![]() |
|
Dünya şuna buna hayranmış. Bana Ne yani. Canım Nuray. İnan ki adın bi L bir kutu aspirin. Nuray... Ah! Ne idi, Ne oldu... Bakalım sonu (muz ) Ne olacak? Ayna tut ki yüzü Me, ilkin ön görüŞelim. Aynaya bakış Peşin öDeMedir ruhum. ÖDeŞelim. VekiLe yazı yazıldı. Vekil kurudu. Çatladı sonra. Başka zamanda bir Vekil ant içti. Sonra kustu. KeSe dolmalı. Doldu. Daha dolduralım. PeZeVe .... sonunda bir KeSeRe sap oldu ya. Oldu da gitti fidana saldırdı. Kedi faRe oyunu mu? Oynayalım. Bul karayı al parayı. Yüklü DeVe yüküyLe kayboldu. Ayna gördü, güldü; -olur o kadar, Demiştir için için. Çin Ne uzak. Yıldızlar da. Ya Nuray... Sesin su; Tenin Gümüş. Üşümüş aynalar, sana küsmüş. BeBe süt istiyor. BeBecik ağlıyor. BeBe ruhi. Ruhi... Sahi ya iyi çocuktu. BeBe davacı oldu sonra. Aynasında sürüyor yargılama. Ağlama... BeDelini ödüyorsun. Bir BeDeLe sattı aşkını. BeCeReMedi gülMeyi. Aynalara küstü. Yeni bir BeDeNe taşındı. Olmadı. BeDeNe ara sıra acı lazım; ki anlasın ruhu. Ruhu var mıymış aynanın anlasın. Ancak Bedir aslanları o kadar şanlı imiş. Akif söyLemiş... Asımın kuşağı için. FikReTe haksızlık yani Halûk. Begonya. Gonyam Benim. Aynada solmayan akşam. Ne Şam’ın ŞeKeri, Ne lokumu. Mokunu Yerim. Bir BeDeNe bir ayna. Saçma DeMe... saçmala hatta. Atladı uçağa gitti uzaklara. Lara’nın şarkısını duymuşsundur rüzgarda. Garda son kucaklaşmaydı. Aydı tanığı ayrılışın. Begüm. Ne yapar ki şimdi? Güm güm atıyor oysa aynada yüReği. Beis yok. Tasalanma. Yeni bir ayna alır mutlaka. Bir ayna da sana şâir. BekâReT tutkunsan aynacı ol Şakir. BeLe yakışır, Ne yakışır ama aynalı kuşak. Uşak olmuş arzularına aynam. BeLeŞ talim. Deniz kızının başını kopardılar Danimarka’da. Markada gözüm yok. Adın var ya. BeLeM yüReğimi. Nadastayım. Hastayım. Yastayım. Aynam başıma Belâ. Bakışlarımla savaştayım. Taş yatak ağrıyan BeLe rahat. Hat boylarındaki yapılarda düş akşamları. Damları gün sıcağı. Aynalarda GeCe . Nişan al aynalara, ilkin bakışlarını vur. Nuray. NeReDesin? Yani, bari aynanı da götür Seydin. BeLeM çocuğu, tutsaklığı hiç bilMesin. Özgür oynasın tuzsuz ayakları. Parmakları. Kafam aşkına BeLeNeli daha bir karışık. “Biraz daha ışık” Demiş o koca yazar. Faust’u kaçıncı okuyuşum... Aşık olmak da Ne? Kiralık mı sanki ruhum? Aynam aynanı yolda görmüş. O gözLeRe baka baka uçağımı kaçırdım. Yüzün ayna gibiydi. Bana birlikTe güldük. Gülmüştük. GülüşLerimiz aynalarda kaldı. Aldı götürdü zaman. Aman De . Aynana sığın. Yaşadığın onda saklı unutma. Aklını Yemiş adam. Yaşadığı ile öDemiş. Gitmiş kuruşuna kadar öDemiş tüm borçlarını. Kırık aynasına daima borçlu. BeZ aldı pastacıdan, doyasıya Yedi. Sandığından çıkardığı BeZ adını işLedi. İçiNe bir küçük ayna koydu. Mahmut’a yolladı. Ayna yolda kırıldı. Tüm aynalar ağladı. Duymuş musundur canım Nuray? BeŞe ulaştı saat. Sabaha mı başlamalı? Hayır. GüNe yatmalı. Gün boyu yatmalı. Malı al, malı sat. KeDeVe için De şu kadar. Pahalı bir ayna. Olsun. Olmaz ki! Aynanın pahası bakandandır. An’dan / Anılardan oluşur (muş) koca bir yaşam. Sun için Dekini, gördüğün ilk güZeLe diyor İblisim. İsmin kaç hâli var bilirsin. Adının bin bir anlamı var, bilirim. Ye kara dutları dalından. GözLeri yok artık nasılsa aynada. Bir ada, bir arada. Karşılıklı duvarda iki ayna. Bakışıyorlar ara sıra. Bakıyorum. Yoksun. Bir oksun saplanmış kalbiMe. Olsun. BeYe kahVe sundu hanım. Bir gümüş Tepsi De. Pisi pisi sobaya yakın. Duvar saati kurulmuşluğun doyumunda. Yap-satçılardan kurtulmuş bir konak. Kaldı mı ki? Akın var aynalara. Boğaz sırtlarında doğal örtülü toprak kalmadı. Nuray hiç aynaya baktın mı... oralarda ayna var mı? İçin De biz olan... BeDeNe sığmayan ruhum. Ham hum şaralop halkı uyutur, kabı doldurur, yan Gelir yatar. Yalana talimi aynalara bakarak yapar. Dokunulmaz. Dokunulamaz. Namaz niyaz, iftar sofraları. Aynalar asla kül yutmaz. YüzLeri ilk Ve son onlar görür. BeHeMehal önLeMeli bu gidişi. Hal Ve gidiş kötü. BiGe baykuş öttü. KimSe duymadı. KörLe yatan, uyanınca Şeşi BeŞe kattı. Bir adam aynaya aksi baktı. Ayna da ona. Ölümü an, yaşama uzunca bir “C” De. Karşılıksız ÇeKe imza atar gibi başlamadın mı aslında yaşama? ÇeKe ÇeKe saçından sürükLe. İnan ki ÇeKeMeM duygusu çokça insanda var. Davarda yok. Bak, yok hiçbir aynada. Şimdi moda oldu Çe. Ruhu aynalarda mutlu mu? ÇeNe suyuna pilav. Aynalar yalnız insana doymaz. Oymazsa sabaha kadar bu kahır, arzulamam Ne saray, Ne ahır; bir daha asla çıkmam aynalardan dışarı. Sana söz, bana hicran. Hicran kim? CeBe Dolar koy. Taşıması kolay. Repo yap. GeCeLeri; su uyur, para uyumaz. Mangaldaki köfTeLeRe sulanır ağzı. Dudaklarına sulanırım. Anırımsal haykırıyor: “Vatan SeninLe gurur duyuyor”. Aynalar gülüyor katıla katıla. Gülü yorma bugün. Bırak açmasın. Bülbül De yok artık. Ar namus kalmadı ki, Ne koyarsan koy CeBe; aptal olma, ahlâksız ol. Üstü örtülür nasılsa. Öğüt Ne lazım, işini biLeNe. Ona döviz De, anladığı dildir. Kamyonu BeMeCe dir. CeKeT yama olur da, aynaya olmaz. LPG ısıtır da öldürür De, sakın unutma. CümLesini sardı GeCe. Aynaları Ve insanları. Aynalar uyumadı yalnızca. CeMeRe. sigortası