SALİHA,
KEKİK OTU, PIRNAL MEŞELERİ, KAŞAR PEYNİRİ...
Öldürmeye kararlıydı. Kesin mi kesin. Yazılmışlığına
inandığı kaderlerine son noktayı, elleriyle koyacaktı. Öldürmek... Tabancayla,
tüfekle, bıçakla mı... Hayır; bu çok kolay, çok basit, çok sıradan olurdu.
Gücü yetse de boğsa mıydı... Çocukluğunda, anasının leğenden çarşafı sıkarak
çıkarması gibi... canını çıkarsa mıydı boğum boğum... Boğmak... Boğsa mıydı?
Eve çağırmalı, eski defterleri açmalı; denilmemiş, söylenmemiş ne varsa
demeli, kusmalıydı önce yüzüne. Ölüm sonra gelmeliydi. Ölmek, son arzusu
olmalıydı Asım’ın... Ama nasıl, ne zaman?
Sevişmelerini düşlerken olduğu gibi, öldürmek düşüncesiyle de, apış arasının
ıslandığını, zevkin doruklarına yakın olduğunu ayrımsadı. Ürpermekle utanmak
arasında kalktı yataktan. -Kız, öldürmekten korkmuyor, utanmıyorsun da,
bi başına şu odada zevklendiğine mi utanıyosun, dedi, aynanın karşısında
göğüslerini okşarken.
-Tamam, demişti Asım, -Ant olsun ki boşanacam, seninle evlenecem, demişti.
-On yıl geçmiş, diye iç geçirdi saçlarını tararken. –On kocca yıl, diye
yineledi. –Ha bugün, ha seneye...
Ve şimdi, yani şu son altı aydan beri Asuman denilen kadına kapılmıştı
Asım. Gözüyle de görmese tövbe inanmazdı ya, görmüştü işte. –Hata ettim,
affet, demişti.
-Kuran musaf çarpsın, bi defalık bi şeydi işte, demişti. Yalan söylemişti.
Televizyon reklamlarından fırlamış kılıklı karıya ev de tutmuştu üstelik.
Kuaför Mualla’da çalışan Fikriye kulaklarıyla duymuştu. Hem de doğrudan
Asuman’ın ağzından. –Sana nasıl yapar bunu be ablacım, demişti Fikriye.
–Söylemek zorundaydım be anacım, diye de eklemişti. –Aferin kız, elbet
sölicektin, demişti Saliha da. Ve de işte o an, o dakka vermişti kararını:
Asım ölmeliydi.
Hangi alev, hangi ateş terkedilmişlik duygusundan daha yakıcıydı ki, Asım
o ateşte yansın, kavrulsun da, Saliha da elini kana bulamasındı...
Kansız ve uzun bir ölüm olmalı, Asım ölümünü yaşamalıydı.
Ya Necmiye... ya o ne menem bir kadındı ki... Şu adamın ettiklerinden,
işte Saliha ile olan birlikteliğinden, şimdilerde Asuman’dan hiç mi haberi
olmamıştı?
–Kocam, dediği adamdan hiç mi kuşkulanmamıştı? Ya da nasıl bir bağlılıktı
bu, kadınlık gururu yok muydu bunun? Neden bırakmamıştı Asım’ı? Asım niye
boşanmamıştı. Ya kendisi... neden Asım’a kapılmış, inanmış, bağlanmıştı
bunca yıl? Ya bu Asuman şıllığı ne bulmuştu Asım’da? Ya Asım...
Bir kitapta okumuştu, “Kadınlar, kar tanesi gibidir; hiç biri ötekine benzemez”
dermiş şu erkekler. Kar tanelerini canlandırmaya çalıştı gözünde. -Kar
altında kalaydı da, gebereydi, diye düşündü. Karda kan izleri gördü, gözlerini
yumduğunda. -Ah Asım, diye inledi. –Yaktın beni.
Geçen yıllar, içindeki aylar, içindeki günler, o bekleyiş dolu saatler...
