KAYIT - 1
 
KAYIT - 60 
            İbraniceden Arapça’ya geçmiş bir sözcük: Kurban (Korban). Anlamı; "Yüce'ye yaklaştıran" ya da "kendisiyle Yüce'ye yaklaşılan şey" demekmiş. Tapınma ve kurban yeri... Kurban isteyen Yüce... İstemesindeki hikmet(!). Akıl, önce devenin ayağındaki bağ idi. Son Tebliğ Programı da yasaklamamış kurban kavram ve kurumunu. Koşul mudur Yüce'yi anmak için kurban kesmek? Neden kan görmek isterdi ki, kurban sunulan da, sunan da... Mâdem ki ne eti, ne de kanı Yüce'ye ulaşmaz...  

            Kurban: İnsanlığın bilinen ilk zamanlarından günümüze süregelen bir kavram ve kurum. Hani kurbanı kabul edilmeyen kardeş, ötekini kıskanıp öldürmüştü ya kurban yüzünden (s.80). "Cinayetin nedeni kıskançlıktı", denilip geçilmeli miydi? Ya kurban isteyene ne denmeliydi...  

            Kan; yaşam ve yaşamı kurtarmak için değil midir? "Dikkat dikkat kanamalı bir hasta için çok acele ......grubu kan aranmaktadır..." Kan alıp,kan vermek... bir can için olurdu ancak. 

            Kurban sunmanın, insanlık için ne "derin ve köklü" bir arzu olduğu görüşünü ve bu görüşü savunanları ve kurban sunma arzusunu duyanları anlamıyorum.  

            Gerçek anlamını kavramış olsam da, "Yavrum sana kurban olsunlar" lafını, bir Adem bir Havva'ya söylerken, yine de tuhaf oluyor içim. Hadi dedi ki Havva, "ol"... N'olacak? Bir de, "Yılda kurban bir olur, her gün kurbanım sana" lafı var iyi mi. Kanlı, kurbanlı sevdalı bir toplum... Demokrasileri de...  

            Efendim (bu sözcük sözlüklerden çıkarılmalı, insan insana efendi olmaz, olmamalı; dil alışkanlığı da diyemem ki, daha yeni yeni öğreniyorum bu dili. Hadi, 'sayın okurlarım' diyeyim. Bakalım kimler okuyacak. Okuyan olur da...). 

            Sayın okurlarım (hah bu oldu işte, tam bir yazar gibi). Evet sayın okurlarım, "Kurban kes" buyruğu yalnızca Yüce'nin elçileri içinmiş de, tüm insanlara zorunlu bir buyruk değilmiş, fakat keserlerse, "bir sünneti icra" etmiş olurlarmış (Öbür sünneti de yazarım belki, bu sünnet başka, aman karıştırılmasın). Yüce korkusu ve sevgisi için de olsa kurban etmek, kan akıtmak niye... Hem neden, önce "Yüce korkusu"... Sevgi olmalı, hem yalnızca sevgi. İnsan, deveyi "ön ayaklarından biri bağlı olarak ayakta boğazlarken..." (canlandırın sahneyi gözünüzde, hatta resimleyin tuvalde) nasıl Yüce'nin ismini anabilir... devenin nasıl kesileceği konusuna bile Yüce'yi nasıl karıştırabilirdi...  'Son Tebliğ Programı' elçisinin de, "Boğazlamayı güzellik ve merhamet ölçüleri içinde yapın" demiş olduğunu da okudum. Deveyi, bir ayağı 'akıl'la bağlı deveyi, ayakta öldürürken (boğazlarken) "güzellik ve merhamet" sözcükleri... 

            Ey, "kış aylarının yağmur getiren, fırtınalı güney rüzgârı" Notos!.. ilettin mi Yüce'ye, ayakta boğazlanan devenin şu yakarışını ..: "Sen ey bin bir adlı Yüce, sen herş eyin hâkimi, dünyanın efendisi, sen ey her şeyi isteğine göre yönlendiren Yüce, selâm olsun sana!"... Ey Toprak Tanrıçası 'Demeter'; ayakta boğazlanan devenin kanı mıdır Devedikeni'ne yaşam veren... Ve hey Mısır Kralı Busiris; ülkeni dokuz yıldır süren açlıktan kurtarmak için de olsa, her yıl Zeus'a bir yabancı erkek sunmanı, 'çözüm' diye öğütleyen Kyproslu kâhini, hem de önce onu, yine de kurban etmeseydin. İşin özü,  "Ticaret" sanırım.