|
Kimileri çağdaş demokrasinin, göze alınması gereken bir "risk" olduğu görüşünde imiş. Kendisinin yok olması riskini de göze alarak, neredeyse "sonu başından belli her girişim", demokrasinin gereği olarak, özgür olabilmeliymiş. Demokrasi anlayış ve uygulanışının sınırlarını genişletmek; bir balonu asla patlatmadan, patlamamasına özen göstererek şişirmek, daha çok şişirmek gibi ise sorun yok, dikkatli, çok dikkatli olmak yeter. Yok eğer, balonun patlayacağını bile bile, dahası patlatmak için, açık seçik, yakın ve somut yok edici girişimlerde bulunuluyorsa, yine de bu riski göze almak, çağdaş demokrasinin ve demokrat olmanın gereği mi sayılacaktır? Ya da şöyle sorayım; demokrasi, her gün yapılan ve "kendi varlığına" yönelik bir halk oylaması mı olmak zorundadır? Çağdaş denilen demokrasi, bunu mu istiyor gerçekten? Doğrudan kaynağı ile dinin, kamusal buyruk ve dayatmalarıyla, kamusal düzene karış(a)maması gerekir. Dinin, "inanç ve tapınmanın" bizzat bireyin kendisince "bireysellikle" sınırlandırılabileceğini kabul etmesi gerekir. Dinin, "tek ve yeryüzüne egemen olmak" gibi bir savı taşımaması gerekir. Gerekir ki, yurttaşlık bilincine erişmiş bir toplumda, "çatışma ve uzlaşma" rejimi olan demokrasi serpilebilsin. Demokrasi; içeriğinin zenginleştirilmesine yönelik, özgürce dışa vurulabilen, her düşüncenin filizlenebileceği en uygun bir yönetim biçimidir. Ve demokrasinin (doğası gereği gerekçesiyle) her tür riski göze alması; ancak, "Dünya işlerini düzenlemek" savından sıyrılmış bir din karşısında istenebilir. Risk almak; "bile bile lades" değildir. |