Saliha’nın yüreğini mangal bilmişler de, birer ateş parçası olmuşlardı.
Ölmeliydi Asım. Ama nasıl?..
Ormandan kekik otu toplayıp, kamyonetle taşıdıkları günü anımsadı. Sonra
orman memurlarının arabayı durduruşlarını... Jandarma, tutanak, mahkemeye
sevk... Ceza davası aylarca sürmüş, her duruşmada zehir olmuştu kekikler.
Sonunda, -Görevsizlik kararı verildi, demişti avukat, aylar sonra.
Ve eklemişti ardından, –Görevli mahkemede dava açılırsa, idari para cezasını
öder, kurtulursunuz. O sevinçle, bir kilo kekik almıştı da Saliha, baharatçı
da şaşırmıştı.
Ya o pırnal meşelerini kestikleri gün... Hem de sahipli araziden. –Suç
oluşmaz, demişti mahkeme. Kısa sürmüştü davaları. Ne günlerdi... Hangi
yıldaydı o kekik davası. O meşe davası... zaman yoktu Asım’la. Oysa şimdi
Asım yoktu, zaman vardı. Geriye sayım vardı. Saliha, öldürmek ve Asım vardı.
Mırıltılı sesini kulakları da yadırgamıştı, –Kar tanesiymiş.
Gıda Maddeleri Tüzüğünde kaşar peynirinin rutubet oranını düzenleyen özel
bir hüküm olmadığı gibi, uygulanması zorunlu kılınmış bir standart da yoktur.
Bu durumda, yapımı esas itibariyle Tüzüğün... maddesi kapsamına dahil olması
gereken kaşar peynirinin... –Ne kaşarı, ne rutubeti yahu!
Televizyonu açmış, kanalları dolaşıp, rasgele birinde karar kılmıştı. Hiç
sevmezdi tek başına kahvaltı etmeyi. Tek başına olmayı hiç... Sabah kuşağı
programlarından biriydi izlemekte olduğu. -Tüzüğün... maddesinde açıklanan
krema peyniri ve benzerleri kapsamında sayılıp sayılmayacağı hususunda
Adli Tıp Kurumu ilgili uzmanlık dairesinden görüş alınmalı, sonucuna göre
sanığın...
Sanık... kilit sözcük... Evet, sanığın, sanık Saliha’nın...
Olmuş, bitmiş, bir yolunu bulup Asımı öldürmüştü de, işte sabah haberlerine
konu olmuştu... kaynar sular döküldü başından. Çaydanlık elini yakmasa
gerçeğe dönemeyecek, gecenin uzunluğu kadar uzun, uzun ve karanlık düşüncelerini
henüz uygulamamış olduğunu... henüz... Uygulayacaktı ama. Kararını vermişti.
Nasıl ve ne zaman soruları yanıtsızdı yalnızca. -... sonucuna göre sanığın
hukuksal durumu tayin edilmelidir. Peynire uzandı; –Kaşar deyip geçeriz
ya, baksana tüzüğü rutubeti, bi sürü şeyi varmış. Hani Asım’la, hani geçmişin
güzel günlerinden birindeler de, sabaha birlikte başlamışlar da, sohbet
etmekteler.
**
AKARSU
KIYISINDAN KUM ALMAK DİRİ ÖRTÜ ALTINDAKİ FİDANLARA BASIP KIRMAK
Akarsu kıyısından kum almak
eylemi, Kıyı Kanununun ilgili maddesine uyduğundan ve idari para cezası
verilmesini gerektirdiğinden...
Saliha düşüncelere dalmışken, kaşarlı program bitmiş, çevreyle ilgili bir
başkası başlamıştı. Sunucunun sözlerini yineledi bilinçsizce,
-... mahkemece görevsizlik kararı verilmelidir.
Verirler miydi ki Saliha’ya da görevsizlik kararı. Der miydi ki yargıçlar,
-Yok, biz bu Saliha kadını yargılayamayız. Bunun bu Asım davası bi başka,
bi tuhaf dava. İyisi mi görevsizlik kararı verelim, derler miydi... derler
de Saliha da kurtulur muydu ki?
