![]() |
|
Ki onları onda sınayalım; kim aynasından yüz döndür(ür)müş, anlayalım bakalım (Aynacı). -Bunu alın da başkasını... -Hiç hata yapılmadı şu ana kadar, kuşkusuz bu sizin. -Görmüş olduğum bu olamaz ama! -Siz, ‘zaman’ da almıştınız, rüyalarınız için. -Doğru. -Gördünüz mü ya, bu düş yorgunu sizsiniz . Bu yüz sizin. -Bir yolu olmalı, ilk görmüş olduğumla şimdikini... -Kullanılmış yüzü alamayız. Aynanıza dönün.
Vakit
İlk insanın aynası Sıkıldığından yarattı ilk insanı, aynası yoktu Aynacının... İlk insanın da. İlk’in Havva’sı da yoktu daha. ‘Bakan’ ya da ‘bakılan’ da yoktu. Boş bakışları yansıtacak başka bir çift yoktu. Sonsuza akıyordu iki kaynaktan bakışlar. Ha açık, ha kapalı; ha ışık, ha karanlık, bakıyor, bakınıyordu.
Adların tümü sunuldu ilk yaratılana. Sonunda Aynacı bir ayna daha yaptı:
- Bu sana yoldaş, bu Havva .
Ansımak için bak aynana dünü, vakit bitmiş olmadan. Gördüğün çizgiyi oku. Yarını yazabilirsin. Günü yaşa. Nanik yap Aynacıya. Yapabilirsin. -Aynan olması koşul muydu sanki ? N’olurdu, aynasız yapamaz mıydın Ayna mıdır yoksa, sana da tanıtı varlığının ?
...
Ya ...
Aynacı
-Öbür dünya ayna (da) mı ... İlk yaratılan insanın ilk gördüğü; Aynacının ikinci aynasıydı.
İlk yaratılan, gördüğü ilk aynada aynacıyı aradı, ancak gördüğünü gördü...
-Aynacı, bana bir ayna daha... Aynacı yok ortada, fazladan bir ayna da yok. Aynacı ayna yapar (yapmıştır), alan aynasını alır (almıştır). Aynasını almış olan aynasıyla / aynasında baş başadır aynabarda. -Aynacı, bana ... Aynacı yol almış, yol satmış. Sonunda tüm aynalar aynacı olmuş. Haham, papaz, imam işsiz kalmış.
-Masal da burda bitmiş (mi?).
Bir masa boşaldı. Bir başkası kuruldu. Kurulmuş bir başka masada konuşulanlar aynaya vurdu : -Ölsün, yok olsun. Mutlaka. Yazılmışlığına inandığı alın yazısına son noktayı koymalıyım. Tabancayla, bıçakla mı... Hayır; bu çok kolay, çok basit, çok sıradan olur. Aynasıyla bir kadın ... aynalaşmakta. Gücü çıkışsa da boğsa mı... Çocukluğunda, anasının çarşafı çamaşır kazanından sıkarak çıkarması gibi... canını çıkarsa mı boğum boğum... Boğmak... Boğsa mı? Çağırmalı, konuşmalı, sandıkta olanı kusmalı ilkin suratına. Ölümü sonra tatmalı. Ölüm, son arzusu olmalı Asım’ın... Ama nasıl, hangi zamanda? Asım - Tamam, ant olsun ki boşanacam Saliha- On yıl akıp gitti, on kocca yıl; ha bugün, ha yakında ...
Oysa şimdi, yani şu son altı aydan bu yana Asuman karısına kapılmıştı Asım.
Kâtil... kilit sözcük... Kâtilin - Sanığın, yani sanık Saliha’nın... Olmuş, bitmiş, bir yolunu bulup Asımı öldürmüştü sanki. Öldürüp, başlayan sabaha konu olmuştu hani ...
Kaynar sular döküldü başından sanki. Aynalar da tam o anda buğulandı.
-Aaa Nuray!! Bak bak bacanak, aynadan bakıyor, bana bakıyor. |