatalar işlendiğini göstermektedir;
bu hataları yapanlar ve yaptıranlar, demokratik rejime...
-Başından mı hataydı Asım’la olmak? Bile bile evli olduğunu... Boşanacaktı
ama.
-Susurluk kazasıyla meydana çıkan, polis, siyaset ve mafya ilişkileri hepimizi
üzmektedir; ancak, tüm emniyet görevlilerini zan altında bırakmamak için...
kirli ve karanlık ilişkileri...
-Yasa dışı, tamam. Ahlak dışı, peki ona da tamam. Ya aşk?
-Sahil Güvenlik Komutanlığı, sahillerin güvenliği, kaçakçılığın önlenmesi
ve takibi çerçevesinde, 1956 yılında çıkarılan yasayla Jandarma Genel Komutanlığının
sorumluluğuna verilmiş ve bilahare, 09.07.1982 tarihinde kabul edilen ...sayılı
Yasayla Sahil Güvenlik Komutanlığı kurularak, 01.09.1982 tarihinden itibaren
fiilen göreve başlamıştır. Bu Komutanlık, Karadeniz'de Sarp'tan İğneada'ya,
Ege'de Enez'den Fethiye'ye, Akdeniz’de Fethiye'den Çevlik'e kadar, 8272
kilometrelik sahil şeridi boyunca, toplam 377. Bin bilmem kaç kilometre
karelik Anadolu topraklarımızın yarısına eşit olan karasularımızı...
-Ya neydi o Asım’ın dedikleri; toprağım, akarsuyum... Sana açım. Sevdalım.
-Kentleşme olgusunun ortaya çıkardığı yasadışı yapılaşmalar, çevre kirliliği,
kaynak israfı, doğal ve kültürel değerlerin tahrip edilmesi, toplumsal
çöküntüler, psikososyal rahatsızlıklar gibi pek çok olumsuz sonuçlar...
-Rahatsız. Evet, psiko bilmem nenin her türüyle Saliha rahatsız. Yıkılmış.
-Son nüfus tespitinde de ortaya çıktığı gibi, nüfusumuzun yüzde 65'inin
kentlerde yaşadığı, gelecek yıllarda da bu yüzdenin artacağı anlaşılmaktadır.
-Nüfus tespitinde çok üzülmüştü Saliha: Hane reisi sorulduğunda, diyememişti,
”Ben”.
-Öncelikle, çevre değerlerini ve doğal kaynakları koruyarak kullanır, gelecek
kuşaklara sağlıklı bir şekilde devreder; dinamik toplum için yeni yönetim
modelleri benimser; sivil toplum örgütlerinin etkin olarak yönetime katılımını
sağlar; kentlilere, imar rantları peşinde koşan değil, kentlere ve içinde
bulundukları topluma yararlı olabilecek bir yaşam tarzını benimsetebilirsek;
kaçak inşaat yapma alışkanlıklarını önler; değişik kamu kuruluşlarını,
imarla ilgili konularda, yetki kargaşası yaratan tutumlarından caydırır
ve bir bütünlük içerisinde, aynı kentsel politikaları benimseyerek, koordinasyon
içerisinde hareket etmelerini sağlarsak, sağlıklı kentleşme politikalarını
üretebiliriz.
-Aşk, bir politika mı? Koşulları olduğu gibi kabul etmek! Etmişti zaten.
Ama işte ...
-Güneydoğu meselesi... yanlış yaklaşımlar, Türkiye'yi hem içeride, hem
dışarıda sıkıntıya sokmaktadır.
-Yüzyıl sonra Güneydoğu sorunu... Asuman, Asım, Saliha...
-Kısa vadeli anlaşmalar... Irak Devleti gelsin, Kuzey Irak'a, kendi toprağına
sahip olsun. Kuzey Irak'taki boşluk, Türkiye'yi ileride sıkıntıya sokabilir.
-İlişkilerini bozan, Saliha’yı işte böyle sıkıntılara sokan Asuman. Hayır,
Asım.