Masayı toplarken, -yok canım, adamı öldür de, bi de görevsizlik filan desinler
de kurtul, he mi... De ki, hani dediler de kurtuldun hapislerden. Yaşar
mısın ki Asım’sız?. Yaşasan hayatın, hayat mı olur. Sarar mısın ki bi başka
adamı... Kadınlarmış kar tanesi gibi olan. Ya erkekler...
-İzinsiz olarak girdikleri ormanda, dikkatsizlikle bastıkları diri örtü
altındaki fidanların yaşamlarının...
Fidanların yaşamı... Nicelerinin. Uzak Eylülün düşen yaprakları. Eylül
fidanları...
-... fidanların yaşamlarının sona ermesine neden olan sanıkların...
Hangi sanıkların... suçlu kim, sanık kim. Kim, neden suçlu ya da değil?
Saliha suçlu mu olacaktı Asım’ı...
Kaşar peyniri, akarsuyun kumu... neler ele alınıyor, neler, nasıl da inceleniyordu
şu programlarda... -sanıkların eylemi, Orman kanununun... maddesi yollamasıyla
filan maddedeki suçu oluşturup, idari para cezası gerektirdiğinden, ...sayılı
yasanın değişik ...maddesi gereğince, görevsizlik kararı verilmemesi bozma
nedenidir.
-Yani mahkeme üstüne vazife değilken yargılamış da fidanları şey edenleri,
Yargıtay mı ne, o da demiş ki yargıca, -Ey yargıç niye yargıladın ki, görevsizlik
kararı verip bırakacaktın. Bulan bulsun görevli mahkemeyi. Der miydi ki
o Yargıtay Saliha için de;
-bırakın şu kadını, o zaten çekmiş çekeceğini, üstelik yüreğinde doğurduğu
Asım’ı, gömmüş elleriyle yüreğine. Verin görevsizlik kararını. Verin de
gitsin. Der miydi ki...
-Kızım sen öldürmekten değil, hapislerde çürümekten korkuyosun besbelli,
diye tersledi kendini Saliha. -Doğru ya, diye de doğruladı ardından.
**
DİPTEN
KESİLEN AĞAÇ – SALAMIN ETİKETİ SUCUĞUN İÇİNDEKİ SODYUM NİTRİT
Gazetede gözüne çarpan haberi bir kez daha okudu:
...Yargıtay’a göre, dipten kesildiği için yaşamını yitirdiği kabul edilmesi
gereken ağacın, (dipten... ağaç - Asım... kesmek...) sonradan kökünden
sürgünler vermiş olduğu gerekçesiyle, oluşmuş bulunan suça ait cezanın
uygulanmaması bozma nedenidir. –Ne demekse, diye düşündü.
-Şeyini mi dipten kesmeli ki... Kız baksana, bi de sürgün mürgün verir
de Asım’lar üç olur... Kıkırdaması kahkahaya dönüşmüştü Saliha’nın. Soğuk
bir kahkahaya...
-Ölümüne Asımım, demekteydi, kupon kesmek için yeni aldığı kağıt makasının
bir ağzını ojeli tırnaklarına sürterken.
Gıda Maddeleri Tüzüğünde salamların...
Bir kulağı televizyonda, öteki Asım’ın ayak seslerinde; hani olur da...
Bir gözü gazetede, diğeri pencereye kaymakta ara sıra; hani belki Asım...
Son tümceyi bir kez daha okudu: Gıda Maddeleri Tüzüğünde, salamların etiketlerinde
üretim ve son kullanma tarihlerinin yazılacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Oysa hep bakardı Saliha, her ne alacak olsa; taze mi, raf ömrü ne kadar...
bilmek isterdi. Okumayı sürdürdü; -Bu nedenle Ceza Yasasının ... maddesinin
uygulama yeri yoktur. Uygulamada dikkate alınması gerekli 979 sayılı salam
standardının da zorunlu uygulamada... -Öf be Asım. Niye be Asım. Ancak;
salam süreli (miadlı) mallardan olup, bu tür ürünlerde üretim ve son kullanma
tarihlerinin gösterilmesi... –Miadın doldu sevgilim Asım. Okumayı bırakıp
gözlerini yumdu.
