KAYIT - 9 
            Dünya İzleme Bölümü (DİB), Samanyolu projesinin gerçekleştirilmesinden sonra, Galaksi içindeki ürünlerden Dünya'yı izlemek üzere kurulmuştu. Gezegendeki olaylara karışma yetkisi yoktur, görevi yalnızca izlemektir. İzlemek ve rapor etmek. Raporları, Yönetim ve Karar Bölümü'nde değerlendirilir, Yüce her toplantıya katılmadığı için, gerek görülen bilgiler, özet olarak kendisine iletilir.  

            DİB. Başkan yardımcısı ekrandaydı. Durumu özetledim ve sordum; nasıl olmuştu, kim (ler) yapmıştı?. Bölüm (ya da kendisi) sıralamanın değiştirilmiş olduğunu ne zaman fark etmiş, Yönetim ve Karar Bölümü'ne ne zaman bildirmişlerdi ?  
Bir kaç kez ışığını söndürüp yaktıktan sonra, bir solukta söylediği şuydu : Disklerin tebliğ dönemi çok başarılı geçmiş, her şey sonradan karışmıştı. Özel Görevli görevini tam olarak yapmış ve geri dönmüştü. Sorun, disklerin Dünya koşullarına uygun bir disk okuyucusu yapılıncaya kadar saklanmasında ortaya çıkmıştı.  

            -Ve biliyorsun ki, biz karışamazdık diyerek sürdürüyordu konuşmasını: "Görevli bir ara kendi mobil disk okuyucusunu bırakmak istediyse de, Yüce kabul etmedi. Bilirsin, O başından beri, yeni varlığa hep güvenmiştir, varlığın disk okuyucusunu yapabileceğine inanıyordu, şimdi de öyle ya. Diskleri Görevli'den teslim almış olan (Yüce'nin üretilsin dediği, toplantılar yaptığı, önce karşı çıkıp, sonra, tamam, Yüce sensin dediğimiz, şu yeni varlık...Yeni ürün) İlk Tebliğ Görevlisi... 
 

            Söylediklerini anlamaya çalışıyordum. Hata bizim bölümde değildi, rahatlamıştım. Özel Görevli de sırasıyla tebliğ etmişti diskleri, güzel. O halde geriye bir tek Tebliğ Görevlisi kalıyordu. 

            "Tebliğ Görevlisi..." diyerek konuşmasına devam etti başkan yardımcısı, "... O da görevini gereği gibi yaptı. Ancak, diskleri kendisinden sonra teslim edeceği bildirilen varlığı zamanında gönderemediğimiz ve çevresindekilerin de ışık düzeyleri yeterince gelişmiş olmadığı için, diskleri teslim edemeden süresi doldu ve gemiye ışınlandı. Işınlanmadan önce gerçeği söylemek istemiş fakat çevresindekilerden birisi, kişisel kaygılarla, engel olmuştu. Karışmadık, karışamazdık. Geride kalanlar, öğrendiklerini (yazı denilen) Dünya içi iletişim yöntemiyle sonrakilere aktarmaya çalıştılar, ancak, tebliğ sırasına uymadılar. İşte böyle. Şimdi sıkı dur ve söyle, daha önemlisini işitmek ister misin?  

            Daha önemlisi mi... Ne olabilirdi? Tebliğ Programı, amacı, disklerin sırası, ... Her şey alt üst olmuştu. Dahası neydi ki?  

            Başkan yardımcısı, bir sırrı paylaşacak olma kararlılığı ve rahatlığı ile soruyordu şimdi; "daha önemlisini işitmek ister misin ?" Evet demiş olmalıydım ki, duyduklarımla titriyordum : 

            -Disklerin sırasındaki değişikliği -haklı olarak- bunca önemsediysen, tebliğin değiştirilmiş olmasına ne diyeceksin... 

            -Ne! 

            -Değiştirildi... Büyük bir bölümü yani... 

            - !.. 

            - Ve Yüce'nin olanlardan haberi yok!.. 
 

            Disklerin sırası değiştirilmiş derken, duyduklarıma bak... Boş verseymişim. "Boş ver" demişti ya arkadaşım, demiş ve  eklemişti; "ne kadar az bilirsen, o kadar az üzülürsün". Boş vermeliymişim. Haklı mıydı ne? Giderek bir dönülmeze sürükleniyordum işte.  

            Ağır bir yükü paylaşmış olan başkan yardımcısının yüzü, ekranda daha bir ışıklıydı şimdi. Tedirginliği dağılmış, rahatlamış bir yüzdü karşımdaki. 
            - ... olanlardan haberi yok!.. 

            - !..