-Terörle mücadelede önemli bir nokta da sınırlarımızda alınacak güvenlik
önlemleridir. Sınırlarımız, modern teknolojiden yararlanılarak çok sıkı
denetim altına alınabilir ve kuş uçurtmayacak duruma getirilebilir; ama,
bizim sınırlarımız, yani kevgir...
-Evlilik dışı bir ilişkinin sınırları ... Denetimsiz ... İstenildiği için
...
-Haber alma örgütleri arasındaki görev bölüşümü gayet açıktır. Ancak bu
birimlerin çok verimli çalıştığı ve İçişleri Bakanlığına yeterince bilgi
sunduğu söylenebilir mi...
-Sevmek ... Kendini ... kendin için sevmek ... Erimek. “Ben” merkezli bir
ilişki.
-54 üncü Hükümet döneminde n’olmuştu... Emniyetin istihbarat elemanları,
Millî Savunmanın; Genelkurmayın istihbarat elemanlarını darbecilikle; onlar
da, emniyetin istihbarat elemanlarını casuslukla suçlamıştı.
-Suçlamak! Asım’ı Asuman’a kapıldığı için suçlamak ... Sonra Asım’ı ...
Saliha’yı ...
-Trafik kazaları. Her gün 650 vasıta giriyor trafiğe; ya yollarımız...
Denetim... eğitim...
-Nasıl girmişti yaşamına Asım? Anımsamıyordu bile. Sanki hani Asım’la ...
Yaratılış.
-F-16'ları aldık, Scorsky helikopterleri aldık, Cobra helikopterleri aldık...
-Kekik toplamak, pırnal meşeleri, uzun yürüyüşler. Orkide, eliyle koparmışçasına
...
-Susurluk'la ilgili sorular var, bunların yanıtını, ilgili herkes, çıkıp
verecek; vermeli.
-Asım da... O da hesap verecek elbet. Neyin hesabını? Yani, işte ...
-Emniyet genel müdürlerinin geceyarısı değiştirildiği, emniyet genel müdürlerinin
Millî Güvenlik Kurulu toplantılarına alınmadığı dönemler...
-Otele gitmişlerdi de, evlilik cüzdanları yok diye almamıştı otelci.
-Avrupa Birliğine öyle nutuklar atarak, efelenmeyle ve zorla girilemez.
-Asuman Asım’ın kalbine nasıl girdi ki ...
-İçişleri Bakanlığı, 170 binden fazla polis memuru ve 100 bini aşkın jandarma
kuvvetleri, sahil güvenlik kuvvetleri, 65 bini aşan köy korucuları...
-Aşkın, evliliğin, ilişkilerin ...
-Yasalarımız "kanunsuz vergi olmaz" diyor. Ancak, son yıllarda kurulan
fonlarla, vatandaşlarımızdan, kanun dışı zorunlu vergiler tahsil edilmektedir.
-Sevdanın yasası yok. Hak aramanın yolu, yordamı. Kaç çeşit kanun, mahkeme
...
-Türkiye'nin üç yanı denizlerle çevrili olmasına karşın, kıyılarımızın
yalnızca yüzde 2-3'ü denetlenebilmektedir.
-Bu tutku, bu özlem, bu terkedilmişlik. Hayır, hayır, duygular denetlenemez.
-Polisin tarafsızlığını yitirdiği açıkça görülüyor. Polis örgütünün yeniden
yapılandırılması, yeni bir polis yetiştirme anlayışına geçilmesi...
-Saliha yansızlığını yitirmiştir. Ya da, sevdasından yanadır. Başka türlü
nasıl olur ki?
-Hukuk devletinin yansız polisi...
-Saliha bir dünya kurmuştu. Hayır, birlikte kurmuşlardı.
-Polis, bir siyasî ideolojinin, bir siyasî partinin değil, Türkiye'nin,
Türkiye'deki her yurttaşın polisi olmak ...
-Polis herkesin polisi; Asım yalnızca Saliha’nın olmalıydı. Yani, artık
...
-Polisimiz niçin aynaya bakmaz... Ya da niçin gördüğüne değil de, aynaya
kızar...