–Senin miadın doldu. Neydi ki yazının gerisi... 4331 sayılı Ambalajlama
ile ilgili zorunlu standartta öngörüldüğü cihetle, eylemin bu standarda
aykırılık teşkil ettiği ve Ceza Yasasının ...maddesi, ...fıkrası uyarınca
hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, aynı Yasanın ...maddesi ile hüküm
kurulması, bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları...
-Tamam. Öldürürüm, gider teslim olur, yargılanırım. Sonra da temyiz mi
ne işte onu ederim. Bir an rahatladığını duyumsadı Saliha.
-...temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan...
-Bak işte, sanıklara hak vermişler.
-... hükmün, bu sebeplerden dolayı, istem gibi bozulmasına, oybirliği ile
karar verildi.
-Gördün mü kız, salamcıları mahkûm etmiş bir mahkeme, öteki de, yani bu
Yargıtay dedikleri de bozmuş kararı. Hem de oybirliğiyle. Eee, n’olcak
şimdi? Yeniden yargılanacaklar, yeniden duruşma, yeniden karar. Salam da
olsa, efendim kekik otu, kum da olsa adalet adaletti. Ve gerçekleşmeliydi.
Ve Yasa da yasaydı, uygulanmalıydı. Hani Adalet savaşçısı diye bi film
izlemişlerdi Asımla. Evet ya, Saliha da bir savaşçı sayılmaz mıydı? Adalet
istiyordu Asım’dan. Bir avukata danışmıştı bir zaman; -İlişkiniz yasal
değil, mahkemeye gitsen hiç bişi alamazsın, demişti. –Sevdanın yasası yok.
Olmaz mıydı? sevmişliğin, sevişmişliğin, umudun, terkedilmişliğin bir yasası,
bir yaptırımı yok muydu... Olurdu, olmalıydı elbet. Ve Saliha, savcı olmuş
suçlamış; yargıç olmuş hükmünü vermişti: Asım ölmeli, öldürülmeliydi. O
kadar. Ama nasıl... Ah, işte bir bu soruyu yanıtlayabilse, şöyle önce kafasında
tasarlayabilse, gözlerini yumup uygular gibi yapsa, öyle rahatlayacaktı
ki... hele gerçekleştirince...
Mahkeme kapılarında diye bir dizi başlamıştı gazetede, kaçıncı sayfadaydı...
-Hah, buldum işte. Hani bir umut, hani bir ışık...
Et ürünü sucuğa, yönetmeliğe ekli listede öngörülen 150 mg./kg'lık miktardan
daha fazla sodyum nitrik katılması halinde...
-İşe bak anam; salam, kaşar peyniri... yok kum, yok kekik otu, al işte
şimdide sucuk... Nelerle uğraşıyormuş şu mahkemeler de, haberim yokmuş
ha.
-... sodyum nitrik katılması halinde... Adli Tıp Kurumundan, "sağlığa zararlılık
hali olup olmadığı" sorularak...
-Sağlığa zararlı, diye yineledi Saliha. Evet, işte aradığı bir laftı bu:
Sağlığa zararlı. Asım sağlığa zararlı, doğrusu, Saliha’nın sağlığına zararlıydı.
-..."sağlığa zararlılık hali olup olmadığı" sorularak, varsa, Ceza Yasasının
...maddesi, tersi durumda sucukla ilgili yasal özel düzenleme olmadığından,
(Asım’la ilgili bir düzenleme... ) yasanın... maddesinin uygulanması (Asım’ın
ölmesi) gerekir. Kabule göre; hüküm özetinin birden fazla gazetede (eve
polisler, gazeteciler dolmuş gibi irkildi bir an) ilânına karar verilmesi
bozma nedenidir.
