KAYIT - 56  
            Şu Türkiye dedikleri ülkeyi, halkını ve dilini tanıyıp öğrendikçe, önce bir sözlük yapmaları gerekir diye düşünüyorum. Ama esaslı bir sözlük. Evrensel kavramların çarpıtılmamış karşılığını bulabileceğiniz bir sözlük. En uzak köyünden, kent merkezine değin, insanlarının ağzından çıkan her sözcüğü de içeren; tarihsel ve yüklenmiş yeni anlamlarıyla, argosuyla, yöresel söylenişiyle, vurgusuyla, örtülü ve açık anlamlarıyla... Yeni bir sözlük. "Konuşan Türkiye" istiyorlardı bir zaman. Şimdi konuşuyorlar. Her biri, aynı kavramı, kendince yorumlayarak, çoğu zaman da çarpıtarak konuştuğu için de anlaşamıyorlar. Her açık oturumda, önce birer sözlük dağıtılmalı konuşmacılara. 

            Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş bir sözcük, "Cumhuriyet". "Cumhur"; sözcüğü halk kalabalığı, halk, başsız kalabalık, belli bir sınıf insan anlamlarına geliyor. (Soldan sağa) -Tarihte Cumhuriyet sözcüğüyle anılan bir kent devleti: "Venedik Cumhuriyeti". (Yukarıdan aşağıya) - 19 yy.'da "seçilen başkanla yönetilen halk" anlamı yüklenmiş olan sözcük: Cumhuriyet. Bulmaca dedikleri sözcük oyununu yeni öğrendim de. 

            Şûra, konuşma yeri ve konuşma için toplanma anlamlarına geliyormuş. Yine Arapça’dan geçmiş Türkçe’ye. "Dinin verilerine aykırı olmamak koşuluyla"(?) şûra sözcüğü, "Demokrasi" diye de anlamdırılabilirmiş (!). Yine demokrasi, ah o demokrasi. Bu sözcük, ne Türkçe ne de Arapça. Yunanca "demos- halk" ve "kratos- iktidar, erk" sözcüklerinin kaynaşmasıyla oluşmuş. "Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi" demekmiş.  

            Zeus'a, tüm tanrı ve tanrıçalarına ve onlar adına hareket ettiğini söyleyen tüm yeryüzü krallarına başkaldırmıştı insan. Ve evet,  insana özgü bir düzendi, bu "Demokrasi" dedikleri. 

            Adem ve Havva'dan, Zeus ve Hera'ya... Neler görüp yaşadı şu insan; göklerde aradığı Tanrıyı kendinde buldu ya sonunda. Bir yönetim biçimi ki; ne tam tanrısal ne de şeytanî...  Demokrasi!.. 

            Baş ağrısının 13 ana başlık altında 130 çeşidi varmış. Türk insanı baş ağrısı için doktora gitmiyor, kendisi ilaç kullanmayı yeğliyormuş. "Gerilim", migrenden sonra gelen baş ağrısı nedenlerinden en önemlisi imiş. Hiç sevmedim bu "gerilim" sözcüğünü. Gerinmek hoşuma gidiyor. Demokrasi sözcüğünün yanına bir parantez açılsa, bence "gerinmek" uygun düşerdi; şöyle kesintisiz bir uykudan  sonra, gökyüzünün maviliğinde, kimisi ak pak, kimisi gri; kimi yerde salınan, kim yerde koşan bulutların altında, ruhunun taa derinliklerine değin ulaşan çok sesli bir müzik eşliğinde gerinmek. Gerinebilmek... Demokrasi bu olmalı.  

            Cumhur, Cumhuriyet, Demokrasi gibi, artık din dışı (seküler) olmuş (olmuş olması gereken) kavramlar, 20.yy. dedikleri zaman dilimi sona ermek üzereyken, "dinin verilerine aykırı olmamak"(!) koşuluna bağlanabilir miydi? Ne "dinin verileri" ne de din dışı kavramlar, toplumsal baş ağrısına neden olmalıydı. Din; inananlarınca bireysel  dirlik ve esenlik içindi. Ve demokrasi de; "farklı inanç ve düşüncedeki" insanları bir arada yaşatabilmek sanatına (buna politika da denilebilir) en uygun bir ortamdı. Demokrasiye ulaşmanın da, demokrasi içinde yaşamanın da var olan evrensel koşulları arasında, "dinin verilerine uygunluk" gibi bir koşul asla yoktu. Olduğu söylenirse, baş ağrısı nedenlerine bir yenisi eklenmiş olurdu.