|
Işık sabahı, duyulmaması olanaksız bir anonsla başlamıştı : "Dikkat dikkat! Program dışı toplantı çağrısıdır. Lütfen, derhal Beyaz Salon'a...". Ne toplantı havasındaydık, ne de tahmin yürütecek durumda. Ancak ne gitmemek söz konusu olabilirdi, ne de geç kalmak. Beyaz Salon'daki şaşkınlık ve merak karışımı fısıltılar, Kırmızı Küre'nin aydınlanmasıyla kesilmişti. Yüce doğrudan beyinlerimize sesleniyordu : - Işık varlıklar, hepinize merhaba! Böyle bir toplantı ilk kez yapılıyordu. Üstelik Jüpiter şenliklerinin ertesinde... Üstelik tatil olduğuna bakılmaksızın... Önemli, hayır çok önemli olmalıydı. Merhaba Sözcüğü, dalga boyunun tüm şiddetiyle beynimizde yankılanırken, Yüce devam ediyordu : - Işıklarım, yeni bir varlık, fakat bu kez O'nda bedenleşebileceğim bir varlık üretilmesini istiyorum. Kararımı bilmek hakkınızdır, ne dersiniz ?
Gecenin yorgunluğu, tatil, toplantı, yeni bir varlık... Yeni bir varlık
mı? Ne, nasıl yani? Bizlerden başka... Ve ne dermişiz... Ne denirdi ki?.
Gün zorlu başlamıştı. Eğlenmiş olmanın faturası mıydı bu? "Aman Yüce, yani
bu kadar mı önemliydi, bu acele niyeydi ?" demek istediğimi düşünüyorken;
yanıp sönen Sarı Küre'nin yanıt süresinin bitmekte olduğu uyarısıyla toparlanmaya
çalıştım. Diğerleri de aynı durumdaydı. Bir yanıt verilecekti... Yeni bir
varlık mı? Bence de, bizce de hayırdı. Hayır.
- Hayır, ne gerek var, bizler sana yetmiyor muyuz ?
Tıslamayı andıran yanıtımız, bizlerden Yüce'ye, bir asma köprüydü. Ve üzerinde dün gece, eğlence, yorgunluk, bir de denilmiş bir "Hayır" duruyordu... - Benden daha iyi mi bileceksiniz? Sarsılan köprü müydü... - Sizin bilmediklerinizi ben bilirim, ben. Yıkılan biz miydik, köprü mü? Yüce kükrüyordu, "Ben bilirim". Doğru mu doğru. Hadi bakalım, yedik mi yıldızı! Yüce'nin özellikle son günlerde çok sıkıldığını, Yönetim ve Karar Bölümü'nde herkesi haşladığını duymuştuk, ama doğrusu bu kadar öfkeleneceğini de kimse tahmin edemezdi. Bu sıkıntı, bu öfke... Yeni varlık mıydı tüm bunların nedeni? Al işte, daha ortada yokken, konusu bile başımıza bela olmuştu. Doğrusunu söylemiştik. Evet, yeni varlığın ne Yüce'ye ne de bize, hiç bir yararı olmazdı. Gerek de yoktu ayrıca. Ama direnmek, cezalandırılmayı göze almak olurdu. Değmezdi. Öyleyse, vermeliydik istediği yanıtı. "Yüce sensin" diyerek başladık söze, "Bize ne öğrettiysen, onu biliriz ancak. Bizimkisi bir düşünceydi yalnızca, doğrusunu kuşkusuz sen bilirsin". Oh be, O yumuşamış, biz de durumu kurtarmıştık. Ne hali varsa görsündü şimdi. Toplantının bittiğini bildiren Yeşil Küre'nin aydınlanmasıyla dağıldık. Karar verilmişti: Çalışmalara derhal başlanacak, yeni bir varlık üretilecekti. Yüce'nin bedenleşebileceği!.. |