KAYIT - 1
 
KAYIT - 44  
            Tebliğ Programı'nın değişik yorumlarına dayanan "Devlet" kurma çabalarına engel olunmasını, kimileri; "temelde ve ilahi iradenin beklentileri açısından bakıldığında son ve ideal çözüm olmamakla birlikte insanın yoğun zulümler altında inlemesini bir ölçüde durduran ve insana kendine gelme imkanı veren bir gelişme..." olarak değerlendiriyor, ancak, Yüce'nin "Dünya hayatından uzak tutulmasını" da doğru bulmuyorlardı. Bu düşüncede olanlara göre; dini, Yüce'nin "iradesine uygun şekliyle ortaya getirmek üzere yepyeni bir süreç başlatılmalı", o vakte kadar da mevcut ortam korunmalı ve olanaklarından yararlanılmalıydı. Tebliğ Programı'na dönüş ancak bu yolla sağlanabilirdi. 

            Madem ki Tebliğ Programı'nda insanın dünyasal yaşamına ilişkin, hemen her konuda hüküm vardır, o halde bu hükümlerin uygulanması zorunlu ve yeterlidir; insan ürünü, hele Yücesel buyruklara aykırı yasalara asla izin verilemez diyenlere göre, "Yüce'nin indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileri..." idi.  

            Yüce'nin indirdiğiyle...  

            Neydi Yüce'nin indirdikleri... Cinsel yaşamdan, evlenmeye, boşanmaya, mirasa; ticaretten, tanıklığa; suç ve cezadan, devlet düzenine ve devletler arası ilişkiye değin, tümüyle Dünyasal konulara ilişkin hükümler değil miydi? Ya dinsel hükümlerle hükmetmek istemeyenler kimdi? Dinleri, kişilerin inanç dünyalarında bırakalım, kamusal konu ve alanları bizler, birlikte yapacağımız yasalarla düzenleyelim diyenler değil miydi?  

            Yüce-Şeytan savaşına konu ve taraf olmak istemeyenler; "insanız, Dünya hepimizin, ortak paydamız din olmasın" diyenler, kimseyi suçlamazlarken; kafirlikle! suçlanıyorlardı.  

            TV. de başı örtülü (türbanlı) bir genç kız heyecanla konuşuyor, "ben avukatım, duruşmalara, inancım gereği başım örtülü olarak girmek istiyorum, izin vermiyorlar; bu bir zulümdür, insan haklarına aykırılıktır..." diyordu. Birisi de soruyordu ona; "her yerin, her mesleğin bir kuralı olduğunu bilmiyor musunuz... Örneğin ben, sizin inancınızın tapınağına istediğim kıyafetle, başım açık olarak girebilir miyim? Dahası siz, bir avukat olarak, bugün inancınıza uygun kılıkla yargıcın huzuruna çıkarsanız, yarın da yine aynı gerekçeyle, kutsal kitabınızdaki hukuksal hükümlerin uygulanmasını istemeyecek misiniz? Böylece, kişisel inançlarınızı kamusal alana, hem de kamusal nitelikteki bir mesleği kullanarak taşırmış olmayacak mısınız...." ve devam ediyordu,  "Yüce'ye ulaşmak amaç ve gayretinde olan nice dinler vardır ki, hemen hiç birinde yeryüzü kuralları yani hukuk yoktur. Bu nedenle de, inançlarını giysileri ile dışa vurmalarında kamusal bir sakınca söz konusu değildir. Oysa sizin inancınız, örneğin kadının yürümesinden, örtünmesine, hemen tüm dünyasal konuları kucaklamak isteyen bir sistemdir. Bu sisteme inananlar için türban, inancın gereği olmaktan çıkmış, sistemin simgesi olmuştur. Giyim kuşam özgürlüğünü sözde savunarak, ona sığınarak, dinin hiç bir şekilde kamusal alan ve konulara taşmasına ve taşırılmasına kuşkusuz izin verilemez."              
Başörtüsü, giyim kuşam... Görünüşte masum! ve "Melekçe" bir bahane galiba.