KAYIT - 1
 
KAYIT - 6
            Gün, gündüz, gece, sabah, zaman gibi laflar kullandığıma bakmayın, bulunduğumuz yerde böyle kavramlar yok, ne demek olduklarını da tam bilmiyorum. Dünya Bölümü'ndekilerden işitmiştim; bir tümün sanal bölünmüşlüğü gibi bir şeymiş. Ben de bu anlamda ve anlatım kolaylığı için kullanıyorum. Notlarımda sizlere yabancı gelmemiş ve gelmeyecek sözcük ve benzetmeleri de yeni yeni öğreniyorum.

            İlk toplantının Yüce'nin zaferiyle! sonuçlanmış olmasını, hepimiz bir mutlu son olarak düşünmüştük. Ve madem ki sonuçta O'nun istediği olacaktı (ve olmuştu da), ne gerek vardı toplanmamıza. Neyse, hiç değilse, böyle bir toplantının gereksizliğini Yüce de anlamış olmalıydı. Ve bir daha da yinelemezdi kuşkusuz. Yanılmış olduğumuzu anlayacaktık. Hem de çok yakında...

            Bir çok Çalışma Bölümleri, bunlardan oluşan Üst Bölümler, ve en yukarda da Planlama ile, onun üzerindeki Yönetim ve Karar Bölümü; çalışma düzenimizin şematik yapısı hakkında bir fikir verebilir sanırım. Yüce, Yönetim ve Karar Bölümü'nün başkanıdır. Her şey O'dur, O'nundur, O her şeyden sorumludur, herkes O'na karşı sorumludur. Yardımcıları olmadan işleri yürütemeyeceğini bilir bilmesine de, dediğim dedik huyundan da vazgeçmez yine. Belki de Yüce olmanın / olabilmenin gereği bu.

            Bizim bölümün çok önemli olduğunu söylersem, abarttığımı sanmayın sakın. Planlama'nın çalışmalarını yaşama geçiren, sonuçta bizim yaptığımız programlardır. Programlanmamış bir ürün düşünülemez bile... Örneğin Samanyolu Galaksisi dediğimiz ürün paketi, bölümün gurur kaynağıdır. Galaksi içindeki her birimi, tüm ayrıntılarıyla biz programlamıştık. Var olan boşlukta Plan'ı görülür kılmak, görülende Oluşum'u başlatmak ve sonra da izlemek; tüm yorgunluğumuzu unutturan bir başarıydı. Evet başarmış, düşünceyi maddeye dönüştürebilmiştik. Yüce tüm Bölümleri kutlamış, ödüllendirmişti.

            Ah o Yüce!.. Dediklerine göre biz ışık varlıklar, Oluş'un ilk zamanlarındaki ilk sıkıntısının ürünleriymişiz. Yüce'nin yaratıcılığı sıkıntısından kaynaklanıyordu anlaşılan. Sıkılıyor üretiyor, üretiyor sıkılıyordu demek. Bakalım şu bedenlenmek istediği varlıkla ne kadar oyalanacak...

            - Dikkat dikkat! Toplantıya çağrıdır. Tüm birimler, derhal Kırmızı Salon'a...

            Anlamsızca bakıştık... Hepimiz aynı şeyi ve aynı anda mı hatırlamıştık... O ilk toplantı çağrısını.. ama o Beyaz Salon'daydı. Hayır bu... Bu yeni bir çağrıydı... İKİNCİ TOPLANTI MI!.. Şimdi mi, yine mi... Neden?

            Paydos sireni henüz susmuşken, toplantı haberi meteor yağmuru gibiydi. Gidilecekti, çaresiz. Ve gittik de.