KAYIT - 40 
            Yıldızları göremiyorlar artık. Gecelerini kavuniçi, çelik beyazı yüksek basınçlı sodyum ve cıva buharlı ışık kaynaklarıyla aydınlatıyorlar. Evet, giderek daha çok renklendirip aydınlatıyorlar Dünya'yı; kentlerini, sokaklarını... Minik halojen lambalarla gün ışığını evlerine taşıyorlar. 

            Yıldızları unuttular. Gece haberlerini izliyorlar, uzungöreç (televizyon) dedikleri ilkel bir ışık kutusundan (şimdilerde o kutuya uygun özel bir yayın kanalı oluşturmaya çalışıyoruz. Özel gözler! için). Yıldızlar sanki eskisinden daha uzak insana.  

            Gemicilerin de, pilotların da gözleri radarlarında; bakmıyorlar yıldızlara artık. Yıldızlar... Onlar ki, bir zamanlar "karanın ve denizin karanlıklarında" insana klavuzluk etmişlerdi. Yaratılmış olmalarının Dünya dışı anlamını kavramaya çalışanlara da. 

            Tebliğ Programı'nda şifrelemiş olduğumuz kimi disklerin anlaşılabilmesinde, Gözlemevleri umudumuz olmuştur hep. Bugün de öyle. Gözleyen insan, yeryüzündeki kanıtları "söylemek istedikleriyle" görebilse, duyabilse; çağdaş aygıtlarla baktığı yıldızların "mesajını" da anlayacak. Şimdi unutulmuş, çok çok uzak, "söylence" dediği uzak geçmişinde olduğu gibi.  

            Güneş, Ay, Yıldızlar; bir dönem insanın Yüceleri olmuş, "Dönüş"ün işaret levhaları! Ah şu insanlar yeniden baksalar onlara. Güneşi üstün sandılar yıldızlardan; bir dönemin Yücesini, nicedir tapınma vaktinin göksel habercisi bildiler. Oysa o yıldızlar... 

            Hele o yıldızlar ki;  onlara bakarak, hareketlerini izleyerek, Dönüş Yolu'nun rotasını çizebilmiş toplumlar da gördüm; "çok Yüceli" denilen Dünya  zaman dilimlerinden birinin insanlarıydı onlar. Ne güzeldiler.  

            Orion'un yedi parlak yıldızı aşkına baksalar göklere, görmek için baksalar, çıksalar kent dışına. Bıraksalar en çok izlenme oranlarına konu olmayı, hiç değilse bir gece.  

            İnsanları giderek daha çok seviyorum (Dosya öyle ilginç ki, Dünya İzleme Bölümü'ne atanmamı isteyeceğim).  

            Uzaya açılan insan, yıldızlardaki bilgileri öğrendikçe, onların yeryüzündeki izdüşümlerini (kanıtlarını) göremediğine şaşıracak ve üzülecek, biliyorum.   

            Karanlıkta konuşur yıldızlar, dinleseler. Yıldızların ardından gitmiş olan toplumları yeniden araştırsalar; dönüş yolunu bilenleri... 

            O yedi yıldızdan oluşan Ülker, Boğa Burcunun boyun yerinde, adı Alcyone olan en parlağının çevresinde toplanmış olan küme. Süreyya da diyorlar ona. Ah, bir çözebilseler söylediklerini.  

            "Silinip süpürülen" yıldızların ışıklarındadır, disklerin şifreleri ve insanın bir süre daha ulaşamayacağı uzaklıkların gizemleri. Planlandıkları sürenin sonunda onların da ışıkları söner. Hüzünlüdür her ölüm gibi. 

            Orion'un rotasına baksalar. Yıldızların doğup batma, kayıp düşme noktalarına... İzdüşümleri yeryüzünde hepsinin, görseler. Venüs'ü de hatırlasalar, Harut'la Marut'u baştan çıkaran Venüs'ü... 

            "Sevişmek ah ne hoştur, yıldızların altında"... Bayılıyorum bu şarkıya, ışıklarım bir hoş oluyor.