Gözlerini gazeteden ayırıp yumdu. Manşetler uçuşuyordu; ... yazıyo... Saliha’nın,
sevgilisi Asım’ı... yazıyo... Her şeyin, tüm ayrıntılarıyla yazılmış olduğunu
görür gibiydi. Görür gibiydi de, bir tek “nasıl?” olduğu yazılmamıştı.
Kendisi de bilmiyordu ki, gazeteciler bilip de yazsınlardı.
-Saat dokuz olmuş, neredeyse gelir, diye mırıldandı. Hanife gelecek, birlikte
tapuya gideceklerdi. –Gel kız, beraber gidelim, işim çabuk biter, sonra
dolaşırız, demişti. Ölen kocasından intikal mi ne, öyle bi işi varmış.
**
MERCİMEĞİN
YAĞLANMASI - SÜT İÇİNE "ERİTROSİN"
Gıda maddeleri Tüzüğünün maddesinde, yemeklik baklagil
kuru tanelerinin yağlanmak suretiyle parlatılması yasaklanmış ise de, ...
sayılı mercimek standardının değişik ...maddesine göre, mercimeklerin parlatılmak
maksadıyla yağlanmasına izin verilmesi karşısında, suçun ne suretle oluştuğu...
-Mercimeğin de davası mı olurmuş, deyip güldü. -Mercimeği fırına... Ah
Asım!
-... incelenip açıklanmadan mahkûmiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır.
-Elbet canım, incelenmeli. Hem de didik edilmeli ki anlaşılsın, bilinsin
neymiş şu Saliha’nın davası. Ne istemişmiş Asım’dan da, niye Asımı...
Şiir köşesindeki dizeler hoşuna gitti, odanın içinde dolaşarak yüksek sesle
okumaya başladı:
-Suçludur şu bulutlara saklanan ay;
ışığında içilen zamansız şaraptan. Bağcı da suçlu.
Ve şu güneş; öldürmüştür damıtılmış geceyi,
terli tenlerde tutku henüz tomurcukken.
Faili meçhul aşklardan yalnızlık suçludur.
O taraktır saçları çıldırtan, ve kışkırtıcısı sevişmelerin.
Suçludur; küpelere yataklık eden... Yalanım varsa iki gözüm ...
İzlemek işim, sorgulamak gözleri...
Ben savcıyım; Şeytan, öz kardeşim benim.
-Saklandığım yalan bulutlara. Seviştiğim doğrudur.
Şarap değil kanımı kaynatan, dokunuştur.
Ay derler; öteki yüzüyüm gerçeğin. Taa kovulduğundan beri,
yeryüzünde Şeytanla sözlüyüm.
-Bağımdan sorumluyum elbet. Ancak sözüm geçmez
alaca düşen tanelere. Şarap, sirke, pekmez...
Ay ışığında içilen... bilen kim?
Şeytan ustamdır benim, hem de ilk müşterim.
Yalanım varsa iki gözüm ... Güneşin gözü aksın.
Güneşin gözü aksın, Asım’ın gözü çıksın. Çıksın da göremesin Asumanı. Yetmez...
Ölsün, yok olsun, silinsin bu dünyadan. Yaşa(n)mışlığını bir Saliha bilsin,
son dakikalarını bir ondan sorsunlar.
–Neden öldü; -Ölmedi, öldürüldü; -Kim, ne zaman, neden, nasıl, nerede,
neyle?..
Ne zaman, nasıl ve neyle... Saliha Asım’ı... Sağlık Bakanlığının genelgesiyle,
aromalı pastörize süt içine "eritrosin" konulması yasaklanmıştır.