-Ayna ... Nasıl da sevişirlerdi ... Aynalarda dörtnala ...
-Türkiye'nin bin yıllık devlet geleneği ve terörle savaşımı hukuk sınırları
içinde kalarak, yürütüp, başarabilecek dirayetli görevlileri vardır. Bunun
inancındayız, bilincindeyiz. Bu nedenle, kimse, devleti sahiplenmeye, kaynağını
yasalardan almayan yetkiler edinmeye kalkışmasın. Kimse...
-Ne vardı sanki ... Kabullenmişti Asım’ın evli olduğunu, yaşamışlardı bunca
yıl, ta ki Asuman ... El Nino mu ne, Asım’ı da etkilemişti anlaşılan.
-Polis, objektif olmalıdır, yansız olmalıdır. Demokratik hukuk devletini
sağlayabilmenin yolu ancak ve ancak ...
-Saliha nasıl objektif olsun ki ... aşkının objesi, objektifi... her şeyi...
-İnsan hakları bilinci yükseltilmeli.
-Birlikteliğin kimyası . Bir anlık öfkeye ... Aşkın bilinci!
-Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, hukuk devleti niteliği üzerindeki gölgeleri
...
-21 Aralık ; evet, en kısa gün bugün. Saliha’nın üzerindeki gölgeler, acılar
ve ıstıraplar da bu en kısa gün gibi silinir, ve uzun gündüzler ve aydınlıklar
... Ve Asım... döner gelir. Mi?
**
CIZ
- GÜNAH - YASAK - YASA ...
Bir akşam, büyük mağazalardan birinin çıkışında, otomatik
cam kapıyla duvarın köşesinde, bir kadını ağlarken görmüştü. Yağmurlu bir
akşamdı. Asım’lı akşamlardan... Nereden nereye... O zaman gördüğü, yalnızca,
ağlayan bir kadındı, ve geçip gitmişlerdi öylece önünden.
Sabah Tv. de izledikleri neydi ya... Ne demişti sunucu? Davanın konusu
ya paradır, ya da başka bir şey. O kadını ağlatan neydi? Parasızlık mı,
başka bir şey mi?
-Ne diyosun kız? Nerden çıktı şimdi tapu, nüfus...
-E aşk olsun valla, deminden beri anlatıyorum ya...
-Anacım elimde diil işte; demek dalmışım yine. Asım’la konuşuyodum da kafamdan.
Eee sen ne diyodun?
Eee, sonra... Sonra ne demişti Hanife. Yürüyorlardı. Sorulur muydu şimdi,
-Kız Hanife sen ne diyodun bi dakka önce? Sorulmazdı. Ayıp olurdu. Yok,
sorsa daha bi tuhaf bakardı Saliha’nın yüzüne. O ağlayan kadın ner’den
geldi ki aklıma... Neden şimdi? Niye ağlıyordu ki? Davacı ya da davalı
olmak ... Hak deyip, hakkını istemek. Hakkını alamamak, haksızlığa uğramak.
Orman Kanunu ... Güçlü olan kazanır. Kazanan haklıdır. Cıız’dan Yasak ve
Günah’a, oradan da Yasalara... O kadın niye...
“Cız kızım, cıız, bak dokunma sakın, uf olur sona elin”. Cız, Saliha büyüdükçe,
“yasak” olmuştu. “Terlemen yasak, pencereden aşağıya sarkman yasak, geceleri
sokağa çıkman yasak... yasak!”. O ağlayan kadını neden şimdi... Cız, “günah”
olmuştu; “öyle yapma kızım günah; bak günaha girersin sona; günah!”. Cız,
yasak, günah; evde, okulda, sokakta... Kurallar; Cız’dan Yasak’a; Cız’dan
“Günah’a” dönüşmüştü. Hiç birine de karşı çıkamamıştı Saliha.
Cız, Yasak, Günah üçgeninde geçmişti yıllar... Anayasa oylamasına katıldığında,
Yurttaşlık Dersleri’ni, okul yıllarını anımsamıştı. Haklar ve ödevler.