zorunlu. Uluslararası nakliyat. GönDeReNe iaDeYe üzülür mü postacı? Acı acı güldü ayna. Gördün mü? Ördün mü GeCeyi sabaha? Aha, başlıyor gün, korktun mu? Aynalar korkmaz. Aynalaşamadım. Alışamadım. Şamar gibiydi gidişin. İşimi gücümü bıraktım. Aynalarımdan ıraktın. Irak, kimyasal silahları bırak. Bak, Bili çok zor durumda yani. Hani ani bir baskın olsa, bak Saddam, kırılır inan ki tüm aynaların. Aynasız kalırsın. Nah alırsın çıkan canları sonra Tanrıdan. An son savaşı, savaşları. Allah yanındaydı da, ölüm ni Y yanında dükkan açtı? MeLe kuzucuk, uzun uzun. Olur da uyanır tüm koyunlar. Küba’ya, Irak’a USA ambargo koydu. Ya Beşinci har F? Suç. Suçtan önCe yasak vardı. Ardında yaptırım: “O ağaca yaklaşma”. Aşma sınırı. Sormanın sınırı var mı? ÇeNe çukurunda hukuk. Hu – kuk. Nanik yapan da kim? Konu yargı oldu mu, ÇeNe yarışında ön De. Yargı’ya laf yok. Arkasından ÇeTeLeRe gülücük. Rüzgar gülü. Soldu mu acaba günü, kuruttu mu sunduğum gülüşü aynasında? Aynamda kalan son yazdandı. Dan dan. Atılan kurşunun tanımı, “dan” dı. Kurşun sıkardı, palavradan sıkılınca. Atar tutar, yırtarcasına boğazını haykırırdı: “Var mı bana yan bakan”. Okudum, gömüt taşında yazıyor; “Varmış”. Azmış ÇeTe, kudurmuştan kötüydü. İlk pantolonuma dokunan kömür ütüsüydü. Anam tütsü yapardı, inanırdık; nazara mutlak çözümdü. V asla ayna kırılmadı baba ocağında. Şanslıydık. Ya kırılsaydı, Ne yapardık! DeDeM bir düştü ancak, aya yolculuk. Faks, fotokopi tanrısal muciZe! TeCeDeDeYe dışlandı ya yıllarca, yazık ki yazık. Hani, “komünist işi” Demişti ya biriLeri. Kargalardan çok aynalarım gülmüştü. Ölmüşün arkasında konuşulmaz ki. Yaşıyor ama DeDeYe, yaşatılacak da. DeGeMe aynasında gördüğünü anlasın bakan, anlayan bana da anlatsın. Yorumsuz. Rumsuz İstanbul adaları, soğuk. Yazın da kışın da. Baharda daha bi ... Gıcırdayan kapının açılmasıyla görünürdü madam Sofia, ardında o kocaman, gülücük dolu ayna. Aynalar zaman kutusudur. Zaman orda durgun, dalgın, dargındır. Zamana atılmış Demir. Mir üssü, uzaya açılan kapı. Dönüş yıldızlara, aynalara. Yaratanla yaratılan aynalarda. Dünyalı, aynalı. Aynalım. Üsküdarlı usturalı Kemâl, çağa uydu; o şimdi Beyaz camda Aynalı Tahir. Ahir zamanda aynalarım. İki bakış şart; bir sabah, bir akşam. Yoksa zayıflar, dökülür sırları. Arı aşık oldu da görüntüsüNe, ondandır ayrılmayışı aynamdan. Ay anamdan, of amana, Ne çok öldüm Nuray. Serindir akşamlar, şalını ört. Bak aynam da ürPerdi. SilinMe di hiç, için De duruyor, bakışlarımız. Aşkımız. Haydi Bill, saksofon çal. Aşk yap. Bırak savaşı. Ya Saddam, ya Allah. Yaa Nuray. Bu sana son yazmalarım olabilir yani. Yazma... Yakışırdı da uçuşan saçlarına. Hiç yanıt almadım ki. Aynalar arzularımın sunağı. Ağına takılalı akıl DeVeYe ayak bağı. Bağı bostanı ruhumun. Umurunun dışında mıyım, yoksa damında mı? ATeMe çağdaş tanrı; tapın, alırsın sunduğunu. Ya aşkım... Hadi aynam tokuşturalım. ŞeReFe Yarasın. Bak, aramızda kalsın, ama aynasını da almalıydı yanına. Ya şimdi; olmayan Nuray, olan aynası. Aynasında biz. Aynasında anılarımız. Nasıl bakarım onsuz aynasına? Ya kalan anılar, ya onlar da baktıkça uzaklaşırsa! Saklayalım aynasını, bir daha asla bulamasın. Asın anılarınızı on iki mandalla balkona. Kona kalka varmışız Anadolu’ya. Çoğalmışız. Ve sonra sür git çoğaldık aynalarla. Arla namusla işimiz. Muska da taşırız boynumuzda. Muzda yarışma yaşanmadı mı? Olan kokulu Anamur’a oldu sonunda. Unda da sorunlar var. Kaşar da yok mu sanki? Ya somundaki tuz oranı. Sucuktaki asit... -Hadi atıştır biraz, hadi bacanak. Hadi ŞeReFe. Onun aynasına ihtiyacım yok. Ok kırılmış, yay duvarda. Aynam bana ana. Ana yasa. Hukuk hangi dağın ardında. Susurluk aynaya vurdu. Olay toplumsal bir urdu. Unutulurdu. Oysa bazılarının unuttuğu; aynaların asla unutmaz olduğuydu. Başka bir yazdı yaşanan. Anan; bakan, bakılan: yalnızca aynam. Namı yürüsün. Vatan kahramanı. Amanı zamanı yok. Kim bilir, kaç bomba patladı dün GeCe, aynı zamanda farklı aynalarda. Mavnalarda rakı sofrası... -Hiç mavnada içtin mi bacanak? Anı duvarlarını DeLe GeÇe ulaştım aynama. Amasız, amansız. Sızlayan aşkımı yamadım, rakıladım. Adım adınla aynalarda buluştu. Aynalarda gönlü, yaralı bir kuştu. DeRe TePe bahara büründü. Savaş Tanrısına kurban. Kan, kan, kan. Onaylı aşkımı aynalardan yanıtlayan. Yan yan süzüldü gün ışığı camdan. Aynamla 2 öpüştü. Birisi acı güldü uzaklardan. Kim olur ki... Aynacı. FeDeRe idi ilişkimizin siyasal tanımı. Tam bağımsızlık arzuladın. Aynalaşamadık bakışarak. Aynalar tümlüktür. HeLe bir bak. GeLeNe bak.! Sarhoş mu Ne... Yürüyüşü ip cambazı. Bir boy aynasından karşı duvardaki boy aynasına ömrünü adımlayan. Aynalarda bıraktığı yüzünü, aynalarda görüp şaşan. Aynalar rakılamaz. Aynalarla rakılanılır. - Hadi ŞeReFe. KeDeRe iç. Sıkıntıya. Yaratmanın sancısını yudumla. KeKeMe ayrılışlara iç.
KeNeFe yol uzun. Yaslana yaslana duvara. Dayan. Doldur, boşalt. Rahatlayacaksın.
Ulaştığında mutlaka bir ayna karşılar, şaşırma. Utanma sakın. İsmin kaç
hâli vardı anımsa. Ya bu adamın? Düşün, rahatlarsın. Atla git bir hamama.
KeSeLe tüm yarım aşkları. Akıp gitsin.
