|
İlk bakışta göze çarpan, salonun büyüklüğüyle, görkemli döşenmişliğiydi. Kırmızının tüm tonları kullanılmıştı. Gücü ve üstünlüğü en iyi anlatabilecek renk bu olmalıydı. Ayrıntılara girmeden söylemek gerekirse; toplantı düzeni, bizlere ayrılan yer ve bir de o çevresi camlı bölüm, kısaca herşey Beyaz Salon'dakinden çok farklıydı. Yüce'nin koltuğunun önüne 7 basamaklı bir merdiven konulmuştu. Yönetim ve Karar bölümü üyeleri için de merdivenin birinci basamağı hizasına, sağlı sollu ikişer koltuk yerleştirilmişti. Özetle, görülen her şey, salonun ve bu toplantının farkını ve önemini anlatmak ister gibiydi. Üyeler yerlerini almışlar, bizler arasındaki huzursuz bakışma ve fısıldaşmalar da azalmıştı ki, yerine ne zaman ışınlanmış olduğunu farketmemiş olduğumuz Yüce'nin ışık bakışlarıyla karşılaştık. Her zaman bakılamayacak kadar parlak olan yüzünü, bugün iyice görebilmemiz için donuklaştırmıştı sanki. Sessizlik... Kırmızı... Camlı Bölüm... Ve... Ve Yüce'nin - Merhaba sevgili ışık dostlarım! seslenişiyle açılan toplantı... Sesinin kırmızıdaki etkisini fark edemiyor, fakat ışıklarımızın koyu kırmızıya dönüştüğünü birbirimizde görebiliyorduk. - Işık dostlarım! Hepimizin beklediği O gün geldi işte. ilk toplantımızda yeni bir varlık üretilmesine karar vermiştik ya... Karar mı vermiştik... Biz mi?.. Yok canım, sadece başımıza gelebileceklerden ve rahatımızın bozulmasından korktuğumuz için; "sen bilirsin, Yüce sensin" demiştik. Hepsi oydu. Karar bizim değil, O'nundu. Bunu kendisi de biliyordu da, nezaketinden olsa gerek; "karar vermiştik" diyordu. Ya... Vermiştik. - Her Bölümü kutluyor ve hepinizi çok sevdiğimi yinelemek istiyorum: Kırmızıya ant olsun ki, evet her birinizi çok seviyorum fakat... Al işte; çok seviyorum'un ardından gelen "fakat ..". Bekle ki arkası hayırlı olsun!.. -..., fakat bu yeni ürünü bir başka... Göreceksiniz ve sizler de çok seveceksiniz. Gördük mü? Yok, varlığı henüz görmemiştik ama, ilk kötü haberi almıştık. "Bir başka sevmek..." de ne demekti? Ne olduğunu anlayacaktık; hem de yerlere kapanarak... |