“Yaşam bir oyundur”, derdi babası. “Oyun alanı üçgen değil, dörtgenmiş”,
demişti Saliha da, oylamadan sonra. Şimdi yaşam alanının dört köşesinde
de Asım vardı. Doğrusu altı ay öncesine dek... Şimdi, burçları yıkılmış
bir kale gibiydi. Asım’sız.
“Mahkemelerin görevi yasayla belirlenir. -Anneee, babam ne zaman gelecek?”
-Hanife, söyle kız, söyle, bırakır mı Asuman’ı? Asım döner gelir mi?
-E pes valla, deminden beri konuşmadan yürüyoruz, konuşunca da Asım’la
açıyosun ağzını. Bıraksa n’olcak, dönse n’olcak. Adam evli. Sonu yok bu
işin. Unut kızım, unut gitsin ya.
-Unutmak mı? Öl de, öldür de, ama unut deme. Unutamam. Unutamıyorum işte.
**
DEDE
– TORUN – ANNE – GÖREVLİSİ HANGİ MAHKEME..
Oğullarının ölümüyle yaşadıkları tarifsiz tanımsız
acıyı, torun sevgisiyle dindirmeye çalışmaktalardı. Gelinleri de, kızları
gibiydi Allah için.
“Gelinimiz” derlerken, tanıyanların bakışlarından rahatsız olur, biraz
burkulurdu içleri; resmen evlenmemişti çocuklar. Birlikte olmayı, bir arada
yaşamayı yeğlemişlerdi. “Anacım, babacım, biz böyle de mutluyuz”, demişti
oğlu.
“Gayrı resmi ilişki”, lafı da hiç hoşuna gitmezdi dede Muammer’in . “Ne
demek, gayrı resmi? Adem’le Havva resmen nikahlı mıydı ki sanki?” diye
savunurdu oğlunu ve gelinini konu komşuya karşı.
Ve oğulları ölmüştü işte, bir trafik kazasında pat diye, kırkına yakın.
İki çocuk, bir nikahsız eş ve Muammer dedeyle babaanne, kalakalmışlardı;
babasız, erkeksiz, oğulsuz.
*
Dede Muammer, “Dünya’da önce Dünya işi” deyip, resmî evlilik dışı torunlarını,
noter belgesi ile resmen tanımıştı. “Ah, oğlum” inlemesi dışında, her şey
yolunda gibiydi ilk zamanlar.
“Her şey yolunda” diye düşünmekte acele ettiklerini, gelinin evden ayrılmak
istemesiyle anlamışlardı. Ayrılmak istiyordu gelin hanım. Sonunda çaresiz,
“madem öyle, git kızım, git ama, torunlarımızı alma, bizde kalsınlar, biz
bakarız” demişlerdi.
Gelin Ayşe, önce “he, olur” demiş, sonra “yok, olmaz” demiş, derken Muammer
dedenin köy ihtiyar heyetine başvurup, büyük torununun bakım ve gözetimini
üstlenmesi üzerine de, durumu kabullenip, küçük oğluyla evden ayrılmıştı.
“Her şey yolunda” diye düşünmekten bile korkuyordu dede Muammer.
Ve korkmakta haklıydı.
*
Zamanı kim bölmüş; dün, bugün, yarın diye... Ne saçma! İşte şu Muammer
dedenin başından geçenler ... Bir duvara dayanmış yağmurda ağlayan o kadın...
Cız’lı günahlı çocukluğu... Hepsi hepsi, dünü, bugünüyle bir “şimdi”nin
içinde, yeniden - ya da şu an ilk kez- yaşanmaktaydı Saliha’nın kafasında.
Bir, “yarın” yoktu. Asım yoktu, gelecek yoktu.
Düşünmeye hız sınırı mı var ? Zamanda yolculuk olanaksız mı yani ... Yoldan
geçen birisine sorulsa, mutlak der ki, “-Aha işte iki kadın yolda yürümekteler.
Gün şu gün, saat bu saat, yer bilmem neresi. İki kadın yürümekteler. Birisi
Hanife öteki Saliha”. Ve buna “gerçek” der. Yüz metre yüksekten baksa ne
der? Ya bulutların arasından... Dünyanın dışından baktığında... Zamandışılık!