NeŞe doldur bardağına. Acılı şalgam... - Nuray!!! Ya bak, dalmışım aynalara. Hani sanki karşımdasın da... Yani Ne vardı da ayrılıp gittin. NeYe soluk, aşka sabır lazım. ŞeKeR bulanmış gibiydin aşkım. Unutamadım. - Garson! Bi ufak daha... TeFe koydular bak bıraktığın adamı. TeNeKe dünya. Ölmüş, miras bırakmış. TeReKeDe bir kasa şarap varmış. Yıllanmış. Mantar aşklardan usanmış. VeReMe karşı savaşım kolay. Ya sana? Aşkımı YeMe uzaklardan. Yasal boşlukların kapısından girip bacasından çıkan. An tüm yasalarını aydınlanmanın. Anmanın yararı yok, şimdi uzaklardasın. Sınamak olur mu aynamı... Mırıldandığın şarkıyı nasıl unuturum: Sazlar çalınır Çamlıca’nın ... Dönüşü olmayan akşam... Bu şimdi yaşadığımız mı... dünkü müydü yoksa... Ya da yaşanmadı mı daha? Aha bak boşalan kaçıncı masa... kurulup, bozulan. -Ulan bu vatanda “vatan için kurşun atan da...” Hadi bacanak ŞeReFe. Ulus adına kullanılan iki güç: Yasama, Yargı. Bir kargı saplanmış ki, hani yani, yırtmış da kirli kalbini kuşatan dokunulmazlık zırhını. Irzını, namusunu lafıyla koruyan insan, utanmaz ulusun parasını hortumla(t)maktan. Koltuk davası... ymış... Bir dava açmalı: davacısı yurttaş, toplum. Davalı / Sanıklar... Sorma kim... Bilirim bildiğini. Bilirsin yani... Onlar. Hani olmazsa olmaz koşulu özgürlükçü anayasanın. Hani, bir araya toplanıp, parti kuranlar. Daha kuruluşlarında vardır mutlak birkaç “sponsorları”. Anayasa, yasa, tüzük... Ulus adına bağımsız Yargı. Kanıtsız dosya. Kanıt bulunamadığından salınan sanık. Haykırır: “Yargılandım, aklandım”. Halkı aptal sanır. Haklıdır ama bir bakıma. Yargılandığı doğrudur bak Allah için. Ama dosya aslında boştur, kanıt yoktur yani. Polis, savcı, savlık... karartılmış, örtülmüş, buharlaşmış kanıtlar. Nasıl hüküm kursun yargıç? Misâl: Olayı, faili, kanıtı. İlkin kanıttan yola çıkmalı, toplamalı bir bir. Olay olmuş ortada, şunlar da kuşkulu, yani sanık. Bu kanıt bu sanığı şu olaya bağlıyor, buyur hazır dava dosyası. Artık, hüküm yargıcın. Yargıç da, açıklar ulus adına hükmünü: Susurluk olayını yargıladım. Kanıtlar tamam. Olay-fail-kanıt. Üçlü birlik kuralı. Aynı zamanda, aynı alanda, aynı şahıslar arasında. Bir oyun. Çoktan başlamış, sürüyor. Susurluk... kısa bir molaydı... Hukuksal açıdan yalnızca trafik kazası. İnan ki Tanrı acıdı da, hani sopası yok ya... Bak, gör, unutturdu, unutturacak ya sonunda bu olay koltuk davasını. Hani, ahlaksal olarak ayıp olduğunu açıklamıştı ya bizzat, hani kamutayın bir zamanki başkanıydı ya. -Hadi aynalara... Yani bak bacanak... var ya şu Nuray. Bak laf döndü dolaştı karıştı yaa. Hadi ŞeReFe. -Çok mu konuşuyorum bacanak? Ama dinliyorsun anam, hoş dinliyorsun yani, ondandır. Lafını balla, rakıyla böldüm yok, çıkmıyor ağzından “pardon, bi dakka”. Kabız mısın canım? Dök içini biraz. Az kaldı unutuyordum bak, yav bak Anya’yı anlatmadım daha. -Şimdi bu konu var ya, yani Anya, Anya’cık ... Kazanımlarımı kağıtlara aktarayım, aktarmalıyım (sıkıntı yaratıcılığın doğuranı mı? ). Fatihi olamadım (arzulamadım da) hiçbir toprağın. İstanbul'da tutsaktım / tutsağım. Yayımlanmış ilk yazım “Hukuk davalarında bilirkişi,14.09.1991”. Şiir sandıklarımı sandıkta tutamadım, bastırdım (Bir Soluk Hukuk, 1995). Okuyanlarla çoğunu paylaştığım yazılarımı da “2. Sayfa” adıyla kitaplaştırdım (1996). Yararlı da oldu hani, okur bakışı da okumuş oldum. (Matbaacım mutlu, parasını hiç aksatmadım). Kırkımı aşmış olmama karşın Tanrıyla daha ilişki kuramadım. Umudum GeSeMe. Vahi, buyruk almadan yazma işi, tapınmaya dönüştü (dönüşmüş olduğunu ayrımsadım). -Bak bacanak, yurttaşsın. Yaşamaktasın. Kitaplar okudun Hak, Hukuk, Hayat bilgisi hakkında. Yaşadıkça somutlaştı okudukların. Okuduklarına, duyduklarına, yaşadıklarına şaşırdın / şaşırmadın: Örtülü paralar, faili kayıplar falan. Ulus adına, yurttaş adına konuşanları, konuşmaları bir kulağına aldın. Bizim paramızla kimi şahıslara, kurumlara yapılan yardımları, ara sıra da olsa sordun, sorguladın ... Bu yurtta yaşıyorsun. Tamam arkadaş tam bana uygun bir okursun. Buyurandan uyana... ya da aksi, birisin yani. Adam - kadın, Dinli - dinsiz, Varsıl - fakir, Haksız - haklı, Güçlü - güçsüz, Namussuz - namuslu... dahası da...
BÜYÜK HARF İŞİNİ BİLİR.
Bastırdığım ilk kitabımı alır almaz okumamış, dokunmuştum. Bir tuhaf olmuş, hatta koklamıştım (o anda da hav havımı daha iyi anlamıştım). Kutsal kitabım, kokusuyla varlığıyla yanımdaydı. Dahası tarafımdan yazılmıştı. Oturdum, kapağını açtım. Açtığımla da kalakaldım: Tüm klasik yapıtlar kitaptaydı. Aman Tanrım! Tarafımdan mı yazılmıştı tüm bunlar da? Kitabın çok satacağı mutlak gibiydi... Fakat, yani... Şimdiki zamanda yazdığım son kitabım mıydı bu? Başbakanlık yapmış bir kadının kocası, bir zamanki yaşantısında Rus Çarlarından birisi olduğunu açıklamıştı ya... Koskoca başbakanın koskoca kocası Çar olmuşsa... O yazarlardan birisi olmuş olamaz mıydım yani... Bunalmıştım bir an. Aralık akşamlarından biri o an, ansızın ısınmaya başlamış olmalıydı. Kullanılmamış varlıkları kapmak için, kadim bilginin bir kısmını unuturmuşuz. Yani hiç unutmadan kapmak olanağımız yokmuş. Kimi şahıslar yaptıklarına çok hoş kılıf hazırlıyor. Acaba diyorum, o yaptıklarının, unutulabilir olmasını da mı ayarlıyorlar ? Nasıl... Bildiğim; kimi hakiki, hükmî şahısların aygıtlaşmış oldukları. Doğaldır ki olanları sonradan işitip, biliyoruz. Bunların uğruna da, bildiğimizi unutuyoruz... Kavramların (yalnızca kavramların mı?) rastlantıyla ortaya çıkmadığını sananlardanım (Zamanın hangi başlangıcından?). Duyu; algılama sanatı. Algılanan. Akıldaki soyut, umumî tasarım... (Dikkat! Fikir suçu sınırına yaklaşıyor olabilirsiniz). Aynalaşmak. Zamanda yolculuk muydu bu, bir zaman yolcusu mu olmuştum, kitabımın kapağını açtığımda (zamansızlık gölü olur mu...). Sorular çok mu ? (bak bir soru daha...). İblis onlara o ağacın niçin yasak olduğunu sormuştu ya, onlar da Tanrılarına... (Sormuş, yanıtı almadan mı dokunmuşlardı ağaca, yoksa hiç mi sormamışlardı ?). Bildiğimiz o ki, insan sormaya başlamıştı. -İblis sana şükran, hadi ŞeReFe, iç aslanım bacak iç. Sonrası kovulmuşluk. Aynam hiç kovmadı, hiçbir bakanı. Asla. Yolsuzluk yapan bakanlar da utandılar. Bakmadılar bir daha. Ayrıldılar Kamutaydan. (Ayrılmadılar mı?) Koltuk davası unutuldu mu yani? Hukuk (haklar); umumî kabul taşıyan kurallar bütünü, yasalara dayanan buyrukların toplamı. Hukuk; ağırlığı, hacmi olan... Hayır. Bakılamaz, duyulamaz, koklanamaz, dokunulamaz, tadılamazlık...(Mı ?). Kadının lokum gibi olduğu, fakat irtibatların limoni sürdüğü bir toplumda... Hukuk. Sorun açmanın hukuksal yolları. Ya da komisyona yolla... Birisinin “yürü ya kulum” haykırışının duyulacağının umulduğu (hani ara sıra duyulduğu da) bir toplumda, hukuk... Susurluk nasıl çözülür? Başbakan açıklamadı mı; “ ... Susurluk düğümünü açamazsam, başbakanlık bana haram olsun”. Haram olsun mu? Laik hukuk yasalarında “Haram” lafı mı var? İstifa lafı, politikayı bırakırım lafı yok. “Haram olsun” var!. Başbakanlık kamusal bir iştir. İşin bir tanımı; hakkı, yükümlülüğü vardır. Ama Susurluk gibi sorunların açılmasında, haram; yaptırım olmaz. Olamaz. Yani bu dünyada. - İyi anlattın valla, haram olsun başbakanlık, bakanlık. Hadi ŞeReFe. - İnanamıyorum, bacanak konuştun!! Konuştun sonunda! Yaradı aslan sütü. Yarar. Yarasın. Bir yuvarlak çiz, "Susurluk yuvarlağı" : Ortasında dur. Çapı ol, yarıçapı, alanı, ... ol. Birisi uzanıp dokunur da bir gün... Yani mutlaka. Bakıyor olanı görmüş, görmüş olduğuna bakmakta (şimdi). Arasında zaman. An kadar kısa. Ya da tüm bir yaşam... Psikiyatri, normallik kavramına ancak bu yüzyılın yakın zamanlarında ciddi olarak bakmış. Yurttaşın, toplumun sağlığı için mühim bir konu. Normalliğin biricik bir tanımı da yokmuş.