-Eritrosin ne ki? sin’le biten... evet ya, gliserin gibi mi? ...Tüzüğün
7. maddesinde izin verilmemesine karşın, gıda maddelerinin içine konulması
halinde “saf sayılamayacaklarını ya da satılamayacaklarını" öngördüğünden,
katılan boyanın... Süte boya mı katılırmış ayol? .. gıda maddesini sağlığa
zararlı hale getirip getirmediği konusunda rapor alınması, sonucuna göre
hüküm kurulması gerekir.
**
YÜZ
KIZARTICI SUÇ
Yüz kızartıcı suç, yasalarda tanımlanmamış olup, uygulamaya
bırakılmıştır. Bu suçlar, ahlak düzeninin şiddetle reddettiği, toplumun,
çok büyük ahlaki tepkiler gösterdiği suçlardır.
-Kızaracak yüz kimde kaldı ki anacım... Hırsızı, arsızı, resmisi, özeli...
kimde yüz kaldı ki, kızarsın... Temiz toplummuş. Laf. Kendilerine baksınlar
önce. Kim ne derse, önce kendine... İstemez miydi Saliha da, hiç böyle
olmasındı da, taa başından Asım’ın olsaydı, Asım’la olsaydı. Asım, tümüyle
kendisinin olsaydı... N’olurdu...
Mahkeme kapılarında... Gazete bu diziye başladığından beri ilgiyle izliyordu
Saliha. Belki televizyona da uyarlanırdı yazılanlar. Ya kendisi... kendisi
de öyküleşir, filmleşir miydi ki... hani Asım’ı... -Kız manyak mısın nesin
be... Asım’ıı öldürdün de, yaşadığını, yaşadıklarınızı da onunla gömdün
de... Gömdün de, ardından da bi ünlü oldun ki, sorma... Hani tüm kanallar
peşinde, -aman bizim televizyona buyrun, demekteler. Ve sen ölüme yargılı,
gün saymaktasın. -Asarlar mı?
Zil sesiyle yüreği yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Koşarcasına gidip
açtı kapıyı. Açarken de, –Kız ödümü kopardın, dedi Hanife’ye, buyur falandan
önce. Hanife de şaşırdı; -Niye ki? diyebildi anca, tıslarcasına.
-Asım’ı şey etmeyi... Kız dalmışım da gazeteye, televizyona işte... neyse,
gel gel, gir hadi içeri. Sen bi soluklan ben de kahveleri yapayım. Kız
çıkıyo senin fallar. Bugün daha bi özel bak bakiim ...
-Olur olur, bakarım, dedi Hanife de, mantosunu ayakkabısını çıkarmış, terlik
aranırken –Kız bi tuhaf mısın bugün, yoksa bana mı öyle geldi? Mutfaktan
seslendi Saliha da,
-Yok görmedim Asım’ı nicedir, dedi. Demesiyle de toparlanıp hemen, -yok
kız, ne tuhaflığı olsun ki... Dedi ama, sesine kendi de inanmamıştı. -Eh,
öyle diyosan, öyledir, dedi Hanife de, üstelemedi. -Var bir tuhaflığı besbelli,
diye geçirdi içinden. Bakışları.... bakışları bi tuhaftı bir kere. Kapıyı
açtığında, Hanife’ye bakmıştı da bakmasına, göz bebekleri donuk ve uzaktı.
Hani anlı şanlı bir bakana, kendi bakanlığıyla ilgili bir soru yöneltir
de gazeteciler, o bakan da nasıl bakarsa anlamsız; neler söylerse sorunun
yanıtından başka... Hanife’ye de öyle gelmişti Saliha. -Var bi tuhaflığı
canım. Televizyonun sesini açtı biraz, -ne o sessiz sinema gibi... Ve seslendi
Saliha’ya, -hadi kız nerde kaldı kahveler. -Pırıl pırıl bir gün. İçiniz
de aydınlık. Kendinizle barışık ve uyumlusunuz, demekte olan sunucunun
sözlerine takılıp, düşündü bir an Hanife “Barışık ve uyumlu” ... –Asım’ın
fincanı kırıldı, diye seslendi Saliha mutfaktan.
**
|