“Evvel, zaman içinde”. Ya zaman... Evet bir zaman yolcusuydu Saliha.
İşte, anımsanan Muammer dede...; yolda Hanife’yle yürümekte oldukları “şu
an” içinde değil miydi...
“Küçük çocuğu alıkoymaktan suçlusun” demişlerdi Muammer dedeye. Duymuşlardı
ki sonradan; gelin Ayşe, evden ayrıldıktan nice sonra, varmış gitmiş bir
savcıya, demiş; “dedesi oğlumu zorla alıkoymakta, bırakmamakta!”
“Küçük çocuğu alıkoymaktan yargılanmalı” demiş, açmış davayı savcı da.
Asliye Ceza mahkemesinde yargılanmıştı hayli bir zaman Muammer dede. Suçludur,
değildir, tartışılmıştı uzun uzun. Sonunda yargıç vermişti hükmünü : “Evet,
küçük çocuğu alıkoymaktan suçlusun dede. Temyiz yolu açık; varsa bir diyeceğin
git Yargıtay’a”.
Gitmişti Muammer dede Ankara’ya.
Neydi bu davalar, mahkemeler, yasa, hukuk mukuk? Mahkemelerin Görevi! Evet
ya, öyle, “işte mahkeme, işte yargıç, git görsün davanı”, olmuyordu. Görev
konusu da yasayla belirleniyordu. Neydi o sabahki Tv. programı... Ne demişti
sunucu: Görevsizlik Kararı; olumlusu, olumsuzu ... Görev Uyuşmazlığı; Mahkemelerin
Yetkilisi, Yetkisizi... Ne demekti bütün bunlar?
Ne demişti Yargıtay, Muammer dede mahkûmiyet kararını temyiz edince?: “Dede,
bir kere senin bu davana bakmak görevi, Asliye Ceza’nın değil; Sulh Ceza
Mahkemesi’nin”, demişti. Ondan sonra, “torununu alıkoymak kastını ner’den
çıkardınız, tartışıldı mı ki bu konu”, demişti. Muammer dedenin anlattıklarını
can kulağıyla dinlemişti Saliha. Dede, yakın arkadaşıydı babasının. “Hadi
hepsini geçelim” demişti Yargıtay, “madem ki bu dedenin bir tek para cezası
var geçmişinde, yalnızca bunu gerekçe göstererek, varsa kişisel ve sosyal
durumundaki olumsuzluklar açıklanmadan, niye şu hapis cezası para cezasına
çevrilmemiş ki?” demiş ve bozmuştu, Muammer dedeyi mahkûm eden yargıcın
kararını.
Burnundan gelmişti ya dedenin; bir yandan oğul acısı, bir yandan sanık
olup, mahkemelerde sürünmek, bezdirmişti adamı. Sonra n’olmuştu... Sonra
Saliha Asım’a kapılmış, her şeyi unutmuştu. Bilmiyordu gerisini. Hem, ne
önemi vardı ki ne olduğunun; dede sanık, torun konu, anne şikâyetçi olup
mahkemelerde per perişan olmuşlardı ya. Adaleti nasıl tanımlardı ki Muammer
dede? İyi ki Yargıtay diye bir mahkeme vardı da, yani yanlış hesap misali
hani, bozuldu da mahkûmiyet kararı Ankara’da... İyi de, bir mahkeme daha
olsa, bu ilk mahkemeyle Yargıtay arasında, daha iyi olmaz mı? Ya da ne
bileyim “Aile Hukuk Mahkemesi, Aile Ceza Mahkemesi” gibi ... Hani Sulh
mü, Asliye mi deyinceye kadar...
... Sonra Saliha Asım’a kapılmış, her şeyi unutmuştu.
**
BİR
CİNAYET HABERİ...
“ ... evine çağırdığı adamın ellerini ve ayaklarını bağlayarak boğup
öldürdükten sonra, kaynar zeytinyağını da başından aşağı döken sanığın
...”
***
|