Parasal sorunları, "Allah’ın yardımıyla" aşacağını açıklayan bir
başbakan, uzmanlar için ilginç olmalı. Ya toplum... Bunun gibi başbakanları
kucaklayan toplum hakkında...
Açılan tüm kitap kapaklarıyla başlayan masallardan birisinin şimdi, yani o zaman kahramanı, konusu olan mıydım? -Alt tarafı bir kitabın (fakat bizzat yazdığın kitabın) kapağını açmış (dokunmuş, koklamış, sonra açmışsın) şimdi anlatıyorsun. -Bacanak, bak konuşuyorsun. Konuşabiliyorsun. Canım, diyorum ki yani, bak, yaradı rakı. Hadi yarasın. "Yaşına nazaran çabuk olgunlaşmış"; çocukluğunu yaşayamamış anlamında mı? Yaşanmamış çocukluk, bir toplumda övgü mü yani... ya o toplumun ruh sağlığı? Yaşanmamışlık ... (kavram), bir ağırlığı, hacmi ... yok (Hukuk gibi mi yani). Yaşanmamışlık farksızlık, umursamazlık, aldırmazlık mı? Anlatmak, anlamak çabası... Olan'ı, olduktan sonra anlatmak / anlamaya çalışmak... -Olmuş Olan'ı; olmuş olduğu gibi anlatmak / anlamaya çalışmak... -Olmuş Olan'ı; “aslında olmamalıymış” gibi anlatmak / anlaşılmasına çalışmak... -Olmuş Olan'ı; “aslında olmalıymış” gibi anlatmak / anlaşılmamasına çalışmak... Çabası.
Anlamak mı - anlatmak mı... Ya da, Olmuş'a aldırma, Olacağa bak...(Mı)
Politikacıları, dinliyoruz. "İnsanlarla mı konuşuyorlar? Hayır, insanlara konuşuyorlar. Kim bunlar ? Anlatıyoruz, tamam. Anlamaya çalışıyor muyuz ? Susurluk mu, Koltuk mu... Hukuk mu, Yargı mı?! “Allah utandırmasın” diyor bir bakan. Irak yolcusu. Saddam da aynı anda aynı lafı söylüyordur. Sabık hacı başbakan da. Bill mutlaka “Allah utandırmasın” diyordur. Zihnimiz olarak algıladığımız, aklımızın fonksiyonlarının anlatımı imiş. Aklımızın... Soyut, umumî - Varlık - Paylaşılan - Algılanan. Somut, hususi - Yokluk - Paylaşılamazlık - Algılanamayan. Tasarı - fiil. Tasarlayan. Fail... İlâhi hukuk - İlahi hukuk . Hukuk doktrini. Çalışmanın başlı başına bir doyum aracı olmayan / olamayan toplumda, hangi alanda olursa olsun, imalât olabilir mi... Ya olan imalâtta yaratıcılık ? Balarılarıyla biricik farkımız, "hata yapma ayrıcalığına sahip biricik canlı" oluşumuz mu ? Varlıklı olmaktan (hırsından, koşullanmışlığından, zorunluluğundan), var olmaya kanatlanmak anlatılabilir / anlaşılabilir mi... Varlıklı olmak, sonra var olmaya başlamak mı..., bir aşama (mı) olmalı. Bağıl varlıktan, yansız var olmaya... Hiç bir çaba harcamadan ummak, Dünyadan çokça ummak... Kupon toplamak, piyango almak, at yarışı oynamak... Baht, alınyazısı. "... varsa, çıkar kaşığa".
Gönül gözü mü, Dünya gözü mü? (bir arada olamaz mı ?). Nasıl
görünür Dünya ?
