KAYIT - 47 
            Aşk sözcüğü; öğrenmekte olduğum Türkçe denilen bu dilde, "Sevi" sözcüğü ile karşılanıyor. Aslı, bir başka dünya dili Arapça’da "Işk" iken; dile uymuş, uyarlanmış, AŞK olmuş. Sevgiyle ilişkilendirilerek tanımlanıyor sözlüklerde: Sevme, eğilim duyma, yönelme, bağlanma. 

            Aşk ve sevgi... İlkinin içinde ikincisi tüm anlamıyla varmış, fakat ikincisi  mutlaka ilkini içer(e)miyormuş. 

             Aşk ve aşık olmak, tümüyle insansal bir olay. Tebliğ Programı'nda bu sözcük yok. Karşılıklı çekimle başlayan, kimyasal uyumla süren, zincirleme bir etkileşim. Aşk ve kimyası, kişiye / kişilere ve ilişkilere özgü ve özel. 

            Adem ve Havva aşık değillerdi. Değişim Kabini'nde, ancak birbirlerini keşfetmeye çalışırken, birleşmiş olmalarının içgüdüsel olduğunu düşünüyorum. Birbirlerine düşman olarak kovulmuşlardı. Yeryüzünde birlikte olmaları bir zorunluluktu.  Onlar, yeryüzünün ilk aşıkları değillerdi.  
Aşkı çok sonra yaşadı insan. 

            Denetimsiz, denetlenebilinemez, engel ve buyruk tanımaz bu yoğun duyguyu, aşkı, Yüce'nin anlaması olanaksızdır. Ve aşk, insanın Yüce'ye yeryüzündeki ilk başkaldırışı ve ilk utkusudur, kovulmuşluğunun acısını çıkarırcasına. Demokrasiye de aşık olunamaz, Yüce'ye de. Aşk soyut bir kavram değil somuttur. Beş duyuyla yaşanır ancak. Aşkın kimyası  emilen dilde, içilen tükürüktedir.              

            İnsanlaşmak istiyorum.