KAYIT - 39 
            Adem bir yetişkin olarak yaratılmıştı. Havva da öyle. Çocukluk dönemini yaşamamışlardı. Çocukları olunca çok şaşırdılar. Hem de nasıl! Bir insanın yaratılışına tanık olmuş ilk (diye bildiğimiz) insanlardı onlar. Ya o Havva'nın çığlıkları... Yeryüzü bu sesle biçimlendi desem abartmış olmam. İkinci doğumda daha bir  deneyimliydi ikisi de.  

            Ölüm anlatılmamıştı onlara. Kovulduklarında, "Bir vakte kadar yeryüzünde kalacaksınız" denilmişti yalnızca. Ölümü bilmiyorlardı. Oğullarından birisinin diğerini öldürmüş olduğunu duyuncaya değin...  

            Dünya Dosyası'ndaki bilgilere göre, "Kurban!!!" yüzünden çıkmış kardeşler arasındaki "ölümle sonuçlanan" tartışma: İkisi de birer kurban sunmuşlar (kime diye sormayın, kayıtlarda bu konuda bir bilgiye rastlamadım; ancak, Yüce'nin böyle bir talebi olmadığını / olamayacağını biliyorum).  

            Kurban sunulan (?) nedense birisinin sunduğunu kabul etmiş, diğerininkini etmemiş. Bunun üzerine kurbanı reddedilen kardeş diğerine öfkelenmiş (neden!), dahası saldırmış (niye!), saldırırken de haykırmış; "seni mutlaka öldüreceğim" (Hiç anlamadım niçin !!!). Diğeri (kendisini korumaya da çalışmamış), "beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım" demiş ve eklemiş, "ben Yüce'den korkarım".  
Yüce'nin böyle bir durumda teslimiyet beklediğini de hiç sanmıyorum. Üstelik, verilen canın korunması gerekmez miydi? Saldırıya uğrayan devam etmiş, "ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası" demiş (adeta işlediği günahlarının (!) cezasından bu yolla, öldürülerek kurtulmak istiyorcasına). Saldırmakta olana da bu sözler yetmiş ve öldürmüş kardeşini. Şeytan'ın, "sor, sorgula, düşün" öğüdüne uymadan, kurban isteyeni sorgulamadan, öldürmüş. 

            Adem ve Havva, "Ölüm ve öldürmeyi", olayı duyup kavramaya çalışırken öğrenmişler, yıkılmış bir durumda.  

            "Derken Yüce, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga" göndermiş. "Vay be! Şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım" demiş kardeş katili. Öldürdüğüne de pişman olmuş ama. 

            Sözde, Tebliğ Programı'nın sonraki disklerinde, bu korkunç olayla bağlantı kurularak, öldürmeye ancak; öldürülen bir kişiye karşılık ya da yeryüzünde bir fesat nedeniyle olması halinde, izin (!) verilmiş olduğunu da okudum (!!!). Dehşete kapıldım. Nasıl olurdu böyle bir şey? Hele ölüm cezasının, "ellerle ayakların çaprazlamasına kesilerek" de uygulanabileceği, tüm ışığımı titretti, söneceğimi sandım. Dünya İzleme Bölümüne sordum; "kesinlikle böyle bir izin verilmedi / verilemez. Yüce, sevginin ve yaşamın ışıksal kaynağıdır, öldürmenin değil" dediler. Bence de. Çok üzgünüm, Yüce de.