Fikir dünkü... Giysi çağdaş. Öpüş, o ilk öpüş ama tüm çağlarda. Bir vücut olmak da. Biraz AIDS korkusu bugün. Kimisi, aydınlanma adına, kimi Tanrıyla ardılları .. Yani... Hata yapmak ayrıcalığını kullan. Kullandım (kullanıyorum). Sonuna kadar. -İstiyorum'lu -Buyuruyorum'lu, bir toplumda yaşıyorsan, hata yapmak ayrıcalığını kullan. Kullanmalısın da. Bastırma duygularını. Kabız olursun. Kabızsın da. Hadi, dolduralım, dokunduralım. Hadi ŞeReFe. İlk kitabım..., dokunmuşum, koklamışım, durmamışım kapağını açmışım. Tüm bunların olmuş olduğunu da, bir zaman sonra düşünüp, sil baştan yaşamışım. Şimdi, olmuş olanı, olmuş olduğu, yaşanmış olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum. Anlatmakta olduklarımı da, kitabımı düşünmüş olduğumu da şimdi, anlattıkça ayrıntılarıyla anımsıyorum (yalnız şimdi mi yani...). Bakan (bakılan da) kitap, kitabım. Yazan, yazılmış, yazılan; bakılanla bakan; biz olduk (olmuşuz). Kitabım, kitaplarım. Biz, kitaplarımız. Diyorum ki, yılda bir gün, yalnızca bir gün; gün doğumundan gün batışına kadar, çıplak dolaşalım. Çırılçıplak ama. O gün kovulmuşuz gibi Dünyaya... Fakat barışık; kovanın, "kavgalı olarak inin toprağa..." lafına inat. Barışık. Ayıplara, yasaklara, doğrulara, yanlışlara... Çırılçıplak, biz, bizzat, yaşanmışlığın ayırdına sahip olarak, biz bakalım. Çırılçıplak başlayacağımız günün, günlük davranışlarımızın... Yani insana özgü sandıklarımızın hiç birinin, giyinik olduğumuzdan farklı olacağını sanmıyorum. Yanılıyorsam, giysi yalnızca uygarlaşmış olduğumuzun koşullandırılmışlığıdır o zaman. Doğruysa, giysi; bir örtü, yani nasıl, hakikati başkalarından fizikî, ruhsal, ahlaksal olarak sakladığımız, ayıplarla, günahlarla, tanrısallıkla parlattığımız bir yalancılıktır. Çırılçıplak olunacak o zamanda; hiç çalmamışsan, çalmayacaksın. Taciz, saldırı, yağmalama fiilinin faili olmamışsan, olmayacaksın. Çırılçıplak. Özgür. Olduğumuz gibi olacağız. Ama giysisiz. Varlığın tüm adları sunulan ilk yaratılmış insandan farklı da bakmayacağız Havva’lara. Ilık bir bahar akşamında, büyük bir havuzun yanında tapınmamışsan karşılıklı, usuldan ıslanarak, başkaları yokmuş gibi civarda, o zamanda tapınmayacaksın (tapınamayacaksın). İnsanca, yalnızca insani olanı, çırılçıplak olduğunda da savunacak, ya da yadsıyacaksın. Aklında olan tartışmasız anlaşılamayacaksa da, yalan da hiç olmayacak. Yalana uzanmak zorunda kalmayacaksın. Giysili savunduğunu, yadsıdığını; çırılçıplak, başkalarıyla bakışarak da savunacak ya da yadsıyacaksın. O ilk günü, şu mavisi solmakta olan Dünyada, ilk kovulmuşluğun ruhuyla yaşamalıyız, yılda bir gün... Kitabımızı biz yazmalıyız sil baştan. Aydınlanmanın filozoflarını da, yalvaç sandıklarımız da, Tanrıyı, tanrıları da rahat bırakmalıyız. O gün, ilk gün gibi olmalı; barışın, barışıklığın, kovulmuşluk ortak paydasındaki insanlığın ilk günü (ağlayan ağlasın, Tv. kanallarından, salya sümük). Tanrı-İblis savaşı, biz insanların savaşı mı? Ah! Hayır, olmamalı da artık. Hani bizim için olmuş olduğunu, olmuş olmasındaki bilgisini (!) –valla billa- anlatandan, sunandan uzak duralım. Aslına bakalım. Savaşı başlatmış olanı yalnız bırakalım. Hamam, papaz, imam işsiz kalsın. O gün haykıralım bir ağızdan : İyiyi, kötüyü yaratan biziz, biziz iyi, kötü olan. Kötünün, kötülüğün karşısında, ancak biziz, yanımızda bulunana sığınak / sığınacak olan. Giysili ya da çıplak. Sonraki aydınlanan Dünyaya başlayacak insanların, bambaşka bir Dünya yaratacaklarına inanıyorum (USA. damgalı, çağcıl! dünya nizamıyla karıştırma sakın). Tanrı Shaitan, saltanatında daim ol, iyi ki o yasak ağaç vardı da, kuşkuyu sundun insana... Nüfusu 60 milyon. Okur yazarlık oranı şu kadar. Kitaplık sayısı bu kadar. Nüfusun kaçı yazar, kaçı okur (ama insanlarca yazılanları). Kitap yazmak, yazışmak mı ? Avuçlarıma dokun Nuray. Isıt, yak. Acun bizi avuçlayıp, Çorum’un dudak nohudu misali yutmadan. Yatmadan son uykuya. Uyalım zamana. Uyduramadıksa yani, uyalım. Uymayacak da nasılsa. Asılsa tüm aşklar aynalara, aynalarda ölüm yok, fotoğraflar gibi solmaz da asla. -Asıl masanız sobaya yakın olanı. Şimdilik sizi buraya alalım. Bu akşam tüm masalar donanmış naftalin kokulu zamanla. Amanla yitip gitmiş yaşam; içilmiş akıyla karasıyla. Masa yaşanmışlıkla örtülmüş. Hiç gördün mü, hangi ayna kahrından ölmüş? -Bak bacanak diyorum ki, yaşadığımız konutların tümü cam olmalı, tamamı cam yani... İçi dışı. Dışı içi. Kim, hangi zamanda... Yaptığıyla görülüp, tanınmalı. Tanrısal bir sorumluluktur tüm yapıların camdan olması. Birbirimizi olduğumuz gibi, saklı, gizli olmadan yani. Olan ortada olduğunca. Yok artık, Tanrı bilir ! Birisi yapmış mı, anında bilinir. Failin kimliğini saptamak da Tanrıya bırakılmaz. Kim burnunu karıştırıyor, kimin kolu kimin parasına uzanıyor? Kim çişini, kakasını nasıl yapıyor? Kabız olanlar, bu arada kitap, magazin okuyorlar mı... (Duydun mu bacanak) Ya da banyoda hangi şampuan, kaç cins sabun var.... Hadi ŞeReFe bacanak. Camsız alanlarda bulunmanın ancak tatil zamanlarında olabildiği bir Dünya düşün. İş günü, saati, tüm bir yaşam yani, camlı alanlarda yaşanıyor ... Hiç zor olmamalı, düşün: Çıplak, camlı... Çıplaksın, tüm başkaları gibi. Giysi yırtan, düş kuran, kurdurtan, kudurtan (ayıplı, günahlı, yalanlı...) bakışlar, yok artık. Kaygı yok bakışlardan. Kaygı yok türbanlı başlardan, ağdalı ağdasız bacaklardan, külotlu çoraplardan, donun kısasından, uzunundan... Bir kaygılanılan, akıllarımız. Kapalı bir o kalmış kafatasında. Ussal tasarılar... bilmiyoruz. İmalat yararlı mı, usun kullanım oranı çok mu... Kapalı kutu. Örtü yok (örtülü para, kamusal sır hiç yok). Us kapalı hâlâ kafatasında (şimdilik). Anya'ya yolculuğum bunun gibi bir masada başlamıştı (başlamış). Şimdi bak, bir daha başlıyor, başladı da yani. Hadi tokuşsun bardaklarımız. Ayrı kafataslarındaki ortak hayalimiz buluşsun. O ilk kitabımla; dokunduğum, kokladığım, kapağını açtığım... -Garson, hadi, hadi yani... bir ufak daha aslanım. -Bak bacanak bu Anya’cık var ya... Yıllarım... Tüm bir yaşam Anya'da akıp gitti (gitmiş olduğunu ayrımsadım). Coğrafi konumunu, oraya nasıl gidildiğini anlatamam. Bulup ulaşmıştım. Anya’yı bulan bulur, ulaşırmış. Bir gün başkaları da (fakat ancak hazır olduklarında) ulaşacaklar, biliyorum. Anya !... bir toprak parçası, hani say ki küçük bir il, kasaba, köy... (ya da yalnızca bir oda, ya da odada bir...). Orada zaman yok... Tuhaf di'mi... Fakat tuhaf olmadığını anlıyorsun az biraz sonra. Anlıyorsun ki; olmayan, bildiğimiz zaman. Yoksa bir akış var. Nasıl durduğuna bağlı zaman duraklarında. Duran, durduğunu gördüğün bir göl gibi. Anya’cık. - Aynaya, aynana baka baka, sunulana razıyım mı diyorsun? -... Yorulmayı yanına alarak Olan'dan birisini, şu an şunu, birazdan başkasını oylamak zorundasın. Oylamak, ayırmak hakkının, sorumluluğunun olduğunu ayrımsamalısın. Bu hakkı yolculuğunun başında almıştın. Unuttun mu? -... - Kim olursan, kimin olursan olun, oylamak hakkını kullan. - Hiç mi Anya'yı duymamış ? - Anya'ya ulaşır mı acaba bir başbakan... - Kitaba dokunmak, yaşamı açmak mı? - Anya'ya ulaşmak (kaçmak mı yoksa). - Kitap, Anya. - Kitapta, ya da Anya'da olmak. Anya bir olay; ulaşıp yaşayana çıplak hakikat. Yaşanmıştan, yaşanmakta olana, yaşanmamışlıktan – ayırımsızlığa. Bakışın bir ağırlığı, hacmi, boyası... yok (mu). Yaşamın... Hukukun da... (mı). -Hadi ŞRF. bacanak. Hadi, başlayalım artık. Masanın Konusu ayna... Bildiğin ayna (bakalım?). Şu tıraş olup, makyaj yaptığımız, baktığımız: Işığı yansıtan, varlıkların (yalnızca varlıkların mı?) görüntüsünü yansıtan, cilalı, sırlı cam...
Aynacı ayna yapar, yaptığı gibi satar. Ayna... Bakan ya da bakılan DIR.
İNSANLA AYNA ... Lafa ilkin, aynaya ‘Bakan’dan başlayalım ( bakıp da anlamayana hu! ) : Kimi insan, yalnızca onun olan aynasına bakar: Başarısı, arabası, ondadır / oradadır. Parası, aşkları, tasaları da. Kimisi, ara sıra aynasına bakar: Başarısızlığı, yaşamışlığı o aynadadır. Parasızlığı, umudu, üzüntüsü... Kimi insan, aynasına bakacak kadar kahraman olamaz. Başkalarının aynalarına bakar. Kimisi, aynasıyla karşılaşacak kadar kahraman olsa da, bakmaktan kaçınabilir. Başkaları aynasına baksın arzular. Aynasına bakacak kadar kahraman olmasa da kimisi, bir an olsun karşılaşmayı tasarlar. Kimi, aynasına, bakmayı düşündüğü andan başka bir anda, ansızın bakar / bakmış olduğunu algılar / anımsar. Kimi insan, aynası olduğunun ayırdında olamaz da, bir aynası olsun düşünü kurar daima. Kimisi, aynası olduğunun ayırdında olmayan insanlara hakikati sunar. Ya da sunmaz da, uyarmaz da. Bir gün nasılsa anlayacaklarını umar. Kimi insan, tüm insanların mutlaka bir aynası olup olmadığını / olmasının koşul olup olmadığını düşünür. Kimi insan, aynasına akşamları bakar. Kimisi, yalnızca gündüz bakar. Kimisi akşamdan akşama bakar. Aynasını çantasında taşır kimisi. Kimi insanın aynası, o ayna onun olduğundan bu yana kırıktır. Kimininki sonradan kırılmıştır. Kırık olsa da, kimi insan aynasını asla bırakmaz. Kimisi kırık aynayı uğursuzluk sayar. Kimisi, kırık aynasını yapıştırmaya çalışır. Aynanın kırılmışlığı olgudur, kavramsaldır, algılanabilir. Aynadaki kırık yaşamlarsa, duyumsanabilir / anımsanabilir ancak. Kimisi, başka bir ayna alsa da, ara sıra da olsa, kırılmış aynasını düşünür. Başka bir ayna aldığında, ilk aynasını unutur, unutmaya çalışır, unuttuğunu sanır, sonunda unutmuş gibi yapar. Kimisi unutur, kimisi asla. Kimi insanın çok aynası vardır. Kimi insan, aynasıyla şakalaşır. Kimisi şakalaşmaz, yalnızca konuşur.
Kimisi, aynası-
Kimi insan aynasıyla, yalnızlığını paylaşır. Kimisi tüm varlığını. Kimi insan, aynasının yalancı olduğunu, ona bakarak haykırır. Kimisi arkasını dönüp. Kimi insan aynasının tozunu bizzat alır. Kimisi bunu alışkanlık olarak yapar, kimisi yalnızca ayna için. Kimisi için ayna, aynadır. Tozunu başkaları da alır / alabilir.
Kimi insan için ayna;
Ayna, duruşuna nazaran, yakın ya da uzak,
Kimi insan, ayna hakkında yazmayı saçma bulur. Kimisi, aynalı şiir yazar, aynaya rujla not yazar. Kimi insan için ayna, bakılmaya muhtaçtır. Kimisi için aynaya bakmak, ihtiyaçtır. Kimi insan, aynaya durup durup boş boş bakar; birisini umarak da. Aynaya bakar bir umutla, bir mum yakar. Şarkılaşır ayna. Kimi insan için, ilk “günaydın” son “iyi uykular” yalnızca aynayadır. Kimi insan, aynasıyla ilişkisinin nasıl da mühim olduğunun ayırdında olamaz. Kimisi için ayna; varsıllığın varlığını başkalarına kibarca fısıldamaktır. Bazıları için ayna, tıraş olmak ya da takıp takıştırmak içindir. Kimi insan için ayna, arkadaki gözdür. Barda oturan için ayna, rahatı yudumlamaktır. Kimi insan için ayna camdır, kimisi için kristal. Kimisi için ayna düzdür, ovaldir. Kimi insana ayna, kaçınılmazlıktır. Kimi insan için ayna, karşılıklı yudumlaşmaktır. Kimi insan için ayna, kaçamaktır. Kimisi için aynadan kaçmak, kaçınılmazdır. Aynasından kaçan, bir başkasının aynasında kaçtığına yakalanır. Kimi insan, aynanın sırrıyla alâkalıdır. Çakı çakmak, ayna, tarak aynı tablada satılır. Kimi insan yalnızca arkası boyalı ayna, kimisi yanında, kırılmaz tarak da alır. Kimi insan, bizzat bakmak için, aynasına zaman ayırır. Kimisi aynaya bakacak zaman bulamaz. Kimi insan yalnızca aynada azmanlaşır. Çoğu insan için ayna, cümbüştür; azmanlaşmak, bücür olmak, şişmanlamak, zayıflamak, uzamak, kısalmak, altı üstü bir giriş parasıyladır lunaparkta. Kimi insanların çok hususi aşk aynaları vardır. Gün ışığı, aynalı konsollarda oynaşır (dı) . Kimi insan ayna hakkında yazılanları okudukça, aynasız bir yaşama ilişkin uslamlamaya başlamıştır, başlamış olabilir / başlayabilir. Kimisi yalnızca ayna’sızlığı... Kimisi aynaya dair yazılanları okudukça, civarda amma da çok aynalı olduğunu düşünmüştür, tasarlamaya çalışmıştır / ya da hiç. Kimisi yalnızca ayna’lı... Kimi insan aynalarla barışıktır, kimisi küskün. Zâtıyla barışık olan, aynasıyla da ... Kimi insan için aynaya bakmak, umursanmayan alışkanlıklardan yalnızca birisidir. Oysa, günlük bakışlarımız aynalardadır. Kimi insan ara sıra aynasındadır, ara sıra dışında. Kimisi ya mutlaka aynadadır, ya mutlaka dışında. Kimi insan umumi ayakyolundaki aynaları son damladan sonra unutur. Kimisi dönüp bir daha göz atar (niçin baktığını da ancak zatı bilir). Lokantaların ayakyolundaki ayna önü konuşmaların konusu, masada oturanlardır. Kimi insan ayna olduğunu düşünür; yaptığınızın aksini yapar. İnsanların bir yanı aynadır; kimisi bunun ayırdındadır, kimisi asla. Kimi insanın tüm işi, ayna’dır. Kimisininki aynadır; aynayla - ayna karşısındadır. Kimi insan için ayna, başkalaşım noktasıdır. Kimi insan aynadan çok onu kuşatanla alakalıdır. Yaptığım iş, kimi insan için; “Adamın işi gücü yokmuş, aynayla bozmuş, oturmuş yazmış“; kimisi için, “ Adam, aynaya bir adım atmış...” tır. İnsanlar aynalarıyla / aynalarında özgürdür. -Dur, bir yudum daha almadan aynaya bir bak bacanak: Bildiğin aynaya! Ayna... Günaydın ayna ... Giriş aynası ; GeLeNe gülüş – ayrılana hüzündür. Salon aynası ; sanal bir uzamdır. Banyo aynası; BeDeNe kılavuzdur. Aynalı sandık yoldaştır. Umuttur. Hayâl mutfağıdır. Kimi giysi dolabı aynalıdır. Tüm aynalı giysi dolaplarında, kocaman bir oda vardır. Aynalı pirinç karyola, rüyâların muhafızıdır. Aynalı giysi dolabı, yanında aynalı pirinç karyola bulunan oda, uzamın da zamanın dışındadır. Dört duvarı aynalı yatak odası, çoğu konutta yoktur. Ayna, çokluktur. Politikacı için ayna, coşkun kalabalıktır; yalana çalışmaktır. İş insanı için, durum saptamasıdır. İnşaat işçisi için ayna, ıslatılmış saçlarda ünlü bir türkücü düşünü kurmaktır. Sürücü için ayna, arkadaki gözdür. Önüm, arkam, sağım solumdur. Kasap, manav için ayna, ürün varsıllığıdır. Kuaför için ayna, işin sunuluşudur. Gururdur. Ayna, Arzu’dur, arzulamaktır, münhasırlıktır, Onur’dur, Can’dır, Nuray’dır yani. Sonsuz kişiliktir. Bakış açısıdır. Ayna; günah çıkartılandır, kuşkuluya kuşkuyla bakmaktır, özgürlüktür. Tutulacak sözdür. Zamansızlığın özrüdür : “Kusura bakma, aynaya bakacak zamanım yoktu. “ Hastalığın da duyurucusudur. Ağza uzatılan aynanın buğulanması, yaşam kanıtıdır. Tutsak kuşun ulaşamadığı aşkıdır. Ayna avunmaktır, bakanla ağlayandır. Ayna, masallarda sihirlidir : “ Ayna ayna anlat bana, başka kim var bu dünyada...” Ayna, arzudur, çabadır. Umuttur. Uğurlayan, bırakılandır. Dokunmadıkça başkası, bıraktığın gibi durandır. Ayna, bakanın baktığına, kısa ya da uzun yolculuğudur. Aynaya bakan tanrısını görür. Kırılmadıkça zamanla inatlaşan aynalar, bakanın tanrısıdır. Aynaya bakmak tartışmaktır, tapınmaktır. Kuşkudur, acabadır. Ayna, “bana karşı varlığım“ dır. Ayna, Hafıza tanrıçasına adaktır. Yumruklaşmaktır; duruşma salonu, sanık, savcı, yargıç, avukattır. Olgunluk gözcüsüdür. Sakal, bıyık muhbiridir. Dudakların ilk boyanışıdır. Kimi durumlarda, acil yardımdır. Ayna, varlığımızın tanıtıdır. Ayna, sunandır. Ayna olayları karşıtıyla da yorumlamaktır. “Aynası olmasıydı, kadınlar araba kullanır mıydı...” bilmiyorum ama çoğu insan Aynalı Fırın’ın adını dahi duymamıştır, biliyorum. ‘Ayna tutmak’, sokak başından aşkına ulaşmaktır. Bazılarının işi daima aynadır. Ayna, hohlandığında yazı tahtasıdır. ‘Yapmamaya’ kulptur. “İç” yolculuğun başlangıcıdır. İç ağlayışın dış tanığıdır. Ahların ağzı sıkı ortağıdır. Günlüktür. Ruhsal alaboranın onay makamıdır. Aldırmaktır / aldırmazlıktır. Arzulanan yüzü aramaktır. Andırıştır. Ayna, açık avuçtur.
Aynaya bakış, yüzün akordudur.
Ayna; okuyana kartpostal, bakana kayıttır. Bakan’ın pişkin gülüşüdür. -Bildiğin ayna bacanak, gördün mü bak... Hadi bir daha bak bakalım aynaya. Aynaya dair ... Aynanın sırrı arkasındadır. Tüm aynaların sırrı vardır. Yaşanmışlık, zaman içi’ liktir; aynada zaman yoktur. Ayna aynaya baka baka kararmaz. Aynayı karartan ona bakandır. Aynamız karşımızda olsa da, varlığımıza asla karşı çıkmaz. -Sanık, ayağa kalk ! Aynaya bak. Duruşma salonlarında ayna yoktur. Aynaların tartılabilir, tartılamaz ağırlıkları vardır. Ayna, bakışların uzunluk ölçüsüdür. ... İlk aynamı özlüyorum. Başka bir ayna daha... - Bak şu suratına...Bu bakışlar... Aynanı al... bağıra bağıra konuş, anlat, dök içini, kus. Yıldırım çakar bakışlarında hani olur da. Kus olanı. Kus ki, yıldırım çakan gözlü bir aynan olsun. Bakışların aynalaşır da, ayna da olursun hani. Ayna, bakan surata akan yüzdür. Tanıdık, tanımadık, bildik, yabancı... zamansız yüzdür. Bakmış olanın gördüğü artık, aynalaşmıştır. Yüzdür yüzünü zamanın yüzsüz aynasında. Tapınmak aynalaşmak, aynalarda / aynalarla dörtnala. Bakanın bakılanda görüp, bakılanın da bakmasında yarar olduğu sanılan ‘durum’u, bakılana aracısız ulaştırmanın kısa yolu, bakılanı aynaya bakmaya inandırmaktır : -Nasıl bir surat bu? -N’olmuş ! -Baksana aynaya. Aynaya bakış, acabadır.; kuşku kapısını acaba anahtarıyla aç, kapının ardında hakikatin aynası var. Aç da gör, sakın korkma.
İki gözünü yummadan, asla yummadan baktı aynaya. Bir daha...
Okurum aslında [düşündü (ya da mırıldandı)]. - Oku !... Daha güçlü duydu şimdi aynı komutu
-Oku!
Suskun avaz olur mu... Düşündü . Bağıramadı ama avazı çıktığı kadar. Bu görüntü, bu çığlık, bu bakan... Bu ayna... Yumulduydu iki gözü. Sımsıkı, hiç açılmamacasına hani. Sonra âni bir kararla kocaman açıldı. -Ayna, aynaya bakmak da mühimmiş yani, bak okudukça anlıyorum. Hani yani, aynası sağ olsun bu kitabı yazanın. -Tamam artık. Buraya kadar. Gidiyorum. -Yapamazsın; aynalı vagonlarda yolcusun. Bir vagondan başkasına, ama daima aynadasın, ayna... Aynaya bakıyorsun, ayna gibi bakıyorsun, hani yani boş da bakmasan. Aynaya bakış, kopyalanamaz :
Aynaya bakmak için baktı ilkin. Sonra gördüğü için. Sonra da bu satırları
okuyunca...
Ara sıra bakıyor, ara sıra görüyor şimdi; kim aynacı biliyor artık. Bir kadın, bir adam. Uzanmış gülüyor aynacı, gülüyor ta uzaktan. Bir kadın, bir adam, bir ayna. Ayrı uzamlarda, aynı zamanda. Sabah ya da akşam, ak pak aşklar gülüyor. Çıkmaz sokaklarda aynasını arıyor kadın. Adam da. Bir kadın, bir adam, bir ayna...
Aynacıya mızmızlanıyor
Aynada maziyi okuyabilir, bugünü anlayabilir, yarını kurabilirsiniz; yüzünüzü tırmalamadan, fazla makyaj yapmadan da. İş aynam, nikâhsız aynam. Bakışıma yoldaş aynam. Çarşıda pazarda çok amma, illâ da aynam, öz aynam. Kamutay toplumun aynasıysa, ya biz başka bir aynaya bakıyoruz, ya da bu ayna başka bir toplumu yansıtıyor. Ya yanlışlık yoksa... Nasıldır aynada sonbahar. Aynasına gömülmüş olan, baktığı kadar uzak, baktığı kadar yakındır. Ölümcül bir öpüş, aynalaşmak, ölü baharda. Aynacının aynalarından bir aynaya aşık oldum. Yazanlar, okuyanlar, oynayanlar, bakanlar... Ayna Tiyatrodur. Hakkımda yazdıklarımı, aynama okudum. Döküldü sırrı (sırlarım). Kamusal sır sanmıştım. Haydi aynaya, aynanıza ! Ya şimdi, ya hiç bir zaman. Ayna, uykusuza yoldaştır. Tutsaklaştırılan zamandır. Dünya küçük, insan büyük bir aynadır. Ayna – İnsan ... Bir gün insan, varlığını aynasında görmüştür, ya da görür bir zaman nasılsa. Gözünü yummadan bakmış mıdır... ya da bakabilir mi... Bakacak mıdır, bakmalı mıdır??? -Bu kadar uzun bakmazdın bana ! -Daima bakardım, bakarım.
Sırrını aynasıyla paylaşana, aynanın aşınan sırrına bakmak ölüm gibidir.
“ Yüz, ruhun aynasıdır “. Ruhunu satmış olanların aynaları yoktur. Aynalı sazan ... Aynalıkavak ... Aynalı yarim. Sokağa çıkmanın izni aynadadır. Ayakkabının parlaklık ölçüsü aynadır. Arabamız da ayna gibi parlar. Kimi, kimi zaman ayna gibidir. Aynaların hafızaları yoktur (vardır ), (olabilir ). Ayna, umuda çakan bir çift yıldırımdır. Aynacı dükkanında oturan insanı aynacı sanmayın; o, yalnızca o an için orada bulunmakta olan birisi olabilir. Siz bakmasanız da ayna bakar, bakar... sonunda bakışırsınız. Karşılıklı iki aynanın ortasında durup, iyiyi ya da kötüyü gördünüz mü ... Anya; bakışların kördüğümü, ördüğüm öykünün çözümüdür. Aynalar alınır-satılır, kiralanamaz. Ayna mı hakikat, yaşam mı... hakikat olan bakan mı, aynadaki mi... aynaya bakan kim... aynadan bakan?
Ayna, bakana muhtıradır.
Ayna
Aynaya bakış açık bonodur. Aynaya bakış, günün açılış alayıdır.
Ayna, karşılıklı bağımlılıktır. Ayna bakımyurdudur, Ayna başoyuncudur. Ayna bakanla çoğalır. Ayna, çıkarcının, ‘olmazsız’ rakibidir. Aynaya bakış akıl göçüdür, karma fiildir, iki gözün bombardımanıdır. Ayna, adli tatil yazısıdır. Ayna bulmaktır, buluşmaktır. Ayna canlanmaktır, canlandırandır, canlı yayındır; zata mahsus yayındır. Caydırıcılıktır. Aynanın içi zaman üstü, uzam üstüdür. Parasız yolculuktur. Aynaya bakmak harçtan muaftır.
Ayna oyçokluğudur. Övgüdür.
Ayna kişinin baktığına varmasıdır. Vah vah’tır. Aracısız buluşmadır. Vakitli vakitsiz konuşma, patavatsızlıktır. Aynadaki bakanın varisidir. Yan bakana aksi bakandır. Yapayalnız, yapayalnızlıktır. Yüzsüz bırakılan, yüzüstü bırakılamayandır. Daima tanıdık bir yüz bulunacak son bardır. Aynaya bakış, hazır olmak savının ispatıdır. Ayna; -Yakıştı mı? sorusunun onay makamıdır.
Ayna şahsi romandır, dizidir. Ayna sonsuzluk, sorunsuzluktur.
Karşılaşma ...
Yıllar mı, saçlar mı dökülmüş ...
Ayna, hükümdür : Olay günü bağırarak bana doğru hışımla yürüdü; avuçlarını avuçlarıma, alnını alnıma dayadı. Ağladı bir zaman... Ağlaştık. Sonra yumruklamaya başladı. Karşılık gördü kuşkusuz... Oldum olası kırık bakardı aslında. Yüzünü yıllarda yitirmişti, bana bıraktığı da kırıldı şimdi. O aslında...
-Aynasını vuran sanığın, yaşam boyu aynasız bırakılmasına...
Ayna, yaşamın umulmayan bir anında, “Tashihi Karar”dır.
-İlk bakışını, bakışmamızı anımsıyorum... Tanımak için baktıkça, daha bir
yakınlaşmıştık. Sorgulayan bakışlarını asla unutamam; o ıslıklı tıraşlarını
da anmalıyım. Uzunca bir zaman dost olmuştuk.
İnsan ayna; ayna insan oldu / olacak.
AYNACI :
Vakit
İlk insanın aynası Sıkıldığından yarattı ilk insanı, aynası yoktu Aynacının... İlk insanın da. İlk’in Havva’sı da yoktu daha. ‘Bakan’ ya da ‘bakılan’ da yoktu. Boş bakışları yansıtacak başka bir çift yoktu. Sonsuza akıyordu iki kaynaktan bakışlar. Ha açık, ha kapalı; ha ışık, ha karanlık, bakıyor, bakınıyordu.
Adların tümü sunuldu ilk yaratılana. Sonunda Aynacı bir ayna daha yaptı:
- Bu sana yoldaş, bu Havva .
Ansımak için bak aynana dünü, vakit bitmiş olmadan. Gördüğün çizgiyi oku. Yarını yazabilirsin. Günü yaşa. Nanik yap Aynacıya. Yapabilirsin. -Aynan olması koşul muydu sanki ? N’olurdu, aynasız yapamaz mıydın Ayna mıdır yoksa, sana da tanıtı varlığının ?
...
Ya ...
Aynacı
-Öbür dünya ayna (da) mı ... İlk yaratılan insanın ilk gördüğü; Aynacının ikinci aynasıydı.
İlk yaratılan, gördüğü ilk aynada aynacıyı aradı, ancak gördüğünü gördü...
-Aynacı, bana bir ayna daha... Aynacı yok ortada, fazladan bir ayna da yok. Aynacı ayna yapar (yapmıştır), alan aynasını alır (almıştır). Aynasını almış olan aynasıyla / aynasında baş başadır aynabarda. -Aynacı, bana ... Aynacı yol almış, yol satmış. Sonunda tüm aynalar aynacı olmuş. Haham, papaz, imam işsiz kalmış.
-Masal da burda bitmiş (mi?).
Bir masa boşaldı. Bir başkası kuruldu. Kurulmuş bir başka masada konuşulanlar aynaya vurdu : -Ölsün, yok olsun. Mutlaka. Yazılmışlığına inandığı alın yazısına son noktayı koymalıyım. Tabancayla, bıçakla mı... Hayır; bu çok kolay, çok basit, çok sıradan olur. Aynasıyla bir kadın ... aynalaşmakta. Gücü çıkışsa da boğsa mı... Çocukluğunda, anasının çarşafı çamaşır kazanından sıkarak çıkarması gibi... canını çıkarsa mı boğum boğum... Boğmak... Boğsa mı? Çağırmalı, konuşmalı, sandıkta olanı kusmalı ilkin suratına. Ölümü sonra tatmalı. Ölüm, son arzusu olmalı Asım’ın... Ama nasıl, hangi zamanda? Asım - Tamam, ant olsun ki boşanacam Saliha- On yıl akıp gitti, on kocca yıl; ha bugün, ha yakında ...
Oysa şimdi, yani şu son altı aydan bu yana Asuman karısına kapılmıştı Asım.
Kâtil... kilit sözcük... Kâtilin - Sanığın, yani sanık Saliha’nın... Olmuş, bitmiş, bir yolunu bulup Asımı öldürmüştü sanki. Öldürüp, başlayan sabaha konu olmuştu hani ...
Kaynar sular döküldü başından sanki. Aynalar da tam o anda buğulandı.
-Aaa Nuray!! Bak bak bacanak, aynadan bakıyor, bana bakıyor. |